Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Sistemin dışına çıkmak: Durun ve etrafınıza bakın!

Hepimiz aynı sistem içerisinde doğuyor büyüyor ve ölüyoruz. Yaşadığımız süre zarfında bir takım hayaller kuruyoruz fakat çok azımızın hayalleri gerçekleşiyor. Peki bir birey olarak neden bazı isteklerimizi gerçekleştiremiyoruz? Yoksa bahanelere mi sığınıyoruz? İşte hayatın rutinlerine kapılıp gidenlerin gerçek benliğini hatırlatan önemli bir yazı…

kişisel gelişim
Hepimiz aynı sistem içerisinde doğuyor büyüyor ve ölüyoruz. Yaşadığımız süre zarfında bir takım hayaller kuruyoruz fakat çok azımızın hayalleri gerçekleşiyor. Peki bir birey olarak neden bazı isteklerimizi gerçekleştiremiyoruz? Yoksa bahanelere mi sığınıyoruz? İşte hayatın rutinlerine kapılıp gidenlerin gerçek benliğini hatırlatan önemli bir yazı…
 

Birey Ruhu

Bir düşünüz olsun. Bir uğraşınız, hobiniz, severek yapacağınız, peşinden koşacağınız bir şey. Bir amacınız olsun…

Amaçları veya düşlerinin önündeki en büyük engel olarak eşlerini, çocuklarını ya da ebeveynlerini görenlere sesleniyorum! Bundan daha kötü bir bahane, daha büyük bir suçlama olamaz! Bunun vebali hep üzerinizde olacak.

“Ben de şunu yapmak isterim, şuraya gitmek isterim ama çocuklardan bir şey yapamıyorum”; “Şekerim, oraya gitmek için önce eşimi ikna etmem lazım; hayatta sıcak bakmaz”; “Özgür olup dünyayı dolaşmak isterim ama bakmak zorunda olduğum bir ailem var”; “Tedavi için Çin’e gitmem lazım ama çocuklarımı ve ailemi bırakıp da gidemem”; “Hiç vaktim yok, düzenli çigong yapamam” vs. vs…

Eğer bunların suçunu ailenize ve sevdiklerinize atıyorsanız asıl suçlu sizsiniz, unutmayın.

Eğer birey olmayı unuttuysanız bu ailenizin, toplumun ya da sistemin suçu değil tamamen sizin suçunuz. Zira bunların olmasına izin veren sizsiniz. Etrafınızda varolan her şey sizden çıkan yansımalar, sizin yarattığınız şeyler.

Üstelik ailenizdeki herhangi birinin düşlerinin peşinden koşmasına engel olan sizseniz, iki kere suçlusunuz! Kendinize de sevdiğinize de nefes alacak alan bırakmıyorsunuz demektir.

Günü kurtaran aileler, pişman olunan evlilikler, külfet gelen çocuklar, köstek olan ana babalar, elini kolunu bağlayan işler… Bahaneniz bol, suçlanacak insan çok.

Sistem hepimizin “birey” olmaktan uzaklaşması üzerine kurulu. Kurumsal yapılarla birey olmanız engelleniyor, hayallerinizin peşinden koşmanız imkânsız hale getiriliyor. Evlilik de kurumsal bir yapı ve sistem için bundan daha güzel bir meşgul etme sanatı ve büyük bir rant kapısı olamaz. Bu yüzden evlilik hafife alınacak bir yapı değildir. Gerçekten birbirlerinin birey olmasına saygı gösterecek kişilerin bir araya gelebileceği bir yapı olmalıdır. Yalnızca seven kişi özgür olabilir ve sadece özgür kişi sevebilir. Sorumluluklar ve fedakârlıklar üzerine kurulu, külfetli aile yapılarına artık son verilmelidir. Pek çok aile çocuklarını yatırım aracı olarak görür. Yaşlandıklarında onlara bakacak bir yatırım. Bu yanlıştır. Bir çocuğu doğurmuş olmanız, tüm hayatı boyunca ona sahip olacağınız ve hayatını istediğiniz gibi yönlendirebileceğiniz anlamına gelmez. Üstelik ona size bakmak gibi bir sorumluluk yüklemek de beklentilerin en acımasızıdır. Onun peşinde koşacağı hayalleri, düşleri, amaçları olmalı.

Amaçları ve düşleri olmayan, kalabalık içinde yalnızlık yaşayan insanların olduğu bir toplumun içindeyiz. Çok yakın bir arkadaşımın unutamadığım bir paylaşımı var: Yurt dışında bir burs kazanıyor; herkesin elde edemeyeceği bir fırsat. Ancak babası şöyle diyor:”Evladım biz artık yaşlandık, bize bir şey olursa oralar çok uzak; bize yakın ol”. Arkadaşımın bana söylediği ise şu: “Babam öldüğünde İstanbul trafiğinde yanına ulaşmam 3 saatimi aldı ve hiçbir şey yapamadım.”  Kendi hayallerimizle beraber sevdiklerimizin hayallerini de öldürmeye hiç hakkımız yok. Hiç bir insanın başka bir insan üzerinde hak iddia etme ve onun hayallerini yok etme lüksü yoktur. Herkes birey olarak kendinden sorumludur.

Çocukluklarını yaşamasına izin vermediğiniz küçük dostlarımızı, kendi hayalleriniz üzerinden yönlendirmeye çalışıyorsunuz. Kendi içinizde kalan ukdeleri onlar üzerinde deneme tahtasına çeviriyorsunuz: Okulda çok başarılı olsun, piyano da çalsın, şunu da yapsın, bunu da yapsın… Çocuk bir nefes alamadan akşamın bir vakti eve gelip ödev denen yüzyılımızın en saçma, en külfetli, en ağır işini yapıyor saatlerce. Vakti kalırsa yok piyanoymuş yok bilmem neymiş onlarla uğraşıyor. Sonra da yatıyor. Sabahın köründe kalkıp servise yetişebilmek için. Çoğu doğru dürüst kahvaltı bile edemiyor. Ne hafta sonu var, ne de tatili. Bildiğin ağır işçi…

Evlerinize televizyon alıp ücretli uydu kanallarına bağlanıyorsunuz. Bunların içinde pek çok çocuk kanalı var. Bunlardan birini açıp çocuğunuzun uyuşturucu almış gibi TV karşısında kilitlenmesini sağlıyorsunuz. Bunda çıkarınız çok. Çocuk televizyon karşısında kilitlenirse size abuk subuk sorular soramaz, ortalıkta koşuşturup size rahatsızlık veremez, onla ilgilenmek zorunda kalmazsınız. Sonra ellerine akıllı telefonlar, bilgisayarlar verirsiniz. Uyuşturucunun dozunu artırmış olursunuz. Sonra da eve misafir geldiğinde bütün gün elinden bırakmıyor diye sitem edersiniz.

Çocuklarınızla ilgilenmek istememe haliniz onları anaokullarına, kreşlere, eve alınan bakıcılara emanet etmenize dek ilerler. Bunu da birbirinize ballandıra ballandıra anlatır, aman da orda ne kadar güzel eğitim verdiklerinden bahseder, bunu toplum için de bir rant haline getirirsiniz. Aileler birbirleriyle rekabet içine girer. Göndermese ayıplanacağını düşünmeye başlar. El âlem ne der? Kendi çocuğuna değer vermiyor der sonra… Çoğu arkadaşımın sadece anaokuluna verdikleri para, benim bir sene boyunca kazanamayacağım miktarda olabiliyor. Ayıp, örnek teşkil ettiğinde herkese ve her yere sıçramaya başlıyor.

Çocukluğunu yaşamasına izin vermediğiniz halde kalkıp kendi aranızda “Biz çocukluğumuzda çelik çomak, saklambaç, meşe filan oynardık” diye de nostalji yapmayı unutmuyorsunuz.

“Güvenlik” adı altında sokağa salmadığınız çocukları, önlerine bilgisayar koyarak ya da televizyon açarak “ev hapsine” almayı tercih ediyorsunuz. Börtü böcek nedir, dalından meyve koparmak nasıl bir şey, toprağa çıplak ayak basmak, koşturmak nasıl bir his, diğer çocuklarla ırk, dil, din, sınıf farkı gözetmeksizin oynamak nasıl bir şey bilmeden evde bunalıma girmeye aday asosyal çocuklar yetiştiriyoruz. Çünkü dışarıya salmak çok tehlikeli. Haberlerde bir dolu çocuk kaçırma vakası yayınlanıyor. O izlediğiniz haberler korku toplumu yaratmak üzerine kurulu sistemin bir parçası. İzlediğiniz ve pirim verdiğiniz sürece de amaçlarına her daim ulaşacaklar. Belli zamanlar seçerler, birkaç ay içerisinde paso çocuk kaçırma haberleri yayınlanır. Korkudan evlerinize sinersiniz. Deseler ki çocuklara artık çip takacağız, bundan böyle nerde nasıl olduklarını uzaktan bileceksiniz, bodoslama atlarsınız. Amaçları inanın ilerde bunu da mümkün kılmak. Zira uzaktan kontrol edecek ya da sistemi kapatacak bundan daha güzel bir fırsat veremezsiniz ellerine.

Çocukluğunu yaşamasına izin vermediğiniz bu küçük bireyler bilinçaltlarında size ve topluma karşı bastırılmış duygularla büyümeye devam ediyor.

Eğitim denilen ve günümüzün en tehlikeli kurumlarından biri olan yozlaşmış sistem insanlığı yok etmekle meşgul. İnsanlığa hizmet ettiklerini sanıyorlar ama kendilerini aldatıyorlar. Matematikten daha fazla anlarken müzikten, resimden, sanattan daha fazla uzaklaşıyoruz. Mantığı anlarken sevgiden uzaklaşıyoruz. Üstelik buna gitgide daha da alışıyoruz. Yaratıcılığın yerini üretim aldı. Ne kadar üretirsen o kadar başarılısın. Üretimle zenginleştiğini sananlar içsel olarak fakirleşmeye devam ediyor.

Spor çocukların hayatında gereksiz bir vakit kaybı artık. Güzel havalarda önlerine top atıp geçen beden dersleri, soğuk ve yağışlı havalarda büyük bir yüzdesinde spor salonu olmayan okullarda, sınıflarda din eğitimi verilerek ya da bomboş geçiriliyor. Çocuk spor yapmak istese bile öncelik, kısaltmalarına artık anlam veremediğim bir takım sınavlar için yarış atı gibi hazırlanmalarına veriliyor. Kaldı ki çocuğa spor şansı verilse bile hangi sporu seçeceği konusunda ana baba tarafından pek şans tanınmıyor. Daha çok kendi istekleri ve egoları doğrultusunda, kendi zamanlarında başarılı oldukları ya da içlerinde ukde kalan sporlara yazdırılıyorlar. Spor ancak üniversite yıllarında ailesinden uzak kalarak özgürlüğü tatmaya başlayan ya da işe başladığında parasıyla spor merkezlerine üye olanların tadabileceği bir şey halini alıyor.

Kurumsal yapılara gelince… Çalıştığımız şirketler insanların birbirini meşgul etmesi üzerine kurulu bir sistemin ürünü. Modern kölelerin çalıştığı yerler. Para harcama lüksünüz, özgür birer birey olduğunuzu sanmanızı sağlayarak sizleri kandırıyor. Danışmanlık şirketleri tarafından üretilen “takım ruhu” çalışmaları, şirketin başarısını artırmayı değil sizlerin birey olmaktan uzaklaştırılmasını hedefliyor. Birey olduğunu unutan ya da bundan fedakarlık eden herkes takım ruhuna daha yatkın oluyor. Birey olduğunu idrak edenler ise asi, geçimsiz, uyumsuz, şirket ya da takım ruhuna ayak uyduramayan, yıldırma politikasıyla derhal aramızdan uzaklaştırılması gereken tipler haline dönüşüyor.

Kurumlar insanları plan yapmaya iter. Plan yapmak ise sana şimdiyi unutturur. Anda kalmanı engeller. Onun arkasına sığınarak yaşamana neden olur. Plan yapıp ona inandığında gerçek dünyadan uzaklaşırsın. Gerçek plan andadır. Anı kendi bütünlüğü içinde yaşamayı başarırsan her şey zaten çoktan senin için planlanmış olur.”Tanrıyı güldürmek istiyorsan plan yapmaya devam et.”

İnsanlar kurumlara, partilere, ideolojik gruplara, taraftarı oldukları takımlara, dernek vb. topluluklara katılmaları sağlanarak aidiyet duygusuyla daha fazla birey olmaktan uzaklaştırılıyorlar.

Herkes hipnoz halinde. Sürü psikolojisi amacına ulaşıyor…

Bu oyunu bir kez idrak ettikten sonra artık onun bir parçası olamazsın. Var olmadığını fark etmeyi başardığın an var olursun. Bir rolden ancak o rolü mükemmel oynadığın zaman özgürleşirsin. Kendinizi gözlemleyin. Eğer titreşimlerinizi yükseltmeyi başarabilirseniz, tüm sıkıntıların, bölünmüşlüğün, savaşın, açlığın, sefaletin yerini güzelliğin ve gerçeğin ta kendisinin yer aldığı bir frekansın ortaya çıktığını göreceksiniz.

Korku en iyi bildiğimiz ve arkasına sığındığımız, bizi yöneten tek şey.

Ancak düşleri olan, içinde sevgiyi var edenler korkuyu alt edebilir. İnsanlığın her şeyin üzerinde putlaştırdığı tek şey korkudur. Bir maaşın seni koruyabileceğine ve güvende olmanı sağlayabileceğine inandıran tek şey yine korkudur. Her türlü bağımlılık birer korkudur. Yaratılmak istenen de korku toplumudur. Bu yüzden sizi bir şeylere bağımlı kılacak her türlü silaha başvururlar. Korku, ancak sen korkacak bir şey olmadığını fark ettiğinde yok olacaktır.

Dünya sen ne isen odur. Dünya bir cennet de olabilir, cehennem de. Hangisini seçip yaratacağın tamamen sana bağlı. Dıştaki dünyanın koşulları sizi mutsuz edemez, ama sizin içteki mutluluğunuz tüm dünyayı değiştirecek güçtedir. Dünyayı bizim dünya görüşümüz yaratır. Dünya tam da senin düşlediğin gibidir. İçteki neyse dıştaki de odur. Tüm felaketlerin, açlık ve sefaletin tek sorumlusu sadece biziz. Özüne dönüp bir birey olduğunu idrak ettiğinde ve bir bütün olduğuna inandığında ise dünya sonsuza dek iyileşecektir. Bizden başka kaderimizi etkileyebilecek bir kuvvet yoktur. Karşımıza çıkan her türlü olay bir şekilde bizim onayımızı alır da çıkar. Dışarıdan geldiğine inandığımız her şeyin başlangıç noktası içimizdedir.

Çözümler sorunlarla aynı düzlemde değildir. Bu yüzden hep aynı şeyleri yaparak fark yaratabileceğiniz fikrinden uzaklaşın artık. Kendini değiştirmek önce kendinden kurtulmakla başlar. Bunun için sadece ve sadece kendinden yardım alacak ve bireysel devrimini gerçekleştireceksin. Bu, seven ve düşleyen insanın zaferidir.

Başa dönecek olursak, bir amacınız olsun; düşleyen, arzulayan, kendi istekleri olan bireyler olun. Beden-zihin-ruh bütünlüğü için olmazsa olmaz tek çözüm var: MEDİTASYON. İçinize dönün, her şeyin cevabı orada…

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND