Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Sosyal mecralarda nasıl kişisel marka olunur?

Sosyal mecraları takip edenlerin oranı giderek artıyor. Sosyal mecralarda kişisel markalarını oluşturanlar hem tanınırlıklarını arttırıyor, hem de çalıştıkları kurumlara dolaylı katkı sunuyorlar. İşte sosyal mecralarda marka olmanın incelikleri…

ulaşılabilirlik, sosyal medya'da kişisel marka olmak, kişisel marka, bilinirlik

Sosyal mecraları takip edenlerin oranı giderek artıyor. Sosyal mecralarda kişisel markalarını oluşturanlar hem tanınırlıklarını arttırıyor, hem de çalıştıkları kurumlara dolaylı katkı sunuyorlar. İşte sosyal mecralarda marka olmanın incelikleri…

SOSYAL MEDYADA NASIL KİŞİSEL MARKA OLUNUR?

Sosyal medyada kişisel marka olmanın hem çalıştığınız kuruma faydası var hem de bilinirliğinizi artırdığı, çevrenizi genişlettiği için size. Fakat herkesin kolayca giriş yaptığı bu mecrada nasıl sivrilip marka haline geleceksiniz? Bunun için belirli bir konuda paylaşımlara ağırlık vermek ve samimi olmak önemli.

Birçoğumuz sosyal medya araçlarını kullanıyoruz. Facebook, Twitter, LinkedIn, Foursquare, Instagram… Bu mecralarda tanınmak, çok takipçiye sahip olmak ve kişisel olarak marka haline gelmek kimileri için önemli. Var olan markalar bile bunu yapmakta zorlanırken, sosyal medyada kendilerine yer bulmaya çalışırken bireyler bunu nasıl yapacak?

Sosyal medyada kişisel marka olmak, sosyal medya ortamlarını iyi tanıyarak, sosyal medyadaki hedef kitlenizin, sizi uzmanlık alanınızda lider olarak algılamasına deniyor. İş hayatında yöneticilere bilgi ve becerileri göstermenin yolu kişisel pazarlamadan geçiyor. Bunun da en önemli aracı sosyal medya.

Ping Yaratıcı Yönetmeni Olcayto Cengiz sosyal medyada kişisel marka olmanın iki farklı anlama gelebildiğini söylüyor. Bir tanesi hali hazırda marka olan birisinin -ki bu kişi tanınmış, bilinen bir isim oluyor- sosyal medyayı aktif şekilde kullanması sonucu burada da varolması demek. Diğeri ise; kişinin çalıştığı kurumdan, sosyo ekonomik konumundan ve toplumdaki duruşundan bağımsız olarak, sosyal medya platformlarında ismi ya da kullandığı mahlası ile bir marka haline gelmesi demek.
Cengiz’e göre sosyal medya aslında gerçek hayat olarak adlandırdığımız dünyanın bir yansıması. Gerçek hayatta da belirli bir konumu ve saygınlığı olmayan bir kimsenin burada da karşılığının genelde aynı olduğunu belirten Cengiz, tek farkı şöyle açıklıyor: “Siz arkadaş çevrenizde bir marka olmuşken burada tanımadığınız ‘arkadaş’ çevreniz içinde marka halini alırsınız.”

İnsan kaynakları firmaları da eleman alımlarında ve elemanları değerlendirme sosyal medya mecralarını kullanıyor. Bilişim uzmanı Levent Karadağ, sosyal medyada kişisel marka olmanın, farklı iş alanlarında yer almayı sağladığını söylüyor. Örneğin, 3-5 yıl önce sosyal medyada içerik üretenler, internet girişimcisi ve internet profesyonelleri olarak kurumlarına katkılarda bulunabiliyor.

Bir konuya ağırlık verin
Peki sosyal medyada herkes kişisel marka olabilir mi? Twitter, Facebook, Instagram, Tumblr vb. sosyal medyayı yoğun olarak besleyen platformlardan en az birisini aktif olarak kullanan herkes kişisel marka olabilir. Değişen iş koşullarında kişisel değerlerini arttırmak ve daha fazla tanınmak isteyen çalışan ve yöneticiler, girişimciler ve küçük iş sahipleri, avukatlar, doktorlar, satış temsilcileri, iş arayanlar da buna dahil.

Cengiz sosyal medyada marka olmak adına şunları söylüyor: “Belli bir konu ya da duruşta uzmanlaşın. Otomobiller, videolar, teknoloji, kadın erkek ilişkileri, pazarlama… Kısacası her sosyal medya kullanıcısı gibi farklı konulardan farklı içerikler paylaşırken ağırlıklı olarak tek bir konu üstünde durmak sonuç verecektir. Burada önemli olan bir başka noktada; kullanıcının bu konuyu gerçekten sevdiği bir konudan seçmesi. Yani sanki sadece kendisi okuyacakmış gibi yazarak, aynı konuda yazan diğer sosyal medya kullanıcıları ile platformlar üstünden ‘takipleşerek’ ağır ve sağlam adımlarla kendi takipçilerini oluşturmaya başlar.”

Nerelerde olmalısınız?
Marka olmak istiyorsanız mutlaka bulunmanız gereken mecralar var. Bloglar, Facebook, Twitter, LinkedIn, Xing, Youtube, Google +, Slide Share, Flickr, Friendfeed, Foursquare, Instagram…

Bunlardan olmazsa olmazı ise Twitter. Twitter’ın bu konunun merkezi olduğunu belirten Cengiz, Instagram ve foursquare ile destekli aktif kullanılan bir Twitter hesabının; sosyal medyada 10 kaplan gücünde olacağını söylüyor.

Hangi mecralarda olunacağı belli, paylaşım içeriğinizi de belirlediniz… Ama ne sıklıkta paylaşım yapmalı, günde kaç tweet atılmalı? Bunun ne yazık ki bir formülü yok. Kullanıcının paylaşımlarının tarzına ve içeriğine göre bu rakam ve zamanlamalar farklılık gösteriyor. Cengiz, finans üstüne markalaşmayı hedefleyen birisi ile kadın erkek ilişkileri üstüne yazan birisinin paylaşım sayılarının ve daha da önemlisi zaman dilimlerinin ciddi farklılık göstermek durumunda olduğunu söylüyor. Ayrıca kullanıcı, kendine çizdiği yol doğrultusunda aktif olduğu hesapların hepsine eşit önem göstermeli. Bilişim uzmanı Levent Karadağ ise özgün içerik hazırlama ve paylaşma planı yapıp, nitelikli içerikleri özenle ve önceden hazırlayıp paylaşılması gerektiğini düşünüyor: “Facebook’ta günde en 2-3 içerik paylaşabilirsiniz, hedef kitleniz içerisinde bulunan kişilerin içeriklerini paylaşıp, onlarla etkileşime geçebilirisiniz. Twitter’da günde ortalama 4 tweet paylaşmanız yeterli olacaktır. Ancak takip ettiklerinizin tweetlerinden de günde en az 3-4 tane paylaşmanız önemli.”

Faydaları-zararları

Bu tür mecraları kullanmanın faydası da var zararı da.

Faydaları:

– Bilgi ve deneyimlerinizi herkesle paylaşabilirsiniz.
– Normal şartlarda kolayca ulaşamayacağınız kişilerle iletişime geçebilirsiniz.
– Eğer dijital bir alanda kariyer yapıyorsanız rakiplerinizden bir adım önde olursunuz.
– Saygınlığınız, bilinirliğiniz artar, başarı ve belki de maddi kazanç sağlar.
– İş ağlarınız genişler.
– Kurumunuza artı değer kazandırırsınız.
– Çeşitli meslek gruplarından uzmanlarla ilişkileriniz artarak, işlere farklı disiplinlerle bakmayı öğrenirsiniz.

Zararları ise:

* Başlangıçta zaman sorunu yaşayabilirsiniz.
* İşe konsantrasyonda eksiklik ve zaman kaybı olabilir.
* Çalıştığınız kurumun kurumsal hedeflerini, değerlerini bilmediğiniz durumlarda, paylaşımlarınıda kuruma ve dolaylı olarak kendinize zarar verebilirsiniz.
* Eskisi kadar özgür olamazsınız.

Başka olmayın kendiniz olun

Sosyal medyada kişisel marka olmak için öneriler:
– İş ve özel yaşamınızın geçmişten bugüne (okullar, işyerleri ve görevler, gönüllük, spor, sanat, alınan seminerler, kurslar, projeler, başarılar, ödüller, eserler vb) hikayenizi yazın.
– Kendinizi değerlendirin. Güçlü yanlarınız ve zayıf yanlarınız neler?
– Marka olmanın zorluğunu düşünerek tutkularınızı ortaya çıkarın. Para dışında sizi motive eden nedir, sizi en çok ne mutlu ediyor, başkalarının söylediklerini bırakıp içinize yönlendiğinizde, derinlerde neler var, ileride kendinizi nerede, nasıl ve ne yaparken görmek istersiniz?
– Sosyal medyadaki içerikleri ve kişileri iyi analiz edin. Kullanacağınız sosyal medya ortamlarını titizlikle belirleyin. Hedef kitlenizin hangi ortamı ne şekilde kullandığına bakın.
– Sosyal medya ortamlarındaki rakipleriniz kimler, ne yapıyorlar, onları üstün kılan nedir, eksiklerini belirleyin.
– Hedeflerinizi gerçekleştirmek için kendinize kişisel markalaşma takvimi hazırlayın. Ne zaman, ne yapacağınızı içeren bir pazarlama planı geliştirin.
– Bulunduğunuz sosyal medya ortamlarına ve ortamdaki hedef kitlesine uygun dili kullanın. Her zaman kendiniz olun ve doğruyu söyleyin. Örneğin; LinkedIn’deyseniz, daha resmi ve profesyonelce bir dil kullanmaya çalışın, Facebook’taysanız çok resmi bir dil kullanmayın.
– Spam yapmayın, ona buna laf atmayın.
– Sürekli alıntı yapmayın, sayfanızı retweetlerle doldurmayın.
– Başka biri gibi davranmayın, -mış gibi olmayın. Kendiniz olun, samimi davranın.
– Konusu her ne olursa olsun özgün içerik üretin.
– Sosyal ağları mutlaka birbiriyle bağlayın.
– Facebook, LinkedIn gibi arkadaşlarınızın gruplara ayrılabildiği sosyal medya ortamlarında 100-150 kişilik gruplar oluşturun ve her grubun özelliğine göre içerik oluşturup, paylaşın.
– Size gelen yorumlarla ilgilenin. Sizi kızdırabilecek içerik aldığınızda kendinize zaman tanıyın. Bir anlık sinirle cevap yazmayın.
– Sosyal medya izleme ve değerlendirme araçları edinin. Bu araçlarla hedef kitlenizin durumunu ve performansınızı analiz ederek, stratejilerinizi ve eylem planınızı güncelleyin.
– Reklamların, pazarlamacıların ve sahte profillerin gazına gelmeyin.
– Gizlilik, telif hakları konularına dikkat edin.
– Bilgi ve bilişim güvenliğine dikkat edin. Her an biri profilinizi ele geçirip, sağa sola saldırıp, size tamir edilmeyecek zararlar verebilir.

Hangi mecrayı nasıl kullanacaksınız

Bu mecraları nasıl kullanacaksınız? Bilişim uzmanu Levent Karadağ, sosyal ağların nasıl kullanılması gerektiğini şöyle anlatıyor:
Blog: Bir blog açarak işe başlayın, ‘içerik kraldır’ sloganıyla nitelikli ve arama motorlarına uygun içerikler oluşturun. Oluşturulan içerikleri diğer sosyal medya ortamlarına bağlantı kurarak dağıtın. Çok fazla içerik üretemiyorsanız ortak bloglar kullanın.
Slideshare: Uzmanlığınızla ilgili mutlaka sunumlar hazırlayın ve sunumu Slideshare yükleyin.
Facebook: Bu mecradan geçmişinizdeki kişilere ve hedef kitlenize ulaşabilirsiniz. Facebook’ta arkadaşlarınızı 100-150 kişilik gruplara ayırarak, gruplara uygun içerik üretip paylaşın.
Twitter: Twitter, haber kanalı olarak çıkmasına rağmen, kısa anlatımlarla, anında paylaşımla çok önemli mecra haline geldi. Mesajlarınızı Twitter’e göre kısaltmanın yolları konusunda çalışın. Kendi mesajlarınızı paylaştığınız gibi takip ettiklerinizin mesajlarını da paylaşabilirsiniz.
LinkedIn ve XING: İş profesyonellerinin yer aldığı ve her geçen gün üye sayısının arttığı bu ortamlarda profesyonel bir şekilde profil hazırlayın, kişisel gelişiminizde faydalı göreceğiniz gruplara üye olun. Gruplardaki hedef kitlenizdeki kişilerle etkileşime geçerek (bilgilerinizden faydalanacak kişileri/ size değer katacak kişiler) yaptıkları paylaşımlara samimi cevaplar vererek, onları kazanmayı sağlayın.
Youtube, Vimeo, İzlesene video siteleri: İnternet kullanıcılarının yüzde 90’dan fazlası video izliyor. Mutlaka video içerikleri oluşturarak diğer sosyal medya ortamlarında paylaşın.
Google+: Google’da ön sıralarda çıkmanız açısından bu ortamı az da olsa kullanın.
Foursquare: Konum bazlı pazarlama her geçen gün yükselen trend. Uzmanlık alanınıza uymasa bile asgari ölçülerde kullanmanız önemli.

Kaynak: www.halklailiskiler.com

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kahvaltılı sabahlar, başarılı yarınlar!

sağlıklı çocuk kahvaltıları, okula giden çocuğun kahvaltısı, okul başarısı, Manşet, kahvaltı tabağı

Çocukların okul başarısını önemli ölçüde etkileyen kahvaltı nasıl olmalı? Hangi besinleri kahvaltıda mutlaka tüketmeliyiz? İşte Diyetisyen İzan Işık’tan dengeli ve sağlıklı kahvaltı önerileri…

Kahvaltı, okul başarısını olumlu etkiliyor

Diyetisyen İzan Işık, sağlıklı ve dengeli bir kahvaltının, eğitim başarısını etkilediğini, matematik problemleri çözme becerisini, okuma ve dinleme esnasında daha iyi anlamayı söyledi.

Diyetisyen İzan Işık, kahvaltının gece boyu süren açlığın sonunda vücut için gerekli ilk enerji kaynağı olduğunu belirterek, “Gece açlığında düşen kan glikozunun dengelenmesini sağlayan kahvaltı, bilişsel ve fiziksel performansın devamı için son derece önemli. Kahvaltı, glikojen (enerji) depolarını doldurur ve metabolizmayı çalışmaya başlatır” dedi. İzan Işık, MAT-FEN Eğitim Kurumu lise seviyesindeki öğrencilerine yönelik kahvaltı konulu beslenme eğitiminde konuştu. Eğitimde, gençlere örnek kahvaltı da sunuldu.

Kahvaltı okul başarısını etkiler

Sağlıklı ve dengeli bir kahvaltının, eğitim başarısını etkilediğini, matematik problemleri çözme becerisini, okuma ve dinleme esnasında daha iyi anlamayı sağladığını, hafızayı geliştirdiğini, derslerde konsantrasyonu sağladığını vurgulayan İzan Işık, bunun yanında derslere geç kalmayı önleme ve devamsızlığı azaltmaya da yaradığını anlattı. İzan Işık kahvaltının duygu durumuna etkisinin de bilindiğini belirterek, “Kahvaltı ile duygu durumları arasında da bir ilişki bulunmaktadır. Düzenli kahvaltı yapan çocuk ve adölesanlar yaşama daha pozitif bakmakta, daha az negatif duyguya sahip olmaktadırlar” diye konuştu.

6-12 ve 12-18 yaş dönemi bireylerin kahvaltı ve genel olarak sağlıklı beslenme konusunda alışkanlığı kazanmasının, gelecekte hastalıklardan korunmasına katkı verdiğine işaret eden İzan Işık, “Bu dönemler fizyolojik, psikolojik ve sosyal gelişimin hızlı olduğu, yaşam boyu devam edebilecek davranışların büyük ölçüde oluştuğu, bilgi almaya ve alışkanlık kazanmaya en uygun oldukları ve yetişkinlik hastalıklarının gelişimi açısından ise en riskli dönemlerdir. Çocuklarda ve adölesanlarda (12-18 yaş) kahvaltı öğününün atlanması oldukça yaygın görülüyor. Kahvaltı öğününü atlayan adölesanlar arasında, bu oranın kızlarda erkeklere göre daha fazla olduğu biliniyor. Kahvaltı öğününün atlanmasının temel nedenleri zaman yetersizliği, sabah iştahın olmaması ve adölesanların vücut ağırlıkları hakkında duydukları endişe nedeniyle besin alımını sınırlamak istemeleridir” bilgisini verdi.

Kahvaltı yapmak yetişkinlikte obezite riskini azaltıyor

Diyetisyen İzan Işık, bazı gençlerin kahvaltıyı kilo alma endişesiyle atlamasına karşılık, kahvaltı yapmanın yetişkinlikteki obezite riskini azalttığını da vurgulayarak, “Kahvaltıyı atlayan veya yeterli ve dengeli bir kahvaltı öğünü tüketmeyen çocuk ve 12-18 yaş arasındaki bireylerde ilerleyen yıllarda obezite görülme oranın daha fazla. Total kolesterol, LDL kolesterol ve insülin düzeylerinin yüksekliği ile ilişkili olduğunu, bireylerin yetişkinlik döneminde tip 2 diyabet, kalp damar hastalıkları, hipertansiyon, metabolik sendrom ve osteoporoz risklerinin daha yüksek” bilgisini verdi.

Ailelere uyarı

Ailelerin kahvaltıya yönelik tutumlarının çocukların ve adölesan çağdaki (12-18 yaş) gençlerin davranışlarını etkilediğine işaret eden İzan Işık, evde kahvaltı hazırlanmaması ve kahvaltıda gerekli olan besinlere yer verilmemesinin çocuk ve gençleri kahvaltıdan uzaklaştırabildiğini anlattı. İzan Işık, “Adölesan bireylere aileleri tarafından sağlıklı beslenme konusunda yol gösterilmeli, kendi besin alımlarını düzenleyerek yeterli ve dengeli beslenme alışkanlıklarının gelişimi desteklenmelidir”  diye konuştu.

İyi bir kahvaltı nasıl olmalı?

Öğrencilere kahvaltı tavsiyelerinde de bulunan Diyetisyen İzan Işık, iyi bir kahvaltının günlük enerji ihtiyacının yüzde 20-25’ini karşılaması gerektiğini belirtti. Dört temel besin grubu olan süt ve süt ürünleri, et ve et ürünleri, tahıl grubu ve sebze meyve grubunu içermesi gerektiğini belirten Diyetisyen Işık, mevsiminde taze meyve ve sebzeleri de önerdi. İzan Işık, örnek bir kahvaltıyı şöyle sıraladı:

“1 bardak süt, 1 yumurta, 1 dilim beyaz peynir, 2 ceviz veya 5 adet zeytin, 1 avuç yeşillik, söğüş doğranmış mevsim sebzeleri, 1 tatlı kaşığı ölçü ile bal veya ev yapımı reçel, 2-3 dilim tam tahıllı ekmek şeklinde hazırlanmış bir kahvaltı yaklaşık 500 kilokalori (kcal) enerji içerir ve aynı zamanda bireye tüm besin gruplarını sağlamış olur”

Öğrencilerin kahvaltıya bakışında olumlu değişiklik oldu

Bilgilendirme öncesi ve sonrasında tutum ve düşünceye yönelik yapılan kısa ankette de, MAT-FEN öğrencilerinin kahvaltıya yönelik tutumlarında olumlu değişiklik gözlendi.  Kahvaltısını artık atlamayacağını söyleyenler yüzde 43,4’ten yüzde 60,8’e yükseldi.

Kaynak: www.dunya.com

Okumaya devam et

MAKALE

Dikkatimizi artırmak için neler yapmalıyız?

psikoloji, odaklanma, dikkati artırma yöntemleri, dikkat problemi, dikkat

Etkili ve verimli çalışabilmek için iyi odaklanmamız gerekir. Fakat zor ve sıkıcı işlerle uğraşırken bu pek kolay olmuyor. Neyse ki bilim dikkati geliştiren kolay ve etkili yollar keşfetti. İşte o 5 bilimsel çözüm…

Dikkati geliştirecek 5 yöntem

Zor veya sıkıcı bir işe yoğunlaşmaya çalışanlar bunun ne kadar zor olduğunu bilir. Ama dikkati artırmayı sağlayan bazı bilimsel çözümler de var.

Yaptığımız işe daha iyi konsantre olmak için yapmamız gerektiğini sandığımız şeylerin çoğu beynimizin doğal işleyişine aykırıdır. Peki, daha fazla verim almak için, dikkat konusundaki araştırmalardan neler öğrenebiliriz?

1. Zihni dağıtmak

Yaptığınız iş üzerinde yoğunlaşmakta güçlük çekiyorsanız kısa süreliğine zihninizi dağıtacak başka bir şeye yönelmek en iyi yöntemlerden biridir.

Psikologlar zamanımızın yaklaşık yüzde 50’sini uğraştığımız işten farklı şeyler düşünerek geçirdiğimizi söylüyor. O halde zihni dağıtmak beynin daha iyi çalışmasına yardımcı olabilir.

Beyne baktığımızda, konsantrasyonun neden bozulduğunu anlayabiliriz. Konsantre olmak için beynin bazı bölgeleri arasında iyi bağlantılar kurulması gerekir.

Zamanımızın yarısını hayal kurarak geçiriyorsak bunun vaktini kendimizin belirlemesi daha yararlı olabilir.

Beynin ön kısmındaki kıvrımlardan oluşan frontal korteks, dikkat dağıtan şeylere karşı direnmeyi ve daha eğlenceli şeylerle uğraşmaya yönelten doğal içgüdümüzü kontrol etmeyi sağlar.

Bu bağlantıları çalışır halde tutmak için, özel bir şeyle uğraşmadığımızda beynin aktif olan kısımlarından daha fazla enerji gerekir. Ama kaçınılmaz olarak gün içinde bu enerji tükenip yorulduğumuzda, dikkatimiz dağılır, aklımız başka şeylere kaymaya başlar.

Eğer bu durum zaten yaşanacaksa bunun vaktini en uygun ana ayarlamak neden mümkün olmasın?

Harvard Üniversitesi’nde psikolog Paul Seli, zihnin dağılması konusunda kasıtlı ve kazara dağılma ayrımı yapıyor. Yapılan işi olumsuz etkileyen işte bu kazara zihin dağılmasıdır.

Oysa bu zamanı kendisi belirleyenler daha az zarar görür. Bilerek ve planlayarak zihni dağıtacak bir şeylere yönelmenin yararı olabilir.

“Uğraştığınız işle ilgisi olmayan başka bir konuyu düşünün, örneğin kafanıza takılan başka bir sorunu çözmeye çalışın, sonra da asıl işinize dönün” tavsiyesinde bulunuyor Seli.

İş dışındaki başka bir konuyu düşünmesi için zihninize izin vermek, hem aklın başka şeylere kayması sırasındaki suçluluk duygusunu hem de bu kaymaya neden olan ve zihni meşgul eden konuları gidermiş olacaktır.

İşyerinde şaka ortamına izin vermek verimliliği artırabilir. Bunun bir yolu da kedi videoları izlemek olabilir mi?

2. Boş boş dolanmak

Komik kedi videolarının dikkat dağıttığı düşünülür, ama bazı psikologlar bunların bizi işimize devam etmemizi sağlayacak kıvama getirebileceğine inanıyor.

İşinizi ne kadar seviyor olsanız da zor bir işe yoğunlaşmak irade ister. İrade gücünü artırmanın bir yolu da gülmekten geçer. Yapılan araştırmalar, zor bir bilmece üzerinde kafa yorma konusunda, komik bir video izleyen kişilerin, rahatlatıcı ama komik olmayan video izleyenlerden daha uzun süre çaba gösterdiklerini ortaya koydu. Bu nedenle işyerlerinde daha şakacı bir ortamın teşvik edilmesini savunanlar var.

Avustralya Üniversitesi’nde liderlik araştırmaları uzmanı David Cheng’e göre, “Ekibiniz için eğlenme kültürü yaratmak, onları güldürecek komik bir video bulup izletmek iş verimliliğini artırır. Bu elbette gün boyunca kedi videoları izlemek anlamına gelmiyor, ama özellikle yorgun hissedilen anlarda, arada bir fırsat yaratarak şakalaşıp gülmek gerekir.”

3. Düzen değil karmaşa mı?

Daha iyi konsantre olmak için, dikkat dağıtacak tüm dış etkenlerden arınmak gerektiği düşünülür. Oysa başka bir teoriye göre tersini yapmak gerekir.

Belli düzeyde karmaşanın yoğunlaşmaya yararı olabileceği söyleniyor.

Londra’daki UCL Üniversitesi’nden psikolog Nilli Lavie 1995’te ‘Yükleme Teorisi’ni gündeme getirdi. Buna göre, beynimizin dış dünyadan alıp işleme koyabileceği bilgi sınırlıdır. Bu kapasite dolduğunda, beynin dikkat sistemi devreye girerek neye konsantre olacağına karar verir.

Lavie’nin deneyleri, temiz, düzenli ve sessiz ortamlardan ziyade dağınık ve karmaşık ortamlarda çalışmak daha verimli olabilir. Algı bölgeleri tümüyle dolduğunda beynimiz tüm enerjisini en önemli işe yoğunlaştırır. Dikkat dağıtıcı etkenleri devre dışı bırakır.

Ancak bunu uygularken dikkat dağıtıcı doğru faktörleri bulmak ve enerjimizi tüketecek seviyeye çıkmasına izin vermemek önemlidir. Düzenli görsel ve müzikli araçları devreye sokup bu işi kolaylaştırmak için ommwriter veya focus@will gibi bazı uygulama programları geliştirilmiş olsa da bunlar bilimsel araştırmalarda sınanmış olmadığından bir radyo da aynı işi görebilir.

Burada önemli olan, beynin başka yerde stimülasyon aramasına fırsat vermeyecek doğru dengeyi bulmaktır. Çoğu insan neyin daha iyi işe yarayacağını deneme yanılma yoluyla bulabilir. Ama dikkat dağıtıcı etkenleri ortadan kaldırmak yorucu olabileceğinden, hafiften başlayarak bu yönteme başvurulabilir.

Öğle arasında dışarı çıkıp parkta egzersiz yapmak dikkati yenilemeyi sağlar.

4. İşe ara vermek

İşiniz başınızdan aşkın olduğunda işe ara vermek aklınıza bile gelmeyebilir. Fakat bu şekilde daha fazla iş yapmanın mümkün olduğunu gösteren çok sayıda veri bulunuyor.

Önemli olan, ne zaman, ne kadar süreyle işe ara verileceği ve bu sırada ne yapılacağıdır.

Araştırmalar, konsantrasyon sınırının 90 dakika olduğunu gösteriyor. Bundan sonra 15 dakikalık ara almak gerekiyor.

Birkaç saniyelik mini araların bile işe yaradığını gösteren çalışmalar var. Ama bu sırada pencereden dışarı bakmak yerine, zihin aritmetiği gibi daha yoğun bir egzersize başvurmak yararlı olacaktır.

İşe ara verdiğinizde fiziksel egzersiz yapmanın, ardından kafein içeren kahve gibi bir içecek içmenin de beyni güçlendirdiği görülmüştür. Bunları dışarıda bir parkta yapmak daha etkili olacaktır.

Başka bir seçenek de meditasyon olabilir. Meditasyon konusunda tecrübeli olanlar dikkatleri üzerinde daha iyi kontrol sahibi olduğu gibi, ne zaman ara vermeleri gerektiğini de daha iyi bilir.

Bütün bunları zaman kaybı olarak görüyorsanız bir fincan kahve ile kafein yüklemesi yapmak da kısa vadeli olarak hafızayı, reaksiyon ve dikkat süresini artırır.

Egzersiz yapamayanlar için kafein de kısa süreli bir çözüm olarak dikkati yenileyebilir.

5. Fazla zorlamayın

Uzun süreli konsantre olmak gerektiğinde, kısa süreli bir yoğunlaşma dönemlerinin ardından kısa araların alınmasının daha verimli olduğu gözlendi.

Boston Dikkat ve Öğrenim Laboratuvarı’nda yapılan beyin taramalarında, uzun süre konsantre olmaya çalışanların, kısa süreli yoğunlaşma ve kısa ara, ardından yeniden yoğunlaşma şeklinde bir yöntem izleyenlerden daha fazla hata yaptığı görüldü.

Aynı şekilde Amsterdam Vrije Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada da, sürekli konsantre olmaktansa kısa süreli ara verip başka bir konuda düşünmenin dikkati daha artırdığı görüldü.

Beyin hakkındaki bilgimiz arttıkça stresin konsantrasyona zarar verdiğini daha net görüyoruz. Bu nedenle sakinleşmek için ara almak, kontrolü yeniden ele geçirmek ve daha verimli çalışmak için de önemlidir.

Yazar:  Caroline Williams 
Kaynak: www.bbc.com

Okumaya devam et

MAKALE

İyi yaşamak için iyi uyuyun!

yetersiz uykunun zararları, yetersiz uyku, uykunun önemi, uyku düzensizliği, bağışıklık sistemi

Sağlıklı bir yaşam için uyku düzenine ihtiyacımız var. Eğer yeterince uyuyamazsak vücudumuz bu duruma tepki gösterir. Buna bağlı olarak da hem fiziksel hem psikolojik hastalıklar meydana gelir. İşte yetersiz uykunun vücuda olumsuz etkileri…

Az uyku kısa ömür demektir

Rutin olarak gecede beş saat uyuyanların ani ölme riski, yedi ila dokuz saat uyuyanlara oranla yüzde 65 daha fazladır

Kalkınmış ülkelerdeki yetişkinlerin üçte ikisi, sağlıklı yaşam için şart olan sekiz saatlik gece uykusunu alamamaktadır.

Üçte biri ise kronik uykusuzluk çekmektedir.

Yetersiz uyku, kişinin Alzheimer hastalığına yakalanmasına en fazla etki yapan unsurdur.

İnsan beyninde harikulade bir temizlik sistemi bulunmaktadır. Bu sistem insan derin uykuda iken yüksek viteste çalışmaya geçer. Alzheimer’le ilişkisi olan beta amyloid adlı yapışkan, zehirli proteini, beyinden temizler.

Yeterli uyku uyuyamayanlar bu temizlik faaliyetinden mahrum kalırlar.

Yetersiz uyku ile geçen her gece, mürekkep faizle alınan kredi gibi, Alzheimer riskini artırır.

Rutin olarak gecede altı saatten az uyumak, bağışıklık sistemini olumsuz etkiler ve kanser riskini önemli ölçüde artırır.

Yetersiz uyku, bu sadece bir haftada iki üç saat daha az uyumak bile olsa, kan şekeri düzeyini o kadar çok olumsuz etkiler ki, şeker hastalığının eşiğindeki değerlere sahip olur insan.

Kısa uyku, kalp damarlarının tıkanma ve kırılganlaşma olasılığını çoğaltır ve bu da damar hastalıklarına, beyin kanamasına ve kalp krizine giden yoldur.

Uyku bozukluğunun depresyon, anksiyete ve intihar eğilimi gibi ruh durumları ile de sıkı bir bağlantısı vardır.

O kadar ki, son 20 yılda yapılan araştırmalarda, uykunun normal seyrinde olduğu bir psikolojik bozukluk bulunamamıştır.

Özetlemek gerekirse, ne kadar az uyursanız o kadar az yaşarsınız:

Yakın bir zaman önce yapılan araştırmalara göre, rutin olarak gecede beş saat uyuyanların ani ölme riski, yedi ila dokuz saat uyuyanlara oranla yüzde 65 daha fazladır.

Uyku sağlıklı yaşam için o kadar önemlidir ki bazı bilim insanları, doktorların hastalarına (uyku hapı olmaksızın) iyi bir gece uykusu “reçete” etmeleri için kampanya başlattı.

Yukarıdaki bilgileri Matthew P. Walker adlı İngiliz bilim insanının, neredeyse kelimesi kelimesine, bir yazısından aldım.

Walker, Berkeley’deki Kaliforniya Üniversitesi’nde, nöroloji ve psikoloji profesörüdür. Araştırmalarının odağı, uykunun insan sağlığı ve hastalıklar üzerindeki etkileridir.

Neden Uyuyoruz* adlı kitabı dünyanın birçok ülkesinde best-seller oldu.

Walker’in dolu dolu uyumak ile spor arasındaki ilişki konusunda da ilginç tespitleri var.

“Yasal en etkin performans artırıcı doping, uykudur ama bundan çok az insan faydalanır” diyor.

Sekiz saatten -özellikle altı saatten- az uyuyanlarda, şu meydana gelir:

Fiziki bitmişlik hâline yüzde 10 ile 30 arasında daha hızlı ulaşılır, aerobik performans da aynı oranda düşer.

Adale gücü azalır.

Gecede dokuz saat yerine, beş ila altı saat uyumak, bir sezon boyunca sakatlanma ihtimalini yüzde 200 artırabilir.

*

İyi uykular!

Yazar: Metin Münir
Kaynak:  www.t24.com.tr

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

TREND