Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Stephen Hawking’in ilham veren yaşamı

Stephen Hawking, yaptığı çalışmalarla bilim dünyasına büyük katkılarda bulundu. Buluşları kadar ALS hastalığı ile de tanınan ünlü fizikçinin hayatı filmlere bile konu oldu. İşte o hayatın içinden 10 ilginç bilgi…

Stephen Hawking Hakkında Bilmediğiniz 10 Gerçek! 

Fizikteki yeni gelişmeleri yakından takip etmiyorsanız bile meşhur fizikçi Stephen Hawking’i duymuşsunuzdur. Fizikle ilgili karmaşık düşüncelerini herkese duyurma ve çok satan “Zamanın Kısa Tarihi: Büyük Patlamadan Kara Deliklere” isimli kitabını yazma gibi gurur duyulacak işler yapmıştır. Conan O’Brien, “The Simpsons” veya “Star Trek” programlarını seviyorsanız konuklarla söyleşilerde o muhteşem ince zekâsını sergilediğini görmüşsünüzdür.

Akademik çalışmalarını bilseniz bile yine de Hawking hakkında duymadığınız, okul sıralarından gittikçe daha fazla engelli oluşuna ve insan ırkının geleceği hakkındaki düşüncelerine kadar uzanan birçok ilginç gerçek vardır. Örneğin birçokları, toplamdaki etkileyici çalışmalar bütününe rağmen Hawking’in henüz Nobel Ödülü almamasını şaşırtıcı bulur. Biz, aldığı dikkate değer bazı nişanlardan söz edeceğiz yine de.

İlginç bir başka gerçek: Hawking 8 Ocak 1942’de doğmuştur, bu tarih aynı zamanda Galileo’nun ölümünün tam da 300. yıldönümüdür. Bu, daha sadece başlangıç. Şimdi son derece ilham verici hikâyesiyle ilgili bilgileri de içeren Hawking hakkındaki bazı büyüleyici ve beklenmedik gerçekleri derinlemesine araştıracağız.

1. Okulda Vasat Notlar Aldı

Günümüzde Hawking’i, teorilerini bilimsel olmayan bir aklın anlayamayacağı parlak bir zekâ olarak tanıyoruz. Okuldaki çalışmalarında Hawking’in tembel biri olduğunu öğrenmek, bu nedenle şok gibi gelebilir. Aslında 9 yaşındayken notları sınıfının en kötüleri arasındaydı. Birazcık çabayla notlarını orta sıralara çıkardı, ama daha fazlasına değil.

Bununla birlikte çok erken yaşlardan itibaren eşyaların nasıl çalıştığına meraklıydı. Saatleri ve radyoları parçalarına ayırmasıyla bilindiğinden bahsetmiştir. Ancak onları tekrar çalışabilecek şekilde birleştirmede çok iyi olmadığını itiraf etmiştir. Takma adının “Einstein” olduğuna bakılırsa, kötü notlarına rağmen hem öğretmenleri hem de arkadaşları, aralarında geleceğin dâhisinin bulunduğunu anlamış görünüyorlardı.

Vasat notlarıyla ilgili sorun, babasının onu Oxford’a göndermek istemesi, fakat burs olmadan okul ücretini karşılayacak parasının olmamasıydı. Neyse ki burs sınavlarının hepsinden en yüksek notu aldı, fizik sınavından ise neredeyse tam puan çekti.

2. Biyolojiden Hoşlanmazdı

Stephen Hawking, küçük yaşlardan beri matematiği severdi ve matematik eğitimi almak isterdi. Babası Frank’in ise farklı düşünceleri vardı. O, Stephen’ın tıp eğitimi almasını istiyordu. Fakat bilime çok meraklı olmasına karşın Stephen biyolojiyle ilgilenmedi. Biyolojiyi “çok belirsiz, çok tanımlı (ezberli)” bulduğunu söylemiştir. Aklını daha kesin ve iyi tanımlanmış kavramlara adayacaktı.

Ancak Oxford’da ana dal eğitimi olarak matematik yoktu. Stephen’ın Oxford’a girmesi ve fizik eğitimi almasında uzlaşmaya varıldı. Aslında, fizikte bile, daha büyük sorulara odaklandı. Atomaltı parçacıkların hareketlerini inceleyen parçacık fiziği ile büyük evreni bir bütün olarak inceleyen evrenbilim arasında tercih yapması gerektiğinde ikinciyi tercih etti. O zamanlar evrenbilim, kendi sözleriyle, “bir bilim dalı olarak çok az kişi tarafından tanındığı” hâlde evrenbilimi seçti.

Nedenini açıklarken parçacık fiziğinin “bitkibilim gibi göründüğünü, ortada bütün o parçacıklar olduğu hâlde hiç kuram olmadığını” söyledi.

3. Oxford Kürek Takımındaydı

Biyografi yazarı Kristine Larsen, Oxford’daki ilk bir-iki yılında Hawking’in yaşadığı yalnızlık ve mutsuzluktan bahseder. Bu bunalımdan onu çekip çıkaran şey, kürek takımına katılmaktı. Fiziksel engellere yol açan hastalığının tanısını konmadan önce bile Hawking çok iri veya atletik denebilecek bir yapıya sahip değildi. Buna karşın kürek takımları Hawking gibi daha küçük yapılı erkekleri dümenci olarak alıyordu, bu pozisyondaki kişi kürek çekmiyordu, onun yerine yönü ve kürek çekme hızını idare ediyordu.

Kürek çekme Oxford’da çok önemli ve rekabetçi bir spor olduğundan Hawking’in takımdaki görevi onu çok popüler yaptı. Hawking’i o günlerden tanıyan kürekçi bir arkadaşı onu “maceracı bir tip” diye hatırladı. Kürek takımı Hawking’in popüler olmasını sağladıysa da ders çalışma alışkanlıklarını bozdu. Haftada altı öğleden sonra kürek çalışmalarıyla meşgul olan Hawking “işin kolayına kaçmaya” başlayıp “laboratuvar raporlarını hazırlamak için yaratıcı analizler” kullandı.

4. 21 Yaşındayken Birkaç Yıl Ömrü Kaldığını Söylemişlerdi

O zamanlar yüksek lisans öğrencisi olan Hawking yavaş yavaş sendeleme ve genel sakarlık belirtileri göstermeye başladı. Noel tatili için okuldan eve geldiğinde ailesi endişelendi ve bir doktora görünmesi için ısrar etti. Ancak bir uzmana görünmeden önce, gelecekteki eşi Jane Wilde’la tanıştığı bir yılbaşı partisine katıldı. Jane onun “espri anlayışı ve bağımsız kişiliği”nden etkilendiğini hatırlıyor.

Hawking bir hafta sonra 21 yaşına girdi, ondan hemen sonra da ne rahatsızlığı olduğunu anlamak için test yaptırmak üzere iki haftalığına hastaneye yattı. Orada amyotrofik lateral skleroz (ALS) tanısı kondu; aynı zamanda Lou Gehrig hastalığı olarak da bilinen bu rahatsızlık, hastaların istemli kas kontrolünü kaybetmelerine neden olan nörolojik bir hastalıktır. Doktorlar ona büyük olasılıkla sadece birkaç yılı kaldığını söylediler.

Hawking şoka uğradığını ve bunların neden onun başına geldiğini düşündüğünü anımsıyor. Yine de hastanede kan kanserinden ölmek üzere olan bir oğlan çocuğunu görmek, kendisinden daha kötü durumda olanların da bulunduğunu hatırlatıyor ona. Hawking hayata daha iyimser bakmaya çalıştı ve Jane’le çıkmaya başladı. Kısa süre sonra nişanlandılar; nişanlanmalarını “uğruna yaşanacak bir şey” olarak anıyor.

Neden Hawking’le evlenmek istediği sorulduğunda Jane, o günlerde “çok korkunç bir nükleer bulut” tehdidi altında yaşadıklarını, “uyarı verildikten sadece dört dakika sonra bütün dünyanın yok olabileceğini ve elindekilerin tadını çıkarmak” istediklerini söylemiştir.

5. Sınırsız Evren Kuramının Oluşturulmasında Yer Aldı

Hawking’in başlıca başarılarından biri (ki bunu Jim Hartle’la paylaşmıştı), 1983’te evrenin sınırlarının olmadığı kuramını ortaya atmasıydı. 1983’te, evrenin şekli ve doğasını anlamak amacıyla, Hawking ve Hartle kuantum mekaniği (mikroskobik parçacıkların hareketlerini inceleme) ve genel görelilik (kütlenin uzayı bükmesi ve kütleçekim ile ilgili Einstein kuramları) kavramlarını birleştirerek evrenin kapsanan bir varoluş olduğunu, ancak yine de sınırları olmadığını gösterdiler.

Bunu akılda canlandırabilmek için, Hawking insanlara evreni Dünya’nın yüzeyi gibi düşünmelerini söyler. Bir küre olduğu için Dünya yüzeyinde herhangi bir yöne gidebilir ve asla bir köşe, bir kenar veya Dünya’nın “son”u denebilecek bir sınıra ulaşmazsınız. Bununla birlikte buradaki temel farklılık, Dünya yüzeyi iki boyutluyken (Dünya’nın kendisi üç boyutlu olduğu hâlde Dünya yüzeyi sadece iki boyutludur.) evren dört boyutludur. 

Hawking uzayzamanın Dünya’nın üzerindeki enlem çizgileri gibi olduğunu belirtir. Kuzey Kutbu’ndan (evrenin başlangıcı) başlayıp güneye gittikçe ekvatoru geçinceye kadar dairelerin çevre uzunlukları büyüyecek, geçtikten sonra küçülmeye başlayacaktır. Bu, evrenin uzayzamanda sonlu olduğu ve sonunda tekrar çökeceği anlamına gelmektedir, ancak en az 20 milyar yıl daha değil. Bu, zamanın geri gideceği anlamına mı geliyor? Soruya cevap vermek için biraz çabaladıktan sonra Hawking, hayır, dedi; çünkü evrenin düzenli enerjiden düzensiz enerjiye olan eğiliminin tersine döneceğine inanmak için herhangi bir neden yok.

6. Kara Delikler Üzerine Bir İddiayı Kaybetti

2004 yılında, deha Hawking kara deliklerle ilgili 1997’de girdiği bir iddiayı bilim insanı arkadaşının kazandığını ve kendisinin yanıldığını itiraf etti. İddiayı anlamak için öncelikle biraz geri gidip kara deliğin ne olduğunu anlayalım.

Yıldızlar devasadır, kütleleri o kadar büyüktür ki kütleçekimleri her zaman inanılmaz derecede güçlüdür. Yıldız çekirdeksel yakıtını yakıp bu enerjiyi dışarı vermeye ve böylece kütleçekime karşı koymaya devam ettiği müddetçe sorun yoktur. Fakat yeterince büyük bir yıldız “öldüğünde” veya söndüğünde kütleçekim, daha güçlü (daha ağır basan) kuvvet olur ve büyük yıldızın kendi üzerine çökmesine yol açar. Bu da bilim insanlarının kara delik dediği şeyi oluşturur.

Bu çökmede kütleçekim o kadar güçlüdür ki ışık bile bundan kaçamaz. Bununla birlikte Hawking 1975’te kara deliklerin siyah olmadığını ileri sürmüştür. Daha çok, enerji yayarlar. O zamanlar Hawking, en sonunda buharlaşan kara delikte bilginin kaybolduğunu söylemişti. Buradaki sorun, bilgi kaybı fikrinin, kuantum mekaniği yasalarıyla çelişmesi, Hawking’in deyişiyle “bilgi paradoksu” yaratmasıydı. Amerikan kuramsal fizikçisi John Preskill bilginin kara delikte kaybolduğu sonucuna katılmadı. 1997’de, bilginin deliklerden kaçabileceğini, böylece kuantum mekaniği yasalarını çiğnememiş olacağını söyleyerek Hawking’le bir iddiaya girdi.

Hawking, yanıldığını itiraf edebilecek kadar centilmen bir insandı; nitekim 2004’te de yanıldığını itiraf etti. Bilimsel bir konferansta ders verirken, kara deliklerin birden fazla “topolojisi” olduğundan, tüm topolojilerden yayılan bütün bilgiler ölçüldüğünde bilginin kaybolmamış olacağını söyledi.

7. Sayısız Ödül ve Nişan Almıştır

Fizikteki uzun kariyeri boyunca Hawking inanılmaz etkileyici bir ödüller ve nişanlar serisi kazanmıştır. Hepsini sıralayarak buradaki küçük alanda sizi yormak istemeyiz, sadece önemli olanlarından bazılarını gözden geçireceğiz.

Hawking 1974’te Kraliyet Derneği (geçmişi 1660’a dayanan kraliyet bilim akademisi) üyeliğine kabul edildi, bir yıl sonra Papa VI. Paul, onu ve Roger Penrose’u Papa XI. Pius Bilim Altın Madalyası ile ödüllendirdi. Daha sonra Kraliyet Derneği’nin verdiği Albert Einstein Ödülü ve Hughes Madalyası’nı da aldı.

Hawking, 1979’a kadar akademik dünyada yerini öyle sağlamlaştırdı ki İngiltere’deki Cambridge Üniversitesi’nden Lucasian Matematik Profesörü unvanını elde etti, bu pozisyonu 30 yıl boyunca elinde tutacaktı. Geçmişi 1663’e dayanan bu makamı elinde tutan ikinci kişi Sir Isaac Newton’dan başkası değildi.

1980’lerde Hawking’e Birleşik Krallık’ta şövalyelik unvanının hemen altındaki rütbe olan Britanya İmparatorluğu Kumandanlığı yetkisi verildi. Ayrıca ulusal hizmetin takdiri olarak Onursal Liyakat Nişanı Sahibi (Companion of Honour) de oldu. Aynı anda 65 üyeden daha fazla kişi bu nişana sahip olamıyor.

2009’da Hawking, Birleşik Devletler’in en yüksek sivil rütbesi olan Başkanlık Hürriyet Madalyası ile ödüllendirildi.

Bütün bu süre zarfında Hawking en az 12 fahri doktorluk da elde etti. Bununla birlikte Nobel Ödülü hâlâ ondan kurtulmaya devam etmektedir.

8. Çocuk Kitapları Yazarıdır

Stephen Hawking’in özgeçmişinin en beklenmedik özelliklerinden biri, çocuk kitapları yazarı olmasıdır. 2007’de Hawking ve kızı, Lucy Hawking, birlikte “George’un Evrene Açılan Gizli Anahtarı” adlı kitabı yazdılar.

Kitap, ailesinin teknoloji karşıtlığına başkaldıran George adındaki bir oğlan çocuğu ile ilgili kurgu hikâyedir. George komşularıyla arkadaşlık kurmaya başlar, bunlardan biri bilgisayarı da olan bir fizikçidir. Bu güçlü bilgisayar, George’un uzaya girmesi ve orayı görmesi için kapılar (portallar) sağlar. Tabii ki kitabın çoğu kısmı, çocuklara kara delikler ve yaşamın başlangıcı gibi ağır bilimsel kavramları açıklamak için yazılmıştır. Bu bağlamda, çalışmalarını hep daha fazla kişiye ulaştırmaya çalışan Hawking’in böyle bir kitap yazmak istemesi çok yerindedir.

Kitap, George’un maceralarını anlatmaya devam edecek bir üçlemenin ilk kitabı olarak yazıldı. Serinin sıradaki kitabı “George’un Kozmik Hazine Avı” adıyla 2009’da yayınlandı.

9. Uzaylıların Varlığına İnanır

Hawking’in evrenbilim üzerine yaptığı bütün çalışmalar dikkate alındığında, uzaylı yaşamın varlığı hakkında onun düşüncelerinin merak edilmesi çok normaldir. 2008’de NASA’nın 50. yıldönümü kutlamasında Hawking konuşmacı olarak davet edilmişti ve konuşmasında bu konudaki düşüncelerinden bahsetti.

Hawking, evrenin enginliği düşünüldüğünde, orada bir yerde çok büyük bir ihtimalle ilkel uzaylı yaşamın ve hatta başka zeki bir yaşamın olabileceğini belirtti. Hawking şöyle dedi:

“İlkel yaşama çok sık rastlanabilir, zeki yaşam ise çok nadirdir.” 

Tabii hemen arkasından kendisine özgü zekice espri anlayışını konuşturdu: 

“Bazılarımız Dünya’da da henüz bu yaşam biçiminin oluşmadığını söyleyecektir.” 

İnsanların uzaylılarla karşılaşmaktan sakınması gerektiğini, çünkü uzaylı yaşamın muhtemelen DNA-bazlı olmayacağını ve bizim de onların getireceği hastalıklara karşı koyamayacağımızı söyleyerek konuşmasına devam etti. Hawking, Discovery Channel’da yayınlanan “Stephen Hawking’le Evrene Yolculuk” belgesel serisinde bir bölümü de uzaylıların varlığı üzerine yaptı.

Bu bölümde, uzaylıların, büyük bir ihtimalle, kendi gezegen kaynaklarını “erişebilecekleri gezegenleri ele geçirmeye ve sömürgeleştirmeye harcayan göçebeler” olacağını anlattı. Ya da güneşin bütün enerjisini bir alana odaklamak üzere bir ayna sistemi kurabileceklerini ve böylece uzayzamanda yolculuk etmek için bir solucan deliği yaratabileceklerini.

10. İnsan Irkını Kurtarmak İçin Yerçekimsiz Uçuş Yaptı

2007’de, 65 yaşındayken Stephen Hawking hayatının yolculuğunu yapma fırsatı yakaladı. Zero Gravity A.Ş. sayesinde sıfır-yerçekimini yaşayıp tekerlekli sandalyesinin dışında havada durabildi. Uçuş sırasında birçok kere yapılan ve herbiri 25 saniye süren keskin iniş ve çıkışların, yolculara yerçekimsizliği yaşattığı bir uçak yolculuğuydu bu. 

Kırk yıldır ilk kez tekerlekli sandalyesinden kurtulan Hawking jimnastik saltolar bile attı. Bunun dışında, alt yörüngesel uçuş yolculuğu için Richard Branson’ın Virgin Galactic şirketinden yer ayırttı.

Fakat belki de buradaki en ilgi çekici nokta, Hawking’in ne yapabileceği değil, neden yaptığıdır. Bunu yapmak isteme nedeni sorulduğunda, Hawking tabii ki uzaya gitme arzusundan bahsetti. Fakat uzay yolculuğuna çıkma ve onu tümüyle desteklemesinin nedenleri daha derine iniyor.

Hawking, küresel ısınma veya nükleer savaş olasılığı yüzünden, insan ırkının geleceğinin, eğer uzun bir geleceği olacaksa, uzayda olacağını söylemişti. O, uzay turizminin insanların ulaşabileceği maliyette olmasını umuyor ve özel uzay keşif yolculuklarını destekliyor. Hawking, hayatta kalabilmemiz için başka gezegenlere giderek onların kaynaklarını kullanabilecek seviyeye gelmemizi umut ediyor.

Yazar: Şule Ölez
Kaynak: www.evrimagaci.org

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND