Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Süperstar mısın, yoksa hızlı mı…

Rekabet insan doğasının gereği. Ancak bazıları ayakta kalmak için rekabet ederken, bazıları adeta rekabet etmek için doğmuş gibidir. Bazıları gizliden gizliye rekabet ederken, bazıları adeta herkese meydan okur. Açıktan rekabet edenler ise ’süperstarlar’, ’tüm yükü kaldıranlar’ ve ’hızlılar’ olarak farklı gruplara ayrılır. Peki siz hangi gruptasınız…

Aşırı iş yükü, yaşanan krizler iş dünyasında rekabeti körüklüyor. Yükselmek için, işimizi kaptırmamak için sürekli birileri ile rekabet halindeyiz. Dozunda yapılan tatlı rekabet hem size hem şirketinize fayda sağlıyor. Aşırıya kaçtığında ise strese neden olduğu gibi takım çalışmasını da kötü etkiliyor.

İnsanın doğasında olan rekabet duygusu son yıllarda iş dünyasında aşırı derecede arttı. Özellikle kriz döneminde işlerini kaybetme korkusuyla çalışanlar daha yoğun bir rekabet ortamında buldular kendilerini. Rekabetin en yoğun yaşandığı alanlar; finans sektörü, satış ve pazarlama, medya sektörünü, hukuk, tıp ve akademik kariyer ortamı. Özellikle iş sonuçlarının rakamlarla ifade edilebildiği alanlarda, hedeflere ulaşmak için rekabet ortamı özellikle yönetim tarafından yaratılıyor.

Psikolog Feyza Bayraktar, Türkiye nüfusunun oldukça genç olduğu, daha eğitimli nesillerin yetiştiği ve iş olanaklarının fazla olmadığı göz önüne alındığında özel sektörde olan hemen hemen herkesin yükselmek ya da işini kaybetmemek için birileri ile rekabet içine girmek durumunda kaldığını söylüyor:

Rekabet sağlıklı olduğu zaman;
? Üretimin artmasına
? İş kalitesinin artmasına
? İşlerin zamanında yetişmesine
? İş odaklı çalışmanın artmasına
? Satış ve kazancın artmasına neden oluyor.
Rekabet aşırıya kaçtığında ise;
? Stres ve baskıya
? Çalışanlar arası iletişimin sağlanamaması, sonuç odaklı bir iş ortamının oluşmasına
? Takım ruhunun gelişememesine neden oluyor.
Bayraktar, “Belli miktarda rekabet işyerinin gelişimi ve kişinin hedeflerini belirlemesi, o hedeflere ulaşmak için çalışması ve mesleki doyum sağlaması için sağlıklıdır. Fazla rekabetçi ortam ise çalışanlar arası problemlere yol açabileceği için çalışma ortamını etkileyebilir” diyor.

Takım ismi formanın önünde sporcunun ismi arkasında yazar
DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü’nden Uzm. Endüstri ve Örgüt Psikoloğu Burcu Çanacık, rekabetin Türk toplumunda hep engellendiğini ama tatlı rekabetin verimliliğe katkı sağladığını söylüyor: “‘Koşma düşersin’lerle büyüyen bugünün işadamları ve işkadınları olarak bizler, rekabeti; kavga, agresiflik, saygısızlık, kendini beğenmişlik, hırs olarak betimleyen bu sistem içerisinde, rekabet eşittir risk mentalitesiyle yetiştik. Ancak, rekabet doğru yönetildiğinde, özellikle iş yaşamında verimlilik, performans ve üretkenliği olumlu yönde etkiliyor. Bu açıdan bakıldığında yöneticilere çok büyük görevler düşüyor. Kendi ekiplerinde yer alan çalışanların arasındaki rekabeti “tatlılıkla” verimliliğe dönüştürebilen koç yöneticiler ekip performanslarının yükseldiğini göreceklerdir. Tatlı rekabet, agresifliğe yer vermeyen ve sonuç odaklı olan hırstır. Rekabet, öncelikle diğerleriyle yarışıp onları geçebilmektir. Peki, birinci olduğunuzda ne yapacaksınız? Kendinizle yarışıp kendinizi ve kapasitenizi zorlayarak, ‘Asla başaramazsın, bu imkansız’ diyenleri aşmaya çalışacaksınız. Potansiyelinizi üstün performansa dönüştürürken de, rekabetin verdiği o tükenmez enerjiyi kullanıyor olacaksınız.”

Burcu Çanacık, aşırı rekabetin olumsuz etkilerine karşı yöneticilere bir uyarıda bulunuyor: “Yöneticiler, çalışanlarına şunu sık sık hatırlatmalı: “Takımın ismi formanın önünde, sporcunun ismi ise arkasında yazar. Ortak hedeflere koşamadığınız ve ekibinizden beklenen sonuçları getiremediğiniz sürece, bireysel rekabet yalnızca bir zaman kaybıdır.”

Liderler arası rekabet
Peki ya eğer rekabet liderler arasındaysa, bu durum çalışanlara nasıl yansır? Feyza Bayraktar, iki lider arasındaki rekabetin eğer adil ise, çalışanları motive ettiğini ama adil değilse rekabetten doğan çatışma ve gerginliğin çalışanları ikilemde bıraktığını, işlerin aksamasına, motivasyonlarının düşmesine ve kuruma güvenirliliğin azalmasına sebep olabildiğini söylüyor: “Liderler gruplarının başı olarak o grubun performansını en üst seviyeye taşımakla yükümlüdürler ve iyi bir lider bu performansın zedelenmemesi için kendi içinde bulunduğu rekabet ortamında da liderlik sorumluluğunu taşımalı grubun verebileceği tepkiye göre de davranmalıdır.”

Burcu Çanacık, ekipler arasında yaşanan rekabetin, daha yakından bakıldığında ekip yöneticilerinden kaynaklandığı söylüyor: “Çalışanların huzuru bozuluyor, sürekli gerginlikler liderler arasında iğneleyici sözler, kişisel saldırılar ve gereksiz tartışmalar yaşanıyorsa ekiplerin de huzuru kaçar. Yöneticiler, bu durumda çalışanlarının, ekip performansının, sonuç olarak şirket verimliliğinin zarar gördüğünün farkına varmalı ve ekipler arasındaki uyumu yeniden sağlamak adına onları ortak kurumsal hedeflere yöneltmeliler. Rekabet ortamı, yöneticilerin kişisel ‘kazanma’ arzularını tatmin etmek için değil, ekip performansını artırarak şirket verimliliğini sağlamak için kullanılmak üzere yaratılmalıdır.”

Hedefler bireylere veriliyor ama ekip çalışması bekleniyor
Hırsın iş hayatında hem kişiyi geliştiren hem de kuruma katkı sağlayan bir özellik olduğunu söyleyen Prof. Dr. Acar Baltaş, önemli olanın bu rekabetin, kişinin, ekibin ve kurumun hedeflerini geliştirmeye yardım etmesi olduğunu söylüyor: “Ancak bir çok durumda bazı insanlar, bütünüyle kişisel sebeplerden ötürü rekabet içinde olabilirler. Bunun yeterlilikleriyle ve iş amaçlarıyla ilgisi yoktur. Kişisel sebeplerden ötürü gerçekleşen rekabet ortamı sonucunda kurum içinde yaygın dedikodu görülür. Bunlar, işe katkısı olmayan yıkıcı davranışlardır. Yöneticinin bu durumu fark etmesi ve müdahale etmesi gerekir. Birçok durumda yöneticiler bu durumu görmezden gelir ve daha sonra ciddi krizlerle karşılaşmalarına sebep olur. Kişilik özelliklerine bağlı sebepler dışında kurumdan kaynaklanan sebepler olabilir. Birçok kurumda “tavşana kaç tazıya tut yaklaşımı” var. Hedefler bireysel verilir. Performans değerlendirmesi bütünüyle bireysel yapılır ancak insanlardan ekip çalışması yapılması istenir. Bu kurumsal bir tutarsızlıktır ve bu şekilde yaratılan rekabet ortamı kuruma yarardan çok zarar getirir.”

Siz hangi gruba giriyorsunuz?
Feyza Bayraktar, rekabetçi kişilerin 2 gruba ayrıldığını söylüyor: “Birinci grup rekabetçi olduğunu açıkça belli edip ortaya koyanlar, ikinci grup ise gizliden rekabet edenler.

Rekabetçi olduğunu açıkça belli eden kişiler 3’e ayrılıyor:
Süperstarlar: Verilen işi mükemmel derecede iyi yapmak, iş heyecanını yaymak, diğer çalışanlar içinde lider kimliği çizip, her işten sorumluymuş gibi davranmak ve ortamda takdir edilip, parlamak belli başlı özellikleri arasında sayılabilir.

Tüm yükü kaldıranlar: Kendi isteği ile fazla iş yükü alıp şikayetçi olmadan herşeyi zamanında ve tam yetiştirmeye çalışan, takım projelerinde tüm yükü taşıyan kişilerdir.

Hızlılar: Bu gruba dahil olan kişiler verilen işi herkesten önce bitirip teslim etmeye çalışanlardır.

Gizliden rekabet edenler ise rekabet içinde olduğu kişi ya da kişilerin yaptığı işleri takip eder ve o işleri gizliden sabote etmeye çalışarak bir adım önde olmaya çalışır. Örneğin gizliden e-postaları karıştırabilir, toplantı saatini yanlış bildirebilir.

Bayraktar, çalışanların açıktan rekabet eden kişilerden çok şey öğrenip motive olabileceklerini, çünkü onların bildiklerini saklamadıklarını, gizliden rekabet eden kişilerin ise çalışanları demotive edebileceğini söylüyor.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND