Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Sosyal mecralarda nasıl kişisel marka olunur?

Sosyal mecraları takip edenlerin oranı giderek artıyor. Sosyal mecralarda kişisel markalarını oluşturanlar hem tanınırlıklarını arttırıyor, hem de çalıştıkları kurumlara dolaylı katkı sunuyorlar. İşte sosyal mecralarda marka olmanın incelikleri…

ulaşılabilirlik, sosyal medya'da kişisel marka olmak, kişisel marka, bilinirlik

Sosyal mecraları takip edenlerin oranı giderek artıyor. Sosyal mecralarda kişisel markalarını oluşturanlar hem tanınırlıklarını arttırıyor, hem de çalıştıkları kurumlara dolaylı katkı sunuyorlar. İşte sosyal mecralarda marka olmanın incelikleri…

SOSYAL MEDYADA NASIL KİŞİSEL MARKA OLUNUR?

Sosyal medyada kişisel marka olmanın hem çalıştığınız kuruma faydası var hem de bilinirliğinizi artırdığı, çevrenizi genişlettiği için size. Fakat herkesin kolayca giriş yaptığı bu mecrada nasıl sivrilip marka haline geleceksiniz? Bunun için belirli bir konuda paylaşımlara ağırlık vermek ve samimi olmak önemli.

Birçoğumuz sosyal medya araçlarını kullanıyoruz. Facebook, Twitter, LinkedIn, Foursquare, Instagram… Bu mecralarda tanınmak, çok takipçiye sahip olmak ve kişisel olarak marka haline gelmek kimileri için önemli. Var olan markalar bile bunu yapmakta zorlanırken, sosyal medyada kendilerine yer bulmaya çalışırken bireyler bunu nasıl yapacak?

Sosyal medyada kişisel marka olmak, sosyal medya ortamlarını iyi tanıyarak, sosyal medyadaki hedef kitlenizin, sizi uzmanlık alanınızda lider olarak algılamasına deniyor. İş hayatında yöneticilere bilgi ve becerileri göstermenin yolu kişisel pazarlamadan geçiyor. Bunun da en önemli aracı sosyal medya.

Ping Yaratıcı Yönetmeni Olcayto Cengiz sosyal medyada kişisel marka olmanın iki farklı anlama gelebildiğini söylüyor. Bir tanesi hali hazırda marka olan birisinin -ki bu kişi tanınmış, bilinen bir isim oluyor- sosyal medyayı aktif şekilde kullanması sonucu burada da varolması demek. Diğeri ise; kişinin çalıştığı kurumdan, sosyo ekonomik konumundan ve toplumdaki duruşundan bağımsız olarak, sosyal medya platformlarında ismi ya da kullandığı mahlası ile bir marka haline gelmesi demek.
Cengiz’e göre sosyal medya aslında gerçek hayat olarak adlandırdığımız dünyanın bir yansıması. Gerçek hayatta da belirli bir konumu ve saygınlığı olmayan bir kimsenin burada da karşılığının genelde aynı olduğunu belirten Cengiz, tek farkı şöyle açıklıyor: “Siz arkadaş çevrenizde bir marka olmuşken burada tanımadığınız ‘arkadaş’ çevreniz içinde marka halini alırsınız.”

İnsan kaynakları firmaları da eleman alımlarında ve elemanları değerlendirme sosyal medya mecralarını kullanıyor. Bilişim uzmanı Levent Karadağ, sosyal medyada kişisel marka olmanın, farklı iş alanlarında yer almayı sağladığını söylüyor. Örneğin, 3-5 yıl önce sosyal medyada içerik üretenler, internet girişimcisi ve internet profesyonelleri olarak kurumlarına katkılarda bulunabiliyor.

Bir konuya ağırlık verin
Peki sosyal medyada herkes kişisel marka olabilir mi? Twitter, Facebook, Instagram, Tumblr vb. sosyal medyayı yoğun olarak besleyen platformlardan en az birisini aktif olarak kullanan herkes kişisel marka olabilir. Değişen iş koşullarında kişisel değerlerini arttırmak ve daha fazla tanınmak isteyen çalışan ve yöneticiler, girişimciler ve küçük iş sahipleri, avukatlar, doktorlar, satış temsilcileri, iş arayanlar da buna dahil.

Cengiz sosyal medyada marka olmak adına şunları söylüyor: “Belli bir konu ya da duruşta uzmanlaşın. Otomobiller, videolar, teknoloji, kadın erkek ilişkileri, pazarlama… Kısacası her sosyal medya kullanıcısı gibi farklı konulardan farklı içerikler paylaşırken ağırlıklı olarak tek bir konu üstünde durmak sonuç verecektir. Burada önemli olan bir başka noktada; kullanıcının bu konuyu gerçekten sevdiği bir konudan seçmesi. Yani sanki sadece kendisi okuyacakmış gibi yazarak, aynı konuda yazan diğer sosyal medya kullanıcıları ile platformlar üstünden ‘takipleşerek’ ağır ve sağlam adımlarla kendi takipçilerini oluşturmaya başlar.”

Nerelerde olmalısınız?
Marka olmak istiyorsanız mutlaka bulunmanız gereken mecralar var. Bloglar, Facebook, Twitter, LinkedIn, Xing, Youtube, Google +, Slide Share, Flickr, Friendfeed, Foursquare, Instagram…

Bunlardan olmazsa olmazı ise Twitter. Twitter’ın bu konunun merkezi olduğunu belirten Cengiz, Instagram ve foursquare ile destekli aktif kullanılan bir Twitter hesabının; sosyal medyada 10 kaplan gücünde olacağını söylüyor.

Hangi mecralarda olunacağı belli, paylaşım içeriğinizi de belirlediniz… Ama ne sıklıkta paylaşım yapmalı, günde kaç tweet atılmalı? Bunun ne yazık ki bir formülü yok. Kullanıcının paylaşımlarının tarzına ve içeriğine göre bu rakam ve zamanlamalar farklılık gösteriyor. Cengiz, finans üstüne markalaşmayı hedefleyen birisi ile kadın erkek ilişkileri üstüne yazan birisinin paylaşım sayılarının ve daha da önemlisi zaman dilimlerinin ciddi farklılık göstermek durumunda olduğunu söylüyor. Ayrıca kullanıcı, kendine çizdiği yol doğrultusunda aktif olduğu hesapların hepsine eşit önem göstermeli. Bilişim uzmanı Levent Karadağ ise özgün içerik hazırlama ve paylaşma planı yapıp, nitelikli içerikleri özenle ve önceden hazırlayıp paylaşılması gerektiğini düşünüyor: “Facebook’ta günde en 2-3 içerik paylaşabilirsiniz, hedef kitleniz içerisinde bulunan kişilerin içeriklerini paylaşıp, onlarla etkileşime geçebilirisiniz. Twitter’da günde ortalama 4 tweet paylaşmanız yeterli olacaktır. Ancak takip ettiklerinizin tweetlerinden de günde en az 3-4 tane paylaşmanız önemli.”

Faydaları-zararları

Bu tür mecraları kullanmanın faydası da var zararı da.

Faydaları:

– Bilgi ve deneyimlerinizi herkesle paylaşabilirsiniz.
– Normal şartlarda kolayca ulaşamayacağınız kişilerle iletişime geçebilirsiniz.
– Eğer dijital bir alanda kariyer yapıyorsanız rakiplerinizden bir adım önde olursunuz.
– Saygınlığınız, bilinirliğiniz artar, başarı ve belki de maddi kazanç sağlar.
– İş ağlarınız genişler.
– Kurumunuza artı değer kazandırırsınız.
– Çeşitli meslek gruplarından uzmanlarla ilişkileriniz artarak, işlere farklı disiplinlerle bakmayı öğrenirsiniz.

Zararları ise:

* Başlangıçta zaman sorunu yaşayabilirsiniz.
* İşe konsantrasyonda eksiklik ve zaman kaybı olabilir.
* Çalıştığınız kurumun kurumsal hedeflerini, değerlerini bilmediğiniz durumlarda, paylaşımlarınıda kuruma ve dolaylı olarak kendinize zarar verebilirsiniz.
* Eskisi kadar özgür olamazsınız.

Başka olmayın kendiniz olun

Sosyal medyada kişisel marka olmak için öneriler:
– İş ve özel yaşamınızın geçmişten bugüne (okullar, işyerleri ve görevler, gönüllük, spor, sanat, alınan seminerler, kurslar, projeler, başarılar, ödüller, eserler vb) hikayenizi yazın.
– Kendinizi değerlendirin. Güçlü yanlarınız ve zayıf yanlarınız neler?
– Marka olmanın zorluğunu düşünerek tutkularınızı ortaya çıkarın. Para dışında sizi motive eden nedir, sizi en çok ne mutlu ediyor, başkalarının söylediklerini bırakıp içinize yönlendiğinizde, derinlerde neler var, ileride kendinizi nerede, nasıl ve ne yaparken görmek istersiniz?
– Sosyal medyadaki içerikleri ve kişileri iyi analiz edin. Kullanacağınız sosyal medya ortamlarını titizlikle belirleyin. Hedef kitlenizin hangi ortamı ne şekilde kullandığına bakın.
– Sosyal medya ortamlarındaki rakipleriniz kimler, ne yapıyorlar, onları üstün kılan nedir, eksiklerini belirleyin.
– Hedeflerinizi gerçekleştirmek için kendinize kişisel markalaşma takvimi hazırlayın. Ne zaman, ne yapacağınızı içeren bir pazarlama planı geliştirin.
– Bulunduğunuz sosyal medya ortamlarına ve ortamdaki hedef kitlesine uygun dili kullanın. Her zaman kendiniz olun ve doğruyu söyleyin. Örneğin; LinkedIn’deyseniz, daha resmi ve profesyonelce bir dil kullanmaya çalışın, Facebook’taysanız çok resmi bir dil kullanmayın.
– Spam yapmayın, ona buna laf atmayın.
– Sürekli alıntı yapmayın, sayfanızı retweetlerle doldurmayın.
– Başka biri gibi davranmayın, -mış gibi olmayın. Kendiniz olun, samimi davranın.
– Konusu her ne olursa olsun özgün içerik üretin.
– Sosyal ağları mutlaka birbiriyle bağlayın.
– Facebook, LinkedIn gibi arkadaşlarınızın gruplara ayrılabildiği sosyal medya ortamlarında 100-150 kişilik gruplar oluşturun ve her grubun özelliğine göre içerik oluşturup, paylaşın.
– Size gelen yorumlarla ilgilenin. Sizi kızdırabilecek içerik aldığınızda kendinize zaman tanıyın. Bir anlık sinirle cevap yazmayın.
– Sosyal medya izleme ve değerlendirme araçları edinin. Bu araçlarla hedef kitlenizin durumunu ve performansınızı analiz ederek, stratejilerinizi ve eylem planınızı güncelleyin.
– Reklamların, pazarlamacıların ve sahte profillerin gazına gelmeyin.
– Gizlilik, telif hakları konularına dikkat edin.
– Bilgi ve bilişim güvenliğine dikkat edin. Her an biri profilinizi ele geçirip, sağa sola saldırıp, size tamir edilmeyecek zararlar verebilir.

Hangi mecrayı nasıl kullanacaksınız

Bu mecraları nasıl kullanacaksınız? Bilişim uzmanu Levent Karadağ, sosyal ağların nasıl kullanılması gerektiğini şöyle anlatıyor:
Blog: Bir blog açarak işe başlayın, ‘içerik kraldır’ sloganıyla nitelikli ve arama motorlarına uygun içerikler oluşturun. Oluşturulan içerikleri diğer sosyal medya ortamlarına bağlantı kurarak dağıtın. Çok fazla içerik üretemiyorsanız ortak bloglar kullanın.
Slideshare: Uzmanlığınızla ilgili mutlaka sunumlar hazırlayın ve sunumu Slideshare yükleyin.
Facebook: Bu mecradan geçmişinizdeki kişilere ve hedef kitlenize ulaşabilirsiniz. Facebook’ta arkadaşlarınızı 100-150 kişilik gruplara ayırarak, gruplara uygun içerik üretip paylaşın.
Twitter: Twitter, haber kanalı olarak çıkmasına rağmen, kısa anlatımlarla, anında paylaşımla çok önemli mecra haline geldi. Mesajlarınızı Twitter’e göre kısaltmanın yolları konusunda çalışın. Kendi mesajlarınızı paylaştığınız gibi takip ettiklerinizin mesajlarını da paylaşabilirsiniz.
LinkedIn ve XING: İş profesyonellerinin yer aldığı ve her geçen gün üye sayısının arttığı bu ortamlarda profesyonel bir şekilde profil hazırlayın, kişisel gelişiminizde faydalı göreceğiniz gruplara üye olun. Gruplardaki hedef kitlenizdeki kişilerle etkileşime geçerek (bilgilerinizden faydalanacak kişileri/ size değer katacak kişiler) yaptıkları paylaşımlara samimi cevaplar vererek, onları kazanmayı sağlayın.
Youtube, Vimeo, İzlesene video siteleri: İnternet kullanıcılarının yüzde 90’dan fazlası video izliyor. Mutlaka video içerikleri oluşturarak diğer sosyal medya ortamlarında paylaşın.
Google+: Google’da ön sıralarda çıkmanız açısından bu ortamı az da olsa kullanın.
Foursquare: Konum bazlı pazarlama her geçen gün yükselen trend. Uzmanlık alanınıza uymasa bile asgari ölçülerde kullanmanız önemli.

Kaynak: www.halklailiskiler.com

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Süt kemik sağlığı bakımından yararlı mı?

sütün faydaları, Manşet, kemik gelişimi

Kemik gelişimi için sütün önemli olduğunu yıllardan beri duyarız. Peki gerçekten süt içmek kemiklerin güçlenmesine düşünüldüğü kadar katkı sağlar mı? İşte www.bbc.com sitesinden hepimizi aydınlatacak nitelikte bir makale…

Süt gerçekten kemikleri güçlendiriyor mu?

Kemiklerimizi güçlendirmek için süt içmek gerektiğine dair sözleri çocukken hepimiz duymuşuzdur.

Süt kalsiyum içerir. Kalsiyum da kemik yoğunluğu için gerekli bir mineral olarak biliniyor.

Ancak süt tüketimi ile kemiklerin güçlenmesi arasında kesin bir bağ olduğunu kanıtlamak o kadar da kolay değil.

Bunu kanıtlamak için iki büyük grupla bir deney yapılması, bunlardan birinin yıllar boyunca bol miktarda süt içerken diğer gruba süt görünümünde plasebo içecek verilmesi gerekiyor. Ama bunu pratikte uygulamak zor.

Onun yerine şu yapılabilir: Binlerce insana geçmiş yıllarda ne kadar süt içtikleri sorulup sonra da en az 10 yıl gözlemlenerek düzenli süt içenlerde daha az sayıda kemik kırılması vakasına rastlanıp rastlanmadığının tespit edilmesi.

ABD’de Harvard Üniversitesi 1997’de böyle bir araştırma yapmıştı. 77 bin kadın hemşire 10 yıl boyunca gözlemlendi. Ancak haftada bir bardak süt içenlerle iki ve daha fazla bardak içenler arasında kol ve kalça kırıkları vaka sayısı bakımından önemli bir fark görülmedi.

Etkisi iki yıl sürüyor

Aynı ekibin 330 bin erkekle yaptığı araştırmada da benzer bir sonuç alındı.

Bu alandaki 15 farklı araştırma 2015’te Yeni Zelandalı bir ekip tarafından incelendiğinde, süt içmek de dahil, kalsiyum bakımından zengin bir diyetin kemikteki kalsiyum yoğunluğunu iki yıl artırdığı, ancak sonra bu artışın durduğu gözlendi.

Diyetle alınan kalsiyuma alternatif olarak haplarla kalsiyum takviyesi de yapılabiliyor. Ancak takviyelerin uzun vadede olumsuz etkide bulunduğuna dair endişeler var.

Yeni Zelandalı ekip 51 araştırmayı inceleyerek kalsiyum takviyesinin uzun vadede avantajları ile olumsuz etkilerini kıyasladığında, onlar da kemiklerdeki güçlenmenin bir-iki yıl sonra durduğunu tespit etti.

Kalsiyum takviyesi, kemik yoğunluğunda yaşlanmaya bağlı kaybı durdurmuyor, sadece geciktiriyordu. Ekip, kemiklerde kırılma oranı bakımından bunun ancak ufak bir azalmaya tekabül ettiği sonucuna vardı.

Aynı veriler farklı ülkelerde incelendiğinde, günlük alınması gereken kalsiyum miktarı bakımından farklı öneriler ortaya çıkmıştı. Örneğin ABD’de önerilen miktar İngiltere ve Hindistan’dakinin iki katına yakındı. ABD’de günde yaklaşık üç su bardağı süt içilmesi salık veriliyor.

2014’te İsveç’te yapılan bir araştırmada ise günde üç bardaktan fazla süt içmenin kemikler için daha fazla yarar getirmediği, hatta zararlı olabileceği sonucuna varılmıştı.

Uppsala Üniversitesi ve Karolinska Enstitüsü’nün yaptığı araştırmada, insanlara önce 1987’de ne kadar süt içtikleri soruldu, daha sonra aynı soru 1997’de tekrarlandı.

2010’da bu insanlar arasında ölüm oranı incelendiğinde günde bir bardak süt içenlerde daha fazla kemik kırılması ve erken ölüm oranına rastlandığı görüldü.

Peynir ve yoğurt daha mı etkili?

Ancak bu araştırmanın da bazı sorunları vardı. İnsanlara daha önceki yıllarda ne kadar süt tükettikleri sorulmuştu, bunu doğru bir şekilde tahmin etmek mümkün olmayabilirdi, zira süt tüketimi farklı şekillerde olabilirdi.

Ayrıca bu tür araştırmalardaki en büyük sorun burada da kendisini gösteriyordu: İki olay birbiriyle gerçekten bağlantılı mı veya neden-sonuç ilişkisi gerçekten var mı?

Aynı araştırmada kafa karıştıran bir diğer sonuç ise peynir ve yoğurt tüketimi ile daha az sayıda kırık oranı arasında bir bağlantı kurulmasıydı.

Araştırmacılar, insanlara beslenme konusunda tavsiyelerde bulunurken bu sonuçların dayanak alınması için erken olduğunu, benzer araştırmaların tekrarlanması gerektiğini söylüyor. Bu sonuçlardan yola çıkarak beslenme düzenini değiştirme konusunda temkinli davranılması tavsiye ediliyor.

Yani kısaca diyebiliriz ki, mevcut verilere göre, süt içmeye devam etme konusunda bir sorun yok. Süt kemik sağlığı bakımından yararlı olabilir. Ama bu yarar sandığımız kadar uzun süreli olmayabilir.

Ayrıca kemik sağlığı açısından etkili diğer yöntemleri de uygulamak gerekir. Egzersiz yapmak ve beslenme, güneş ışığı ve fazla güneşin olmadığı yerlerde kışın D vitamini takviyesi yoluyla yeterince D vitamini almak gibi.

Uyarı: Bu makale sadece genel bilgi verme amacıyla yazılmıştır ve doktor tavsiyesi olarak ele alınmaması gerekir. Makalenin içeriğinden yola çıkarak okurun kendi başına koyduğu teşhislerden BBC sorumlu değildir. Sağlığınızla ilgili herhangi bir endişeniz varsa doktorunuza danışın.

Kaynak: www.bbc.com

Okumaya devam et

MAKALE

Hepimizin biraz sakinleşmeye ihtiyacı var

sinirliyken sakinleşmek için ne yapmalı, sakinleşmek, Manşet

Günlük hayatımızda hemen her yerde can sıkıcı olaylarla karşılaşabiliyoruz. Bu olaylara verdiğimiz tepkiler de o anki ruh halimize göre değişiklik gösterebiliyor. Bu da bizi fazlasıyla yıpratabiliyor. Peki ne yapmalıyız? İşte sakinleşmek için kendimize sormamız gereken sorular…

Endişe duygusuna kapıldığınızda sakinleşmek için kendinize sorabileceğiniz sorular

Bazen insan sebepli veya sebepsiz yere endişeye kapılır. Öyle ki bu duygusunu başkalarına açıklamakta bile zorlanır. Anne babasının hastalanacağından, çok fazla para harcadığından, sevdiklerinin duygularını incitmekten, mesajlara cevap vermeyen bir arkadaş yüzünden bile endişelenir. Bir yakını eve geç geldiğinde, topluluk önünde konuşması gerektiğinde endişelenen sadece siz değilsiniz. Herhangi bir sebepten ötürü endişeye kapıldığınızda, göğsünüze bir ağırlık çöktüğünde şunu hatırlayın; yalnız değilsiniz. Endişe, birden fazla şekilde ortaya çıkabilir. Endişe duygusundan kurtulmanın da birden fazla yöntemi var. Bunlardan biri de sakinleşmek için kendinize soru sormak. İşte endişelendiğiniz zamanlarda bu duygudan uzaklaşmak için kendinize sorabileceğiniz sorular:

1. Bu gerçekten bir tehdit mi?

Hayatta kazalar olur. Ancak çoğu zaman endişe duygusuna kapıldığımızda, işlerin gerçekten de ters gittiğini söylemek biraz zor. Peki o halde sizi bu kadar endişelendiren şey ne? O şeyin gerçekleşme ihtimali ne? Bunu gerçekten bir anlığına da olsa düşünün. Bu sorulara bulacağınız yanıtlar, endişelenmenize sebep olan şeyin gerçek bir tehdit olup olmadığını kavramanızı kolaylaştırır.

2. Hazırlıklı olmak için elinizden gelen her şeyi yaptınız mı?

Hayatta bazı şeyleri kontrol edebilirsiniz, önlem alabilirsiniz. Bisiklete biniyorsanız, kask takmalısınız. Evdeki alarmın çalışıp çalışmadığını kontrol etmeli, sağlık sigortanızı ihmal etmemeli, düzenli aralıklarla doktora görünmelisiniz. Biraz sıkıcı bir çözüm olabilir ancak kendinize kontrol edilecekler listesi hazırlayabilirsiniz. Gözden geçirdiğiniz unsurları tek tek işaretlediğiniz zaman endişelerinizden bir nebze kurtulabilir, daha sakin ve planlı hareket edebilirsiniz.

3. Zihniniz biraz aşırıya kaçıyor olabilir mi?

Gecenin bir yarısı endişeye kapılmış, korkmuş ve yorgun düşmüş bir zihinden daha kötü ne olabilir? Eğer panik duygunuz ve endişeleriniz işle, başka insanlarla veya dikkatinizi dağıtacak herhangi bir şeyle ilgili olmayan saatlerde ortaya çıkıyorsa, bu durumda kontrolü ele almalısınız. Derin nefesler alıp vererek düşüncelerinizi değiştirebilir veya bir uyku meditasyonu videosu açabilirsiniz. Gece gelen kaygılarınızın, güneşin ışığıyla birlikte ortadan kaybolacağını düşünebilirsiniz.

Aslında korkmanız gereken şey, endişelerinize sebep olan şeyler değil, endişenin ta kendisi. Amerikalı ünlü yazar Seth Godin, “Endişe, davranışlarımızı verimli bir şekilde değiştirdiği zaman kullanışlıdır. Bunun dışında kalan endişe duygusu, dikkat dağınıklığının olumsuz hali, bizi çalışmaktan veya hayatımızı yaşamaktan alıkoymak için tasarlanmış bir oyalanma şeklidir” diyor.

Bir sonraki sefer panik duygunuz arttığında, endişelerinize kapıldığınızda kendinize sorular sorarak bu duyguyla baş etmeyi ve ondan kurtulmayı deneyebilirsiniz.

Kaynak: www.uplifers.com

Okumaya devam et

MAKALE

Evcil hayvan beslemenin çocuklar üzerindeki etkisi

Manşet, hayvan sevgisinin önemi, evcil hayvan, çocuk gelişimi

Evcil hayvan beslemek çocuklar için gerçekten birer tehdit mi? Evcil hayvanlar çocuklar üzerinde ne gibi etkilere sahipler? İşte www.yakiniliskiler.com sitesinden tüm bu sorulara yanıt olabilecek nitelikte bir yazı…

Evcil Hayvanlar Çocukların Gelişimini Nasıl Etkiliyor?

Hemen hepimizin kedi ve köpeklere dair çocukluk anıları vardır. Kimimiz bir sokak köpeğini sahiplenmek için ailemizi ikna etmeye çalışmışızdır, kimimiz bir yavru kediyi marketten aldığımız sütle beslemişizdir. Maalesef bazılarımız ise bu sevimli dostlarımızla oynarken ebeveynlerimiz tarafından uyarılmışızdır: “Sürme ellerini şu köpeğe!”, “Nereden buldun bu pis şeyi?!” Ebeveynler çocuklarının sağlığı ve güvenliğinden endişe ettikleri için böyle tepkiler veriyor olabilirler; fakat bu sevimli dostlarımız çocuklar için gerçekten birer tehdit mi? Evcil hayvanlar çocuklar üzerinde ne gibi etkilere sahipler?

2017 yılında yapılan bir araştırmaya göre, ergenlik dönemindeki çocuklar evcil hayvanlarıyla olan ilişkilerinden kardeşleriyle olan ilişkilerine göre daha fazla tatmin oluyorlar1. “Ama kardeşlerimizle ve evcil hayvanlarımızla aynı şeyleri paylaşmıyoruz ki” diye düşünebilirsiniz; fakat araştırmaya göre çocukların kardeşleriyle ve evcil hayvanlarıyla paylaştıkları şeyler birbiriyle hemen hemen aynı. Hatta bazı durumlarda çocuklar evcil hayvanlarına kardeşlerinden daha fazla şey anlatabiliyorlar. Buna ek olarak belirtmek gerekiyor ki; köpek sahibi olan ailelerin çocukları diğer evcil hayvanlara sahip olan ailelerin çocuklarına kıyasla evcil hayvanlarıyla olan ilişkilerinden daha memnunlar. Fakat bir köpekle yaşamanın mümkün olmadığı durumlarda diğer hayvanlar da çocuklar için son derece faydalı birer dost görevi görüyorlar.

Çok sayıda araştırma gösteriyor ki, evcil hayvanlarımızla kurduğumuz temas oksitosin salgılamamıza sebep oluyor ve bu da bizim rahatlamamızı ve sakinleşmemizi sağlıyor2. Çocuklar da – tıpkı yetişkinler gibi – stresli durumlarda, güvene veya duygusal desteğe ihtiyaç duyduklarında, öfkelendiklerinde veya üzüldüklerinde evcil hayvanlarından destek alıyorlar3,4. Fakat evcil hayvanların çocuklara faydaları bunlarla sınırlı değil. Araştırmalara göre çocuklar sadece insanlarla değil, evcil hayvanlarıyla da bağlanma ilişkisi kurabiliyorlar5. Kediler ve köpekler sevgimize karşılık verebilen canlılar oldukları için bağlanma ihtiyaçlarımızı kısmen de olsa karşılayabiliyorlar ve ebeveynleri tarafından yeterli ilgi görmeyen çocukların gelişiminde ciddi seviyede olumlu bir etki yaratabiliyorlar6,7. Ebeveynleri ile sağlıklı bir bağlanma gerçekleştiremeyen çocuklar ise ebeveynlerinin yerini evcil hayvanları ile doldurup güvenli bağlanma dinamikleri geliştirebiliyorlar8.

Evcil hayvanlar bebeklerin bilişsel gelişimi için de son derece faydalı olabiliyor. Yapılan bir araştırmaya göre; evcil hayvanlar bebeklerin konuşmayı öğrenmelerini ve gelecekte daha iyi sözlü iletişim kurmalarını kolaylaştırıyorlar9. Sabırlı birer dinleyici olmaları sebebiyle hayvanlar bebekleri konuşmaya teşvik edebiliyorlar. Bunun yanı sıra, bebekler de evcil hayvanlara sevgilerini göstermek veya komut vermek amacıyla iletişim kurmaya çabalayabiliyorlar. Evcil hayvanlar bebeklerdeki merak duygusunu tetikleyerek onları öğrenmeye teşvik edebiliyor ve aynı zamanda onlara koşulsuz ilgi göstererek duygusal destek sunabiliyorlar6. Ayrıca, öğrenme anlamlı ilişkiler içerisinde gerçekleştiğinde daha kalıcı ve etkili olduğu için evcil hayvanlarla kurdukları ilişkiler bebeklerde öğrenmeyi kolaylaştırıcı bir işlev de kazanabiliyor.

Evcil hayvanlar sadece varlıklarıyla dahi çocuklar üzerinde olumlu etkiler bırakabiliyor fakat birçok araştırma gösteriyor ki çocuklar ve evcil hayvanlar arasındaki bağ ne kadar güçlüyse, bu olumlu etkiler de bir o kadar fazla görülüyor. Bir araştırmaya göre; evcil hayvanlarıyla güçlü bağları olan çocuklar evcil hayvanlarıyla zayıf bağları olan çocuklara göre kendilerini daha güvende hissediyor, takım çalışmasına daha fazla yatkınlık gösteriyor ve daha iyi empati kurabiliyorlar10. Bir diğer araştırmaya göreyse, evcil hayvanlarla güçlü bağlara sahip olmak çocuklarda sorumluluk bilincini geliştiriyor11. Fakat belirtmekte fayda var; çocukların sorumluluk bilincini geliştirmek isteyen ebeveynlerin hayvan bakımı konusunda (örneğin evcil hayvanları nasıl incitmeden sevmek gerektiği, onlara nasıl davranmak gerektiği) çocuklarına rehberlik etmeleri de son derece önemli.

Özetlemek gerekirse; evcil hayvanlar hem bebekler hem de çocuklar üzerinde son derece önemli pozitif etkilere sahip. Bebeklerin bilişsel yeteneklerini geliştiriyorlar, onlarda merak uyandırıp keşfetmeye motive ediyorlar. Hem bebeklere hem de daha büyük çocuklara duygusal destek sunuyorlar. Bağlanma ilişkisinin gerektirdiği ihtiyaçları ebeveynleri tarafından karşılanmayan çocukların bu ihtiyaçlarının bir kısmını karşılayabiliyorlar ve bir nevi ebeveynleri tamamlayıcı bir görev üstlenebiliyorlar. Ergenlik dönemindeki çocuklar için yakın ve güvenilir bir arkadaş görevi görüp, onların çeşitli sosyal ihtiyaçlarını karşılayabiliyorlar. Tüm bunları göz önünde bulundurduğumuzda şunu söyleyebiliriz: Evcil hayvan sahibi olmak bir çocuk sahibi olmaya, çocuk sahibi olmaksa yuvaya ihtiyacı olan bir hayvan sahiplenmeye engel değil. İnternette sıkça karşımıza çıkan bu inanılmaz sevimli çiftler beraberken daha mutlu ve sağlıklı bile olabilirler!

Kaynak: www.yakiniliskiler.com
Yazan: Alper Günay
Düzenleyen: Gizem Sürenkök

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER3 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER3 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER3 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER4 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER4 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER4 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND