Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Süper bir sıfırdan zirveye öyküsü!

Sebahattin Yaman’ınkisi, tam bir sıfırdan başlayıp yükselme hikayesi. Ordu’nun Yemeni Köyü’nde dünyaya geldi. Ticarete erken başladı. Lisede okurken üniversite hazırlık kitabı ve fotoğraf, üniversitedeyken yazarkasa, yüksek lisans yaparken de çağrı cihazı sattı. Mezun olduktan sonra cep telefonu işine girdi.Bugün, Samsung’un Türkiye distribütörlüğünü yapan Telpa’nın sahibi.

sıfırdan zirveye iş adamları, sıfırdan zirveye başarı hikayesi, sebahattin yaman

Sebahattin Yaman’ınkisi, tam bir sıfırdan başlayıp yükselme hikayesi. Ordu’nun Yemeni Köyü’nde dünyaya geldi. Ticarete erken başladı. Lisede okurken üniversite hazırlık kitabı ve fotoğraf, üniversitedeyken yazarkasa, yüksek lisans yaparken de çağrı cihazı sattı. Mezun olduktan sonra cep telefonu işine girdi.

Bugün, Samsung’un Türkiye distribütörlüğünü yapan Telpa’nın sahibi. 1994’te kurduğu Telpa’nın 2006 cirosu 276.5 milyon dolar. Türkiye, Samsung’un dünyadaki en başarılı ikinci ülkesi. İşte bu yüzden Telpa’nın iş modeli, kitap halinde Samsung’un tüm dünyadaki distribütörlerine dağıtılıyor. Farklı ülkelerden distribütörler İstanbul’a gelerek Telpa’yı inceliyor.

Sebahattin Yaman 1965’te, Ordu Mesudiye ilçesinin Yemeni köyünde doğdu. Ortaokulu Samsun Ladik Öğretmen Lisesi’nin orta kısmında, liseyi Balıkesir Savaştepe Öğretmen Lisesi’nde parasız yatılı olarak okudu. Liseden sonra öğretmenliğin ona göre olmadığını düşünüp, Bursa Uludağ Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü’ne girdi. Aslında ilgisini çeken konu işletmeydi, ancak köyden kurtulmanın yolu, elinde bir meslekle mezun olacağı bir bölüme girmekti.

Yaman, ileride satışta başarılı olacağının sinyallerini daha lisedeyken vermeye başlamıştı. Okulda üniversiteye hazırlık kitapları bulmak zorlaştığında bu kitapları satmaya, ödül alan öğrenciler ’keşke bir fotoğraf çektirebilseydik’ dediklerinde fotoğrafçılıktan para kazanmaya başladı. Üniversitede okurken, Bursa’da bir yazarkasa firmasında satışçı olarak çalıştı. Yaptığı satışlarla Bursa’yı bu markanın satışlarında birinci sıraya yerleştirince, öğrenci olmasına rağmen satış müdürü yapıldı. Mezun olduktan sonra bir dönem MSD İlaç’ta, yine satışçı olarak çalıştı. Ardından hep istediği alanda eğitim almak için, İstanbul Üniversitesi’nde işletme yüksek lisansına başladı. Aynı dönemde, geçimini sağlamanın yolunu, Ericsson’un çağrı cihazlarını satmakta buldu. Şirketi falan da yoktu, bir firmadan alıp müşterilerine teslim ediyor, parayı tahsil ettikten sonra firmadan fatura kestiriyordu. Zaman içinde yüksek sayıda satış yapmaya başladı. Stratejik hareket ediyordu. Hangi şirketlerin çağrı cihazına ihtiyaç duyacağını belirliyor, bu teknolojinin sağlayacağı faydaları giderek birebir anlatıyordu.

Bu sırada Turkas Petrol, Krom Çelik AŞ gibi bazı şirketlerden, Ericsson’a teşekkür mesajları gitmeye başladı. “Bize gelen bayiniz ihtiyaçlarımızı çok iyi analiz etmiş, ürünü kullanınca da iyi performans elde ettik” diyen bu notlardan sonra durum Ericsson’un ilgisini çekti. Yaman’a ulaşıp hikayesini dinlediklerinde, büyük şaşkınlık yaşayacaklardı:

BAYİ ARARKEN EŞYASIZ BİR ÖĞRENCİ EVİ BULDULAR


“O zaman yıl 1992. Ericsson o satışları yapan bayiyi aramaya başladı ama aslında öyle bir bayi yok, ben bir firmadan alım satım yapan bir öğrenciyim. Şirketim, çek karnem, vergi levham, kısacası ticaret yapabilecek hiçbir şeyim yok. Bana, ’ne yaptığınızı bize anlatın, size destek olmak istiyoruz’ dediler. Onları evime davet etmiştim. Evimde de 3 tane sandalye, bir masa, bir de masanın üstünde telefonum vardı. 5 kişi geldiler. O kadar çok sandalye olmadığı için ikisini yer yatağının üzerine oturttum mecburen. Gördükleri onları çok şaşırttı. Onlara kendi işimi kurma hayallerimden de bahsettim. Bana bir şirket kurmamı, destek sağlayacaklarını söylediler. Bir hafta geçti, kimse aramadı. Kendi kendime tabii normaldir diye düşündüm. Sonra kargo şirketinden aradılar. Koca bir paket. İçinden 50 tane çağrı cihazı çıktı. O zaman oturup ağlamıştım. Sonuçta ben köy koşullarında yetiştim, zor koşullarda okudum, bana böyle bir güven ve destek sunulması beni çok etkilemişti. Sattıkça ödersin dediler. Ben de cihazları hızla satıp hemen havalesini yaptım.”

Yaman’ın yüksek lisansının bittiği dönem, Türkiye’nin cep telefonuyla tanıştığı dönemin hemen öncesine denk geldi. Şubat 1994’te Türkiye’de cepten ilk alo dendiğinde, o da Ericsson’un aracılığıyla KVK’yla çalışmaya başladı. Onun farkı, satmak üzere aldığı telefonları krediyle, yani parasını sattıktan sonra ödemek koşuluyla alabilmesiydi. 1994-99 arasında Turkcell ve Ericsson tarafından defalarca yılın en başarılı bayii seçildi. 1999’da Panasonic’in pazar payını yüzde 1’den yüzde 8’e çıkardı. Yaman, Windows2000 Mag ve Netsoft’u alarak bilgisayar sektörüne girdi.

EN KÖTÜ ÜÇÜNCÜ ÜLKEDEN EN İYİ İKİNCİ ÜLKEYE


2001 kriziyle beraber sektörde radikal değişim süreci başladı. O tarihe kadar operatörler, kendi hatlarını taşıyan telefonları indirimli verirken, kriz döneminde bu uygulama ortadan kalktı. Bu durum, toptancıları yeni arayışlara yöneltti. Aynı yıl bir arkadaşıyla birlikte Mobiltel’i kurarak, Motorola’nın distribütörü oldu. Bu ortaklık, 2002’nin sonuna kadar devam etti. O dönemde yani 2003’ün başlarında Samsung için Türkiye, en başarısız olduğu üçüncü ülkeydi. Yaman bunu bir fırsat olarak gördü, Türkiye’deki dört Samsung distribütörünün beşincisi o oldu. Samsung’un Türkiye’de yüzde 1.2 olan pazar payını, 2004’te 6.1’e çıkardı. Bu oran her yıl iki katı büyüdü, 2006’da yüzde 19,2’yle Samsung’un dünyadaki en iyi distribütörü seçildi. Pazar payı Haziran 2007’de yüzde 35.2’ye ulaşınca Türkiye, Kore’den sonra Samsung’un dünyadaki en başarılı 2’nci ülkesi oldu. Şimdi Telpa’nın iş modeli, kitap halinde Samsung’un tüm dünyadaki distribütörlerine dağıtılıyor. Ayrıca farklı ülkelerden distribütörler ekipler halinde İstanbul’a gelerek incelemeler yapıyor. 250 çalışanı olan Telpa’nın 2006 cirosu 276.5 milyon dolar. Capital’in listesine göre Türkiye’nin 192. en büyük şirketi. İstanbul Nisan 2007 vergilendirme dönemi kurumlar vergisi rekortmenleri listesinde 98’inci sırada.

Nasıl iyi satışçı olunur

Arkadaşlarım her zaman benim insanların neye ihtiyaç duyabileceklerini hissetme yeteneğim olduğunu söylerlerdi. Empati yeteneği demek doğru olur buna herhalde. Bence iyi bir satıcı uzun süre ayakta kalan satıcıdır. Karşı tarafın ihtiyaçlarını iyi analiz etmeniz, ona göre çözüm üretmeniz lazım. Müşterilerinizin sizi her zaman gelebilecekleri bir danışman gibi görmeleri gerek. En temel şey güven. Hatalar varsa açık açık söyleyin. Baştan kaybedersiniz ama uzun dönemde kazanırsınız.

Eşim reklam almaya geldi gönlünü verdi

Sebahattin Yaman’ın baba mesleği çiftçilik. İki ablası hemşire. Ondan küçük bir erkek, bir de kız kardeşi var. Erkek kardeşi Alaaddin Yaman, 1997’de, yüksek yargı hakimliğini bırakarak Telpa’ya geçmiş. Şu anda Finans Müdürü. Kız kardeşi Necla Yaman Telpa’da Büyük Şirketler Teknoloji Lideri olarak çalışıyor. Sebahattin Yaman aile yaşantısını, “Hala köye gidiyorum. Annem babam yazları orada kalıyorlar. Arıları var babamın, onlara bakıyorlar. 16 aylık bir kızım var, adı Aylin. Eşim Habertürk’te çalışıyordu. Reklam almaya gelmişti, gönlünü verdi gitti” diye anlatıyor.

En fazla satış yaptığı için 10 otomobil kazandı, sonra çekilişten 3 otomobil daha kazandı

1994-99 arasında Ericsson ve Turkcell’den, en yüksek satışları yapan bayi olduğum için, birçok ödül kazandım. En büyük ödül hep otomobil olurdu ve hep ben alırdım. Böyle 10 otomobil kazandım. Sonra bir grup arkadaş itiraz ettiler, bütün ödülleri Sebahattin alıyor, çekilişle yapalım dediler. Ama ödüller yine bana çıkmaya başladı. Bu şekilde de 2 araba aldım. Yılbaşında İGS Avcılar’dan bir gömlek almıştım. Bir form verip doldurmamı istediler, yaptım. Şubat ya da Mart ayıydı, beni aradılar araba kazandınız, dediler. Ben de, bütün sektör bana takılıyor ya, peki peki anladık dedim kapattım telefonu. Bir daha aradılar, baktım ciddi gibi. Numarayı test etmek için aradım, gerçekten de İGS çıktı. O günden sonra sektörde adım şanslı adama çıktı.

Yazar: Gaye Güzelay
Kaynak: www.kelimelerbuyulu.blogspot.com

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Yabancı dil öğrenmenin yaşı olur mu?

yeni bir dil öğrenmek, yabancı dil, Manşet, kaç yaşına kadar dil öğrenilir, ileri yaşta yabancı dil öğrenme

Bilimsel yargılar insan yaşı ilerledikçe öğrenme yetilerinin azaldığını kabul eder. Fakat ileri yaşlarda yabancı dil öğrenmeye başlayanların daha avantajlı olabileceğini gösteren araştırmalar da var. Peki, siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? İşte bbc.com yazarlarından Sophie Hardach’ın düşüncelerinizi berraklaştıracak yazısı…

Yabancı dil en iyi hangi yaşta öğrenilir?

Küçük çocukların yabancı dil öğrenmeye daha yatkın olduğu ve daha kolay öğrendikleri görüşü oldukça yaygın. Ama veriler böyle demiyor.

Bilimsel araştırmalar, insanın dil ile ilişkisinin ömür boyunca nasıl geliştiği konusunda karmaşık açıklamalar sunuyor. Veriler, daha ileri yaşlarda yabancı dil öğrenmeye başlayanların daha avantajlı olabileceğini gösteriyor.

Hayatın farklı dönemlerinde dil öğrenmenin farklı avantajları var. Bebekken kulaklarımız seslere karşı daha duyarlıdır. 1-3 yaş arası çocuklar farklı aksanları hızla öğrenip taklit eder. Yetişkinlerin ise konsantre olma süreleri daha uzun olduğu gibi, okuma yazma gibi becerilere sahip olmak sadece yabancı dilde değil anadilimizde de kelime haznesini sürekli genişletme olanağı verir.

Yaşın yanı sıra sosyal durum, öğrenme yöntemleri, hatta dostluk ve arkadaşlık gibi etkenler kaç yabancı dil konuştuğumuzu ve ne kadar iyi konuştuğumuzu etkiler.

Edinburgh Üniversitesi’nde İkidillilik Merkezi yöneticisi gelişimsel dilbilimi profesörü Antonella Sorace’a göre, “Yaşla birlikte her şey kötüye gitmiyor”.

Sınıfta bir öğretmenin kuralları açıkladığı “bariz öğrenme” yönteminde, konsantrasyon ve hafıza kapasitesi ile bilişsel kontrol becerileri sınırlı olduğundan küçük çocuklar dil öğrenmede başarı gösteremez.

“Bu konuda yetişkinler çok daha iyidir. Yani yaş ilerledikçe bu özellik de gelişir” diyor Sorace.

İsrail’de yapılan bir araştırmada, yapay bir dil kuralını anlama ve bunu laboratuvar ortamında yeni kelimelere uygulama bakımından farklı yaş gruplarının performansı gözlendi.

Genç yetişkinler olarak adlandırılan 14-21 yaş grubundakilerin, 12 yaşındakilerden oluşan gruptan çok daha iyi performans gösterdiği, 12 yaşındakilerin de 8 yaş grubundan daha yüksek puan aldığı görüldü.

İngilizce öğrenen 2000 Katalan-İspanyol öğrencisi ile yapılan araştırmada da benzer sonuca varılmış, yabancı dil öğrenmeye daha ileri yaşlarda başlayanların daha genç yaşta başlayanlara kıyasla daha hızlı öğrendiği görülmüştü.

Araştırmacılar, daha ileri yaşta olan öğrencilerin, olgunlaşma ile gelen daha ileri düzeyde problem çözme stratejileri gibi becerilerden ve dil konusunda daha yüksek düzeyde tecrübe sahibi olmanın getirdiği avantajlardan yararlandığı sonucuna vardı.

Yani daha ileri yaşta olanlar hem kendileri hem de dünya hakkında daha fazla bilgi sahibi olduğu için, yeni öğrendiklerini bu bilgiyle daha kolay işleme koyabilir, yerli yerine oturtabilir.

Küçük çocuklar ise “örtülü öğrenme” konusunda çok iyidir. Yani yabancı dili konuşan kişiyi dinleyip taklit ederek öğrenirler. Ama bu öğrenme tarzı o dili konuşan kişi ile çok zaman geçirmeyi gerektirir.

2016’da İkidillilik Merkezi, Çin’in kuzeyinde konuşulan Mandarin dilinin İskoçya’daki ilkokullarda öğretilmesi konusunda İskoç hükümetine bir iç rapor hazırlamıştı. Haftada bir saatlik bir dersin beş yaşındaki çocuklar için pek fark yaratmadığı ifade ediliyordu. Ama o dili konuşan bir öğretmenle iki saatlik dersler, çocukların Mandarin dilinin temel taşlarını kavramasına yardımcı olabiliyordu. Bunlar arasında, yetişkinlerin zorlandığı tonlama gibi unsurlar da vardı.

Hepimiz doğal bir dil uzmanı gibi başlarız hayata. Dünyada konuşulan dilleri meydana getiren 600 sessiz harfi ve 200 sesli harfi işitiriz bebeklikte. Birinci yaşımıza bastığımızda beynimiz en sık duyduğumuz sesler konusunda uzmanlaşmaya, anadilimizde bir şeyler mırıldanmaya başlarız. Yeni doğan bebekler bile belli bir aksanla ağlar, anne karnındayken duydukları sesleri taklit eder.

Dilde uzmanlaşma, ihtiyacımız olmayan becerileri terk etmemize de neden olur. Japon bebekler ‘l’ sesi ile ‘r’ sesini kolayca ayırabilir. Oysa yetişkin Japonlar bunda zorlanır.

Yaşamımızın ilk yılları anadili öğrenme bakımından büyük önem taşır. Terk edilmiş veya izole tutulmuş çocuklar üzerinde yapılan araştırmalar, konuşmayı erken yaşta öğrenmediğimiz takdirde bu boşluğun ileri yaşlarda kolaylıkla doldurulamayacağını gösteriyor.

Ancak yabancı bir dil öğrenme bakımından aynı durum söz konusu değil.

York Üniversitesi’nden psiko-linguist Danijela Trenkic’e göre, “yaşın birçok başka etkenle birlikte etkili olduğunu anlamak gerekir”. Çocukların yaşamı yetişkinlerden tamamen farklıdır. Bu yüzden çocuklarla yetişkinlerin dil becerilerini kıyaslarken “iki aynı türü kıyaslamıyoruz aslında”.

Trenkic başka bir ülkeye taşınan aile örneği veriyor. Bu durumda çocuklar yeni dili ebeveynlerden çok daha hızlı öğrenir. Bunun nedeni, okulda sürekli bu dili dinliyor olmaları olabilir. Ayrıca çocuklar arkadaş edinme, toplulukta kabul görme yoluyla sosyal olarak varlıklarını sürdürme bakımından dil öğrenmeyi daha büyük bir öncelik olarak görür. Oysa ebeveynler kendileri ile aynı dili konuşan diğer göçmenlerle sosyalleşme ihtiyacını giderebilir.

Trenkic’e göre, “duygusal bağ oluşturmak dil öğrenmede önemlidir”.

Yetişkinler de duygusal bağ kurabilir ve bu yalnızca o ülkenin dilini anadili olarak konuşan birileriyle arkadaşlık etmek şeklinde olmayabilir. 2013’te İtalyanca öğrenmeye çalışan Britanyalı yetişkinleri inceleyen bir araştırmada, diğer öğrenciler ve öğretmenle bağ kurmanın öğrenmekte güçlük çekenler açısından yararlı olduğu görüldü.

“Sizin gibi düşünen insanlarla bağ kurduğunuzda dili öğrenmek için daha fazla çaba gösterirsiniz” diyor Trenkic. “Bu çok önemli. Dili öğrenmek için yıllar harcamanız gerekir. Bunu yaparken sosyal bir motivasyon yoksa, çabayı sürdürmek oldukça zordur.”

Massachusetts Teknoloji Enstitiüsü (MIT) bu yıl internet üzerinden 670 bin kişi ile bir anket yaptı. Bir İngiliz gibi İngilizce gramer bilgisine sahip olmak için İngilizce öğrenimine 10 yaş civarında başlamanın en iyi sonuç verdiği görüldü. Daha ileri bir yaşta bu beceri azalıyordu.

Ancak zaman içinde kendi dilimiz de dahil yabancı dillerde iyileşme halinin devam ettiği de görüldü. Örneğin, kendi anadilimizin dil bilgisi kurallarını ancak 30 yaş civarında tümüyle öğrenmiş oluruz. Başka bir araştırmada ise orta yaşa kadar anadilimizde her gün yeni bir kelime öğrendiğimiz görüldü.

“İnsanlar bazen yabancı dil öğrenmenin en büyük avantajı nedir diye soruyor. Daha fazla para mı kazanacağım? Daha zeki veya daha sağlıklı mı olacağım? Ama aslında yabancı dil bilmenin en büyük avantajı daha fazla insanla iletişim kurabilmektir” diyor Trenkic.

Trenkic aslen Sırbistanlı. İngilizceyi 20’li yaşlarda İngiltere’ye yerleştikten sonra akıcı halde konuşmaya başlamış. Özellikle yorgun ve stresli olduğu anlarda hala gramatik hatalar yaptığını söylüyor.

“Ama her şeye rağmen, önemli olan şu ki İngilizce ile muhteşem şeyler yapabiliyorum. En iyi edebi eserleri okumanın zevkine varabiliyor, yayınlanabilir nitelikte yazılar yazabiliyorum.”

MIT’in testinde Trenkic, anadili İngilizce olan biri olarak nitelendirilmişti.

Yazar:  Sophie Hardach 
Kaynak: www.bbc.com

Okumaya devam et

MAKALE

Para insanı nasıl değiştiriyor?

para ve insan, para insanı değiştirir mi, para, Manşet, araştırmalar

Çok para insanı değiştirir mi? Zenginlerin daha cimri ve az güvenilir olduğunu gösteren araştırmalar ne kadar doğru? İşte konuyla ilgili yapılan bir araştırmanın tüm detayları…

Bilimsel olarak araştırıldı: Para insanı bozuyor mu?

Kişinin varlık seviyesi arttıkça merhamet ve empati duygularının azaldığı, kişisel çıkar düşüncesinin ise arttığı doğru mu?

Üniversitelerin popüler konuları inceleyerek sosyal yaşantımıza ışık tuttuklarını bilirsiniz. Hayatınızda en az bir kere duyduğunuz ya da sorduğunuz bir konu üzerine Univercity of California Berkeley Üniversitesi’nde de bir grup uzun süren bir araştırma yaptı. Üniversite zengin olmanın insan üzerindeki etkilerini araştırdı ve “Para karakteri bozar mı?” sorusu deneklerle test edildi. Peki, burada ‘bozmaktan’ kasıt nedir? Amerika’daki çalışmada, insanların çok para karşısında davranışlarının değişip değişmediği araştırıldı. Paranın kurallara uyma, nazik olma ya da saygılı davranma gibi davranışları etkileyip etkilemediği incelendi. Sonuçlara bakalım…

Çalışmada önce deneklere Monopoly oynatıldı. Emlakçılık konulu ve zarla oynanan bu oyunda, tıpkı gerçek hayattaki gibi çeşitli yerler satın alarak; kiralama, inşa etme gibi ticari faaliyetlerde bulunup ekonomik olarak güçlü olmaya çalışırsınız.

Oyun bittikten 15 dakika sonra…

Oyuncuların bir bölümü yazı tura atarak, yani tesadüfi biçimde seçilerek, diğer oyunculara göre bazı avantajlara sahip oldu. Oyuna yaklaşık iki kat daha fazla parayla başladılar. Zengin seçilen oyuncular iki zar atarken, diğerleri ise tek zarla kaldı. Ve doğal olarak oyunu zengin başlayanlar kazandı. Gelelim oyun süresince gözlemlenen davranışlara… Zengin oyuncular piyonlarını oyun

tahtasına adeta vurarak ilerletti. Masadaki tabaktan daha çok kraker yediler. Abartılı başarı tepkileri gösterdiler. Fakir oyuncuya kaba ve duyarsız davranmaya ve sürekli ne kadar iyi oynadıklarını ifade etmeye başladılar.

İşin daha da ilginci ise, oyunun başında tamamen rastgele olarak zengin seçilenler, bunu bilmelerine ve oyunun hileli olduğunun açık olmasına rağmen, oyun bittikten 15 dakika sonra; nasıl başarılı olduklarını, mülkleri nasıl aldıklarını, kazanma şekillerini uzun uzun anlattılar. Yani onları başarılı hale getiren çift zar atma durumunu tamamen gözardı ettiler.

“Tüm zenginler böyledir” demek doğru değil

Başka bir deneyde; deneklere 10 dolar verilerek, isterlerse bu parayı yabancılarla paylaşabilecekleri ve bu yabancıların bir daha karşılarına asla çıkmayacağı söylendi. Yıllık kazancı 25 bin dolar olan katılımcılardan paralarını başka bir kişiyle paylaşanların sayısı, yıllık kazancı 150 bin dolar ve üstü olan katılımcıların sayısına göre yüzde 44 oranında daha fazla oldu.

Ama benim favorim, arabalar üzerinde yapılan çalışma… Araştırmacılar sokağa çıktı ve araçlarının değerine göre insanların davranışlarını inceledi.

Amerika’da yaya geçidinde yayaların geçiş üstünlüğü vardır. Yapılan çalışmada bu kural kullanıldı. Bir yaya geçidinde karşıdan karşıya geçer gibi yapan bir yayaya kimlerin yol verip vermediği incelendi. Günlerce yapılan denemelerde ucuz aracı olan sürücülerinin yasayı çiğnemediği; pahalı araç sürülerinin yarısının ise yasayı çiğnediği görüldü.

Daha birçok çalışma ve deney yapan ekibin bulgularına göre, varlıklı bireyler müzakerelerde yalan söylemek, iş yerinde kasadan para çalmak gibi etik olmayan davranışları onaylamaya ve rüşvet almaya daha yatkın. Kişinin varlık seviyesi arttıkça merhamet ve empati duygularının azaldığı ve kişisel çıkar düşüncesinin arttığı da bir başka sonuç.  Ancak “Tüm zenginler böyledir” demek doğru değil. Paul Piff’e ait bu çalışmanın detaylarını kişisel web sitesinde detaylı inceleyebilirsiniz.

Kaynak: www.milliyet.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

Uykuya dalarken düşme hissi yaşıyor musunuz?

uykuya dalarken düşme hissi, uyku, hipnik seğirme

Tam uykuya dalarken birden düşme hissine kapılıp vücudumuzun silkindiğini çok görmüşüzdür. Peki, bu his neden oluşur? Bu hissi yaşayanlar ne yapmalı? İşte yanıtı…

Uykuya dalarken düşme hissi neden oluşur?

Tam uykuya dalarken birden düşme hissine kapılıp vücudumuzun silkindiğini çok görmüşüzdür, ama neden?

Tam uykuya dalarken birden düşme hissine kapılıp vücudumuzun silkindiğini çok görmüşüzdür. Oldukça yaygın olan bu hisse beyindeki iki bölgenin kontrol çatışması neden oluyor.

Bunu bir rüyanın parçasıymış gibi algılıyorsak boşlukta düşüyormuş hissi oluşur; buna hipnik seğirme denir. Beynimiz uyku için çevreyle bağlantısını keserken ortaya çıkan bir çatışmanın göstergesidir bu.

Uykuda vücudumuz felç olmuş gibidir ve dış dünyadaki olaylara duyarsız hale geliriz. Ama kas kontrolümüz düğmeye basılmışçasına durmaz.

Beynimizde adlı bölge nefes alma gibi temel fonksiyonları kontrol eder ve tetikte olma duygusunu hissettirir bize.

Öte yandan görmeyle ilgili (optik sinir önündeki bölge) ise yorgunluğu düzenler.

Uykuya dalma sırasında retiküler aktivasyon sistemi vücudumuzun kontrolünü elden bırakırken ventrolateral çekirdek denetimi ele alır. Bu yavaşça kısılan bir lamba düğmesi gibidir, ama her zaman pürüzsüz işlemeyebilir.

Uyanıklığı sağlayan enerji kalıntıları ani yükselişe geçtiğinde seğirme hareketleri görülür. Fakat bunun nedeni tam olarak bilinmiyor. Hızlı göz hareketlerinin tersine bu seğirmelerin rüya gören beyinle bir ilgisi yoktur. Bundan ziyade günün son kalıntıları gibidir.

‘Patlayan kafa sendromu’ adı verilen ve insanın kafasının içinde bomba patlıyormuş gibi sesler duymasına neden olan tuhaf rahatsızlıkta da benzer belirtiler görülür. Beynin uyanık ve uykuya geçen kısmı arasında bir kontrol mücadelesi vardır ve bu şimşek çakması gibi ışıklar görmeye ve yüksek sesli patlamalar duymaya neden olur.

Bazı ileri vakalarda bu olgu aşırı uykusuzluğa ve hatta bedenin bilinmez güçler tarafından ele geçirilmesi iddialarına bile neden olmuştur.

Fakat genel olarak burada endişe edilecek bir durum yoktur. Uykuya dalma anında ortaya çıkan ilginç bir çatışma halinden ibarettir.

Kaynak: www.t24.com.tr

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER6 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER11 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND