Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Tamer karadağlının ilk filmi yunanistan adına oscar için yarışıyor.

Tamer Karadağlının da oynadığı “Bir Tutam Baharat” adlı film Yunanistan’ın Oscar için aday gösterdiği film oldu. Film Oscar için Yunanistan adına yarışacak… Karadağlı, Arda Uskan’a konuştu.

ARDA USKAN
VATAN

* “Sanatçının topluma örnek olması gerekir” diye insanların ağzına sakız olmuş bir laf vardır. İnanıyor musun buna?

Çok katılmıyorum. Sanatçı olarak mezun olduğumuzda böyle bir soru sorulmadı ki! Her birey topluma örnek olmak zorunda, bu sadece bizim omuzlarımıza yüklenmemeli. Çok göz önünde olduğumuz için daha dikkatli olmamız gerekebilir. Politikacılar için de geçerli bu. Ben sanatçının halka malolmasını anlamıyorum. Politikacılardır halka malolan. Sanatçı özdeşleşir sadece. Ama politikacı halkın seçtiği, oy verdiği insandır. Halkın oyuyla oraya gelmiştir. Bize de oyunu seyrederek veriyor. Beğeniyor ya da beğenmiyor. Bu uzun yol içinde zaman zaman hatalar yapılabilir. Ama önemli olan hatalardan ders alıp bir daha tekrarlamamaktır.

* Yaşadığın son olayın da bir hata olduğunu mu düşünüyorsun?

Tabii ki. Ben hata yaptım. Hiç inkâr etmedim. Hata yaptım, özür diledim. Evet, bu bir hataydı. Ama artık geriye dönüp bakmıyorum. O hatamdan çok büyük bir ders aldım. Hakkımda söylenen, yazılan her şeyi içime attım, hepsini değerlendirdim. Ama artık bedelini ödedim. Dikiz aynasına bakarak yaşayan bir insan değilim. Önemli olan gelecektir. Daha yapacağım çok güzel şeyler var. Umut dolu ve sevinçliyim.

* Bir daha aynı hataya düşmem mi diyorsun?

Düşmem. Türk insanı bağışlayıcıdır. Sevdiğine kızar. Bunun için belki de bana böyle büyük bir tepki gösterdi. “Ulan biz seni çok seviyorduk, bu hatayı senin yapmaman gerekiyordu” dedi.

* Bu olay herhangi bir playboy””un başına gelmiş olsaydı bu kadar tepki almayacaktı diyorsun…

Benden beklentileri daha farklı olduğu için kızdılar. O yüzden ne cevap verdim, ne polemiğe girdim. “Haklısınız, özür dilerim” dedim sadece. Bütün bunlar bir yana ben oyunculuğumda bir sekteye uğramadım. Yine aynı oyuncuyum. İşim her şeyden önemli. Şimdi ayrı bir sevinç yaşıyorum. Çünkü yurtdışında çektiğim film Yunanistan adına Oscar””a aday oldu. Yeni dizim “Yağmur Zamanı” iki hafta sonra Show TV””de yayına giriyor…

* Buna benzer bir şeyi en son Yılmaz Güney örneğinde yaşadık. Yılmaz Güney katildi diye bir yayın başladı. Katildi ama sanatçıydı da. Topluma kötü örnek oldu diye filmlerini silip atacak mıyız? Ya da ona hayran olanlar da eline silahı alıp adam mı vuracak? Demek istediğim şu. Sanatçı kişiliği ile özel yaşamındaki tutarsızlıkları ayıramaz mıyız bir sanatçının?

Bunun hesabını ben de çok yaptım. Ama bizim insanımız çok duygusal. Televizyonda seyrettiği kişiyle özdeşleştiriyor kendini. Mesela “Çocuklar Duymasın”ı bir dizi gibi seyretmediler. Sanki öyle bir ev var. Bir Haluk, bir Havuç varmış gibi seyrettiler. O evin içine girdiler yani.

* Ve seni kendisine ihanet etmiş gibi gördü..

Aynen öyle. Belki de en büyük tepki bu yüzdendir. Oysa dizi ile gerçek yaşam aynı değil.

Hamlet””i İngilizce oynadığın, İngilizce””yi yedi aksanla konuştuğun söyleniyor. Nasıl oluyor bunlar?

Çocukluğum ABD””de geçtiği için İngilizcem çok iyi. Ama Hamlet””i İngilizce oynamadım.

* Peki bu laf nereden çıktı?

Sekiz yaşıma kadar New Jersey””deydik Sonra buraya gelip Ankara Koleji””ne girdim. Ama Türkiye””ye bir türlü uyum sağlayamadım.

* Neden?
Biz ABD””de resim yaparak, oyunlarla, şarkılarla eğitim görürken Türkiye””de üniformalar içinde büyük bir disipline girdik. Sekiz yaşında bir çocuğun geçirdiği travmayı düşün. Liseyi okumak için tekrar Amerika””ya gittim ama bu sefer de orası dayanılmaz geldi. Aslında bizim burada aldığımız çok daha ileri bir eğitimmiş. Amerika””da lisedeki hocama Macbeth”” ten, Shakespeare””den söz edince şaşırdı kaldı. Biz Türkiye””de bunları okuyorduk.

* Şu Hamlet meselesine gelelim…
Bilkent””in Tiyatro Bölümü sınavlarına giriyordum. Sınavda Shakespeare””in “Kuru Gürültü” adlı oyunundan bir pasajı hem İngilizce, hem Türkçe oynadım. Yoksa İngiltere””de, Amerika””da İngilizce Sheakspeare oynamak çok zor bir şey. İngilizce Hamlet meselesinin aslı bu. Yani sınavda İngilizce okuduğum bir pasaj.

Kovboy olamıyorum…
* O günlerde bu kadar ünlü bir oyuncu olacağın aklına geliyor muydu?
Ünlü değil ama iyi bir oyuncu olmak vardı aklımda. Ortaokuldan beri oyuncu olmak isterdim.

* O yaşlarda oyunculuğu meşhur olmak için mi istiyordun?
Yok. Mesela polisiye bir filme gidince büyüyünce polis olayım, kovboy filmine gidince kovboy olayım diyordum. Baktım ki hepsini birden olamayacağım, o zaman oyuncu olurum hepsini oynarım dedim. Oyunculuğun ün getirdiğini daha sonra fark ettim. Eğer işini iyi yapıyorsan şöhret ya da başka şeyler zaten gelir ardından.

* “Keşke iyi bir oyuncu olarak kalsaydım; bu kadar ünlü olmasaydım” dediğin oluyor mu?
Bu soruyu kendime de çok sık sordum. Şöhretin nimetlerinden faydalanıp külfetini kabul etmemek diye bir şey olmuyor. Ne yazık ki çok göz önündeyseniz bazı şeylere hazırlıklı olmak zorundasınız. Önemli olan başarılı olmak değil, başarıyı yönetmek. Türkiye””de meşhur olmak çok kolay. Ama belli bir başarıyı sürdürebilmek, daha ileri gitmek önemli..

* Başarıyı yönetebildiğine inanıyor musun?
Ben inanıyorum. Hâlâ da yönetiyorum. Bana soruyorlardı hakkında bu kadar şey yazılıyor, nasıl dayanıyorsun, bunlara neden cevap vermiyorsun diye. Benim görevim cevap vermek değil. Görevim oyunculuk.

* Ama cevap da veriyorsun.
Vereceğim zamanlar da oluyor. Ama asla bunu kişiselliğe çevirmemeye çalışıyorum. Çünkü bizim işimiz oyunculuk. Cevabımı ancak işimi iyi yaparak verebilirim. Nasıl ki övgüleri kabul ediyorsak eleştirileri de kabul etmek zorundayız.

* Haksız eleştiriler de olmuyor mu?
Oluyor zaman zaman. Bunun önüne geçmek mümkün değil.

Meslek evliliğe uymuyor
* Evlenmeden önce kendini teflon tavaya benzetip “üzerime kimseyi yapıştırmam” demişsin.
Öyle bir laf ettim. Hiç evlenmem diyordum. Bizim meslek evliliğe uygun değil çünkü. Sabahlara kadar çekimlerimiz oluyor, hangi kadın buna dayanabilir. Ama biri çıktı, herşeyi göze aldı. Bunun için o tanımım artık geçerli değil.

* Az önce şöhretin nimetleri ve külfetlerden söz ettin. Paranın dışında nedir bu nimetler ve külfetler? Bunu bir bütün olarak düşün. Oyuncular o şöhreti aslında ister Alkışlanmak, takdir edilmek bizim
doğamızda var. Özellikle televizyonda milyonlara hitap ediyorsanız maddi manevi bunun nimetlerinden de faydalanıyorsunuz.

* “Sokağa çıkamıyorum, çarşıya pazara gidemiyorum, keşke ünlü olmasaydım” diyenler de var…
Ben onlara inanmıyorum. İyi ki şöhret olmuşum. İnsanlar sevgiyle yaşıyor. Şimdi bütün bu nimetlerinden faydalanıp bir iki kötü haber, kötü eleştiri çıkınca kızmaya hakkınız yok.

* Bir de Tamer Karadağlı””nın düğünü dikkatimi çekmişti. Tam bir şovdu. Canlı yayınlar falan…
Bizim elimizde olmayan bir şeydi. Yurtdışında birkaç arkadaşımızın yanında evlenelim dedik. Sonra ailelerimiz devreye girdi. Mürüvvetinizi göremeyecek miyiz dediler. Duygusal baskılar başladı. Yurtdışından vazgeçtik Ankara””da bir yerde evlenelim dedik.

* Evet, bunu bu kadar büyütmeden aile arasında da yapabilirdiniz.
Aynen öyle yapacaktık. Bu sefer çalıştığım kanaldaki yöneticiler, arkadaşlarımız “İstanbul””da olsun ki bizde katılalım” dediler. Sonunda olay bu boyuta geldi.

* “Çocuklar Duymasın” dizisine reklam aracı olarak kullanılabilmiş olabilir mi evlenmeniz?
Bilmiyorum. Çocuklar Duymasın o anda çok gündemde olan bir proje olduğu için her şey haber niteliğinde oluyordu. İnan ki öyle bir şey planlamadık. Farkına varmadan o yola girdik, sonra geri dönemedik. Bütün kanallarda evliliğimiz konuşulsun diye düşünmedik. Ama elimizden çıktı iş bir anda. Biz de yavaş yavaş öğreniyoruz. Bir daha asla böyle olmayacak.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kahvaltılı sabahlar, başarılı yarınlar!

sağlıklı çocuk kahvaltıları, okula giden çocuğun kahvaltısı, okul başarısı, Manşet, kahvaltı tabağı

Çocukların okul başarısını önemli ölçüde etkileyen kahvaltı nasıl olmalı? Hangi besinleri kahvaltıda mutlaka tüketmeliyiz? İşte Diyetisyen İzan Işık’tan dengeli ve sağlıklı kahvaltı önerileri…

Kahvaltı, okul başarısını olumlu etkiliyor

Diyetisyen İzan Işık, sağlıklı ve dengeli bir kahvaltının, eğitim başarısını etkilediğini, matematik problemleri çözme becerisini, okuma ve dinleme esnasında daha iyi anlamayı söyledi.

Diyetisyen İzan Işık, kahvaltının gece boyu süren açlığın sonunda vücut için gerekli ilk enerji kaynağı olduğunu belirterek, “Gece açlığında düşen kan glikozunun dengelenmesini sağlayan kahvaltı, bilişsel ve fiziksel performansın devamı için son derece önemli. Kahvaltı, glikojen (enerji) depolarını doldurur ve metabolizmayı çalışmaya başlatır” dedi. İzan Işık, MAT-FEN Eğitim Kurumu lise seviyesindeki öğrencilerine yönelik kahvaltı konulu beslenme eğitiminde konuştu. Eğitimde, gençlere örnek kahvaltı da sunuldu.

Kahvaltı okul başarısını etkiler

Sağlıklı ve dengeli bir kahvaltının, eğitim başarısını etkilediğini, matematik problemleri çözme becerisini, okuma ve dinleme esnasında daha iyi anlamayı sağladığını, hafızayı geliştirdiğini, derslerde konsantrasyonu sağladığını vurgulayan İzan Işık, bunun yanında derslere geç kalmayı önleme ve devamsızlığı azaltmaya da yaradığını anlattı. İzan Işık kahvaltının duygu durumuna etkisinin de bilindiğini belirterek, “Kahvaltı ile duygu durumları arasında da bir ilişki bulunmaktadır. Düzenli kahvaltı yapan çocuk ve adölesanlar yaşama daha pozitif bakmakta, daha az negatif duyguya sahip olmaktadırlar” diye konuştu.

6-12 ve 12-18 yaş dönemi bireylerin kahvaltı ve genel olarak sağlıklı beslenme konusunda alışkanlığı kazanmasının, gelecekte hastalıklardan korunmasına katkı verdiğine işaret eden İzan Işık, “Bu dönemler fizyolojik, psikolojik ve sosyal gelişimin hızlı olduğu, yaşam boyu devam edebilecek davranışların büyük ölçüde oluştuğu, bilgi almaya ve alışkanlık kazanmaya en uygun oldukları ve yetişkinlik hastalıklarının gelişimi açısından ise en riskli dönemlerdir. Çocuklarda ve adölesanlarda (12-18 yaş) kahvaltı öğününün atlanması oldukça yaygın görülüyor. Kahvaltı öğününü atlayan adölesanlar arasında, bu oranın kızlarda erkeklere göre daha fazla olduğu biliniyor. Kahvaltı öğününün atlanmasının temel nedenleri zaman yetersizliği, sabah iştahın olmaması ve adölesanların vücut ağırlıkları hakkında duydukları endişe nedeniyle besin alımını sınırlamak istemeleridir” bilgisini verdi.

Kahvaltı yapmak yetişkinlikte obezite riskini azaltıyor

Diyetisyen İzan Işık, bazı gençlerin kahvaltıyı kilo alma endişesiyle atlamasına karşılık, kahvaltı yapmanın yetişkinlikteki obezite riskini azalttığını da vurgulayarak, “Kahvaltıyı atlayan veya yeterli ve dengeli bir kahvaltı öğünü tüketmeyen çocuk ve 12-18 yaş arasındaki bireylerde ilerleyen yıllarda obezite görülme oranın daha fazla. Total kolesterol, LDL kolesterol ve insülin düzeylerinin yüksekliği ile ilişkili olduğunu, bireylerin yetişkinlik döneminde tip 2 diyabet, kalp damar hastalıkları, hipertansiyon, metabolik sendrom ve osteoporoz risklerinin daha yüksek” bilgisini verdi.

Ailelere uyarı

Ailelerin kahvaltıya yönelik tutumlarının çocukların ve adölesan çağdaki (12-18 yaş) gençlerin davranışlarını etkilediğine işaret eden İzan Işık, evde kahvaltı hazırlanmaması ve kahvaltıda gerekli olan besinlere yer verilmemesinin çocuk ve gençleri kahvaltıdan uzaklaştırabildiğini anlattı. İzan Işık, “Adölesan bireylere aileleri tarafından sağlıklı beslenme konusunda yol gösterilmeli, kendi besin alımlarını düzenleyerek yeterli ve dengeli beslenme alışkanlıklarının gelişimi desteklenmelidir”  diye konuştu.

İyi bir kahvaltı nasıl olmalı?

Öğrencilere kahvaltı tavsiyelerinde de bulunan Diyetisyen İzan Işık, iyi bir kahvaltının günlük enerji ihtiyacının yüzde 20-25’ini karşılaması gerektiğini belirtti. Dört temel besin grubu olan süt ve süt ürünleri, et ve et ürünleri, tahıl grubu ve sebze meyve grubunu içermesi gerektiğini belirten Diyetisyen Işık, mevsiminde taze meyve ve sebzeleri de önerdi. İzan Işık, örnek bir kahvaltıyı şöyle sıraladı:

“1 bardak süt, 1 yumurta, 1 dilim beyaz peynir, 2 ceviz veya 5 adet zeytin, 1 avuç yeşillik, söğüş doğranmış mevsim sebzeleri, 1 tatlı kaşığı ölçü ile bal veya ev yapımı reçel, 2-3 dilim tam tahıllı ekmek şeklinde hazırlanmış bir kahvaltı yaklaşık 500 kilokalori (kcal) enerji içerir ve aynı zamanda bireye tüm besin gruplarını sağlamış olur”

Öğrencilerin kahvaltıya bakışında olumlu değişiklik oldu

Bilgilendirme öncesi ve sonrasında tutum ve düşünceye yönelik yapılan kısa ankette de, MAT-FEN öğrencilerinin kahvaltıya yönelik tutumlarında olumlu değişiklik gözlendi.  Kahvaltısını artık atlamayacağını söyleyenler yüzde 43,4’ten yüzde 60,8’e yükseldi.

Kaynak: www.dunya.com

Okumaya devam et

MAKALE

Dikkatimizi artırmak için neler yapmalıyız?

psikoloji, odaklanma, dikkati artırma yöntemleri, dikkat problemi, dikkat

Etkili ve verimli çalışabilmek için iyi odaklanmamız gerekir. Fakat zor ve sıkıcı işlerle uğraşırken bu pek kolay olmuyor. Neyse ki bilim dikkati geliştiren kolay ve etkili yollar keşfetti. İşte o 5 bilimsel çözüm…

Dikkati geliştirecek 5 yöntem

Zor veya sıkıcı bir işe yoğunlaşmaya çalışanlar bunun ne kadar zor olduğunu bilir. Ama dikkati artırmayı sağlayan bazı bilimsel çözümler de var.

Yaptığımız işe daha iyi konsantre olmak için yapmamız gerektiğini sandığımız şeylerin çoğu beynimizin doğal işleyişine aykırıdır. Peki, daha fazla verim almak için, dikkat konusundaki araştırmalardan neler öğrenebiliriz?

1. Zihni dağıtmak

Yaptığınız iş üzerinde yoğunlaşmakta güçlük çekiyorsanız kısa süreliğine zihninizi dağıtacak başka bir şeye yönelmek en iyi yöntemlerden biridir.

Psikologlar zamanımızın yaklaşık yüzde 50’sini uğraştığımız işten farklı şeyler düşünerek geçirdiğimizi söylüyor. O halde zihni dağıtmak beynin daha iyi çalışmasına yardımcı olabilir.

Beyne baktığımızda, konsantrasyonun neden bozulduğunu anlayabiliriz. Konsantre olmak için beynin bazı bölgeleri arasında iyi bağlantılar kurulması gerekir.

Zamanımızın yarısını hayal kurarak geçiriyorsak bunun vaktini kendimizin belirlemesi daha yararlı olabilir.

Beynin ön kısmındaki kıvrımlardan oluşan frontal korteks, dikkat dağıtan şeylere karşı direnmeyi ve daha eğlenceli şeylerle uğraşmaya yönelten doğal içgüdümüzü kontrol etmeyi sağlar.

Bu bağlantıları çalışır halde tutmak için, özel bir şeyle uğraşmadığımızda beynin aktif olan kısımlarından daha fazla enerji gerekir. Ama kaçınılmaz olarak gün içinde bu enerji tükenip yorulduğumuzda, dikkatimiz dağılır, aklımız başka şeylere kaymaya başlar.

Eğer bu durum zaten yaşanacaksa bunun vaktini en uygun ana ayarlamak neden mümkün olmasın?

Harvard Üniversitesi’nde psikolog Paul Seli, zihnin dağılması konusunda kasıtlı ve kazara dağılma ayrımı yapıyor. Yapılan işi olumsuz etkileyen işte bu kazara zihin dağılmasıdır.

Oysa bu zamanı kendisi belirleyenler daha az zarar görür. Bilerek ve planlayarak zihni dağıtacak bir şeylere yönelmenin yararı olabilir.

“Uğraştığınız işle ilgisi olmayan başka bir konuyu düşünün, örneğin kafanıza takılan başka bir sorunu çözmeye çalışın, sonra da asıl işinize dönün” tavsiyesinde bulunuyor Seli.

İş dışındaki başka bir konuyu düşünmesi için zihninize izin vermek, hem aklın başka şeylere kayması sırasındaki suçluluk duygusunu hem de bu kaymaya neden olan ve zihni meşgul eden konuları gidermiş olacaktır.

İşyerinde şaka ortamına izin vermek verimliliği artırabilir. Bunun bir yolu da kedi videoları izlemek olabilir mi?

2. Boş boş dolanmak

Komik kedi videolarının dikkat dağıttığı düşünülür, ama bazı psikologlar bunların bizi işimize devam etmemizi sağlayacak kıvama getirebileceğine inanıyor.

İşinizi ne kadar seviyor olsanız da zor bir işe yoğunlaşmak irade ister. İrade gücünü artırmanın bir yolu da gülmekten geçer. Yapılan araştırmalar, zor bir bilmece üzerinde kafa yorma konusunda, komik bir video izleyen kişilerin, rahatlatıcı ama komik olmayan video izleyenlerden daha uzun süre çaba gösterdiklerini ortaya koydu. Bu nedenle işyerlerinde daha şakacı bir ortamın teşvik edilmesini savunanlar var.

Avustralya Üniversitesi’nde liderlik araştırmaları uzmanı David Cheng’e göre, “Ekibiniz için eğlenme kültürü yaratmak, onları güldürecek komik bir video bulup izletmek iş verimliliğini artırır. Bu elbette gün boyunca kedi videoları izlemek anlamına gelmiyor, ama özellikle yorgun hissedilen anlarda, arada bir fırsat yaratarak şakalaşıp gülmek gerekir.”

3. Düzen değil karmaşa mı?

Daha iyi konsantre olmak için, dikkat dağıtacak tüm dış etkenlerden arınmak gerektiği düşünülür. Oysa başka bir teoriye göre tersini yapmak gerekir.

Belli düzeyde karmaşanın yoğunlaşmaya yararı olabileceği söyleniyor.

Londra’daki UCL Üniversitesi’nden psikolog Nilli Lavie 1995’te ‘Yükleme Teorisi’ni gündeme getirdi. Buna göre, beynimizin dış dünyadan alıp işleme koyabileceği bilgi sınırlıdır. Bu kapasite dolduğunda, beynin dikkat sistemi devreye girerek neye konsantre olacağına karar verir.

Lavie’nin deneyleri, temiz, düzenli ve sessiz ortamlardan ziyade dağınık ve karmaşık ortamlarda çalışmak daha verimli olabilir. Algı bölgeleri tümüyle dolduğunda beynimiz tüm enerjisini en önemli işe yoğunlaştırır. Dikkat dağıtıcı etkenleri devre dışı bırakır.

Ancak bunu uygularken dikkat dağıtıcı doğru faktörleri bulmak ve enerjimizi tüketecek seviyeye çıkmasına izin vermemek önemlidir. Düzenli görsel ve müzikli araçları devreye sokup bu işi kolaylaştırmak için ommwriter veya focus@will gibi bazı uygulama programları geliştirilmiş olsa da bunlar bilimsel araştırmalarda sınanmış olmadığından bir radyo da aynı işi görebilir.

Burada önemli olan, beynin başka yerde stimülasyon aramasına fırsat vermeyecek doğru dengeyi bulmaktır. Çoğu insan neyin daha iyi işe yarayacağını deneme yanılma yoluyla bulabilir. Ama dikkat dağıtıcı etkenleri ortadan kaldırmak yorucu olabileceğinden, hafiften başlayarak bu yönteme başvurulabilir.

Öğle arasında dışarı çıkıp parkta egzersiz yapmak dikkati yenilemeyi sağlar.

4. İşe ara vermek

İşiniz başınızdan aşkın olduğunda işe ara vermek aklınıza bile gelmeyebilir. Fakat bu şekilde daha fazla iş yapmanın mümkün olduğunu gösteren çok sayıda veri bulunuyor.

Önemli olan, ne zaman, ne kadar süreyle işe ara verileceği ve bu sırada ne yapılacağıdır.

Araştırmalar, konsantrasyon sınırının 90 dakika olduğunu gösteriyor. Bundan sonra 15 dakikalık ara almak gerekiyor.

Birkaç saniyelik mini araların bile işe yaradığını gösteren çalışmalar var. Ama bu sırada pencereden dışarı bakmak yerine, zihin aritmetiği gibi daha yoğun bir egzersize başvurmak yararlı olacaktır.

İşe ara verdiğinizde fiziksel egzersiz yapmanın, ardından kafein içeren kahve gibi bir içecek içmenin de beyni güçlendirdiği görülmüştür. Bunları dışarıda bir parkta yapmak daha etkili olacaktır.

Başka bir seçenek de meditasyon olabilir. Meditasyon konusunda tecrübeli olanlar dikkatleri üzerinde daha iyi kontrol sahibi olduğu gibi, ne zaman ara vermeleri gerektiğini de daha iyi bilir.

Bütün bunları zaman kaybı olarak görüyorsanız bir fincan kahve ile kafein yüklemesi yapmak da kısa vadeli olarak hafızayı, reaksiyon ve dikkat süresini artırır.

Egzersiz yapamayanlar için kafein de kısa süreli bir çözüm olarak dikkati yenileyebilir.

5. Fazla zorlamayın

Uzun süreli konsantre olmak gerektiğinde, kısa süreli bir yoğunlaşma dönemlerinin ardından kısa araların alınmasının daha verimli olduğu gözlendi.

Boston Dikkat ve Öğrenim Laboratuvarı’nda yapılan beyin taramalarında, uzun süre konsantre olmaya çalışanların, kısa süreli yoğunlaşma ve kısa ara, ardından yeniden yoğunlaşma şeklinde bir yöntem izleyenlerden daha fazla hata yaptığı görüldü.

Aynı şekilde Amsterdam Vrije Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada da, sürekli konsantre olmaktansa kısa süreli ara verip başka bir konuda düşünmenin dikkati daha artırdığı görüldü.

Beyin hakkındaki bilgimiz arttıkça stresin konsantrasyona zarar verdiğini daha net görüyoruz. Bu nedenle sakinleşmek için ara almak, kontrolü yeniden ele geçirmek ve daha verimli çalışmak için de önemlidir.

Yazar:  Caroline Williams 
Kaynak: www.bbc.com

Okumaya devam et

MAKALE

İyi yaşamak için iyi uyuyun!

yetersiz uykunun zararları, yetersiz uyku, uykunun önemi, uyku düzensizliği, bağışıklık sistemi

Sağlıklı bir yaşam için uyku düzenine ihtiyacımız var. Eğer yeterince uyuyamazsak vücudumuz bu duruma tepki gösterir. Buna bağlı olarak da hem fiziksel hem psikolojik hastalıklar meydana gelir. İşte yetersiz uykunun vücuda olumsuz etkileri…

Az uyku kısa ömür demektir

Rutin olarak gecede beş saat uyuyanların ani ölme riski, yedi ila dokuz saat uyuyanlara oranla yüzde 65 daha fazladır

Kalkınmış ülkelerdeki yetişkinlerin üçte ikisi, sağlıklı yaşam için şart olan sekiz saatlik gece uykusunu alamamaktadır.

Üçte biri ise kronik uykusuzluk çekmektedir.

Yetersiz uyku, kişinin Alzheimer hastalığına yakalanmasına en fazla etki yapan unsurdur.

İnsan beyninde harikulade bir temizlik sistemi bulunmaktadır. Bu sistem insan derin uykuda iken yüksek viteste çalışmaya geçer. Alzheimer’le ilişkisi olan beta amyloid adlı yapışkan, zehirli proteini, beyinden temizler.

Yeterli uyku uyuyamayanlar bu temizlik faaliyetinden mahrum kalırlar.

Yetersiz uyku ile geçen her gece, mürekkep faizle alınan kredi gibi, Alzheimer riskini artırır.

Rutin olarak gecede altı saatten az uyumak, bağışıklık sistemini olumsuz etkiler ve kanser riskini önemli ölçüde artırır.

Yetersiz uyku, bu sadece bir haftada iki üç saat daha az uyumak bile olsa, kan şekeri düzeyini o kadar çok olumsuz etkiler ki, şeker hastalığının eşiğindeki değerlere sahip olur insan.

Kısa uyku, kalp damarlarının tıkanma ve kırılganlaşma olasılığını çoğaltır ve bu da damar hastalıklarına, beyin kanamasına ve kalp krizine giden yoldur.

Uyku bozukluğunun depresyon, anksiyete ve intihar eğilimi gibi ruh durumları ile de sıkı bir bağlantısı vardır.

O kadar ki, son 20 yılda yapılan araştırmalarda, uykunun normal seyrinde olduğu bir psikolojik bozukluk bulunamamıştır.

Özetlemek gerekirse, ne kadar az uyursanız o kadar az yaşarsınız:

Yakın bir zaman önce yapılan araştırmalara göre, rutin olarak gecede beş saat uyuyanların ani ölme riski, yedi ila dokuz saat uyuyanlara oranla yüzde 65 daha fazladır.

Uyku sağlıklı yaşam için o kadar önemlidir ki bazı bilim insanları, doktorların hastalarına (uyku hapı olmaksızın) iyi bir gece uykusu “reçete” etmeleri için kampanya başlattı.

Yukarıdaki bilgileri Matthew P. Walker adlı İngiliz bilim insanının, neredeyse kelimesi kelimesine, bir yazısından aldım.

Walker, Berkeley’deki Kaliforniya Üniversitesi’nde, nöroloji ve psikoloji profesörüdür. Araştırmalarının odağı, uykunun insan sağlığı ve hastalıklar üzerindeki etkileridir.

Neden Uyuyoruz* adlı kitabı dünyanın birçok ülkesinde best-seller oldu.

Walker’in dolu dolu uyumak ile spor arasındaki ilişki konusunda da ilginç tespitleri var.

“Yasal en etkin performans artırıcı doping, uykudur ama bundan çok az insan faydalanır” diyor.

Sekiz saatten -özellikle altı saatten- az uyuyanlarda, şu meydana gelir:

Fiziki bitmişlik hâline yüzde 10 ile 30 arasında daha hızlı ulaşılır, aerobik performans da aynı oranda düşer.

Adale gücü azalır.

Gecede dokuz saat yerine, beş ila altı saat uyumak, bir sezon boyunca sakatlanma ihtimalini yüzde 200 artırabilir.

*

İyi uykular!

Yazar: Metin Münir
Kaynak:  www.t24.com.tr

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

TREND