Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Sistemin dışına çıkmak: Durun ve etrafınıza bakın!

Hepimiz aynı sistem içerisinde doğuyor büyüyor ve ölüyoruz. Yaşadığımız süre zarfında bir takım hayaller kuruyoruz fakat çok azımızın hayalleri gerçekleşiyor. Peki bir birey olarak neden bazı isteklerimizi gerçekleştiremiyoruz? Yoksa bahanelere mi sığınıyoruz? İşte hayatın rutinlerine kapılıp gidenlerin gerçek benliğini hatırlatan önemli bir yazı…

Hepimiz aynı sistem içerisinde doğuyor büyüyor ve ölüyoruz. Yaşadığımız süre zarfında bir takım hayaller kuruyoruz fakat çok azımızın hayalleri gerçekleşiyor. Peki bir birey olarak neden bazı isteklerimizi gerçekleştiremiyoruz? Yoksa bahanelere mi sığınıyoruz? İşte hayatın rutinlerine kapılıp gidenlerin gerçek benliğini hatırlatan önemli bir yazı…
 

Birey Ruhu

Bir düşünüz olsun. Bir uğraşınız, hobiniz, severek yapacağınız, peşinden koşacağınız bir şey. Bir amacınız olsun…

Amaçları veya düşlerinin önündeki en büyük engel olarak eşlerini, çocuklarını ya da ebeveynlerini görenlere sesleniyorum! Bundan daha kötü bir bahane, daha büyük bir suçlama olamaz! Bunun vebali hep üzerinizde olacak.

“Ben de şunu yapmak isterim, şuraya gitmek isterim ama çocuklardan bir şey yapamıyorum”; “Şekerim, oraya gitmek için önce eşimi ikna etmem lazım; hayatta sıcak bakmaz”; “Özgür olup dünyayı dolaşmak isterim ama bakmak zorunda olduğum bir ailem var”; “Tedavi için Çin’e gitmem lazım ama çocuklarımı ve ailemi bırakıp da gidemem”; “Hiç vaktim yok, düzenli çigong yapamam” vs. vs…

Eğer bunların suçunu ailenize ve sevdiklerinize atıyorsanız asıl suçlu sizsiniz, unutmayın.

Eğer birey olmayı unuttuysanız bu ailenizin, toplumun ya da sistemin suçu değil tamamen sizin suçunuz. Zira bunların olmasına izin veren sizsiniz. Etrafınızda varolan her şey sizden çıkan yansımalar, sizin yarattığınız şeyler.

Üstelik ailenizdeki herhangi birinin düşlerinin peşinden koşmasına engel olan sizseniz, iki kere suçlusunuz! Kendinize de sevdiğinize de nefes alacak alan bırakmıyorsunuz demektir.

Günü kurtaran aileler, pişman olunan evlilikler, külfet gelen çocuklar, köstek olan ana babalar, elini kolunu bağlayan işler… Bahaneniz bol, suçlanacak insan çok.

Sistem hepimizin “birey” olmaktan uzaklaşması üzerine kurulu. Kurumsal yapılarla birey olmanız engelleniyor, hayallerinizin peşinden koşmanız imkânsız hale getiriliyor. Evlilik de kurumsal bir yapı ve sistem için bundan daha güzel bir meşgul etme sanatı ve büyük bir rant kapısı olamaz. Bu yüzden evlilik hafife alınacak bir yapı değildir. Gerçekten birbirlerinin birey olmasına saygı gösterecek kişilerin bir araya gelebileceği bir yapı olmalıdır. Yalnızca seven kişi özgür olabilir ve sadece özgür kişi sevebilir. Sorumluluklar ve fedakârlıklar üzerine kurulu, külfetli aile yapılarına artık son verilmelidir. Pek çok aile çocuklarını yatırım aracı olarak görür. Yaşlandıklarında onlara bakacak bir yatırım. Bu yanlıştır. Bir çocuğu doğurmuş olmanız, tüm hayatı boyunca ona sahip olacağınız ve hayatını istediğiniz gibi yönlendirebileceğiniz anlamına gelmez. Üstelik ona size bakmak gibi bir sorumluluk yüklemek de beklentilerin en acımasızıdır. Onun peşinde koşacağı hayalleri, düşleri, amaçları olmalı.

Amaçları ve düşleri olmayan, kalabalık içinde yalnızlık yaşayan insanların olduğu bir toplumun içindeyiz. Çok yakın bir arkadaşımın unutamadığım bir paylaşımı var: Yurt dışında bir burs kazanıyor; herkesin elde edemeyeceği bir fırsat. Ancak babası şöyle diyor:”Evladım biz artık yaşlandık, bize bir şey olursa oralar çok uzak; bize yakın ol”. Arkadaşımın bana söylediği ise şu: “Babam öldüğünde İstanbul trafiğinde yanına ulaşmam 3 saatimi aldı ve hiçbir şey yapamadım.”  Kendi hayallerimizle beraber sevdiklerimizin hayallerini de öldürmeye hiç hakkımız yok. Hiç bir insanın başka bir insan üzerinde hak iddia etme ve onun hayallerini yok etme lüksü yoktur. Herkes birey olarak kendinden sorumludur.

Çocukluklarını yaşamasına izin vermediğiniz küçük dostlarımızı, kendi hayalleriniz üzerinden yönlendirmeye çalışıyorsunuz. Kendi içinizde kalan ukdeleri onlar üzerinde deneme tahtasına çeviriyorsunuz: Okulda çok başarılı olsun, piyano da çalsın, şunu da yapsın, bunu da yapsın… Çocuk bir nefes alamadan akşamın bir vakti eve gelip ödev denen yüzyılımızın en saçma, en külfetli, en ağır işini yapıyor saatlerce. Vakti kalırsa yok piyanoymuş yok bilmem neymiş onlarla uğraşıyor. Sonra da yatıyor. Sabahın köründe kalkıp servise yetişebilmek için. Çoğu doğru dürüst kahvaltı bile edemiyor. Ne hafta sonu var, ne de tatili. Bildiğin ağır işçi…

Evlerinize televizyon alıp ücretli uydu kanallarına bağlanıyorsunuz. Bunların içinde pek çok çocuk kanalı var. Bunlardan birini açıp çocuğunuzun uyuşturucu almış gibi TV karşısında kilitlenmesini sağlıyorsunuz. Bunda çıkarınız çok. Çocuk televizyon karşısında kilitlenirse size abuk subuk sorular soramaz, ortalıkta koşuşturup size rahatsızlık veremez, onla ilgilenmek zorunda kalmazsınız. Sonra ellerine akıllı telefonlar, bilgisayarlar verirsiniz. Uyuşturucunun dozunu artırmış olursunuz. Sonra da eve misafir geldiğinde bütün gün elinden bırakmıyor diye sitem edersiniz.

Çocuklarınızla ilgilenmek istememe haliniz onları anaokullarına, kreşlere, eve alınan bakıcılara emanet etmenize dek ilerler. Bunu da birbirinize ballandıra ballandıra anlatır, aman da orda ne kadar güzel eğitim verdiklerinden bahseder, bunu toplum için de bir rant haline getirirsiniz. Aileler birbirleriyle rekabet içine girer. Göndermese ayıplanacağını düşünmeye başlar. El âlem ne der? Kendi çocuğuna değer vermiyor der sonra… Çoğu arkadaşımın sadece anaokuluna verdikleri para, benim bir sene boyunca kazanamayacağım miktarda olabiliyor. Ayıp, örnek teşkil ettiğinde herkese ve her yere sıçramaya başlıyor.

Çocukluğunu yaşamasına izin vermediğiniz halde kalkıp kendi aranızda “Biz çocukluğumuzda çelik çomak, saklambaç, meşe filan oynardık” diye de nostalji yapmayı unutmuyorsunuz.

“Güvenlik” adı altında sokağa salmadığınız çocukları, önlerine bilgisayar koyarak ya da televizyon açarak “ev hapsine” almayı tercih ediyorsunuz. Börtü böcek nedir, dalından meyve koparmak nasıl bir şey, toprağa çıplak ayak basmak, koşturmak nasıl bir his, diğer çocuklarla ırk, dil, din, sınıf farkı gözetmeksizin oynamak nasıl bir şey bilmeden evde bunalıma girmeye aday asosyal çocuklar yetiştiriyoruz. Çünkü dışarıya salmak çok tehlikeli. Haberlerde bir dolu çocuk kaçırma vakası yayınlanıyor. O izlediğiniz haberler korku toplumu yaratmak üzerine kurulu sistemin bir parçası. İzlediğiniz ve pirim verdiğiniz sürece de amaçlarına her daim ulaşacaklar. Belli zamanlar seçerler, birkaç ay içerisinde paso çocuk kaçırma haberleri yayınlanır. Korkudan evlerinize sinersiniz. Deseler ki çocuklara artık çip takacağız, bundan böyle nerde nasıl olduklarını uzaktan bileceksiniz, bodoslama atlarsınız. Amaçları inanın ilerde bunu da mümkün kılmak. Zira uzaktan kontrol edecek ya da sistemi kapatacak bundan daha güzel bir fırsat veremezsiniz ellerine.

Çocukluğunu yaşamasına izin vermediğiniz bu küçük bireyler bilinçaltlarında size ve topluma karşı bastırılmış duygularla büyümeye devam ediyor.

Eğitim denilen ve günümüzün en tehlikeli kurumlarından biri olan yozlaşmış sistem insanlığı yok etmekle meşgul. İnsanlığa hizmet ettiklerini sanıyorlar ama kendilerini aldatıyorlar. Matematikten daha fazla anlarken müzikten, resimden, sanattan daha fazla uzaklaşıyoruz. Mantığı anlarken sevgiden uzaklaşıyoruz. Üstelik buna gitgide daha da alışıyoruz. Yaratıcılığın yerini üretim aldı. Ne kadar üretirsen o kadar başarılısın. Üretimle zenginleştiğini sananlar içsel olarak fakirleşmeye devam ediyor.

Spor çocukların hayatında gereksiz bir vakit kaybı artık. Güzel havalarda önlerine top atıp geçen beden dersleri, soğuk ve yağışlı havalarda büyük bir yüzdesinde spor salonu olmayan okullarda, sınıflarda din eğitimi verilerek ya da bomboş geçiriliyor. Çocuk spor yapmak istese bile öncelik, kısaltmalarına artık anlam veremediğim bir takım sınavlar için yarış atı gibi hazırlanmalarına veriliyor. Kaldı ki çocuğa spor şansı verilse bile hangi sporu seçeceği konusunda ana baba tarafından pek şans tanınmıyor. Daha çok kendi istekleri ve egoları doğrultusunda, kendi zamanlarında başarılı oldukları ya da içlerinde ukde kalan sporlara yazdırılıyorlar. Spor ancak üniversite yıllarında ailesinden uzak kalarak özgürlüğü tatmaya başlayan ya da işe başladığında parasıyla spor merkezlerine üye olanların tadabileceği bir şey halini alıyor.

Kurumsal yapılara gelince… Çalıştığımız şirketler insanların birbirini meşgul etmesi üzerine kurulu bir sistemin ürünü. Modern kölelerin çalıştığı yerler. Para harcama lüksünüz, özgür birer birey olduğunuzu sanmanızı sağlayarak sizleri kandırıyor. Danışmanlık şirketleri tarafından üretilen “takım ruhu” çalışmaları, şirketin başarısını artırmayı değil sizlerin birey olmaktan uzaklaştırılmasını hedefliyor. Birey olduğunu unutan ya da bundan fedakarlık eden herkes takım ruhuna daha yatkın oluyor. Birey olduğunu idrak edenler ise asi, geçimsiz, uyumsuz, şirket ya da takım ruhuna ayak uyduramayan, yıldırma politikasıyla derhal aramızdan uzaklaştırılması gereken tipler haline dönüşüyor.

Kurumlar insanları plan yapmaya iter. Plan yapmak ise sana şimdiyi unutturur. Anda kalmanı engeller. Onun arkasına sığınarak yaşamana neden olur. Plan yapıp ona inandığında gerçek dünyadan uzaklaşırsın. Gerçek plan andadır. Anı kendi bütünlüğü içinde yaşamayı başarırsan her şey zaten çoktan senin için planlanmış olur.”Tanrıyı güldürmek istiyorsan plan yapmaya devam et.”

İnsanlar kurumlara, partilere, ideolojik gruplara, taraftarı oldukları takımlara, dernek vb. topluluklara katılmaları sağlanarak aidiyet duygusuyla daha fazla birey olmaktan uzaklaştırılıyorlar.

Herkes hipnoz halinde. Sürü psikolojisi amacına ulaşıyor…

Bu oyunu bir kez idrak ettikten sonra artık onun bir parçası olamazsın. Var olmadığını fark etmeyi başardığın an var olursun. Bir rolden ancak o rolü mükemmel oynadığın zaman özgürleşirsin. Kendinizi gözlemleyin. Eğer titreşimlerinizi yükseltmeyi başarabilirseniz, tüm sıkıntıların, bölünmüşlüğün, savaşın, açlığın, sefaletin yerini güzelliğin ve gerçeğin ta kendisinin yer aldığı bir frekansın ortaya çıktığını göreceksiniz.

Korku en iyi bildiğimiz ve arkasına sığındığımız, bizi yöneten tek şey.

Ancak düşleri olan, içinde sevgiyi var edenler korkuyu alt edebilir. İnsanlığın her şeyin üzerinde putlaştırdığı tek şey korkudur. Bir maaşın seni koruyabileceğine ve güvende olmanı sağlayabileceğine inandıran tek şey yine korkudur. Her türlü bağımlılık birer korkudur. Yaratılmak istenen de korku toplumudur. Bu yüzden sizi bir şeylere bağımlı kılacak her türlü silaha başvururlar. Korku, ancak sen korkacak bir şey olmadığını fark ettiğinde yok olacaktır.

Dünya sen ne isen odur. Dünya bir cennet de olabilir, cehennem de. Hangisini seçip yaratacağın tamamen sana bağlı. Dıştaki dünyanın koşulları sizi mutsuz edemez, ama sizin içteki mutluluğunuz tüm dünyayı değiştirecek güçtedir. Dünyayı bizim dünya görüşümüz yaratır. Dünya tam da senin düşlediğin gibidir. İçteki neyse dıştaki de odur. Tüm felaketlerin, açlık ve sefaletin tek sorumlusu sadece biziz. Özüne dönüp bir birey olduğunu idrak ettiğinde ve bir bütün olduğuna inandığında ise dünya sonsuza dek iyileşecektir. Bizden başka kaderimizi etkileyebilecek bir kuvvet yoktur. Karşımıza çıkan her türlü olay bir şekilde bizim onayımızı alır da çıkar. Dışarıdan geldiğine inandığımız her şeyin başlangıç noktası içimizdedir.

Çözümler sorunlarla aynı düzlemde değildir. Bu yüzden hep aynı şeyleri yaparak fark yaratabileceğiniz fikrinden uzaklaşın artık. Kendini değiştirmek önce kendinden kurtulmakla başlar. Bunun için sadece ve sadece kendinden yardım alacak ve bireysel devrimini gerçekleştireceksin. Bu, seven ve düşleyen insanın zaferidir.

Başa dönecek olursak, bir amacınız olsun; düşleyen, arzulayan, kendi istekleri olan bireyler olun. Beden-zihin-ruh bütünlüğü için olmazsa olmaz tek çözüm var: MEDİTASYON. İçinize dönün, her şeyin cevabı orada…

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND