Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Sosyal mecralarda nasıl kişisel marka olunur?

Sosyal mecraları takip edenlerin oranı giderek artıyor. Sosyal mecralarda kişisel markalarını oluşturanlar hem tanınırlıklarını arttırıyor, hem de çalıştıkları kurumlara dolaylı katkı sunuyorlar. İşte sosyal mecralarda marka olmanın incelikleri…

Sosyal mecraları takip edenlerin oranı giderek artıyor. Sosyal mecralarda kişisel markalarını oluşturanlar hem tanınırlıklarını arttırıyor, hem de çalıştıkları kurumlara dolaylı katkı sunuyorlar. İşte sosyal mecralarda marka olmanın incelikleri…

SOSYAL MEDYADA NASIL KİŞİSEL MARKA OLUNUR?

Sosyal medyada kişisel marka olmanın hem çalıştığınız kuruma faydası var hem de bilinirliğinizi artırdığı, çevrenizi genişlettiği için size. Fakat herkesin kolayca giriş yaptığı bu mecrada nasıl sivrilip marka haline geleceksiniz? Bunun için belirli bir konuda paylaşımlara ağırlık vermek ve samimi olmak önemli.

Birçoğumuz sosyal medya araçlarını kullanıyoruz. Facebook, Twitter, LinkedIn, Foursquare, Instagram… Bu mecralarda tanınmak, çok takipçiye sahip olmak ve kişisel olarak marka haline gelmek kimileri için önemli. Var olan markalar bile bunu yapmakta zorlanırken, sosyal medyada kendilerine yer bulmaya çalışırken bireyler bunu nasıl yapacak?

Sosyal medyada kişisel marka olmak, sosyal medya ortamlarını iyi tanıyarak, sosyal medyadaki hedef kitlenizin, sizi uzmanlık alanınızda lider olarak algılamasına deniyor. İş hayatında yöneticilere bilgi ve becerileri göstermenin yolu kişisel pazarlamadan geçiyor. Bunun da en önemli aracı sosyal medya.

Ping Yaratıcı Yönetmeni Olcayto Cengiz sosyal medyada kişisel marka olmanın iki farklı anlama gelebildiğini söylüyor. Bir tanesi hali hazırda marka olan birisinin -ki bu kişi tanınmış, bilinen bir isim oluyor- sosyal medyayı aktif şekilde kullanması sonucu burada da varolması demek. Diğeri ise; kişinin çalıştığı kurumdan, sosyo ekonomik konumundan ve toplumdaki duruşundan bağımsız olarak, sosyal medya platformlarında ismi ya da kullandığı mahlası ile bir marka haline gelmesi demek.
Cengiz’e göre sosyal medya aslında gerçek hayat olarak adlandırdığımız dünyanın bir yansıması. Gerçek hayatta da belirli bir konumu ve saygınlığı olmayan bir kimsenin burada da karşılığının genelde aynı olduğunu belirten Cengiz, tek farkı şöyle açıklıyor: “Siz arkadaş çevrenizde bir marka olmuşken burada tanımadığınız ‘arkadaş’ çevreniz içinde marka halini alırsınız.”

İnsan kaynakları firmaları da eleman alımlarında ve elemanları değerlendirme sosyal medya mecralarını kullanıyor. Bilişim uzmanı Levent Karadağ, sosyal medyada kişisel marka olmanın, farklı iş alanlarında yer almayı sağladığını söylüyor. Örneğin, 3-5 yıl önce sosyal medyada içerik üretenler, internet girişimcisi ve internet profesyonelleri olarak kurumlarına katkılarda bulunabiliyor.

Bir konuya ağırlık verin
Peki sosyal medyada herkes kişisel marka olabilir mi? Twitter, Facebook, Instagram, Tumblr vb. sosyal medyayı yoğun olarak besleyen platformlardan en az birisini aktif olarak kullanan herkes kişisel marka olabilir. Değişen iş koşullarında kişisel değerlerini arttırmak ve daha fazla tanınmak isteyen çalışan ve yöneticiler, girişimciler ve küçük iş sahipleri, avukatlar, doktorlar, satış temsilcileri, iş arayanlar da buna dahil.

Cengiz sosyal medyada marka olmak adına şunları söylüyor: “Belli bir konu ya da duruşta uzmanlaşın. Otomobiller, videolar, teknoloji, kadın erkek ilişkileri, pazarlama… Kısacası her sosyal medya kullanıcısı gibi farklı konulardan farklı içerikler paylaşırken ağırlıklı olarak tek bir konu üstünde durmak sonuç verecektir. Burada önemli olan bir başka noktada; kullanıcının bu konuyu gerçekten sevdiği bir konudan seçmesi. Yani sanki sadece kendisi okuyacakmış gibi yazarak, aynı konuda yazan diğer sosyal medya kullanıcıları ile platformlar üstünden ‘takipleşerek’ ağır ve sağlam adımlarla kendi takipçilerini oluşturmaya başlar.”

Nerelerde olmalısınız?
Marka olmak istiyorsanız mutlaka bulunmanız gereken mecralar var. Bloglar, Facebook, Twitter, LinkedIn, Xing, Youtube, Google +, Slide Share, Flickr, Friendfeed, Foursquare, Instagram…

Bunlardan olmazsa olmazı ise Twitter. Twitter’ın bu konunun merkezi olduğunu belirten Cengiz, Instagram ve foursquare ile destekli aktif kullanılan bir Twitter hesabının; sosyal medyada 10 kaplan gücünde olacağını söylüyor.

Hangi mecralarda olunacağı belli, paylaşım içeriğinizi de belirlediniz… Ama ne sıklıkta paylaşım yapmalı, günde kaç tweet atılmalı? Bunun ne yazık ki bir formülü yok. Kullanıcının paylaşımlarının tarzına ve içeriğine göre bu rakam ve zamanlamalar farklılık gösteriyor. Cengiz, finans üstüne markalaşmayı hedefleyen birisi ile kadın erkek ilişkileri üstüne yazan birisinin paylaşım sayılarının ve daha da önemlisi zaman dilimlerinin ciddi farklılık göstermek durumunda olduğunu söylüyor. Ayrıca kullanıcı, kendine çizdiği yol doğrultusunda aktif olduğu hesapların hepsine eşit önem göstermeli. Bilişim uzmanı Levent Karadağ ise özgün içerik hazırlama ve paylaşma planı yapıp, nitelikli içerikleri özenle ve önceden hazırlayıp paylaşılması gerektiğini düşünüyor: “Facebook’ta günde en 2-3 içerik paylaşabilirsiniz, hedef kitleniz içerisinde bulunan kişilerin içeriklerini paylaşıp, onlarla etkileşime geçebilirisiniz. Twitter’da günde ortalama 4 tweet paylaşmanız yeterli olacaktır. Ancak takip ettiklerinizin tweetlerinden de günde en az 3-4 tane paylaşmanız önemli.”

Faydaları-zararları

Bu tür mecraları kullanmanın faydası da var zararı da.

Faydaları:

– Bilgi ve deneyimlerinizi herkesle paylaşabilirsiniz.
– Normal şartlarda kolayca ulaşamayacağınız kişilerle iletişime geçebilirsiniz.
– Eğer dijital bir alanda kariyer yapıyorsanız rakiplerinizden bir adım önde olursunuz.
– Saygınlığınız, bilinirliğiniz artar, başarı ve belki de maddi kazanç sağlar.
– İş ağlarınız genişler.
– Kurumunuza artı değer kazandırırsınız.
– Çeşitli meslek gruplarından uzmanlarla ilişkileriniz artarak, işlere farklı disiplinlerle bakmayı öğrenirsiniz.

Zararları ise:

* Başlangıçta zaman sorunu yaşayabilirsiniz.
* İşe konsantrasyonda eksiklik ve zaman kaybı olabilir.
* Çalıştığınız kurumun kurumsal hedeflerini, değerlerini bilmediğiniz durumlarda, paylaşımlarınıda kuruma ve dolaylı olarak kendinize zarar verebilirsiniz.
* Eskisi kadar özgür olamazsınız.

Başka olmayın kendiniz olun

Sosyal medyada kişisel marka olmak için öneriler:
– İş ve özel yaşamınızın geçmişten bugüne (okullar, işyerleri ve görevler, gönüllük, spor, sanat, alınan seminerler, kurslar, projeler, başarılar, ödüller, eserler vb) hikayenizi yazın.
– Kendinizi değerlendirin. Güçlü yanlarınız ve zayıf yanlarınız neler?
– Marka olmanın zorluğunu düşünerek tutkularınızı ortaya çıkarın. Para dışında sizi motive eden nedir, sizi en çok ne mutlu ediyor, başkalarının söylediklerini bırakıp içinize yönlendiğinizde, derinlerde neler var, ileride kendinizi nerede, nasıl ve ne yaparken görmek istersiniz?
– Sosyal medyadaki içerikleri ve kişileri iyi analiz edin. Kullanacağınız sosyal medya ortamlarını titizlikle belirleyin. Hedef kitlenizin hangi ortamı ne şekilde kullandığına bakın.
– Sosyal medya ortamlarındaki rakipleriniz kimler, ne yapıyorlar, onları üstün kılan nedir, eksiklerini belirleyin.
– Hedeflerinizi gerçekleştirmek için kendinize kişisel markalaşma takvimi hazırlayın. Ne zaman, ne yapacağınızı içeren bir pazarlama planı geliştirin.
– Bulunduğunuz sosyal medya ortamlarına ve ortamdaki hedef kitlesine uygun dili kullanın. Her zaman kendiniz olun ve doğruyu söyleyin. Örneğin; LinkedIn’deyseniz, daha resmi ve profesyonelce bir dil kullanmaya çalışın, Facebook’taysanız çok resmi bir dil kullanmayın.
– Spam yapmayın, ona buna laf atmayın.
– Sürekli alıntı yapmayın, sayfanızı retweetlerle doldurmayın.
– Başka biri gibi davranmayın, -mış gibi olmayın. Kendiniz olun, samimi davranın.
– Konusu her ne olursa olsun özgün içerik üretin.
– Sosyal ağları mutlaka birbiriyle bağlayın.
– Facebook, LinkedIn gibi arkadaşlarınızın gruplara ayrılabildiği sosyal medya ortamlarında 100-150 kişilik gruplar oluşturun ve her grubun özelliğine göre içerik oluşturup, paylaşın.
– Size gelen yorumlarla ilgilenin. Sizi kızdırabilecek içerik aldığınızda kendinize zaman tanıyın. Bir anlık sinirle cevap yazmayın.
– Sosyal medya izleme ve değerlendirme araçları edinin. Bu araçlarla hedef kitlenizin durumunu ve performansınızı analiz ederek, stratejilerinizi ve eylem planınızı güncelleyin.
– Reklamların, pazarlamacıların ve sahte profillerin gazına gelmeyin.
– Gizlilik, telif hakları konularına dikkat edin.
– Bilgi ve bilişim güvenliğine dikkat edin. Her an biri profilinizi ele geçirip, sağa sola saldırıp, size tamir edilmeyecek zararlar verebilir.

Hangi mecrayı nasıl kullanacaksınız

Bu mecraları nasıl kullanacaksınız? Bilişim uzmanu Levent Karadağ, sosyal ağların nasıl kullanılması gerektiğini şöyle anlatıyor:
Blog: Bir blog açarak işe başlayın, ‘içerik kraldır’ sloganıyla nitelikli ve arama motorlarına uygun içerikler oluşturun. Oluşturulan içerikleri diğer sosyal medya ortamlarına bağlantı kurarak dağıtın. Çok fazla içerik üretemiyorsanız ortak bloglar kullanın.
Slideshare: Uzmanlığınızla ilgili mutlaka sunumlar hazırlayın ve sunumu Slideshare yükleyin.
Facebook: Bu mecradan geçmişinizdeki kişilere ve hedef kitlenize ulaşabilirsiniz. Facebook’ta arkadaşlarınızı 100-150 kişilik gruplara ayırarak, gruplara uygun içerik üretip paylaşın.
Twitter: Twitter, haber kanalı olarak çıkmasına rağmen, kısa anlatımlarla, anında paylaşımla çok önemli mecra haline geldi. Mesajlarınızı Twitter’e göre kısaltmanın yolları konusunda çalışın. Kendi mesajlarınızı paylaştığınız gibi takip ettiklerinizin mesajlarını da paylaşabilirsiniz.
LinkedIn ve XING: İş profesyonellerinin yer aldığı ve her geçen gün üye sayısının arttığı bu ortamlarda profesyonel bir şekilde profil hazırlayın, kişisel gelişiminizde faydalı göreceğiniz gruplara üye olun. Gruplardaki hedef kitlenizdeki kişilerle etkileşime geçerek (bilgilerinizden faydalanacak kişileri/ size değer katacak kişiler) yaptıkları paylaşımlara samimi cevaplar vererek, onları kazanmayı sağlayın.
Youtube, Vimeo, İzlesene video siteleri: İnternet kullanıcılarının yüzde 90’dan fazlası video izliyor. Mutlaka video içerikleri oluşturarak diğer sosyal medya ortamlarında paylaşın.
Google+: Google’da ön sıralarda çıkmanız açısından bu ortamı az da olsa kullanın.
Foursquare: Konum bazlı pazarlama her geçen gün yükselen trend. Uzmanlık alanınıza uymasa bile asgari ölçülerde kullanmanız önemli.

Kaynak: www.halklailiskiler.com

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND