Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Söyle Proust abi kimim ben?

Hürriyet gazetesi ünlü Fransız romancı Marcel Proust’un meşhur ettiği anketi Türk yazarlarına uyguladı. Siz onların cevabını boşverin anketi kendinize uygulayın. Anket ekte…

Hürriyet gazetesi ünlü Fransız romancı Marcel Proust’un meşhur ettiği anketi Türk yazarlarına uyguladı. Siz onların cevabını boşverin kendinize uygulayın. Anket ekaşağıda…

Sibel ARNA – Ezgi BAŞARAN

Marcel Proust (1871-1922) 13 yaşındayken bir ‘hatıra defteri’ alıp, içindeki İngilizce soruları cevaplayarak arkadaşı küçük Antoinette Faure’a doğum günü armağanı olarak vermişti. Benzer bir anketi, 20 yaşındayken cevaplamıştı. Bu iki anket o öldükten birkaç yıl sonra yayınlandı, soruların çoğu zaten aynıydı, adı ‘Proust anketi’ne dönüştü ve meşhur oldu.

O kadar ki, biYa Bir Yol Bul : Söyle Proust abi kimim ben?

Birkaç yıl önce, Proust’un el yazısıyla doldurduğu sayfaların orijinali Paris’te bir açık artırmada 120 bin Euro’ya satıldı. Fransız televizyonlarında ‘Apostrophes’ ve ‘Bouillon de culture’ adlı iki edebiyat programı yapan Bernad Pivot, yıllar boyu konuklarına bu anketi uyguladı. Amerikan talk şovcu James Lipton ‘Inside the Actor’s Studio’ adlı programında soruları her hafta konuklarına sordu. Vanity Fair Dergisi, uzun süre son sayfasında bir ünlüyle Proust anketi yaptı. Biz de bu anketi, günümüz Türk yazarlarına uyguladık. Çocuksu, naif, ama tuhaf bir şekilde cevaplayanın iç dünyasını yansıtacak sorulardan oluşuyor bu anket. Yazarlara uygulandığında, cevaplar yaratıcı ve ilginç oluyor. Demirtaş Ceyhun’un ankete cevaben yolladığı iki cümle örneğin: ‘Ben 70 yaşındayım. Bu soruların cevabını çoktan unuttum!’

MARCEL PROUST NE DEMİŞTİ

Sizi en çok üzecek olay Annemi ve anneannemi hiç tanımamış olmak.

Nerede yaşamak isterdiniz? İstediğim bazı şeylerin sihirli bir el tarafından gerçekleşeceği, sevginin her zaman karşılıklı olacağı bir ülkede.

Yaşayabileceğiniz en mutlu an Yeteri kadar yüce olmamasından korkuyorum, söylemeye cesaret edemiyorum, söylerken onu yok etmekten korkuyorum.

Hangi hataları hoşgörüyle karşılayabilirsiniz? Anladığım hataları.

En sevdiğiniz erkek karakter Hamlet.

En sevdiğiniz kadın karakter Phedre (üstünü çizmiş), Berenice (her ikisi de Racine’in kahramanları).

Tarihteki favori kahramanlarınız Sokrates, Perikles, Hz. Muhammed, Musset, Genç Plinius, Augustin Thierry arasında bir şey (13 yaşında verdiği cevap). Kleopatra (20 yaşında verdiği cevap.)

Gerçek hayatta favori kadın kahramanınız Sıradan bir hayat yaşayan dahi bir kadın.

En sevdiğiniz ressam Leonardo da Vinci, Rembrandt.

En sevdiğiniz müzisyen Beethoven, Wagner, Schumann.

Bir erkekte en beğendiğiniz özellik Kadınsı çekicilik.

Bir kadında en beğendiğiniz özellik Erkeksi erdemler ve dostlukta açık yüreklilik.

En sevdiğiniz erdem Belli bir cemaate ait olmayan, evrensel olanlar.

Yapmaktan en mutlu olduğunuz iş Sevmek.

Kimin yerinde olmak isterdiniz? Kendim; taptıklarımın beni görmek istedikleri gibi.

Arkadaşlarınızda hangi özellikler olmasını istersiniz? Bana sevgiyle davranmaları; eğer kişilikleri sevgilerini çok değerli kılıyorsa.

Kendinizde gördüğünüz en temel eksiklik Bilmemek, ‘isteyememek’.

En sevdiğiniz renk Güzellik renklerde değil, onların uyumundadır.

En sevdiğiniz çiçek Önce onunki, – sonra hepsi.

En sevdiğiniz kuş Kırlangıç.

En sevdiğiniz yazar Bugün için Anatole France, Pierre Loti.

En sevdiğiniz şair Baudelaire ve Alfred de Vigny.

Tarihte en sevmediğiniz karakter Cevap verebilecek kadar bilgili değilim.

En çok isteyeceğiniz özellik İrade ve baştan çıkarmalar.

Nasıl ölmek istersiniz? En iyi halimle -ve sevilerek.

Hayattaki sloganınız Uğursuzluk getirir diye korkarım söylemeye.

Şu anki ruh haliniz Bu sorulara cevap vermek için kendimi düşünmekten duyduğum sıkıntı.

AHMET ÜMİT

Uçabilmek isterdim

Sizi en çok üzecek olay Sevdiklerimin ölümü.

Nerede yaşamak isterdiniz? Şu an yaşadığım yerde: İstanbul’da, Beyoğlu’nda.

Yaşayabileceğiniz en mutlu an Ölmüş babamın yeniden hayata dönmesi. Onunla yeniden sohbet edebilmek.

Hangi hataları hoşgörüyle karşılayabilirsiniz? Bilinçli olarak yapılmayanlara.

En sevdiğiniz erkek karakter Suç ve Ceza’nın karakteri Raskolnikov.

Tarihteki favori karakterleriniz Aleksandra Kolontay (Rus Devrimi’nin kadın kahramanlarından, eylemci, özgür aşktan yanı sıra dışı bir kadın)

Gerçek hayattaki favori kadın kahramanınız Annem.

En sevdiğiniz ressam Van Gogh.

En sevdiğiniz müzisyen Mozart.

Bir erkekte en çok beğendiğiniz özellik Ağırbaşlılık.

Bir kadında en çok beğendiğiniz özellik Cesaret.

En sevdiğiniz erdem İçtenlik.

Yapmaktan en mutlu olduğunuz iş Yazmak.

Kimin yerinde olmak isterdiniz Kendimin.

Arkadaşlarınızda hangi özelliklerin olmasını isterdiniz Vefa, iyilik, cesaret, zeka.

Kendinizde gördüğünüz en temel eksiklik Sabırsızlık.

Hayatınızın en büyük şanssızlığı Bütün insanlarla aynı şanssızlık: yaşlanmak.

En sevdiğiniz renk Siyah.

En sevdiğiniz çiçek Karanfil (kokulusu).

En sevdiğiniz kuş Kırlangıç.

En sevdiğiniz yazar William Shakespeare.

En sevdiğiniz şair Nazım Hikmet.

Tarihte en sevmediğiniz karakter Hitler.

En çok isteyeceğiniz özellik Uçabilmek.

Nasıl ölmek isterdiniz? Farkına varmadan.

Hayattaki sloganınız Kendimle barışık olmak.

Şu anki ruh haliniz Biraz gergin, çünkü annem hasta.

ELİF ŞAFAK

Daha fazla kaos lütfen!

Sizi en çok üzecek olay Çığlık.

Nerede yaşamak isterdiniz? Yollarda, sürekli göç halinde.

Yaşayabileceğiniz en mutlu an Henüz yaşamadım.

Hangi hataları hoşgörüyle karşılayabilirsiniz? Aşk hatalarını.

En sevdiğiniz erkek karakter Sefiller’in kahramanı Jean Valjean.

En sevdiğiniz kadın karakter Film karakteri Betty Blue

Tarihteki favori karakterleriniz Şems! En sevdiğim tarihsel karakter Mevláná Celaleddin Rumi’nin karşısına çıkan Şems! Ayrıca Rusya’dan Avvakum, Rasputin. Osmanlı’dan Bekri Mustafa. Ayrıca Ömer Hayyam. Ayrıca Martin Luther King, Cesar Chavez, Emiliano Zapata.

Gerçek hayattaki favori kadın kahramanınız Annem.

En sevdiğiniz ressam Siyahkalem.

En sevdiğiniz müzisyen Miles Davis.

Bir erkekte en çok beğendiğiniz özellik Esrar.

Bir kadında en çok beğendiğiniz özellik Esrar.

En sevdiğiniz erdem Hayal gücü.

Yapmaktan en mutlu olduğunuz iş Yazmak.

Kimin yerinde olmak isterdiniz Kendimin.

Arkadaşlarınızda hangi özelliklerin olmasını isterdiniz Dostluk.

Kendinizde gördüğünüz en temel eksiklik Sabırsızlık.

Hayatınızın en büyük şanssızlığı Starbucks kahvesine bağımlı olmak.

En sevdiğiniz renk Sarı, siyah ve mor.

En sevdiğiniz çiçek Nergis.

En sevdiğiniz kuş Baykuş.

En sevdiğiniz yazar Edgar Allan Poe.

En sevdiğiniz şair Şeyh Galip.

Tarihte en sevmediğiniz karakter Elton John (tarih sayılır)

En çok isteyeceğiniz özellik İnanç!

Nasıl ölmek isterdiniz? Donarak.

Hayattaki sloganınız DAHA FAZLA KAOS LÜTFEN!

Şu anki ruh haliniz Kaotik!

SELİM İLERİ

Şu anki ruh halim? Ot gibi

Sizi en çok üzecek olay Ayrılıklar.

Nerede yaşamak isterdiniz? Küçük bir deniz kıyısı kasabasında.

Yaşayabileceğiniz en mutlu an Anlatamam çünkü böyle bir an olabileceğine inanmıyorum.

Hangi hataları hoşgörüyle karşılayabilirsiniz? Özür dilenen her şeyi unuturum.

En sevdiğiniz erkek karakter Budala’daki Prens Mişkin ve Çehov’un bütün oyun kişileri.

En sevdiğiniz kadın karakter Anna Karenina ve Çehov’un bütün oyun kişileri.

Tarihteki favori kahramanlarınız Hipokrat.

Gerçek hayattaki favori kadın kahramanınız Türkan Şoray.

En sevdiğinz ressam Avni Lifij.

En sevdiğiniz müzisyen Giuseppe Verdi.

Bir erkekte en çok beğen-diğiniz özellik İyilik.

Bir kadında en çok beğendiğiniz özellik İyilik.

En sevdiğiniz erdem Erdemsizlik yani erdemlerin yalan olduğunu bilmek.

Yapmaktan en mutlu olduğunuz iş Yazmak.

Kimin yerinde olmak isterdiniz? Oyun yazarı Anton Çehov’un.

Arkadaşlarınızda hangi özelliklerin olmasını isterdiniz? Bağlılık ve vefa.

Kendinizde gördüğünüz en temel eksiklik Çenesi düşüklük.

Hayatınızın en büyük şanssızlığı İnsanların çok acı çektiği bir ülke olan Türkiye’de ben kendimi şanslı kabul ediyorum.

En sevdiğiniz renk Eflatun.

En sevdiğiniz çiçek Menekşe.

En sevdiğiniz kuş Serçe.

En sevdiğiniz yazar Virginia Woolf, Dostoyevski, Abdülhak Şinasi ve Ahmet Hamdi Tanpınar.

En sevdiğiniz şair Behçet Necatigil.

Tarihte en sevmediğiniz karakter Hitler, Mussolini, Stalin.

En çok isteyeceğiniz özellik Saçlarımın dökülmemesini isterdim.

Nasıl ölmek isterdiniz? Eziyet çekmeden.

Hayattaki sloganınız Zamanı boşa geçirme.

Şu anki ruh haliniz Ot gibi.

Ya Bir Yol Bul : Söyle Proust abi kimim ben?

TUNA KİREMİTÇİ

Güldüren hataları affedebilirim

Sizi en çok üzecek olay Bilmek istemiyorum.

Nerede yaşamak isterdiniz? İstanbul’da.

Yaşayabileceğiniz en mutlu an Aklıma gelen belli bir an yok.

Hangi hataları hoşgörüyle karşılayabilirsiniz? Güldüren hataları.

En sevdiğiniz erkek karakter Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği’ndeki Tomas.

Tarihteki favori kahramanınız Gazi Mustafa Kemal.

Gerçek hayattaki favori kadın kahramanınız Prof. Dr. Türkan Saylan.

En sevdiğiniz ressam Wassily Kandinsky.

En sevdiğiniz müzisyen Freddie Mercury.

Bir erkekte en çok beğendiğiniz özellik Baskı altındaki zarafet.

Bir kadında en çok beğendiğiniz özellik Yaratıcılık.

En sevdiğiniz erdem Yalınlık.

Yapmaktan en mutlu olduğunuz iş Yazarlık ve müzik.

Kimin yerinde olmak isterdiniz? Japon Haiku şairlerinin.

Arkadaşlarınızda hangi özelliklerin olmasını istersiniz? Saygı ve şeffaflık.

Kendinizde gördüğünüz en temel eksiklik Eşya, araç ve gereçleri dikkatli kullanma alışkanlığı.

Hayatınızın en büyük şanssızlığı Bilmiyorum.

En sevdiğiniz renk Kırmızı.

En sevdiğiniz çiçek Kırmızı glayöl.

En sevdiğiniz kuş Martı.

En sevdiğiniz yazar Vladimir Nabokov.

En sevdiğiniz şair Nazım Hikmet.

Tarihte en sevmediğiniz karakter Gelmiş geçmiş siyasetçilerin yüzde doksanı girer bu sınıfa.

En çok isteyeceğiniz özellik Su altında yaşayabilme yetisi.

Nasıl ölmek isterdiniz? Yaşayarak.

Hayattaki sloganınız ‘Daha bir şey görmediler!’

Şu anki ruh haliniz Hem bebeğin hem de yeni kitabın doğumu yaklaştığı için biraz heyecanlı.

HİLMİ YAVUZ

Kötümsüyüm

Sizi en çok üzecek olay Oğullarım Ali Hikmet ve Ömer Emre’nin başına kötü bir şey gelmesi.

Nerede yaşamak isterdiniz? Hayatımı dörde bölerdim ben. 3 ay Bodrum’da (ağustos, eylül, ekim.) 3 ay Berlin’de (kasım, aralık, ocak.) Üç ay Paris’te (şubat, mart, nisan.) Üç ay ise İstanbul’da (mayıs, haziran, temmuz.)

Yaşayabileceğiniz en mutlu an Böyle bir anı düşünemiyorum. Çünkü küçük mutluluklarla yetinmeye alıştırıldım ben.

Hangi hataları hoşgörüyle karşılayabilirsiniz? Budalaca olanların dışında tümünü.

En sevdiğiniz erkek karakter Amerikalı yönetmen Nicolas Ray’in 1951’de çevirdiği ‘In a Lonely Place’de Humphrey Bogart’ın oynadığı karakter (Dixon Steele.)

Tarihteki favori kahramanlarınız Böyle biri yok.

Gerçek hayattaki favori kadın kahramanınız Yaşayan kadın kahraman öyle mi? Condoleezza Rice dememi bekliyorsun değil mi? Ama böyle bir kadın yok.

En sevdiğiniz ressam Velasquez, Vermeer, Kandinski. Ressam sayılır mı bilmiyorum ama bir de Deschamps.

En sevdiğiniz müzisyen Birkaç tane cevabı var bunun da. Bach, Mozart ve Telemann. Daha ziyade barokçuları beğeniyorum.

Bir erkekte en çok beğendiğiniz özellik Galiba dürüstlük.

Bir kadında en çok beğendiğiniz özellik Sadakat.

En sevdiğiniz erdem Açıksözlülük.

Yapmaktan en mutlu olduğunuz iş Hocalık

Kimin yerinde olmak isterdiniz? Hilmi Yavuz’un.

Arkadaşlarınızda hangi özelliklerin olmasını istersiniz? Dürüstlük ve açıksözlülük.

Kendinizde gördüğünüz en temel eksiklik Kurmaca ya da bilimsel uzun metinler yazamamak.

Hayatınızın en büyük şanssızlığı Evlilik.

En sevdiğiniz renk Siyah.

En sevdiğiniz çiçek Gül ve erguvan.

En sevdiğiniz kuş Ben kuştan çok kuş sözcüğünü severim. Jean Cocteau’nun ‘Ben denizden çok deniz sözcüğünü severim’ sözünden esinlendim.

En sevdiğiniz yazar Dostoyevski ve Tanpınar.

En sevdiğiniz şair Dört tane. Yahya Kemal, Ahmet Haşim, Behçet Necatigil, Asaf Halet Çelebi.

Tarihte en sevmediğiniz karakter Muaviye.

En çok isteyeceğiniz özellik Bir alaturka müzik aletini büyük bir ustalıkla çalabilmek. Ney ya da kanun olabilirdi.

Nasıl ölmek isterdiniz? Uyurken ve güzel bir düş görerek.

Hayattaki sloganınız Hayatta sloganım yok ama Türkiye için bir sloganım var: Türkiye’de birey olmanın yolu düşman edinmekten geçer. (Hilmi Yavuz)

Şu anki ruh haliniz Seninle konuştuğum için çok neşeliyim ama genele bakacak olursak çok iyimser değilim doğrusu. Kötümsüyüm.

LATİFE TEKİN

İstersem üşürüm, istersem üşümem

Sizi en çok üzecek olay Sevdiklerimi üzecek biçimde ölmek ya da tersi.

Nerede yaşamak isterdiniz? Çocukluk dağımda bir kovuğum olsun isterdim, ah Erciyes!…

Yaşayabileceğiniz en mutlu an Askerlerin işgal ettikleri yerlerden kaçarak gittiklerini gördüğüm an.

Hangi hataları hoşgörüyle karşılarsınız? İnsanın bütününe zarar vermeyecek her hata bağışlanabilir.

En sevdiğiniz erkek karakter İlk aklıma gelen Selim Işık.

En sevdiğiniz kadın karakter Meryemce.

Tarihteki favori kahramanlarınız Pers Kralı Kiomreys’i bir yumrukta deviren Kraliçe Tomeris, kadın avcı Atalante

Gerçek hayattaki favori kahramanlarınız Gerçek hayattaki kahramanlarımı yazdım, yazıyorum.

En sevdiğiniz ressam Van Gogh, Komet, Mehmet Güleryüz, Metin Talayman

En sevdiğiniz müzisyen Bach

Bir erkekte en beğendiğiniz özellik Mertlik, merhamet duygusu. Varoluş kaygısını derinden duyumsayıp bunu göstermeksizin yaşamak.

Bir kadında en beğendiğiniz özellik Dikbaşlılık, başı açıklık… Kendisi açıklık. KENDİSİ İÇİN OLMAYIŞINI GÖZE BATIRMAYAN, kendiliğindenliğini de berrak sular gibi yaşayan.

En sevdiğiniz erdem İçtenlik, sadelik.

Yapmaktan en mutlu olduğunuz iş Arkadaşlarımla neşelendirmeyi taşkınlığa vardırmak.

Kimin yerinde olmak istersiniz? Bazen kızımın ve oğlumun.

Arkadaşlarınızda hangi özelliklerin olmasını istersiniz? Sadakatini huzurla yaşamasını.

Kendinizde gördüğünüz en temel eksiklik Bütün duygusuna ulaşma telaşçılığı.

Hayatınızın en büyük şanssızlığı Annemin erken ölümü.

En sevdiğiniz renk Bütün renklerin adı yok ki, ancak birkaçının adı var, su grisinden maviye, unutmanın tonları.

En sevdiğiniz çiçek Çiçek açan ağaçların hepsi; kiraz, badem, iğde, manolya… çiçek açan çalılar. Katırtırnağı…

En sevdiğiniz kuş Mavi kahverengi alakargalar. Gündüz yarasaları, kırlangıçlar.

En sevdiğiniz yazar Dostoyevski, şu aralar yeniden Yaşar Kemal, Leyla Erbil. Hep sevdiğim Sevim Burak. Sevinç duyarak okuduğum Nurdan Gürbilek.

En sevdiğiniz şair Arkadaşlarım olan şairleri söyleyemeyeceğim, Haydar’ı, Erdal’ı, Akif’i, Mahmut’u… Muhteşem İlhan Berk başta olmak üzere ikinci yeni şairleri. Turgut Uyar, Edip Cansever, Cemal Süreya… Sevdiğim çok şair var hangisi? Ahmet Haşim’den Nazım’a, Mehmet Taner’e… Hilmi Yavuz, Gülten Akın… Şu aralar sık sık Can Yücel’in söylediği geliyor aklıma. Yeni yıl kutlaması gibi ‘Nobel Baba değil Noel Baba olmak isterim.’

Tarihte en sevmediğiniz karakter Pinochet, Bush, Kenan Evren vs.

En çok isteyeceğiniz özellik Adnan Benk’in sözü: ‘Bir insan ancak müzisyen olamamışsa başka bir şey olur.’

Nasıl ölmek isterdiniz? Gözlerim açık, yatağımda yarı uzanmış, ölümle söyleşe gülüşe. Bir kahkaha sonrasında şaka gibi gelsin ölüm.

Hayattaki sloganınız İstersem üşürüm, istersem üşümem…

Şu anki ruh haliniz Ürpermeyle gelip giden özlemeli bir ruh hali, uzaklara boşluğa doğru… Soluklanmakla solmak arası.

Türk Usulü Başarı : Söyle Proust abi kimim ben?

BUKET UZUNER

En sevdiğim erdem: Kibirden arınmaya çalışmak

Sizi en çok üzecek olay Evlat acısı.

Nerede yaşamak isterdiniz? Aynı zamanda İstanbul, New York ve Paris’te.

Yaşayabileceğiniz en mutlu an En mutlu anım, henüz yaşamamış olduğumdur.

Hangi hataları hoşgörüyle karşılayabilirsiniz? Samimiyetle pişman olunmuş ve özür dilenmiş her yanlış onarılabilir, sanıyorum.

En sevdiğiniz erkek karakter Bozkır Kurdu (Hermann Hesse romanı), Hugh Jackman’ın sinemada canlandırdığı birçok karakter.

En sevdiğiniz kadın karakter Afife Piri (Balık İzlerinin Sesi), Jane Campion’un Piano filmindeki Ada (Holly Hunter), Audrey Hepburn ile Juliette Binoche’un sinemada canlandırdığı birçok karakter.

Tarihteki favori kahramanlarınız 20. yy’ın hem yakışıklı, hem de zeki devrimcisi Mustafa Kemal Atatürk ve George Washington. Tarih, kadınlara kahraman olma şansı yerine cadı diye yakılma cezası vermiştir. Belki Kraliçe 1. Elizabeth anılabilir.

Gerçek hayattaki favori kadın kahramanlarınız Yazarlar: Nadine Gordimer, Margaret Atwood ve Sevgi Soysal.

En sevdiğiniz ressam Magritte, Van Gogh.

En sevdiğiniz müzisyen Chopin, Mark Knopfler.

Bir erkekte en çok beğendiğiniz özellik Kendine ve kadınlara karşı dürüst ve şefkatli olabilmeyi başaran erkekler.

Bir kadında en çok beğendiğiniz özellik Kafasının da işe yaradığını gösterecek cesareti erkekleşmeden başaran kadınlar.

En sevdiğiniz erdem Kibirden arınmaya özen göstermek (tevazu)

Yapmaktan en mutlu olduğunuz iş Seyahat etmek.

Kimin yerinde olmak isterdiniz? Elbette hiç kimsenin!

Arkadaşlarınızda hangi özelliklerin olmasını istersiniz? Samimiyet ve mizah gücü.

Kendinizde gördüğünüz en temel eksiklik Ohooo, benim pek çok eksiğim var!

Hayatınızın en büyük şanssızlığı Kadınların yaratıcı ve entelektüel kapasitesinin daha baştan küçümsendiği yüzyıllarda yaşamak.

En sevdiğiniz renk Mavi mavi mavi!

En sevdiğiniz çiçek Nergis.

En sevdiğiniz kuş Bülbülün sesi, papağanın estetiği.

En çok sevdiğiniz yazar Ayıramam ki, pek çok var.

En çok sevdiğiniz şair Metin Altıok, Murathan Mungan, Neruda, Kavafis.
Tarihte en sevmediğiniz karakter Hitler ve VIII. Henry. En çok isteyeceğiniz özellik İstediğim zaman görünmez olabilmek isterdim.

Nasıl ölmek isterdiniz? Kim ölmek ister? Olacaksa uykudayken tabii.

Hayattaki sloganınız Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi; ama daima kendin ol!

Şu anki ruh haliniz Áşık gibi!

MURATHAN MUNGAN

Anketler kasar beni

Okuldayken de böyleydim. Anketler kasardı beni. Ne diyeceğimi bilemezdim. Bir köşeye kıstırıldığınızı hissettiğiniz böyle anket soruları karşısında, günün birinde birkaç kelimelik yanıtlara daralmasın diye, yıllardır zenginleştirmeye çalıştığınız hayatınızın, çeşitlendirmeye çalıştığınız zevklerinizin, meraklarınızın birdenbire elinizden alınmaya çalışıldığını hissedersiniz. Bana da öyle olur.

Açıkçası hayatta ‘en’lerim yoktur. En sevdiğim yazarın kim olduğunu hálá bilemem. Son zamanlarda sevdiğim, ya da yeniden sevdiğim yazarlar olur. Böyle durumlarda Dostoyevski gibi garanti adlar vermek durumu kurtarmaya yarar belki, eh, ne de olsa klasikler ölmez, ama size yetmez. Kimsenin birbirinin yerini tutmadığını düşündüğüm has edebiyat alanının içinden yalnızca birkaç isim saymakla, onlara da, kendime de haksızlık ediyormuşum duygusundan kendimi alamam. Şu sıralar çok sevdiğim, bende öne çıkan ressamlar ve müzisyenler olabilir. Ama bütün zamanlarım adına nasıl konuşabilirim ki? İnsan ancak şimdiki zamanı için konuşabilir. Renklerin, çiçeklerin, kuşların kendilerini bilmesem de, adlarını severim. Çünkü bir şair ve yazar olarak, kelimeleri severim. Yelkovan kuşunu görsem tanımam ama adını severim. Petrol yeşilini de kendini tanımazken, adını sevmiştim.

Bunun yanı sıra, anketlerde kadınlar ve erkekler için ayrı sorular sormanın cinsiyetçilik olduğunu düşünürüm. ‘Erkekte mertlik’, ‘kadında sadakat’ arayan sıradan faşizmin toplumsal harcının kışkırtılmasından hoşlanmam. ‘En sevdiğiniz kuş’ sorusunu ‘baykuş’ olarak yanıtladığında esprili olduğunu düşünenlerden, kendinde sevmediği özellik olarak ‘fazla açık sözlü olmak, herkese güvenmek’ gibi erdemlerini sayıp dökenlerden, tarihteki kahramanları olarak Jeanne d’Arc ya da Robin Hood’u gören ‘sosyal gerçekçi’ tercihlerden, ‘Tarihte en nefret ettiği kişi’ olarak Hitler, Mussolini saymanın kolaycılığına sığınanlardan da hoşlanmam. İleride başlarına gelebilecek durumlar karşısında neler hissedeceği, nasıl davranacağı konusunda bu kadar emin olabilen insanlara da hiç güvenemem. Anlayacağınız, anket soruları kadar, anket yanıtları da kasar beni.

1988 yılında ‘Elele’ dergisinin yaptığı benzer bir ankette ‘Kimin yerinde olmak isterdiniz?’ sorusunu ‘Kendim olmayı otuz yılda ancak başardım. Başkasına halim yok’ diye yanıtlamışım. Yılların sayısını artırarak aynı cümleyi şimdi de tekrarlayabiliriz. ‘Ruh halim’se gene aynı. Bildiğiniz gibi.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Neden bazı virüsler bu kadar ölümcül?

virüs, sağlık, ölümcül virüsler, Manşet, koronavirüs

Virüsler nelerden oluşur? Nasıl yayılır? Peki, son dönemde herkesi etkisi altına alan koronavirüs nedir? Ne kadar tehlikelidir? İşte tüm bu soruların yanıtı ve daha fazlası…

Virüsler Hakkında Uzmanlardan Merak Ettiğiniz Sorulara Cevaplar

Virüsler, Dünya’daki en yaygın biyolojik varlıklardır. Uzmanlar, sayılarının yaklaşık 10.1030 olduğunu tahmin ediyor. Uzmanlara göre eğer tüm virüsler yan yana dizilmiş olsaydı galaksinin bir tarafından diğerine tüm galaksiyi sararlardı.

Virüsleri doğanın nano-boyutlu teknolojik malzemesi olarak düşünebilirsiniz. Nanometre ölçeğinde boyutları olan, diğer organizmaların hücrelerini istila etmek ve kendilerini çoğaltmak için onları kullanma amacıyla donatılmış moleküler makineler. Büyük çoğunluk insanlar için zararsız olsa da, bazıları insanları hasta edebilir ve hatta bazıları insanlar üzerinde ölümcül olabilir.

Virüsler yaşayan varlıklar mı?

Virüsler hayatta kalmak ve üremek için diğer organizmaların hücrelerini kullanır, çünkü kendileri enerji üretemez ve depolayamazlar. Başka bir deyişle, konakçı organizmanın dışında işlev göremezler, bu yüzden cansız olarak kabul edilirler.

Bir hücrenin dışında virüs, virion adı verilen bağımsız bir partiküle sarılır. Virion, çevrede belirli bir süre “hayatta kalabilir”, bu da yapısal olarak sağlam kaldığı ve temas ettiği takdirde uygun bir organizmayı enfekte edebildiği anlamına gelir.

Bir viryon uygun bir konakçı hücreye bağlandığında – bu, viryonun ve hücrenin yüzeylerindeki protein moleküllerine bağlıdır – hücreye nüfuz edebilir. İçeri girdiğinde, virüs daha fazla virion üretmek için hücreyi kullanır – “hackler”. Virionlar genellikle süreç içerisinde hücreyi tahrip ederler ve daha fazla hücreyi enfekte etmek için uğraş verirler.

Bu “yaşam döngüsü” virüsleri canlandırıyor mu? Bu felsefi bir sorudur, ancak her iki şekilde de canlılar üzerinde büyük bir etkiye sahip olabilecekleri doğrudur.

Virüsler nelerden oluşur?

Bir virüs parçacığının merkezinde, virüsü yeniden üretmek için genetik talimatları içeren DNA veya RNA’dan yapılmış uzun molekül genom bulunur. Bu genom, genetik materyali koruyan, kapsid adı verilen protein moleküllerinden yapılmış bir kat içine sarılır.

Bazı virüslerin yağlı organik moleküller olan lipitlerden yapılmış bir dış zarı vardır. COVID-19’a neden olan koronavirüs bu “örtülü” virüslerden biridir. Sabun, bu yağlı zarı çözerek tüm virüs parçacığının yok olmasına yol açabilir. Ellerinizi sabunla yıkamanın çok etkili olmasının bir nedeni budur!

Virüslere nelere saldırır?

Virüsler, tanıyabilecekleri ve saldırabilecekleri belirli bir avı olan yırtıcılar gibidir. Hücrelerimizi tanımayan virüsler zararsız olacak ve bazıları da bize bulaşacak, ancak sağlığımız için hiçbir sorun olmayacak.

Birçok hayvan ve bitki türünün kendi virüsleri vardır. Kedilerin kedi bağışıklık yetersizliği virüsü veya HIV’in kedi versiyonunda olan ve insanlarda AIDS’e neden olan FIV vardır. Yarasalar, biri COVID-19’a neden olan yeni koronavirüsün kaynağı olduğuna inanılan birçok farklı koronavirüs türüne ev sahipliği yapar.

Bakteriler ayrıca bazı durumlarda bakteriyel enfeksiyonlarla savaşmak için kullanılabilen bakteriyofaj adı verilen benzersiz virüslere sahiptir.

Virüsler değişebilir ve birbirleriyle birleşebilir. Bazen, COVID-19 örneğinde olduğu gibi tür değiştirebilecekleri anlamına gelir.

Neden bazı virüsler bu kadar ölümcül?

İnsanlar için en önemli olan virüsler bizi enfekte edenlerdir. Herpes virüsleri gibi bazı virüs aileleri, olumsuz etkilere neden olmadan vücutta uzun süre hareketsiz kalabilir.

Bir virüsün veya diğer patojenlerin ne kadar zarar verebileceği genellikle virülansı olarak tanımlanır. Bu sadece enfekte olmuş bir kişiye ne kadar zarar verdiğine değil, aynı zamanda virüsün vücudun savunmasını ne kadar iyi önleyebileceğine, çoğalacağına ve diğer taşıyıcılara yayılabileceğine de bağlıdır.

Evrimsel anlamda, çoğalmak ve konakçıya zarar vermek arasında bir virüsün değiş tokuşu vardır. Deli gibi çoğalan ve ev sahibini çok çabuk öldüren bir virüsün yeni bir ev sahibine yayılma fırsatı olmayabilir. Öte yandan, yavaşça çoğalan ve çok az zarara neden olan bir virüsün yayılması çok zaman alabilir.

Virüsler nasıl yayılır?

Bir kişiye bir virüs bulaştığında kişinin vücudu, öksürme ve hapşırma gibi, cilt dökülmesi veya bazı durumlarda yüzeylere dokunarak salınabilen bir virüs parçacığı deposu haline gelir.

Virüs parçacıkları daha sonra yeni bir potansiyel konakçı veya cansız bir cisim ile temasa geçer. Bu kontamine nesneler fomitler olarak bilinir ve hastalığın yayılmasında önemli bir rol oynayabilir.

Peki Koronavirüs nedir?

Koronavirüs COVID-19, coronaviridae virüs ailesinin bir üyesidir. Adı, virüs yüzeyindeki küçük protein çıkıntılarının taç benzeri bir yapı oluşturması nedeniyle “korona (taç)” dan gelir.

Diğer koronavirüs türleri, 2003 yılında Çin’de Akut Solunum Sendromu’nun (SARS) ve 2012’de Orta Doğu Solunum Sendromu’nun (MERS) ölümcül salgınlarından sorumluydu. Bu virüsler, insanlara bulaşacak şekilde sık mutasyona uğrarlar.

COVID-19 ve Grip Arasındaki Farklar için kısa bir video…

Yazar: Büşra Meral
Kaynak: www.matematiksel.org

Okumaya devam et

MAKALE

Bağışıklık sistemini güçlendirmek için ne yapmalıyız?

sağlık, pandemi, Manşet, koronavirüs, bağışıklık sistemi nasıl güçlenir, bağışıklık sistemi

Son zamanlarda dünyayı saran koronavirüse karşı alınan tedbirler arasında, bağışıklık güçlendirmenin öneminden de bahsediliyor. Peki, bağışıklık nasıl güçlenir? Bağışıklık sistemini güçlendirmek için ne gibi önlemler almalıyız? İşte yanıtı…

Bağışıklık sistemi nedir? Bağışıklık sistemini güçlendirmenin yolları nelerdir?

Vücudumuzun hastalıklarla mücadele ederek sağlıklı kalmasını sağlayan bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi ile ilgili her gün yeni bir öneri duyuyoruz. Peki bu tavsiyelerin bilimsel bir gerçekliği var mı? Bağışıklık sistemini güçlendirmenin yolu nelerden geçiyor? Mucize şeklinde sunulan ürünler ve gıdalar gerçekten bizi iyileştiriyor mu? Memorial Şişli Hastanesi Doku Tipleme ve İmmünoloji Laboratuvarı Sorumlusu Prof. Dr. Emel Demiralp ve Yardımcısı Dr. Onur Elbaşı bağışıklık sistemi ile ilgili doğru bilinen yanlışlar ve dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgi verdi.

Bağışıklık sistemin sağlıklı çalışması için verilen beslenme önerileri, gıda takviyeleri ve çeşitli ürünler sık sık karşımıza çıkmaktadır. Kanserden, organ nakline, alerjiden, romatizmal hastalıklar olarak bilinen otoimmün rahatsızlıklara kadar geniş bir çalışma alanı olan, sağlıklı bir yaşamın şifresini barındıran bu mekanizmanın doğru çalışması için bazı önemli noktalara dikkat edilmesi gerekmektedir.

Bağışıklık sisteminin önemi nedir?

Vücudumuzda, öğrenebilme, düşünebilme ve hafızada saklama kapasitesinde iki sistem bulunmaktadır. Bunlardan biri beyin, diğeri de bağışıklık sistemidir. Bağışıklık sistemi, genetik olarak var olan, atalarımızdan aktarılan bilgilerimizi kullanıp, bir mikroba karşı bu bilgiyi işleyip, daha sonra sadece mikrobun olduğu bölgeye odaklanarak savaşan, yok edinceye kadar yılmadan uğraşan ve bu deneyimini unutmayıp saklayan, her yeni durum için bu tecrübeyi de kullanarak yeni bir yanıt üretebilen bir sistemdir. Geçmişten gelen bilginin saklanmış hali olarak, bir takım refleks yanıtlarımız vardır. Bağışıklık sistemi de beyin gibi bu bilgiyi var olan durum karşısında değerlendirip, sentezleyip, mikroba özel ya da kansere, hastalığa, organ nakline özel yanıtlar üretir. Bu, beyin ve bağışıklık sistemi dışında hiçbir sistemde, hiçbir organda olmayan bir özelliktir.

Bağışıklık sisteminin görevi, bireyin özünü korumaktır. Bu nedenle öncelikle kendini bilmekte ve öze zarar vermemektedir. Bu bağlamda, bağışıklık sisteminin, en az düşmanla savaşmak için gereken emek kadar kendini bilmek için de emek harcadığı söylenebilir. Bu arada her mikrobu da önemsememektedir. Örneğin, vücudumuzun içinde bağışıklık sistemi hücrelerimizin toplam sayısının en az 30, kimi çalışmalara göre hatta 100 katı mikrop yaşamaktadır. Ama onlara cevap verilmemekte hatta onlar ile karşılıklı kazançlı olarak denge içinde birlikte yaşanmaktadır. Tıpkı beyin gibi bağışıklık sistemimiz de öğrenme yetisine sahiptir. Bu öğrendiklerinin bir kısmını bir deneyim olarak hafızasında saklar ve gerektiği zaman hatırlayarak kullanır. Yani sosyal bir varlık olan insanın kişisel deneyimlerini saklaması gibi, bağışıklık sistemi de kendi geçirdiği deneyimlerin bilgilerini saklar. Örneğin bağışıklık sisteminin hafıza özelliği aşılarda kullanılmaktadır. Ama sadece aşılarla da değil; bağışıklık sisteminin daha hücresel, daha moleküler hafıza mekanizmaları da bulunmaktadır. Yani çok boyutlu düşünme ve saklama kapasitesine sahip olduğu söylenebilmektedir. Bu da beyinle benzer olan bir diğer özelliğidir.
Tolerans ise hem kendine hem de bazı yabancılara hoşgörü anlamına gelmektedir. Örnek olarak kendi ailesindeki bireyler ne yaparlarsa yapsınlar kişinin bir parçanızdırlar ve onların birçok özelliği, davranışı makul sınırlara kadar hoş görülür. Bağışıklık sistemi de benzer şekilde kendisine ait olana yani öze karşı hoşgörülüdür. Bunun şöyle bir faydası vardır: Öze karşı hoşgörülü olması, sistemin kendi varlığını sürdürmesi anlamına gelmektedir. Aslında immünoloji, benlik bilimidir. O ‘ben’ bilgisi, kendimize ait hücrelerimize, içimizdeki herhangi bir organa savaşmamızı, kendimize zarar vermememizi sağlamaktadır. Bu sistemin amacı, zararlı yabancıya karşı savaşarak, kendini korumaktır. Bu savaşı verirken de kendine karşı tamamen zararsız veya en az zararla savaşı sonlandırmak üzere programlanmıştır.

Bu sistem ne zaman oluşuyor?

Bağışıklık sistemi vücuda tüm organlara yayılmış olan hücrelerden ve ek olarak dalak, karaciğer, timus, lenf bezi gibi organlardan ve kemik iliğinden oluşur. İlk bağışıklık sistemi hücrelerinin aort dediğimiz en büyük atardamarımızın içinde olduğunu gösteren çalışmalar bulunmaktadır. Yani kanın oluşmaya başlaması ile birlikte bağışıklık sistemimiz de oluşmaya başlıyor denilebilir. Daha sonra en erken öncülleri karaciğer içinde gösterilmiştir. Karaciğer öncesini göstermek, yöntemsel olarak çok kolay değildir. Burada en ilginç nokta, özü olan ve olmayanı ayırt etmek temeli üzerine kurulmuş bir sistemde yarı yabancı olan bebeğin, anne rahminde nasıl kalabildiği ve daha önemlisi bağışıklık sistemi tam olan annenin bu yarı yabancıyı nasıl reddetmeden dokuz ay saklayıp büyütebildiğidir. Bağışıklık biliminin en etkileyici, en gizemli ve yanıt bekleyen birçok sorusu olan konusudur. Yeni doğan bebekler bağışıklık açısından gelişmemiş olarak doğarlar. Rahim içi yaşam boyunca anneden koruyucu faktörler bebeğe geçer. Yenidoğanda bağışıklık sistemi ile ilgili hücre ve sıvısal bir takım mekanizmalar çok az bir şekilde var ama yeterli değildir. Bu dönemde anneden gelen bir takım bağışıklık bileşenleri bebeği korur.

İmmünglobulin adı verilen koruyucu antikorların tam olarak yapılabilmesi 3 yaşı bulur. İlginç olarak, 2 yaşa kadar anne sütü ile beslenen çocuklarda, anneden gelen immünglobulinlerin 3 yaşa, yani bebek bunları tam olarak yapabilene kadar bebeği koruduğu bilimsel olarak gösterilmiştir. Bağışıklık sisteminin hücreleri ile birlikte tam olgunlaşması ise 6-7 yaş civarında olur ve ondan sonra da hiç bitmez. Sürekli bilmek ve öğrenmek, yeni deneyimler kazanmak ister. Ama bazen de hatalar yapmaktadırlar.

Bağışıklık sistemi hata yaparsa sonucunda ne olur?

Örneğin bağışıklık sistemi bazen kendine karşı az hoşgörülü olabilir. Bu kendine katlanamama durumu, kişinin kendi hücrelerine zarar verebilir ve otoimmün hastalıklar ortaya çıkar. Basit anlatımla otoimmün hastalıklar, bağışıklık sisteminin özüne toleransının yıkılması şeklinde oluşur denilebilmektedir. Bazen de hoşgörünün dozunu ayarlayamaz ve fazla hoşgörülü olarak içimizde büyüyen kansere ya da tümöre karşı kendisiymiş gibi davranabilir. Yani bizi korumakla yükümlü bu mekanizma, maalesef bazen kendi zararımıza çalışabilir. Alerjik durumlar ortaya çıkabilir ya da organ naklinde takılan organı kabul etmeyebilir. Bunların hepsi de istenmeyen ve ‘herkes hata yapabilir’ denilemeyecek durumlardır.

Bu durumların ortaya çıkmasını tetikleyecek belirli sebepler var mıdır?

Genetik olarak sağlam bir bağışıklık sistemi arada hata yapsa da bunları tekrarlamaz. Ama genetik bir yatkınlık durumu var ise ki bu çok sayıda gen ve bunların karmaşık ilişkilerini içerir, çevresel etkenler hastalığın ortaya çıkmasına neden olabilir. ‘Normal’ sayılabilecek hatalara bir örnek vermek gerekir ise; çok gürültülü bir enfeksiyon hastalığının ardından, düşmana çok yönlü saldırıda bulunurken tüm hücrelerini, bileşenlerini aktifler. Öze zarar gelmemesi için, bu aktif saldırgan durumun bir süre sonra sönmesi gerekir. Hızını alamayıp savaşa uzun sure devam ederse otoimmün durumlar oluşabilir. Bağışıklık sistemi hatalarında, hatta her bir hastalık özelinde ayrı ayrı çok sebep vardır. Savunma ve korunma için bu kadar farklı mekanizmaya sahip bir sistem doğal olarak bozulabilecek çok fazla parçaya sahiptir. Bu konu ile ilgili pek çok araştırma yapılmaktadır.

Çocuklarda bağışıklık sistemi nelerden etkileniyor?

Çocuklarda bağışıklık sistemi konusunda bir beslenme ya da davranış önerisinin doğrudan olumlu ya da olumsuz etki edeceğini söylemek uygun değildir. Çocuklarda dikkat edilmesi gereken en önemli şey uyku süresi ve kalitesidir. Çünkü uykuda büyüme hormonu salgılanır. O büyüme hormonu gibi bir takım sıvısal vücut bileşenleri bağışıklık sisteminin iyi yanıt vermesini sağlar. Stres, (bu arada stresi sadece psikolojik stres olarak almamak gerekir. Bir enfeksiyon hastalığı, bağışıklık sisteminin stresidir) küçük yaşlarda sıkça geçirilmiş enfeksiyonlar, beslenme bozuklukları gibi etkenler bağışıklık sisteminin doğru çalışmasını etkiler ancak genetik kodda hiçbir hata yok ise o durum telafi edilebilir. Ama bir bozukluk zaten varsa, bir ya da birden fazla olumsuz çevre koşulu yan yana geldiğinde bağışıklık sistemini etkileyebilir. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli nokta özellikle bir gıdayı tüketmenin bağışıklık sistemini düzelteceği inancı doğru değildir. Bu kural sadece emme çağındaki bebekler için geçerli değildir. Anne sütü, bağışıklık sisteminin sağlam olarak gelişebilmesi için olmazsa olmaz bir noktadır. Eğer genetik olarak belirgin bir bozukluk, immün yetmezlik adı verilen bir durum yok ise sağlıklı bir bağışıklık sistemi için bebekler için anne sütü yeterlidir.

Komşunuzu değil, doktorunuzu dinleyin 

Bağışıklık sistemi çok değişkenli, çok sayıda farklı yolağı olan bir sistem olduğu için gerçek gücünün sayısal ölçümü kolay değildir. Bu da pek çok kişinin bu konuda dayanaksız ya da az dayanaklı kurgulamalar yapmasına yol açabilmektedir. Maalesef bu yöntemlerle ticari kazanç da sağlanabilmektedir ve bunların önüne geçilmesi son derece önemlidir. Ancak bilimsel olarak doğru olanı söyleyebilmek için, bir ürünün bağışıklık sistemini güçlendirdiğini iddia edebilmek için seçilmiş ve birbirine sayısal olarak denkleştirilmiş, ürünü kullanan ve kullanmayan insanda yani örnekte denenmesi, denek sayılarının yeterli olması ve bu etkinin iki grupta gerçekten anlamlı düzeyde farklılık yarattığının ispatlanması gerekmektedir.  Yoksa bu bilimsel bir söylem değil, ‘komşu’ önerisi olmaktan öteye geçmeyen bir durum olarak tanımlanabilir. Ticari kazanç kapısı olarak da görülebilir. Ayrıca bu tür ürünler ilaç olmadıkları, gıda takviyesi olarak izinlendirildikleri için Sağlık Bakanlığı’nın denetiminde de değildir.

Bağışıklık sisteminde mikrobun hangi yoldan vücuda girdiği çok önemlidir. Mikrobun nereden girdiği bağışıklık sisteminin ona karşı nasıl yanıt vereceğini belirler. Yani, ciltten, kandan, solunum sisteminden girerse mikroplu şok oluşturabilecek kadar bağışıklık sistemini etkileyen bir bakteri, ağızdan alındığında hiç problem yaratmayabilir hatta onlara hoşgörülü bile olabilir. İşte bu tür bakterilerin bağışıklık sistemini etkileyecek bazı kısımlarını toz haline getirip kapsüllere koyup bağışıklık sistemini güçlendiriyor denilirse çok yanlış bir yönlendirme yapılmış olur. Çünkü o bakteri zarı ekstresi yutulduğunda ona hoşgörü kazanılır.

Örneğin yeni doğum yapan kadınlara önerilen, anne sütünü destekleyen tozlar piyasada satışa sunulmaktadır. Bebekler için de bazı ürünler bulunmaktadır. İmmün sistemi güçlendirdiği iddia edilmektedir ancak bunun gerçekliğine, bilimsel yanlarına dikkat edilmesi gerekmektedir.

Bağışıklık sistemini güçlendirdiği iddia edilen ürünler kimi zaman süregiden bir hastalığın tedavisi sırasında çok kötü sonuçlara sebep olabilir. Mesela böbrek hastası bir kişi, komşusuna iyi gelen bir otu içip, böbreğinin üstüne bir de karaciğerinin bozulmasına yol açabilir ve böbrek naklinin yapılamamasına yol açabilir. Hekimler de tabi ki bitkilerin hastalıklar üzerinde olan etkileri ile ilgili yapılan araştırmaları takip etmektedir. Ancak mucize diye tanıtılsa bile, asla doktora danışılmadan kullanılmamalıdır. Tam aksine burada mucize sözü daha da dikkatle sorgulanmalıdır.

Mesela belli kanser türlerinde yeşil çayın kesinlikle tüketilmemesi gerektiği kanıtlanmış bir gerçektir. Bu tip ürünler bazılarına çok iyi gelirken, bazılarında hücrelerin bölünmesini artıracak yönde etki ettiği söylenmektedir. Bu tip bilgilerin doğruluklarını bilimsel olarak da takip etmek gerekir. Bu ürünlerin denetlenmelerinin dışında, fayda sağlamıyorsa bile en azından zarar da vermemesi önemlidir

Bağışıklı sistemini güçlendiren 5 önemli faktör 

Her insanın havaya, suya, güneşe, uykuya, her türlü, dengeli olarak alınan besine ihtiyacı vardır ve stresten uzak durmak önemlidir.

Bağışıklık sistemi için en önemli gereksinim oksijendir. Hipoksi (dokularda oksijenin azalması) bütün sistemlerimiz için zararlıdır. Yani şehirde yaşamak immün sistemi bozan bir etkendir.  Oksijen konusunda önemli bir örnek de damar sertliği ile ilgilidir. Damar sertliği de bir bağışıklık sistemi hastalığıdır. Damar çeperinde mikropsuz bir iltihaplanma ile başlar. Oksijensiz ortam, kötü yağların hücre içine yanlış bir şekilde girip depolanmasına neden olur. Mümkün olduğu kadar oksijeni bol ortamlarda bulunmak hem mikroplarla karşılaşma sıklığınızı azaltır hem de sağlam bir bağışıklık sisteminiz oluşmasını sağlar.

Diğer önemli bir faktör de iyi bir uykudur. Çünkü uyurken serotonin salgılanır ve bu hormon T lenfositleri dediğimiz o özel hücrelerimizden bir grubunun daha iyi yanıt verir hale gelmesini sağlar. Bir yayın hızının iyi gerilmesi ile doğru orantılı olması gibi serotonin de bağışıklık sistemi için öyle bir etki yaratmaktadır, karşılaştığı bir enfeksiyona daha hızlı yanıt veriyor.

Güneş ışınları ve D vitamini de sağlıklı ve güçlü bir immün sistem için olmazsa olmazdır. Yani yeterli ve sağlıklı beslenme, oksijenli ve güneşli ortam ve güzel bir uyku… Tüm bunlar bağışıklık sistemini güçlendirmektedir. Egzersiz de bol oksijenli ortamda yapıldığı zaman bağışıklığa iyi gelmektedir.

Bağışıklık sistemi ile psikoloji ilişkisi nasıldır?

Stres döneminde salgılanan bir takım hormonlar ya da beyindeki sinyal iletimini sağlayan bütün sıvısal maddeler, bağışıklık sistemini de etkilemektedir. Stres durumunda immün sistem alarm halinde olur. Tam ve güçlü yanıt verebilir haldedir. Stres durumundaki davranışlar düşünüldüğünde; normal zamanda kaldıramayacağınız bir durumla karşılaştığınızda çok daha güçlüsünüzdür. Kişinin kendisi bile gücünüze şaşırabilir. Ama stres kaynağı ortadan kalktığı an geçici bir depresyon olabilir. Bağışıklık sistemi de aynı şekilde stres sonrası güçsüzleşir bir sure sonra kendini toparlar. İşte o dönem hastalanma dönemidir. O boşlukta bir mikropla karşılaşırsa enfeksiyon hastalıkları ortaya çıkabilir. Örneğin sınavlarını bitiren birçok öğrenci bu süreçten sonra hastalanabilir hatta zatürre olabilir. Bu durum günlük hayatta görülebilmektedir.

‘Bütünlüğümüz çeşitliliğimizden geliyor’ 

Bir grup hücrenin diğerlerini hiçe sayarak sınırsız büyümesi= Aynılaşma= Kanserleşme 

İnsanoğlu kendisinin her zaman en doğru olduğunu zannetme ve herkesin kendisi gibi olmasını isteme eğilimindedir. Ama yaşam bir çeşitliliktir. Her şeyin aynı olması zaten yaşam ile bağdaşmaz. Biyolojik sistemlerde aynılık kanser anlamına gelir. Tüm biyolojik sistemler gibi bağışıklık sistemi de çeşitliliğin ve çeşitliliğin getirdiği karmaşanın düzenidir. Biyolojik yaşam ve bağışıklık sisteminin yaşamı kendi olan ve olmayanın dirsek dirseğe itişmeleri ile olur. Biraz biri haddini aşar, ileri gider. İleri gittiği zaman diğeri biraz iter bazen de taraflar yer değiştirir. Bir tür biyolojik tango da denilebilir. Denge, bir devinimdir. Durağan bir şey değildir. Ama bazı durumlarda, birinden biri haddini aşma kısmında fazla ileri gider ve o ana dengeyi bozmayı başarır ise hızla çoğalarak sistemi aynılaştırmaya çalışırsa kanserleşmiş demektir. Bağışıklık sisteminin bu denge bozukluğunu görmesi, maalesef çoğu durumda iş işten geçtikten sonra olur. Kanserleşen hücreler, bağışıklık sistemini ne kadar başarı ile kandırırlarsa kendilerini bağışık sistemine ne kadar başarı ile öz hücreler olarak tanıtırlarsa o kadar kötü huylu ve yayılmacı olurlar. Vücudumuzda her gün genetiği bozuk, kanser hücreleri oluşur ama bahsedilen konularda başarı gösteremezlerse bağışıklık sistemi hücreleri onları tanır ve yok eder. Ama açıkça da gördüğümüz üzere bağışıklık sistemimiz bu konuda o kadar da başarılı değildir. Bu anlatılan sebeplerle kanser araştırmaları iki koldan yürümektedir. Çünkü iki tarafı olan bir savaş söz konusudur. Birinci konu, nasıl olur da bir hücremiz, tüm kontrol noktalarının üstesinden gelmeyi başararak bir yandan çoğalıp bir yandan bağışıklık sistemine kendini öz hücre olarak gösterir hatta bağışıklık sistemini baskılayacak, hatta onu yok edecek hale gelebilir sorusudur. Maalesef bu sorunun tek bir yanıtı yoktur. Diğer konu da bağışıklık sistemi nasıl olur da bu uyku durumunda kalabilir? Bu soruların yanıtları da uzun yıllar boyunca araştırma yapılmasını gerektirebilir.

Yazar: Prof. Dr. Z. Emel DEMİRALP
Kaynak: www.memorial.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

Hücrelerimiz yenileniyorsa biz neden yaşlanıyoruz?

Manşet, insan vücudu, hücre yenilenmesi, hücre, element, anatomi

İnsan vücudunda çok sayıda element bulunmaktadır. Peki, hücrelerimizin ömrü ne kadar? Ölen hücreler ne oluyor? İşte yanıtı…

Vücudumuz Hangi Elementlerden Oluşuyor?

İnsan vücudunda en az 25 element bulunuyor. Ancak vücut kütlemizin yüzde 99’a yakını 6 elementten oluşuyor. Bunlar: Oksijen, karbon, hidrojen, nitrojen, kalsiyum ve fosfor.

Geri kalan kısmı ise Potasyum, Sülfür, Sodyum, Klor, Magnezyum ve eser miktarda Bor, Krom, Kobalt, Bakır, Flor, İyot, Demir, Manganez, Molibden, Selenyum, Silikon, Kalay, Vanadyum ve Çinkodan oluşuyor.

Bu elementler, vücudumuzu oluşturan 37 trilyon kadar hücrenin yanı sıra, hücre zarının dışında kalan hücre dışı yapılarda da bulunuyor.

Ne işe yarıyorlar derseniz…

Oksijen: Besinlerin enerjiye dönüştürülmesinde önemli rol oynar.

Karbon: Vücudun yapıtaşı olarak da adlandırılır.

Hidrojen: Besinlerin taşınmasına, atıkların uzaklaştırılmasına ve vücut sıcaklığının düzenlenmesine yardımcı olur. Enerji üretiminde de önemli rol oynar.

Azot: Proteinlerin yapıtaşları olan aminoasitlerin yapısında bulunur, aynı zamanda DNA’yı oluşturan nükleik asitlerin de önemli bir parçasıdır.

Kalsiyum: Kemiklerin ve dişlerin güçlü ve sert olmasına katkıda bulunur, aynı zamanda sinirlerin ve kasların işlevlerini yerine getirmesinde, kanın pıhtılaşmasında önemli rolü vardır.

Fosfor: Kemik ve diş sağlığının sürekliliği için gereklidir. Hücrelerdeki kimyasal tepkimeler için gerekli olan enerjiyi sağlayan ATP molekülünde de bulunur.

Potasyum: Vücuttaki su dengesinin sürdürülmesi ve sinir hücrelerindeki elektriksel sinyal için gereklidir.

Kükürt: Kıkırdakta, insülinde (vücudun şekeri kullanabilmesini sağlayan hormon), anne sütünde, bağışıklık sisteminde rol oynayan proteinlerde, derinin, saçın ve tırnakların yapısında olan keratinde bulunur.

Klor: Sinir hücrelerinin uygun şekilde işlevini yapması için gereklidir, aynı zamanda mide özsuyunun üretimine yardımcı olur.

Sodyum: Sinir hücrelerindeki elektrik sinyallerinde önemli bir rol oynar, aynı zamanda vücuttaki su miktarını düzenler.

Magnezyum: İskelet ve kas yapısında önemli rol oynar, ayrıca hücrelerde gerçekleşen kimyasal tepkimelere enerji sağlayan ATP’yi kullanan enzimlere yardımcı olan moleküllerde bulunur.

İyot: Metabolizmayı düzenleyen ve tiroit bezi tarafından üretilen temel bir hormonun parçasıdır.

Demir: Kırmızı kan hücrelerinde oksijen taşıyan hemoglobinin bir parçasıdır.

Çinko: Sindirimde görevli bazı enzimlerin bir bölümünü oluşturur.

***

Ortalama bir erkek vücudunun yüzde 60 kadarı su. Bu 42 litreye denk geliyor. Bunun 23 litresi hücrelerin içinde, 19 litresi ise hücre dışında yer alıyor. Hücre dışı suyun 8,4 litresini dokular arası sıvı, 3,2 litresini ise kan plazma sıvısı oluşturuyor.

Vücudumuzdaki hücreler ortalama 7-10 yılda bir yenilenmekle birlikte, her hücrenin ömrü aynı uzunlukta değil.

Nötrofil hücrelerinin ömrü (kandaki bir tür akyuvar) sadece iki gün iken, göz lensinin ortasında yer alan hücreler ömür boyu bizimle mesela. Hatta beyin hücrelerinin ömrü bizimkinden çok daha uzun.

 Bazı hücrelerin ömrü:

  • Beyin hücresi: 200+ yıl
  • Göz lensi hücresi: Ömür boyu
  • Yumurta hücresi: 50 yıl
  • Kalp kası hücresi: 40 yıl
  • Bağırsak hücresi: 16 yıl
  • Kas hücresi: 15 yıl
  • Yağ hücresi: 8 yıl
  • Hematopoetik (kan yenileyici) kök hücre: 5 yıl
  • Karaciğer hücresi: 10-16 ay
  • Pankreas hücresi: 1 yıl

Vücudumuzun dışında veya sindirim sistemimizde yer alan hücreler öldüğünde vücuttan atılıyor. İçerideki kalanlar ise vücudumuzu hastalıklardan koruyan akyuvarlar tarafından tüketiliyor. Ölü hücrelerden sağlanan enerjinin bir kısmı yeni akyuvar hücrelerinin yapımında kullanılıyor.

Akla gelen soru hücrelerimiz yenileniyorsa neden yaşlanıyoruz?

Vücudumuzda akyuvar hücreleri gibi kimi hücreler sadece birkaç saat yaşarken, deri hücreleri birkaç hafta, beyin hücrelerinin çoğu da on yıllarca yaşıyor.

Ancak birçok hücre yenilense de, bunun gerçekleşmesini sağlayan süreçlerde zamanla aksamalar oluyor. Hücre üretimi için talimatları taşıyan DNA’lar zamanlar hasar görüyor ve hücre bölünmesi engelleniyor. İşte bu duruma da yaşlanma diyoruz.

Kaynak: www.matematiksel.org

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER7 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND