Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Talimsiz(siz) açıklama: “kemalizm eğitimin yapı taşı olamaz!”

MEB Talim Terbiye Kurulu başkanı Prof.Dr. Ziya Selçuk Vatan gazetesinden Devrim Sevimay””a Türkiyenin ezberini karıştıracak açıklamalar yaptı…

DEVRİM SEVİMAY
VATAN

“KEMALİZM EĞİTİMİN YAPI TAŞI OLAMAZ!”

* Üniversite yıllarınız tam 1978-82 tarihleri arasına denk geliyor. Sağ-sol çatışmasını hangi tarafta geçirdiniz?

Okul hayatım boyunca çalıştım. Taksi şoförlüğü yaptım, otellerde çalıştım. Birçok iş yaptım. Taksiyi okulun önüne park ediyor, ders bitince yine atlayıp işe çıkıyordum. O yüzden solcular “emekçi” olduğum için bir şey demiyorlardı. Sağcılar da “köylü” olduğum için diyelim… Sonuçta kimseyle bir sorunum olmadı!

* Peki siz siyasete hiç ilgi duymadınız mı?

Hemen hemen bütün görüşteki gruplarla ilişkilerim oldu. Fakat kısa bir süre sonra bunun bir ezber olduğunu anladım. Başkalarının ezberini yaşadığımı ve aslında ideolojilerin insanın beynini tutsak aldığını fark ettim.

* Yerine ne koydunuz peki?

Sekiz yıllık bir okuma dönemine girdim. Daha çok felsefe okudum. Hint felsefesinden tasavvufa kadar. Ve bu beni başka bir insan yaptı.

Yurtdışında 1.5 ayım kütüphanede geçer

* Nasıl bir insan yaptınız kendinizi?..

Mesela 1992””den beri neredeyse her yılın bir buçuk ayını yurtdışında geçiririm. Bunu da devletten tek kuruş almadan yaparım. İlk gezime de arabamı satıp gitmiştim. Bir sırt çantasıyla gider, ilk iş olarak önce bir bisiklet kiralar, sonra kütüphanenin yerini öğrenir, bir buçuk aylık iznimi o kütüphanede bitiririm.

* Sırt çantasıyla dünyayı dolaşıp, kütüphanelerde tatil yapan bir bilim adamı bürokrasiyi niye kabul etti?

Benim hayat felsefem çan eğrisidir. Yani her şeyin sonuna kadar gitmeyi sevmem. Faydanın tepe noktası neredeyse oraya kadar giderim. Ama ne zaman çan eğrisini fark edersem “Burada bir sorun var” deyip optimal seviyeyi korumaya çalışırım.

* “Zararın neresinden dönersen kârdır” mı yani?.. Bu çok faydacı bir tutum değil mi?

Yok öyle değil. Bu “fuzzy” (fazi diye okunuyor) mantığıyla ilgili… Bulanık mantık yani. Aslında doğanın kendisinde bir esneklik var. Bu esneklik bir şekilde dünyayı anlamak ve yaşamı formatlamak için doğrusallaştırılıyor. “Lineer” hale getiriliyor. Hayatı sadece siyah ve beyaz seçeneklerine indirgeyerek kolaylaştırıyor.

* Ama bazen “gri”lik de fazla karaktersiz değil midir?..

Bir bitki bir yıl boyunca değişir. Rengi değişir, canlılığı değişir, çiçeği değişir. Ama sizin bitkiniz plastikse hiç değişmez. Çok tutarlıdır. Ne dediği bellidir, adam gibi adamdır. Burada önemli olan iki kavram var. Biri “doğal” diğeri “normal” kavramları. “Normal” o çağın gerekliliklerine uygun, o dönemin rengini taşıyandır. “Doğal” olan ise ebedidir, zaman ve mekan ötesidir. Bir insanın normal olması değil doğal olması iyi bir şeydir. Altı ayda bütün hücreleri değişen bir insan yapısının düşüncelerini de yenilememesi doğal değildir. Bunu kabul ederseniz, ezberlenmiş, “normal” ama “doğal” olmayan bir insan olup çıkarsınız.

İmam Hatip konusu siyasilerin işi

* AKP””nin de Türkiye””nin “lineer” yapısıyla ilgili sorunları var ve acaba siz “bağlantısız” görüntünüz nedeniyle onların “Fuzzy” mantığı mı oldunuz?

Ben bunu asla siyasi düzlemde tartışmam. Sayın Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik bir gün bile “AKP””nin birtakım hedefleri var, biz bu partinin bir üyesi olarak müfredata şöyle bir şey girmesini istiyoruz” demedi. Söylenen tek şey şudur: Bu ülke için ne iyiyse, AB vizyonuna ne uyuyorsa lütfen bunu yapalım.

* Mesela konu imam hatip liseleri olduğunda da gerekirse Başbakan””a “Hayır, yanlış yapıyorsunuz” diyecek bir ilişki düzeyi tutturdunuz mu?

Konunun ne olduğu önemli değil, ama zaten bunu yaptığım için daha fazla değer kazandığımı düşünüyorum. Sayın Bakan olaya “Sırtımdaki akrebi bana gösterirsen, teşekkür ederim” mantığıyla bakıyor. Dolayısıyla “Bunu yapmasak daha iyi olur” dediğimde bir sorun yaşamıyorum.

* Siz imam hatip liseleriyle ilgili “Evrimini tamamladı” demiştiniz. Bu konuda Başbakan””ı ikna ettiniz mi?

Artık imam hatiplerle ilgili açıklama yapmıyorum.

* Neden, bir uyarı mı geldi?

Hayır, konu çok siyasi. Bu konuda siyasetçiler bir karar almadan ben açıklama yapmayacağım. Teknik değerlendirmemi siyaset makamına sunuyorum. Ama kamuoyuna sunmuyorum. Çok riskli, yanlış algılanan bir konu.

Asker bize hiç müdahale etmedi

* Eğitimdeki düzenlemeyle ilgili olarak askeri kesimi de rahatlatma ihtiyacı duydunuz mu?

Bu konuda baskıları olmadı.

* 8 yıllık zorunlu eğitime MGK””da karar verilmedi mi?

Ama bu MGK””nın yönetmeliğiyle alakalı bir şey. Yasal bir hak.

* Yasal tamam, ama var. Bu kadar köklü değişikliklere kalkıştınız ve asker müdahale etmedi mi?

Asla olmadı. MGK Genel Sekreterliği””nde aylık toplantılar yapılır. Devlet aygıtının kuruluşlarından çeşitli temsilciler gider. MEB adına da çoğunlukla ben gidiyorum. Orada anlatıyorum, çok rahat konuşuyoruz, kendimizi ifade ediyoruz.

* Herhangi bir konuda fikir beyan etmediler mi?

Hiç olmadı. Olsaydı bunu müdahale değil öneri olarak algılarım.

Yeni müfredatta AKP””nin ideolojisi yok

* Yeni müfredatla “vicdanı hür, fikri hür” gençler yetişir mi?

Atatürk””ün o sözünü kavramış olsak zaten hiçbir sorun kalmaz. “Manevi miras olarak hiçbir dogma bırakmadım. Bıraktığım tek miras ilim zihniyetidir” sözü kadar bu konuyu açıklayan güzel bir söz yok.

* Ama bu açıklamayı şu argümanı ılımlaştırmak için de kullanıyorlar: “Atatürk iyi adamdı, hoş adamdı fakat artık oraya çok da takılmanın manası yok.” Siz de böyle mi düşünüyorsunuz?

Bu bir evrim meseledir. Bir ülke kurma projesinin nereye gitmesi gerekiyorsa oraya gitmeli, ki bu muasır medeniyet iddiasıdır. Ama bunu oraya götürmek yerine o dönemdeki argümanları statikleştirip, aynı şekilde koruyarak devam ettirmek hatadır.

* O dönemin artık gereği olmayan eğitimle ilgili bir argümanını söyler misiniz?

O tarihte özel okul yoktu diye bugün de olmaması gerekmiyor.

* Peki statik halinin korunması gerektiğine inandığınız ne var?

Bu ülkeye özgü aydmlanmacı bir proje yaratma fikri. Bundan vazgeçilemez.

* Bu ülkede onun adına Kemalizm deniyor.

Ama medyada kullanıldığı anlamda Kemalizm””in bizim bilimsel alanımızın konsepti olması beklenemez. Eğitim sisteminin yapı taşı olamaz.

* “Medyada kullanıldığı anlam” ne demek?

Popülerize edilmiş ve günlük siyasetin malzemesi haline getirilmiş bir içerik taşıyor.

* Sizce Kemalizm ne demek?

Yaratıcı, üretken ve dönüştürücü karakteriyle bir Atatürkçülük””ten söz etmeliyiz. Toplumun sadece belirli bir kesiminin felsefesi kalamayacak kadar bütünleyici olmalı.

* Peki bu anlamıyla da olsa Kemalizm””in eğitime ne zararı var?

Çünkü eğitim bilimi bir ideolojinin nesnesi olamaz. Bilime ideolojik yaklaşılamaz.

* Yeni müfredatın ideolojisi yok mu?

Tabii ki bir ideolojisi var. Ama bu eğitimin kendi ideolojisidir.

* Aydınlanma ideolojisi mi?

Kesinlikle. Bir partinin ideolojisi yansıtıldı mı diye soruyorsanız bu büyük bir haksızlık olur. Tüm değişiklikler sivil toplum kuruluşlarıyla, üniversitelerle, kamuya açık bir şekilde hazırlandı. Her türlü eleştiriye açık bir ortam sağladık. O yüzden kimsenin ideolojisine mal edilemez

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND