Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Söyle Proust abi kimim ben?

Hürriyet gazetesi ünlü Fransız romancı Marcel Proust’un meşhur ettiği anketi Türk yazarlarına uyguladı. Siz onların cevabını boşverin anketi kendinize uygulayın. Anket ekte…

Hürriyet gazetesi ünlü Fransız romancı Marcel Proust’un meşhur ettiği anketi Türk yazarlarına uyguladı. Siz onların cevabını boşverin kendinize uygulayın. Anket ekaşağıda…

Sibel ARNA – Ezgi BAŞARAN

Marcel Proust (1871-1922) 13 yaşındayken bir ‘hatıra defteri’ alıp, içindeki İngilizce soruları cevaplayarak arkadaşı küçük Antoinette Faure’a doğum günü armağanı olarak vermişti. Benzer bir anketi, 20 yaşındayken cevaplamıştı. Bu iki anket o öldükten birkaç yıl sonra yayınlandı, soruların çoğu zaten aynıydı, adı ‘Proust anketi’ne dönüştü ve meşhur oldu.

O kadar ki, biYa Bir Yol Bul : Söyle Proust abi kimim ben?

Birkaç yıl önce, Proust’un el yazısıyla doldurduğu sayfaların orijinali Paris’te bir açık artırmada 120 bin Euro’ya satıldı. Fransız televizyonlarında ‘Apostrophes’ ve ‘Bouillon de culture’ adlı iki edebiyat programı yapan Bernad Pivot, yıllar boyu konuklarına bu anketi uyguladı. Amerikan talk şovcu James Lipton ‘Inside the Actor’s Studio’ adlı programında soruları her hafta konuklarına sordu. Vanity Fair Dergisi, uzun süre son sayfasında bir ünlüyle Proust anketi yaptı. Biz de bu anketi, günümüz Türk yazarlarına uyguladık. Çocuksu, naif, ama tuhaf bir şekilde cevaplayanın iç dünyasını yansıtacak sorulardan oluşuyor bu anket. Yazarlara uygulandığında, cevaplar yaratıcı ve ilginç oluyor. Demirtaş Ceyhun’un ankete cevaben yolladığı iki cümle örneğin: ‘Ben 70 yaşındayım. Bu soruların cevabını çoktan unuttum!’

MARCEL PROUST NE DEMİŞTİ

Sizi en çok üzecek olay Annemi ve anneannemi hiç tanımamış olmak.

Nerede yaşamak isterdiniz? İstediğim bazı şeylerin sihirli bir el tarafından gerçekleşeceği, sevginin her zaman karşılıklı olacağı bir ülkede.

Yaşayabileceğiniz en mutlu an Yeteri kadar yüce olmamasından korkuyorum, söylemeye cesaret edemiyorum, söylerken onu yok etmekten korkuyorum.

Hangi hataları hoşgörüyle karşılayabilirsiniz? Anladığım hataları.

En sevdiğiniz erkek karakter Hamlet.

En sevdiğiniz kadın karakter Phedre (üstünü çizmiş), Berenice (her ikisi de Racine’in kahramanları).

Tarihteki favori kahramanlarınız Sokrates, Perikles, Hz. Muhammed, Musset, Genç Plinius, Augustin Thierry arasında bir şey (13 yaşında verdiği cevap). Kleopatra (20 yaşında verdiği cevap.)

Gerçek hayatta favori kadın kahramanınız Sıradan bir hayat yaşayan dahi bir kadın.

En sevdiğiniz ressam Leonardo da Vinci, Rembrandt.

En sevdiğiniz müzisyen Beethoven, Wagner, Schumann.

Bir erkekte en beğendiğiniz özellik Kadınsı çekicilik.

Bir kadında en beğendiğiniz özellik Erkeksi erdemler ve dostlukta açık yüreklilik.

En sevdiğiniz erdem Belli bir cemaate ait olmayan, evrensel olanlar.

Yapmaktan en mutlu olduğunuz iş Sevmek.

Kimin yerinde olmak isterdiniz? Kendim; taptıklarımın beni görmek istedikleri gibi.

Arkadaşlarınızda hangi özellikler olmasını istersiniz? Bana sevgiyle davranmaları; eğer kişilikleri sevgilerini çok değerli kılıyorsa.

Kendinizde gördüğünüz en temel eksiklik Bilmemek, ‘isteyememek’.

En sevdiğiniz renk Güzellik renklerde değil, onların uyumundadır.

En sevdiğiniz çiçek Önce onunki, – sonra hepsi.

En sevdiğiniz kuş Kırlangıç.

En sevdiğiniz yazar Bugün için Anatole France, Pierre Loti.

En sevdiğiniz şair Baudelaire ve Alfred de Vigny.

Tarihte en sevmediğiniz karakter Cevap verebilecek kadar bilgili değilim.

En çok isteyeceğiniz özellik İrade ve baştan çıkarmalar.

Nasıl ölmek istersiniz? En iyi halimle -ve sevilerek.

Hayattaki sloganınız Uğursuzluk getirir diye korkarım söylemeye.

Şu anki ruh haliniz Bu sorulara cevap vermek için kendimi düşünmekten duyduğum sıkıntı.

AHMET ÜMİT

Uçabilmek isterdim

Sizi en çok üzecek olay Sevdiklerimin ölümü.

Nerede yaşamak isterdiniz? Şu an yaşadığım yerde: İstanbul’da, Beyoğlu’nda.

Yaşayabileceğiniz en mutlu an Ölmüş babamın yeniden hayata dönmesi. Onunla yeniden sohbet edebilmek.

Hangi hataları hoşgörüyle karşılayabilirsiniz? Bilinçli olarak yapılmayanlara.

En sevdiğiniz erkek karakter Suç ve Ceza’nın karakteri Raskolnikov.

Tarihteki favori karakterleriniz Aleksandra Kolontay (Rus Devrimi’nin kadın kahramanlarından, eylemci, özgür aşktan yanı sıra dışı bir kadın)

Gerçek hayattaki favori kadın kahramanınız Annem.

En sevdiğiniz ressam Van Gogh.

En sevdiğiniz müzisyen Mozart.

Bir erkekte en çok beğendiğiniz özellik Ağırbaşlılık.

Bir kadında en çok beğendiğiniz özellik Cesaret.

En sevdiğiniz erdem İçtenlik.

Yapmaktan en mutlu olduğunuz iş Yazmak.

Kimin yerinde olmak isterdiniz Kendimin.

Arkadaşlarınızda hangi özelliklerin olmasını isterdiniz Vefa, iyilik, cesaret, zeka.

Kendinizde gördüğünüz en temel eksiklik Sabırsızlık.

Hayatınızın en büyük şanssızlığı Bütün insanlarla aynı şanssızlık: yaşlanmak.

En sevdiğiniz renk Siyah.

En sevdiğiniz çiçek Karanfil (kokulusu).

En sevdiğiniz kuş Kırlangıç.

En sevdiğiniz yazar William Shakespeare.

En sevdiğiniz şair Nazım Hikmet.

Tarihte en sevmediğiniz karakter Hitler.

En çok isteyeceğiniz özellik Uçabilmek.

Nasıl ölmek isterdiniz? Farkına varmadan.

Hayattaki sloganınız Kendimle barışık olmak.

Şu anki ruh haliniz Biraz gergin, çünkü annem hasta.

ELİF ŞAFAK

Daha fazla kaos lütfen!

Sizi en çok üzecek olay Çığlık.

Nerede yaşamak isterdiniz? Yollarda, sürekli göç halinde.

Yaşayabileceğiniz en mutlu an Henüz yaşamadım.

Hangi hataları hoşgörüyle karşılayabilirsiniz? Aşk hatalarını.

En sevdiğiniz erkek karakter Sefiller’in kahramanı Jean Valjean.

En sevdiğiniz kadın karakter Film karakteri Betty Blue

Tarihteki favori karakterleriniz Şems! En sevdiğim tarihsel karakter Mevláná Celaleddin Rumi’nin karşısına çıkan Şems! Ayrıca Rusya’dan Avvakum, Rasputin. Osmanlı’dan Bekri Mustafa. Ayrıca Ömer Hayyam. Ayrıca Martin Luther King, Cesar Chavez, Emiliano Zapata.

Gerçek hayattaki favori kadın kahramanınız Annem.

En sevdiğiniz ressam Siyahkalem.

En sevdiğiniz müzisyen Miles Davis.

Bir erkekte en çok beğendiğiniz özellik Esrar.

Bir kadında en çok beğendiğiniz özellik Esrar.

En sevdiğiniz erdem Hayal gücü.

Yapmaktan en mutlu olduğunuz iş Yazmak.

Kimin yerinde olmak isterdiniz Kendimin.

Arkadaşlarınızda hangi özelliklerin olmasını isterdiniz Dostluk.

Kendinizde gördüğünüz en temel eksiklik Sabırsızlık.

Hayatınızın en büyük şanssızlığı Starbucks kahvesine bağımlı olmak.

En sevdiğiniz renk Sarı, siyah ve mor.

En sevdiğiniz çiçek Nergis.

En sevdiğiniz kuş Baykuş.

En sevdiğiniz yazar Edgar Allan Poe.

En sevdiğiniz şair Şeyh Galip.

Tarihte en sevmediğiniz karakter Elton John (tarih sayılır)

En çok isteyeceğiniz özellik İnanç!

Nasıl ölmek isterdiniz? Donarak.

Hayattaki sloganınız DAHA FAZLA KAOS LÜTFEN!

Şu anki ruh haliniz Kaotik!

SELİM İLERİ

Şu anki ruh halim? Ot gibi

Sizi en çok üzecek olay Ayrılıklar.

Nerede yaşamak isterdiniz? Küçük bir deniz kıyısı kasabasında.

Yaşayabileceğiniz en mutlu an Anlatamam çünkü böyle bir an olabileceğine inanmıyorum.

Hangi hataları hoşgörüyle karşılayabilirsiniz? Özür dilenen her şeyi unuturum.

En sevdiğiniz erkek karakter Budala’daki Prens Mişkin ve Çehov’un bütün oyun kişileri.

En sevdiğiniz kadın karakter Anna Karenina ve Çehov’un bütün oyun kişileri.

Tarihteki favori kahramanlarınız Hipokrat.

Gerçek hayattaki favori kadın kahramanınız Türkan Şoray.

En sevdiğinz ressam Avni Lifij.

En sevdiğiniz müzisyen Giuseppe Verdi.

Bir erkekte en çok beğen-diğiniz özellik İyilik.

Bir kadında en çok beğendiğiniz özellik İyilik.

En sevdiğiniz erdem Erdemsizlik yani erdemlerin yalan olduğunu bilmek.

Yapmaktan en mutlu olduğunuz iş Yazmak.

Kimin yerinde olmak isterdiniz? Oyun yazarı Anton Çehov’un.

Arkadaşlarınızda hangi özelliklerin olmasını isterdiniz? Bağlılık ve vefa.

Kendinizde gördüğünüz en temel eksiklik Çenesi düşüklük.

Hayatınızın en büyük şanssızlığı İnsanların çok acı çektiği bir ülke olan Türkiye’de ben kendimi şanslı kabul ediyorum.

En sevdiğiniz renk Eflatun.

En sevdiğiniz çiçek Menekşe.

En sevdiğiniz kuş Serçe.

En sevdiğiniz yazar Virginia Woolf, Dostoyevski, Abdülhak Şinasi ve Ahmet Hamdi Tanpınar.

En sevdiğiniz şair Behçet Necatigil.

Tarihte en sevmediğiniz karakter Hitler, Mussolini, Stalin.

En çok isteyeceğiniz özellik Saçlarımın dökülmemesini isterdim.

Nasıl ölmek isterdiniz? Eziyet çekmeden.

Hayattaki sloganınız Zamanı boşa geçirme.

Şu anki ruh haliniz Ot gibi.

Ya Bir Yol Bul : Söyle Proust abi kimim ben?

TUNA KİREMİTÇİ

Güldüren hataları affedebilirim

Sizi en çok üzecek olay Bilmek istemiyorum.

Nerede yaşamak isterdiniz? İstanbul’da.

Yaşayabileceğiniz en mutlu an Aklıma gelen belli bir an yok.

Hangi hataları hoşgörüyle karşılayabilirsiniz? Güldüren hataları.

En sevdiğiniz erkek karakter Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği’ndeki Tomas.

Tarihteki favori kahramanınız Gazi Mustafa Kemal.

Gerçek hayattaki favori kadın kahramanınız Prof. Dr. Türkan Saylan.

En sevdiğiniz ressam Wassily Kandinsky.

En sevdiğiniz müzisyen Freddie Mercury.

Bir erkekte en çok beğendiğiniz özellik Baskı altındaki zarafet.

Bir kadında en çok beğendiğiniz özellik Yaratıcılık.

En sevdiğiniz erdem Yalınlık.

Yapmaktan en mutlu olduğunuz iş Yazarlık ve müzik.

Kimin yerinde olmak isterdiniz? Japon Haiku şairlerinin.

Arkadaşlarınızda hangi özelliklerin olmasını istersiniz? Saygı ve şeffaflık.

Kendinizde gördüğünüz en temel eksiklik Eşya, araç ve gereçleri dikkatli kullanma alışkanlığı.

Hayatınızın en büyük şanssızlığı Bilmiyorum.

En sevdiğiniz renk Kırmızı.

En sevdiğiniz çiçek Kırmızı glayöl.

En sevdiğiniz kuş Martı.

En sevdiğiniz yazar Vladimir Nabokov.

En sevdiğiniz şair Nazım Hikmet.

Tarihte en sevmediğiniz karakter Gelmiş geçmiş siyasetçilerin yüzde doksanı girer bu sınıfa.

En çok isteyeceğiniz özellik Su altında yaşayabilme yetisi.

Nasıl ölmek isterdiniz? Yaşayarak.

Hayattaki sloganınız ‘Daha bir şey görmediler!’

Şu anki ruh haliniz Hem bebeğin hem de yeni kitabın doğumu yaklaştığı için biraz heyecanlı.

HİLMİ YAVUZ

Kötümsüyüm

Sizi en çok üzecek olay Oğullarım Ali Hikmet ve Ömer Emre’nin başına kötü bir şey gelmesi.

Nerede yaşamak isterdiniz? Hayatımı dörde bölerdim ben. 3 ay Bodrum’da (ağustos, eylül, ekim.) 3 ay Berlin’de (kasım, aralık, ocak.) Üç ay Paris’te (şubat, mart, nisan.) Üç ay ise İstanbul’da (mayıs, haziran, temmuz.)

Yaşayabileceğiniz en mutlu an Böyle bir anı düşünemiyorum. Çünkü küçük mutluluklarla yetinmeye alıştırıldım ben.

Hangi hataları hoşgörüyle karşılayabilirsiniz? Budalaca olanların dışında tümünü.

En sevdiğiniz erkek karakter Amerikalı yönetmen Nicolas Ray’in 1951’de çevirdiği ‘In a Lonely Place’de Humphrey Bogart’ın oynadığı karakter (Dixon Steele.)

Tarihteki favori kahramanlarınız Böyle biri yok.

Gerçek hayattaki favori kadın kahramanınız Yaşayan kadın kahraman öyle mi? Condoleezza Rice dememi bekliyorsun değil mi? Ama böyle bir kadın yok.

En sevdiğiniz ressam Velasquez, Vermeer, Kandinski. Ressam sayılır mı bilmiyorum ama bir de Deschamps.

En sevdiğiniz müzisyen Birkaç tane cevabı var bunun da. Bach, Mozart ve Telemann. Daha ziyade barokçuları beğeniyorum.

Bir erkekte en çok beğendiğiniz özellik Galiba dürüstlük.

Bir kadında en çok beğendiğiniz özellik Sadakat.

En sevdiğiniz erdem Açıksözlülük.

Yapmaktan en mutlu olduğunuz iş Hocalık

Kimin yerinde olmak isterdiniz? Hilmi Yavuz’un.

Arkadaşlarınızda hangi özelliklerin olmasını istersiniz? Dürüstlük ve açıksözlülük.

Kendinizde gördüğünüz en temel eksiklik Kurmaca ya da bilimsel uzun metinler yazamamak.

Hayatınızın en büyük şanssızlığı Evlilik.

En sevdiğiniz renk Siyah.

En sevdiğiniz çiçek Gül ve erguvan.

En sevdiğiniz kuş Ben kuştan çok kuş sözcüğünü severim. Jean Cocteau’nun ‘Ben denizden çok deniz sözcüğünü severim’ sözünden esinlendim.

En sevdiğiniz yazar Dostoyevski ve Tanpınar.

En sevdiğiniz şair Dört tane. Yahya Kemal, Ahmet Haşim, Behçet Necatigil, Asaf Halet Çelebi.

Tarihte en sevmediğiniz karakter Muaviye.

En çok isteyeceğiniz özellik Bir alaturka müzik aletini büyük bir ustalıkla çalabilmek. Ney ya da kanun olabilirdi.

Nasıl ölmek isterdiniz? Uyurken ve güzel bir düş görerek.

Hayattaki sloganınız Hayatta sloganım yok ama Türkiye için bir sloganım var: Türkiye’de birey olmanın yolu düşman edinmekten geçer. (Hilmi Yavuz)

Şu anki ruh haliniz Seninle konuştuğum için çok neşeliyim ama genele bakacak olursak çok iyimser değilim doğrusu. Kötümsüyüm.

LATİFE TEKİN

İstersem üşürüm, istersem üşümem

Sizi en çok üzecek olay Sevdiklerimi üzecek biçimde ölmek ya da tersi.

Nerede yaşamak isterdiniz? Çocukluk dağımda bir kovuğum olsun isterdim, ah Erciyes!…

Yaşayabileceğiniz en mutlu an Askerlerin işgal ettikleri yerlerden kaçarak gittiklerini gördüğüm an.

Hangi hataları hoşgörüyle karşılarsınız? İnsanın bütününe zarar vermeyecek her hata bağışlanabilir.

En sevdiğiniz erkek karakter İlk aklıma gelen Selim Işık.

En sevdiğiniz kadın karakter Meryemce.

Tarihteki favori kahramanlarınız Pers Kralı Kiomreys’i bir yumrukta deviren Kraliçe Tomeris, kadın avcı Atalante

Gerçek hayattaki favori kahramanlarınız Gerçek hayattaki kahramanlarımı yazdım, yazıyorum.

En sevdiğiniz ressam Van Gogh, Komet, Mehmet Güleryüz, Metin Talayman

En sevdiğiniz müzisyen Bach

Bir erkekte en beğendiğiniz özellik Mertlik, merhamet duygusu. Varoluş kaygısını derinden duyumsayıp bunu göstermeksizin yaşamak.

Bir kadında en beğendiğiniz özellik Dikbaşlılık, başı açıklık… Kendisi açıklık. KENDİSİ İÇİN OLMAYIŞINI GÖZE BATIRMAYAN, kendiliğindenliğini de berrak sular gibi yaşayan.

En sevdiğiniz erdem İçtenlik, sadelik.

Yapmaktan en mutlu olduğunuz iş Arkadaşlarımla neşelendirmeyi taşkınlığa vardırmak.

Kimin yerinde olmak istersiniz? Bazen kızımın ve oğlumun.

Arkadaşlarınızda hangi özelliklerin olmasını istersiniz? Sadakatini huzurla yaşamasını.

Kendinizde gördüğünüz en temel eksiklik Bütün duygusuna ulaşma telaşçılığı.

Hayatınızın en büyük şanssızlığı Annemin erken ölümü.

En sevdiğiniz renk Bütün renklerin adı yok ki, ancak birkaçının adı var, su grisinden maviye, unutmanın tonları.

En sevdiğiniz çiçek Çiçek açan ağaçların hepsi; kiraz, badem, iğde, manolya… çiçek açan çalılar. Katırtırnağı…

En sevdiğiniz kuş Mavi kahverengi alakargalar. Gündüz yarasaları, kırlangıçlar.

En sevdiğiniz yazar Dostoyevski, şu aralar yeniden Yaşar Kemal, Leyla Erbil. Hep sevdiğim Sevim Burak. Sevinç duyarak okuduğum Nurdan Gürbilek.

En sevdiğiniz şair Arkadaşlarım olan şairleri söyleyemeyeceğim, Haydar’ı, Erdal’ı, Akif’i, Mahmut’u… Muhteşem İlhan Berk başta olmak üzere ikinci yeni şairleri. Turgut Uyar, Edip Cansever, Cemal Süreya… Sevdiğim çok şair var hangisi? Ahmet Haşim’den Nazım’a, Mehmet Taner’e… Hilmi Yavuz, Gülten Akın… Şu aralar sık sık Can Yücel’in söylediği geliyor aklıma. Yeni yıl kutlaması gibi ‘Nobel Baba değil Noel Baba olmak isterim.’

Tarihte en sevmediğiniz karakter Pinochet, Bush, Kenan Evren vs.

En çok isteyeceğiniz özellik Adnan Benk’in sözü: ‘Bir insan ancak müzisyen olamamışsa başka bir şey olur.’

Nasıl ölmek isterdiniz? Gözlerim açık, yatağımda yarı uzanmış, ölümle söyleşe gülüşe. Bir kahkaha sonrasında şaka gibi gelsin ölüm.

Hayattaki sloganınız İstersem üşürüm, istersem üşümem…

Şu anki ruh haliniz Ürpermeyle gelip giden özlemeli bir ruh hali, uzaklara boşluğa doğru… Soluklanmakla solmak arası.

Türk Usulü Başarı : Söyle Proust abi kimim ben?

BUKET UZUNER

En sevdiğim erdem: Kibirden arınmaya çalışmak

Sizi en çok üzecek olay Evlat acısı.

Nerede yaşamak isterdiniz? Aynı zamanda İstanbul, New York ve Paris’te.

Yaşayabileceğiniz en mutlu an En mutlu anım, henüz yaşamamış olduğumdur.

Hangi hataları hoşgörüyle karşılayabilirsiniz? Samimiyetle pişman olunmuş ve özür dilenmiş her yanlış onarılabilir, sanıyorum.

En sevdiğiniz erkek karakter Bozkır Kurdu (Hermann Hesse romanı), Hugh Jackman’ın sinemada canlandırdığı birçok karakter.

En sevdiğiniz kadın karakter Afife Piri (Balık İzlerinin Sesi), Jane Campion’un Piano filmindeki Ada (Holly Hunter), Audrey Hepburn ile Juliette Binoche’un sinemada canlandırdığı birçok karakter.

Tarihteki favori kahramanlarınız 20. yy’ın hem yakışıklı, hem de zeki devrimcisi Mustafa Kemal Atatürk ve George Washington. Tarih, kadınlara kahraman olma şansı yerine cadı diye yakılma cezası vermiştir. Belki Kraliçe 1. Elizabeth anılabilir.

Gerçek hayattaki favori kadın kahramanlarınız Yazarlar: Nadine Gordimer, Margaret Atwood ve Sevgi Soysal.

En sevdiğiniz ressam Magritte, Van Gogh.

En sevdiğiniz müzisyen Chopin, Mark Knopfler.

Bir erkekte en çok beğendiğiniz özellik Kendine ve kadınlara karşı dürüst ve şefkatli olabilmeyi başaran erkekler.

Bir kadında en çok beğendiğiniz özellik Kafasının da işe yaradığını gösterecek cesareti erkekleşmeden başaran kadınlar.

En sevdiğiniz erdem Kibirden arınmaya özen göstermek (tevazu)

Yapmaktan en mutlu olduğunuz iş Seyahat etmek.

Kimin yerinde olmak isterdiniz? Elbette hiç kimsenin!

Arkadaşlarınızda hangi özelliklerin olmasını istersiniz? Samimiyet ve mizah gücü.

Kendinizde gördüğünüz en temel eksiklik Ohooo, benim pek çok eksiğim var!

Hayatınızın en büyük şanssızlığı Kadınların yaratıcı ve entelektüel kapasitesinin daha baştan küçümsendiği yüzyıllarda yaşamak.

En sevdiğiniz renk Mavi mavi mavi!

En sevdiğiniz çiçek Nergis.

En sevdiğiniz kuş Bülbülün sesi, papağanın estetiği.

En çok sevdiğiniz yazar Ayıramam ki, pek çok var.

En çok sevdiğiniz şair Metin Altıok, Murathan Mungan, Neruda, Kavafis.
Tarihte en sevmediğiniz karakter Hitler ve VIII. Henry. En çok isteyeceğiniz özellik İstediğim zaman görünmez olabilmek isterdim.

Nasıl ölmek isterdiniz? Kim ölmek ister? Olacaksa uykudayken tabii.

Hayattaki sloganınız Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi; ama daima kendin ol!

Şu anki ruh haliniz Áşık gibi!

MURATHAN MUNGAN

Anketler kasar beni

Okuldayken de böyleydim. Anketler kasardı beni. Ne diyeceğimi bilemezdim. Bir köşeye kıstırıldığınızı hissettiğiniz böyle anket soruları karşısında, günün birinde birkaç kelimelik yanıtlara daralmasın diye, yıllardır zenginleştirmeye çalıştığınız hayatınızın, çeşitlendirmeye çalıştığınız zevklerinizin, meraklarınızın birdenbire elinizden alınmaya çalışıldığını hissedersiniz. Bana da öyle olur.

Açıkçası hayatta ‘en’lerim yoktur. En sevdiğim yazarın kim olduğunu hálá bilemem. Son zamanlarda sevdiğim, ya da yeniden sevdiğim yazarlar olur. Böyle durumlarda Dostoyevski gibi garanti adlar vermek durumu kurtarmaya yarar belki, eh, ne de olsa klasikler ölmez, ama size yetmez. Kimsenin birbirinin yerini tutmadığını düşündüğüm has edebiyat alanının içinden yalnızca birkaç isim saymakla, onlara da, kendime de haksızlık ediyormuşum duygusundan kendimi alamam. Şu sıralar çok sevdiğim, bende öne çıkan ressamlar ve müzisyenler olabilir. Ama bütün zamanlarım adına nasıl konuşabilirim ki? İnsan ancak şimdiki zamanı için konuşabilir. Renklerin, çiçeklerin, kuşların kendilerini bilmesem de, adlarını severim. Çünkü bir şair ve yazar olarak, kelimeleri severim. Yelkovan kuşunu görsem tanımam ama adını severim. Petrol yeşilini de kendini tanımazken, adını sevmiştim.

Bunun yanı sıra, anketlerde kadınlar ve erkekler için ayrı sorular sormanın cinsiyetçilik olduğunu düşünürüm. ‘Erkekte mertlik’, ‘kadında sadakat’ arayan sıradan faşizmin toplumsal harcının kışkırtılmasından hoşlanmam. ‘En sevdiğiniz kuş’ sorusunu ‘baykuş’ olarak yanıtladığında esprili olduğunu düşünenlerden, kendinde sevmediği özellik olarak ‘fazla açık sözlü olmak, herkese güvenmek’ gibi erdemlerini sayıp dökenlerden, tarihteki kahramanları olarak Jeanne d’Arc ya da Robin Hood’u gören ‘sosyal gerçekçi’ tercihlerden, ‘Tarihte en nefret ettiği kişi’ olarak Hitler, Mussolini saymanın kolaycılığına sığınanlardan da hoşlanmam. İleride başlarına gelebilecek durumlar karşısında neler hissedeceği, nasıl davranacağı konusunda bu kadar emin olabilen insanlara da hiç güvenemem. Anlayacağınız, anket soruları kadar, anket yanıtları da kasar beni.

1988 yılında ‘Elele’ dergisinin yaptığı benzer bir ankette ‘Kimin yerinde olmak isterdiniz?’ sorusunu ‘Kendim olmayı otuz yılda ancak başardım. Başkasına halim yok’ diye yanıtlamışım. Yılların sayısını artırarak aynı cümleyi şimdi de tekrarlayabiliriz. ‘Ruh halim’se gene aynı. Bildiğiniz gibi.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Müzik: İnsanı geçmişe götürebilen bir güç

popüler müzik makaleleri, müzik, Manşet, anılar

Bazen bir şarkı duyduğumuzda geçmiş zamanlar bir anda gözümüzde canlanır. Peki, bu neden olur? Tam olarak nasıl gerçekleşir? Bu durumun bilimsel bir açıklaması var mıdır? İşte yanıtı…

Müzik neden anıları canlandırır?

Herkesin başına gelmiştir: Eski bir şarkı işitirsiniz; sizi yıllar öncesine götürür. O şarkıyı dinlediğiniz anı yeniden yaşarsınız sanki. Müzikle hafıza arasındaki ilişki böylesine güçlüdür işte. Ve yeni araştırmalar bu anıların terapi amacıyla nasıl kullanılabileceğine dair yöntemler geliştirmeye çalışıyor.

Müziğin anımsatıcı etkisi binlerce yıldır biliniyor. İnsanın kendi hayat hikâyesine dair hafızası ve söylence geleneği alanında uzman olan David C Rubin, Homeros’un İlyada ve Odysseia destanları gibi eserlerin şiir diline ait araçlar yardımıyla sözel olarak kuşaktan kuşağa geçtiğini anlatıyor. Yazılı hale gelmeden önce bu destanlar anlatılıyor ya da şarkı olarak söyleniyordu. Anlatı geleneği de hafızaya bağlıydı.

Beyinde hipokampus ve ön korteks adı verilen iki büyük alan hafızayla ilgilidir ve her an bilgi depolar. Depolanan bilgileri hatırlamak her zaman kolay değildir. Ritim, kafiye ve ses yinelemeleri yoluyla müzik bu bilgileri hatırlamada önemli ipuçları sağlar.

Nörologlar hafızayla ilgili mekanizmayı incelediğinde şarkı sözlerinin hatırlamayı kolaylaştırıcı özelliğini gördü. Müzik eşliğinde öğrenilen metinler, konuşma şeklinde değil de şarkı söylenerek öğrenildiğinde daha akılda kalıcı oluyor.

Hafıza türleri

Müzik ile hafıza arasındaki bağlantıyı biliyoruz da, belli bir şarkıyı dinlediğimizde neden şarkı sözlerini söylemek gelmez de aklımıza, kuvvetli duygulara kapılırız? Örneğin ben Rhythm Is a Dancer adlı parçayı dinlediğimde, tek başıma yaptığım ilk seyahat gelir aklıma hep. Şarkının sözlerini de bilirim ama onları söylemek gelmez aklıma.

Farklı hafıza türleri var: Aleni ve dolaylı hafıza bunlar arasındadır. Aleni hafıza geçmişin bilinçli olarak hatırlanmasıdır. ‘O sırada neredeydim? Kiminle seyahat ediyordum?’ gibi sorular eşliğinde hatırlanır. Dolaylı hafıza ise daha kasıtsızdır.

Alzheimer gibi hastalıklarda aleni hafıza sistemi hasara uğrar. Dolaylı hafıza ise daha sağlamdır. Uzmanlar bizleri bilinç dışından etkileyen şeylerin güçlü etkileri olduğuna inanıyor. Yani dolaylı hafıza daha duygusal ve daha dayanıklıdır denebilir.

Müzik tarafından uyarılan anılar hayatımızın özel noktalarına ilişkindir. Klasik hit şarkılar bizi genellikle gençlik yıllarımıza götürür. Psikologlar bunu ‘anımsama bombesi’ olarak adlandırır. Bunun nedeni gençlik yıllarımızın çoğu şeyi ilk kez denediğimiz, bağımsızlığı ilk tattığımız dönem olmasında yatabilir. Her şey yeni ve anlamlıdır. İleriki yıllarda hayat durağanlaşır. Müzik duyguları uyandırır, ama sizde uyandırdığı duygu onun melodisi değildir; sizin için acıklı bir şarkı mutlu bir anıyı, ya da sevinçli bir melodi üzüntüyü çağrıştırabilir.

Pop şarkılar da ortaya çıktıkları dönemi yansıttığı için ne zaman dinlesek o döneme götürür bizi.

Müziğin sosyal yanı

‘Proust Etkisi: Kayıp Anılara Açılan Kapılar Olarak Duyumlar’ adlı kitabın yazarı Cretien van Campen, Fransız yazar Marcel Proust’un bir dilim keki ısırdığında aldığı tadın ve kokunun kendisini nasıl çocukluğuna götürdüğünü anlatan ifadesinin kaynağını araştırıyor. Beyin üzerine araştırmalar yapan Campen, kokunun şahsi bir anı olduğunu, müziğinse daha sosyal bir yanı olduğunu vurguluyor. Müzikle ilgili anılar genellikle arkadaşları içerir, onlarla dinlenir, onlarla paylaşılır.

Travma sonucu beyin yaralanması geçiren kişilerde genellikle hafıza sorunları ortaya çıkar. Bu insanların yaşamlarındaki özel anılar müzik yardımıyla canlandırılabilir. Demans hastaları müzik dinleyerek gençlik dönemlerine dair anılarını hatırlayabilir.

Campen ayrıca müziğin depresyon tedavisinde kullanımına dikkat çekiyor. Müziğin bazı yaraların iyileşmesine yardımcı olacağına inanıyor.

Yazar: Tiffany Jenkins 
Kaynak: www.bbc.com

Okumaya devam et

MAKALE

Güldürmek dünyanın en ciddi işlerinden biridir

mizah, Manşet, gülmek, güldürmek, çatışma

Mizah hakkında ne düşüyorsunuz? Sizce bir soruna çatışmalarla mı yoksa mizahla mı yaklaşmak çözümü kolaylaştırır? İşte Temel Aksoy’un tüm bu sorulara yanıt olabilecek nitelikteki ‘’Mizah Her Kapıyı Açar’’ başlıklı yazısı…

Mizah Her Kapıyı Açar

Nasıl ki güzellik karşı koyulamaz bir çekim yaratıyorsa mizah da en az güzellik kadar etki yapar. Sadece karşı cinslerin ilişkilerinde değil, bütün ilişkilerde mizahın her kapıyı açan bir işlevi vardır.

Ne kadar ciddi ne kadar öfkeli olursanız olun, zekice yapılmış iyi bir espri sizin içinizdeki güzel insanı ortaya çıkaran bir etki yapar. Egonuzun duvarları aniden yıkılır. Sizi güldüren kişi, ruhunuza ulaşır. Onunla bağ kurmaya hazır hale gelirsiniz.

Hepimiz ergenlik yıllarımızdan başlayarak kendi kimliğimizi oluştururken adına ego dediğimiz kaleler inşa edip içine varlığımızı gizliyoruz. Aradan yıllar geçtikçe varlığımıza kendimiz bile ulaşamaz oluyoruz. Çoğumuz tatsız, tuzsuz insanlar haline dönüşüyoruz. Hayat mücadelesi bizi bizden uzaklaştırıyor.

Nasıl masallar ve öyküler bizi çocukluğumuzun saflığına geri döndürüyorsa mizah da bizim içimizdeki çocuğu ortaya çıkarıyor. Ağız dolusu kahkaha atan, kendinden geçen (egosundan kurtulan)  insanlara bakın, onların içindeki çocuğun ortaya çıktığını görürsünüz.

Güldürmek dünyanın en ciddi işlerinden biridir, keskin bir zekâ gerektirir. Mizah yeteneği olan esprili insanlar, toplumsal değişime öncülük yapabilecek insanlardır. Bir siyasetçinin yıllar boyunca anlatamayacağı bir fikri, iyi bir mizahçı saniyeler içinde anlatma gücüne sahiptir.

Bir toplumun yeni fikirleri sahiplenmesinin en kısa yolu; yeni fikri, senaryo yazarlarının ya da mizahçıların anlatmasıdır. Bir ülkede dönüşümü siyasetçiler başlatır, ama yeni fikirleri topluma benimsetenler sanatçılardır.

Mizah yapanın ayrıcalığı vardır, ona krallar bile karşı gelemez. Krallara kimsenin söylemeye cesaret edemediği sözleri söyleyenler hep soytarılar olmuştur. Bu özelliklerinden dolayı soytarılar, en çok saygı duyulan kişilikler arasındadır.

Mizah, halkın iktidara başkaldırdığı durumlarda yeşermiştir. İnsanlar deviremedikleri iktidarla “alay eden”  mizah hikâyeleri yaratmışlardır. Ortaçağda kiliseyle ve krallarla  alay eden öykü anlatıcıları ve soytarılar, düzeni en sivri dille eleştiren insanlar olmuşlardır.

Eski Yunanda güldürünün babası Aristofanes’tir.  “Hayat tiyatro gibidir, en kötü insanlar en iyi yerde otururlar.” sözünün sahibi Aristofanes’tir.  Bizde ise Nasrettin Hoca ve  Bektaşi fıkraları, Marco Paşa hikayeleri, Karagöz Hacivat anlatıları sadece güldürmekle kalmaz, en ciddi söylevlerin iletemeyeceği mesajları bir çırpıda iletir.

Freud, “Yaptığımız espriler sayesinde son derece önemli mesajlar kabul görür, ciddi bir ifadeyle söylenen sözler kabul edilmez.” der.

Mizah, sivri dilli bile olsa kin ve düşmanlık duyguları yaratmaz.

Sadece filozoflar değil psikologlar, sosyologlar, pazarlamacılar, doktorlar, eğitim bilimciler için de mizah başlı başına bir araştırma konusu ve çalışma alanı.  Her geçen gün mizah üzerinde yapılan çalışmalar, bilimsel kanıtlar çoğalıyor. Gülmenin insan bedenine ve ruhuna ne kadar iyi geldiği çok iyi biliniyor. (Ben bundan birkaç yıl önce mizahla ilgili onlarca kitap okudum. Mizahın -insanın bir ömür harcayacağı kadar- uçsuz bucaksız bir konu olduğunu anladım.)

Gülmenin birleştirici bir etkisi vardır. Tanımadığımız birisiyle ilk karşılaşmamızda ona gülümseriz; çünkü gülümseme, bizim karşımızdakini kabul etmemizin göstergesidir.

Yönetim denince ilk olarak akla “otorite ve kurallar” geliyor. Her ne kadar son yıllarda duygusal zeka ve empati gibi kavramlar yönetim pratiğinin parçası olsa da yönetim, mizah ya da gülmeyle ilişkilendirilmez. Aksine gülme ile yönetim kavramının yan yana gelmesi yadırganır ve yöneticinin mizah yapması onun otoritesini zedeleyecekmiş zannedilir. Hâlbuki mizah, hayatımızın her alanında ve her anında vardır.

İş hayatımıza mizahı ne kadar çok sokabilirsek o kadar yaratıcı oluruz. Ciddiyetle, sertlikle, zıtlaşmalarla, çatışmalarla, gerginliklerle çözemeyeceğimiz sorunlara  mizahla yaklaşmak, çözümü kolaylaştırır. Mizah yaşadığımız zorlukları hafifletir, yük olmaktan çıkarır.

Espri, savunma mekanizmalarını ortadan kaldırarak kabul etmeyi ve kabul edilmeyi kolaylaştırır. Daha da ötesi birlikte gülebilen, aynı espri anlayışını paylaşan insanlar arasında çok hızlı bir doğal bağ oluşur. Aynı esprilere gülen insanlar aynı takımın parçası olurlar.

Mizah sadece hayatı neşelendirmekle kalmaz, öğrenmeyi de kolaylaştırır. Gerginlikleri yumuşatır, insanları yakınlaştırır, en ciddi ortamlara insani bir boyut katar. Mizah en ağır durumları hafiflettiği için ruhumuzu dengeye getirir.

Bir insanın kendisiyle “alay edebilmesi”, bir olgunluk ve özgüven işaretidir; kendisiyle barışık olduğunun göstergesidir.

En zor konuları bile mizahla sevimli hale getirerek öğreten hocaların yaptıkları gibi hayatta pek çok işi mizahla birleştirmek mümkündür. İş hayatında da, eğlenerek yapıldığında en zor işler kolaylaşır.

Esprili reklamlardaki mesajların daha etkili olduğunu hepimiz biliyoruz. Daha önce de birçok kez değindiğim gibi, iletişimin dili duygusaldır; en iyi duygusal bağ kurma yollarından biri ise mizahtır.

İnsanların nelere güldükleri kültürel olarak değişse de genel anlamıyla mizahın evrensel bir ortak paydası vardır. İnsanları güldürmenin her külütür için geçerli olan bir yapısı ve mimarisi vardır. Bu anlamda mizah, kendi içinde şaşmaz bir matematiğe sahiptir.

Mizahın özü, mevcut duruma hiç beklenmedik bir anda, hiç akla gelmeyecek farklı bir bakış açısı getirmektir. Hazırlıklı olmadığımız bu ani bakış açısı değişikliği, sinir sistemimiz üzerinde boşaltıcı bir etki yaratır ve gülmeye başlarız.

Gülmeye başladığımızda egomuzun etrafına ördüğümüz duvarlar yıkılır, içimizdeki çocuk ortaya çıkar.

Gülmeye başladığımızda bağ kurmaya hazır hale geliriz; karşımızdaki de bizim içimizdeki insana ulaşma imkânı bulur.

Not:

Temel, uzun yıllar yönetici olarak çalıştıktan sonra danışman olmaya karar vermiştir.  Bir tavuk çiftliği sahibi Temel’i çağırır ve der ki “Bir derdim var, tavuklar hastalanıyor. Son günlerde epeyce bir kayıp verdik. Sizce ne yapmamız gerekir?”  Temel, “Kolayı var, size vereceğim şu ilacı kullanın, faydasını göreceksiniz.” der.  Çiftlik sahibi Temel’in dediğini yapar.

Ertesi hafta Temel tekrar çiftliğe geldiğinde durumu sorar. Adam der ki “Hiç düzelme olmadı. Aksine kayıplar arttı. Tavukların yarısını kaybettik. Zararımız büyük.”  Temel, kendine çok güvenli bir ses tonuyla, “Öyleyse geçen hafta verdiğim ilacı bırakın, size vereceğim bu yeni ilacı kullanın. Bu kesinlikle işe yarayacaktır.” der.

Bir sonraki hafta tekrar buluştuklarında durum daha da kötüleşmiştir. Çiftlik sahibi umutsuzluk içindedir. Temel müşterisini sakinleştirir, panik yapmamasını söyler ve yepyeni bir ilaç verir ve aynı zamanda tavukların yemini değiştirir. Bu yeni yöntemle kesin sonuca ulaşacaklarını söyler; çünkü Temel böyle durumlarla daha önce çok karşılaşmıştır ve hepsinde de çok başarılı olmuştur. Çaresiz çiftlik sahibi Temel’in önerdiği yöntemlerin hepsini uygulayacağını söyler.

Temel tekrar çiftliğe gittiğinde büyük bir heyecanla durumda ne kadar iyileşme olduğunu sorar.

Adam der ki “Bütün tavukları kaybettik. Mahvolduk.”

Ve perişan bir şekilde Temel’e “Şimdi ne yapacağız?” diye sorar.

Temel kafasını kaşır ve der ki,

“Bende daha çok strateji vardı; ama sende tavuk kalmadı.”

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et

MAKALE

Küçük istavritin öyküsü

umut etmek, umudunu kaybetme, küçük istavrit

Küçük istavrit yiyecek bir şey sanıp
Hızla atıldı çapariye
Önce müthiş bir acı duydu dudağında
Gümbür gümbür oldu yüreği
Sonra hızla çekildi yukarıya

Aslında hep merak etmişti
Denizlerin üstünü
Neye benzerdi acep gökyüzü
Bir yanda büyük bir merak
Bir yanda ölüm korkusu

“Dudağı yarıklar” denir, şanslıdır onlar
Hani görüp de gökyüzünü, insanı
Oltadan son anda kurtulanlar
Ne çare balıkçının parmakları hoyratça kavradı onu
Küçük istavrit anladı yolun sonu

Koca denizlere sığmazdı yüreği
Oysa şimdi yüzerken
Küçücük yeşil leğende
Cansız uzanıvermiş dostlarına
Değiyordu minik yüzgeci

İnsanlar gelip geçtiler önünden
Bir kedi yalanarak baktı gökyüzünün içine
Yavaşça karardı dünya
Başı da dönüyordu
Son bir kez düşündü derin maviyi
Beyaz mercanı bir de yeşil yosunu

İşte tam o anda eğilip aldım onu
Yürüdüm deniz kenarına
Bir öpücük kondurdum başına
İki damla gözyaşından ibaret
Sade bir törenle saldım denizin sularına

Bir an öylece baka-kaldı
Sonra sevinçle dibe daldı
Gitti, tüm kederimi söküp atarak
Teşekkürü de ihmal etmemişti
Birkaç değerli pulunu elime avuçlarıma bırakarak

Balıkçı ve kedi şaşkın baktılar yüzüme
Sorar gibiydiler neden yaptın bunu niye
“Bir gün dedim bulursam kendimi
Yeşil leğendeki küçük istavrit kadar çaresiz
Son ana kadar hep bir umudum olsun diye”

Sevgili Feraye ve okuyucum Ali Çetintür yollamış bu dizeleri..
Ne kadar güzel… Ne kadar anlamlı… Ne kadar dokunaklı…
Ama mesaj nasıl harika…
“Son ana kadar umudunu yitirmeyeceksin!..”
Bitince bitmez.. Umudunu yitirince biter!..

Yazan: Hıncal Uluç
Kaynak: www.sabah.com.tr

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER3 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER9 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER10 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER10 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER10 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER11 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER11 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER11 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND