Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

“t” faktörü

Yaprak Özer iş hayatındaki “T föktörü”nü yazdı. “T”orpilin iş hayatındaki yeri ve önemi üzerine….

“T” FAKTÖRÜ

Yaprak Özer
İnsankaynakları.com

Geçmişte değişik kereler torpil konusunu gündeme getirdim. Bunlardan bazıları gazete sütunlarında yer buldu. Bazıları dergilerde… Televizyonda da bu konuyu işledim, üzerinde durdum. Yazılarımda da zaman zaman yer veriyorum bu konuya.

Torpilin ilgi görmediği bir tek sefer anımsamıyorum. Her defasında çok ilgi gördü. Bir dokunup bin ah işitmek derler ya. Sanırım, torpil böyle konulardan biri…
Torpile ben “T Faktörü” adını takmıştım. Bu yazıya da aynı başlığı koydum.

T Faktörü önemli.
Bu öneminden dolayıdır ki, foruma da konu oldu.
Hiçbir forum konusu bu kadar ilgi görmedi.
Genellikle “Forum”a gelen yanıtların hepsini yanıtlayamıyorum ama bu kez yanıtlayamadıklarımın sayısı daha kabarık. Merak etmeyin gruplara ayırdım. Kendi mesajınızı harfi harfine bulamasanız da anafikir olarak bir benzeri mutlaka aşağıda yer alıyor.

Torpil konusuna geçmiş yıllarda siyah ve beyaz olarak bakardım:
“Torpil yapılıyor, çok ayıp”
“Torpil yapılmıyor, çok iyi”
Ben, zaman içinde ve gördüğüm bazı uygulamalarla, torpille ilgili düşüncelerimde siyah ile beyaz arasına biraz gri koyabildim.
Torpilden yakınan genç arkadaşlarıma, yaşı ileri olduğu için işe alınmayanlara, kamuda torpilden şikayet edenlere, özel sektörde torpil yüzünden torpillenenlere ihanet ettiğim sanılmasın. Aman ha…
Tam tersine. Yanınızdayım ama bir şartla. Ağlamanızı, sızlanmanızı istemiyorum. Değişik fikirlerim var. Torpilin kendisiyle de, sizlerden aldığım mesajların rengiyle de ilgili.

Torpil aslında bir ülkenin gelişmişlik oranının aynası.
Siz ne düşünürsünüz bilemem ama kalite konusunda ahkam keserken, işe, yeteneklerine ve deneyimine bakmadan yalnızca akraba ya da tanıdık olduğu için birilerini almak gelişmiş bir davranış değildir. Kaliteli davranış hiç değil…
Hepimiz biliyoruz ki, Türkiye’de torpil had safhada ve bilinçsizce uygulanıyor. Türkiye’yi torpil kriterine göre değerlendirecek olursak, çok gerilerde yer alırdı. Yalnızca kamuda değil, özelde de gani gani torpil var.
Yok diyen çıksın karşıma.

Torpil yapmak parayı sokağa atmakla eşdeğer. Türkiye’de her gün pek çok kamu kuruluşunda, pek çok özel sektör firmasında, pek çok üniversitede, pek çok alanda ve yerde, bilinçsizce uygulanan torpil nedeniyle paralar çar çur oluyor.
Gelişmiş ekonomilerin, gelişmelerinin önemli bir nedeni, daha soğukkanlı, hem makro hem de mikro bakabilmeleri, daha az duygusal, mesafeli yaklaşımlarıdır.
Gelişebilmek için tarafsız olmak gerekir. Çünkü düşünmeniz gereken, elemandan çok yaptığınız iştir. İşle insan arasında bir seçim yapmaktan söz ediyorum. Kendimi yeterince ifade edemezsem, beni topa tutacağınızı da biliyorum. Ya da benim gibi sürekli insanın yanında duran birini yanlış anlayacağınızdan korkuyorum. Ama korkunun ecele faydası yok, deneyeceğim.

Gelişmiş ekonomi ile geri kalmış ekonomiler arasındaki en önemli fark, işle insanı birbirine karıştırmaları, ikisinin arasında biliçli bir seçim yapamamalarıdır. Amaçla aracı karıştırır az gelişmiş ülkeler, az gelişmiş şirketler ve az gelişmiş bireyler.

İş mi insan mı arasında, bana kalırsa, işi seçmeniz gerekir. İşi seçmezseniz, insanı seçtiğinizi sanıp, yanılırsınız. Çünkü işi seçmeyen, doğru insanı bulma gayretine girmez, doğru insanı bulduğunu varsayarsak, onu elinde tutma gayretine girmez; iş sonuçlarının iyi olabilmesi için insanı hoş tutması gerektiğini bilmez; işi seçmeyen biri, iş gittiğinde zaten insanı da göndermek zorunda olduğunu fark etmez.
İşi seçmek mantıkla yapılacak bir seçimdir. İnsanı seçmek ise duygusal. Ancak birinde seçtiğinizi sanıp; yanılabilir, diğerinde dolaylı ve kuvvetli bir şekilde koruyabilirsiniz.

Torpil konusuna geri döndüğümüzde Türkiye’de genellikle insan seçilir. Akraba olduğu için, hemşehri olduğu için, biri tavsiye ettiği için…
Kamu kuruluşlarına gidin, görürsünüz. Bakanlıklardan içeri girin, orada hükümet edenlerin yakınları bulunur. Bir hükümet gider, diğer hükümet gelir, bu arada yakınlar da gider gelir. Çok derinlere nüfuz edenleri tek tek çıkarmak kolay değildir. Ama geçmişte de, bugün de, bu işi sabırla, ısrarla ve sistemli olarak yapanlar mevcuttur. Bakanlıklar partizan anlayışla doldurulur, yerel yönetimler de… Bunların uzantıları tüm kuruluşlar da…

Özel sektör çok mu farklıdır? Ne büyük yanılgı olur. Türkiye’de bana kurumsallaşmasını tamamlamış 10 kuruluş gösterin. Söyleyeyim, zorlanırsınız. Türkiye ekonomisini küçük ve orta boy firmalar oluşturur. Onların sesi fazla çıkmaz, azınlık olan büyük firma temsilcileri hem söz, hem resim, hem cisim olarak ortadadırlar. Ortada dolanan bu isimlerin temsil ettiği kuruluşların hemen hepsi ya da diyelim ki önemli bir bölümü aile firmasıdır. Kurumsallaştıklarını söylerler ama pek mümkün olamaz, patron her daim işin içindedir. O nedenle kapıdan girince etrafa bakın; Erzurumlular, Gümüşhaneliler, Samsunlular, Konyalılar… göreceksiniz. İçeriye birini almanız yeter. O zatan memlekette kalanların hepsini taşır.
Diyeceğim şu, kamuyu çok eleştirenler önce kendi firmalarına bakmalılar. İşe aldıkları insanları neye göre alıyorlar bunun yanıtını vermeliler. Yanlış anlamayın bana değil, foruma katılanlar soruyor…

Madalyonun diğer tarafından söz etmeden geçemeyeceğim. Madalyonun diğer tarafına gri alanları koydum. İlginç bir insan kaynakları uygulamasından söz etmek isterim. Dünyanın belli başlı şirketlerinde işe alınacaklarda zaman zaman ilginç uygulamalar gözlersiniz. Bunlardan bir tanesi Intel’de yaşanıyor. Intel ve benzeri bazı firmalarda torpil çalışır. Ama bakın nasıl torpildir bu:

İnsan kaynakları yönetimi kurumsal bazı ilkelere dayandırılır. Torpille adam kayırma birbirinden ayrılmıştır. Torpil ile tanıdık da aynı şekilde. Diğer bir ifadeyle torpil ile referans birbirinden ayrılır. Bu firmalarda insan kaynakları politikası gereği, şirkette yeni işe başlayacak kişilerin şirket çalışanlarından birinin referansıyla işe girmesi zorunlu tutulur. Bu iki yönlü işleyen bir sistemdir. Böylece içeridekilerin, firmaya uygun, kalacak, yarar sağlayacak, katma edeğer üretecek birilerini işe sokması talep edilir. Etraflarına başka gözle bakacaklardır. Firmalarını yakından tanıyacak ve onun yararını düşüneceklerdir. Diğer yandan, doğru adamı bulabilmeleri halinde ödüllendirilirler. Bu ödül maddi ve manevi ödül olarak çalışana yansır. Sistem bir taşla birden fazla kuş vurma ilkesi üzerine kurulu olduğu için, işe önerilen kişi herhangi biri çıkmaz. Sistem içeride çalıştığı için içeridekilerin eğitimi sağlanır. Sadakat tesis edilir…

Yıllar önce bankacılık krizi patlak verdiğinde, sektörde büyük fırtınalar yaşandığında, bir banka genel müdürü bana insan kaynaklarına verdiği önemi şöyle açıklamıştı; “Bankada en fazla önem verdiğim yer insan kaynakları. Bir tane kötü tohum içeri girerse, onu temizlemeyi bir kenara bırak, onun serpeceği diğer kötü tohumları temizlemek mümkün olmaz. Büyük küçük ayırt etmem, hiçbir insan kaynakları sürecini kaçırmadan izlerim. Acımam, gözünün yaşına bakmam. Şüphelendiğimi asla işe almam…”
İlginç değil mi…

Torpil, çoğu zaman birine haksız yoldan maddi ya da manevi bir şeyler sağlamaktır. Referans ise sizin için verilen bilgilerdir. Bilgiyi veren kayda değer bir kişi ise herkese bol keseden referans vermeyeceği gözönüne alınarak sözüne güvenilir.
Ben torpile karşıyım.
Ama referansa karşı değilim.
Merak edenleriniz olabilir.
Sen hiç torpil yaptın mı?
Sana hiç torpil yapan oldu mu?
Kimseye torpil yapmadım, ama referansları can kulağıyla dinlerim. Bugüne kadar edindiğim tecrübe torpil bir kenara, akraba, arkadaş, yakın tanıdıkla iş yapmanın çoğu zaman hüsranla sonuçlandığı şeklindedir. Ama yakınlarımın görüşlerini dinlerim. Referans almaktan çekinmem. Kimseye torpil yapmadım çünkü, torpilin sonunda torpillenenin ben olacağıma inanıyorum.

Bana torpil yapıldı mı? Bugüne kadar hiç torpilim olmadı, torpil de yapılmadı. Genellikle uzun yollardan gittim. Dolambaçlı yolları izlemek zorunda kaldım. Benimle birlikte olup torpil yapılanları da gördüm. Ben onları izledim, onlar daha kısa zamanda çok yol katettiler. Ama oturup ağladığımı hatırlamıyorum. Kimseyi kıskanmadım. Bir insanın en büyük torpili kendisidir. Ama güvendiğim kişilerin referansını kullandım. Gazetecilikte ilk profesyonel iş deneyimime referansla girmiştim. Referansım olmasaydı ne olurdu, doğrusu hiçbir şey olmazdı. Ben gazeteciliği kafama koymuştum, nasıl olsa girecektim. Bu arada zaten tüm üniversite hayatım boyunca, tek kuruş para almadan, gazetelerde çalışmıştım. Kafaya koyunca her şeyin yapılacağını düşünüyorum. Belki o ay işe başlayamazdım, o gazetede olmazdı… Ama olacaktı.

Foruma gönderdiğiniz mesajlara teşekkürler. Yüreklisiniz. Sizi kutluyorum. Gelen mesajların bir kısmına yanıt verdim, göreceksiniz. Ama bakın sizi işe alacak olan ben değilim. Sizin sesinizi bu köşeden duyurmaktan başka bir şey gelmiyor elimden. Kamuoyu yaratmaya çabalıyorum. Bunu da yıllardır yapıyorum. Gelin isterseniz ortak bir akıl üretelim. Bana attığınız mesajların benzerlerini yetkililerin kendilerine atın. Yani Başbakana, Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanına, Maliye Bakanına, Sanayi Bakanına, muhalefetteki milletvekillerine…
İsterseniz bana da bir kopya yollayın.
Sıraladığım bu kişelerin görevi, yönettikleri ülke insanlarının refahını sağlamak, önceliklerinin arasına halkın sorununu taşımak. Başka da bir şey değil.

Tamam artık yeter. Biraz da siz konuşun ben dinleyeyim ve dinleteyim.

Amca ve Dayı Faktörü

İşe alınma sırasında torpilin önemi ne kadardır?
Türkiye’de çoktur.

Torpili olmadan bir yere gelmek adına ne gibi tüyolar verirsiniz?
Yılmayın sakın, sabırlı olun, çalışın, bir fark yaratın. Sizi diğerlerinden daha farklı kılacak bir meziyet, bir bilgi, bir deneyim…

Türkiye’de amcası, dayısı olmayana iş yok mu?
Bence bu kadar abartmak haksızlık. Türkiye’de amcası ve dayısı olmayanlara da iş var. Her çalışan torpilli mi sizce…

Türkiye’de torpilsiz iş bulunamaz mı, yani okuldaki başarımız hiç etkili değil mi? İnsanlara bir şans verilmesi gerektiğine inanıyorum. Hemen elemek, görüşmeye dahi çağrılmamak ya da hiçbir cevap verilmemesi, insanın kendine güvenini de azaltmaya başlıyor.
Türkiye çok kötü günler yaşıyor. Gazetelerin ekonomi sayfalarını açtığınızda, işler açılmış ekonomi müthiş gibi bir hava seziyor insan. Aldatıcı. İş yok, Peki kendinize güveninizi azalttığınızda acaba iş daha fazla olabilir mi? Çaresi yok. Güven olacak. Bu kez de bir dahaki kez de çağırmayabilirler. Güvensizlik yok.

Dokuz Eylül Maliye Bölümü’nü birinci olarak bitirdim. İyi derece İngilizce ve bilgisayar biliyorum ama dayım yok. 6 aydır iş arıyorum. Nalet yerde herkes bir tanıdık getiriyor. Benim babam memurdu, yani status memurus, bu nedenle pek fazla tanıdığımız yok. Peki benim suçun ne? Üniversiteye gitmek mi? Yoksa çalışıp birinci olmak mı? Yeter artık, dayanacak gücüm kalmadı. Biliyorum isyan etmek çözüm değil ama yapacak bir şeyim kalmadı. Merak ediyorum bu deneyim denilen şey parayla satın mı alınıyor, yoksa anne karnında bazı çocuklara TORPİL mi geçiliyor? Tek istediğim bir şans, ama veren yok.
Binlerce memur çocuğunun yaşadıklarını yaşıyorsunuz. Ama unutmayın bir yerlere gelmiş bir sürü memur çocuğu var. Kahretsin diye yürümenin size bir faydası olduğunu sanmıyorum. Şans, herkesin önünden eşit sıklıkta geçmiyor, ama çok net biliyorum ki, herkesin önünden geçiyor. Önünden eser miktarda şans geçenler de şansı yakalayabiliyorlar.

Bütün yaptığım iş görüşmelerinde, tanıdığım olmadığı için geri çevrildim. Size bir olay anlatayım… Bir şirketten aradılar, iş görüşmesi için randevu aldım. Sabah iş görüşmesi için hazırlanıyordum ki, telefon geldi ve iş görüşmesine gelmemem gerektiği söylendi. Şirket içinde başka bir elemanla boşluğun doldurulduğu belirtildi. Neden? Şimdi bunu anlamıyorum. Pozisyonu şirket içinden biriyle dolduracaktınız, neden aradınız? Her şey tanıdık olması ile ilgili herhalde.
Bu kez şanssız olmanız, başka zaman da böyle olacağı anlamına gelmiyor ki. İşin az olduğu yerde, iş bulmak tabii ki zor. Hele bir de aynı işe başvuran çok sayıda insan varken. Bir dahaki sefere, ondan sonrakinde ya da daha sonrakinde olacaktır.

Kendime göre özelliklerim (10 yılı aşkın iş tecrübesi, orta seviyede İngilizce bilmek, üniversite mezunu olmak) olmasına rağmen yaklaşık 9 aydır işsizim. Arkamda dayım, amcam kimse olmadığına göre aç mı yaşayayım? Çocuğuma toplu iğne bile alamadan iki bayram geçirdim, ne yapacağım?
Sorularınızın ya da yorumlarınızın ve gerçeklerinizin hemen hepsi beni aşıyor. Bunlara yanıt vermesi gereken aslında ben değilim, bugüne kadar bizi yönetenler ve bugün bizi yönetenler… Aslında ne Maliye Bakanının, ne Sanayi Bakanının, ne Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanının bireylere yönelik bir tek açıklama yaptıklarını görmedim. Onları göreve davet etmeliyiz.

Kurumsal Açıdan

Kurumsallaşmış olduğunu iddia eden birçok şirkette “torpil” nam-ı diğer “referans” sorgulaması yapılıyor, sizce bu layıkıyla mı uygulanıyor? Kendimizi ispat etmek için neden başkalarına ihtiyacımız olması gerekiyor?
Yazının girişinde de söz ettim, pek çok firmada gereğince yapıldığını sanmıyorum. Kendimizi ispat etmeye gelince, başkaları bizi ispat edemez. Ama görüşlerine güvenilen birilerinin sizinle ilgili aktaracağı bilgiler önemlidir, kayda alınmalıdır.

İnsanlar neden üniversite ayrımı yapar veya referans ararlar. Sonuçta kişi kendini geliştirememişse MIT mezunu da olsa bir şey değişmez. Önyargı şirketlerimizde çok fazla ne yazık ki. Eğitim seviyeleri neredeyse tüm devlet üniversitelerimizde aynı, ancak hep bazı devlet üniversitelerimizin adları geçerli oluyor.
Doğru, bazı üniversitelerin seçilmesi diğerlerinin de çöpe gitmesi tabii ki doğru değil. Ama gelin görün ki ülkemizde iyi üniversite sayısı az, vasat üniversite sayısı çok. Her ile üniversite yapmak tabii ki çok iyi, ama üniversiteye lise eğitimi koymak bence bu ülkeye yapılan en büyük haksızlık. Ne eğitimi eğitim, ne eğitmeni eğitmen olan üniversitelerde gün tüketmektense, ben kısa yoldan meslek sahibi olmayı, ara kademe eleman olmayı tercih ederim.

Devlet Açısından

Bugüne kadar herkesin mutlaka bir defa torpili olmuştur. Sizce hantal devlet anlayışının oluşmasında, torpille işi bilmeyen insanların işe alınması neden olabilir mi?
Tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan… ne söylememi istersiniz? Evet torpil ve benzeri uygulamalar nedeniyle kamuda doldurulan kadrolar yetersiz, deneyimsiz, eğitimsiz ve bilgisiz. Sırf parti üyesi diye, sırf hemşehriniz diye doldurduğunuz adamlardan hayır gelir mi?

Kamu yönetimi mezunuyum ve 3 yıldır işsizim torpilim olmadan kamu kurumlarına girebilme umudum hala var ve KPSS sınavına müracaat ettim tekrar. Bazı şeyleri görünce de bu umudumun boş olduğu gibi bir hisse kapılıyorum. Ama başka bir şansımın da olmadığını düşünüyorum, hala kamu kurumlarına girme umudumdan başka çünkü branşımı seviyorum. Kendi durumumun verimsiz ve kalitesiz kamu yönetiminden kaynaklandığını düşünüyor ve sorunu beni de içine alan bütünsel bir yaklaşım olarak görüyorum. Bu durumu değiştirebilmek ve başkalarının bu sıkıntıları yaşamaması için elimden geleni yapabilmek adına kamu yönetiminde görev almak istiyorum. Ama torpil olmadan da olmuyor sanıyorum. Size göre bu bir paradoks mu, görüşlerinizi bana iletirseniz memnun olur, saygılarımı sunarım.
Sizi gönülden kutluyorum ve destekliyorum. Söylemek istediğim bir tek şey var, bir gün buraya yazdıklarınızı umarım hatırlar, kademeleri çıktıktan, bugünleri epey geride bıraktıktan sonra siz de diğerlerine benzemez, gerekeni yaparsınız. Bu yalnız sizin göreviniz değil. Hepimizin görevi. Siz bir ucundan tutmaya gönüllü olduğunuz için biz size teşekkür etmeliyiz.

Tecrübe

Her şey torpil mi demek? Kaliteli insanı torpille nasıl ayırabiliyorlar? Dürüst, çalışkan, idealist insanlara yer yok mu iş hayatında? İlla tırnaklarımızın acıması ya da birilerine dayı diyerek mi yakalayabileceğiz misyonumuzu? Yıllardır çalışıyorum ama istediğim yerler olmuyor, çünkü öncelikle tecrübe diyorlar, bu bahanenin altında yatan üstü kapalı cümle ise torpilin var mı? İmkan verilmeden tecrübe kazanılabilir mi soruyorum size?
Doğrusu bu ya tırnaklarınız acımadan iş yok. Kimseye dayı demeye gerek yok. Ama çalışmadan olmuyor. Olur diyenlere bakın, hızla bir yerlere geldiklerini göreceksiniz. Ama onlar bir yerde de kalacaklar. İdealist insana her yerde yer var. İdealist olmanın karşıtı oportünist olmak değil.

Ziraat mühendisiyim, nereye başvursam deneyim arıyorlar, her şeyi devletten beklemiyoruz, tamam da ne yapacak bu kadar mühendis? Her yıl Ziraat Fakülteleri bir bu kadar daha öğrenci alıyor. Torpilimiz de yok, torpile gerek var mı?
Bu ülke, insanını değerlendirmek kaygısı taşımıyor. “Denizde kum bizde insan olduğu için giden gider, kalan sağlar bizimdir” mantığıyla hareket ediliyor. İnsanını değerlendirme arzusu ve telaşı olmayanların kaç ziraat mühendisi eğitiyoruz, bize kaç adet gerekiyor diye bir soru sormasını beklemiyoruz. Aman daha çok üniversite açalım da şu gençleri oraya yollayalım, ayağımızın altından çekilsinler zihniyeti.

Yeni mezun biri olarak benden iş tecrübesi, süper İngilizce ya da Türkiye’nin kaliteli bir üniversitesinden mezun olmam isteniyor… Ben bu şartlarda nasıl iş bulabilirim?
Deneyeceksiniz, yılmayacaksınız… Bu ülkede öyle iş ilanları yayınlanıyor ki, neredeyse 90,60,90 vücut ölçüsü isteniyor. Sizden İngilizce beklemişler çok mu? Doğrusu artık herkesin dil bilmesi gerekiyor.

Şunu çok merak ediyorum; şu anda 26 yaşındayım ve ilk profesyonel deneyim olarak adlandırabileceğim boşuna geçen bir dönemim oldu. Çünkü iş bulamamıştım ve bir çağrı merkezinde çalıştım. Şu anda alanımı, işten ayrılarak ve eksik yönlerimi tamamlamaya çalışarak başka yere yönelttim. Bu arada iş arıyorum; ancak 2 sorun var: “Deneyiminiz var mı” ve bu arada zaman ilerlediği için yaş sınırı! Evet, kendi imkanlarımla iş aradığımda bunlar karşıma sürekli bir engel olarak çıkıyor. Acaba düşünülmüyor mu ki biraz daha ileri yaşlarda daha iyi bilgi birikimine sahip olunacağı, daha iyi iletişim kurulacağı ve daha kararlı ilerlenebilecegi… Sanırım hayır. İlla ki birileri mi araya girmek durumunda?
Tecrübe gerçekten çok önemli. Tabii ki kimse anne karnında tecrübe beklemiyor. Ama benim şöyle bir beklentim olduğunu söylemeliyim, üniversite yıllarında part- time işlerde çalışmak, hayat tecrübesi edinmek, iş tecrübesi edinmek… Her nerede ve nasıl olursa olsun, üniversite yıllarındayken genç arkadaşlarımın mutlaka staj ve yarı zamanlı işlerde çalışmalarını öneriyorum.

30 Yaş ve Üstü

30 yaşın üzerindeki, iş arayan insanlar ne yapsın? İş ilanlarında neden hep 28-30 yaşına kadar bir sınırlama var. Torpili olmayan insanlar ne yapsın?
30’un üzerindekilere ölüm. Aslında durum böyle. Biliyorum. Ne yazık ki, yıllardır hiçbir şey değişmiyor.

Torpilim yok. Yaş 35 ve bayansanız iş nasıl bulursunuz? Eşitlik ilkesi var mı?
Hayır eşitlik ilkesi yok. Çünkü eşitliği sağlayacak alt yapı ve yasal düzenleme yok. Size umut veremem. Hem kadınsınız, hem 35 yaşındasınız. Ama bir de şöyle düşünsenize… Her ikisi de sizi siz yapıyor. Tabii ki yıkılmayacaksınız. Kadın olduğunuz için ve 35 gibi güzel bir yaşı sürdüğünüz için. Hemen internetin karşısına oturun, aramaya başlayın. Biz kadınları, hele bir de düşünenleri kimse yıldıramaz.

Ben 37 yaşında, İTÜ mezunu bir mühendisim. Yaşımdan dolayı iş bulmakta güçlük çekiyorum, sayısız krizleri atlattım ama sonunda işsiz kaldım. Bu yaş sınırları beni zorlamakta, ne yapmalıyım? Emekliliğime de 10 yıl var.
Mesajınızı okurken, sizi sanki yaşlı olmayı kabul etmiş gibi hissettim. Bir dakika silkelenir misiniz lütfen. Yok böyle bir şey. İyi eğitim, sabır ve inat. Göreceksiniz olacak.

35 yaşında bir asker emeklisiyim. Jandarma olmam nedeniyle 8 ilde görev yaptım. Görev bölgemizde birçok özel şirketlerle iyi diyaloglarım oldu ve bu işyerlerindeki yönetici kadroların iş prensipleri konusunda bilgi sahibi oldum. Çalışanlarla kendi iş anlayışımı kıyasladığım zaman onlardan daha verimli olacağım kanısına vardım. Ama nedense şimdi bakıyorum özellikle üniversite mezunlarına öncelik tanınıyor. Ayrıca yüksekokul mezunu bir kişi olarak özel şirketlere kendimizi nasıl anlatmalıyız, yoksa günün konusu olan torpile mi başvurmak gerekir?
Türkiye’de değişik kesimlerde farklı uygulamalar yapılıyor. Örneğin kamuda insan kaynakları uygulamaları yok. Askerler de bunu abartarak yaşıyor. Siz kendi isteğinizle ayrılmış olabilirsiniz, bir de istemese de ayırılanlar var. Genç yaşta, çöpe atılanlar. Ciddi sorun. Sivil hayat, askerlikten biraz daha farklı. Üniformanızı atın, yetenek ve tecrübelerinizi giyinin. Bir de tam olarak ne yapabileceğinize ve ne istediğinize karar verin. İş bulabileceğinizi düşünüyorum.

Özel Sektör

Buradaki mesajları doğrudan firmalara yönelik oldukları için yanıtsız bırakıyorum. Ve sözü edilen firmaların insan kaynakları yöneticilerinin mail’lerini bekliyorum. Burası bir forum. Onların size yanıt vermeleri en doğrusu.
“Ben E-commerce konusunda University of Dallas’da MBA yaptım. Çok iyi derecede İngilizce ve Almanca biliyorum. Akıllı ve mantıklı bir insan da olduğumu düşünüyorum, ancak hiç tanıdığım biri yok. Mesela Turkcell gibi bir yere girmek istesem ne yapmam, nasıl sesimi duyurmam gerekir?”

“Torpilim olmadan Philip Morris, JTI, Coca-Cola gibi firmalara giremez miyim? Bir tek mühendislik ve satış temsilciliği ilanlarını görüyoruz ama biliyorum ki, bu firmaların insan kaynakları, dış ticaret… gibi departmanları da var. Ve çalışanlarının benden çok iyi olduklarını düşünmüyorum. Üniversiteden mezun olduğumdan beri bu şirketlere başvurularda bulunuyorum (bir şekilde adreslerini bulup) ama hiçkimse görüşmeye dahi çağırmıyor. Bunun nedeni gerçekten benim yetersiz olmam mı yoksa içeriden ya da yukarıdan bir tanıdığım olmaması mı merak ediyorum!!!”

Staj

Boğaziçi Üniversitesi Fizik (bilgisayarlı+işletme) Bölümü’nde öğrenciyim. İnsan kaynakları alanında çalışmak istediğim için staj yapmak istiyorum. Bir sürü başvuru yaptım ama hiç aranmıyorum. Para kazanmak umurumda değil, staj zorunluluğum da yok, ben sadece öğrenmek istiyorum. Mülakata bile çağrılmadım ama insanların neden önyargıları var? Mühendisleri arıyorlar,ben de en az onlar kadar başarılı olabilirim. Bana bir tavsiyede bulunabilir misiniz? Ne yapmalıyım?
Sana güzel bir staj imkanı; İndeks Strateji Yarışması. Kapı kapı staj aramana gerek yok. Bilgileri sürekli yayınlanmakta olan (www.indeksiletisim.com) sitesinden ulaşabileceğin yarışmada dereceye girersen, staj olanağından yararlanabilirsin. Ama çalışman gerekecek.

Maalesef torpili olamayanlardanım, bu yüzden benimle aynı bölüm mezunu arkadaşlarım bankada çalışırken, ben evde oturuyorum. Torpilimiz yok diye işsizliğe mahkum muyuz? Okulda ben kariyer hayalleri kurarken, şimdi kariyer yolunda, torpili olan arkadaşlarım ilerliyor, bense onları gıptayla izliyorum…
Keşke üniversite yıllarında biraz zorlansan da çalışmayı deneseydin. Part-time bir işte ya da bir staj… Emin misin, imrenerek izlediğin arkadaşların yetersiz ama torpilli mi? Sakın bazı konuları birbirine karıştırıyor olma… Kendine acımak için çok gençsin. Evde oturmak yakışmıyor. Üretime katılmalısın. Bankacılık olmaz bir başka alan olur. Sen iste yeter. Gerçekten istiyor musun. İstiyorsan, şu anda sokaklarda olmalısın.

Ve Diğerlerine Örnek

Sizce iş görüşmesinde küçük yalanlar söylemenin bir faydası olabilir mi?
Hiç tavsiye etmem. Yalanın büyüğü de küçüğü de yalandır ve bir gün mutlaka ayağına dolanır.

Bir finans kurumuna başvuru yaptım. Beni sınava çağırdılar girdim, kazanamadım ama yılmadım bir daha başvurdum, yine çağırdılar, tekrar gittim, 2 hafta içinde cevap veririz dediler, cevap vermediler. Şimdi aynı şirkete yaptığım başvuruların sayısını bile bilmiyorum, saplantı oldu artık bende. Bu durum normal midir? Sürekli buraya başvurarak yoksa hata mı yapıyorum?
Başvuracak başka bir iş yeri mi bulamıyorsunuz, yoksa takıntı mı yaptınız? İkincisine gerek yok. Size de onlara da yazık. Zamanınız değerli, geri çevrildiyseniz, başka noktaları denemek daha akıllıca olmaz mıydı.

Yaklaşık olarak 1 yıllık iş arama çabalarım sonucunda şunu anladım ki, istediğiniz kadar özelliğe sahip olun, karakterli olun, şu olun bu olun, bu ülkede torpiliniz olmadan sadece iş değil, hiçbir bulamazsınız.
Siz kararınızı çoktan vermişsiniz. Sanırım havluyu da atmışsınız. Torpil gerçeğini kimse inkar etmiyor. Bunu düzeltmek için ne yapacağız. Gelin önce sizin sorununuza çare bulalım. Ehh işte iş yok, torpil yok diye kendinizi kahredebilirsiniz. Ya da buradan da geri çevrildim, şimdi nereye başvurmalıyım diyebilirsiniz.

Sevgili okurlar, hepinize teşekkürler.
Yukarıda eyleme geçmenizi, kamuoyu oluşturmanızı önerdim. Ben ciddiyim. Bizi yönetenler sorunları bilmeli. Sizin ağzınızdan öğrenmeli.
Sevgili insan kaynakları yöneticileri, son sözüm size. Burada yanıt veremediğim pek çok arkadaşım var. Yanıt verdiklerim ve veremediklerim için sizin yorumlarınızı ve katkılarınızı bekliyorum. Forum ancak bu şekilde amacına ulaşır. Değerli görüşlerinizi bekliyoruz.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND