Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Soru sormak ve cevap almak üzerine entelektüel bir analiz

Dünyanın en iyi “kitle gözlemcisi”lerinden biri olan, Kitle ve İktidar kitabının yazarı Elias Canetti’den sorular ve cevaplar üzerine bir makale…

Kigem.com yorumu: Elias Canetti “ortadoğu ve balkanların” en iyi kitle sosyologlarından biridir. Kitabı da gerçekten çok güzel ama tatlı su balıklarına göre değil! Kitap çok entelektüel bir üsluba sahip ve “büyük baş” insanlar tarafından seviliyor.

Soru sormak zora dayalı müdahaledir. Bir iktidar aracı olarak kullanıldığında, kurbanın etini kesen bir bıçak gibidir. Soran, bulunacak şeyin ne olduğunu bilir; ama ona fiilen dokunmak ve onu açığa çıkarmak ister. İç organlar üzerinde çalışan bir cerrahın kendinden eminliğiyle işe girişir. Ama soran, Özel türden bir cerrahtır; hakkında daha çok şey öğrenmek için kurbanını canlı tutan ve vücudun geri kalanı hakkında bilmek istediklerini öğrenmek için, uyuşturmak yerine, belirli organlarda kasten acıya neden olan bir cerrah.

Sorular cevaplanmak içindir; cevaplanmayanlar havaya atılan oklar gibidir. En zararsız sorular, yalıtılmış kalan ve başka sorulara yol açmayanlardır. Yolda birini durdurur, belirli bir binanın ne binası olduğunu sorarız ve sorunun cevabı bize söylenir ve yolumuza tatmin olmuş bir şekilde devam ederiz. Bir an için yabancıya hızla sahip olmuş ve onun dikkatini zorlamışızdır. Cevabı ne kadar net ve ikna ediciyse, gitmesine o kadar çabuk izin veririz. O isteneni sağlamıştır ve bizi tekrar görmesi hiç gerekmez.

Ancak, bazen soran bununla yetinmez ve fazla soru sorar. Bu soruların ardı kesilmezse, soruların muhatabı olan kimse kısa sürede usanır: yalnızca fiziksel olarak alıkonmuş olmakla kalmaz, aynı zamanda verdiği her cevapla, kendisine ait daha çok şeyi açığa vurmaya zorlanır. Açığa vurdukları oldukça yüzeysel ve önemsiz bir şey olabilir, ama bunları ondan alan bir yabancıdır ve söyledikleri onda daha derinlerde yatan ve çok daha önemli olan başka şeylerle bağlantılı olabilir. Böylelikle cevaplayanın usanması kısa sürede kuşkuya dönüşür,

Soranın üzerindeki etki ise artan bir iktidar duygusudur. Bundan hoşlanır ve sonuç olarak daha çok, daha çok soru sorar; aldığı her cevap bir boyun eğme edimidir. Kişisel özgürlük, büyük oranda, sorulara karşı bir savunmaya sahip olmayı içerir. En güçlü tiran en güç soruları sorandır.

Daha fazla soru sorulmasını önleyecek cevaplar bulmak mümkündür. Alternatif olarak, konumu buna uygun olan herhangi bir kimse kendi sorularıyla karşı durabilir: Eşitler arasında bu, kabul edilmiş bir kendini savunma yöntemidir. Bu yolu kullanmayan biri ya kendisiyle konuşanın istediği gibi, soruya tam ve ciddi bir cevap vermelidir ya da kurnazlıkla onun daha fazla araştırmayı istemesini engellemelidir. Örneğin diğerini methederek onun üstünlüğünü teslim etmişse, diğeri bunu kendisi yapma ihtiyacı hissetmeyebilir; ya da onu, soru sorulması daha ilginç ya da kârlı olacak başka insanlara yöneltebilir. Kendi gerçek kimliğini maharetli bir ikiyüzlülükle bulandırabilirse, soruyu sanki başkasına yöneltilmiş ve bu yüzden de kendi yetkinliğinin dışındaymış gibi ele alabilir.

Soru sormanın nihai amacı, inceden inceye tetkik etmektir; ama bu işlem bir dizi noktaya kibarca sondaj yapmakla başlar ve sonra direncin zayıf göründüğü yerlerden giriş zorlanır. Bulguların hepsi derhal kullanılmayabilir, aranan belirli bir şey bulununca, daha sonrası için bir kenara konabilir. Gerçek her sorunun arkasında her zaman kasıtlı bir amaç vardır; [ancak] bir çocuğun ya da budalanınkiler gibi amaçsız sorular kolaylıkla geçiştirilebilir.

Kısa ve öz cevaplar istendiğinde, sorgulanan insan İçin durum en tehlikeli halini alır; birkaç kelimeyle ikna edici bir biçimde ikiyüzlülük etmek, imkânsız değilse de zordur. Savunmanın en bariz biçimi sağırmış ya da anlamamış gibi yapmaktır; ama bu yalnızca eşitler arasında işe yarar. Kuvvette eşitsizlik olduğu zaman soru başka bîr şekilde ifade edilebilir ya da yazıya dökülebilir; o zaman verilen her cevap çok daha bağlayıcı olacaktır, çünkü soruyu soran bu cevabı daha sonra kullanmak üzere elinde tutabilir.

Dışsal olarak savunmasız olan biri, geri çekilip içsel silahına bürünebilir. Sır, bedenin içinde korunan ikinci bir beden gibi olduğu ve daha iyi savunulduğu için, sorulara karşı içsel bir zırhtır. Ona yaklaşan herhangi birinin nahoş bir sürprizle karşılaşması ihtimal dahilindedir. Sır onu çevreleyen maddeden daha yoğundur, onunla birlikte süreklilik taşımaz ve neredeyse delinmez bir karanlığın içinde saklanır. İçeriği ne olursa olsun sır her zaman tehlikelidir. Sırla ilgili en önemli şey, yoğunluğu, yani, sorulara karşı bir savunma olarak etkililiğidir.

Sessizlikle karşılaşan bir soru, bir kalkan ya da zırhtan geri tepen bir silah gibidir. Sessizlik, avantajları ve dezavantajları neredeyse eşit bir biçimde dengelenen aşın bir savunma biçimidir. Konuşmayı reddeden bir insanın kendisini ele vermediği doğrudur, ama öte yandan olduğundan daha tehlikeli de görünebilir; onun sessizliği, saklayacak çok şeyi olduğu, gerçekte sahip olduğundan daha fazla şeyi olduğu şeklinde anlaşılır ve bu da onun gitmesine izin vermemenin daha da önemli görünmesine neden olur. Israrlı sessizlik sorgu ve işkenceye yol açar.

Ancak her zaman, normal koşullarda bile, cevap, cevap vereni bağlar; cevabı veren ona itaat etmek zorundadır; cevap onu sabit bir tavır almaya ve orada kalmaya zorlar, oysa sorgucusu, kendi işine geldiği gibi yer değiştirerek, ona her yandan saldırabilir. Sorgucusu onun etrafında dönebilir, şaşırtabilir ve böylelikle onu karmaşaya itebilir. Zeminini değiştirebilir olması, ona diğerinden esirgenen bir özgürlük verir. Soran, cevaplayanın savunmalarını sorularla derinleştirir ve savunmaları yıkmayı, yani onu cevap vermeye zorlamayı başardığı zaman, onu yerine mıhlamış, kıpırdayamaz hale getirmiş olur. “Kimsin?” “Ben falancayım”. Bu andan itibaren cevaplayan kendisi olmalıdır yoksa yalanları elini ayağını dolaştırır. Artık kendisini dönüştürerek kaçamaz. Sorgulama bir süre devam ederse, cevaplayan sonunda kendini prangalanmış bulur.

İlk soru kimlikle ilgilidir, ikincisi yerle. Her iki soru da konuşmayı varsaydığına göre, insan bu sözel sorgulamadan Önce gelen ve ona denk düşen orijinal bir durum olup olmadığım bilmek ister. Böyle bir durum varsa, yer ve kimlik bu durumla çakışmış olmalıdır, çünkü biri olmadan diğerinin olması anlamsızdır. Böyle bir durum var olmuştur ve hâlâ vardır; bu durum avın tereddütle incelenmesi durumudur. “Kimsin? Yenebilecek bir şey misin?” Sürekli yiyecek arayışında olan bir hayvan, bulduğu her şeye dokunur, her şeyi koklar ve burnunu her şeye sokar: “Bu nedir? Yenecek bir şey midir? Tadı nasıldır?” Cevap bir koku veya bir hareket ya da yaşamdan yoksun bir katılıktır. Yabancı beden aynı zamanda bir yerdir; hayvan bu bedeni koklayarak ve ona dokunarak, onunla tanışır; bizim anladığımız şekle tercüme edecek olursak, onu adlandırır.

Erken çocukluk, birbirini artan bir hızla izleyen iki farklı; ama bağlantılı olaylar dizisiyle karakterize edilir. Bir yanda ebeveynden çıkan emirler demeti, Öte yanda çocuğun sayısız sorusu vardır. Çocukların ilk soruları, çok daha gelişmiş bir biçimde de olsa, yiyecek isteyen bir ağlama gibidir. Bu sorular zararsızdır, çünkü ebeveyninin sahip olduğu tüm bilgiyi çocuğa vermediğinden onların üstünlüğünü korur.

Çocukların sormaya başladığı sorular nelerdir? En erken ortaya çıkanlar arasında yere ilişkin olanlar vardır: “.,.. nerede?” Diğer erken sorular şunlardır: “…. nedir?” “…. kimdir?” Yerin ve kimliğin çocuk için önemi bellidir. Bir çocuğun ilk sorduğu şeyler bunlardır. Ancak daha sonra, üçüncü yılın sonuna doğru, soruları “Niçin?”le başlar; ve çok daha sonra “Ne zaman?” ve “Ne kadar süre?” gibi zamanla ilgili soru sözcükleriyle başlar. Çocuğun herhangi bir gerçek süre kavrayışına sahip olması için uzun bir zaman gerekir.

Gördüğümüz gibi, ilk soru tereddütlü bir dokunuştur, ama kısa sürede içeri nüfuz etmeyi ister. Bir bıçak gibi keser; örneğin, küçük çocukların seçenekli sorulardan hoşlanmamalarının nedeni budur, Hangisini, elma mı yoksa armut mu tercih ettiği sorulduğunda, çocuk ya cevap vermeyecek ya da yalnızca duyduğu son sözcük olduğu için “armut” diyecektir. Gerçek bir karar, elmayı armuttan ayın etmeyi gerektirecek bir karar onun için çok zordur, çünkü canı her ikisini de istemektedir.

Bir soru, en yalın iki cevaptan, evet ve hayır’dan yalnızca biri olası olduğunda en keskin biçimde [bıçak gibi] keser. Bunlar aradaki her şeyi dışlayan kesin zıtlar olduğundan, icap eden ayrımın özel olarak son ve Önemli olduğu hissedilir.

Çoğunlukla [bir konuda] ne düşündüğümüzü bize bir soru sorulana kadar bilmeyiz. Soru kibar olduğu sürece sorudan yana ya da ona karşı karar vermekte bizi serbest bırakır, ama bizi taraflardan biri ya da diğerini savunmaya zorlar.

Platon’un diyaloglarında Sokrat sorunun yüce ustası olarak görünür. Sokrat İktidarın bütün sıradan biçimlerini hakir görür ve onları andıran her şeyden azimle kaçınır. Üstünlüğünü yapılandıran bilgelik onu isteyen herkesin hizmetindeydi, ama Sokrat’ın bu bilgeliği paylaşma yöntemi özenli nutuklar atmak değil soru sormaktı. Diyaloglar sorularla doludur ve bu soruların, önemli olanların hepsi dahil olmak üzere çoğu Sokrat’lan gelir. Sokrat, dinleyicilerini yerlerine mıhlarken ve onları olası her türden seçimler yapmaya zorlarken gösterilir. Sokrat dinleyicilerine sadece soruları aracılığıyla egemendi.

Sorular uygarlıkların biçimleriyle bir dereceye kadar kısıtlanır, örneğin, insanın bir yabancıya sormayacağı belirli şeyler vardır. Sorarsa, bu ona fazla yaklaşmak olur; bu bir müdahaledir ve dinleyenin kendisini saldırıya uğramış hissetmesine sebep olur. Öte yandan sınırlama, dinleyeni ona duyulan saygı konusunda ikna etme niyeti taşır. Yabancıya sanki o daha kuvvetli olanmış gibi davranılır; bu, karşılık verilmesi beklenen bir övgü biçimidir. İnsanlar ancak bu yolla, aralarındaki mesafeyi koruyarak, soruların tehdidinden uzak bir biçimde ve yalnızca kuvvetli değil; aynı zamanda eşit derecede kuvvetliymiş gibi davranarak, kendilerini güvencede hisseder ve birbirini rahat bırakırlar.

Belki de hepsinden Önemli olan soru gelecek hakkındadır; gelecekle ilgili soru kesinlikle müthiş bîr ivedilikle yüklüdür. Ancak sorunun yöneltildiği tanrılar bunu cevaplamak zorunda değillerdir ve böylelikle, soru ne kadar ivediyse, o kadar da umutsuzdur. Tanrılar kendilerini asla bağlamazlar, sorgulanmaya asla tahammül edemezler; hiçbir güç onların niyetlerine nüfuz edemez. Tanrıların sözceleri çok anlamlıdır ve çözümlenmeye karşı koyar. Onlar hakkında sorulan sorular insanı hiçbir yere götürmez, çünkü bugüne kadar yalnızca bir cevap verilir. Bu cevap çoğu kez yalnızca bir işaret olabilir ve bu gibi çok sayıda kehanet, pek çok ulustan rahiplerce kaydedilmiştir; örneğin bunların binlercesi bize Babillilerden gelmiştir. Ancak bu kehanetler bir dizge oluşturmaz; bunların hiçbirinin arasında içsel hiçbir bağlantı yoktur, her biri kendi başına yalıtılmış olarak durur. Bir araya toplanarak listeler oluştururlar, hepsi bu kadar; bunları bilen biri bile onları ancak tek tek geleceğin birbiriyle bağlantısız parçalarıyla ilişkilendirebilir.

Sorgu bunun tam zıddıdır. Geçmişle, gerçekliğinin bütünlüğü içinde onu yeniden yaratarak uğraşır ve sorgulayandan daha güçsüz olan birine yöneltilmiştir. Yargılamaların önemine geçmeden önce, bugün çoğu ülkede yerleşmiş bir işlem olan polis kayıtlan dizgesi hakkında bir şey söylemek istiyorum. Her yerde aynı olan ve temel amacı emniyet ve düzene hizmet etmek olan bir grup soru şekillenmiştir. Devlet, her insan hakkında, bu insan tehlikeli olursa diye ya da olduğunda onunla baş edebilmek için, mümkün olduğunca çok bilgi sahibi olmak İster. Bir insana sorulan resmi ilk soru adı, ikincisi de adresidir. Daha önce gördüğümüz gibi, kimliği ve yeri ilgilendiren bu sorular, en eski iki sorudur. Bir sonraki soru olan, iş, o insanın faaliyet alanını ve sahip olduklarının olası miktarını açığa çıkarır; bundan ve yaşından prestiji ve etki alanı, aslında ona nasıl muamele edilmesi gerektiği çıkarsanabilir. Adamın verdiği karşılıklar onun insan olarak sahip olduklarını da içerir: Karısının ve çocuklarının olup olmadığını belirtmek zorundadır. Doğum yeri ve uyruğu olası inançlarım belirtir ve fanatik milliyetçilik çağında, artık eskiden olduğu kadar önemli olmayan dininden çok daha fazla aydınlatıcı nitelik taşır. Fotoğrafı ve imzası da dahil olmak üzere bütün bunlarla pek çok şey kesinleşmiş olur.

Adamın bu sorulara verdiği cevaplar kabul edilir; cevaplar o atı için bir kuşku doğurmaz. Sorular ancak belirli amaçla yürütülen sorguda kuşkuyla yüklüdür. Her bir soru kendi başına savuşturulabilir, ama bir araya geldiklerinde cevaplan denetleyen bir çerçeve oluştururlar. Yargılanan adam sorgucusuyla düşmanlık ilişkisi içinde durur; kendisi ondan çok daha güçsüz olduğundan, ancak onu kendisinin bir düşman olmadığına ikna etmede başarılı olursa kurtulabilir.

Hukuki sorgulamalarda, sorgulama, zaten daha muktedir olan sorgucuya geriye dönük bir her şeyi bilme hakkı verir. Sanığın gelip gittiği yerler, girdiği odalar, şu ya da bu saati nasıl geçirdiği, o zaman özgür ve izlenmiyormuş [edimler] gibi görünen her şey birdenbire tetkike maruz kalır. Önceki Özgürlüğünden olabildiğince az özgürlük kalana değin aynı yerlere gidip gelmek, her odaya yeniden girmek ve her saati yeniden yaşamak zorundadır. Yargıç bir yargıya varmadan önce sayılamayacak kadar çok olguyu bilmek ister; yargıcın iktidarının temelinde kesin olarak her şeyi bilmek yatar. Bu amaçla şu sorulan sorma hakkı vardır: “Neredeydin?” “Ne zaman oradaydın?” “Ne yapıyordun?” Sanık, elinden gelirse, bir yer adının karşısına başka bir yer adı, kimliğin karşısına kimlik koyarak suçun işlendiği tarihle başka yerde olduğunu kanıtlar: “O sırada orada değil başka bir yerdeydim. Bunu yapan ben değil başka bir insandır.”

Eski bir Wend efsanesinde şöyle denir:

“Bir varmış bir yokmuş, Dehsa’da, gün ortasında çayıra yatıp uyuyan bir köylü kız varmış. Nişanlısı yanında oturmuş, kızdan nasıl kurtulabileceğini düşünüyormuş. Sonra öğle kadını gelip onu sorgulanıp. Adam onu her cevapladığında kadın ona yeni sorular sormuş. Saat bir olunca adamın kalbi durmuş. Öğle kadını onu ölümüne sorgulamış.”

Yazan:Elias Canetti
Kaynak: Kitle ve iktidar
www.e-perspektif.com

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND