Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Sosyal medyayı doğru kullanan kazanıyor

Sosyal medya son günlerin fenomeni. Sosyal ağlardan iş bağlantısı kurmak, yeteneklerini göstermek, iş bulmak, yeni bağlantılar oluşturmak mümkün. Tabii sosyal medyayı doğru kullandığınız sürece. İşte uzmanların ’sosyal medya kazandırıyor mu’ sorusuna cevapları…

Sosyal medya son günlerin fenomeni. Sosyal ağlardan iş bağlantısı kurmak, yeteneklerini göstermek, iş bulmak, yeni bağlantılar oluşturmak mümkün. Tabii sosyal medyayı doğru kullandığınız sürece. İşte uzmanların ’sosyal medya kazandırıyor mu’ sorusuna cevapları…

SOSYAL MEDYA KAZANDIRIYOR MU?

İnternet kullanıcılarının sayısı gün geçtikçe artıyor. Facebook, Twitter, Linkedin gibi sitelerin milyonlarca takipçisi var. Farklı amaçlarla kullanılan sosyal medya araçlarından herkesin kazancı da farklı oluyor. Peki kim, ne kazanıyor, nasıl kazanıyor? İşi uzmanına sorduk.

İnternet kullanımının oldukça yaygın olduğu şu günlerde sanatçılar, siyasiler, dünyaca tanınmış markalar, şirketler, spor kulüpleri, gazeteler kısacası herkes Facebook, Twitter, Linkedin gibi sosyal medya araçlarının nimetlerinden yararlanıyor. Sanatçılar albüm tanıtımlarını yapıyor, konserlerini duyuruyor. Hatta gönderdiği tweetlerle günlerce gündemde kalabiliyor. Siyasiler ise deyim yerindeyse sanal mitingler düzenliyor, vermek istediği mesajları direkt olarak hedef kitlesine ulaştırabiliyor. Bu sayede kazanç elde edebiliyorlar.

Durum böyle olunca toplumun farklı kesimlerinden insanlar sosyal medyanın sınırsız imkânlarından faydalanmak için adeta birbiriyle yarışıyor. Dünyada sadece Twitter’ın 210 milyon kullanıcısı olduğu, Facebook kullanıcılarının da ayda 700 milyar dakikadan fazla zaman harcadığı düşünüldüğünde bu yarışın ne kadarda çetin olduğu gerçeği ortaya çıkıyor. Dolayısıyla sosyal medya herkesin hedeflerini gerçekleştirmesinde bir kazanç kapısı olarak görülüyor. Peki, sosyal medya gerçekten bir kazanç kapısı mı?

“Doğru kullanılırsa bulunmaz nimet ”

Sorumuzu Pratikkod Yazılım Geliştirme Pazarlama Müdürü Murat Yılmaz, “Sosyal ağlara ne şekilde yaklaştığınız ve nasıl kullandığınızda saklı.” şeklinde cevaplıyor. “Doğru kullanıldığı takdirde sosyal medya herkes için bulunmaz bir fırsat ama kazançtan kasıt sadece para değil. Planladığınız hedeflere ulaşmak da bir kazançtır. Bu açıdan bakacak olursak Hilal Cebeci eğer sadece gündemde kalıp, takipçi sayısını artırmayı amaçladıysa bu kendisi için bir kazanç sayılabilir. Ancak amacı doğrudan albüm satışlarını artırmak idiyse çok da olumlu sonuçlar alacağı kanaatinde değilim. Bu tarz çabalar dolaylı olarak size maddi gelir sağlayabilir. Ancak tek çıktı para kazanma olarak görülmemeli.”diyor Yılmaz.

Yılmaz’a göre özellikle şirket ve markalar sosyal medyayı satış yapma yeri olarak görmemeli, bu doğru bir yaklaşım değil. Sebebini şöyle açıklıyor: “Sosyal medya şirketlerin ve markaların takipçileriyle iletişim halinde oldukları bir ortam, satış yaptıkları bir yer değil. Kaldı ki satış içerikli mesajlar takipçilere oldukça itici geliyor. Sosyal medya, şirket ve markaların satış grafiklerini direkt olarak değil, dolaylı ve uzun vadede artırabilecek bir ortamdır.”

“Farklı hedefler için farklı mecralar kullanılması gerekir”

Murat Yılmaz, bir şirket ya da markanın pazarlama hedeflerine ulaşmada tüm sosyal medya araçlarından yararlanabileceğini ancak ticaretle uğraşanlar için Linkedin ve Xing’i kullanmanın neredeyse bir zorunluluk arz ettiğini ifade ediyor. Facebook ve Twitter ise daha çok bireysel amaçlı kullanılıyor.

Bir mal veya hizmeti pazarlamak için, birçok farklı araçlarla pazarlama yapıldığını söyleyen Yılmaz, “Yüz yüze görüşmeler tarih oluyor. Artık sanal ofislerde dünyanın dört bir ucundan onlarca kişiyle sanal toplantılar yapabilir, ürünlerinizi pazarlayabilirsiniz. Buna en güzel örnek present online sitesi.” diyor.

***

Klout ile sosyal medyadaki gücünüzü ölçün

Klout sosyal medya profilinizi analiz eden, ona 100 üzerinden puan veren bir araç. Skorunuz ne kadar yüksekse, kendi sosyal ağınızda bulunan takipçilerinizi o kadar etkilediğiniz düşünülüyor. Klaut skoru yüksek olan kullanıcılar 5 yıldızlı otellerde konaklama bedava uçma fırsatına bile sahip olabiliyor.

***

Sosyal medya rezil de ediyor vezir de!

Sosyal medyanın markalar üzerindeki etkisi ve markaların sosyal medyayı kullanarak yaşadıkları bir krizi nasıl kazanca dönüştürdüğüne güzel bir örnek Domino’s Pizza’nın yaşadıkları. Facebook, Twitter gibi sitelerde pizzalarıyla ilgili yazılan yüzlerce olumsuz yorumu ciddiye alan Domino’s Pizza yöneticileri, tüm bu yorum ve eleştirilerden yola çıkarak pizzalarını müşterilerinin isteklerini göz önünde bulundurarak yapmaya başlamış. Mevcut durumu fırsata dönüştürmeyi başaran yöneticiler, olumsuz yorumda bulunan ve “pizzam keşke şöyle olsaydı” diyen bir müşterisine tam onun istediği gibi pizzayı evine ulaştırmış. Sonrasında bu videoyu sitesinde yayınlamış.

***

“Sosyal medyada var olmadan önce gerçek hayatta var olmalı”

Murat Yılmaz, “Artık kapı kapı dolaşıp ürün satma ya da müşteri bulma zamanı geride kaldı. Şirketler Linkedin ve Xing gibi sitelere üye olarak dünyanın her yerinden binlerce kişiye çok kısa sürede ulaşıp, iş yapılabiliyor. Bu gibi siteler sayesinde binlerce takipçisi ve yayınladığı yazılarla şirketler/kişiler itibarını artırabiliyor ya da itibarı yüksek şirketlerle ticaret yapıyor.” bilgisini veriyor. Yılmaz, tüm bu hedeflerin gerçekleştirmesinde sosyal medyada var olmadan önce gerçek hayatta var olmanın önemine dikkat çekiyor. Sağlam bir geçmişi olmayan kişi, şirket veya markanın sosyal medyayı kullanarak tüm hedeflerine ulaşmasının zor olduğunu belirtiyor.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Çinli Şirket az adım atan çalışana para cezası veriyor

Çalışanlarına eksik attıkları her adım için 0,01 yuan (0,0078 TL) ceza kesen şirket eleştirildi.

Çin’de ayda 180 bin adımdan az atan çalışanlarına para cezası veren şirket eleştirilerin hedefinde. Information Times gazetesine göre Guangzhou’da bir emlakçı, çalışanlarına eksik attıkları her adım için 0,01 yuan (0,0078 TL) ceza kesiyor.

Gazeteye konuşan şirketin çalışanlarından biri, sürekli fazla mesaiye kalmaları gerektiği için çalışma saatleri dışında 6 saat atma imkanlarının olmadığını söylüyor:

“Şirketin daha fazla egzersiz yapmamızı istemesini anlıyorum ama şimdi adım hedefini tutturmak için yürümekten uyumaya yeterli vakit ayıramıyorum.”

Yerel bir hukuk firmasında çalışan Liu Fengmao, şirketin çalışanların attıkları adımı bir performans göstergesi olarak takip etmesinin yasal bir temeli olmadığını ve bu kuralın ilerde işveren için sorun çıkarabileceğini belirtiyor.

Liu’ya göre işçiler mesai saatleri dışında yürümeleri gerektiğinde bunun fazla mesai olduğunu söyleyebilir veya yürüyüş sırasında sakatlık yaşadıklarında bunu çalışma sırasında yaşanan bir iş kazası olarak gösterebilir.

Information Times’a göre Guangzhou’daki emlakçı çalışanlarına bu tip bir kural getiren ilk şirket değil.

Ocak 2017’de teknoloji şirketi Congqing çalışanlarının günde 10 bin adım atmasını talep etmişti. Chongqing Evening Post gazetesi şirketin bu kriteri bir performans ölçütü olarak kullandığını yazmıştı.

“Şirket, maaşlardan kesinti yapmak için bahane arıyor”

Sosyal medya sitesi Sina Weibo’da da kullanıcılar Guangzhou’daki emlakçının bu uygulamasını şaşkınlıkla karşıladı. Bir kullanıcı “Şirket çalışanlarının maaşlarından kesinti yapmak için bahane arıyor” ifadelerini kullandı.

Bazı kullanıcılar ise kararı “Bu uygulama çalışanları sağlıklı kılar” ifadeleriyle destekledi.

Kaynak: BBC Türkçe

Okumaya devam et

MAKALE

Bağlanma korkusu: Neden bazıları “ıssız insan” olmayı seçer?

İnsanın sosyal etkileşimi, temel bir ihtiyaç. Peki neden bazı insanlar, başka insanlardan kaçar? Bağlanma korkusunun mekanizması nasıl çalışır? Bağlanamayanları anlamak için yararlı bir yazı…

Flörtleşme döneminde bir çoğumuzun başına gelmiştir: biriyle görüşüyorsunuz, beraber vakit geçirmeyi seviyorsunuz ve birbiriniz tanımaya çalışıyorsunuz. Aranızdaki ilişki doğru yönde gidiyor gibi duruyor, ancak bu ilişkinin adını koymak istediğinizi belirttiğiniz anda durum birden değişiyor. Görüştüğünüz kişi sorularınıza daha kaçamak cevaplar vermeye başlıyor ve mesajlarınıza daha az geri dönüş yapıyor. Gelecek ile ilgili bir plan yaptığınızda konuyu değiştirmeye çalışıyor.

Karşılıklı oturduğunuzda ve “neler oluyor?” diye sorduğunuzda büyük ihtimalle “bağlanmaktan korkuyorum” veya buna benzer bir cevap alacaksınız.

Bazıları için bu konuşma daha geç de gerçekleşebilir. Artık bir ilişki içindesinizdir, ancak ilişkiniz daha da ciddileşmeye başlayınca partneriniz sizden uzaklaşabilir. Bunun üzerine kendinizi “ne oldu öyle” diye düşünürken bulabilirsiniz.

“Bağlanmaktan korkmak teriminin sık sık kullanıldığını duyarız ama aslında bu ne anlama geliyor? Huffington Post’tan Kelsey Borresan bu sorunun cevabını öğrenmek için uzmanlarla görüştü.

Eğer biri size “bağlanma sorunlarından” bahsediyorsa yakınlık kurmaktan ve ilişkinizin çok hızlı ilerlemesinden rahatsız oluyordur.

“Sizin ihtiyaçlarınızı ve beklentilerinizi karşılayamamaktan korkuyor olabilir”

Psikolog Samantha Rodman bu konu ile ilgili olarak “ Sizi seviyor olabilir, hatta size aşık bile olabilir ancak sizin ihtiyaçlarınızı ve beklentilerinizi karşılayamamaktan korkuyor olabilir” diyor.

“Bağlanma sorununun” kökleri korkulara, inançlara hatta kişinin aile hayatında veya daha önceki ilişkilerinde yaşadığı kötü tecrübelere dayanıyor olabilir. (Örneğin çocukluğunda anne ile babasının kavgalı bir boşanma yaşamasına tanık olmuş olabilir)

Unutmamak gereken bir başka detay ise her insanın nihai amacının uzun bir ilişki olmadığı.

“Bir ilişkinin içinde sıkışıp kalmaktan korkuyor veya büyük kararlar vermekte zorlanıyor olabilirler” diyor psikolog Ryan Howes ve ekliyor; “ Belki de geçmişte kendileri ile uyumlu olmayan insanlarla ilişki yaşamışlardır veya ilişkileri beklemedikleri bir şekilde aniden bitmiş, bu yüzden de kendilerini reddedilmiş hissetmişlerdir”. Howes bu konu hakkındaki düşüncelerini “Tipik olarak bağlanmakta korkan insanlarda geçmişten gelen bir korku vardır ve bu korku genel olarak ilişkilerinin bitmesine sebep olur” diyerek özetliyor.

“Eğer biri bağlanma sorunları olduğunu söylüyorsa ona inanmalısınız”

Bir başka olasılık ise karşınızdaki kişinin size karşı olan ilgisini kaybettiği ve “bağlanma sorunlarını” ilişkinizi sonlandırmak için kullanıyor olması. Bu gerekçe gerçek olsa da olmasa da bunu görüştüğünüz kişinin artık sizinle bir ilişki yaşamak istemediğine dair bir sinyal olarak algılamalısınız.

“Eğer biri bağlanma sorunları olduğunu söylüyorsa ona inanmalısınız. Bazı insanlar bunu ciddiye almıyor ve bir süre sonra karşılarındaki kişinin istediğinin evlilik veya beraber yaşamak olmadığını fark edince hayal kırıklığına uğruyor” diyor Rodman.

Bağlanmaktan korkan insanlar bazen size karışık sinyaller verebilirler. İlişkinizin bir sonraki adımının ne olduğunu konuştuğunuzda farklı cevaplar verdiğini hissedebilirsiniz. Tahminen sizinle bir sene sonrası için tatil planı yapmayacaklardır. Bazen arkadaşları etrafında geçirdiğiniz zamanı bile kısıtlayabilirler ki ilişkiniz biterse arkadaşlarına çok bağlanmış olmayın.

“Bağlanma sorunu olan insanlar bağımsız yaşamayı ve kendi kendine yetmeyi iyi öğrenmiştir

Howes bağlanma sorunu olan insanların kavgadan kaçınmak için sorunların kendi kendisini çözmesini beklediğini, fakat aynı zamanda da bağlanmaktan korktukları için ilişkiyi bitirmeye hazır olduklarını ifade ediyor. “İçlerinde sürekli çatışıyorlar” diyor Howes.

Rodman ise “Bağlanma sorunu olan insanlar bağımsız yaşamayı ve kendi kendine yetmeyi iyi öğrenmiştir. Bu sebepten dolayı partnerlerine açılmaları zor olabilir.” diyor.

Kaynak: t24

Okumaya devam et

MAKALE

Perennialler: Yaşsız ve hayata bağlı yeni bir kuşak doğuyor!

Dünya genelinde nüfusun yaşlanmasıyla beraber, yaşların taşıdığı anlamlar ve algılanış şekilleri de değişmeye başladı. Bundan elli yıl önce, 50’li yaşlarında şehirli bir kadınla ilgili stereotip belliydi. Ev hanımı ya da emekli, yaşına uygun diz altı etekler ve uzun kollu penyeler giyen, ayakkabı alırken rahatlığına önem veren, arkadaşlarıyla gündüzleri görüşüp gece evde eşiyle ve çocuklarıyla dizi izleyen bir kadın tiplemesiydi bu. Oysa şimdi, global haber ve trendleri takip eden, hobilerine zaman ayıran, modern giyinmeye ve görünmeye özen gösteren, akıllı telefonunu elinden düşürmeyen bir nesille karşı karşıyayız: Perennial, yani yaşsız ve ilgili nesil.

Kalıcı, sürekli ve ilgili: Perenniallar

Perennialler nesli 200x300 - Perennialler: Yaşsız ve hayata bağlı yeni bir kuşak doğuyor!

Perennial, yani yaşsız ve ilgili nesil.

Günlük lugata yeni eklenen bir sözcük olan Perennial, adını Perennializm (daimicilik) adlı felsefeden alıyor. Bu felsefe, evrensel hakikat ilkelerinin tüm insanlar ve kültürlerde ortak olarak mevcut olduğunu öne sürer. Sözcüğün kalıcı, tekrar eden, sürekli, uzun ömürlü gibi anlamları da düşünüldüğünde, bu yeni “yaşsız” insan grubuna neden bu adın layık görüldüğü anlaşılıyor.

Özellikle gelişmiş ülkelerdeki trend, insanları hedef kitle olarak sınıflandırırken biyolojik yaştan çok, dünyayla, hayatla ne kadar ilgili olunduğuna bakma yönünde. Nesillere ve yaş gruplarına göre insan ayrıştırmak eskide kaldı, artık insanlar davranışlarına göre birbirinden ayrılıyor.

The Telegraph’ın yaptığı global ankete göre, 40+ yaşındaki kadınların;

  • yüzde 96’sı orta yaşlı gibi hissetmiyor.
  • yüzde 80’i, orta yaşlı kadınlarla ilgili yaygın görüşün kendi hayatını yansıtmadığına inanıyor.
  • üçte ikisi hayatının doruk noktasında olduğunu düşünüyor.
  • yüzde 59’u hayatı boyunca olduğu kadar genç ve hayat dolu hissediyor.
  • yüzde 84’ü kendisini yaşıyla tanımlamıyor.

Orta yaşlılara dair kabuller günümüzde geçerli değil

Günümüzde, yaygın orta yaşlı insan kabulünü gözden geçirmek gerektiği çok açık. Zira çoğu marka, hedef kitlesini belirlerken bu mevcut ve yanlış öngörüleri kullanıyor. Netflix ve Amazon gibi örnekler hariç: Bu mecralar insanlara seçenekler sunarken yaşlarını değil, beğeni ve zevklerini dikkate alıyor. Böylece ortaya daha sağlıklı bir sonuç çıkıyor. Çünkü artık çoğu orta yaşlı insan, özellikle de kadınlar, hiç de “yaşlarını göstermiyorlar”.

Yapılan araştırmalar, X jenerasyonu olarak bilinen 1960-1980 doğumluların finansal olarak güçlü, alışverişte söz sahibi bir nesil olduğunu ortaya koyuyor. Onlar, yani Perenniallar, hala hayatın içinde, hala “ilgili” olduklarını savunuyorlar. Dolayısıyla hedef kitleleri belirlerken önyargılardan değil, hızla ilerleyen teknolojiye ve şehir hayatına tamamen adapte olmuş insanların görüşlerinden yararlanmak gerekiyor.

Kaynaklar: www.uplifers.com

Okumaya devam et
Advertisement

TREND