Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Sosyal ağlar hayatınızı değiştirebilir

Sosyal paylaşım siteleri günümüz insanın olmazsa olmazları arasında. Hatta sosyal ağlar bir ’süper kahraman’ gibi kullanıcılarının her türlü derdine çare oluyor. Bir zamanlar boş vakit değerlendirme aracı olarak görülen sosyal ağlar kullanıcılarına kimi zaman seslerini duyurma kimi zaman da yeni bir kariyer fırsatı sunuyor.

Sosyal ağlarda medyada tüketicilerin diline düşmekten çekinen şirketler, özel stratejiler geliştirirken, sosyal medya yöneticileri istihdam eden bazı şirketlerde işin takibi özel yazılımlarla yapılıyor

Kanadalı müzisyen Dave Carroll Amerikan havayolu şirketi “United Airlines” ile yaptığı uçuşta kırılan gitarının ve tazmin edilmeyen zararının öcünü oldukça acı bir yöntemle aldı. Başına gelenleri eğlenceli olduğu kadar iğneleyici bir kliple anlatan ve sosyal medyada milyonlarca kişiyle paylaşan müzisyenin tek kişilik eylemi, intikamın soğuk yenen bir yemek olduğunu ispatlar nitelikte.

Havayolu şirketini suçlayan ve ti’ye alan klibin İnternet’e bulaşmasıyla havayolu şirketinin yalnızca dört günlük kaybı hisse senedi değerinde yüzde 10 düşüş ve 200 milyon dolara yakın zarar oldu!

Uzak coğrafyada yaşanan bu olumsuz durum, sosyal medyanın şirketler ve iş dünyası üzerindeki etkisine dair ne ilk ne de son örnek aslında. Dünyanın en büyük haber kanallarından CNN International’ın, bir Amerikalı kullanıcı tarafından açılan ‘cnnbrk’ adlı “twitter” hesabını satın almak için –her ne kadar kabul etmeseler de – milyonlarca doları gözden çıkarması ya da yürüttüğü “10 arkadaşını sil bedava hamburgeri kap” kampanyasının Burger King ile Facebook arasında soğuk rüzgârlar yaşanmasına neden olması da ilginç örnekler arasında.

Sosyal medyanın patlama yaşadığı son iki yılda yalnızca Facebook, Twitter ya da FriendFeed gibi sitelerin terlikle toplantıya giren uçarı sahipleri değil kullanıcıları da kazandı. 140 karaktere sığdırdıkları görüşleri ya da yalnızca kötü deneyimlerini paylaşmak için açtıkları Facebook sayfalarıyla artık tüketiciler hiç olmadığı kadar güçlü. Tabii bir o kadar da agresif…

Beklenen performansı veremeyen bir dizüstü bilgisayar, hizmetinden memnun kalınmayan İnternet sağlayıcısı ya da servisi beğenilmeyen bir restoran hakkındaki “acımasız gerçekler” anbean önce bilgisayar ekranına ardından da binlerce kişinin diline düşüyor.

Tüketicilerin dara düştükçe sığındığı bu yeni nesil süper kahramanlara karşılık ise şirketler yalnızca sosyal medyaya yönelik özel stratejiler geliştirmeye, dijital ajanslarla çalışmaya hatta bu mecrayı yönetecek kişiler istihdam etmeye mecbur kalıyor. Mobil pazarlama ajansı Aerodeon Genel Müdür Yardımcısı İsmail Özdemir’in “Sosyal ağ ve blog’larda dile getirilen şikâyetlere cevap vermek zorunlu oldu. Artık hiçbir şirket bu şikâyetleri yazanlara ‘İnternet’teki üç-beş konuşan çocuk’ muamelesi yapamıyor” sözü aslında gelinen noktayı özetler nitelikte.

Dijital PR ve sosyal medya alanında hizmet veren Youth Media’nın bağlı olduğu Youth Holding’in başındaki isim Emrah Kaya ise konuya farklı bir açıdan yaklaşıyor. Sosyal ağlarla birlikte şirketlerin haklarında konuşulanlardan ilk kez gerçek anlamda haberdar olduğunu belirtiyor Kaya. Ancak birçok marka yöneticisinin ya da şirket sahibinin Facebook ya da Twitter gibi sitelerde kendileri hakkında yapılan yorumları ‘acımasız’ bulduklarını da ekliyor: “Ellerinde bir güç olsa şirketler bu sosyal ağları susturmayı tercih ederdi. Ancak bunu yapamadıkları için o mecralarda aktif olmak, yazılanlara yanıt vermek zorunda kalıyorlar.”

Özel yazılımlar kullanılıyor

Milyonlarca kullanıcıyı ve potansiyel müşteriyi anında etkileme gücüne sahip bu yeni medyanın sahip olduğu gücü markaların yaşadığı sıra dışı deneyimlerin yanı sıra rakamlar da ortaya koyuyor. Tüm dünyada 400 milyon, Türkiye’de 20 milyondan fazla kullanıcısı olan Facebook, bu mecranın en güçlülerinden. Çeşitli markalarla işbirliği içinde olan, kimi zaman ortak kampanyalar yürüten sitede kahve zinciri Starbucks’ın altı milyon, spor markası Adidas’ın üç milyon kişi tarafından anlık takip edilmesi de bir diğer çarpıcı veri. Şirketlerin de tercihi ünlü sosyal paylaşım sitesi Facebook’tan yana. Youth Republic Digital’in medya yöneticisi Cihan Ergur ağırlıklı olarak hızlı tüketim ve teknoloji şirketlerinin sosyal ağlarda etkin olarak yer aldığını söylüyor. Hatta büyük markaların içeride sosyal medya yöneticileri istihdam ettiğine ve ajanslarla işbirliği içinde olduklarına dikkat çekiyor. Coca-Cola, Microsoft, IBM, Best Buy, Starbuck’s, Burger King, Dell gibi dünya devleri geleneksel mecraya olan ilgisini sosyal mecraya çeviren tüketicinin yarattığı potansiyel nedeniyle bu mecraya yatırım yapanların başında. Türkiye’den ise Türk Hava Yolları, Onur Air, Pegasus, Turkcell, Avea, Vodafone, Mavi Jeans, gittigidiyor.com, hepsiburada.com gibi şirketler sosyal ağların tüm alanlarını etkin bir şekilde kullanan şirketlerden birkaçı.

Gözü kulağı sosyal ağlarda olan şirketler bu alanda uzman kişi ve yazılımların da peşinde. Youth Media Genel Müdürü Aslı Caner, şirketlerin sosyal mecralarda haklarında çıkan bir eleştiriyi anında öğrenebilmek için özel yazılımlar kullandıklarının bilgisini veriyor. Kimi firmalar yeni kampanya duyurularını kimileri de çağrı merkezi gibi kullanarak şikâyetleri yanıtlamak için kullanıyor sosyal ağları. Amaç ise hep aynı: Tüketicinin gönlünü ‘samimi’ görünerek fethetmek.

Çalışanlar eğitiliyor

Geçmişi yalnızca 10 yıla dayanan Facebook, Twitter, FriendFeed, YouTube, MySpace ve blog’ların iş yaşamına etkisi yalnızca tüketim alışkanlıkları üzerine değil elbette. Artık bu yeni medyanın güçlü liderleri iş anlaşmalarının, toplantıların, bağlantıların hatta iş görüşmelerinin de gündeminde. Örneğin Wanda Digital ajansın yönetici ortağı Burçak Erbatuk Günsev, ajansa alınacak kişilere “Facebook’ta hesabın var mı?” sorusunu yönelttiklerini belirtiyor. Sonuç mu? Aktif bir hesabı olmayan adaylar daha ilk mülakatta eleniyor. Dekatlon Buzz Sosyal Medya Ajansı’nın kurucusu Samet Ensar Sarı ise tersi bir örneğe sahip. Ajansa bir hediye kutusu içinde gelen CV’de yer alan kuş materyalinin Twitter’a yaptığı gönderme nedeniyle adayı işe aldıklarını söylüyor.

Sosyal ağların iş yaşamı üzerindeki doğrudan etkisi işe alımlarla sınırlı değil üstelik. İletişim ajansı Marjinal Porter Novelli’nin sosyal medya direktörü Umut Ersoy ise birçok yöneticinin toplantı yapacağı ya da mülakata alacağı kişileri önceden İnternet’te araştırdığına, sosyal profillerini incelediğine değiniyor. Ersoy’un dikkat çektiği bir diğer nokta da şirketlerin tutumuna ilişkin. Yurtdışında pek çok şirketin kendi adına sosyal medyada paylaşımda bulunan çalışanlarını özel eğitimlerden geçirdiği ve bir takım kurallar koyduğu bilgisini veriyor.

Emin misiniz?

Şirketlerin sosyal ağlarla olan ilişkisini anlatan ilginç örnekler şimdiden üniversitelerde “case” olarak yerini aldı. Bunlardan en ilginci Burger King’in Facebook üzerinden Amerika’da yürüttüğü bir kampanya. “Whopper Sacrifice” adı verilen uygulama, Facebook listenizdeki 10 arkadaşınızı silmeniz karşılığında bedava bir Whopper hamburger vaat ediyordu. Piyasa değeri 3.69 dolar olan bir hamburger için sildiğiniz her arkadaşınıza ise “Arkadaşın seni bir Whopper’ın 36.9 sent’lik parçası için listesinden sildi” mesajı gönderiliyordu. Üç ay boyunca aktif olan kampanyada silinen arkadaş sayısı 200 binin üzerine çıktığında ise olaya müdahale eden Facebook, kampanyayı sansürledi ve Burger King ile karşı karşıya geldi.

Türkiye’den ilginç örnek ise bir İnternet servis sağlayıcısına ait. Müşterilerinin sorunlarına yanıt vermek amacıyla sosyal ağlardan birinde aktif olan ve bunu da “Bundan sonra tüm istek ve şikayetlerinizi buradan yanıtlayacağız” şeklinde duyuran şirketin aldığı ilk mesaj ise “Emin misiniz?” oldu. Bu da sosyal ağlarda sinirli müşterilerle karşı karşıya gelmenin biraz “cesaret” gerektirdiğine dair önemli bir deneyim olarak yerini aldı.

Hakan Gönenli / XING Türkiye Ülke Müdürü
“Sosyal çevren genişse işe alınırsın”

Şirketlerin sosyal ağları genellikle pazarlama departmanları tarafından yönetiliyor. İşi ciddiye alan şirketler ise ajanslardan hizmet alıyor. Bazı şirketler işe alımlarda yeni mezunların not ortalamasına değil sosyal çevresinin genişliğine bakıyor. Zira sosyal medyayı doğru kullanan bir çalışan, şirketinin veya kariyerinin tanıtımına da katkıda bulunmuş oluyor.

Ozan Tatar / Gittigidiyor Marka Yöneticisi
“Tüketiciler sözünü esirgemiyor”

Sosyal ağlar pazarlama stratejilerimizin arasında yerini aldı. Özellikle viral projelerimizde bu mecraları kullanıyoruz. Facebook, Twitter, FriendFeed ya da YouTube gibi sosyal mecraları iletişim kanalımız olarak görüyoruz. Ancak bu iletişimin samimi ve şeffaf olması şart. Çünkü burada kullanıcılar gerçekten sözünü esirgemiyor.

Filiz Karagül Tüzün / Turkcell Kurumsal İletişim Bölüm Başkanı
“Çeşitlilik arttıkça kitle de farklılaşıyor”

Günümüzde sosyal ağların kaçınılmaz bir yeri var. Facebook tüketicilere ulaşmak için çok önemli bir kanal. FriendFeed ve Twitter da yüksek potansiyel taşıyor. Her üç ağda da müşterilerin isteklerini yanıtlandırmaya çalışıyoruz. Sosyal ağların yapısı çeşitlendikçe bu ağlar üzerinden iletişime geçtiğimiz kitle de farklılaşıyor.

Tuğçe Cengiz / Youth Media Digital PR Yöneticisi
“His analizi yapan programlar kullanılıyor”

Markalar sosyal ağlar aracılığıyla kişiselleşmeye çalışırken, kullanıcılarda kişisel marka olma çabasında. Her sosyal medyanın dili ve dinamiği de farklı. Şirketler bu mecraların güçlü kullanıcılarını tavlamak için onları hediye yağmuruna da tutuyor. Bazı şirketler ise yapılan yorumların iyi mi kötü mü olduğunu anlayacak his analizi yapan yazılımlar kullanıyor.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND