Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Tatmin olmayan ruh, sürekli öğrenme hastalığı

Gökhan Akçura ile çalışma tarzını, “Ivır Zıvır Tarih” dizisi kitaplarının oluşumunu, aşka bakışını ve yeni projelerini konuştuk…

sürekli öğrenme, kariyer öyküsü, ıvır zıvır tarih, gökhan akçura

TATMİN OLMAYAN RUH, SÜREKLİ ÖĞRENME HASTALIĞI

Türkiye’de bu alanda sınırlı sayıdaki yazarlardan biri Gökhan Akçura… Çok geniş bir çizgide, kendisinin dağınık bizim ise zengin diye tanımladığımız bir kariyer öyküsü var. Sürekli hayatta yeni bilgiler içinde dolaşmak, çok farklı alanlarda gezerek bu birikimleri okurlarıyla paylaşmak onun işi…

Gökhan Akçura ile çalışma tarzını, “Ivır Zıvır Tarih” dizisi kitaplarının oluşumunu, aşka bakışını ve yeni projelerini konuştuk…

Reklam ve senaryo yazarlığı, yayıncılık, editörlük, İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda dramaturg, serbest araştırmacı, yazar, radyo program yapımcılığı… Neden bu kadar çeşitlilik diye sormak istiyoruz?

Bazı insanlar derinlemesine araştırmayı ve sınırlı konular çevresinde daha minimal tatmin alarak yaşamayı seçerler. Bazıları da sürekli yeni şeylerle uğraşmayı tercih ederler. Ben, işte bu türden bir tatminsiz ruha sahibim. Bu duruma daha farklı bir bakış açısıyla, çok meraklı olmak gibi olumlu bir noktadan da bakabilirsiniz.

Tatmin olmayan ruh, her şeye burnunu sokma ve sürekli öğrenme hastalığı…
Türkiye’de tek bir mesleğe saplanıp kalmanın insan kişiliğini yok edici yanları olduğunu düşünüyorum. Tek alanda kalırsanız bir süre sonra kendi kendinizi tüketmeye başlıyorsunuz ve başka insanlara tabi oluyorsunuz. İş dünyasında benim gördüğüm olgu budur. İnsanlar işlerinin esiri oluyorlar. Ben hiçbir zaman işimin esiri olmak istemedim. Bu yüzden her zaman, dört beş işi elimde tutarak, kendimi geliştirmek şansını elimde tuttum. Böylece istediğim an kaçmak, işimi bırakmak, her şeyi terk etmek şansına sahip olmak istedim.

Özetle, bu dağınıklığımın ruhsal ve parasal nedenlerden kaynaklandığını söyleyebilirim.

Yaratıcılığın da etkisi yok mu?

Ben hiçbir zaman gerçek anlamda bir yaratıcı olmadım. Olmayı da istemedim. “Seçseydim olabilir miydim?” Zannetmiyorum… Belki o yüzden hep araştırmayı seçtim. Gerçek bir yaratıcı yazar olmak için genetik, doğuştan gelen özelliklere sahip olmak gerektiğine inanıyorum. Fakat bugün Türkiye’de yazar diye geçinenlerin yüzde doksanında bu özelliklerin olmadığını açık sözlülükle belirtmek isterim. Bugün, benim işimle ilgili bir değerlendirme yapmak gerekirse, esas olarak yaratıcı olmadığımı ve özünde iyi bir toplayıcı olduğumu söylemem doğru olacaktır.

Peki bu (dağınıklığın) zenginliğin ortak paydası var mı?

Merak ve sürekli öğrenme açlığı. Belki bu, dünyanın çok renkliliği ve çok katmanlılığını sürekli tatmak istememden geliyor.

Burada bir parantez de açmak lazım. İnsanların iş yaşamlarına körü körüne bağlılığı, ve bunun yarattığı tek boyutluluk beni hep rahatsız etmiştir.

Dünyanın bu inanılmaz çeşitliliği içinde, yaşadıkları okyanusda yüzmekten kaçınmalarnı anlayamıyorum. Kendi dünyalarının dışındaki bilgilere, zenginliklere açık değiller; birkaç konuya sıkışıp, hayatlarını bunların etrafında geçirmeye kendilerini mahkum etmiş durumdalar.

“Ben bir araştırmacı ve toplayıcıyım” diyorsunuz. Bize bu tarza yönelmeniz ve çalışma tarzınızdan bahseder misiniz?

Aslında çalışma tarzıma geçmeden önce, benim araştırmacı ve toplayıcı yanımın çocukluk yıllarımdan başlayan, gençliğimde gelişen ve aldığım eğitim ile şekillenen bir durumun sonucu olduğunu söylemek doğru olur. Çocukluğumda ve gençliğimde eline ne geçerse okuyan tiplerdendim. Yararlı yararsız her tür bilgiyi kafama sıkıştırırdım (hâlâ öyleyim ya…) İlkokulda öğretmenin beni ayaklı ansiklopedi gibi kullandığını hatırlıyorum. Evimizde ise dergi ve gazete eksik olmazdı. Orta halli bir aileydik, ama benim okuma tutkumu ellerinden geldiği kadar desteklerlerdi. İlkokuldayken semtin Çocuk ve Halk Kütüphanelerini keşfetmiştim. Okuldan çıkar, kütüphaneye kapanırdım. Bu okuma tutkum gençliğimde de sürmüştür.

Dramaturg olmamın ise önemli bir yeri var. Bilineceği gibi dramaturgi bir yönüyle, tiyatro eserlerinin konularını ayrıntılarıyla incelemektir. Oyunlar da tahmin edilebileceği gibi, birbirinden değişik bir çok konuyu çıkış noktası alabilir. Araştırmacılığımı oyunlara uyguladıkça, metinlerin daha net ortaya çıktığını gördüm hep.

Çalışma yöntemime gelince… Hem var, hem yok. Dediğim gibi aklımda ve bilgisayarımda bir çok konular var. Uzun bir liste bu. Hemen yeni maddeler katılmaya da açık. Onlarca yıldır kütüphanelerde çalışarak biriktirilmiş bibliyografik künyeler ve notlar var bunlarla ilgili. Sahaflardan, eskicilerden alınmış ve sürekli alınan eski dergiler, kitaplar, broşürler var. Bir konu etrafında malzeme birikmeye başlayınca, yakın dönem yazı gündemine kendini aldırır. Ona bir dosya açarım. Kupürler, kesilmiş ya da fotokopisi alınmış eski makaleler, yazılar buraya girer. Efemera türünden her türlü ilgili malzeme de ardından dosyaya eklenir. Kitap arkalarında ilgilendiğim konulara yönelik yaptığım kişisel dizinler, konu açısından elden geçirilir. O ne yazmış, bu ne söylemiş diye kütüphanem altüst edilir. Bütün bunlar da çok düzenli, çok sistematik olmaz aslında. En sonunda yazma noktası gelince, oflaya puflaya bilgisayar karşısına geçilir, bütün bilgiler ekrana dökülür. Kesilir, biçilir, yeniden yazılır ve son haline getirilir. Yazarken çok altı çizili sonuçlara ulaşmaya, yazdıklarımın arasından ana fikir çıkarmaya uğraşmam.

Önceden vardığım bir düşünceyi kanıtlamak için yazı yazmaya oturmam. Hatta tersine malzemenin kendi düşüncesini, biçimini ve üslubunu bulmasını, yaratmasını amaçlarım. Bu bir seçim. Çünkü bu denli yeni ve malzemesi az alanlarda, ancak ilk bilgilerin, biraz da ham haliyle aktarılabileceğine inanıyorum.
Proje bazlı çalışmalarda ise, önce bana iş gelir. Ardından araştırmaya başlarım, bilgi ve belgeleri toplarım, sonrasında da kitap oluşur.

Ben çalışmalarımda araştırma düzeyinde kalmayı tercih ediyorum. Kitaplarımda kullandığım alıntıları mutlaka tırnak içinde vermeye önemle özen gösteriyorum. Piyasada bu türden araştırma yapan insanlar bilgileri belli kaynaklardan alıp, onları aynen harmanlayıp kendi yazısıymış gibi sunuyorlar. Ben bu tarz çalışmalara tepkiliyim. Araştırıyorum, topluyorum ve bunları okuyucularımla paylaşıyorum.

“Ivır Zıvır Tarihi” dizisi nasıl gelişti…

Yirmi yıl kadar öncesi. Çeşitli dergilerin yanı sıra Cumhuriyet gazetesinin pazar ekine de ilginç ve meraklı konular hakkında deneme tadında incelemeler yazıyordum. Plajlar, yılbaşı, çingeneler gibi konulardı bunlar. İlgilendiğim ve yazmak istediğim konuları editörlere bir liste halinde sunuyor, seçilen konu etrafında hızla araştırma yapıyordum. Yıllardır biriktirdiğim kartlar, notlar, kitaplar işe yaramaya başlıyordu. İlgi alanlarım hep farklı, araştırılmamış konulara yönelik oldu. Kendime farklı, diğer yazarların ilgilenmediği bir kanal açmak istiyordum. Böylece istediğim dergi ve gazetelerde yazabilecek; benim konularımı benden başkası pek yazmadığı için de aranır olacaktım.

Reklam yazarlığı, senaryo yazarlığı, müzikal yazarlığı, araştırmacı yazarlık… Hangi alanda iş varsa, yazarlık etiketlerimin ona yarayacak olanını çıkarıp işe koyuluyordum. Çeşitli dergilere makaleler kaleme alıyor, Turgut Özakmanla birlikte Devekuşu Kabare için oyun yazıyor ve TV için belgeseller hazırlıyordum.

Topladığım kitap, dergi gibi yayınlar arasına, efemera dediğimiz her tür bilgi içeren basılı malzemelerin katılması seksenli yılların ortalarında Grafikerler Meslek Kuruluşunun açtığı bir sergiyle başlar. Güncel ürünlerin yer aldığı bu serginin girişindeki iki panoda Türkiye Reklam Tarihinden örnekler adıyla eski gazete ilanları yer alıyordu. Birinin altında Eli Acıman, diğerinin altında ise Beysun Gökçin arşivi yazıyordu. İkisi de çok kolay bulanabilecek eski gazetelerdi alt tarafı. Türkiyenin reklam arşivi bundan ibaretse, ben çok daha iyisini toplarım diye düşündüm galiba. Sahaflardan, eskicilerden habire eski gazeteler, dergiler, broşürler almaya başladım. Zaten binbir konu hakkında yazıyordum. Her aldığım malzeme ya bir yazıya konu oluyor, ya da bir diğerinin yazılması için vesile yaratıyordu. Toplanan malzemenin görsel değeri de önem kazanmaya başladı. Toplamaya devam ettim. Üsküdar bit pazarından aldığım bir büyük sandık dolusu malzemeyi, ancak kamyonetle taşıyabildiğimi hatırlıyorum.

İlk sergim Foks Kozmetik şirketi için hazırladığım, Kadın Olmak Fevkalade Bir Şey (Türk Basınında Kozmetik İlanları) başlıklı sergiydi (1988). Bunu Reklamcılar Derneği adına gerçekleştirdiğim Geçmişe Bir Bakış sergisi izledi. Sergi başlangıcından l950li yıllara kadar reklam tarihimizden geniş bir kesit içeriyordu (1990).

Çalışmalarımdan etkilenen Bu yazılardan etkilenen BAYER, kendilerine bir proje hazırlamamı istedi. Onlara aspirinin Türkiye’deki tanıtım tarihini topladım ve bunun sonucunda ortaya ayrıntılı bir kitap çıktı.

1998 yılında ise bu kez bir ambalaj fuarına paralel olarak Türkiyede Ambalaj Tasarımına Tarihsel Bakış sergisini gerçekleştirdim. Tüm bu çalışmalar, konu etrafında araştırmalar yapmama neden oluyor, bunların sonuçlarını da çeşitli yazılarda kullanıyordum. Bazı şirketler için kurumlar ve ürünleri hakkında kitap, broşür düzeyinde çalışmalar da yaptım. Kurum tarihleri, multivizyonlar çalışma alanlarım içine girmişti. Hilmi Yavuzun kültür danışmanı olduğu dönemde İstanbul Belediyesi için iki projeyi yürüttüm: Muhsin Ertuğrul 100 Yaşında etkinlikleri (1991- 1992) ve Bedia Muvahhitin 70. Sanat Yılı etkinlikleri. Bu çalışmalar beraberinde iki de kitap getirdi: (Doğumunun Yüzüncü Yılına Armağan) “Muhsin Ertuğrul ve Bir Cumhuriyet Sanatçısı: Bedia Muvahhit.”

Aynı dönemde (1991) yazılarımı Ivır Zıvır Tarihi adı altında toplanmış ve Cep Yayınlarından yayınlanmıştı. Bugünkü Ivır Zıvır Tarihi dizisinin temeli olan bu kitapta yer alan makaleleri, konularla ilgili ciltlerde yeniden yayınlıyorum. Kitaplar ardarda gelmeye başladı: Boğaziçi Yazıları, Haliç, Bisiklet Kitabı, Aspirin. Türkiye Tanıtım Serüveni , Aile Boyu Sinema , Engin Cezzar Kitabı, Kadınlarla Meşgul Olan Genç Kalır ve diğerleri…

“Ivır Zıvır Tarihi”nin kökenleri herhalde benim İstanbul Ansiklopedisi’ni keşfetmeme dayanır. Zaten öncülüm olarak görebileceğim, aynı merak dozunu taşıyan sınırlı yazardan biri de Reşat Ekrem Koçu’dur. Koçu, İstanbul Ansiklopedisi’nde İstanbul teması etrafında inanılmaz ayrıntılara yönelmiştir. Bir sokağın adından başlayıp, bir kahvede ilginç bir mani okuyucuna kadar aklınıza gelmeyecek binlerce ayrıntıya girmiştir.

Ben hayatın dikkat etmediğimiz ince ayrıntılarına değinilebileceğini ilk defa İstanbul Ansiklopedisi’ni keşfedince farkettim. Bu pratik olarak da çok işime yaradı. Çünkü bir oyundaki yan bir karakteri incelerken, onun derinliğine ulaşabilmek için bu türden ayrıntı bilgiler gerekliydi ve kütüphanemde bu tür bilgileri taşıyan yazarların sayısı gitgide artmaya başladı. Bir süre sonra Refik Halit Karay’ı, Sermet Muhtar Alus, Refi Cevat Ulunay’ı keşfettim ve kitaplaşmış bilgilerin az olduğunu görmeye başladım. Giderek eski dergiler, broşürler, belgeler ve resimleri toplamaya başladım. Bu toplama işi bir süre sonra beni bunlar hakkında yazmaya yöneltti.

Giderek benim merak duyduğum konular ve o konuların karşı tarafta uyandırdığı ilgiler birbiriyle paslaşmaya başladı. Böylece, şirket tarihlerine kadar uzanan özel çalışmalara girmem işimin profesyonel boyutunu geliştirmiş oldu. Bir taraftan sürekli yazma isteğimi de dergilerde yazarak sürdürdüm. Önce dergilerde yazdım sonra kitap çalışmalarım geldi.

Aşk Kitabı’nız, aşka dair bilgilerini artırmak isteyenlere, birçok yazarın tarihte yayınlanmış kılavuz kitaplarda yer alan görüşlerinden derlediğiniz bir çalışma… Peki Gökhan Akçura “Aşk”a dair neler söylemek ister bize?

Ben bütün hayatın bir illüzyon olduğunu düşünürüm. Aslında insanın yaşamı diğer canlılardan farklı değil. Doğuyor, yiyor, içiyor, sevişiyor ve hayat başladığı gibi bitiyor. İnsanı farklı kılan düşünebilme yetisi. İnsan bu düşünebilme yetisiyle herşeyi anlamlandırmaya çalışıyor. Hayata yüklediği anlamın karşılığını da çoğu zaman gerçekte bulamıyor. Yok çünkü.
Nedir bunlar?

Ölümsüzlükten başlıyor, yarın kalma isteğinden devam ediyor. Yaşama anlam katma arzumuz bütün boyutlarıyla her alanda karşımıza çıkıyor. Beraberliklerimize de çok güçlü bir kavramın eşlik etmesini istiyoruz. Aşk elbette bunun adı. Hayatımız boyunca aşkla ilgili binlerce şey okumuşuzdur. Bunların hiçbirinin gerçekte olmadığını düşünüyorum.

Aşk ise en büyük illüzyonlarımızdan biridir. Hiç kimsenin yazılan biçimde aşka ulaşabileceğine inanmıyorum. Mutluluklar vardır. Küçük mutluluklar, büyük mutluluklar… Sevgiler vardır. Küçük sevgiler, büyük sevgiler… Aşk da beraberliklerimize çok büyük bir anlam verme çabamızdan başka bir şey değil!

Gökhan Akçura’nın tarzında mizahın yeri nedir?

Hayat lüzumsuz derecede köşeli ve asık suratlı bakılarak yorumlanıyor. Her şeyin lüzumsuz derecede ciddiye alındığını, lüzumsuz derecede yüceltildiğini ve belli kalıplar içinde görüldüğünü düşünüyorum.
Bir çalışmayı yapılandırırken konuyu ciddi bir biçimde işlemenin yanı sıra aslında çok da ciddiye alınmayacak bir açıdan sunabilmenin yollarını ararım. Bunu da başardığımı söyleyebilirim. Tek yönlü bir bakışı kabul etmediğiniz zaman işin içine mizah zaten giriyor. Ayrıca, her şeyin bir komik yanı olduğuna inanırım.

Araştırmak, toplamak ve yazmak dışında müzik ile aranız nasıl?

Yıllar önce bir gün Turgut Özakman, Yücel Ertem ve ben bir içki sofrasında sohbet ederken bugüne kadar yapmadığımız bir diyaloğu yaşamıştık. Bir soru sormuştuk birbirimize. “Hayatta tek bir şey kalsaydı seni hayata bağlayan, bu ne olurdu?” Turgut Özakman sigara, Yücel Erten tiyatro dedi bense müzik dedim. Ama müzik benim hayatımda bu cevabı verinceye kadar hiçbir zaman yeterince güçlü değildi. Bu cevap ile bende müziğe karşı bir farkındalık gelişti ve müziğe olan ilgimi artırmaya başladım. 1980’lerden başlayarak çok iyi bir müzik dinleyicisi haline geldim. Açık Radyo kurulduğunda da arkadaşım olan Pozitif şirketinin sahipleri bana bu radyoda bir program yapma teklifi getirdiklerinde önce şaşırmakla birlikte sonra kabul ettim. En çok rock müziği sevdiğim için radyo programımı bu konseptte oluşturmaya karar verdim. Açık Radyo’nun açıldığı ilk günden başlayarak, sekiz yıldır her Pazartesi “Arzın Merkezine Seyehat” isimli bir program yapıyorum. Bu program da benim sürekli yeni bir şey öğrenmemle ilgili. Müzik tarihinde benim bilmediğim ayrıntıları ve kişileri bulup oralara adeta dalıyorum ya da bildiğim kişilerin yeni albümlerini bulup onları araştırıyorum.

Ben, her burnumu soktuğum alanda inanılmaz derecede lüzümsuz bir tüketiciyim. Binlerce CD ve plak toplamaya başladım. Ben, habis bir şekilde toplarım ve bunun önünü alamam. Aynı şey müzik alanında da oldu. Şu anda benim servetimin (!) yarısı kitaplar yarısı da CD’lerdir.

Yeni projeleriniz…

2003 yılının sonuna kadar çıkacak iki kitabım var. Biri “Aile Boyu Sinema”nın genişletilmiş yeni baskısı. Diğeri de her yılbaşı yayınlayacağımız “Yılbaşı Kitabı”nın ikinci baskısı olacak. 2004 yılı için planladıklarımız : Yine “Ivır Zıvır Tarihi” dizisi olarak bir teması olmayan makalelerimi kapsayacak “Zaman Makinası” kitabı var. Onun ardından tüm portre çalışmalarımı bir araya getiren “İnsanlar Alemi”, bir de “Kedi Kitabı” gibi “Köpek Kitabı” planlıyorum.

Yazar: Gökhan Akçura

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Renklerin anlamları ve psikolojik etkileri

renklerin anlamları ve kullanım alanları, renklerin anlamı, renkler, renk

Farklı renklerin insan vücudunu ve zihnini etkilediğine dair iddiaları sıklıkla duyarsınız. Peki, bu iddiaları destekleyen bir bilimsel delil ya da veri var mıdır? İşte yanıtı…

Renklerin İnsan Vücudu ve Zihninde Farklı Etkileri

Renkler bir cisim tarafından yansıtılan, yayılan ya da geçirilen ışığın dalga boyunun, gözdeki ışığı algılayabilen yapılar tarafından algılanmasıyla görülür.

Renklerin insan vücudu ve zihninde farklı etkileri olduğunu çoğu zaman hissedebiliriz.

Peki, bu iddiayı destekleyen veri veya bilimsel bir araştırma var mı?

Leeds Üniversitesindeki bir grup araştırmacı renk deneyimi üzerine olan araştırmalarında, ışığın insan davranışı ve psikolojisi üzerindeki etkilerini anlamak için bir çalışma yaparlar.

Deneyim Tasarımı adını verdikleri bu sistemde bir oda herhangi bir dalga boyunda olan renkli bir ışıkla doldurulur.

Bu grup yaptığı son araştırmalarda renkli ışığın kalp atışı ve tansiyon üzerine küçük bir etkiye sahip olduğunu bulmuştur. Kırmızı ışığın az da olsa kalp atışını hızlandırdığını, mavi ışığın ise kalp hızını yavaşlattığını göstermiştir. 

Aynı üniversiteden Nicholas Ciccone tarafından yürütülen bir araştırma, renkli ışığın kişilerin psikolojisi üzerindeki etkisine dair kesin bir kanıt bulamamış olsa da buna benzer çalışmalar renklerin yaratıcılık, öğrencilerin sınıf içinde anlatılanları daha iyi öğrenebilmesi ve uyku kalitesini artırabilmek üzerine devam etmektedir.

Işık, özellikle renkler, bizleri normal bir görmenin de ötesine taşıyabilir.

Anlamları ve hayatımıza olan etkileri nelerdir?

Beyaz: Saflığı, temizliği ve sürekliliği, yani istikrarı simgeliyor. Kullanıldığı alanda konsantrasyon düzeyini arttırıyor. Aynı zamanda beraber kullanıldığı diğer renklerin etkilerini arttırıyor.

Siyah: Gücü, tutkuyu, esrarengizliği ve birçok ülkede yası simgeliyor. Işığı absorbe etmesinden dolayı dikkati dağıtabilecek etkenleri aza indiriyor.

Mavi: Sonsuzluk ve özgürlük simgesi olarak görülüyor. Konsantrasyon arttırıcı, zihinsel arınmaya ve dinlenmeye yardımcı, huzur verici… Güven ve sadakati de simgeliyor. Yapılan bazı araştırmalarda mavi odada çalışmanın verimi arttırdığı da kanıtlanmış. Ayrıca mavi renk sakinleştirici bir etkiye de sahip.

Yeşil: Doğanın ve huzurun rengidir. Psikolojik ve bedensel olarak kendimizi iyi hissetmemizi sağlar.

Kırmızı: Canlılığın, hareketin ve fiziksel gücün rengidir. Azim ve kararlılığı simgeliyor. Hareketi ve canlılığı çağrıştırdığı için mutfak, çocuk odaları ve topluma açık alanlarda tercih edilebilir.

Sarı: En parlak ve dikkat çekici renk olmakla birlikte neşeyi, zekâyı, inceliği ve pratikliği simgeliyor. Vurgulanması ve dikkat çekmesi istenen yerlerde kullanılabilir. Ayrıca alçakgönüllülüğü, bilgiyi ve bilgeliği de simgeliyor.

Mor: Asalet, lüks ve itibarın rengidir. Kendine güveni simgeler. Mor renk ayrıca zekâ, bilinç ve içgörü düzeyiyle paralellik taşır.

Pembe: Neşeyi ve rahatlığı simgeliyor.

Turuncu: Heyecan verici bir renktir. Canlılık, yaratıcılık ve iletişimin temsilcisidir. Aynı zamanda mutluluk vericidir. Dışa dönük, cana yakın, mutlu ve çocuksu bir algı yaratır.

Lacivert: Sonsuzluk, otorite ve verimliliği simgeliyor. Ciddi bir renktir ve emin olma hissi verir.

Kahverengi: Toprağın ve doğallığın rengidir. Kişide güvenlik duygusunu pekiştirir. Sosyal dengeyi ve toplum içinde rahatlığı sağlar.

Gri: Alçak gönüllülüğü ve dengeyi ifade eder.

Renklerin Reklamlarda ve Pazarlamada Kullanılması

Renklerin bilinçaltımıza olan etkilerini kullanan firmalar, bizlerin hangi ürünleri almamıza, hangi giysileri giymemize ve hangi yemekleri yediğimize kadar karar vermemizde etkili oluyorlar.

Beyaz: Çocuk ve sağlık ürünlerinde sıkça kullanılır. Gözün algıladığı en parlak renk olduğundan, işaretlerde, paketlerde ve satış noktalarında zıtlık oluşturarak dikkati çekmek için kullanılır.

Siyah: Esrarengiz, güçlü, prestijli, klasik ve şık bir renk olarak algılanır. Bazı markalar ürünlerinde siyahı bilinçli olarak o ürünün elit bir ürün olduğu ve ucuz bir ürün olmadığı algısı yaratmak için kullanırlar.

Mavi: Bilinçaltında sağlam ve kendinden emin bir duygu yarattığı için sosyal medya sitelerinin çoğunlukla bu rengi kullandığını görebiliriz.

Yeşil: Tazeliği ve şifayı çağrıştırdığı için organik ürünlerin pazarlanmasında bu renge rastlayabiliriz. Koyu yeşil ise para ve itibar rengidir. Bu yüzden bazı bankaların renklerinde bu rengi ve tonlarını görebiliriz.

Kırmızı: Kırmızı satışın rengidir. Bilinçaltını en fazla uyaran, seksi, hareketli, tutkulu ve dikkat çekici bir renktir. Özellikle dikkat çekmesi istenilen satış noktalarında ve iştah açtığı için gıda sektöründe çok sık kullanılır.

Sarı: Altının, zenginliğin ve lüksün sembolüdür. Kırmızıyla birlikte gıda sektöründe kullanılabilir.

Mor: Asalet, imparatorluk ve kraliyet rengi olduğu için şıklığı ve zenginliği hatırlatır. Duygulara hitap edici ürünlerde bu renk kullanılabilir.

Turuncu: Mutlu ve çocuksu bir algı yarattığından dolayı hedef kitlesi çocuklar ve gençlerin olduğu iş kollarında tercih edilebilir.

Lacivert: Polis ve pilot üniformalarında güvenilir, sağlam, emin izlenimini verir. Ayrıca banka ve finans sektörlerinde de tercih edilmektedir.

Kahverengi: Toprağın rengi olan kahverengi ev ve yemek sektörü için önemli bir renktir. Sağlıklı, doğal ve organik ürünleri çağrıştırır, bu yüzden bu sektörde tercih edilebilir.

Renklerle ilgili yapılan bir araştırmaya daha değinip yazımızı sonlandıralım.

Kansas Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada sanat müzesindeki halının altına donatılan bir sistemle duvarın rengini beyaz ve kahverengi olarak değiştiriyorlar. Beyaz renk duvar arka planda olunca insanlar müzede yavaş hareket ediyorlar ve daha uzun süre kalıyorlar. Kahverengi duvar arka planda iken ise müzede hızlı hareket ediyorlar ve daha az süre kalıp, kısa sürede müzeyi terk ediyorlar.

Bu nedenle fast food restoranlarının hepsinin sandalyeleri ve masa rengi kahverengi iken, duvar boyaları ise kahverengi ile pembe ve şampanya renklerinin karışımından oluşur.

Bu restoranlar, gelen diğer müşterilere daha çabuk yer açılması için bizlerin bir an önce yemelerini ve orayı terk etmemizi isterler.

Aldığımız kararlarda başkalarının bizi istedikleri şekilde yönlendirmelerinden bir nebze de olsa kurtulabilmek için renkleri tanıyalım ve onların farkında olalım.

Unutmayalım ki manipüle edilmekten kurtulmamız, manipüle edildiğimizi anlamamızdan geçer.

Kaynak: www.matematiksel.org

Okumaya devam et

MAKALE

Zihni çok çalıştırmak ömrü kısaltıyor

zihin, nöron, nöral faaliyetler, Manşet, insan beyni, daha uzun yaşamanın anahtarları, beyin, araştırmalar

Yıllardır yapılan araştırmalar, fiziksel ve zihinsel olarak faal kalmanın birçok faydası olduğunu gösteriyordu. Peki, ya tam tersi doğruysa? Daha uzun yaşamanın sırrı daha az nöral faaliyetleri olan bir beyin olabilir mi? İşte yanıtı…

‘Aşırı’ Beyin Faaliyeti, Ömrün Daha Kısa Olmasıyla Bağlantılandı

Olağandışı ölçüde uzun yaşayan insanlardan ölüm sonrasında alınan beyin dokularının incelendiği ve bu insanlar ile 60’larında ve 70’lerinde ölen kişilerin arasında ne gibi farklar olduğuna dair ipuçlarının arandığı yeni bir çalışmaya göre; içerisinde çok fazla nöral faaliyet olmayıp daha sessiz olan bir beyin, daha uzun yaşamanın anahtarlarından biri olabilir.

“Kullanmazsan kaybedersin” görüşü, beyni yaşlanmaktan koruma konusunda baskın bir düşünce olmuştu. Yapılan geniş ölçekli araştırmalar da, insanlar yaşlandıkça fiziksel ve zihinsel olarak faal kalmanın birçok faydası olduğunu gösteriyor.

Ancak Nature bülteninde yayınlanan bu çalışma, daha fazlasının her zaman daha iyi olmadığını öne sürüyor. Haddinden fazla faaliyet (en azından beyin hücreleri seviyesinde), zararlı olabilir.

Lieber Beyin Gelişimi Enstitüsü’nde sinirbilimci olan ve bu çalışmada yer almayan Michael McConnell şöyle söylüyor: “Bu yeni makalede insanı düpedüz şok eden ve kafa karıştıran şey … sizi algısal yönden normal halde tutan şeyin, beyin faaliyeti olduğunu düşünmeniz. Hayatınızın sonraki dönemlerinde beyninizi faal tutmak istediğinize yönelik böyle bir görüş mevcut”

“En beklenmedik şey ise … sinirsel faaliyeti sınırlandırmanın, sağlıklı yaşlanma bakımından iyi bir şey oluşu. Bu çok mantıksız.”

Harvard Tıp Fakültesi’ndeki araştırmacılar, yaşları 60 ve 70’lerden başlayıp 100 veya daha ötesine uzanan asırlık insanlara kadar, değişik yaş gruplarındaki kişilerin, insan beyin bankalarına bağışladığı beyin dokularını analiz etmiş.

80’li yaşların ortalarından önce ölen insanların beyinlerinde, REST adı verilen ve beyin faaliyetini ateşlemekle ilişkili genleri bastıran bir proteninin; en yaşlı insanlarla kıyaslandığında, daha düşük seviyelerde bulunduğunu keşfetmişler. Daha önce ise REST’in, Alzheimer hastalığına karşı koruyucu olduğu gösterilmiş.

Fakat araştırmacılar, REST’in insanları bir şekilde ölümden koruduğunu mu yoksa bunun sadece, ileri yaşlanmanın bir işareti mi olduğunu kesin olarak bilmiyorlarmış.

Yaşayan insanların beyinlerindeki REST’i ölçmek şu an mümkün olmadığından; bilim insanları, bunun yaşam süresinde bir rol oynayıp oynamadığını görmek amacıyla yuvarlak kurtlar ve fareler üzerinde deney yapmaya başlamışlar.

Araştırmacılar, REST’in kurtlarda bulunan versiyonundaki faaliyeti artırdıklarında, kurtların beyin faaliyeti azalmış ve daha uzun süre yaşamışlar. REST benzeri gen, çok uzun yaşam sürelerine sahip “ihtiyar” yuvarlak kurtlarda devre dışı bırakıldığı zaman ise bunun tersi meydana gelmiş; kurtların sinirsel faaliyeti artmış ve ömürleri önemli miktarda kısalmış.

Ayrıca, REST’ten yoksun olan farelerin, daha meşgul beyinlere sahip olması (nöbet benzeri faaliyet patlamaları da dahil) daha muhtemelmiş.

Calico Laboratuvarları’nda yaşlanma araştırması bölümünün başkan yardımcısı olan Cynthia Kenyon şöyle söylüyor: “Bence bu bir aşırı çalışma, kontrolden çıkmış uyarım durumu; beyin için iyi bir şey değil. Nöronların aktif olmasını, nerede ve ne zaman aktif olmalarını istersiniz; sadece genel yönden ateşleniyor olmalarını değil.” Kenyon, çalışmanın tasarımını beğeniyor fakat sinir sisteminin, ömür miktarı üzerinde etkisi olan pek çok dokudan sadece biri olduğunu düşünüyor.

Hücre seviyesindeki beyin faaliyetinde görülen bu farklılıkların, insanlardaki algı veya davranış farklılıklarına nasıl tercüme edilebileceği henüz belli değil.

Harvard Tıp Fakültesi’nde genetik ve sinirbilim profesörü olan ve çalışmaya liderlik eden Bruce Yankner, kendi laboratuvarının hali hazırda yeni bir çalışma hazırladığını ve bu çalışmada; ilaçlar ile REST’i hedef almanın, nörodejeneratif hastalıkları veya yaşlanmanın kendisini tedavi etmede yeni yollar sunup sunmayacağının araştırılacağını söylüyor.

Yankner’in söylediğine göre bu araştırma hattı, sinirsel ritimleri etkileyen meditasyon gibi alternatif müdahalelerin, erken bellek kaybı konusunda nasıl işe yarayacağını anlamaya çalışmak bakımından da ilginç olabilir.

“Bence bizim çalışmamızın anlattığı şey şu: Yaşlanmayla birlikte, bazı anormal ve zararlı sinirsel faaliyetler de oluyor ve bunlar hem beynin verimini azaltıyor, hem de kişinin veya hayvanın fizyolojisine zarar vererek; bunun sonucunda ömür süresini kısaltıyor.”

Bağış yapılan ve araştırmacıların üzerinde çalıştığı beyinler, çeşitli sebeplerle ölen insanlardan gelmiş. Bu durum, REST’teki farklılığın, ölüm olasılığıyla ilişkili olup olmadığını bilmeyi imkansız hale getiriyor.

Brandeis Üniversitesi’nde psikoloji profesörü olan Angela Gutchess, insanlar yaşlandığında ve beyin tarayıcılarında test edildiklerinde; prefrontal kortekste (Harvard araştırmacılarının REST üzerinde çalışma yaptığı beyin bölgesi) pek çok değişim olduğunu söylüyor.

Kendisinin söylediğine göre bazı durumlarda, yapılan çalışmalar; genç insanlara kıyasla yaşlı yetişkinlerin, bir işi yaparken daha fazla beyin devresini faaliyete geçirdiklerini göstermiş. Fakat bu değişikliğin ne anlama geldiği belli değil: Bu faaliyete geçirme kalıpları, yaşlı insanlarda daha verimsiz olan bir beynin veya telafi girişimlerinin bir işareti olabilir.

‘CRUNCH’ adı verilen bir model, beyinde faaliyete geçirilen yer kalıplarında yaşlanmayla birlikte görülen değişimleri açıklamaya çalışıyor. Bu modele göre, insanlar gitgide daha zor işler yapmaya çalıştıklarında, beyinlerinde daha fazla bölge faaliyete geçiyor; ta ki, zihinsel kaynakların tükendiği bir çıkmaza ulaşana kadar. Yaşlı insanlardaki çıkmaz noktası daha yakın ve bu kişiler, gençlerde olduğu kadar fazla bölgeyi faaliyete geçiremiyorlar.

‘STAC’ adı verilen bir diğer model ise; yaşlı insanlarda, doğal bilişsel kaynaklardan oluşan temel iskelede doğal bir değişim gerçekleştiğini ve bu değişimlerin, insanlar zor işlerle karşılaştıklarında daha fazla sinirsel bölgeyi çalıştırıp çalıştıramayacaklarını ve bunları nasıl çalıştıracaklarını etkilediğini söylüyor.

Gutchess, bu yeni çalışmanın ilgi çekici olduğunu ve yaşlanan beyni gerçekten anlamak için; insan davranışından beyin görüntülemeye, bireysel hücrelerin çalışmasına kadar çok farklı ölçeklere odaklanan bilimsel laboratuvarların sunduğu gözlemler ile modeller arasındaki noktaları birleştirmenin gerekeceğini söylüyor.

“Farklı seviyelerdeki uzmanlık alanları arasında köprü kurmamız gerekiyor” diyor Gutchess.

Yazar: Carolyn Y. Johnson
Kaynak: www.popsci.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

Bu davranışlar kişiliğimizi ele veriyor!

psikoloji, Manşet, kişilik özellikleri, kişilik, davranış

Günlük hayatta fark etmeden yaptığımız birçok şey kişiliğimiz hakkında ipucu veriyor. İşte günlük davranışlarımızın farklı kişilik özellikleri ile bağlantısını anlamamıza yardımcı olabilecek bir makale…

Kişiliğimizi açığa vuran gündelik davranışlar

Yapılan araştırmalar, baharatlı yemek sevmek, banyo yaparken şarkı söylemek gibi önemsiz görünen davranışların, insanın kişilik özelliği hakkında önemli verileri içerdiğini gösteriyor.

Psikolojide kişilik, nasıl bir hayat süreceğimize dair ipuçları sunduğu için önemli bir konudur. Örneğin özenli bir insansanız, fiziksel sağlığınızın iyi olması ve daha uyumlu ilişkiler içinde olma olasılığınız daha yüksektir; dışadönük insanlar daha mutludur; fazla sinirli insanlarda daha fazla ruh sağlığı sorunları ortaya çıkabilir; açık fikirli insanlar daha çok para kazanabilir; daha ‘uyumlu’ insanların daha çok arkadaşı olur.

Ancak kişilik özelliklerimiz sadece uzun vadeli başarılarımızda değil, gündelik küçük alışkanlık ve davranışlarımızda da kendisini gösterebilir. Personality and Individual Differences (Kişilik ve Bireysel Farklıklar) adlı dergide yayımlanan yeni bir araştırma, beş temel kişilik özelliğine özgü davranışları ayrıntılarıyla ortaya koyuyor. Ve sonuçlar oldukça şaşırtıcı.

Örneğin, dışadönük insanlar daha çok partilere giderken, sorumluluk özelliği ağır basan insanlarda işlerini geciktirme ihtimali daha azdır. Ama dışadönüklerin aynı zamanda sıcak su dolu küvette keyif yapmayı sevdiğini, ya da sorumlu insanların daha az kitap okuduğunu tahmin edemezdiniz herhalde.

Araştırmacılar, ABD’nin Oregon bölgesinden çoğunluğu beyaz ve yaş ortalaması 51 olan 800 kişiyle görüştü. Yapılan kişilik testinde, kişilik özellikleri ile ilgili 100 farklı sıfatın (çekingen, nazik, düzenli, rahat, zeki, sanatçı ruhlu vb.) kendilerini ne ölçüde doğru tanımladığı soruluyordu.

Daha sonra bu testin sonuçları, aynı kişilerle dört yıl önce yapılan ve son bir yılda 400 farklı aktiviteyi (kitap okumaktan banyoda şarkı söylemeye kadar) ne kadar yaptıklarına ilişkin yanıtlarıyla karşılaştırıldı.

Dışadönüklerin sıcak su dolu küvette yatmaktan tutun da, partiler planlama, barlarda içki içme, para kazanma yollarına dair tartışmalar yürütme, araba kullanırken telefonda konuşma, dekorasyon, bronzlaşmaya çalışma gibi etkinlikler için daha fazla zaman harcadığı görüldü.

Daha fazla sorumluluk duygusu olan insanların ise tersine, kitap okuma, küfretme ve kalem ucu çiğneme gibi kendi halinde yapılan bazı aktivitelerden kaçınmaları dikkat çekiyordu.

Yumuşak başlı ve uyumlu insanlar ise ütü yapma, çocuklarla oynama, bulaşık yıkama gibi işlerle daha fazla meşgul oluyor ve bunu muhtemelen başkalarını mutlu etme güdüsüyle yapıyor, evde sorun çıkmasındansa iş yapmayı tercih ediyorlardı. Daha şaşırtıcı olanı ise arabada ya da banyo yaparken daha fazla şarkı söylemeleriydi.

Psikolojide beş kişilik özelliği kategorisi:

dışadönüklük – içedönüklük

yumuşak başlılık/ uyumluluk – uyumsuzluk/ antagonizm

güvenilirlik/ sorumluluk – sorumsuzluk

duygusal dengelilik – nevrotiklik

deneyime açıklık – tutuculuk

Çabuk sinirlenen nörotik insanlar ise sakinleştirici ya da anti-depresan alma gibi ruh sağlığını iyileştirecek türden aktivitelere daha çok zaman ayırmıştı. Fakat aynı zamanda çabuk parlama, başkalarıyla alay etme gibi anti-sosyal davranışlarda bulunduklarını da (muhtemelen kendi duygularını kontrol edemedikleri için) kabul ediyorlardı.

Açık fikirli ve yeniye açık insanlar şiir okuma, operaya gitme, esrar içme, sanat eserleri üretme, kahvaltıda baharatlı yiyecekler yeme, ev içinde çıplak dolaşma gibi etkinliklerde bulunuyordu. Bunların bir spor takımını tutma ihtimali de azdı.

Araştırdığı çok sayıda ki aktiviteden dolayı bu araştırma oldukça etkileyici. Fakat aynı kişilik-davranış bağlantısının farklı kültürlerde de görülüp görülmeyeceği önemli. Aynı zamanda, bir kısmına önceki araştırmalarda yer verilmiş olsa da, hala bakılması gereken binlerce farklı gündelik davranış bulunuyor. Bunların da kişilik özelliklerine göre dağılımı incelenebilir.

Daha önceki bazı araştırmalarda, ‘Karanlık Üçlü’ olarak bilinen kişilik özellikleri Narsistlik, Makyavelcilik (amacına ulaşmak için her şeyi yapmaya hazır) ve Psikopatlık üzerinde durulmuştu. Örneğin, psikopat özellikleri ağır basanlar yalnızca şiddet ve saldırganlık içeren davranışlara daha açık olmakla kalmadığı, aynı zamanda normalden çok daha uzun süreli göz temasında bulundukları, internette daha fazla troll faaliyetlerinde bulundukları görüldü.

Karanlık Üçlü kategorisinden herhangi birine giren insanların çoğu, sabah erken kalkmayı değil, gece geç yatmayı tercih ediyordu. Narsistler daha fazla ‘selfie’ çekip paylaşıyor, Makyavelci özellikleri ağır basan heteroseksüel kadınlar eşleriyle ilişkilerinde orgazm taklidine daha çok başvuruyordu.

Bu tür araştırmalarda, zararlı ve sağlıksız günlük davranışların farklı kişilik özellikleri ile bağlantısının kurulması, daha spesifik sağlık kampanyaları ve müdahaleleri olanaklı kılabilir.

Bu araştırmalar, kişilerin kendileri hakkında açık ve dürüst cevap vermelerine bağlıdır. Bu yolla insanlara gündelik davranışlarıyla ilgili sorular sorarak onlar fark etmeden kişiliklerini açığa vuracak sonuçlar çıkarılabilir.

Yazar:  Christian Jarrett 
Kaynak: www.bbc.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER2 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER8 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER9 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER10 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER10 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER10 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER10 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER10 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND