Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Tatmin olmayan ruh, sürekli öğrenme hastalığı

Gökhan Akçura ile çalışma tarzını, “Ivır Zıvır Tarih” dizisi kitaplarının oluşumunu, aşka bakışını ve yeni projelerini konuştuk…

sürekli öğrenme, kariyer öyküsü, ıvır zıvır tarih, gökhan akçura

TATMİN OLMAYAN RUH, SÜREKLİ ÖĞRENME HASTALIĞI

Türkiye’de bu alanda sınırlı sayıdaki yazarlardan biri Gökhan Akçura… Çok geniş bir çizgide, kendisinin dağınık bizim ise zengin diye tanımladığımız bir kariyer öyküsü var. Sürekli hayatta yeni bilgiler içinde dolaşmak, çok farklı alanlarda gezerek bu birikimleri okurlarıyla paylaşmak onun işi…

Gökhan Akçura ile çalışma tarzını, “Ivır Zıvır Tarih” dizisi kitaplarının oluşumunu, aşka bakışını ve yeni projelerini konuştuk…

Reklam ve senaryo yazarlığı, yayıncılık, editörlük, İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda dramaturg, serbest araştırmacı, yazar, radyo program yapımcılığı… Neden bu kadar çeşitlilik diye sormak istiyoruz?

Bazı insanlar derinlemesine araştırmayı ve sınırlı konular çevresinde daha minimal tatmin alarak yaşamayı seçerler. Bazıları da sürekli yeni şeylerle uğraşmayı tercih ederler. Ben, işte bu türden bir tatminsiz ruha sahibim. Bu duruma daha farklı bir bakış açısıyla, çok meraklı olmak gibi olumlu bir noktadan da bakabilirsiniz.

Tatmin olmayan ruh, her şeye burnunu sokma ve sürekli öğrenme hastalığı…
Türkiye’de tek bir mesleğe saplanıp kalmanın insan kişiliğini yok edici yanları olduğunu düşünüyorum. Tek alanda kalırsanız bir süre sonra kendi kendinizi tüketmeye başlıyorsunuz ve başka insanlara tabi oluyorsunuz. İş dünyasında benim gördüğüm olgu budur. İnsanlar işlerinin esiri oluyorlar. Ben hiçbir zaman işimin esiri olmak istemedim. Bu yüzden her zaman, dört beş işi elimde tutarak, kendimi geliştirmek şansını elimde tuttum. Böylece istediğim an kaçmak, işimi bırakmak, her şeyi terk etmek şansına sahip olmak istedim.

Özetle, bu dağınıklığımın ruhsal ve parasal nedenlerden kaynaklandığını söyleyebilirim.

Yaratıcılığın da etkisi yok mu?

Ben hiçbir zaman gerçek anlamda bir yaratıcı olmadım. Olmayı da istemedim. “Seçseydim olabilir miydim?” Zannetmiyorum… Belki o yüzden hep araştırmayı seçtim. Gerçek bir yaratıcı yazar olmak için genetik, doğuştan gelen özelliklere sahip olmak gerektiğine inanıyorum. Fakat bugün Türkiye’de yazar diye geçinenlerin yüzde doksanında bu özelliklerin olmadığını açık sözlülükle belirtmek isterim. Bugün, benim işimle ilgili bir değerlendirme yapmak gerekirse, esas olarak yaratıcı olmadığımı ve özünde iyi bir toplayıcı olduğumu söylemem doğru olacaktır.

Peki bu (dağınıklığın) zenginliğin ortak paydası var mı?

Merak ve sürekli öğrenme açlığı. Belki bu, dünyanın çok renkliliği ve çok katmanlılığını sürekli tatmak istememden geliyor.

Burada bir parantez de açmak lazım. İnsanların iş yaşamlarına körü körüne bağlılığı, ve bunun yarattığı tek boyutluluk beni hep rahatsız etmiştir.

Dünyanın bu inanılmaz çeşitliliği içinde, yaşadıkları okyanusda yüzmekten kaçınmalarnı anlayamıyorum. Kendi dünyalarının dışındaki bilgilere, zenginliklere açık değiller; birkaç konuya sıkışıp, hayatlarını bunların etrafında geçirmeye kendilerini mahkum etmiş durumdalar.

“Ben bir araştırmacı ve toplayıcıyım” diyorsunuz. Bize bu tarza yönelmeniz ve çalışma tarzınızdan bahseder misiniz?

Aslında çalışma tarzıma geçmeden önce, benim araştırmacı ve toplayıcı yanımın çocukluk yıllarımdan başlayan, gençliğimde gelişen ve aldığım eğitim ile şekillenen bir durumun sonucu olduğunu söylemek doğru olur. Çocukluğumda ve gençliğimde eline ne geçerse okuyan tiplerdendim. Yararlı yararsız her tür bilgiyi kafama sıkıştırırdım (hâlâ öyleyim ya…) İlkokulda öğretmenin beni ayaklı ansiklopedi gibi kullandığını hatırlıyorum. Evimizde ise dergi ve gazete eksik olmazdı. Orta halli bir aileydik, ama benim okuma tutkumu ellerinden geldiği kadar desteklerlerdi. İlkokuldayken semtin Çocuk ve Halk Kütüphanelerini keşfetmiştim. Okuldan çıkar, kütüphaneye kapanırdım. Bu okuma tutkum gençliğimde de sürmüştür.

Dramaturg olmamın ise önemli bir yeri var. Bilineceği gibi dramaturgi bir yönüyle, tiyatro eserlerinin konularını ayrıntılarıyla incelemektir. Oyunlar da tahmin edilebileceği gibi, birbirinden değişik bir çok konuyu çıkış noktası alabilir. Araştırmacılığımı oyunlara uyguladıkça, metinlerin daha net ortaya çıktığını gördüm hep.

Çalışma yöntemime gelince… Hem var, hem yok. Dediğim gibi aklımda ve bilgisayarımda bir çok konular var. Uzun bir liste bu. Hemen yeni maddeler katılmaya da açık. Onlarca yıldır kütüphanelerde çalışarak biriktirilmiş bibliyografik künyeler ve notlar var bunlarla ilgili. Sahaflardan, eskicilerden alınmış ve sürekli alınan eski dergiler, kitaplar, broşürler var. Bir konu etrafında malzeme birikmeye başlayınca, yakın dönem yazı gündemine kendini aldırır. Ona bir dosya açarım. Kupürler, kesilmiş ya da fotokopisi alınmış eski makaleler, yazılar buraya girer. Efemera türünden her türlü ilgili malzeme de ardından dosyaya eklenir. Kitap arkalarında ilgilendiğim konulara yönelik yaptığım kişisel dizinler, konu açısından elden geçirilir. O ne yazmış, bu ne söylemiş diye kütüphanem altüst edilir. Bütün bunlar da çok düzenli, çok sistematik olmaz aslında. En sonunda yazma noktası gelince, oflaya puflaya bilgisayar karşısına geçilir, bütün bilgiler ekrana dökülür. Kesilir, biçilir, yeniden yazılır ve son haline getirilir. Yazarken çok altı çizili sonuçlara ulaşmaya, yazdıklarımın arasından ana fikir çıkarmaya uğraşmam.

Önceden vardığım bir düşünceyi kanıtlamak için yazı yazmaya oturmam. Hatta tersine malzemenin kendi düşüncesini, biçimini ve üslubunu bulmasını, yaratmasını amaçlarım. Bu bir seçim. Çünkü bu denli yeni ve malzemesi az alanlarda, ancak ilk bilgilerin, biraz da ham haliyle aktarılabileceğine inanıyorum.
Proje bazlı çalışmalarda ise, önce bana iş gelir. Ardından araştırmaya başlarım, bilgi ve belgeleri toplarım, sonrasında da kitap oluşur.

Ben çalışmalarımda araştırma düzeyinde kalmayı tercih ediyorum. Kitaplarımda kullandığım alıntıları mutlaka tırnak içinde vermeye önemle özen gösteriyorum. Piyasada bu türden araştırma yapan insanlar bilgileri belli kaynaklardan alıp, onları aynen harmanlayıp kendi yazısıymış gibi sunuyorlar. Ben bu tarz çalışmalara tepkiliyim. Araştırıyorum, topluyorum ve bunları okuyucularımla paylaşıyorum.

“Ivır Zıvır Tarihi” dizisi nasıl gelişti…

Yirmi yıl kadar öncesi. Çeşitli dergilerin yanı sıra Cumhuriyet gazetesinin pazar ekine de ilginç ve meraklı konular hakkında deneme tadında incelemeler yazıyordum. Plajlar, yılbaşı, çingeneler gibi konulardı bunlar. İlgilendiğim ve yazmak istediğim konuları editörlere bir liste halinde sunuyor, seçilen konu etrafında hızla araştırma yapıyordum. Yıllardır biriktirdiğim kartlar, notlar, kitaplar işe yaramaya başlıyordu. İlgi alanlarım hep farklı, araştırılmamış konulara yönelik oldu. Kendime farklı, diğer yazarların ilgilenmediği bir kanal açmak istiyordum. Böylece istediğim dergi ve gazetelerde yazabilecek; benim konularımı benden başkası pek yazmadığı için de aranır olacaktım.

Reklam yazarlığı, senaryo yazarlığı, müzikal yazarlığı, araştırmacı yazarlık… Hangi alanda iş varsa, yazarlık etiketlerimin ona yarayacak olanını çıkarıp işe koyuluyordum. Çeşitli dergilere makaleler kaleme alıyor, Turgut Özakmanla birlikte Devekuşu Kabare için oyun yazıyor ve TV için belgeseller hazırlıyordum.

Topladığım kitap, dergi gibi yayınlar arasına, efemera dediğimiz her tür bilgi içeren basılı malzemelerin katılması seksenli yılların ortalarında Grafikerler Meslek Kuruluşunun açtığı bir sergiyle başlar. Güncel ürünlerin yer aldığı bu serginin girişindeki iki panoda Türkiye Reklam Tarihinden örnekler adıyla eski gazete ilanları yer alıyordu. Birinin altında Eli Acıman, diğerinin altında ise Beysun Gökçin arşivi yazıyordu. İkisi de çok kolay bulanabilecek eski gazetelerdi alt tarafı. Türkiyenin reklam arşivi bundan ibaretse, ben çok daha iyisini toplarım diye düşündüm galiba. Sahaflardan, eskicilerden habire eski gazeteler, dergiler, broşürler almaya başladım. Zaten binbir konu hakkında yazıyordum. Her aldığım malzeme ya bir yazıya konu oluyor, ya da bir diğerinin yazılması için vesile yaratıyordu. Toplanan malzemenin görsel değeri de önem kazanmaya başladı. Toplamaya devam ettim. Üsküdar bit pazarından aldığım bir büyük sandık dolusu malzemeyi, ancak kamyonetle taşıyabildiğimi hatırlıyorum.

İlk sergim Foks Kozmetik şirketi için hazırladığım, Kadın Olmak Fevkalade Bir Şey (Türk Basınında Kozmetik İlanları) başlıklı sergiydi (1988). Bunu Reklamcılar Derneği adına gerçekleştirdiğim Geçmişe Bir Bakış sergisi izledi. Sergi başlangıcından l950li yıllara kadar reklam tarihimizden geniş bir kesit içeriyordu (1990).

Çalışmalarımdan etkilenen Bu yazılardan etkilenen BAYER, kendilerine bir proje hazırlamamı istedi. Onlara aspirinin Türkiye’deki tanıtım tarihini topladım ve bunun sonucunda ortaya ayrıntılı bir kitap çıktı.

1998 yılında ise bu kez bir ambalaj fuarına paralel olarak Türkiyede Ambalaj Tasarımına Tarihsel Bakış sergisini gerçekleştirdim. Tüm bu çalışmalar, konu etrafında araştırmalar yapmama neden oluyor, bunların sonuçlarını da çeşitli yazılarda kullanıyordum. Bazı şirketler için kurumlar ve ürünleri hakkında kitap, broşür düzeyinde çalışmalar da yaptım. Kurum tarihleri, multivizyonlar çalışma alanlarım içine girmişti. Hilmi Yavuzun kültür danışmanı olduğu dönemde İstanbul Belediyesi için iki projeyi yürüttüm: Muhsin Ertuğrul 100 Yaşında etkinlikleri (1991- 1992) ve Bedia Muvahhitin 70. Sanat Yılı etkinlikleri. Bu çalışmalar beraberinde iki de kitap getirdi: (Doğumunun Yüzüncü Yılına Armağan) “Muhsin Ertuğrul ve Bir Cumhuriyet Sanatçısı: Bedia Muvahhit.”

Aynı dönemde (1991) yazılarımı Ivır Zıvır Tarihi adı altında toplanmış ve Cep Yayınlarından yayınlanmıştı. Bugünkü Ivır Zıvır Tarihi dizisinin temeli olan bu kitapta yer alan makaleleri, konularla ilgili ciltlerde yeniden yayınlıyorum. Kitaplar ardarda gelmeye başladı: Boğaziçi Yazıları, Haliç, Bisiklet Kitabı, Aspirin. Türkiye Tanıtım Serüveni , Aile Boyu Sinema , Engin Cezzar Kitabı, Kadınlarla Meşgul Olan Genç Kalır ve diğerleri…

“Ivır Zıvır Tarihi”nin kökenleri herhalde benim İstanbul Ansiklopedisi’ni keşfetmeme dayanır. Zaten öncülüm olarak görebileceğim, aynı merak dozunu taşıyan sınırlı yazardan biri de Reşat Ekrem Koçu’dur. Koçu, İstanbul Ansiklopedisi’nde İstanbul teması etrafında inanılmaz ayrıntılara yönelmiştir. Bir sokağın adından başlayıp, bir kahvede ilginç bir mani okuyucuna kadar aklınıza gelmeyecek binlerce ayrıntıya girmiştir.

Ben hayatın dikkat etmediğimiz ince ayrıntılarına değinilebileceğini ilk defa İstanbul Ansiklopedisi’ni keşfedince farkettim. Bu pratik olarak da çok işime yaradı. Çünkü bir oyundaki yan bir karakteri incelerken, onun derinliğine ulaşabilmek için bu türden ayrıntı bilgiler gerekliydi ve kütüphanemde bu tür bilgileri taşıyan yazarların sayısı gitgide artmaya başladı. Bir süre sonra Refik Halit Karay’ı, Sermet Muhtar Alus, Refi Cevat Ulunay’ı keşfettim ve kitaplaşmış bilgilerin az olduğunu görmeye başladım. Giderek eski dergiler, broşürler, belgeler ve resimleri toplamaya başladım. Bu toplama işi bir süre sonra beni bunlar hakkında yazmaya yöneltti.

Giderek benim merak duyduğum konular ve o konuların karşı tarafta uyandırdığı ilgiler birbiriyle paslaşmaya başladı. Böylece, şirket tarihlerine kadar uzanan özel çalışmalara girmem işimin profesyonel boyutunu geliştirmiş oldu. Bir taraftan sürekli yazma isteğimi de dergilerde yazarak sürdürdüm. Önce dergilerde yazdım sonra kitap çalışmalarım geldi.

Aşk Kitabı’nız, aşka dair bilgilerini artırmak isteyenlere, birçok yazarın tarihte yayınlanmış kılavuz kitaplarda yer alan görüşlerinden derlediğiniz bir çalışma… Peki Gökhan Akçura “Aşk”a dair neler söylemek ister bize?

Ben bütün hayatın bir illüzyon olduğunu düşünürüm. Aslında insanın yaşamı diğer canlılardan farklı değil. Doğuyor, yiyor, içiyor, sevişiyor ve hayat başladığı gibi bitiyor. İnsanı farklı kılan düşünebilme yetisi. İnsan bu düşünebilme yetisiyle herşeyi anlamlandırmaya çalışıyor. Hayata yüklediği anlamın karşılığını da çoğu zaman gerçekte bulamıyor. Yok çünkü.
Nedir bunlar?

Ölümsüzlükten başlıyor, yarın kalma isteğinden devam ediyor. Yaşama anlam katma arzumuz bütün boyutlarıyla her alanda karşımıza çıkıyor. Beraberliklerimize de çok güçlü bir kavramın eşlik etmesini istiyoruz. Aşk elbette bunun adı. Hayatımız boyunca aşkla ilgili binlerce şey okumuşuzdur. Bunların hiçbirinin gerçekte olmadığını düşünüyorum.

Aşk ise en büyük illüzyonlarımızdan biridir. Hiç kimsenin yazılan biçimde aşka ulaşabileceğine inanmıyorum. Mutluluklar vardır. Küçük mutluluklar, büyük mutluluklar… Sevgiler vardır. Küçük sevgiler, büyük sevgiler… Aşk da beraberliklerimize çok büyük bir anlam verme çabamızdan başka bir şey değil!

Gökhan Akçura’nın tarzında mizahın yeri nedir?

Hayat lüzumsuz derecede köşeli ve asık suratlı bakılarak yorumlanıyor. Her şeyin lüzumsuz derecede ciddiye alındığını, lüzumsuz derecede yüceltildiğini ve belli kalıplar içinde görüldüğünü düşünüyorum.
Bir çalışmayı yapılandırırken konuyu ciddi bir biçimde işlemenin yanı sıra aslında çok da ciddiye alınmayacak bir açıdan sunabilmenin yollarını ararım. Bunu da başardığımı söyleyebilirim. Tek yönlü bir bakışı kabul etmediğiniz zaman işin içine mizah zaten giriyor. Ayrıca, her şeyin bir komik yanı olduğuna inanırım.

Araştırmak, toplamak ve yazmak dışında müzik ile aranız nasıl?

Yıllar önce bir gün Turgut Özakman, Yücel Ertem ve ben bir içki sofrasında sohbet ederken bugüne kadar yapmadığımız bir diyaloğu yaşamıştık. Bir soru sormuştuk birbirimize. “Hayatta tek bir şey kalsaydı seni hayata bağlayan, bu ne olurdu?” Turgut Özakman sigara, Yücel Erten tiyatro dedi bense müzik dedim. Ama müzik benim hayatımda bu cevabı verinceye kadar hiçbir zaman yeterince güçlü değildi. Bu cevap ile bende müziğe karşı bir farkındalık gelişti ve müziğe olan ilgimi artırmaya başladım. 1980’lerden başlayarak çok iyi bir müzik dinleyicisi haline geldim. Açık Radyo kurulduğunda da arkadaşım olan Pozitif şirketinin sahipleri bana bu radyoda bir program yapma teklifi getirdiklerinde önce şaşırmakla birlikte sonra kabul ettim. En çok rock müziği sevdiğim için radyo programımı bu konseptte oluşturmaya karar verdim. Açık Radyo’nun açıldığı ilk günden başlayarak, sekiz yıldır her Pazartesi “Arzın Merkezine Seyehat” isimli bir program yapıyorum. Bu program da benim sürekli yeni bir şey öğrenmemle ilgili. Müzik tarihinde benim bilmediğim ayrıntıları ve kişileri bulup oralara adeta dalıyorum ya da bildiğim kişilerin yeni albümlerini bulup onları araştırıyorum.

Ben, her burnumu soktuğum alanda inanılmaz derecede lüzümsuz bir tüketiciyim. Binlerce CD ve plak toplamaya başladım. Ben, habis bir şekilde toplarım ve bunun önünü alamam. Aynı şey müzik alanında da oldu. Şu anda benim servetimin (!) yarısı kitaplar yarısı da CD’lerdir.

Yeni projeleriniz…

2003 yılının sonuna kadar çıkacak iki kitabım var. Biri “Aile Boyu Sinema”nın genişletilmiş yeni baskısı. Diğeri de her yılbaşı yayınlayacağımız “Yılbaşı Kitabı”nın ikinci baskısı olacak. 2004 yılı için planladıklarımız : Yine “Ivır Zıvır Tarihi” dizisi olarak bir teması olmayan makalelerimi kapsayacak “Zaman Makinası” kitabı var. Onun ardından tüm portre çalışmalarımı bir araya getiren “İnsanlar Alemi”, bir de “Kedi Kitabı” gibi “Köpek Kitabı” planlıyorum.

Yazar: Gökhan Akçura

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

İK bütçesi nasıl oluşturulur?

Manşet, insan kaynakları bütçesi, insan kaynakları, bütçe

İK bütçesi nedir? Nasıl hesaplanır? Bütçe oluşturulurken hangi adımları takip etmek gerekir? İşte yanıtı…

Personel maliyet bütçesi hazırlarken nelere dikkat edilmeli?

Dışarıdan bakıldığında insan kaynakları personeli sadece işe alım yapan ya da özel günlerde masanıza hediye bırakan kişiler gibi görülse de aslında çok daha önemli görevleri vardır. O görevlerden biri de personel maliyet bütçesi hazırlamaktır.

Personel maliyet bütçesi adından da anlaşılacağı üzere çalışanların bordro maliyetleri dahil tüm masraf kalemlerinin yer aldığı belgedir. Çalışanlarınızın masraflarını sıralamak kolay bir iş gibi görünebilir. Ancak bulunduğunuz sektör, çalışana önereceğiniz rol, şirketinizin konumu, çalışana ödemek istediğiniz ya da ödemekle yükümlü olduğunuz ek faydalar gibi pek çok değişkeni göz önünde bulundurmanız gerekir. Bu karmaşık süreci sizin için tamamlayacak bir insan kaynakları departmanınız varsa endişelenmenize gerek yok, ama bu planlamayı yapması gereken sizseniz o zaman bir işletme sahibi olarak üzerinizde zorlu bir görev daha var demektir. Bu noktada personel maliyet bütçesi hakkında dikkat etmeniz gerekenleri birlikte inceleyelim.

Personel Bütçesi Kalemlerinizi Belirleyin

Bordro maliyetleri: Bordro kalemi çalışanların brüt ücretini ve SGK’ya ödediğiniz primleri kapsar. Bütçenizde yer alacak bordro maliyeti bunlar ile sınırlı kalmaz. Maaş dışında çalışanlarınıza ödediğiniz:

• Mesailer,

• Ödenekler,

• Prim, ikramiye, yol ve yemek yardımı, kira ve yakacak yardımı, bayram paketi, erzak yardımı ve benzeri yan haklar,

• Şirket uygulamalarınızda yer alıyorsa çalışanlar için yaptıracağınız özel sigortalar da bordro maliyetinde göz önünde bulundurulması gereken kalemlerdir.

İzin süreleri: Bütçenizde çalışanların hak ettiği yıllık izin, ölüm izni, doğum izni gibi izin sürelerinin de maliyet kalemi olarak yer alması gerekir. 4857 sayılı İş Kanunu gereğince çalışanların hak ettiği yıllık izinlerin, bulunduğunuz cari yıl içinde kullanılması ve bir sonraki yıla devredilmemesi gerekir. Ancak uygulamaya geçtiğimizde durum farklılık gösterir. Çalışanların kullanmadığı izinler bir sonraki yıla devredilmekte ya da kullanılmayan izin günlerinin ücreti çalışana ödenmektedir. Siz de bu ücreti çalışanlarınıza ödüyorsanız bu tutara maliyetinizde bütçe kalemi olarak yer vermelisiniz.

Tazminat tutarları: Çalışanların işten ayrılması durumunda ödenecek kıdem ve ihbar tazminatlarının da çalışanların kıdemlerine göre hesaplanması ve bütçeye eklenmesi gerekir.

Eğitimler: Çalışanlarınızı göndereceğiniz seminer ya da eğitim programları varsa bunlar da bütçenizde iki farklı maliyet kalemi oluşturacaktır. İlki kişi ilgili günlerde iş yapamayacağı için doğan iş gücü kaybının bordro maliyetidir. Seminer ya da eğitimin ücretleri, konaklama, yemek ve ulaşım gibi maliyetlerin toplamı da ikinci maliyet kalemidir.

Donanımlar: Çalışanlara tahsis edilen cep telefonu, tablet, bilgisayar ya da araba gibi haklara da personel maliyet bütçenizde muhakkak yer verin.

Sabit ve değişken maliyetleri göz önünde bulundurun

Bütçenizi hazırlarken dikkat etmeniz gereken noktalardan biri de bazı maliyetlerinizin sabit, bazılarının ise değişken olmasıdır. Sabit maliyetleriniz, aylık düzenli olarak ödediğiniz ve tutarı değişmeyen kalemlerdir. Her ay ödediğiniz maaş, SGK primleri ve bunlardan doğan vergiler tutarı belli olan sabit maliyetlerdir. Çalışan sayınız değişmediği müddetçe de bu kalem değişiklik göstermez. Aylık cironuza göre satış ekibinize ödeyeceğiniz primler, iş günü sayısına göre ödenen yemek ücretleri de her ay farklılık gösterdiği için bütçenizde değişken maliyetler olarak yer alabilir.

Bütçenizi hazırlarken bu noktaları da ihmal etmeyin

• Geçici personel işe alıyorsanız, bu personelin maliyetini de bütçenize eklemeyi ihmal etmeyin.

• İşe alım ve mülakat sürecinizin de bir maliyeti var ise bunları da bütçenize dahil edin.

• Asgari ücret, AGİ ve vergi yüzdelerinde gerçekleşen olası değişiklikleri de bütçenizi hazırlarken göz önünde bulundurun.

• Şirketiniz için önemli bilgiler yer aldığından personel maliyet bütçenizi şifre ile koruyun ve sadece güvendiğiniz kişilere erişim izni verin.

• Hazırladığınız bütçenin tutarlılığını mutlaka ölçün. Gerçekte harcanan rakamlar ile bütçenizde öngördüğünüz rakamlar arasında dengeyi bulmak şirketinizde bütçeleme konusuna daha fazla önem verilmesini sağlayacak ve emekleriniz boşa gitmeyecektir.

Personel maliyet bütçesini nasıl hazırlayacaksınız?

Excel üzerinde departmanlara göre personel sayısı, norm kadro planlamanız ve personelinizin maliyetine detaylı olarak yer verip, formüller yardımı ile hesaplamalarınızı yapabilirsiniz. Ancak bu işe ayıracak vaktiniz ya da insan kaynakları bilginiz yoksa süreç sancılı bir hale gelebilir.

Bütçeniz olmadan ilerleseniz de gelecekte yapacağınız harcamaları planlayamazsınız. Bu nedenle personel maliyeti bütçesi hazırlama konusunda bir dış kaynaktan yardım almak sizin için faydalı olacaktır. @WRK İnsan Kaynakları, personel maliyet bütçesi hazırlama konusundaki deneyimleri ile şirketinize en uygun danışmanlık hizmetini sunacaktır.

Yazar: Evren Süer
Kaynak: www.medium.com

Okumaya devam et

MAKALE

Doğru adayı doğru işle buluşturmak

seçme ve yerleştirme, mülakat, Manşet, iş hayatı, insan kaynakları

Şirketleri rekabette bir adım önde tutan temel kaynaklardan birisi de yüksek performans sergileme potansiyeli olan insanlarla çalışma fırsatını yakalamaktır. Peki, seçme ve yerleştirme sürecini nasıl daha etkili hale getirebiliriz? İşte sizler için hazırlanmış 10 öneri…

10 maddede etkili seçme ve yerleştirme süreci

Doğru adayı doğru işle buluşturmak İK uzmanlarının öncelikli görevi. “Seçme ve yerleştirme sürecini nasıl daha etkili hale getirebilirim?” diye merak ediyorsanız, İK danışmanı ve eğitmen Tuğba Kaplan’ın size önerileri var…

Seçme–yerleştirme süreci sonunda anlaşılan ve işe başlayan her yeni çalışanın (çalıştığı pozisyonun gerektirdiği tüm teknik beceriye sahip olsa dahi) kuruma ve iş işleyişine alışması en az 3 ay sürer. Bu demektir ki anlaşılan ve işe başlayan yeni çalışanların kurumdan ayrılmaları durumunda pozisyon en iyi ihtimalle hemen doldurulsa da yeni adaydan verim almak için en az 3 ay beklemeniz gerekir. Bu nedenle seçme–yerleştirme sürecinin her aşamasında oldukça dikkatli ve titiz olmakta fayda var.

Etkili bir seçme – yerleştirme süreci için dikkat etmemiz gereken konular aşağıdaki gibi sıralanabilir:

  1. Adaylara ulaşmak amacıyla ilan açacaksanız, ilan içeriği oldukça önemlidir. Aranan özellikler bölümüne, o işi yapmak için gerekli olan minimum yetkinlikler yazılmalıdır. İlk etapta ne kadar çok adaya ulaşırsanız o kadar iyi olacağından buradaki “minimum” kısmı önemlidir.
  2. Gelen başvurular arasında yetkinlik beklentilerinizi ve ikamet, yaş vb. kriterlerinizi karşılayan tüm adaylarla ön görüşme yapmalısınız. Daha önceki dönemlerde ön görüşmeler sadece yüz yüze yapılırken, teknolojinin etkisiyle günümüzde dijital ortamlarda da yapılabilmektedir.
  3. Yüz yüze görüşeceğiniz adaylara mutlaka görüşme günü, saati, yeri gibi bilgileri önceden iletmelisiniz. Ayrıca görüşmeleri yapacağınız gün için kendi takviminizi de ayarlamalı, adayları bekletmemeli, çok önemli bir sorun olmadığı sürece görüşme saatlerini son anda değiştirmemelisiniz.
  4. Görüşme öncesinde görüşeceğiniz adayın özgeçmişini gözden geçirmeniz önemlidir. Böylece sizin için önemli olabilecek kısımları unutmamış ve atlamamış olursunuz.
  5. Görüşme esnasında adayın beden dilini gözlemlemenizde de fayda var. Fakat bunu “Burnunu kaşıdı, kesin yalan söylüyor” gibi direkt kesin yargılarla sonuçlandırmak sizi yanıltabilir.
  6. Sorularınızı doğru seçmeli ve yapılandırmalısınız. Pozisyonun gerektirdikleri ya da iş işleyişi ile ilgili olmayan sorular sormamalısınız. Ayrıca adayın cevap vermek istemeyebileceği ya da özel yaşamıyla ilgili sorular da sormamalısınız.
  7. Adayların da size sorular sorabileceğini unutmayın. Bu nedenle adaylar tarafından soru sorulduysa aktif bir şekilde dinleyin ve net cevaplar verin. Soru sormayan adaylara da görüşmenin sonlarına doğru soruları olup olmadığını sorabilirsiniz, böylece aklına takılan soruları sormaya çekinen adayların düşüncelerini de netleştirmiş olursunuz.
  8. Seçme – yerleştirme sürecinizdeki aşamaların arasında uzun zaman boşlukları var ise, adaylara ara bilgilendirmeler yapmalısınız. Unutmayın, sizin sürecinizin arayışla devam ettiği gibi, adayların arayış süreçleri de eş zamanlı olarak devam ediyor.
  9. Seçme–yerleştirme sürecinin tüm aşamalarında adaylara nazik davranmalısınız. Örneğin; “Ben stres mülakatı yapıyorum” cümlesine sığınarak adaylara kötü ve kaba davranılmamalıdır. Zaten stres mülakatı dediğimiz kavram da bu değildir.
  10. Sürecin sonucunda mutlaka tüm adaylara olumlu ya da olumsuz dönüş yapmalısınız. Sadece olumlu olan adaya dönüş yapmak etik olmamakla birlikte, diğer adayların netleşmesini de engeller ve imajınızı oldukça olumsuz yönde etkiler.

Son olarak; seçme–yerleştirme sürecinin önemi unutulmamalı, süreç bir bütün olarak sistemli bir şekilde yürütülmelidir.

Yazar: Tuğba Kaplan / İK danışmanı ve eğitmen
Kaynak: www.kariyer.net

Okumaya devam et

MAKALE

Flört şiddeti: İlişkin güvenli değilse ne yapabilirsin?

Manşet, ilişkide şiddet, ilişki, flört şiddeti, flört

Flört şiddeti, ilişkide bir tarafın diğer taraf uyguladığı kontrolcü, müdahaleci, kısıtlayıcı, zarar verici ve yaralayıcı davranışlardır. Peki, sizce bu davranışın sebepleri nelerdir? Böyle bir durumla karşılaştığımızda ne yapmamız gerekir? İşte yanıtı…

Flört şiddeti nedir?

Sevgilin kimlerle görüştüğünü denetliyor mu? Kıskançlığı sevgisinin dışavurumu gibi mi gösteriyor? Sosyal medya hesaplarını kontrol ediyor mu?

Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı, flörtün yeni yeni başladığı 13-23 yaş döneminde romantik ilişkilerde yaşanan şiddete dikkat çeken ve flört şiddetine dair ipuçları veren bir rehber yayınladı.

Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı’nın rehberinde flört şiddetine ilişkin şu bilgiler paylaşılıyor:

Flört şiddeti nedir?

Flört şiddeti, sevgilinin sana karşı fiziksel, cinsel, psikolojik, sosyal ve dijital şiddet içeren davranışlarda bulunmasıdır. Sevgilin, sana karşı şiddet göstererek senin üzerinde egemenlik kurmayı, seni kontrol etmeyi ve gücünü göstermeyi hedefler. Flört şiddeti, bitmiş ya da sürmekte olan heteroseksüel ya da homoseksüel ilişkilerde ortaya çıkabilir. 

Fiziksel flört şiddeti 

Fiziksel flört şiddeti, sevgilinin senin bedenine kasıtlı olarak zarar vermesidir. Sevgilinin sana vurması, tokat atması, yumruk atması, bir eşya fırlatması, bıçak ya da silah çekmesi, seni itmesi, tekmelemesi, ısırması, saçını çekmesi fiziksel şiddet örnekleridir. 

Cinsel flört şiddeti 

Cinsel flört şiddeti, sevgilinin seni cinsel birliktelik veya yakınlık yaşamak için zorlaması, cinsellik konusunda “hayır”ı kabul etmemesidir. Sevgilinin istemediğin halde seni öpmesi ve sana dokunması, sen alkol veya madde etkisi altındayken ya da bilincin yerinde değilken seninle cinsel birliktelik kurması, cinsel birliktelik sırasında, öncesinde veya sonrasında sana karşı küçümseyici ve kaba bir tutum sergilemesi, doğum kontrol yöntemlerini kullanmaması veya senin kullanmana izin vermemesi cinsel şiddet örnekleridir. 

Psikolojik flört şiddeti 

Psikolojik flört şiddeti, sevgilinin sende korku uyandıracak, senin kendine olan güvenini ve saygını zedeleyecek biçimde konuşması ve davranmasıdır. Sevgilinin sana isim takması, bağırması, iftira, hakaret veya küfür etmesi, ne yapman ve ne giymen gerektiğini söylemesi, seni başkalarının önünde küçük düşürmesi, tehdit etmesi, kötülemesi ve ismini karalaması, suçlaması, yıkıcı bir biçimde eleştirmesi, “koruma altına alma” bahanesiyle yönlendirmesi, sırlarını başkalarına söylemesi psikolojik şiddet örnekleridir. 

Sosyal flört şiddeti 

Sosyal flört şiddeti, sevgilinin senin sosyal ilişkilerini kısıtlaması, kontrol etmesi ve senin sosyal çevrenden soyutlanmana, yalnızlaşmana neden olacak şekilde davranmasıdır. Sevgilinin ailen veya arkadaşlarınla görüşmene izin vermemesi, kimlerle arkadaş olduğunu kontrol etmesi, “namusunu koruduğunu” söyleyerek erkek arkadaşlarınla konuşmanı yasaklaması, kıskançlık yaparak sosyal ilişkilerini kısıtlamaya çalışması ve kıskançlığı sevgisinin dışavurumu gibi göstermesi, arkadaşlarına zaman ayırdığında seni suçlaması, eleştirmesi veya sana küsmesi, sürekli başkalarıyla flört edip etmediğini araştırması, toplum, aile veya okul karşısında seni “utandırmak” ya da “rezil etmekle” tehdit etmesi sosyal şiddet örnekleridir.

Dijital flört şiddeti  

Dijital flört şiddeti, sevgilinin teknolojik araçları seni kontrol etmek için kullanması, bu araçlar aracılığıyla seni tehdit etmesidir. Sevgilinin sosyal medya hesaplarının şifrelerini istemesi ve kontrol etmesi, sosyal medyada kimlerle arkadaş olabileceğine karar vermesi, resim ya da video göndermek için seni zorlaması, telefonunu veya bilgisayarını karıştırması, sürekli mesaj atması ve hızlı bir yanıt beklemesi dijital şiddet örnekleridir. 

Israrlı takip (Stalking) 

Israrlı takip, ayrıldığın ya da halen birlikte olduğun sevgilinin seni sürekli izlemesi ve takip etmesidir. Takip davranışı, sende korku uyandırmayı, sana gözdağı vermeyi ve güvencesiz hissettirmeyi hedefler. Eski sevgilinin haber vermeden veya davet edilmeden evine  ya da okuluna gelmesi, gittiğin yerlerde karşına çıkması, sürekli hediye veya çiçek alması veya göndermesi, arkadaş çevrenle iletişim kurması ve seninle ilgili bilgi almaya çalışması, senin eşyalarına zarar vermesi ısrarlı takip davranışı örnekleridir. 

İlişkin güvenli değilse ne yapabilirsin?

Sevgilinden farklı fikirlere, isteklere, önceliklere sahip olabilirsin. Her ilişkide farklılıkların ortaya çıkması, anlaşmazlıkların olması doğaldır. Önemli olan bunları nasıl çözdüğünüzdür. Eğer bir farklılık ya da anlaşmazlık karşısında herhangi bir şiddet türüyle karşılaşıyorsan, güvenli ve eşit bir ilişki kurmak için şunları yapmayı deneyebilirsin: 

  • Şiddeti tanıman ve şiddet için kendini sorumlu görmemen çok önemli. Şiddetin sorumlusu sen değilsin!
  • Şiddeti normal bir davranış olarak kabul etmemen çok önemli. Aklından “bunu hak ettim”, “herkesin sevgilisi böyle davranıyor” gibi düşünceler geçebilir. Kendinden şüphe etme! Unutma, haklı şiddet yoktur!  
  • Sevgilinin, şiddeti bir problem olarak görüp görmediğini araştır. Sevgilin seninle güvenli ve eşit bir ilişki kurmak için çabalıyor mu? Şiddetsiz bir ilişki kurmak için işbirliği yapıyor mu? 
  • Güvenli ve eşit bir ilişki kurmak için kurallar koyarak sınırlarını koruyabilirsin. Kuralları koymak, hangi tür davranışları kabul etmeyeceğini söylemek ve bu kurallara uymadığında ondan uzaklaşmak ya da ayrılmak senin güvende olmanı sağlayacak bir adımdır. Bu sayede şiddetsiz, güvenli, eşit ilişkiler kurabilirsin. 
  • Herhangi bir şiddet türüyle karşı karşıya kalıyorsan, şiddet durmadan güvende olamazsın. Sevgilin şiddeti bir problem olarak görmüyorsa ve şiddeti durdurmak için herhangi bir adım atmıyorsa, ilişkiden uzaklaşmalısın. Onu değiştirmeye çalışma. Unutma, şiddeti durdurmak onun sorumluluğu. Eğer o şiddeti durdurmazsa, şiddet artarak devam edecektir. Kendini korumalı ve ilişkiden çıkmalısın.  
  • Sevgilinden ayrılmayı düşündüğünde “Bana çok iyi davrandığı oluyor”, “Her zaman böyle sinirli değil”, “Aslında beni çok seviyor” gibi düşüncelere kapılabilirsin. Yalnız kalmaktan korkuyor olabilirsin. Daha önce ayrılmayı deneyip onu affetmiş olabilirsin. Onun istediği gibi biri olmaya çabalıyor olabilirsin. Onunla ileride çok iyi bir ilişki kurabileceğini umut ediyor olabilirsin. Bu durumda şiddet döngüsüne girmişsin demektir. Şiddet döngüsünü tanımalısın. 
  • Yakın gördüğün, seni yargılamayacağını düşündüğün bir yetişkinden yardım isteyebilirsin. Yaşadıklarını paylaşmak ve konuşmak, seni güçlendirir. 
  • Unutma, şiddet varsa, sevgi yoktur.
Kaynak: www.t24.com.tr

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER10 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND