Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

‘su’dan bir başarı öyküsü

Lise son sınıf öğrencisi Ceren Burçak Dağ, yağmur damlalarından elektrik enerjisi üreterek Stockholm Gençler Su Ödülü Yarışması’nda birinci oldu. Bu yarışmada birinciliği elde eden ilk Türk olan Ceren’in başarısının sırrı ise disiplinli çalışma.

İsveç’te düzenlenen Stockholm Gençler Su Ödülü Yarışması 18 yıldır düzenleniyor. Ve bu yarışmada ilk kez bir Türk öğrenci birinci oldu. FMV Işık Lisesi’nde bu yıl son sınıfa geçen Ceren Burçak Dağ, yağmur damlalarından elektrik enerjisi üreterek birçok öğrenciyi geride bıraktı.

29 ülkeden 54 öğrencinin katıldığı yarışmada birinci olarak 5 bin dolar para ödülü ve plaketle ödüllendirildi, ayrıca Afrika’da bir tuvalet kompleksine adı verildi. Fizik ve matematik alanında uzmanlaşıp, başarılı bir bilim kadını olmak isteyen Ceren’le, eğitiminden, projelerine, TÜBİTAK’tan, ÖSS’ye kadar herşeyi konuştuk

Bilime olan merakınız nasıl başladı? Yarışmalara katılıyor muydunuz?

Arkadaşlarım fizik konusunda test ve soru çözerken, ben proje yapardım. İlk olarak 9’uncu ve 10’uncu sınıflarda Fizik Olimpiyatları’nın yazılı sınavlarına katıldım. Fizik öğretmenimizle hafta sonları iki yıl boyunca çalıştık. Ancak Fizik Olimpiyatları’da bir derece alamadık. 10’uncu sınıfta TÜBİTAK’ın matematik alanındaki proje yarışmasına katıldım. Teşvik ödülü aldım. Bu yıl da “Yağmur” isimli fizik projesiyle katıldığım yarışmada, Marmara-Avrupa bölge birincisi oldum. İstanbul’daki elemeleri geçtim. Ankara’da ise beklediğim dereceyi alamadım. Bu sonuç benim için tam bir hayal kırıklığı oldu. Çünkü daha fazlasını bekliyordum. Aynı fizik projesiyle TÜBİTAK’ta derece elde edemedim ama Stockholm Gençler Su Ödülü Yarışması’nda dünya birincisi oldum.

TÜBİTAK’ta istediğiniz başarıyı elde edemeyince üzüldünüz mü?

TÜBİTAK’ın kitaplarını, dergilerini okuyarak büyüdüm. Ancak uluslararası alanda kazandığım başarıyı, önce kendi ülkemde elde etmek isterdim. TÜBİTAK, yarışma birincisine, ÖSS puanına eklenmesi için, 12 katkı puanı daha veriyor. Nedeni, proje yaparken okuldan uzak kalan, derslerine vakit ayıramayan öğrencilerin ÖSS başarısını arttırmak. Ben de aynı koşullar altında çalıştım. Derslerimden geri kaldım. Ancak TÜBİTAK, bu kuralı sadece kendi düzenlediği yarışmalar için kabul ediyor. Ailem ve öğretmenlerim, benim de hakkım olan katkı puanını almam için yetkililerle görüşecek.

Fikir aklıma yağmuru seyrederken geldi

Projenizi anlatır mısınız?

Projem “Yağmur” isimli bir fizik projesi. Yağmur damlalarından elektrik enerjisi üretmek için geliştirdim. Projeyi düşünürken değişik ve özel bir konu olmasını istedim. Yağmurlu bir gündü. Yağmuru seyrederken, damlalardan elektrik enerjisi üretebileceğimi düşündüm. Bununla ilgili yurdışındaki bilim adamlarının makalelerini okudum. Teorik çalışmayı yaptıktan sonra, kinetik enerjiyi elektrik enerjisine çevirmek için PVDF (piezoelektrik özellikli akıllı materyal) isimli maddeye ulaşmaya çalıştım. Benim istediğim maddenin plaka şeklinde olanı Türkiye’de bulunmuyordu. Bununla ilgili Fransa’da bir yazarın makalesi vardı. Yazara ulaştım. Ondan da maddeyi temin edeceğim adresi aldım. Sonra istediğim PVDF Türkiye’ye geldi. Araştırma yapmak ve maddeyi temin etmek 3 ay sürdü.

Nasıl bir çalışma yaptınız?

Önce yağmur damlalarının çapını hesapladım. Sonra da terminal hızlarını hesap etmek için teorik bir çalışma yaptım. Okulun bahçesine hazırladığım sistemi kurdum. Bütün yarıyıl tatilimi bunun üzerine deneyler yaparak geçirdim. Deneylerim laboratuvar ortamı, okul bahçesi ve yağmurun altında oldu. Yağmurun altında yaptığım deneylerde sistem işlemeye başladı ve enerji üretmeyi başardım.

Proje hayata geçince nerede kullanılacak?

Elde etmemiz gereken enerjilerin çevreye uyumlu olması gerekiyor. Güneş, rüzgar ve dalga enerjisiyle bunu yapıyoruz. Projemi geliştirerek yağmur, güneş ve rüzgarın bir arada kullanılacağı, yeni nesil güneş panellerinin oluşumuna katkıda bulunmak istiyorum.

Gençler Su Ödülü Yarışması’na nasıl katıldınız?

TÜBİTAK’a sunduğum proje sırasında Devlet Su İşleri (DSİ) projemi çok beğendi ve İsveç’de yapılan yarışmada Türkiye’yi temsil etmemi istedi. Yarışmaya 8.600 proje başvurusu yapılmış. Finale 29 ülkeden, 54 öğrenci kaldı. Burada da farklı jürilerin karşısına çıkıp, projemi anlattım, onların hoşuna gitti. Fazla heveslenmek istemedim. TÜBİTAK’ta da dereceye gireceğimi düşünmüştüm, ama olmadı. Aynı hayal kırıklığını burada yaşamak istemedim.

Birinci olduğunuzu öğrenince ne hissettiniz?

Önce teşvik ödülleri açıklandı. Birinci açıklanacağı sırada ise hiç ümidim kalmamıştı. Fizik öğretmenimin (Tülay Olcay) çığlıklarından sonra birinci olduğumu anladım. O anda hissettiğim mutluluğu kelimelerle anlatamam. Hemen babamı aradım ve “Kazandık!” dedim. Babam da inanamadı. Bu yarışma 18 yıldır yapılıyor. Ben birincilik elde eden ilk Türk olma şansını yakaladım. Bu da benim için ayrı bir mutluluk oldu.

Para ödülünü nasıl değerlendireceksiniz?

5 bin dolarlık para ödülünü projeyi geliştirmek için kullanacağım. Yağmur damlalarının yere düşerkenki hızını teorik olarak inceliyordum. Fotoğrafını çekmek için high speed (yüksek hızlı) bir fotoğraf makinesi almak istiyorum. Ama istediğim makine 5 bin dolardan daha pahalı. Onun için şimdilik nasıl değerlendireceğim hakkında bir fikrim yok. Para ödülünün yanı sıra, bir de Afrika Burkina Faso’da bir tuvalet kompleksine benim adımı verdiler. Bu ülke hijyen koşulları bakımından son derece yetersiz. Her evde tuvalet yok. Böyle bölgelere yeni bir tuvaletin yapılması çok önemli. Projemde çevreyle ilgili olduğu için tuvalete benim adımı verdiler.

Projenizi yurtdışında mı, Türkiye’de mi hayata geçireceksiniz?

Amerika ve Avrupa’dan gelen talepler var. Ama bir Türk olarak, projeyi ilk önce kendi ülkemin hizmeti için geliştirmek istiyorum.

Bundan sonraki hedefiniz nedir?

Aynı proje üzerinde üniversitede de çalışmaya devam edeceğim. Sistemi büyütüp, mühendislik kısmıyla ilgilenmek istiyorum. Evlerin çatısında sadece güneş panelleri var. Bende yağmur panelleri yapacağım.

Kendinize örnek aldığınız bir bilim insanı var mı?

Albert Einstein’a ciddi bir saygı duyuyorum.

ÖSS’yle ilgili hazırlığınız var mı?

Keşke imkanım olsa da ÖSS’ye girmesem. Bu yıl dershaneye gideceğim. Hazırlanmak bir yılımı alacak. O süre içinde farklı projeler yapabilirdim. Ama bir yıl boyunca sınava hazırlanmak zorundayım. Farklı bir sistem olsa, ÖSS çocuğu olmak zorunda kalmazdık. Yurtdışındaki okullardan oluşan bir listem var. Eğer yüzde 100 burs alırsam, ilk tercihimi Massachusetts Institute of Technology’den(MIT) yana kullanacağım. California Institute of Technology, Harvard ve Princeton Üniversitesi de listemdeki diğer üniversiteler. Türkiye’de kalırsam Sabancı Üniversitesi’nde okumak istiyorum.

Yorulduğunuz ve sıkıldığınız oluyor mu?

Sene başında büyük bir enerjiyle çalışmaya başlıyorum. Okulun faaliyetlerine katılıyor, her türlü organizasyonda yer alıyorum. Mayıs ayı gelince yorgunluk ve isteksizlik başlıyor. Bu her yıl düzenli olur. Bir hafta hiç evden çıkmadan, sadece yemek yiyip, uyuyorum. Sonra tekrar eski halime dönüyorum.

Sosyal hayatınız, hobileriniz var mı?

Bu yaz Amerika’da yapılan ve 1,5 ay süren Astrofizik Kampı’na katıldım. Farklı ülkelerden gelen öğrencilerle grup çalışmaları yaptık. Astronomi üzerine hem ders aldık, hem de projeler ürettik. Kampa katılmak, dünyada çok az öğrenciye tanınan bir ayrıcalık. Onun için kendimi şanslı hissediyorum. Bunun dışında arkadaşlarımla vakit geçiriyorum. Üç yıldır yan flüt çalıyorum. Felsefe ve bilim üzerine makaleler ve bilim kurgu hikayeleri yazıyorum. Bir de şiir yazmayı çok seviyorum. Gece yatarken aklıma bir şeyler geliyor. Kağıt bulamadığım zamanlar duvarıma yazıyorum. Annem yasakladığından beri artık pencere camlarını kullanıyorum.

Başarınızda en önemli etkenler neler?

Disiplinli ve isteyerek çalışıyorum. Liseye ilk başladığımda devlet okulundan geldiğim için İngilizce konuşmayı bilmiyordum. Yarışmada ise sunumumu İngilizce olarak yaptım. Öğretmenlerim benimle gurur duydu. Bence insan istedikten sonra her şeyi yapabilir.

Fizik Öğretmeni Didem Tülay Olcay:
’Kazandığını duyunca katıla katıla ağladım’

Ceren, TÜBİTAK’ın yarışmasında derece alacağına o kadar emindi ki, sonucu öğrenince yıkıldı. Proje suyla ilgili ve çözüm odaklı olduğu için seçildi. Astrofizik kampından döndükten kısa bir süre sonra birlikte İsveç’e gittik. Ödül töreni gecesi komisyon başkanı önce teşvik ödüllerini açıkladı. Artık kazanmamız imkansız diye düşünürken, Ceren’in projesinde kullandığı PVDF isimli maddeyi söylediğinde, “Biz kazandık” dedim. Öyle bir çığlık atmışım ki, beni sahneden duymuş. Katıla katıla ağladım. Herkes bizi tebrik etti. Hemen Ceren’i bulup sarıldım ve kutladım.

Ceren’in kazandığı başarılar

2007 TÜBİTAK Ortaöğretim öğrencileri arası proje yarışması matematik dalında teşvik ödülü

2008 TÜBİTAK Ortaöğretim öğrencileri proje yarışması fizik dalında sergileme

2008 12’nci Ulusal Felsefe Olimpiyatı 13’üncülüğü

2009 TÜBİTAK Ortaöğretim öğrencileri arası proje yarışması fizik dalında Marmara Avrupa bölge birinciliği

2009 Stockholm Uluslararası Gençler Su Yarışması dünya birinciliği

2009 13’üncü Ulusal Felsefe Olimpiyatı 4’üncülüğü

2009 First Step To Nobel Prize In Physics

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND