Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Sorgulayıcı bir nesil nasıl yetiştirilir?

Eğitim şart! Ancak eğitimden kast edilen ezberci kuşaklar yetiştirmek olmamalı. Soran, sorgulayan ve bilgiyi bükebilen nesiller yetiştirmek için eğitim anlayışının da bu doğrultuda olması gerekiyor. İşte sorgulamaya dayalı bir sınıf yaratmak için 10 ipucu…

kişisel gelişim

Eğitim şart! Ancak eğitimden kast edilen ezberci kuşaklar yetiştirmek olmamalı. Soran, sorgulayan ve bilgiyi bükebilen nesiller yetiştirmek için eğitim anlayışının da bu doğrultuda olması gerekiyor. İşte sorgulamaya dayalı bir sınıf yaratmak için 10 ipucu… 

Sorgulamaya Dayalı Bir Sınıf Yaratmak İçin 10 İpucu

Bilgiyi vermenin geleneksel modeli çok işe yaramıyor, sorgulamayı denemekten korkmayın.

Öğretim uygulamalarını dönüştürme süreci uzun ve yavaş bir yoldur. Fakat başarıyı deneyimleyen öğretmenler ve okullar, fikirlerini internet ortamında veya yüz yüze paylaşıyorlar. Diana Laufenberg de Amerika’daki ülkedeki okullarda sorgulamanın geliştirilmesini sağlamak için yola çıktı ve yakın bir zaman önce kar amacı gütmeyen  HYPERLINK “http://inquiryschools.org/” sorgulamaya dayalı okullar açtı.

Sorgulamaya dayalı güçlü bir eğitim uygulaması oluşturmak, öğrencilerin sorularını başka sorulara yönlendirmeyi öğrenmek ve rehberlik etme rolünde kendini rahat hissetmek biraz zaman alıyor. İşte Laufenberg’in bu konudaki tavsiyeleri:

1. İçerik standartlarını öğretmeyin; bilmeleri gereken bilgiyi kendi yollarıyla bulmalarına yardım edin.

Standart olarak bilinen ve her öğretmenin öğrencilerine öğretmekle sorumlu olduğu bir içerik “havuzu” vardır. Öğrencilerin bunları anlamasını ve hatırlamasını sağlamanın en iyi yolu, bilmeleri gereken bilgiye doğru giden kendi sorularından oluşan yollarını inşa etmelerini sağlamaktır.

Laufenberg’e göre beyin sorular için kurgulanmış: “Beyin bu yolla daha iyi öğrenir ve daha iyi hatırlar. “Ne yazık ki, pek çok okul ve öğretmen standart sonuçlara ulaşmaya o kadar çok odaklanmış durumdaki, ellerinin altındaki kullanabilecekleri en iyi aracı kaçırıyorlar: Öğrencinin doğal merakı. Okul sorularla doludur. Ama bu sorular çoğunlukla, öğrenciler sadece  öğretmenlerinin onlara sordukları sorular hakkında daha çok şey bilmeliler anlamına gelir.

“Ve sorgulamanın sonunda çocuklar daha az şey öğrenir belki ama toplamda daha çok şeyi hatırlarlar. Ve sonuç her zaman daha iyi olur” diyor Laufenberg.

2. Öğrencilerinize neyi bilmeleri gerektiğini söylemeyin, bunu kendi kendilerine deneyimlemeleri için onlara gerekli yapıyı yaratın.

“Sorgulama en iyi, öğretmenin deneyimlemenin gerçekleşeceği yapıyı oluşturmak dışında çok az şey yaptığında gerçekleşir. Bu, ilk soruyu sormaktır, kışkırtıcı ilk dokümanı ortaya koymaktır ya da iki dakikalık bir video göstermektir” diyor Laufenberg. Bundan sonra sınıfın çocukların sorularıyla dolması gerekir. Ve eğer bir öğrenci tıkanır ve öğretmenden yardım isterse, öğretmenin görevi başka bir soru sorarak öğrenciyi düşünmeye devam etmeye sevk etmek ya da öğrencinin soruşturması için yeni sorular sormaktır.

Laufenberg, ülkenin her yerinden iyi niyetli ve çalışkan öğretmenlerle çalışarak onların da öğretmenlik uygulamalarına daha fazla sorgulamanın yerleşmesini sağladı. Birçoğu ilk başta bu modelin denge bozduğunu düşündü, çünkü çok uzun zamandır işlerinin sadece içeriği öğretmek olduğunu düşünüyorlardı. Sorgulamaya dayalı öğrenmenin işe yaraması için öğretmenlerin, öğrencilerin nasıl düşündüğünü dinleme ve sonra onları düşüncelerinden “koparacak” tek bir soruyu sorma ve daha fazla ve farklı düşünmelerini sağlama konusunda uzman olmaları gerekiyor.

Laufenberg’e göre daha az anlatım, daha çok soruları ve deneyimleri yönlendirme olduğunda öğrenciler daha iyi öğreniyor.

3. Sınıfta geçirdiğiniz zamanı, küçük bilgiler arasında bağlantı kurmak için kullanın.

“Sonuçta, veriler ve bilgiler hiçbir şeyle bağlantılı değilse ne işe yarar ki? Öğrencilerinize analiz etmelerini ve kendi aralarında konuşmalarını sağlayacak zorlayıcı şeyler verin ve sizin öğretmeniz gereken şeyde neler olup bittiğini anlama zorluğuyla uğraşmalarını sağlayın. Ama lütfen sınıftaki dakikalarınızı onlara sadece bir şeyler anlatarak harcamayın”

Öğretmenler, öğrencilerin öğrendikleri verileri ve bilgileri mantıklı bir şekilde anlamlandırmalarına ve diğer konularla bağlantı kurmalarına yardımcı olan çok önemli bir role sahiptir.

4. Birçok çocuk okuma konusunda bocalıyor, onların ilgisini yazılı olmayan kelimelerle çekin.

Laufenberg, öğretmenlik yaparken sınıfında gelişmiş bir analitik zekaya ve harika bir eleştirel düşünce yapısına sahip ve mükemmel bir problem çözücü olan bir öğrencisi vardı. Fakat öğrenme farklılıkları yüzünden okuma ve yazma konusunda bocalıyordu. Laufenberg, bu öğrencisinin sınıftaki derslere en üst düzeyde katılmasını (ki bu beceriye sahipti) ve ikinci sınıf düzeyindeki okuma seviyesi ile kendisini sınırlandırmamasını istiyordu. Laugfenberg, dersleri görsel bir şekilde tanıtma alışkanlığı geliştirdi ve böylece bu öğrencisinin dersin dışında kalmamasını sağladı.

“Akut bir durum olduğu için bunun hemen üstesinden gelmek istedim. Ama aslında yaptığım şey, tüm öğrencileri görsel yolla anlamanın oyun düzeyine davet etmek ve yazılı kelimelerle anlamanın bariyerlerini ortadan kaldırmaktı” diyor Laufenberg. Laufenberg, öğrencilerine ilginç ve şaşırtıcı şeyler gösterdi, hatta 90 saniyelik videolarla çocukların tüm dikkatini çekti. Bu yöntem, öğrencileri meraklandırdı ve öğretmenlerinin verdiği okuma ödevlerini yaparken bile kendi sorularını sormalarını sağladı.

Karmaşık bir fikir; küçük bir video veya başka yollarla da anlatılabilir. Böylece ders saatinin büyük bir kısmı, daha derine inen sorulara ve analizlere dalmakla geçer. Laufenberg, temel bilgiyi bile sorularla veriyor, kesinlikle sadece bilgiyi anlatmıyor.

“Bu, daha az okumak anlamına gelmiyor, ilgi çekici olmayan bilgilerin daha az okunmasını sağlayarak daha derin okumaya izin vermek anlamına geliyor” diyor Laufenberg.

5. Bocalayan çocuklara işin en sıkıcı kısmı olan sürekli tekrar etmeyi vermeyi bırakın.

“Amerikan eğitiminde gerçekten ilginç bir şey yapıyoruz; çocuklar bir konuda bocaladıklarında onlara bu konunun daha sıkıcı halini yeniden ve yeniden verip duruyoruz. Bu yöntemin, öğrencileri, anlamakta zorlandıkları konular hakkında heyecanlandırmasına imkan yok” diyor Laufenberg.

Matematik öğretmenleri genellikle, daha ilginç konulara geçmek için önce bazı temellerin anlatılması gerektiğini söylerler. Ancak öğrenciler bilmeye ilgi duymazlarsa, asla daha iyi konulara geçemeyeceklerdir. “Çocukların matematiğin sadece hesaplama olmadığını, matematiğin bambaşka bir düşünme süreci olduğunu ve dünya üzerine düşünmenin bir yolu olduğunu anlamalarını sağlamak gerekir. Ve matematiğin daha büyük resmini görmelerini sağlamak” diyor Laufenberg.

Laufenberg, bunun tarihten pek de farklı olmadığını düşünüyor. “Eğer çocuklara tarih öğretmenin amacı, olayları tarihine göre sıralamak olsaydı, çok değerli bir öğrenme deneyimini kaçırmış olurduk. Matematiğin amacı da sadece hesaplamak olsaydı, yine bir şeyleri kaçırırdık.”

Okuma konusuna gelince, okuma konusunda gönülsüz olanlara sıkıcı okumalar vermeyin. İstediklerini okumalarına izin verin. Kimse kendisine sıkıcı gelen bir şeyi okumak istemez.

6. Öğrencilerinizi şaşırtın.

Laufenberg genellikler derslere, dersle ilgili ana bir kaynağı hiçbir metin olmaksızın ekrana koyarak başlıyor. Öğrenciler ise hemen bu kaynağın ne olduğunu ve nereden geldiğini bulmaya çalışarak derse başlıyor. Laufenberg bunun, öğrencilerin soru sorma becerileri ve düşünmeleri üzerine müthiş bir pencere açtığını söylüyor.

“Tüm öğrenciler cevabı bulamayacaklardır belki ama diğerlerinin nasıl yaptıkları üzerine meraklanacaklardır” diyor Laufenberg.

7. Bilgiyi vermenin geleneksel modeli çok işe yaramıyor, sorgulamayı denemekten korkmayın.

“İnsanlar bunu yapmak istemediklerinde onlara hep şunu derim: Sınıfta bir türlü iyi geçmeyen bir ünite seçin. Kaybedecek bir şeyiniz yok, zaten öğrencileriniz sizi takip etmiyor” diyor Laufenberg. Başlamak için güvenli bir yer, çünkü işler daha da kötüye gitmez. Hatta bu deneyden başka derslerde de kullanabileceğiniz şeyler öğrenebilirsiniz.

8. Sonuçlardaki “eğriyi” bulun ve eski yöntemleri terk edin.

Laufenberg “eğriyi” bulmak için dersin içeriğini en önemli parçalara indirgemeyi ve tematik olarak bunlara odaklanmayı öneriyor. Bu, öğrencilerin öğrenmeleri gereken büyük fikirlere ulaşmaları için mümkün olduğu kadar çok yol açmayı sağlayacaktır.

Öğretmenler her adımı belli, tanımlanabilen bir sonucu olan ve hepsi birbirinin aynı 30 ödevle sonuçlanan bir “proje” ödevi verdiklerinde, bu sorgulama ve araştırma olmaz. Buna ancak “tarif” denebilir. Gerçek bir sorgulamaya dayalı ödevde, öğrenciler farklı yollarda yolculuk eder ve farklı ürünler üretirler. Ama yol boyunca öğrenirler.

“Sorgulamanın olmadığı bir sınıfta çocuklar aynı yoldan yürüyeceklerdir, çünkü öğretmen herkesin nereye gideceğine karar vermiştir ve herhangi birinin bütün gün boyunca söyleyeceği hiçbir şey bunu değiştirmeyecektir” diyor Laufenberg.

9. Programa uymasa da ilginç öğrenci sorularına izin verin.

Laufenberg, bir öğrencinin sorduğu büyüleyici bir sorunun yeterli zaman olmadığı için öğretmen tarafından savuşturulduğu sınıflar gördüğünü söylüyor. Çocuklar dersin gidişatını etkilemek için yapabilecekleri hiçbir şey olmadığını bilirler. Ve bu çok güçsüzleştirici bir deneyimdir.

“Çocukların gidişata dair bir fikir verememesi ise en yıkıcı kısmıdır” diyor Laufenberg. Çocukların sorularını dinlemek ve o soruları tüm sınıfa sorarak değerlendirmek, öğrencilerin özgüven kazanmalarını ve merakın değerini öne çıkarmayı sağlar.

10. Öğretmenlik uygulamalarına sorgulayarak yaklaşın ve bunu gelişiminiz için kullanın.

“Kimse öğretmenlerden kendi uygulamalarını sorgulama yoluyla incelemelerini istememiştir” diyor Laufenberg. Oysa sorgulama temelli uygulamaları oluşturmak için sorgulamayı kullanmak, öğretmenlerin karşılaştıkları temel sorular üzerine düşünmek için harika bir taktiktir. 

Çeviri: Özlem Öztürk

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND