Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Sorgulayıcı bir nesil nasıl yetiştirilir?

Eğitim şart! Ancak eğitimden kast edilen ezberci kuşaklar yetiştirmek olmamalı. Soran, sorgulayan ve bilgiyi bükebilen nesiller yetiştirmek için eğitim anlayışının da bu doğrultuda olması gerekiyor. İşte sorgulamaya dayalı bir sınıf yaratmak için 10 ipucu…

Eğitim şart! Ancak eğitimden kast edilen ezberci kuşaklar yetiştirmek olmamalı. Soran, sorgulayan ve bilgiyi bükebilen nesiller yetiştirmek için eğitim anlayışının da bu doğrultuda olması gerekiyor. İşte sorgulamaya dayalı bir sınıf yaratmak için 10 ipucu… 

Sorgulamaya Dayalı Bir Sınıf Yaratmak İçin 10 İpucu

Bilgiyi vermenin geleneksel modeli çok işe yaramıyor, sorgulamayı denemekten korkmayın.

Öğretim uygulamalarını dönüştürme süreci uzun ve yavaş bir yoldur. Fakat başarıyı deneyimleyen öğretmenler ve okullar, fikirlerini internet ortamında veya yüz yüze paylaşıyorlar. Diana Laufenberg de Amerika’daki ülkedeki okullarda sorgulamanın geliştirilmesini sağlamak için yola çıktı ve yakın bir zaman önce kar amacı gütmeyen  HYPERLINK “http://inquiryschools.org/” sorgulamaya dayalı okullar açtı.

Sorgulamaya dayalı güçlü bir eğitim uygulaması oluşturmak, öğrencilerin sorularını başka sorulara yönlendirmeyi öğrenmek ve rehberlik etme rolünde kendini rahat hissetmek biraz zaman alıyor. İşte Laufenberg’in bu konudaki tavsiyeleri:

1. İçerik standartlarını öğretmeyin; bilmeleri gereken bilgiyi kendi yollarıyla bulmalarına yardım edin.

Standart olarak bilinen ve her öğretmenin öğrencilerine öğretmekle sorumlu olduğu bir içerik “havuzu” vardır. Öğrencilerin bunları anlamasını ve hatırlamasını sağlamanın en iyi yolu, bilmeleri gereken bilgiye doğru giden kendi sorularından oluşan yollarını inşa etmelerini sağlamaktır.

Laufenberg’e göre beyin sorular için kurgulanmış: “Beyin bu yolla daha iyi öğrenir ve daha iyi hatırlar. “Ne yazık ki, pek çok okul ve öğretmen standart sonuçlara ulaşmaya o kadar çok odaklanmış durumdaki, ellerinin altındaki kullanabilecekleri en iyi aracı kaçırıyorlar: Öğrencinin doğal merakı. Okul sorularla doludur. Ama bu sorular çoğunlukla, öğrenciler sadece  öğretmenlerinin onlara sordukları sorular hakkında daha çok şey bilmeliler anlamına gelir.

“Ve sorgulamanın sonunda çocuklar daha az şey öğrenir belki ama toplamda daha çok şeyi hatırlarlar. Ve sonuç her zaman daha iyi olur” diyor Laufenberg.

2. Öğrencilerinize neyi bilmeleri gerektiğini söylemeyin, bunu kendi kendilerine deneyimlemeleri için onlara gerekli yapıyı yaratın.

“Sorgulama en iyi, öğretmenin deneyimlemenin gerçekleşeceği yapıyı oluşturmak dışında çok az şey yaptığında gerçekleşir. Bu, ilk soruyu sormaktır, kışkırtıcı ilk dokümanı ortaya koymaktır ya da iki dakikalık bir video göstermektir” diyor Laufenberg. Bundan sonra sınıfın çocukların sorularıyla dolması gerekir. Ve eğer bir öğrenci tıkanır ve öğretmenden yardım isterse, öğretmenin görevi başka bir soru sorarak öğrenciyi düşünmeye devam etmeye sevk etmek ya da öğrencinin soruşturması için yeni sorular sormaktır.

Laufenberg, ülkenin her yerinden iyi niyetli ve çalışkan öğretmenlerle çalışarak onların da öğretmenlik uygulamalarına daha fazla sorgulamanın yerleşmesini sağladı. Birçoğu ilk başta bu modelin denge bozduğunu düşündü, çünkü çok uzun zamandır işlerinin sadece içeriği öğretmek olduğunu düşünüyorlardı. Sorgulamaya dayalı öğrenmenin işe yaraması için öğretmenlerin, öğrencilerin nasıl düşündüğünü dinleme ve sonra onları düşüncelerinden “koparacak” tek bir soruyu sorma ve daha fazla ve farklı düşünmelerini sağlama konusunda uzman olmaları gerekiyor.

Laufenberg’e göre daha az anlatım, daha çok soruları ve deneyimleri yönlendirme olduğunda öğrenciler daha iyi öğreniyor.

3. Sınıfta geçirdiğiniz zamanı, küçük bilgiler arasında bağlantı kurmak için kullanın.

“Sonuçta, veriler ve bilgiler hiçbir şeyle bağlantılı değilse ne işe yarar ki? Öğrencilerinize analiz etmelerini ve kendi aralarında konuşmalarını sağlayacak zorlayıcı şeyler verin ve sizin öğretmeniz gereken şeyde neler olup bittiğini anlama zorluğuyla uğraşmalarını sağlayın. Ama lütfen sınıftaki dakikalarınızı onlara sadece bir şeyler anlatarak harcamayın”

Öğretmenler, öğrencilerin öğrendikleri verileri ve bilgileri mantıklı bir şekilde anlamlandırmalarına ve diğer konularla bağlantı kurmalarına yardımcı olan çok önemli bir role sahiptir.

4. Birçok çocuk okuma konusunda bocalıyor, onların ilgisini yazılı olmayan kelimelerle çekin.

Laufenberg, öğretmenlik yaparken sınıfında gelişmiş bir analitik zekaya ve harika bir eleştirel düşünce yapısına sahip ve mükemmel bir problem çözücü olan bir öğrencisi vardı. Fakat öğrenme farklılıkları yüzünden okuma ve yazma konusunda bocalıyordu. Laufenberg, bu öğrencisinin sınıftaki derslere en üst düzeyde katılmasını (ki bu beceriye sahipti) ve ikinci sınıf düzeyindeki okuma seviyesi ile kendisini sınırlandırmamasını istiyordu. Laugfenberg, dersleri görsel bir şekilde tanıtma alışkanlığı geliştirdi ve böylece bu öğrencisinin dersin dışında kalmamasını sağladı.

“Akut bir durum olduğu için bunun hemen üstesinden gelmek istedim. Ama aslında yaptığım şey, tüm öğrencileri görsel yolla anlamanın oyun düzeyine davet etmek ve yazılı kelimelerle anlamanın bariyerlerini ortadan kaldırmaktı” diyor Laufenberg. Laufenberg, öğrencilerine ilginç ve şaşırtıcı şeyler gösterdi, hatta 90 saniyelik videolarla çocukların tüm dikkatini çekti. Bu yöntem, öğrencileri meraklandırdı ve öğretmenlerinin verdiği okuma ödevlerini yaparken bile kendi sorularını sormalarını sağladı.

Karmaşık bir fikir; küçük bir video veya başka yollarla da anlatılabilir. Böylece ders saatinin büyük bir kısmı, daha derine inen sorulara ve analizlere dalmakla geçer. Laufenberg, temel bilgiyi bile sorularla veriyor, kesinlikle sadece bilgiyi anlatmıyor.

“Bu, daha az okumak anlamına gelmiyor, ilgi çekici olmayan bilgilerin daha az okunmasını sağlayarak daha derin okumaya izin vermek anlamına geliyor” diyor Laufenberg.

5. Bocalayan çocuklara işin en sıkıcı kısmı olan sürekli tekrar etmeyi vermeyi bırakın.

“Amerikan eğitiminde gerçekten ilginç bir şey yapıyoruz; çocuklar bir konuda bocaladıklarında onlara bu konunun daha sıkıcı halini yeniden ve yeniden verip duruyoruz. Bu yöntemin, öğrencileri, anlamakta zorlandıkları konular hakkında heyecanlandırmasına imkan yok” diyor Laufenberg.

Matematik öğretmenleri genellikle, daha ilginç konulara geçmek için önce bazı temellerin anlatılması gerektiğini söylerler. Ancak öğrenciler bilmeye ilgi duymazlarsa, asla daha iyi konulara geçemeyeceklerdir. “Çocukların matematiğin sadece hesaplama olmadığını, matematiğin bambaşka bir düşünme süreci olduğunu ve dünya üzerine düşünmenin bir yolu olduğunu anlamalarını sağlamak gerekir. Ve matematiğin daha büyük resmini görmelerini sağlamak” diyor Laufenberg.

Laufenberg, bunun tarihten pek de farklı olmadığını düşünüyor. “Eğer çocuklara tarih öğretmenin amacı, olayları tarihine göre sıralamak olsaydı, çok değerli bir öğrenme deneyimini kaçırmış olurduk. Matematiğin amacı da sadece hesaplamak olsaydı, yine bir şeyleri kaçırırdık.”

Okuma konusuna gelince, okuma konusunda gönülsüz olanlara sıkıcı okumalar vermeyin. İstediklerini okumalarına izin verin. Kimse kendisine sıkıcı gelen bir şeyi okumak istemez.

6. Öğrencilerinizi şaşırtın.

Laufenberg genellikler derslere, dersle ilgili ana bir kaynağı hiçbir metin olmaksızın ekrana koyarak başlıyor. Öğrenciler ise hemen bu kaynağın ne olduğunu ve nereden geldiğini bulmaya çalışarak derse başlıyor. Laufenberg bunun, öğrencilerin soru sorma becerileri ve düşünmeleri üzerine müthiş bir pencere açtığını söylüyor.

“Tüm öğrenciler cevabı bulamayacaklardır belki ama diğerlerinin nasıl yaptıkları üzerine meraklanacaklardır” diyor Laufenberg.

7. Bilgiyi vermenin geleneksel modeli çok işe yaramıyor, sorgulamayı denemekten korkmayın.

“İnsanlar bunu yapmak istemediklerinde onlara hep şunu derim: Sınıfta bir türlü iyi geçmeyen bir ünite seçin. Kaybedecek bir şeyiniz yok, zaten öğrencileriniz sizi takip etmiyor” diyor Laufenberg. Başlamak için güvenli bir yer, çünkü işler daha da kötüye gitmez. Hatta bu deneyden başka derslerde de kullanabileceğiniz şeyler öğrenebilirsiniz.

8. Sonuçlardaki “eğriyi” bulun ve eski yöntemleri terk edin.

Laufenberg “eğriyi” bulmak için dersin içeriğini en önemli parçalara indirgemeyi ve tematik olarak bunlara odaklanmayı öneriyor. Bu, öğrencilerin öğrenmeleri gereken büyük fikirlere ulaşmaları için mümkün olduğu kadar çok yol açmayı sağlayacaktır.

Öğretmenler her adımı belli, tanımlanabilen bir sonucu olan ve hepsi birbirinin aynı 30 ödevle sonuçlanan bir “proje” ödevi verdiklerinde, bu sorgulama ve araştırma olmaz. Buna ancak “tarif” denebilir. Gerçek bir sorgulamaya dayalı ödevde, öğrenciler farklı yollarda yolculuk eder ve farklı ürünler üretirler. Ama yol boyunca öğrenirler.

“Sorgulamanın olmadığı bir sınıfta çocuklar aynı yoldan yürüyeceklerdir, çünkü öğretmen herkesin nereye gideceğine karar vermiştir ve herhangi birinin bütün gün boyunca söyleyeceği hiçbir şey bunu değiştirmeyecektir” diyor Laufenberg.

9. Programa uymasa da ilginç öğrenci sorularına izin verin.

Laufenberg, bir öğrencinin sorduğu büyüleyici bir sorunun yeterli zaman olmadığı için öğretmen tarafından savuşturulduğu sınıflar gördüğünü söylüyor. Çocuklar dersin gidişatını etkilemek için yapabilecekleri hiçbir şey olmadığını bilirler. Ve bu çok güçsüzleştirici bir deneyimdir.

“Çocukların gidişata dair bir fikir verememesi ise en yıkıcı kısmıdır” diyor Laufenberg. Çocukların sorularını dinlemek ve o soruları tüm sınıfa sorarak değerlendirmek, öğrencilerin özgüven kazanmalarını ve merakın değerini öne çıkarmayı sağlar.

10. Öğretmenlik uygulamalarına sorgulayarak yaklaşın ve bunu gelişiminiz için kullanın.

“Kimse öğretmenlerden kendi uygulamalarını sorgulama yoluyla incelemelerini istememiştir” diyor Laufenberg. Oysa sorgulama temelli uygulamaları oluşturmak için sorgulamayı kullanmak, öğretmenlerin karşılaştıkları temel sorular üzerine düşünmek için harika bir taktiktir. 

Çeviri: Özlem Öztürk

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND