Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Sizin mesleğinizin hastalıkları neler?

Meslekler rehberini biliyorsunuz… Peki meslek hastalıkları rehberini biliyor musunuz? Beyaz yakalıları bekleyen hastalıklar neler, ofisteki en büyük stres kaynağı nedir, hangi meslek hastalığına karşı neler yapılmalı…

Meslek gruplarında yapılan işe, çalışma düzenine bağlı olarak bazı hastalıklar daha sık görülüyor. Örneğin öğretmenlerde, çok konuşmak zorunda oldukları için kronik faranjit, kronik laranjit, ses teli nodülleri gibi hastalıklar görülüyor hatta bu hastalıklar öğretmen rahatsızlığı olarak da biliniyor.

İş stresi, yüksek sorumluluk, aşırı rekabet ve hedef baskısının çok olduğu meslek gruplarında kalp ve damar hastalıklarına, masa başı çalışanlarda mide ve bağırsak hastalıklarına, vardiyalı işlerde ise hormonal bozukluklara rastlanıyor. Uzmanlara hangi mesleklerde hangi hastalıkların görüldüğünü sorduk.

Üst düzey yöneticiler, borsacılar, bankacılar, gazeteciler, avukatlar, doktorlar, hemşireler, öğretmenler… Bu mesleklerin ortak sorunu olan aşırı stres, düzensiz beslenme ve hareketsizlik birçok riski de beraberinde getiriyor. Kilo fazlalığı, kalp damar hastalıkları, kan yağları yüksekliği, şeker metabolizması bozukluğu oranı, mide bağırsak hastalıkları bu mesleklerde çalışanları tehdit ediyor. Yine bu grupta anksiyete bozukluğu, depresyon gibi hastalıkların sıklığının biraz daha fazla olduğu görülüyor.

Amerikan Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Bülent Yardımcı, son yıllardaki yoğun büro çalışmalarının, başarı hedeflerinin yüksek tutulmasının, mesai saatlerinin uzamasının stresi arttırdığına dikkat çekerek, “Bu durumda çalışanlar huzursuz, mutsuz, sürekli endişeli oluyor ve özgüvenleri azalıyor. Bunun sonucu olarak kolay sinirlenme, dikkat bozuklukları, yorgunluk hissi ve sonunda iş verimi düşüşüne neden oluyor. Yöneticilerin, çalışanlarının hangi düzeyde strese girdiklerini saptayarak önlem alması gerekir. İş yoğunluğunun dönem dönem azaltılması, izinlerin sağlıklı kullandırılması, iş dışı aktivitelere ortam sağlanması, dönem dönem psikolojik destek verilmesi ilk akla gelebilecek önlemler. Yoğun çalışanlarda sık görülen kronik yorgunluk sendromu ve tükenmişlik sendromları atlanmamalı ve gerekli tıbbi destek sağlanmalı. Kurumlar ve kişiler meslekler ile ilgili hastalık riskleri konusunda sağlık profesyonellerinden danışmanlık hizmeti alabilirler. Düzenli yıllık kontroller, işyerinin daha sağlıklı bir ortama dönüştürülmesi, stresin azaltılmasına yönelik şirket politikaları geliştirilmesi, iş sağlığı konusunda olumlu yaklaşımlardır” diyor.

Stres, mental hastalıklara da neden oluyor
Gaziosmanpaşa Hastanesi Dahiliye Bölümü’nden Uz. Dr. Ş. Kamil Basmacıoğlu, stresin yoğun olduğu finans sektörü, sağlık sektörü, güvenlik gibi alanlarda çalışanlarda mental hastalıkların sıklığının arttığına dikkat çekiyor: “Stres organizmanın hastalıklara doğal direncini olumsuz olarak etkileyerek psikosomatik hastalıklar, alerjik hastalıklar, kanserler, peptik ülser, huzursuz bağırsak sendromu gibi hastalıklara zemin hazırlayabiliyor.”

Diğer taraftan masa başı işler beraberinde hareketsizliği getirdiğinden metabolik hastalıklar, kas-iskelet sistemi hastalıkları masa başı çalışanlarda daha çok görülür.

Beyaz yakalılarda mesleklere göre en sık rastlanan hastalıklar şöyle:
Üst düzey yöneticiler: Üst düzey yöneticiler, aşırı stres ve sorumluluk nedeniyle kalp krizi riski ile karşı karşıya kalıyorlar. Memorial Şişli Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Bingür Sönmez, özellikle bulunduğu sorumluluğun eğitimini almamış ve yeterince deneyim kazanmamış birinin bu stresi çok üst seviyelerde yaşayabileceğini söylüyor: “Üst düzey genç yöneticilerde bu çok görülür. Özellikle çok zengin ailelerin çocuklarında ortaya çıkan bir sorundur. Belli bir aile geleneği, çok büyük bir holding ve evin genç oğlundan beklenen çok büyük sorumluluklar. 20’li yaşlarda yurt dışından çok iyi bir eğitim almış olarak dönen çocuk, başlaması gereken en alt seviye yerine en üst düzey yönetici olarak holdingi yönetmeye çalışıyor. Yanında ve altında çalışan insanlar yaptıkları işi çok iyi bilirken, o sadece teorik bilgi ile onlarla mücadele ediyor. Öncelikle kendisini, ailesine kabul ettirmeye çalışıyor. Bu kişilerde öncelikle ülser, kolit ve erken enfarktüsler görülür. Köklü ailelerin çocukların çok erken yaşta enfarktüs ve bypass ortaya çıkıyor. O insanlara deneyimlerinin çok üzerinde sorumluluklar yüklenmesi, bu tür sorunları da beraberinde getirir.”
Öğretmenler: Meslek gruplarının çalıştığı ortam da önemli. Öğretmenler kalabalık ortamlarda çalıştıkları için solunum yolu ile bulaşan infeksiyon hastalıkları açısından risk altındalar. Sürekli konuşmak zorunda olduklarından ses telleri ve boğazla ilgili hastalık oranları yüksek. Op. Dr. Pınar Korlu, öğretmenlerde, çok konuşmak zorunda oldukları için kronik faranjit, kronik laranjit, ses teli nodülleri, ses telleri polipleri görülebildiğini hatta bu hastalıkların “öğretmen rahatsızlığı” olarak da bilidiğini söylüyor. Ses sanatçılar tiyatrocular da seslerini zorladıkları için, bu tarz hastalıklara karşı daha dikkatli olmalılar. Okullarda tüm öğretmenlerin kullandığı tebeşir de alerjik reaksiyonlara neden olabiliyor. Korlu, “Alerjik nezle ve kronik faranjit için tebeşir risk faktörü oluşturur. Tebeşir tozu, burun ve ağız yoluyla solunduğu zaman alerjik reaksiyonlar yaratabilir. Şimdi okul dönemi başladı ve kış dönemi geldiği için kulak burun boğaz hastalıkları artış gösterir. Özellikle okulların başladığı bu dönemde öğretmen hastalarımız artış gösterir” diyor.

Bankacılar: Banka ve borsacılar ise daha az güneş gören, kalabalık, gürültülü ortamlarda çalışırlar. Bu durum hastalık sıklığını arttırabilir.
Prof. Dr. Bingür Sönmez, kendilerinin olmayan paranın bankacıların kalbini yorduğunu söylüyor: “Özellikle bankacıların kalp hastalıklarına daha çok yakalandıkları düşünülür. Başkalarının parası onların kalbini yorar gibi bir anlayış var. Bankacıların hesaplarında çıkan bir açık, “bir lira” bile olsa, bir milyon lira gibi hesap sorulabilir. Bu nedenle para ile uğraşan banka sektörü kalp hastalıkları ve erken yaşta enfarktüsler açısından ciddi olarak risk altında.”

Gazeteciler: Gazeteciler zamana karşı yarışan ve iş stresini çok yüksek ölçüde yaşayan meslek gruplarından. Adrenalinleri maksimum seviyede. Gazetecilerin ağır çalışma koşullarının yanı sıra beslenme alışkanlıkları da onları kalp hastası adayı yapıyor. Stres nedeniyle; yoğun sigara içimi, çay ve kahve tüketimi, fast food tarzı hazır ve çabuk yiyecekler kalp ve damar hastalıklarına zemin hazırlıyor. Kafein alımı da ritim bozukluklarına yol açıyor.

Doktor ve hemşireler: Kalp ve damar hastalıklarının en önemli adaylarından biri de doktorlar. Özellikle cerrahlar, adrenalin tehdidi ile karşı karşıyalar. Doktor ve hemşireler ise hem yoğun çalışmaları, hem de bir çok bulaşıcı hastalıkla karşı karşıya kalmaları nedeniyle yüksek risk grubunu oluşturuyorlar. Sürekli ayakta çalıştıkları için varis en büyük düşmanlarından. Uzun gece vardiyaları ise hormonal bozukluklara neden oluyor.
Varis hangi meslek gruplarını tehdit ediyor?

Varis sadece kadın hastalığı olarak bilinse de, özellikle ayakta çalışan insanlarda en çok görülen meslek hastalığı. Ayakta çalışan; postacı, öğretmen, cerrah, diş hekimi ve kuaför gibi meslek gruplarında da varise sıkça rastlanıyor. Varis, bu kişilerin mesleklerinin bir parçası oluyor. Bu meslekte olanlar; uzun süre oturmamalı ve ayakta durmamalıdır. Kişi oturmak zorundaysa, ayaklarıyla bisiklet pedalı çevirir gibi hareketler yapmalı, eğer ayakta durması gerekiyorsa da yürümelidirler. Bir öğretmen çok rahatlıkla yürüyerek dersini anlatabilir. Ancak bir cerrahın ya da bir kuaförün bunu yapması zordur. Doktor ve öğretmenlerin eğer yürüme şansları yoksa, mutlaka varis çorabı kullanmaları gerekir.

Vardiyalı çalışanlarda hormonal bozukluklar ortaya çıkıyor
İnsan vücudu gün ışığına göre düzenlenmiş bir biyoritme sahip olduğundan vardiyalı çalışanlarda ciddi hormonal bozukluklar ortaya çıkabiliyor. Özellikle güvenlikçilerde ya da hemşirelerde gece vardiyaları çok uzunsa risk artıyor. Güvenlikçilerde dikkat dağılması, kilo alma hemşirelerde de adet bozuklukları görülüyor. Prof. Dr. Bingür Sönmez, ”Uyku sırasında salgılanan bazı hormonlar örneğin; melatonin ve endorfin gibi, karanlıkta salgılanır. Kan kortizol seviyesi sabaha doğru daha yüksektir. Bu durum güneşin batımı ile ilgilidir. En sağlıklı uyku, güneşin doğuşundan 4 saat önceki uykudur. Biyoritmimiz buna göre ayarlanmıştır. Bütün gece uyumayan, ertesi gün uyumak için yatan ancak perdeleri ne kadar çekerse çeksin gece karanlığını sağlayamayan kişilerde, melatonin ve kortizol düzeylerinde çok ciddi düşmeler olmaktadır. Bu da hormonal dengeyi bozduğu gibi, iştah dengelerini olumsuz etkiler. Psikolojik sorunları beraberinde getirir. En iyi uyku, saat 23.00-05.00 arasındadır. Bunu, güneşin doğuşu ve batışına göre ayarlamak gerekir” diyor.

Ofisteki gürültü en büyük stres kaynaklarından. Önceki yıllarda ofis çalışanlarının her birinin kendi odası, telefonu, bilgisayarı ve ofis malzemeleri varken, açık ofis yaşamına geçince bu özellikli durum da ortadan kalktı. İnsanlar gürültülü bir ortamda iş hayatını sürdürüyorlar. Gürültü ve etraftan gelen rahatsızlık ise stresi tetikliyor. Bu da, sinir bozukluğu, depresyon ve kavgaya eğilim yaratıyor. Bu faktörler de kalp sağlığını ciddi şekilde etkiler, tansiyonun yükselmesine neden olur. Özellikle kadınlarda bu ortamda çarpıntı görülüyor.

Gözlere dikkat
Gözlerini yoğun olarak kullanan ve bilgisayar başında uzun saatler çalışmak zorunda olanlar göz sağlıklarına dikkat etmeliler. Borsacılar, bankacılar, reklamcılar, öğretmenler, mühendisler sürekli yakın okuma ile yoğun olarak çalıştıkları için gözlük kusurları çok küçük bile olsa çok ciddi rahatsızlıklar ile karşı karşıya kalabildiklerini söylüyorlar. Ayrıca tüm bu mesleklerde; yoğun bilgisayar kullanımı nedeni ile; gözlerde kuruma, göz kenarlarında çapaklanma, kapak iltihapları görülür. Op. Dr. Mustafa Temel, bilgisayar başındayken dikkat edilmesi gereken noktaları sıralıyor:
Gözler sık sık bilinçli olarak kırpılarak nemlendirilmeli
* Ekrana çok fazla yaklaşılmamalı
* Genellikle büyük font ve puntolar kullanılmalı
* Çalışma sırasında her 45 dakikada bir 5 dakika mola verilmeli.

Ofis çalışanlarına tavsiyeler
Op. Dr. Murat Öztürk, ofis yaşamında hareketsizlik ve uzun süren çalışma saatleri nedeniyle ortopedik şikayetlerin görülebileceğine dikkat çekerek, ofis çalışanlarına mutlaka esneme hareketleri yapmalarını tavsiye ediyor: “Yarım saatlik aralar ideal olsa da, saat başlarında el bileği omuz, boyun ve sırt için esneme hareketleri 5 dakikalık aralarda yapılabilir. Her bir esnemeyi 15 sn-1 dk devam ettirin.”
Omuzlar ve sırt:
* Ellerinizi başınızın arkasında birleştirerek dik bir şekilde oturun.
* Pozisyonunuzu koruyacak şekilde dirseklerinizi yapabildiğiniz kadar arkaya doğru yavaşça çekin.
Üst gövde:
* Sandalyenin ucuna doğru oturup sandalyenin arkasını sıkıca tutun.
* Kollarınızı kırmayın.
* Belinizi dik tutup, omuzlarınızı, sırtınızı ve göğsünüzü esnetmek için gövdenizi ileriye doğru çekin.
Bacaklar:
* Oturun.
* Ayaklarınızı esnetirken sandalyenin oturma yerini sıkıca tutun ve bacağınızı havaya kaldırın.
* Bacağınızı yavaşça önce dışarıya doğru, daha sonra geri, orta ve aşağıya doğru hareket ettirin. Bu bacağınızın uyluk kısmını kuvvetlendirir.

Öztürk, “Temel amaç kısa süreler ile esnemek ve her işi bir hareket bahanesi olarak görmektir. Bu sizin günde ekstradan 400-450 kcal/gün yakmanızı sağlar. Günlük ihtiyacınızın 2.000-2.500kcal olduğu düşünüldüğünde, yenilen bir iri dilim pastanın yakılması demek” diyor.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND