Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Sizin sendromunuz hangisi?

Cam tavan, tükenmişlik, hasta bina, süper anne, orta yaş… İş yaşamı sendromları saymakla bitmiyor. Üstelik uzmanlara göre çalışanların kariyerleri boyunca bunlardan en az birine yakalanmaları kaçınılmaz. İşte iş yaşamı sendromları ve başa çıkma yolları…

İş hayatımızda, maşallah, sendrom zenginiyiz. Cam tavan, tükenmişlik, hasta bina, süper anne, orta yaş… vs vs! Çalışan, bunlardan birine mutlaka yakalanıyor, diyor uzmanlar. Sendromlar insanları fiziksel olarak da etkiliyor. Bir yandan bedensel, diğer yandan zihinsel engeller hem kişiyi hem de çevresindekileri etkiliyor. Motivasyonu, performansı düşen çalışan işinde eskisi kadar verimli olamıyor. Bununla da kalmayıp çizdiği karamsar tabloyla iş arkadaşlarını da olumsuz yönde etkiliyor.

İş hayatında stres yapmamıza neden olacak, psikolojik olarak bizi zorlayacak durumlarla karşılaşıyoruz. Aralarında bazıları var ki, neredeyse çalışan herkesin başına geliyor. Bu sıkıntılarla, sendromlarla başa çıkmak için önce onların etkisinde olup olmadığımızın farkında olmamız gerekiyor.

Bazı sendromların üstesinden ufak tefek değişikliklerle gelmek mümkünken, bazılarında uzmanlardan yardım almak gerekiyor. Böyle durumlarda çalışanın iş arkadaşları ve yöneticinden gelecek destek de çok önemli.

Sendromlar farklı farklı olsa da çalışanı aynı şekilde etkiliyor. İş yapma konusunda isteksizlik, yorgunluk, bıkkınlık, moral ve motivasyon eksikliği, işten soğuma bunlardan bazıları. Bununla da kalınmıyor, sendromda giren kişi karamsar bir ruh halinde olduğu için hem çevresini hem de şirketi olumsuz etkiliyor. Sendromların belirtileri çok kişisel olduğu için önceden kestirebilmek çok zor.

Sendrom 3 nedenden ötürü ortaya çıkıyor:

1. Kişinin kendisinden
Kişi depresifse, özellikle de gelecekle ve belirsizlikle baş edebilme yeteneğine sahip değilse onun için her şey sendroma dönüşebilir.

2. İşten kaynaklanan sendrom
Doktorlar ve hemşirelerde çok görülüyor. Her gün birinin sorunuyla uğraşmak bunun en büyük nedeni. Hele bir de bu hastalar ölümle mücadele ediyorsa…

3. Örgüt yapısı, süreçler ve sistem
Örgüt çok yapılanmışsa, her şey belirliyse, yerine oturmuşsa; girişimci bir insan burada sendroma yakalanıyor. Bunun tam tersi, ne olacağı belirsiz işletmeler de sendroma neden olur. Benim görevim, yetkim nedir, kime karşı sorumlu olacağım… Bu sorular sendroma sürükler. Karar alma, ödül ve liderlik süreçlerinde iletişimdeki aksaklıklar da kişiyi sendroma sokacaktır.

Sendrom kişileri sadece zihinsel olarak etkilemiyor. Stres vücudu da vuruyor. Hangi sendrom olduğu fark etmiyor. Bedensel şikayetler hepsinde görülebiliyor. Halsizlik, yorgunluk, bazılarında kilo kaybı veya tam tersi olarak kontrolsüz kilo alışı, mide, bağırsak, sindirim sisteminin bozulması… Yani beyin düzgün çalışmadığı zaman bu durum diğer organları da etkiliyor.

Uzman Psikolog E. Selin Uçal, Psikolog Merve Tepeli Yürüten ve Marmara Üniversitesi Prof. Dr. İnci Erdem Artan iş hayatında en sık görülen sendromları, başa çıkma yöntemlerini ve örnek vakaları anlattılar.

Cam tavan sendromu
Psikolojide ‘öğrenilmiş çaresizlik’ olarak da geçiyor. Kişinin kendine koyduğu sınırın üzerine çıkamaması durumu. Uzunca süre aynı şekilde çalışmış, sınırlarını zorlamamış kişiler kendi koydukları sınırlar kadar çıkabiliyorlar. Bu sendrom kişide yetersizlik duygusu uyandırıyor. İşini iyi yapamamasına neden oluyor. Daha çok aile şirketlerinde, aileden olmayan çalışanlarda ve kadın yöneticilerde görülüyor.

Vaka örneği
38 yaşında, çalışan bir kadın yönetici işinde mutsuzmuş. Görüşmelerde bu mutsuzluğunun nedeni olarak 3 senedir aynı pozisyonda çalıştığı, patronunun onu takdir etmediği, yakında yeni görev dağılımlarının yapılacağı ve kendisinin bir üst pozisyona geçemeyeceğinden dolayı duyduğu sıkıntılar ortaya çıkmış. Zaman içinde asıl gerçeğin iş hayatı yüzünden ailesinden uzak kalması, çocuklarıyla yeterli zaman geçirememesinden üzüntü duyduğundan aslında kişinin kendisinin bu engeli yarattığı saptanmış.

Tavsiyeler
Çalışana cesaret vermek, özgüveni kazanmasını sağlamak gerekiyor. Kendi yapabildiklerinin üzerine neler katabilir, alternatifler neler, bunlara bakmak gerekiyor. Bir başka öneri de yatay kariyer. Yani yukarı değil yana doğru kariyeri geliştirmek, farklı beceriler kazanmak, alanını geliştirmek.

İşsiz kalma sendromu
Hem çalışanlarda hem de iş arayanlarda görülebiliyor. Kişi mevcut işini kaybetme veya iş arıyorsa bulamama korkusu yaşıyor. Daha sıkıntılı, endişeli, keyifsiz olabiliyor. Dikkatini toplayamıyor, motivasyonu düşüyor. Daha çok beyaz yakalılarda görülüyor.

Vaka örneği
42 yaşında iletişim sektöründe 10 senedir çeşitli pozisyonlarda çalışmakta olan bir erkek, ‘ya beni işten diğerleri gibi çıkarırlarsa?’ ‘aileme nasıl yeteceğim?’ ‘bu yaştan sonra nerede iş bulacağım?’ gibi şikâyetlerden dolayı başvurmuş. Son 6 aydır sürekli olarak bu soruların kafasına takıldığından, geceleri uykusuzluk çektiğinden ve asabi olduğundan şikayet etmiş ve düzenli olarak haftada bir seanslara başlanmış.

Tavsiyeler
Bu genel bir endişe hali olduğu için kişiyi rahatlatmak gerekiyor. Özgüvenini kazanması için çalışmalar yapılabilir. Başka bir öneri de B planını hazır tutmak. Böylece işsiz kalma durumunda en azından bir süre idare edebilecek kazanç elde edilebilir.

Pazartesi-cuma sendromu
Tatil dönüşü işe adaptasyon sürecine pazartesi sendromu deniyor. Haftasonu tatilinden çıkan çalışan iş yapmaya gönüllü olmuyor. Motivasyonu ve morali düşük oluyor. Pazar akşamından başlayan stres ile boğuşma durumu olarak nitelendirilen ‘pazartesi sendromu’ birçok kişiyi etkiliyor. Cuma günü tatil planlarının yapılmaya başlanmasıyla işler aksatılıyor ve bu da cuma sendromu oluyor.

Vaka örneği
33 yaşında çalışan bir erkek danışanın şikayetleri: 4-5 aydır, pazar gününden başlayan panik hali, sabahları kalkmakta güçlük; işe vardığında aşırı yoğun tempo yüzünden zamanın nasıl geçtiğini fark bile edememe; yine bir pazar ve aynı sıkıntılar yeniden… Pazartesileri spor yaparak, evden çıkmadan keyif kahvesi içerek, gazete okuma alışkanlığı kazanılarak, işiyle ilgili sevdiği hususları öne çıkarmayı öğrenerek sendrom aşılmış.

Tavsiyeler
Pazartesi işe gitmeden yapılan küçük değişiklikler motive edebiliyor. Mesela erken kalkıp yürüyüş yapmak, kahvaltıyı farklı şekilde etmek gibi. Pazartesi akşamına sinema, tiyatro gibi bir etkinlik konabilir.

Kronik yorgunluk sendromu
Kişi sürekli dinlenmek, uyumak, yatmak istiyor. Bu fiziksel de olabilir psikolojik de. Her ikisinde de bedensel yorgunluk göre çarpıyor. Kişi mutsuz ya da çökmüş bir halden çok günlerdir uyumamış ve hırpalanmış görünüyor. Bu kişilerin uykuya olan ihtiyaçları bitmiyor. Bir derdi olup olmadığı sorulduğunda ise sadece uykusu olduğunu söylüyor. Genellikle kurumsal şirketlerde çalışanlarda; eğitim düzeyi yüksek olan kadınlar da ağırlıklı olmak üzere görülüyor.

Vaka örneği
29 yaşında organizasyon şirketinde çalışan kadın sürekli olarak kas ve eklem ağrıları çektiğinden, kendisini devamlı yorgun ve halsiz hissettiğinden, geceleri zor uyuduğundan ve sabahları zor kalktığından dolayı yaşadığı mutsuzluk nedeni ile başvurmuş. Görüşmeler esnasında danışanın son 4 senedir hiç tatil yapmadığı; sürekli olarak gece geç saatlere kadar çalıştığı ortaya çıkmış. Kişinin ağrılarının geçeceğine dair inanç ve motivasyon kazanması; bununla beraber iş yaşantısı dengelemesinin gerekliliği üzerine yönlendirme yapılmış.

Tavsiyeler
Öncelikle yorgunluğun fiziksel mi psikolojik mi olduğunu öğrenmek gerekiyor. Sıkıntının ortaya çıkması için bir takım uygulamalar yapılıyor ve gerçek yorgunluk nedeni tespit ediliyor. Bunlar onarıldıktan sonra kişinin hareketi, motivasyonu artmaya başlıyor, performansı yükseliyor.

Süper anne sendromu
Çalışan kadının hem eş hem annelik hem de iş hayatındaki rolünü dört dörtlük yapmak istemesi üzerine ortaya çıkan sendrom. Toplumumuzda biraz daha artı bir sendrom olarak görünüyor. Evinin kadını, çocuğuna çok iyi bakar, iş hayatında harikadır gibi söylemler kadının hoşuna gidiyor. Bu nedenle hepsini mükemmel bir şekilde yapmaya devam etmek istiyor. Bu hastalık daha çok aile şirketlerinde ve bankacılık, tekstil gibi sektörlerde çalışan kadınlarda görülmektedir.

Vaka örneği
40 yaşında, bankacılık sektöründe çalışan kadın danışan sürekli olarak bir telaş halinin olduğundan; hem ev düzenini sağla, hem çocuklarla ilgilen, hem işe koş, hem anneye zaman ayır gibi sorumlulukların çok ağır geldiğinden dolayı terapiye başlamış. ‘Ben kimseye muhtaç değilim; kendi işlerimi tek yapabilirim’ düşüncesinden uzak kalıp yardım isteme alışkanlığının kazanılması görüşmeler boyunca ifade edilmiş; öncelikler listesini yapması istenmiş.

Tavsiyeler
İyi bir ajanda ve zaman planlamasıyla bunun önüne çok rahat geçilebilir. Nereye ne kadar zaman ayıracağını bilmek ve gerçekten ona zaman ayırmak önemli. İş bölümü, paylaşım yapmak kadının üzerindeki yükü alacaktır.

Orta yaş kariyer sendromu
Genelde orta yaşlarında olan çalışanların kariyerlerine bakıp tatminsiz olduklarını farketmeleriyle başlıyor. İşe aynı hevesle gitmiyor, sorumluluktan kaçıyorsanız ve depresif bir ruh haliniz varsa, bu sendromuna yakalandınız demektir.

Vaka örneği
41 yaşında mühendis olarak çalışan erkek danışan, gelecek kaygısı, motivasyon eksikliği ile başvurmuş. Görüşmelerde kişinin aşırı baskıcı mühendis anne ve babanın tek erkek çocuğu olduğu; aslında ressam olmak istediği, ama aile baskısı yüzünden mühendislik yaptığı ortaya çıkmış. Zamanla kişi yaşamdan zevk almama noktasına gelmiş.Evli olduğundan risk almaması gerektiği onu iş ve özel hayatında mutsuz etmiş. Terapiler sonrasında kişi yeni hedefler belirlemiş; bazı radikal kararlar alarak gelişmeler göstermiş.

Tavsiyeler
Üstesinden gelmek için öncelikle sorunun masaya yatırılması ve detaylı olarak ele alınması gerekiyor. Bunu yaparken de bir uzmanın objektif bakış açısı yardımcı olabilir. Sonrasında kişinin ne yapmak istediği belirlenmeli. İşini mi değiştirecek yoksa işiyle ilgili farklı bir yapılanmaya mı gidecek? Şu anki yaşantısına, bilgi, beceri ve tecrübelerine uygun iş imkanları neler? Bu gibi soruların cevaplarını bulmak, plan program yapmak, iş hayatına yönelik yeni hedefler koymak bu durumun üstesinden gelmeyi kolaylaştırabilir.

Başarısız olma sendromu
Sürekli başarı odaklı ve mükemmeliyetçiliği yakalama isteği içinde olmak ağır yük oluşturabilir. Herhangi bir işte, ya başarısız olursam düşüncesinin getirdiği sıkıntı sendroma sürüklüyor.

Vaka örneği
35 yaşında bir erkek danışan son zamanlarda yaşadığı sıradan iş hayatından bıkkınlık ve mutsuzluktan dolayı başvurmuş. Bu durumunun nedenleri araştırıldığında çocukluk döneminde onu çok derinden etkileyen başarısızlıklar gündeme gelmiş. Zaman içinde de birey ‘ya başaramazsam?’ korkusu geliştirerek yeni şeyleri denememe, kendine inanmama, ileriye bir adım atmak için sürekli olarak bahaneler bulma, işte performans korkusu gibi duygu ve düşüncelerin esiri ortaya çıkartılmış. Kişiye özgüven kazandırma hedef alınmış.

Tavsiyeler
Mümkün olduğunca başarısızlığı kişinin nasıl algıladığını tespit etmek gerekiyor. “Başarısız olursam nasıl olur” hikayelerine bakmak lazım. Kişiyi rahatlatmak gerekiyor. Kafasında oluşan yanlış düşünceleri, yanlış öğrenmeleri uzman yardımıyla değiştirmek mümkün.

Tükenmişlik sendromu
Çalışanın kendini bitmiş, yıkılmış, bıkkın hissetmesi durumu. İşe yeni girildiğinde beklentilerin karşılanmaması, hayal kırıklığı baştan tükenmişlik sendromuna neden olabiliyor. Aynı işte uzun süre çalışmak işi rutinleşiyor, bir süre sonra iş bıkkınlığı başlıyor. Hayır diyemeyen, her şeyi ben yapayım, iyi yapayım, kim ne isterse karşılayayım düşüncesi olanlarda daha sık görülüyor. Fiziksel ve ruhsal çöküntülüğün en çok yaşandığı sendrom. Çalışan maddi manevi ödüllendirilmediği zaman iyice çöküyor. Karşı tarafca takdir edilmemek sendromun kopuş noktası. Daha çok sağlık sektöründe çalışanlarda görülüyor.

Vaka örneği
53 yaşında doktor bir danışan kendini son 3 aydır aşırı yorgun, bitkin ve mutsuz hissettiği; yaşamdan artık keyif almadığı, işine ve hatta hastalarına olan ilgisinin azaldığı, dengesiz bir ruh hali içinde olduğunu ve mide ağrılarının arttığı şikâyetleri ile gelmiş. Tipik bir ‘tükenmişlik sendromu’ tarifi yapan hasta ile terapiler başlamış.

Tavsiyeler
Hobi geliştirmek, resim yapmak, müzikle ilgilenmek tavsiyelerden biri. İş hayatında yaşanan sıkıntıyı bir yerde boşlatmak gerekiyor. Durum çok ciddiyse uzman birinden yardım alınması tavsiye ediliyor.

Hasta bina sendromu
Bu sendromda fiziksel sıkıntılar görülüyor. Binaların bakımsızlığı, uygunsuz çalışma şartları sendroma neden oluyor. Sendromun belirtileri arasında kuru öksürük, boğaz kuruması, sıkıntı hissi, konsantre olamama, deride değişiklikler, alerjik reaksiyonlar bulunuyor.

Vaka örnekleri
Otomotiv sektöründe çalışan 27 yaşındaki erkek hasta göğüste daralma, yorgunluk, nezle hali şikâyetlerinden dolayı başvurmuş. İş ortamı incelemesi yapıldığında binanın havalandırma sisteminde bozukluk dikkati çekmiş. Danışan işyerinin aldığı önlemlerle eski fiziksel sağlığına kavuşmuş.

Tavsiyeler
Bu sendromda çalışanın yapabileceği pek bir şey yok. Çalıştığı ofisin fiziksel şartları konusunda yöneticisini bilgilendirebilir. Daha uygun ortamda çalışma konusunda talepte bulunabilir.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Geleceğin dünyası bilgi üretme kapasitesi olanların olacak

steve jobs, Manşet, geleceğin dünyası, edison, bilgi üretmek

Zeka ve yetenek yetmez, yenilik ve değişim yaratabilecek fikirlerimiz olmalı!

Bilgi üretme kapasiteniz neyse geleceğin dünyasında da “o” sunuz, tartışmasız!

İnsanın yaratıcılığının sınırları yok. Hangi yaşta olursanız olun. Ancak işin özü MERAK, bilinmeyeni merak etme ve araştırma duygusu!

Beraberinde inovatif düşünce yapısı da olmalı: Bunun için araştırma ve merak duygusu yetmez, ciddi bir bilgi birikimi gerekiyor.

İnovatif düşünce, beklenmedik bağlantıları görebilme ve bu bağlantıları geliştirerek bir soruna çözüm bulmaya dönük zihinsel süreçleri kapsar.

Beklenmedik bağlantılar görünür olanlardan çok daha güçlüdür.

“İşte, bu!” dediğimiz türden.

Dr. Govindappa Venkataswamy, hekim

Dr. Govindappa Venkataswamy, milyonlarca gözü kurtaran adam olarak biliniyor. Yaşamını katarakt olarak bildiğimiz göz körlüğünü ortadan kaldırmaya adamış Hintli bir göz hekimi.

O dönemlerde Hindistan’da katarakt inanılmaz boyutlarda bir sorun. Hastaların sağlığına kavuşmaları için ameliyat olmak durumundalar, ancak sağlık sistemi yetersiz; durmaksızın ameliyat yapılsa bile mevcutları halletmek için 100 yıldan fazla zaman gerekiyor.

Dr. Venkataswamy, bir santranç turnuvasını izlerken katarakt sorunu ile sorunun çözümü arasında güçlü bir bağlantı kuruyor. Turnuvada çok sayıda oyuncu, bir santranç ustasına karşı oynuyorlar. Usta, sırayla masaları dolaşıyor, hamlesini yaptıktan sonra hızla bir sonrakine gidiyor.

“İşte, bu!”

Ve Hindistan, katarakt sorunuyla başeder hale geliyor.

Dr. Venkataswamy’ın kurucusu olduğu Aravind Eye Hastanesinde her yıl 200.000’den fazla ameliyat gerçekleştiriliyor. Milyonlarca insana yüksek kaliteli, yüksek hacimli, düşük maliyetli bir hizmet sunum modeli geliştirilmiş. Ve hastaların yüzde 70’i ya çok az ödeme yapıyor ya da hiç ödemiyor.

2006 yılında hayata veda eden Dr. Venkataswamy’nin 100 bin hastayı ameliyat ettiği söyleniyor.

Bu, yüzbinlere birer göz armağan edildiği anlamına gelmiyor mu?

Dr. Govindappa Venkataswamy diyor ki: Zeka ve yetenek yetmez, güzel ve iyi bir şey yapmanın sevinci de olmalı.

Steve Jobs, girişimci

Güzel ve iyi bir şey yapmanın sevincini en çok yaşayanlardan birisi şüphesiz Steve Jobs!

Apple Computer ve Pixar Animation Stüdyolarının CEO’su olarak, Stanford Üniversitesi’nin 2005 yılı mezuniyet töreninde yaptığı olağanüstü çarpıcı konuşmasında diyor ki: “Merakım ve sezgilerimle elde ettiklerimin çoğu paha biçilmez türdendi!”

Biliyorsunuz, Steve Jobs evlat edinilen bir çocuk. Biyolojik anne, üniversite eğitimi sağlanması koşuluyla evlat edinilmesine izin veriyor.

Jobs, 17 yaşına geldiğinde Reed College’da eğitimine başlıyor, ancak okula ödenen ücretin ailesine maliyetinin çok fazla olduğu, bu eğitimin ona değmeyeceği gerekçesi ile ilk 6 ayın sonunda okulu bırakma kararı alıyor.

O sırada Reed College, belki de ülkedeki en iyi “kaligrafi” eğitimi sunmakta. Kampüs boyunca her afiş, her dolap ve çekmecedeki her etiket güzel ve farklı bir tarzla yazılıdır. Jobs bu yazım stillerinden çok etkilenir. Diğer derslerini bırakır ve yalnızca kaligrafi dersi almaya karar verir.

Serif ve sans serif yazı tiplerini, farklı harf kombinasyonları arasındaki boşluğu değiştirmeyi, harika tipografiyi ve onları harika yapan her detayı öğrenir. Öğrendikleri bilimin yakalayamayacağı türden güzel, tarihi ve sanatsal olarak incelikli ve büyüleyicidir.

Sezgileri ve merakı bu kararında tek etken güç, bunların hiçbiri için yaşamında geleceğe dönük herhangi bir pratik uygulama planı yoktur. Ancak 10 yıl sonra, ilk Macintosh bilgisayarı tasarlarken, bu dersteki edinimleri güçlü bağlantılarla geri döner.

“İşte, tam da bu!” dedirten türden.

İşte o kaligrafi dersi Steve Jobs yaratıcılığıyla bugün bizim hayatımızda ve vazgeçilmez: San scrif, Roman Times, Arial, latin vs. Aslında hepsi birer grafik tasarım harikası, grafik tasarım ve yazılı basının da en önemli araçlarının en başında.  

Steve Jobs, yıllar sonra geriye baktığında, merakı ve sezgilerini takip ederek öğrendiklerinin paha biçilmez değerde olduğunu söyler. 

Gerçekten de öyledir!

Edison, mucit

Edison, gelmiş geçmiş en büyük mucit olarak liste başıdır, tartışmasız.

Onu bu denli üretken yapan zekası mı, bilgisi mi ya da yeteneği mi?

Yanıt elbette hepsi, ama bir eksikle: Olağanüstü inovatif düşünce gücünü de katmak gerek.

Edison, laboratuvarının önündeki gölün kıyısında bir taşın oluşturduğu su dalgalarını izlerken ses dalgalarının da aynı şekilde yayıldığını düşünüyor. Çünkü her ikisi de dalga ve maddesel ortamda yayılmaktadır.

Edison, su dalgaları ile ses dalgarı arasında o beklenmedik bağlantıyı kurar: Su dalgalarında olduğu gibi ses dalgaları da dondurabilirse, sabitlenebilirse, onları da kopyalamak, tekrarlamak ve hatta geriye hareketini sağlamak neden mümkün olmasın?

İşte bu beklenmedik bağlantı önce taş plaklarla başlayan ve sonrasında radyo istasyonları, televizyolar, film stüdyoları ve cep telefonlarına kadar birbirini innovatif anlamda tetikleyen buluşlar dizisine dönüşür.

Edison bir mucit, Jobs bir girişimci ve Dr. Venkataswamy bir hekim; ancak her üçü de bilgi ile donatılmış inovatif yönü çok güçlü tarihi kişilikler.

Onlar bilim insanı değildiler ama kritik bilgiye sahiptiler; merak duygularını ve sezgilerini izleyerek değişim yarattılar ve diğer insanların yaşamlarına dokundular.

Bilgi olmadan olur muydu?

Olmazdı, bilgi temel güç: Merak ve yaratıcılık, bilgi ile sentezlenirse ancak yeni fikirler ve yeni buluşlar ortaya çıkar.

Günümüzde en büyük sermaye bilgiye ve bilgiden bilgi üretebilme yetisine sahip olmak; hem sizin hem de içinde yaşadığınız toplum için. Bilgi üretme kapasiteniz neyse geleceğin dünyasında da “o” sunuz, tartışmasız!


Kaynakça

Yazar: Güneç Kıyak
Kaynak: T24 Haftalık

Okumaya devam et

MAKALE

Mesut Özil: Alman gibi başardı Türk gibi bitme yolunda

mezut özil, mesut özil kariyer, Manşet

Real Madrid’de oynağı dönemlerde taraftarların ‘Kayıp Balık Nemo’ lakabını taktığı Mesut Özil Alman gibi başardı ama Türk gibi bitirmeye aday bir kariyer hikayesi sunuyor bize.

Alman gibi düşünmek ama Türk gibi hissetmek… Bunu yaşayınca ortaya Mesut Özil gibi bir adam çıkıyor. Almanya’nın en zirvesini gören Türk artık Real Madrid’deki lakabının hakkını veriyor.

Mesut’u anlatmaya nereden başlamak doğru olur tam bilmiyorum. Çünkü kariyeri ortadan ikiye bu kadar keskin bölünen çok az futbolcu tanıyoruz. Onunla ilgili yapılabilecek en net tespit herhalde şu olurdu; Alman gibi başladı, Türk gibi bitiriyor…

GELSENKIRCHEN SOKAKLARINDAN DÜNYA VİTRİNİNE…

Almanya’nın batısında, Gelsenkirchen sokaklarında başlayan hayatı onu dünya vitrininin en önüne kadar nasıl getirdiyse öyle de aşağıya indirdi. Ense uzatıp uçlarını sarıya boyadığı yaşlarda kaç gurbetçi Türk çocuk Schalke A Takımı’yla maça çıkabiliyor? İşte Mesut’a bu fırsatı sunan saf yeteneği onu konuşurken tartışmaya kapalı tek konu.

mezut özil, mesut özil kariyer, Manşet
https://cdn-amk.sozcu.com.tr/amk-resimler/2020/10/ekran-alintisi.jpg

ABİLERLE OYNAYAN DAYAK YEMEYE ALIŞKINDIR

17 yaşında Bundesliga’da forma giymek size ağır gelebilir ama Türkçe konuştuğunuz Almanya sokaklarında yaşıtlarınız yerine abinizin arkadaşlarıyla top oynadıysanız ‘dayak yemeye’ alışıksınızdır.

Üstelik o takımda yine Türkçe konuşan Hamit ve Halil Altıntop abileriniz varsa olaya hiç de yabancı değilsinizdir.

19 maç oynadığı ilk sezon Almanya Milli Takımı avcıları onun her adımını takip etti. Topa yaptığı sihirli dokunuşlara ve oyun zekasına hayran kalan Almanlar onu bir Alman gibi yetiştirmeyi çok istedi.

CEBİNE KOYULAN ALMAN PASAPORTU…

mezut özil, mesut özil kariyer, Manşet
https://cdn-amk.sozcu.com.tr/amk-resimler/2020/10/depophotos_16136320_800x538.jpg

Mesut’un Türk pasaportu mutlaka değişmeli ve bu özel yetenek zaman kaybetmeden Alman ekolünün bir parçası olmalıydı. 5 Eylül 2006’da Almanya U19 takımı ile ilk maçına çıkarıldığında cebine koyulan Alman pasaportunun hayatını değiştireceğini elbette biliyordu.

Ama kendisine şu soruyu da soruyordu genç Mesut; Ben kimim ve ne olmak istiyorum? Alman mıyım, Türk mü? Sadece kendisi de değil. Doğup büyüdüğü kuzenleri, okuldaki arkadaşları, yaz tatillerinde görüştüğü Zonguldak’taki akrabaları hep bu soruyu soruyordu ona. Bu soru ‘pizza mı yemek istersin, makarna mı?’ gibi basit bir soru değildi onun için. Kafasının içinde yüzlerce ses varken hayatını değiştirecek bir seçim yapmak zorundaydı.

ALMANYA-TÜRKİYE SEÇİMİ VE KAFASINDAKİ YÜZLERCE SES

Annesi Gülizar hanım ve amcası Erdoğan Türkiye için oynamasını istiyordu. ‘Dedelerin Türk’se buraya aitsin ve kökenlerine bağlı kalmak zorundasın’ diyorlardı ona. Ancak Mesut onlar gibi hissetmiyordu. Babası ve abisi ile aynı taraftaydı. Almanya’da doğup büyümüş, Alman takımlarında futbol oynamış ve hayatını bir Alman gibi yaşamıştı. ‘Dünyanın en tepesine çıkmalıysam Almanya için oynamalıyım’ diyerek kendi yolunu çizdi. Bu yol tıpkı kariyeri gibi ailesini de ikiye bölmüştü.

Türkiye tarafı da kolay pes etmeyecekti elbette. Dönemin milli takım sorumlusu Metin Tekin, Köln’de baba Özil ile bir randevu ayarladı. Fatih Terim’in Mesut’u istediğini söyleyip Milli Takım kampına davet ettiler. Almanya’daki en yakın aile dostları Hamit ve Halil Altıntop’u da devreye soktular. Mesut’un üzerinde müthiş bir baskı vardı. Her an yanlış bir şey yapabilirim hissi onu bir çıkmaza sürüklemişti. Hala seçim yapmak için zamanı olduğunu düşündü ve acele etmedi…

UÇMAYI ÖĞRENEN KUŞ YUVADAN AYRILIR

mezut özil, mesut özil kariyer, Manşet
https://cdn-amk.sozcu.com.tr/amk-resimler/2020/10/depophotos_16611832_800x534.jpg

Şampiyonlar Ligi’nde ilk maçına çıktığında 19 yaşındaydı. Kariyerine küçük gibi görünse de önemli bir Galatasaray etkisi olmuştu. Lincoln’ün Türkiye’ye transferi Mesut’u Schalke 11’nin değişmezi haline getirmişti.

Ocak 2008’de Schalke yönetimiyle ters düşen babası Mesut’un yüzünü Werder Bremen’e, dönüm noktası yaşayacağı yere çevirdi. Devre arasında ailesinden ilk kez ayrılarak 5 milyon Euro bonservis bedeliyle Bremen’e 3 yıllık imza attı. Bu onun ilk büyük transferiydi ve Almanya’nın kuzeyindeki Bremen Gelsenkirchen’e epey uzaktı. Artık uçmayı öğrenen bir kuş gibi yuvadan ayrılma vakti gelmişti.

FORMAYI GİYERSE TÜRKİYE’Yİ UNUTACAKTI

İlk sezon Bremen’de 47 maçta tam 23 asist yaptı. Bunların 3’ü Şampiyonlar Ligi’nde İnter’e karşıydı. Bremen, Özil etkisiyle Bundesliga’da harika bir sezon geçirerek ligi 2. sırada bitirdi.

Diego’nun Juventus’a transferiyle tamamen Werder Bremen’in beyni haline gelen Mesut 2009/10’da inanılmaz bir patlama yaptı. 46 maçta 10 gol 29 asist yapan Mesut, ligin tozunu attırdı ve takımda yılın oyuncusu seçildi.

Bu performans onu hayatının en önemli anına getirdi; karar anı. Almanya A Milli Takımı kampına davet edildi. Eğer o formayı giyerse bir daha Türkiye için oynayamazdı… Öyle de oldu. Bu stresli süreci şöyle anlatıyor;


”Gerçek anlamda karar verdiğim zaman Werder Bremen’de oynuyordum. Medya çok üzerime gelmişti. Teknik direktör Löw, ”Türk kökenleri olmasına rağmen Mesut’un Almanya’yı seçmesinden çok mutluyum, buzları kıran oyuncu oldu. Bundan sonra başka ülke kökenli futbolcular da Milli Takım’da oynayabilir” demişti. Buzları kırmak istemiyordum ki. Almanya ve Türkiye arasında kalmak da istemiyordum. Almanya ve Türkiye tercihinden dolayı uykusuz geceler geçirmedim. Almanya’yı seçtim diye Türkiye’de kötü olmam gerekmiyor. Almanya’yı seçtim diye kalbim Türkiye diye atmaktan vazgeçmiyor.”


‘KALBİM ALMAN ATIYOR, KALBİM TÜRK ATIYOR’

mezut özil, mesut özil kariyer, Manşet
https://cdn-amk.sozcu.com.tr/amk-resimler/2020/10/depophotos_16136327_800x533.jpg

2010 yılında Berlin’de oynanan maçta tüm medya onu konuşuyordu. Alman basını, ”O bir Türk, Alman değil. Nasıl Alman olmaktan gurur duyuyor?” derken Türkiye’de medya ”O gerçek bir Türk” manşetlerini atıyordu.

Maçta gol attığında sevinmemişti, saygısızlık olacağını biliyordu. ‘Kalbim Alman atıyor, kalbim Türk atıyor. Hiçbir zaman kendimi başka bir şey üzerine koymadım. Alman gibi düşünüp, Türk gibi hissedebilirsiniz. Baskıya rağmen seçimimle gurur duyuyorum’ sözleriyle bu tartışmaya kendince bir nokta koyacağını düşündü.

REAL MADRİD’İN KAPISINI AÇAN İLK TÜRK

2010 Dünya Kupası’nda Almanlar’ın etrafında birleştiği bir beyin haline geldi. İlk büyük turnuvasında yaptığı işler ona kariyerinin en büyük fırsatını verdi. Werder Bremen kariyerini 16 gol 54 asistle tamamlayan Özil, İspanya’nın başkenti Madrid’e 18 milyon Euro’ya transfer oldu. İmza günü Türkiye için de anlamlıydı. Çünkü Mesut şu cümleleri kurmuştu;


”Real Madrid’de forma giyecek ilk Türk olduğum için mutluyum”


Dönemin en iyisi Jose Mourinho, Real Madrid Başkanı Florentino Perez’e onun için şu cümleleri kurmuştu; ”Bu çocuğu, Mesut’u mutlaka almanızı istiyorum!”

MOURINHO: SENİ RAHAT BIRAKMAYACAĞIM

Real Madrid tarihinin en şahane dönemlerinden birinde Ronaldo’lu, Ramos’lu, Benzema’lı kadro onun etrafında birleşti. Tekniğiyle ‘Kadife Ayak’ lakabını alan Mesut Özil bir anda dünyanın konuştuğu isim haline geldi. Kariyerinin en parlak yıllarında dünya tarihinin gördüğü en iyi 10 numara performanslarından birine imza atıyordu Mesut. İnanılmaz bir popülarite yakalamıştı. Takım arkadaşları ona gözlerinin benzerliğinden dolayı çizgi film kahramanı ‘Nemo’ lakabını takmıştı.

Bir maçın devre arasında Jose Mourinho ile yaşadığı büyük tartışma onu bir daha ulaşamayacağı bir seviyeye çıkardı. Mesut o diyaloğu şu sözlerle anlatıyordu;


”Bu tartışmadan bir kaç gün sonra Mourinho’nun yanına giderek ona teşekkür ettim. Söyledikleri kafam dank etmişti. Gözlerimin içine bakarak zayıf yönlerimi söylediği için ona minnettarım. Bana ‘tüm potansiyelini kullanana kadar seni rahat bırakmayacağım’ dedi. Mourinho haklıydı. Güzel oyun yeterli sanıyordum. O beni bu tavrımdan kurtardı”


BELKİ DE BALE SEVDASINA BİTTİ

3 sezon sonunda 159 maçta 27 gol 80 asist yapan Mesut Özil, kariyerinin ilk şampiyonluğunu da Madrid’le yaşadı. 2013 yazında bir rekor uğruna, Angelotti onayıyla 100 milyon Euro’ya Bale transferi yapan Madrid o parayı çıkarmak için Mesut’u Arsenal’a 47 milyon Euro’ya sattı. Bu ayrılık herkes gibi Ronaldo’yu da şoke etmişti. Kendisi en iyi uyum sağladığı partneri hakkında şu sözleri kullanacaktı;

”Özil’in gidişi benim için gerçekten kötü oldu. Bu transferden dolayı çok sinirliyim. Mesut benim koşularımı bilen ve başlı başına fark yaratan bir oyuncuydu”

SON ÖPÜCÜK, PLATİNİ’YE VERDİĞİ SON FORMA…

mezut özil, mesut özil kariyer, Manşet
https://cdn-amk.sozcu.com.tr/amk-resimler/2020/10/depophotos_15477895_800x585.jpg

Premier Lig transferi Mesut için artık bazı şeylerin eskisi gibi olmayacağının işaretiydi. Ama düşüşe geçmeden önce son bir şarkı söyleyecekti elbette; 2014 Dünya Kupası. Almanya Milli Takımı ile kariyerinin en büyük kupasını kaldıran Mesut için sanki her şey oracıkta bitmişti. O dönem birlikte olduğu şarkıcı Mandy Capristo’nun ruj izleri yanağındaydı. Kupa töreninde UEFA Başkanı Michel Platini’ye sırtından çıkarıp verdiği forma belki de futbola son hatırasıydı…

UYUŞTURUCU HABERİ VE DEPRESYON

mezut özil, mesut özil kariyer, Manşet
https://cdn-amk.sozcu.com.tr/amk-resimler/2020/10/mesut-ozil-uyusturucu-partisinden-sonra-formayi-11589474_1435_amp.jpg

Mesut’un ihtişamlı hayatı çok geçmeden başına dert oldu. Arsenal’dan yıllık 7 milyon Euro kazanan Alman yıldız deyim yerindeyse parayı parçalamaya başladı. Çılgın partilerde sabahlamaya başlayan Mesut Özil’in mankenlerle yaşadığı ilişkiler İngiliz basınının manşetlerini süslemeye başladı. Son olarak bir gece kulübünde ‘Hippy Crack’ adlı uyuşturucu madde kullandığı iddia edilerek servis edilen görüntüler Mesut Özil’in kariyerini bitirme seviyesine getirdi.

Tüm bu yaşananların üzerine Mesut maddi anlaşmazlıklar nedeniyle eski menajeri olan babası Mustafa Özil ile mahkemelik oldu. Bu süreçte nişanlısı Amine Gülşe ile de arası bozulan Mesut büyük bir depresyona girdi. Vakit artık onu sevmeyenlerin sesinin fazlaca çıktığı vakitti.

‘KAZANDIĞIM ZAMAN ALMAN, KAYBETTİĞİM ZAMAN TÜRK’ÜM!’

mezut özil, mesut özil kariyer, Manşet
https://cdn-amk.sozcu.com.tr/amk-resimler/2020/10/depophotos_15842873.jpg

2018 Dünya Kupası öncesi yaşananlarsa turnuvadaki hezimetin adeta fragmanı gibiydi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Londra’ya ziyareti sırasında Mesut Özil ile poz vermesi hem Almanya’da hem de İngiltere’de büyük yankı bularak siyasi tepkilere neden olacak, Dünya Kupası’na erken veda eden Almanya’da Mesut Özil hedef tahtası haline getirilecekti. Almanya’nın Dünya Kupası’na veda ettiği gecenin sabahı Almanya’da tüm televizyonlar, gazeteler Mesut’u günah keçisi ilan etti. ‘Anti Mesut’ propagandası tüm Almanya’yı etkisi altına almıştı.

mezut özil, mesut özil kariyer, Manşet
https://cdn-amk.sozcu.com.tr/amk-resimler/2020/10/ozilll.jpg

Ne Almanya Federasyonu’ndan, ne de takım arkadaşlarından hiçbir destek göremeyen Mesut ipleri kopardı. Tüm bu saldırılara cevap veren Mesut şu cümleleri kullanarak Almanya Milli Takımı formasını bir daha giymemek üzere asıyordu;


”Kazandığımız zaman Alman, kaybettiğimiz zaman Türk’üm. Artık yeter! Irkçılık ve saygısızlık hissettiğim için artık Almanya forması giymeyeceğim”


MADRİD MAÇINDA ÖPTÜĞÜ EKMEK…

mezut özil, mesut özil kariyer, Manşet
https://cdn-amk.sozcu.com.tr/amk-resimler/2020/10/270420181435355039961_2-41.jpg

Yaşadığı bu duygusal kırılma onun kulüp kariyerini de aşağıya çekti. Nisan 2018’de Avrupa Ligi’nde oynanan Atletico Madrid maçında tribünden kendisine atılan ekmeği üç kere öperek kenara koyan Mesut tüm dünyaya şu mesajı veriyordu; Ben Türk kültürüne bağlıyım ve siz buna saygı duyacaksınız.

SANAL OYUNLAR VE SIRT AĞRILARI!

Yaşadığı ırkçılık karşısında futboldan iyice uzaklaşan Mesut Arsene Wenger’in Arsenal’dan gidişinin ardından iyice koptu. Aslında ilk 2 sezonu çok da kötü geçmemişti Mesut’un. Ancak Sanchez ile yakaladıkları ritim yeni bir başlangıç için belli ki yetmedi. Unai Emery ile yıldızını bir türlü barıştıramayan ve idmana bile çıkmak istemeyen Mesut kendisini sanal oyunlara verdi.

İngiliz spor basının önde gelen gazeteleri sırt ağrıları olduğu için maçlara çıkmayan Mesut’un ‘Fortnite’ adlı bir bilgisayar oyununun bağımlısı olduğunu ve tam 72 gün, 1740 saat bu oyunu oynadığını yazdı.

ACUN’UN DAMGA VURDUĞU TÜRK DÜĞÜNÜ

mezut özil, mesut özil kariyer, Manşet
https://cdn-amk.sozcu.com.tr/amk-resimler/2020/10/depophotos_16395250_800x300.jpg

O sezonun yaz tatilinde Türkiye’ye gelen Mesut Özil, Haziran ayında nişanlısı Amine Gülşe ile evlendi. Çalgılı çengili Türk düğünü yapan Özil çiftinin nikah şahitliğini Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan yaptı. Görkemli düğüne bir çok ünlü isim katılırken Acun Ilıcalı’nın Mesut’la karşılıklı dansı geceye damga vurdu.

KUZEY LONDRA’DAKİ BIÇAKLI SALDIRI SON DAMLA

mezut özil, mesut özil kariyer, Manşet
https://cdn-amk.sozcu.com.tr/amk-resimler/2020/10/indir-1.jpg

Aldığı maaş nedeniyle İngiliz taraftarların sıkça eleştirdiği Mesut Türkiye’de düğün yaparken Londra’da istenmeyen adamdı. Olanlar adeta olacakların habercisiydi. Kuzey Londra’da bir Türk restoranında bıçaklı saldırıya uğrayan Mesut belki de ölümle burun buruna geldi.

Özil’in Golders Green bölgesinde kullandığı aracına motosikletli 2 kişi tarafından yapılan bıçaklı saldırıdaki en büyük şansı yanında bulunan Bosna Hersekli takım arkadaşı Sead Kolasinac olmuştu. Saldırganları bıçaklı olmalarına rağmen uzaklaştırmayı başaran Kolasinac ‘nefret edilen Mesut’un tek koruyucu meleğiydi.

Tüm dünyanın etkilendiği inanılmaz olayda gördü tanığı Azuka Alintah durumu şu sözlerle özetliyordu;


“Kasklarını çıkarmamışlardı, siyah giyimlilerdi. Bu sıcak havaya rağmen uzun kollu giymişlerdi. Özil, bıçaklı adamlar tarafından kovalanan herkes gibi dehşete düşmüş görünüyordu. Can havliyle kaçıyor gibiydi.”


AŞAĞI 350 BİN POUND YUKARI 350 BİN POUND

Bu büyük tramvadan sonra Mesut bir daha eski Mesut olamadı. Performansı giderek yere çakıldı. Haftalık 350 bin Pound’luk kazancı sürekli gündeme getirildi, sürekli başına kakıldı. Unai Emery’nin gidişi bile onu geri döndürmek için yeterli olmadı. Maddi yükünden kurtulmak isteyen Arsenal yönetimi ondan indirim talep etti ancak Mesut mukavelesini savunarak bu indirime yanaşmadı. Mikel Amatriain Arteta’nın kadrosuna da giremeyen Mesut son olarak UEFA Avrupa Ligi listesine de yazılmadı.

mezut özil, mesut özil kariyer, Manşet
https://cdn-amk.sozcu.com.tr/amk-resimler/2020/10/maskttt.jpg

Mesut’un bir Türk’e evrilişinin son örneği ise kulüpte işine son verilen maskot Gunnersaurus’a hayat veren 27 yıllık çalışanı Jerry Quy’e sahip çıkması oldu. Özil, Arsenal’ın pandemi nedeniyle ekonomik küçülmeye gitmesi ve statlarda seyirci olmaması nedeniyle işene son verilen Gunnersaurus’ın maaşını karşılama teklifinde bulundu. Mesut’u bu davranışa iten şey belki de bu konunun bile maaşı üzerinden kendisine dönmesiydi. Ama neresinden bakarsan bak bu merhamet bir Türk’e daha çok yakışıyor derim.

HİKAYENİN SONU TÜRKİYE…

31 yaşındaki Mesut Özil’in böyle büyük bir düşüşün ardından tekrar futbola dönüp dönemeyeceğini hep birlikte göreceğiz ama şundan çok eminim; bu hikayenin sonu (Acı Vatan Almanya)’dan dönen gurbetçi gibi Türkiye’de bitecek.

Derleyen: Ümit Genç
Kaynak: Sözcü

Okumaya devam et

MAKALE

Ünlü modacı Kenzo Takada hayatı ile ‘İnsan İsterse’ diyor

Manşet, Kenza Takada, Japon Modacı

Moda dünyasının en ünlü isimlerinden olan Kenzo Takada’nın başarı hikayesi ‘insan isterse başarı bilir‘ dedirtiyor. İşte, Kenzo Takada: Mutlu, özgür, sınır tanımaz bir tasarımcı…

Moda dünyasının ikon tasarımcılarından Kenzo Takada, 81 yaşında Covid-19 nedeniyle yaşamını yitirdi. 60’larda Paris’in yolunu tutan Japon tasarımcı, Fransa’nın ve modanın başkentinde, zorluklar içinde, ilham veren, seyir değiştiren kreasyonlarla adını tarihe yazdırdı. İşte Kenzo Takada’nın hikâyesi…

Birer sanat eseri olarak görebileceğimiz moda tasarımları, işlevselliğinden ziyade anlatımıyla, manifestosuyla kendine alan bulur ve ilham verme şansı yakalar. Bu şansı yakalayan ve tasarımın yönünü değiştiren isimler tahmin edilebileceği gibi oldukça azdır. Kuşkusuz onlardan biri de Kenzo Takada’ydı. Aykırı, kadını özgürleştiren, kalıpları yıkan, renkli ancak geçmişi de gelişim ve yenilik için bir durak olarak kullanan Takada, zorluklara bulduğu yaratıcı çözümlerle de fark yaratmıştı. İster yokluk içinde ilk kreasyonunu hazırla, ister kaya tırmanışı yap, ister uluslararası bir projeyi yönetiyor ol, istersen de üçüncü dalga bir kahveci açmaya koyul! Zorluklar esnasında verdiğin kararlar, attığın yaratıcı adımlar, hikayeni anımsanmaya değer yapacak. Kenzo’nun hikayesi gibi…

Moda dünyası ünlü Japon tasarımcı Kenzo Takada’nın Covid-19’a yenik düşmesiyle sarsıldı. Dünyaca ünlü KENZO markasının yaratıcısı olan 81 yaşındaki Takada, Paris’te yaşamını yitirirken ardında ölümsüz bir miras ve sayısız ilham kaynağı bıraktı.

Zamanının ötesinde tasarımlarının yanı sıra karakterini de çizgilerine yansıtan Takada, yakın çevresinin de söz ettiği gibi enerji dolu, nazik ve yetenekli kişiliğini kreasyonlarına da taşımayı başardı. Çok renkli tasarımlarını, bol ve asimetrik kesimlerle sunan Kenzo Takada, ilkleri başarmasının yanında kadını özgürleştiren çizgileriyle de her zaman önde gelen bir isim oldu.

Japonya’dan dünyaya açılan ve modanın kalbinin attığı Paris’i adeta fetheden Kenzo Takada, ünü dünyaya yayılmış ilk Japon modacıydı. Takada, aynı zamanda Tokyo’daki Bunka Moda Okulu’na kabul edilen ilk erkek öğrenci olmuştu. Üniversiteyle arası pek de iyi olmayan Kenzo Takada, ailesinin de isteğiyle edebiyat okumak için Kobe Üniversitesi’ne girse de bu macerası kısa sürdü. “Üniversite bana göre değildi” diyen Takada, Bunka’da da ilk zamanlarda oldukça zorlandığını: “Bunka’da sanki herkesin gerisinde gibi hissediyordum, anlatılanlardan hiçbir şey anlamıyordum” sözleriyle aktarıyordu.

Mezuniyetinin ardından kısa bir dönem Japonya’da çalışsa da 1964 Yaz Olimpiyat Oyunları hazırlık sürecinde Tokyo’daki evi istimlak edilince, 1965’te okuldan hocası Chie Koike’nin tavsiyesine uyarak gemiye atladığı gibi hayallerine açıldı ve Paris’in yolunu tuttu.

The Godfather 2’de Vito’nun Özgürlük Anıtı’nı ve New York’u ilk defa gördüğü anda yaşadığı veya Yeşilçam filmlerinde kahramanımızın Haydarpaşa Garı’nın merdivenlerinden İstanbul’a baktığında yaşadığı büyülenme hissi Tanaka için Notre Dame Katedrali’ni görünce oluşmuştu. Bu iki örmekteki “Yeneceğim seni New York/İstanbul” hissi Kenzo’da bu kadar dramatik bir şekilde oluşmamıştır muhtemelen ancak onun da Paris sahnesine adını kazımak gibi bir hedefi vardı elbette…

‘Freelance’ bir tasarımcı olarak, neredeyse beş parasız, eser miktarda Fransızca’yla atıldığı yolculuğunda kumaşlarını bit pazarlarından alarak bir “yeni” bulmaya çalışıyordu. İçine düştüğü bu çaresizlik durumu da aslında Kenzo’nun tasarım dünyasına adını yazdırmasına neden oldu. Japonya’dan getirdiği ve özenle sakladığı kaliteli kumaşlarla, Paris’in bit pazarlarından, eskicilerinden topladığı ucuz kumaşları bir araya getirmek zorunda kalan Kenzo’nun bu sıkıntısı ikonlaşmış, eklektik tarzının da doğuşuna sebep oldu.

1970’te kendi imzasıyla çıkardığı koleksiyondaki iri çiçek motifleri ve bol kesim tarzı, bir manifaturacıdan aldığı seri sonu ucuz kumaşlardan doğmuştu ancak bir moda koleksiyonunu değerli kılan elbette “malzeme” değil, tasarımcının tasarım dili ve çığır açıcı anlatımı olduğundan Kenzo Takada’nın yükselişi de bu şekilde başlayacaktı.

Zorluklar ve bulunan çözümler noktasına biraz daha değinmek gerekirse karşımıza unutulmaz bir Kenzo hikayesi çıkıyor. Bit pazarında karşılaştığı bir kadın, Galerie Vivienne’de ona ucuza bir yer ayarlayabileceğini söylediğinde heyecanla bu cömert teklifi kabul eden Kenzo, toplamda 200 dolara aldığı kumaşlarla hazırladığı ilk kreasyonunu ile fark yaratacaktı. “Jungle Jap” böyle doğacaktı.

Marci McDonald, Maclean’s dergisinin 8 Ağustos 1977 tarihli sayısında şöyle anlatıyor:
‘Ayırdığı 200 dolar ve altı arkadaşıyla, Montmartre’deki bir ucuzluk dükkanından en çılgın kumaşları satın aldı; çiçek baskıları, ekoseleri ve pötikareleri pastişlerle bir araya getirdi, tuhaf tül dallarını Banana Split’i andıran ayakkabılara yapıştırdı ve bir parti vermeye karar verdi. Dekorasyon için hiç parası kalmayınca, tüm duvarları sürreal bir Tropicana görüntüsüne boyadı ve adına da ‘orman’ dedi -bu isim dükkanının adı için ona, öfkelendirdiği iki Japon meslektaşı tarafından açılan iki davaya ilham verecekti. Avurtları çökük mankenlere parası yetmediği için bir arkadaşı, foto modellik yapan mültecilerden karmaşık bir ekip oluşturdu içlerinden biri, yüzü akne içinde defileye gelmişti ve Kenzo ile arkadaşları çözümü bütün sivilceleri yeşile boyamakta bulmuştu.’

Bir başka tanık da Vogue Fransa’dan Patrick Hourcade… 14 Kasım 1976 tarihli New York Times’a Kenzo’nun hikayesini aktaran ve o gün modellerin makjayını yapan Hourcade, “Çılgıncaydı. Hayal edebileceğinizin sınırındaydı. Kenzo olağanüstü kumaşlar kullanıyordu… Ucuz oyuncak bebeklerin üzerinde gördüğünüz cinsten. Ve aksesuarlar -muz şeklinde yanları uçuşan ayakkabılar. Sürrealdi ve model Apollonia sivilce içinde gelmişti. Tüm aknelerini yeşile boyadık” sözleriyle şok etkisi yaratan defileyi anımsıyordu.

Bir klasik, bir klişe olarak sürekli dile getirilen doğu-batı sentezinin gerçek ve başarılı temsilcilerinden biri aynı zamanda Kenzo Tanada. Sentezcilik ile kalmayıp yol da göstermiş elbette. Yohji Yamamoto ve Issey Miyake gibi tasarımcıların önünü açan Tanaka, rock temalı ancak Japon kültürünün de derin etkilerini barındıran defileleri ile sadeliği ve durgunluğu, eğlence ve renklerle birleştiriyordu.

“İşim her zaman özgürlük ve ahenk, uyum hakkındaydı. Sınırları aşan bir tasarımcı olarak hatırlanmak istiyorum.”
Kenzo Takada

2000 yılında Vogue dergisine “İşim her zaman özgürlük ve ahenk, uyum hakkındaydı. Sınırları aşan bir tasarımcı olarak hatırlanmak istiyorum” demişti ve aslında bir kalıba sokulamayacak, bir sınırla hapsedilemeyecek bir yaratıcılık alanı vardı. Takada, hakkında konuşanlardan biri de hippi imajı denince akla gelen ve 70’lere damga vuran modellerden biri olan İsveçli Gunilla Lindblad’dı. O günleri hatırlayan ve Kenzo ile çalışmanın farkını anlatan Lindblad, 2015’te şöyle demişti:

Kenzo, modeller için o zamanın en gözde tasarımcılarından biriydi. Herkes Kenzo ile podyuma çıkmak isterdi zira ‘catwalk’ları başlatan Kenzo’ydu. Önceden moda tasarımcılarının şovları çok yapısaldı, verilen numarayı giyerdin… Hazır giyimde bu daha başlamamıştı. Yolu açan Yves Saint Laurent’le Kenzo oldu ama Kenzo daha gençti. Dergilerde çıkan bütün top modelleri ayarlardı, onun şovunda yer almak çok güzeldi o yüzden. Ve sık sık giydiklerinizi size verirdi. Ödemeyi kıyafetle yapardı.”

ABD’li moda yazarı Armand Limmander, Vogue’a yazdığı bir yazısında Takada’nın felsefesini “Kenzo tasarımlarına başladığında mantrası yatıştırıcı bir şekilde çok basitti: Dünya güzeldir” ifadeleriyle aktarıyordu. The Guardian’a demeç veren Vogue’un moda yazarı ve muhabiri Suzy Menkes ise Kenzo’yu “uluslararası stilin amblemi” olarak nitelendirerek “Bana ‘mutlu’ kıyafetler tasarlamak istediğini söylediğini hatırlıyorum. Bu renkli ve kadın bedenini özgürleştiren bir tasarım anlamına geliyordu ve beynelmilel davranışı zamanının çok ötesindeydi” ifadelerini kullandı.

https://www.instagram.com/p/CF7xxJVnFpd/?utm_source=ig_web_copy_link

1999’da son kreasyonunu tasarlayan ve emekliye ayrılan Kenzo Takada, KENZO markasını 1993’te LVMH Louis Vuitton’un da sahibi olan şirkete sattı ve markasına uluslararası bir kimlik kazandırdı.

Parfüm sektörüne de adım atan Kenzo Takada’nın markası; güçlü, enerjik, renkli ve bağımsız kadın imajının altını reklamlarında da çizdi. 2016’da Spike Jonze’un çektiği ve Margaret Qualley’nin performansıyla baş döndürdüğü ödüllü Kenzo World reklamı da bu mirasın ışığında hayat buldu ve ses getirdi.

Paris’teki ilk butiğini açtıktan 50 sene sonra yaşamını yitiren Kenzo Takada’nın ardından Paris Belediye Başkanı Anne Hidalgo da bir paylaşım yaptı ve “Paris, evlatlarından birinin yasını tutuyor” dedi. Vefatına kadar Fransa’nın ve modanın başkentinde yaşamını sürdüren Takada, 1990’da yaşamını yitiren eşi Xavier de Castella ile Paris’te yaşadıkları eve otantik bir çay evi ve sazan balıklarının yüzdüğü bir gölet inşa ettirerek vazgeçemediği Paris’e, Japon kültürünü taşımıştı.

Kaynak: Sözcü Gazetesi

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND