Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Sualtı fotoğrafçısı ‘ali ethem keskin’

Sualtının büyülü dünyasına çocukken izlediği bir filmle merak salan Ali Ethem Keskin, bu ilgisini uzmanlığa dönüştüren sayılı insanlardan. Ona göre sualtı fotoğrafçılığı zor ama kopmak mümkün değil…

Sualtına ilgisi çocukken başladı, ardından fotoğraf tutkusu geldi. Bir yandan eğitimine de devam eden Ali Ethem Keskin, hem bilişim sektöründe hem de sualtı fotoğrafçılığı alanındaki kariyerinde başarıyla ilerliyor. 3000’den fazla dalış yapan başarılı dalgıç ve fotoğrafçı, uluslararası yarışmalarda aldığı ödüllerle hedeflerini gerçekleştirmeye devam ediyor. İki farklı alanda başarılı bir kariyere sahip olmasını titiz ve profesyonel çalışmasına bağlayan Keskin, “İş dışında bu tür faaliyetlerle ilgilenmek insanın vizyonunu, çevresini, bakış açısını genişletiyor, yaşamına renk katıyor. Yaptığı işten daha fazla zevk almasını sağlıyor” diyor.

Sualtı fotoğrafçılığına ilginiz nasıl başladı?

7 yaşındayken Kaptan Cousteau’nun Sessiz Dünya filmini seyretmiştim. Ondan çok etkilendim, annem babam da bana şnorkel, gözlük ve palet aldı. 7-8 yaşındayken serbest dalış yapmaya başladım. Üniversiteyi bitirdikten sonra bunun kursunu alıp ciddi anlamda tüplü dalışa başladım.

Aynı zamanda bilişim sektöründe çalışıyorsunuz…

Evet, şu anda benim iki tane mesleğim var. Kare Bilişim’de Pazarlama Müdürü olarak çalışıyorum. Ayrıca Atlas dergisinin fotoğrafçısıyım. 20 yılı aşkındır da dalıyorum. Dalışa başladığım sıralarda fotoğrafa da merak saldım, İFSAK’a üye oldum. Orada baktım ki her fotoğrafçının bir stili var. Bir İzzet Keribar’ın bir Nusret Nurdan Eren’in, Ali İhsan Gökşen’in kendilerine ait bir imzası var. Ben anladım ki bir stil sahibi olmak zorlamayla olmuyor, 10 fırın ekmek yemem lazım. Benim böyle bir tarz yakalayabilmem için bir ilham gelmesi lazım, ben de fotoğraftan bir süre soğudum. Yıllar sonra bir arkadaşımın teşviğiyle 1992 yılında amatör bir fotoğraf makinesi aldım. 1993 yılında ODTÜ’nün düzenlediği Sualtı Görüntü Avcılığı Yarışması’na katıldım. O yarışmada aldığım mansiyon ödülü beni cesaretlendirdi. Ondan sonra sualtı konusunda ihtisas yapmaya karar verdim.

İlk fotoğraflarınız yine sualtıyla mı ilgiliydi?

İlk çektiğim fotoğraflarda hep yangınlar, trafik kazaları çekmişim. Ama fotoğrafçılık sadece bir anı yakalamak değil, ona bir de anlam yüklemek lazım. Burçak Evren bana başından geçen bir hikayeyi anlatmıştı. Soğuk Savaş zamanlarında Burçak Evren gazeteciliğe yeni başlamış, Rus donanması Boğazlar’dan geçecek. Bütün gazeteciler Çamlıca tepesine çıkmışlar, Boğaz ve filoyu çekecekler. Ama Fransız bir fotoğrafçı Salacak’a gitmiş. Önde Kız Kulesi, arkada donanma ve onun da arkasında Aya Sofya Camii’sini çekmeyi planlıyor yani tam bir İstanbul silüeti. Dolayısıyla donanmanın İstanbul’dan geçtiğini özetleyen en iyi fotoğraf o olmuş. Doğru zamanlama, doğru yer ve doğru bakış açısının fotoğrafta çok önemli olduğuna dair bu dersi bana Burçak Evren verdi.

Sualtı fotoğrafçılığının zorlukları neler?

Fotoğrafçılık çok keyifli bir şey ama onun da zorlukları var. Örneğin bir görüntüyü yakalayabilmek için sabah 5’te kalkıp, dalış kıyafetlerinizi giyip soğuk suya girmeniz lazım. O ışığı ancak o saatte yakalayabiliyorsunuz çünkü. Göründüğü kadar eğlenceli değil ama kopmak da mümkün değil.

Katıldığınız yarışmalardan bahseder misiniz?

Yıllar önce ODTÜ’nün Görüntü Avcılığı Yarışması adı altında düzenlediği yarışmalara katılıyordum. Yarışmalar aslında insanı geliştiriyor. Çünkü rakipleriniz var, orada güzel bir şeyler çıkartmak için plan yapıyorsunuz, kendinizi geliştiriyorsunuz, ekipmanlarınızı ona göre ayarlıyorsunuz. Bu benim gelişimime çok büyük katkıda bulundu. Caddebostan’da Balıkadam Klubü’nün yarışmaları oluyor. Sualtı Sporları Federasyonu var onların yarışmalarına katılıyordum. Şu anda uluslararası yarışmalara katılıyorum. Onlar da iki türlü oluyor. Ya bir yıl içinde çektiğiniz fotoğraflarla katılıyorsunuz, geniş açı ve makro kategorilerinde yarışıyorsunuz. Ya da shoot-out dediğimiz şekilde olabiliyor. Size film veriyorlar, dalıp o filmi çekip, çıkıp banyo ediyorsunuz ve o filmlerle katılıyorsunuz. Dünyanın en iyi fotoğrafçılarıyla yarışıyorsunuz. Ama şöyle bir dezavantajınız var: onlar dünyanın en güzel, canlı çeşidinin en çok olduğu tropik denizlerinde bir yıl boyunca olağanüstü görüntüler yakalıyorlar. Sizse kısıtlı zamanda iyi bir şeyler çıkarmaya çalışıyorsunuz. Bunu şöyle dengeliyorum. Tatlı su kategorileri var. Türkiye’de göller ve tatlı sular çok elverişli ve güzel. Gidip özellikle inceleyip bulmaya çalışıyorum. Örneğin bu yaz Kaçkarlar’da Büyük Deniz Gölü’de çekimler yapacağım. Orada buzlar yavaş yavaş çatlayıp erimeye başladığı anda, onların altında bu ışığın kırılmasının fotoğrafını çekeceğim. Ortaya çıkan görüntülerle de uluslararası yarışmalarda yarışacağım.

Mağara dalışlarına katılıyor musunuz?

Mağara dalışı konusunda eğitim aldım. Sualtı Araştırmaları Derneği Mağara Dalış Araştırma Grubu (MADAG) üyesiyim. Onlarla beraber ekip halinde çeşitli projeler yapıyoruz. Bunlardan bir tanesi Türkiye’de denizlerdeki tatlı su deşarjları. Onlar da mutlaka bir mağaradan kaynaklanıyor. NASA’dan alınan termal uydu fotoğrafları oluyor. Tatlı su deşarjı olan yerlerde soğuk su olan yerler koyu gözüküyor. O noktaları GPS’le saptayıp o suların nereden çıktığını araştırıyoruz, büyük ihtimalle mağaralardan çıkıyorlar. Gidip o mağaraları inceliyoruz. Orada örnekler topluyoruz, kimyasal özelliklerini araştırıyoruz, nasıl bir mağara, nasıl oluşmuş gibi sorulara yanıtlar buluyoruz. Deniz Mağaraları Araştırma Projesi diye adlandırdığımız bu projeye şimdi TÜBİTAK da sponsor oldu.

İyi bir dalgıç olmak bazı kişisel ya da fiziksel özellikler gerektiriyor mu?

En azından üç yıldız dalgıç olmak, iyi bir dalış eğitimi almak ve en az 100 dalış yapmak gerekiyor. Çünkü kontrol çok önemli. Sualtına fotoğraf çekerken konsantrasyon çok önemli, onun için ortama yabancı olmamanız lazım. Fiziksel olarak bir gereklilik yok. Ancak nereden baksanız 3-5 bin dolarlık bir fotoğraf ve dalış malzemesi almanız gerekiyor. Dalış malzemesini bir kere alıp yıllarca kullanıyorsunuz ama fotoğraf dipsiz kuyu. Devamlı yeni bir teknoloji çıkıyor. Hepsini almak istiyorsunuz, dediğim gibi fotoğraf yatırımı dipsiz bir kuyu. Ama bu işe gönül verdiyseniz onu yapıyorsunuz.

Amatörler için şunu tavsiye edebilirim. Çok profesyonel bir makine almaları gerekmiyor. Eskiden amfibik makineler ve Nikonos V gibi makineler vardı, sırf sualtında çekim yapmak için. Bir de normal makinelerin aliminyum kapları var, dışarıdan idare ediyorsunuz makineyi. Mesela fazla film çekecekseniz sık sık film değiştirmemek için birden fazla makineyle inmeniz gerekiyor. Bir de flaşlar var tabii. Suyun altında her metrede sarı ve kırmızı renkler kayboluyor, bir tek mavi ve yeşile çalıyor renkler. Dolayısıyla flaşla o renkleri tekrar ortaya çıkarıyoruz.

Dalıştan önce ne tür hazırlıklar yapıyorsunuz?

Mağara dalışı olsun, irtifa dalışı olsun, çok antremanlı olmak lazım. Örneğin Kaçkarlar’da 3500 metre yükseklikten bahsediyoruz. Bundan iki hafta önce Uludağ zirvesinde kamp kuracağız ki o yüksekliğe alışalım. Ama dalışlar fiziksel bir efor gerektirmiyor, tam tersi orası rahat bir ortam.

Sualtında ne tür tehlikelerle karşılaşıyorsunuz?

Her türlü dalışta derinlik limiti 30 metredir ancak 42 metreye kadar dalınabilir. Dalışları 30 metreye kadar planlamanız ve 30 metreye indikten sonra yavaş yavaş su yüzüne çıkmanız gerekir. Bu limitlere uyarsanız hiçbir tehlike ile karşılaşmazsınız. Profesyonel dalışta da havayla en fazla 60 metreye inebilirsiniz ama amatör dalgıçların bu kadar derine inmemesi gerekir. Benim başıma çok az tehlikeli olay geldi, onların hepsi de insandan kaynaklı kazalardı. Mesela Marmara Adaları’nın arkasında dalarken, “burada dalış yapılıyor” diye şamandıra koyuyoruz. Bu demektir ki “buraya 50 metre yaklaşma”. Onu gördüğü halde adam teknesiyle üstümüze geliyor, yani bu tür tehlikelerle karşılaşıyoruz.

Türkiye’de hangi sahiller dalış için uygun?

Kaş, Kemer, Çeşme ve Saros bölgesi çok güzel yerler. Saros İstanbul’a yakın olduğu için batıklarla karşılaşmak mümkün. Ayvalık’ta çok güzel mercanlar var. Kuşadası, Marmaris, Bodrum ve Datça da çok elverişli ve güzel.

Hangi derneklerle çalışmalar yürütüyorsunuz?

Türkiye Sualtı Federasyonu Görüntüleme Kurulu üyesiyim. Bir de Sualtı Araştırma Derneği’nin Sualtı Fotoğraf ve Video Birimi’nin başkanlığını yürütüyorum.

İş yaşamında bu tür faaliyetlere katılanların daha başarılı olduğuna inanıyor musunuz?

Kesinlikle. Bir defa tekdüzelikten kurtarıyor insanı. Bu herhangi bir şey olabilir, dans, spor… Zaman zaman vakit bulamayabilirsiniz ama kesinlikle bırakmamanız lazım. İnsanın vizyonunu, çevresini, bakış açısını genişletiyor, yaşamına renk katıyor. Yaptığı işten daha fazla zevk almasını sağlıyor.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND