Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Stresinizi yönetebiliyor musunuz?

Hayatta bazen düşüncelerimiz üzerinde hakimiyet kuramadığımız zamanlar olabilir. İnsan yoğun stres altında odaklanma sorunu yaşar. Peki bu durum nasıl kontrol altına alınabilir?

Hayatta bazen düşüncelerimiz  üzerinde  hakimiyet kuramadığımız  zamanlar olabilir. İnsan yoğun stres altında odaklanma sorunu yaşar. Peki bu durum nasıl kontrol altına alınabilir?
 

Stres ve stres yönetimi

Stresi birkaç sözcükle açıklamak gerekirse; baskı veya gerilim yaşanılan zamanlarda içine girilen ruh hali şeklinde tanımlanabilir. Ancak stresin sadece yaşanılan olumsuz durumlarda veya olaylarda maruz kalınan bir durum olduğunu söylenemez. Okuldan iyi bir dereceyle mezun olan bir kişi istediği bir firmanın iş görüşmesine yoğun bir stres altında gidebilir ya da hayatlarını birleştiren mutlu bir çift nikahlarında çok mutludurlar ama genellikle en çok strese giren onlar ve aileleridir. Dolayısıyla sadece olumsuz durumlar kişide stres yaratır diye bir genelleme yapılamaz.

Peki stressiz bir yaşam mümkün müdür? Herşeyin her arzu edilen anda olduğu, tüm istek ve arzulara her an ulaşabildiği, bedenin tamamen gevşemiş ve rahat, neşe ve mutluluk gibi pozitif duygular içinde olunan ve zihninde hiç bir sorunun olmadığı bir hayat mümkün mü? Kulağa oldukça hoş geliyor ama böyle bir hayat mümkün değildir, böyle durumlar zaman zaman olsa bile fazla uzun sürmeyen geçici anlardan ibarettir. İnsan doğası gereği hareket etme, risk alma, heyecan yaşama, sorunlarla karşılaşıp onlarla baş etme eğilimi içerisindedir, dolayısıyla hiç bir engelin, sorunun olmadığı bir hayatta ısrarcı olunsa bile belli bir süre sonra sorunsuzluk sorun yaratmaya başlar. İnsan tekamülü ve gelişimi için, yaşadığı müddetçe sorun teşkil edebilcek durumlara maruz kalmaya meyillidir, belli oranda baskı ve gerilim yaratan bu durumlar doğal olarak belli oranda stresi de beraberinde getirir.

Peki hayatta stres kaçınılmazsa stresin ne gibi bir fonksiyonu olabilir? Stres kişinin hangi ihtiyacını karşılıyor ki onsuz bir hayat pek de mümkün olmuyor? Stresin insan için iki temel fonksiyonundan bahsedilebilir.

1. İnsanı tehlikelerden korumak: İnsan doğası gereği karşılaştığı olumsuz durumlarda “savaş veya kaç” taktiği uygular. Örneğin kişi evindeki bir hırsızı fark ettiğinde ,ya onunla mücadele edip savaş taktiğini kullanır ya da evden çıkma seçeneğine başvurarak kaçma taktiğine başvurur. Benzer şekilde, yaşanılan bir depremde kişi depremi hissetiği anda genellikle verebileceği iki tepki vardır; savaş taktiğini seçip ceninpozisyonunda sarsıntı bitinceye kadar bekler (savunma durumuda bir nevi savaş taktiği olarak kabul edilebilir) ya da kaç taktiğini kullanarak kendini bir an önce açık alana çıkarma çabası içine girer. Bahsedilen bu iki örnekte de kişi hangi seçenekleri seçerse seçsin belli oranda stres yaşar ve yaşanılan bu stres ortaya çıkan tehlikeden bir an önce kurtulma amacı taşır.

2. insanın harekete geçmesini sağlamak: Belli oranda stres insanı hareket geçirir ve kişisel gelişimine katkı sağlar. Bugün çağın büyük firmaları işe alımlarda kişide belli oranda stres olmasını gözetirler; zira tamamen stressiz bir personel onlar için verimsizlikle eşdeğerdir. Stressiz kişilerin işleri savsaklayacakları, kurallara uymada zorluk çıkartacakları ve kendini geliştirme çabası içerisinde olmayacaklarını savunurlar, çünkü stres kişi için itici bir güç görevi görür ve kişinin ilerlemesini teşvik eder.

Başka bir örnek vermek gerekirse; bazı öğrenciler sınav öncesi sınavdan düşük not alacağını düşünerek sınav stresi yaşarlar. Belli oranda bu stresi yaşamaları da onların yararınadır; çünkü bu durum kişinin sınavı önemsediğine bir işarettir. Yaşadığı stres sayesinde öğrenci çalışmayı ciddiyetle sürdürür, aksi takdirde çalışmayı bırakıp, savsaklama ve başarısız olma riski taşır.

Stresin yukarıda bahsedildiği gibi insan için iki önemli fonsiyonu vardır ancak bu fonksiyonlarının sağlıklı bir şekilde yürütülmesi için herşeyde olduğu gibi stresin de bireyler için bir ölçüsü vardır. Eğer bu ölçü aşılırsa ve stres sürekli bir hal alırsa kişinin hayatında ciddi anlamda sorun teşkil etmeye başlar. Bu durumu daha da açıklamak için stresin evrelerinden bahsetmekte fayda var; Stresin üç evresinden bahsedebilir: Bunlardan birincisi stresin alarm evresidir. Maruz kalınan stresin ölçüyü aşmasıyla beraber zarar verici etkisi devreye girer, bu durum karşısında kişinin bedeni, duyguları, düşünceleri ve davranışları bir alarm verircesine kişiyi uyarır, eğer bu uyarı kişi tarafından fark edilmez ve de önlem alınmazsa stres bir sonraki evreye yani direnç evresine geçer. Direnç evresinde kişi tüm ruhsal bileşenleriyle maruz kalınan strese direnir, adeta onunla savaşır. Alarm ve direnç evresinden sonra stresin üçünçü evresi yani tükenme evresi devreye girer. Bu aşamda kişi ve tüm sistem artık stres karşısında tükenmiş ve pes etmiş durumdadır. Bu evre kişide ciddi anlamda bir takım psikolojik ve psikosomatik sorunlara yol açabilir.

Stresle baş etmede aşağıdaki dört aşamalı yöntemden söz edilebilir;

1. Stres belirtilerini fark etme ve anlama

2. Stres kaynaklarını (etkenlerini) tanımlama ve anlama

3. Kontrol edilebilir stres kaynaklarını kontrol altına alma

4. Kaynakların kontrol edilemeyeceği durumlarda kişinin kendisini desteklemeyi öğrenmesi

1. Stres belirtilerini fark etme ve anlama:

Bu aşamayı daha önce bahsedilen stresin alarm evresiyle özdeşleştirebilir. Yaşanılan stres ölçüyü aştığında kişinin tüm bedeni ve ruhsal bileşenleri; algıları, duyguları, düşünceleri bir şeylerin iyi gitmediğine dair kişiye uyarıda bulunmak için bazı belirtilerde bulunurlar. Bu belirtilerini 4 temel başlık altında verebilir:

1.a) Fiziksel belirtiler: Kalp çarpıntısı, titreme, ellerde terleme, çeşitli bölgelerdeki kaslarda gerginlik ve fiziksel ağrılar (baş, boyun, sırt, bel), sindirim ve boşaltım sisteminde rahatsızlıklar (mide ağrısı, spazmı, ishal, kabızlık), yorgun ve halsiz hissetme, uyku düzeninde bozulmalar, vb.

1.b) Duygusal belirtiler:Huzursuzluk, endişeli olma, çökkünlük, sinirlilik, vb.

1.c) Zihinsel belirtiler:Dikkati toplamada güçlük, unutkanlık, aklın karışık olması, olumsuz düşünceler üzerine odaklanma, takıntılar vb.

1.d) Davranışsal belirtiler:Sosyal ilişkilerde uzaklaşma, çok çalışanların işkolik halini alması, sessiz sakin kişilerin daha da içine kapanması, çevredeki kişilerle sürekli olarak olumsuz içerikli konuşmalar, yapılan etkinliklerden eskisi kadar keyif almama, agresif tutumlar.

2. Stres kaynaklarını (etkenlerini) tanımlama ve anlama

Herkes için stres kaynakları farklılık ve çeşitlilik gösterebilir. Kimisi için yoğun trafikte araç kullanmak önemli bir stres faktörü iken bir başkası için topluluk önünde konuşmak veya önemli bir sınava hazırlanmak olabilir. Yoğun bir şekilde stresli hissedilen zamanlarda stresin kaynağını bulmaya yönelik araştırma yapmak, beslendiği kaynakları sorgulamak oldukça önemlidir. Bunu araştırırken kişinin kendi kendine durup “Şu an stresliyim, gerginim ama bu durumun nedenleri ve kaynağı ne? Stresli ruh halim nereden besleniyor?” diye sorması her ne kadar basit gibi görünse de etkili bir yöntemdir; zira genelde günlük hayatın koşuşturmasında yorulan kişi bu gibi soruları kendine sorup üzerinde düşünmek için çaba sarf etmeyi pek tercih etmez. Bunu yapmak yerine stres halinin kendiliğinden geçmesini bekler veya geçici baş etme becerileriyle rahatlamayı tercih eder. Kişinin kendine bu bağlamda sorular sorması aslında zaten kendisinde olan cevapları da doğurur ve mevcut durumuyla ilgili bir farkındalığa teşvik eder.

3. Kontrol edilebilir stres kaynaklarını kontrol altına alma

Stresin beslendiği kaynağı fark ettikten sonra yapılması gereken davranış kontrol edelebilir ve kontrol edilemez kaynakları tespit edip kontrol edilebilirleri ortadan kaldırmaya yönelik girişimde bulunmaktır. Kontrol edilebilen kaynakların tamamen ortadan kaldırmanın mümkün olmadığı durumlarda ise doğru olan yaklaşım onun etkisini en az indirmek için çabalamak olacaktır. Örneğin yoğun trafikte araç kullanmak kişi için ciddi bir stres kaynağı ise kişi bunu fark ettikten sonra bu durumu kontrol altına almaya yönelik trafiğe çıkmamayı tercihe edebilir ya da etkisini azaltmaya yönelik trafiğin sakin olduğu zamanlarda aracını kullanabilir. Aynı şekilde kişi için stres kaynağı işyerinde birçok sorumluluğu ve işi yüklenmek ise bunu fark ettikten sonra sorumluluğu ve iş yükünü paylaşmak için amiriyle konuşmak veya çalışma arkadaşlarından yardım talep etmek çözüm olabilir.

4. Kaynakların kontrol edilemeyeceği durumlarda kişinin kendisini desteklemeyi öğrenmesi

Stres yaratan durumların kaynağını fark ettikten sonra kontrol edilebilir olanları kontrol etmeye yönelik girişimde bulunmak kimi zaman kolay kimi zaman zor gelebilir; ancak hayatta öyle durumlar var ki tamamen kişinin kontrolüm dışında gelişip onu doğrudan etkileyebilir. Kişi her şeyi bir plan dahilinde kontrol altına alır ama hiç gündemde olmayan öyle bir olay gelişir ki herşey alt üst olabilir. Yine araç kullanmak örneğinden hareket edilirse, kişi araç kullanırken kaza yapmamak için arabasıyla ilgili tüm önlemlerini alsın, tüm trafik kurallarına uysun ve tüm dikkatini araba kullanmaya versin yine de birilerinin kendisine çarpmaması ya da hiç ummadığı bir anda önüne birinin çıkmaması ihtimalini kimse garanti edemez. Bu aşamada durumu kabullenip kişinin kendisini desteklemeyi öğrenmesinden başka çare bulunmamaktadır.

Sonuç olarak stres hayatın olmazsa olmazlarından ve sağlıklı olan yaklaşım stresi yok sayıp onu görmezden gelmek yerine onu mümkün olduğunca kontrol edip olumlu bir enerjiye çevirmektir.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND