Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Soru sormak ve cevap almak üzerine entelektüel bir analiz

Dünyanın en iyi “kitle gözlemcisi”lerinden biri olan, Kitle ve İktidar kitabının yazarı Elias Canetti’den sorular ve cevaplar üzerine bir makale…

sosyoloji, kitle ve iktidar, elıas canettı

Kigem.com yorumu: Elias Canetti “ortadoğu ve balkanların” en iyi kitle sosyologlarından biridir. Kitabı da gerçekten çok güzel ama tatlı su balıklarına göre değil! Kitap çok entelektüel bir üsluba sahip ve “büyük baş” insanlar tarafından seviliyor.

Soru sormak zora dayalı müdahaledir. Bir iktidar aracı olarak kullanıldığında, kurbanın etini kesen bir bıçak gibidir. Soran, bulunacak şeyin ne olduğunu bilir; ama ona fiilen dokunmak ve onu açığa çıkarmak ister. İç organlar üzerinde çalışan bir cerrahın kendinden eminliğiyle işe girişir. Ama soran, Özel türden bir cerrahtır; hakkında daha çok şey öğrenmek için kurbanını canlı tutan ve vücudun geri kalanı hakkında bilmek istediklerini öğrenmek için, uyuşturmak yerine, belirli organlarda kasten acıya neden olan bir cerrah.

Sorular cevaplanmak içindir; cevaplanmayanlar havaya atılan oklar gibidir. En zararsız sorular, yalıtılmış kalan ve başka sorulara yol açmayanlardır. Yolda birini durdurur, belirli bir binanın ne binası olduğunu sorarız ve sorunun cevabı bize söylenir ve yolumuza tatmin olmuş bir şekilde devam ederiz. Bir an için yabancıya hızla sahip olmuş ve onun dikkatini zorlamışızdır. Cevabı ne kadar net ve ikna ediciyse, gitmesine o kadar çabuk izin veririz. O isteneni sağlamıştır ve bizi tekrar görmesi hiç gerekmez.

Ancak, bazen soran bununla yetinmez ve fazla soru sorar. Bu soruların ardı kesilmezse, soruların muhatabı olan kimse kısa sürede usanır: yalnızca fiziksel olarak alıkonmuş olmakla kalmaz, aynı zamanda verdiği her cevapla, kendisine ait daha çok şeyi açığa vurmaya zorlanır. Açığa vurdukları oldukça yüzeysel ve önemsiz bir şey olabilir, ama bunları ondan alan bir yabancıdır ve söyledikleri onda daha derinlerde yatan ve çok daha önemli olan başka şeylerle bağlantılı olabilir. Böylelikle cevaplayanın usanması kısa sürede kuşkuya dönüşür,

Soranın üzerindeki etki ise artan bir iktidar duygusudur. Bundan hoşlanır ve sonuç olarak daha çok, daha çok soru sorar; aldığı her cevap bir boyun eğme edimidir. Kişisel özgürlük, büyük oranda, sorulara karşı bir savunmaya sahip olmayı içerir. En güçlü tiran en güç soruları sorandır.

Daha fazla soru sorulmasını önleyecek cevaplar bulmak mümkündür. Alternatif olarak, konumu buna uygun olan herhangi bir kimse kendi sorularıyla karşı durabilir: Eşitler arasında bu, kabul edilmiş bir kendini savunma yöntemidir. Bu yolu kullanmayan biri ya kendisiyle konuşanın istediği gibi, soruya tam ve ciddi bir cevap vermelidir ya da kurnazlıkla onun daha fazla araştırmayı istemesini engellemelidir. Örneğin diğerini methederek onun üstünlüğünü teslim etmişse, diğeri bunu kendisi yapma ihtiyacı hissetmeyebilir; ya da onu, soru sorulması daha ilginç ya da kârlı olacak başka insanlara yöneltebilir. Kendi gerçek kimliğini maharetli bir ikiyüzlülükle bulandırabilirse, soruyu sanki başkasına yöneltilmiş ve bu yüzden de kendi yetkinliğinin dışındaymış gibi ele alabilir.

Soru sormanın nihai amacı, inceden inceye tetkik etmektir; ama bu işlem bir dizi noktaya kibarca sondaj yapmakla başlar ve sonra direncin zayıf göründüğü yerlerden giriş zorlanır. Bulguların hepsi derhal kullanılmayabilir, aranan belirli bir şey bulununca, daha sonrası için bir kenara konabilir. Gerçek her sorunun arkasında her zaman kasıtlı bir amaç vardır; [ancak] bir çocuğun ya da budalanınkiler gibi amaçsız sorular kolaylıkla geçiştirilebilir.

Kısa ve öz cevaplar istendiğinde, sorgulanan insan İçin durum en tehlikeli halini alır; birkaç kelimeyle ikna edici bir biçimde ikiyüzlülük etmek, imkânsız değilse de zordur. Savunmanın en bariz biçimi sağırmış ya da anlamamış gibi yapmaktır; ama bu yalnızca eşitler arasında işe yarar. Kuvvette eşitsizlik olduğu zaman soru başka bîr şekilde ifade edilebilir ya da yazıya dökülebilir; o zaman verilen her cevap çok daha bağlayıcı olacaktır, çünkü soruyu soran bu cevabı daha sonra kullanmak üzere elinde tutabilir.

Dışsal olarak savunmasız olan biri, geri çekilip içsel silahına bürünebilir. Sır, bedenin içinde korunan ikinci bir beden gibi olduğu ve daha iyi savunulduğu için, sorulara karşı içsel bir zırhtır. Ona yaklaşan herhangi birinin nahoş bir sürprizle karşılaşması ihtimal dahilindedir. Sır onu çevreleyen maddeden daha yoğundur, onunla birlikte süreklilik taşımaz ve neredeyse delinmez bir karanlığın içinde saklanır. İçeriği ne olursa olsun sır her zaman tehlikelidir. Sırla ilgili en önemli şey, yoğunluğu, yani, sorulara karşı bir savunma olarak etkililiğidir.

Sessizlikle karşılaşan bir soru, bir kalkan ya da zırhtan geri tepen bir silah gibidir. Sessizlik, avantajları ve dezavantajları neredeyse eşit bir biçimde dengelenen aşın bir savunma biçimidir. Konuşmayı reddeden bir insanın kendisini ele vermediği doğrudur, ama öte yandan olduğundan daha tehlikeli de görünebilir; onun sessizliği, saklayacak çok şeyi olduğu, gerçekte sahip olduğundan daha fazla şeyi olduğu şeklinde anlaşılır ve bu da onun gitmesine izin vermemenin daha da önemli görünmesine neden olur. Israrlı sessizlik sorgu ve işkenceye yol açar.

Ancak her zaman, normal koşullarda bile, cevap, cevap vereni bağlar; cevabı veren ona itaat etmek zorundadır; cevap onu sabit bir tavır almaya ve orada kalmaya zorlar, oysa sorgucusu, kendi işine geldiği gibi yer değiştirerek, ona her yandan saldırabilir. Sorgucusu onun etrafında dönebilir, şaşırtabilir ve böylelikle onu karmaşaya itebilir. Zeminini değiştirebilir olması, ona diğerinden esirgenen bir özgürlük verir. Soran, cevaplayanın savunmalarını sorularla derinleştirir ve savunmaları yıkmayı, yani onu cevap vermeye zorlamayı başardığı zaman, onu yerine mıhlamış, kıpırdayamaz hale getirmiş olur. “Kimsin?” “Ben falancayım”. Bu andan itibaren cevaplayan kendisi olmalıdır yoksa yalanları elini ayağını dolaştırır. Artık kendisini dönüştürerek kaçamaz. Sorgulama bir süre devam ederse, cevaplayan sonunda kendini prangalanmış bulur.

İlk soru kimlikle ilgilidir, ikincisi yerle. Her iki soru da konuşmayı varsaydığına göre, insan bu sözel sorgulamadan Önce gelen ve ona denk düşen orijinal bir durum olup olmadığım bilmek ister. Böyle bir durum varsa, yer ve kimlik bu durumla çakışmış olmalıdır, çünkü biri olmadan diğerinin olması anlamsızdır. Böyle bir durum var olmuştur ve hâlâ vardır; bu durum avın tereddütle incelenmesi durumudur. “Kimsin? Yenebilecek bir şey misin?” Sürekli yiyecek arayışında olan bir hayvan, bulduğu her şeye dokunur, her şeyi koklar ve burnunu her şeye sokar: “Bu nedir? Yenecek bir şey midir? Tadı nasıldır?” Cevap bir koku veya bir hareket ya da yaşamdan yoksun bir katılıktır. Yabancı beden aynı zamanda bir yerdir; hayvan bu bedeni koklayarak ve ona dokunarak, onunla tanışır; bizim anladığımız şekle tercüme edecek olursak, onu adlandırır.

Erken çocukluk, birbirini artan bir hızla izleyen iki farklı; ama bağlantılı olaylar dizisiyle karakterize edilir. Bir yanda ebeveynden çıkan emirler demeti, Öte yanda çocuğun sayısız sorusu vardır. Çocukların ilk soruları, çok daha gelişmiş bir biçimde de olsa, yiyecek isteyen bir ağlama gibidir. Bu sorular zararsızdır, çünkü ebeveyninin sahip olduğu tüm bilgiyi çocuğa vermediğinden onların üstünlüğünü korur.

Çocukların sormaya başladığı sorular nelerdir? En erken ortaya çıkanlar arasında yere ilişkin olanlar vardır: “.,.. nerede?” Diğer erken sorular şunlardır: “…. nedir?” “…. kimdir?” Yerin ve kimliğin çocuk için önemi bellidir. Bir çocuğun ilk sorduğu şeyler bunlardır. Ancak daha sonra, üçüncü yılın sonuna doğru, soruları “Niçin?”le başlar; ve çok daha sonra “Ne zaman?” ve “Ne kadar süre?” gibi zamanla ilgili soru sözcükleriyle başlar. Çocuğun herhangi bir gerçek süre kavrayışına sahip olması için uzun bir zaman gerekir.

Gördüğümüz gibi, ilk soru tereddütlü bir dokunuştur, ama kısa sürede içeri nüfuz etmeyi ister. Bir bıçak gibi keser; örneğin, küçük çocukların seçenekli sorulardan hoşlanmamalarının nedeni budur, Hangisini, elma mı yoksa armut mu tercih ettiği sorulduğunda, çocuk ya cevap vermeyecek ya da yalnızca duyduğu son sözcük olduğu için “armut” diyecektir. Gerçek bir karar, elmayı armuttan ayın etmeyi gerektirecek bir karar onun için çok zordur, çünkü canı her ikisini de istemektedir.

Bir soru, en yalın iki cevaptan, evet ve hayır’dan yalnızca biri olası olduğunda en keskin biçimde [bıçak gibi] keser. Bunlar aradaki her şeyi dışlayan kesin zıtlar olduğundan, icap eden ayrımın özel olarak son ve Önemli olduğu hissedilir.

Çoğunlukla [bir konuda] ne düşündüğümüzü bize bir soru sorulana kadar bilmeyiz. Soru kibar olduğu sürece sorudan yana ya da ona karşı karar vermekte bizi serbest bırakır, ama bizi taraflardan biri ya da diğerini savunmaya zorlar.

Platon’un diyaloglarında Sokrat sorunun yüce ustası olarak görünür. Sokrat İktidarın bütün sıradan biçimlerini hakir görür ve onları andıran her şeyden azimle kaçınır. Üstünlüğünü yapılandıran bilgelik onu isteyen herkesin hizmetindeydi, ama Sokrat’ın bu bilgeliği paylaşma yöntemi özenli nutuklar atmak değil soru sormaktı. Diyaloglar sorularla doludur ve bu soruların, önemli olanların hepsi dahil olmak üzere çoğu Sokrat’lan gelir. Sokrat, dinleyicilerini yerlerine mıhlarken ve onları olası her türden seçimler yapmaya zorlarken gösterilir. Sokrat dinleyicilerine sadece soruları aracılığıyla egemendi.

Sorular uygarlıkların biçimleriyle bir dereceye kadar kısıtlanır, örneğin, insanın bir yabancıya sormayacağı belirli şeyler vardır. Sorarsa, bu ona fazla yaklaşmak olur; bu bir müdahaledir ve dinleyenin kendisini saldırıya uğramış hissetmesine sebep olur. Öte yandan sınırlama, dinleyeni ona duyulan saygı konusunda ikna etme niyeti taşır. Yabancıya sanki o daha kuvvetli olanmış gibi davranılır; bu, karşılık verilmesi beklenen bir övgü biçimidir. İnsanlar ancak bu yolla, aralarındaki mesafeyi koruyarak, soruların tehdidinden uzak bir biçimde ve yalnızca kuvvetli değil; aynı zamanda eşit derecede kuvvetliymiş gibi davranarak, kendilerini güvencede hisseder ve birbirini rahat bırakırlar.

Belki de hepsinden Önemli olan soru gelecek hakkındadır; gelecekle ilgili soru kesinlikle müthiş bîr ivedilikle yüklüdür. Ancak sorunun yöneltildiği tanrılar bunu cevaplamak zorunda değillerdir ve böylelikle, soru ne kadar ivediyse, o kadar da umutsuzdur. Tanrılar kendilerini asla bağlamazlar, sorgulanmaya asla tahammül edemezler; hiçbir güç onların niyetlerine nüfuz edemez. Tanrıların sözceleri çok anlamlıdır ve çözümlenmeye karşı koyar. Onlar hakkında sorulan sorular insanı hiçbir yere götürmez, çünkü bugüne kadar yalnızca bir cevap verilir. Bu cevap çoğu kez yalnızca bir işaret olabilir ve bu gibi çok sayıda kehanet, pek çok ulustan rahiplerce kaydedilmiştir; örneğin bunların binlercesi bize Babillilerden gelmiştir. Ancak bu kehanetler bir dizge oluşturmaz; bunların hiçbirinin arasında içsel hiçbir bağlantı yoktur, her biri kendi başına yalıtılmış olarak durur. Bir araya toplanarak listeler oluştururlar, hepsi bu kadar; bunları bilen biri bile onları ancak tek tek geleceğin birbiriyle bağlantısız parçalarıyla ilişkilendirebilir.

Sorgu bunun tam zıddıdır. Geçmişle, gerçekliğinin bütünlüğü içinde onu yeniden yaratarak uğraşır ve sorgulayandan daha güçsüz olan birine yöneltilmiştir. Yargılamaların önemine geçmeden önce, bugün çoğu ülkede yerleşmiş bir işlem olan polis kayıtlan dizgesi hakkında bir şey söylemek istiyorum. Her yerde aynı olan ve temel amacı emniyet ve düzene hizmet etmek olan bir grup soru şekillenmiştir. Devlet, her insan hakkında, bu insan tehlikeli olursa diye ya da olduğunda onunla baş edebilmek için, mümkün olduğunca çok bilgi sahibi olmak İster. Bir insana sorulan resmi ilk soru adı, ikincisi de adresidir. Daha önce gördüğümüz gibi, kimliği ve yeri ilgilendiren bu sorular, en eski iki sorudur. Bir sonraki soru olan, iş, o insanın faaliyet alanını ve sahip olduklarının olası miktarını açığa çıkarır; bundan ve yaşından prestiji ve etki alanı, aslında ona nasıl muamele edilmesi gerektiği çıkarsanabilir. Adamın verdiği karşılıklar onun insan olarak sahip olduklarını da içerir: Karısının ve çocuklarının olup olmadığını belirtmek zorundadır. Doğum yeri ve uyruğu olası inançlarım belirtir ve fanatik milliyetçilik çağında, artık eskiden olduğu kadar önemli olmayan dininden çok daha fazla aydınlatıcı nitelik taşır. Fotoğrafı ve imzası da dahil olmak üzere bütün bunlarla pek çok şey kesinleşmiş olur.

Adamın bu sorulara verdiği cevaplar kabul edilir; cevaplar o atı için bir kuşku doğurmaz. Sorular ancak belirli amaçla yürütülen sorguda kuşkuyla yüklüdür. Her bir soru kendi başına savuşturulabilir, ama bir araya geldiklerinde cevaplan denetleyen bir çerçeve oluştururlar. Yargılanan adam sorgucusuyla düşmanlık ilişkisi içinde durur; kendisi ondan çok daha güçsüz olduğundan, ancak onu kendisinin bir düşman olmadığına ikna etmede başarılı olursa kurtulabilir.

Hukuki sorgulamalarda, sorgulama, zaten daha muktedir olan sorgucuya geriye dönük bir her şeyi bilme hakkı verir. Sanığın gelip gittiği yerler, girdiği odalar, şu ya da bu saati nasıl geçirdiği, o zaman özgür ve izlenmiyormuş [edimler] gibi görünen her şey birdenbire tetkike maruz kalır. Önceki Özgürlüğünden olabildiğince az özgürlük kalana değin aynı yerlere gidip gelmek, her odaya yeniden girmek ve her saati yeniden yaşamak zorundadır. Yargıç bir yargıya varmadan önce sayılamayacak kadar çok olguyu bilmek ister; yargıcın iktidarının temelinde kesin olarak her şeyi bilmek yatar. Bu amaçla şu sorulan sorma hakkı vardır: “Neredeydin?” “Ne zaman oradaydın?” “Ne yapıyordun?” Sanık, elinden gelirse, bir yer adının karşısına başka bir yer adı, kimliğin karşısına kimlik koyarak suçun işlendiği tarihle başka yerde olduğunu kanıtlar: “O sırada orada değil başka bir yerdeydim. Bunu yapan ben değil başka bir insandır.”

Eski bir Wend efsanesinde şöyle denir:

“Bir varmış bir yokmuş, Dehsa’da, gün ortasında çayıra yatıp uyuyan bir köylü kız varmış. Nişanlısı yanında oturmuş, kızdan nasıl kurtulabileceğini düşünüyormuş. Sonra öğle kadını gelip onu sorgulanıp. Adam onu her cevapladığında kadın ona yeni sorular sormuş. Saat bir olunca adamın kalbi durmuş. Öğle kadını onu ölümüne sorgulamış.”

Yazan:Elias Canetti
Kaynak: Kitle ve iktidar
www.e-perspektif.com

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND