Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Stres ayrımcılık yapıyor!

Stresin etkilerine yönelik çalışmalarda dikkat çeken hususlardan biri stresin kadınlar ve erkekler üzerinde farklı etkilerinin olması. Strese maruz kalan kadın ve erkeklerin bu baskıya verdikleri tepki oldukça farklı…

Stresin etkilerine yönelik çalışmalarda dikkat çeken hususlardan biri stresin kadınlar ve erkekler üzerinde farklı etkilerinin olması. Strese maruz kalan kadın ve erkeklerin bu baskıya verdikleri tepki oldukça farklı…

Stres kadınları ve erkekleri farklı etkiliyor

Kadınlar stresli olduklarında erkeklere göre daha fazla olumsuz duygularla dolu oluyorlar

Kalp damar hastalıklarının daha çok bir erkek sorunu olduğu kanısının yanlış olduğu, her geçen gün daha iyi anlaşılıyor. Kalp krizi ve inme kadınlarda da bir numaralı ölüm nedeni olmasına rağmen, zamanında teşhis ve etkin tedavide, erkeklere nazaran dezavantajlı durumdalar.

Önceki hafta kalp krizi teşhisinin, kadınların erkeklere göre daha sık atlandığına değinmiştim. Bu durum eskiye göre bir ölçüde düzeldiyse de fark kapanmış değil. Aynur Hanım’ın durumu buna bir örnek.

Birkaç haftadır halsiz olmasına, merdiven çıktığında nefes darlığı çekmesine rağmen ‘geçer’ deyip dokora gitmemiş. Ama derin bir bitkinlik ve bulantı hissiyle uyandığı bir gün, gittiği acil servisten virüs enfeksiyonu teşhisi konulup ilaç verilerek evine gönderilmiş. Ertesi gün başka bir hastaneye gitmiş. Yine reçete ile eve yollanmış. 3 gün sonra bayılmış. Götürüldüğü hastanede çekilen EKG, bir süre önce kalp krizi geçirdiğini göstermiş.

Kadınlarda kalp krizi teşhisinin erkeklere göre daha geç konmasının bir çok nedeni var. Hâlâ bir çok insanın kalp sorunun daha çok erkeklerde görüldüğünü düşünmesi, kadınların şikâyetlerini ciddiye alıp doktora gitmemeleri, doktorların yakınmalarını hafife alması nedenlerden bazıları. Önemli başka bir sebep de kalp krizi geçiren kadınlardaki belirtilerin erkeklerdekinden farklı olması.

Kalp krizi belirtileri erkeklerden farklı

Bir araştırmada daha sonra kalp krizi teşhisi konan her 100 kadından sadece 30unda hastalığın kendini tipik göğüs ağrısı şikâyetiyle gösterdiği ortaya çıktı, çoğunda başka şikâyetler vardı.

Kalp krizi deyince gözümüzün önüne eliyle göğsünü tutan, yüzünden ağrı çektiği belli olan bir adam resmi gelir. Bu tablo erkekler için çoğu zaman doğru olsa da kadınlar için her zaman geçerli değildir. Bu konuda yapılan bir çok araştırma, kadınlarda kalp krizinde en önde gelen belirtinin göğüs ağrısı olmadığını düşündürüyor. Kadınlarda farklı şikâyetler ön plana çıkabiliyor; derin bir bitkinlik ve halsizlik durumu, kendini kötü hissetme, nefes darlığı, hazımsızlık, bulantı hissi, uykusuzluk, endişe ve tedirginlik halinin kalp krizinde ilk belirti olması ender değil.

Baypasın ve stentin yararı daha az!

1998de yayınlanan bir araştırmada kalp hastalıklarının kadınlarda daha çok can kaybına yol açtığı ortaya çıktı. Krizden sonraki 2 hafta içinde (kesikli çizgi) 100 erkekten 93ü, 100 kadından 83ü hayatta kaldığı görüldü.

Altı ayın sonunda durum daha da kötü. Günümüzde rakamlar bu kadar düşük olmasa da fark kapanmış değil.

Kalp krizi geçiren kadınlara teşhis konulup tedaviye başlanması gecikince, iyileşmeleri de erkeklerdeki kadar iyi olmuyor. 20 yıl öncesine göre bugün kadınların durumu daha iyi olsa da erkeklerle aralarında olan farkın kapandığı söylenemez. Tedavinin etkinliği de kadınlarda daha az. Stent takıldıktan ve baypas ameliyatı yapıldıktan sonra iyileşme oranları, erkeklerde daha yüksek.

ABD’de 23 merkezde yapılan 50 bin baypas ameliyatını bu gözle inceleyen araştırmacılar, ameliyat sonrası ölümlerin kadınlarda daha sık rastlandığını gördüler. Her 19 kadından biri hastaneden çıkamadan hayatını kaybederken, sadece 34 erkekten birinin öldüğünü saptadılar.

İşin daha ilginç yanı, ölüm oranları arasındaki bu farkın orta yaşlarda çok daha belirgin olmasıydı. 50 yaş altındaki hastalarda, kadınların baypas ameliyatı sonrası ölümleri erkeklerden 3 kat fazlaydı. Stent takılan hastalarda yapılan araştırmalar da benzer sonuçlar ortaya koydu.
Bu büyük farkın neden olduğu tam olarak bilinmyor. Kadınların damarlarının daha ince olması; tedaviye başlandığında hastalığın kadınlarda daha ileri durumda olması, birçok araştırmanın erkekler üzerinde yapıldığı için kadınların özelliklerinin iyi bilinmemesi gibi nedenler sayılıyor.

Kadın kalbini yeterince tanımıyoruz

20’nci yüzyılın sonlarına kadar kalp krizi ve benzeri durumların daha çok erkeklerde görülen bir hastalık olduğu düşünülürdü. Sebep olarak kadınlarda daha az risk faktörü olduğu ileri sürülürdü.

1990’lardan sonra yapılan bilimsel çalaışmalar bu 2 görüşün de yanlış olduğunu ortaya koydu. Hatta bazı açılardan tam tersinin doğru olduğu gösterildi. Örneğin diyabeti olan bir kadının kalp krizi geçirme riski, aynı durumdaki bir erkeğin 2 katı daha fazla. Kadınlarda çok sık rastlanan fazla kiloluluk ve şişmanlık, kalp sağlığı için erkeklerdekinden daha tehlikeli.

Kadınlarda rastlanan ama erkeklerde olmayan veya az olan risk faktörleri var. Hamileyken yüksek tansiyonla seyreden tıbbi adı ‘preeklampsi’ hastalığı, yıllar sonra kadının kalp damar hastası olma riskini yükseltiyor. Benzer bir risk artışı, hamileliği sırasında diyabeti ortaya çıkan kadında da görülüyor.

Bağışıklık sisteminde ortaya çıkan sorunlarla kendini gösteren birçok ‘romatizmal’ hastalık, kadınlarda daha sık görülüyor. ‘Lupus’, ‘romatoid artrit’ gibi hastalıklarda, vücutta genel bir yangı hali olduğu için damar sertliğinin yarattığı sorunlara daha sık rastlanıyor. Kadın kalbinin özelliklerini yeni yeni tanımaya başlıyoruz.

Kadınlar stresli olduklarında erkeklere göre daha fazla olumsuz duygularla dolu oluyorlar. Sükunet, kendilerini kontrol altında tutma ve olumlu duygularını korumaları ise erkekler göre daha az. Bu duygusal farkların yanı sıra kalbin kanlanması bozuluyor ve pıhtı oluşumu kolaylaşıyor.

Stres kalplerini yoruyor

Stresin kalp hastalıklarının oluşumunda ve ilerlemesinde rol oynadığını biliyoruz. Son yıllarda bulunan bazı bilimsel ipuçları, günlük streslerin kadınları erkeklerden farklı etkilediğini düşündürüyor.

İki ay önce yayınlanan bir çalışmada, 300 kalp hastasında stres yaratacak 3 test yapıldı. Bir matematik problemini çözmeleri, bir şeklin tersini çizmeleri ve kızgınlık hissi uyandıran bir anılarını hatırlamaları istendi. Zihinde stress yarattığı bilinen bu uygulamalar sırasında, deneklerin duygu dünyasının ve kalp damar sisteminin nasıl etkilediğini anlamak için de bir dizitıbbi ve psikolojik test yapıldı.

Stresin kadının duygu dünyasını erkeğinkinden daha çok etkilediği gözlendi. Olumsuz duygularda artış, olumlularda azalış kadınlarda daha yoğundu. Aynı zamanda, kadınlarda kalbin kanlanmasının erkeklere göre daha sık bozulduğu, damarlarda pıhtı oluşmunun kolaylaştığı saptandı.
Bilim insanları, bu konuda kesin konuşabilmek için daha çok araştırmaya gerek olduğunu, ama kadınların kalp hastalığında erkeklere göre kötü durumda olmasının stresten daha çok etkilenmeleriyle ilişkili olabileceğini söylüyor.

İlk belirti inme olabilir

Damarsertliği, kalbi besleyen damarları daraltarak kalp krizine, kalp yetersizliğine ve ölüme yol açar. Damar sertliğinin yarattığı veya zemin hazırladığı bir başka sorun da beyindeki damarların tıkanması sonucu oluşan inmedir. Bu açıdan kadınlar, erkeklerden daha şanssız. Hollanda’da yapılan bir araştırmada, yaşı 55’in üstünde olan 8 bin 500 sağlıklı insan 20 yıl süreyle izlendi. Bu süre içinde çalışmaya katılan yaklaşık 3 bin kişide, bir çeşit kalp damar hastalığı ortaya çıktı. Bu araştırmada, erkeklerde kalp damar hastalığının kendini ilk olarak daha çok kalp krizi veya benzer bir tabloyla gösterdiği saptandı. Kadınlarda ise kalp damar hastalığının ilk belirtisinin sıklıkla inme  ya da kalp yetersizliği  olduğu görüldü.
Bu sonuçlar ülkemiz için çok önemli. İnme oluşumunda ve kalp yetersizliğinin gelişmesinde çok güçlü bir etken olan yüksek tansiyon Türkiye’deki kadınlarda sık rastlanan bir sorun. Şişmanlığın ve diyabetin de çok yaygın olduğu düşünülecek olursa, kadınlarımızın ne büyük bir tehdit altında olduğu anlaşılır.

Göğüs ağrısı var ancak anjiyo normal gözüküyor

Kalp krizini akla getiren göğüs ağrısıyla hastaneye gelen bazı kadınlarda anjiyo yapılınca kalbi besleyen damarlarda bir darlık bulunmaz. Daha doğrusu gözle görülen damar sisteminde bir sorun yoktur. Bu durumdaki her 3 kadından 1’inde daha ayrıntılı incelemeler yapılırsa gözle görünmeyecek kadar olan ince damarlarda sorun olduğu saptanır.
Kalp kasının içindeki kılcal damarların duvarlarının esnekliği kaybolmuştur. Normalde olması gerektiği gibi gevşeyip genişleyemez hatta kolayca büzüşürler. Bu damarların duvarlarında damar sertliğine ait belirtiler bulunabilir.
Uzmanlar daha çok kadınlarda görülen bu hastalığın ileri yaşlarda daha ciddi kalp sorunlarına yol açabildiğini söylüyor. Nasıl oluştuğu tam olarak bilinmese de, kalp damar hastalıklarının bilinen risk faktörlerinin ve menapozdan sonra görülen östrojen hormonunu azalmasının kılcal damarların sağlığını bozduğu belirtiliyor.

Kırık kalpler

Dört dörtlük bir kalp krizi tablosuyla acile gelen, kadınların küçük bir bölümünde yapılan anjiyoda damarların açık ama kalbin kriz geçirenlerde olduğu gibi yaralandığı ortaya çıkar.  Çoğu zaman sorun kırık kalp sendromu denilen hastalıktır. Yoğun bir duygusal travmadan sonra ortaya çıkan, daha çok kadınlarda görülen bu durum bir süre sonra kendiliğinden düzelir.

Kadınlarda hiç damar sertliği olmasa da kalp krizine yol açan başka bir sorun da tıpta “diseksiyon” denilen durumdur. Kalbi besleyen bir damarın duvarındaki katmanların ayrışmasıyla tıkanmaya yol açan bu ender hastalık daha çok genç kadınlarda ve lohusalıkta daha sık görülür.

Son söz: Kalp damar sorunlarında kadın erkek farkı hakkındaki bilgilerimizin hemen hepsi batı kaynaklı. Ülkemizdeki eşitsizliğin, kadınların karşı karşıya kaldıkları haksızlıkların, adaletsizliklerin, sözel ve fiziksel şiddetin ve her gün yaşadıkları stresin bu farkı daha da arttırdığını düşünmek yanlış olmasa gerekir. 

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND