Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Şirketteki baş belalarıyla nasıl baş edilir?

Kariyerinde hızla ilerlemek istiyorsan kendini sadece mesleki bilgilerle donatman yetmez! Kariyer kazası yapmamak için iş yerindeki baş belalarına karşı her zaman tetikte olmalısın. İşte şirketteki baş belaları ve onlarla baş etmenin yolları…

“Şirketten bana ne, ben daha öğrenciyim” demeyin. Öğrencilik 3-4 sene sonra biter. Ve 30-40 sene sürecek çalışma hayatınız boyunca ‘bunlarla’ yaşamak zorunda kalacaksınız. Bu türü şimdiden tanımanızda yarar var. Bu yazıyı bir yere kaydedin!

İyi niyetli olsun, kötü niyetli olsun, her şirkette ‘bunlardan’ mutlaka bir iki örnek vardır. Patronunuz olabilir, iş arkadaşınız da, bir astınız da. Kimi kendiyle kavgalıdır, kimi etrafıyla, kimi sürekli ağlar, kimi olay çıkarır. Baş belalarıyla başa çıkmak bir sanattır.

ÇALIŞMA hayatını zehir eden ‘ayaklı belalar’ çoktur. Kimi iyi niyetli, kimi kötü niyetli, ama baş belası baş belasıdır. Yapışkan, can sıkıcı, kafa ütüleyici, depresif, ayak bağı, paranoyak, asabi, geveze, kendini bir halt zanneden, kendine hayran, takıntılı, kompleksli… anladınız işte ne demek istediğimizi. Kısaca kendileriyle barışık olmayan, çalıştıkları ortama ve iş hayatının kurallarına ayak uyduramayan; hem havayı bozan, hem çalışma arkadaşlarının ve şirketin performansını düşüren; astlarının, eşitlerinin ve üstlerinin ‘idare etmek’ için akılalmaz bir enerji ve zaman harcadığı ‘ayaklı belalar’. Yok mu bunun bir çaresi? Var, var ama kolay değil…

BAŞ BELASI BİR ASTINIZ

Baş belası astın çeşidi bol maşallah. Bir iki örnek verelim yine de.

► Kendi depresif, herkesi depresyona sokan cinsten ise

Tarif: Her daim kurban, herkes onun kötülüğünü istiyor, sürekli hasta, mızmız, her şeyden şikayetçi… depresif bir çalışan kadar işyerinde ambiyansı bozan yoktur.

Teşhis: İşinden niye bu kadar şikayetçi, çözmek gerekir. Fizik veya mental bir sorunu varsa, bir uzmana gitmesi tavsiye edilir. Çalışanlarının sağlık sorunlarını, kişisel dertlerini çözmek şirketin işi değildir.

Tedbir: Meselenin üstüne üstüne gidin. Depresif’le açık ve yüzyüze konuşmak yahut ona çıkış yolları göstermek sorunun farkına varmasına ve halle çalışmasına yardımcı olabilir. Motive etmek için biraz ‘gaz vermek’ de faydalı olur.

► Gözü sizin koltuğunuzda ise

Tarif: Bir şirketin genel müdür yardımcısı. Çok iyi bir Amerikan üniversitesinden mezun. Genç ve benzer bir okuldan mezun, son derece hırslı bir astıyla başı belada. Astı sürekli laf sokuşturuyor, talimatlarını tartışıyor, arkadan eleştiriyor… hasılı üst, koltuğuna göz diken ve yıpratma politikası güden astıyla başa çıkamıyor.

Teşhis: Üstleriyle yarışan çalışan çok. (Belki de yükselmek için şart!) Hiyerarşide ne kadar yükselirseniz, kavga o kadar sertleşiyor. İyi yetişmiş, parlak… rakibiniz sinsi ve hesaplı olduğu için daha da tehlikeli.

Tedbir: Rakibin, ekibe söz geçirmesini engellemenin tek çaresi, ekibi tek tek çok iyi tanımak ve… müttefiklerine güvenmektir. Ayrıca, onu izole etmek için, tek başına çalışması gereken ve meşgul edecek projeler koyun önüne.

► Size bağımlı ve yapışkan ise

Tarif: İkide bir kapıdan bir kafa uzanıyor: ‘İki dakikanız var mı?’ Cevabı beklemeden içeri dalıyor. En küçük bir kararı bile size danışmadan veremiyor. Artık ‘hoş görünmek’ için mi, yoksa gerçekten kararsız mı, sürekli size bir şeyler danışmak için fırsat (yolunuzu) kolluyor. Devamlı ruh halini, en küçük detayına kadar yaptığı işleri anlatıyor. Günde yüz kere ‘Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz?’ diye soruyor. Sizi annesi yahut babası sanıyor. Yani ba-yı-yor!

Teşhis: Kişiliği gelişmemiş, gelişmesi tamamlanmamış, karar vermekten korkan biri karşınızdaki. Ya aşağılık kompleksi yahut kendine güven eksikliği ya da ‘beğenilmeme’ (eleştirilme) korkusu. Sonuç: Cevap bulacağına sürekli soru soruyor. Zamanınızı ve sabrınızı tüketen tipik bir ayak bağı.

Tedbir: Ammaan oyununa gelmeyin, sıkı durun, yüz vermeyin. Konuyu hep işe getirin, sorumluluklarını hatırlatın, cevabı ve sonucu ondan beklediğinizi belli edin. Ve mesafeyi koruyun. Yoksa bütün stresi ve sorunları size de bulaşır. ‘Kapım herkese açık’ dediyseniz, her aklına estikçe içeri dal demek değil bu!

BAŞ BELASI BİR MÜDÜRÜNÜZ

► Otorite manyağı ise

Tarif: Yönetici sadece astlarını yönetmez, işinin en zoru ‘boss management’ kısmıdır. Hele hele patronu kendi tayin ettiği yöneticiden çekiniyor, ona sürekli ‘kimin patron olduğunu göstermek’ ihtiyacı duyuyorsa.

Teşhis: Yönetici kendini gösterebilmek, sözünü dinletebilmek yani var olabilmek için, patronla çatışmak zorunda. Böyle olunca da patronu daha da korkup hırçınlaşıyor. Bir koçun tavsiyesine uyarak ‘suyuna gitmeye’ karar veriyor ve patronuna (amirine) danışıyor, yardım istiyor. Bu sayede patron ‘patron olduğunu’ fark edip rahatlarken, bir yandan da yöneticisinden gelen taleplere yetişemez oluyor ve ona ‘sorumluluğunu almasını, kararlarını kendi vermesini’ söylüyor.

Tedavi: Patron otorite meraklısıysa, diplomak davranmak, yanlış isteklerine bile direnmemek daha iyidir. Hemen hayır demeyin, zaman kazanın. İstediklerinin, talimatlarını artısını eksisini bir rapor haline getirin ve ona sunun. ‘Ortaya şöyle bir tablo çıkıyor, tabii son karar sizin…’ Genelde önemli bir hatadan kurtardığınız için size müteşekkir olacaktır. Ama bırakın son sözü hep o söylesin.

► Kendine hayran ise

Tarif: Kendini beğenmişin biri. Genelde bu tiplere şirket hiyerarşisinin üst basamaklarında rastlanır.

Teşhis: Mesleki açıdan hırslı, hakkında ne düşünüldüğü konusunda endişeli, her zaman aldığından fazlasını hak ettiğine kani. Herkesten de böyle muamele bekliyor. Hedefe varmak için herkesi kullanıyor ama yaralı parmağa şey yapmıyor.

Tedavi: Arkasını getiremeyeceğini bir ayrıcalık vermemeye özen gösterin. Dikkat edin sizi kendisine rakip görmesin. Genelde muhteris ve kıskanç olurlar. Şekil düşkünüdür, aman unutmayın. Asla şükran duygusu ve minnettarlık beklemeyin.

► Paranoyak ise

Tarif: İktidarı yüzde 1.000 elde tutmak için her şeye razı, günde 25 saat çalışmaya da. Ona bir öneri götürdüğünüzde, ‘bu işin içinde bir iş olmasın’ diye korkuyor.

Teşhis: Katı, şüpheci, parano her an tetiktedir. Gözü her şeyin ve herkesin üstündedir. Haklarına aşırı düşkün, en küçük bir eleştiriye tahammülsüz. Her şeyi ‘şahsına yapılmış saldırı / tehdit’ olarak alıyor. Soğuk ve mesafeli.

Tedavi: Ona neyi, niye ve nasıl yaptığınızı açık açık söyleyin. Bilgilendirilince sakinleşebilir. Çok nazik olun, şekilci ve kırılgan olduğunu unutmayın. Mesafeli de olsa düzenli temasta kalın. Bilgilendirmez, teması ihmal ederseniz, mesafe / tavır koyduğunuzu düşünür. Aman şaka yapmaya filan da kalkmayan, neye ne zaman bozulacağını bilemezsiniz. Bu arada en küçük bir ‘yanlış anlaşılma’ olursa hemen düzeltin. Yoksa kafayı takar alimallah!..

BAŞ BELASI BİR İŞ ARKADAŞINIZ

► Ayak bağı bir bunalım ise

Tarif: Hani ‘seni bana parayla mı verdiler’ derler ya, sürekli ensenizde, siz olmadan hiçbir şey yapamıyor, korkak, her şeyi danışıyor, bunalım yani bunalım! Stresli ‘başarabilirim’ derken, kaygılı ‘yapabilir miyim’ derken, kronik bunaltı ‘hayatta yapamam’ diyen tiptir.

Teşhis: Bunalım, son derece bağımlıdır. Sürekli destek ister. Karar veremez, herkese uyar, en küçük bir kararlılık ve direnç gösteremez, hemen yelkenleri suya indirir. Her şeye ‘peki’ der ve en küçük bir eleştiride – en az bir hafta boyunca – kendine gelemez.

Tedbir: Korkutmayın, onu ilgilendirmiyorsa kötü haber vermeyin. Kırıcı olmayın ama şahsi sorunlarına ayıracak vaktiniz olmadığını belli edin. Ona uyup siz de bunalıma girmeyin sakın. Alay etmeyin ama ‘Bir şey olmaaz, dert etme kendine’ diye savuşturun.

Bartleby, (Moby Dick’in yazarı) Herman Melville’in bir karakteridir. Wall Street’te bir avukat bürosunda çalışan, ofiste yatıp kalkan, verilen işi yapmayan, kovunca bile gitmeyen, patronunun ‘kâbusu’ haline gelen bir kâtiptir.
► Eleştiri hastası ise

Tarif: Eğer günah keçisi olarak sizi seçtiyse, yandınız, sürekli ve herkesin içinde sizi eleştirecektir. Sizi arkadaşlarınızın ve üstlerinizin gözünde işe yaramaz göstermek için elinden geleni yapacaktır. Durum kötü!

Teşhis: Bunlar, herkesi kendine rakip gören, herkesle yarışa tutuşan ve kendisi yükselemiyorsa sizi aşağı çekmeye çalışan tiplerdir. Zararlıdır. Kötü niyetlidir. Altınızı oymak için, sizi yıpratmak için her şey mubahtır.

Tedbir: Bir defa sürekli uyanık olun ve kendinizi kollayın. Size ‘pislik’ yaptığını icabında ispat edebilmek için, marifetlerini not edin, belgeleri saklayın. Başkalarından da yardım isteyin, sorunu (güveniyorsanız) patronunuzla, İK yöneticilerinizle paylaşın. Sonuç almasını beklemeyin, başkalarını ‘önceden’ haberdar edin.

► Bir histerik ise

Tarif: Histerik, dikkati sürekli üstüne çekmek ister, sözü başkasına bırakmaz, toplantılarda etten önce çömleğe düşer. Genelde, tuhaftır ama, sonuçta bıktırır ve yalnız kalır.

Teşhis: Herşeyi büyütür, ruh hali çok inişli çıkışlıdır, sevinince aşırı sevinir, üzülünce aşırı üzülür, artı eksi tepkilerini aşırı (görsel) yansıtır, aynı hızla aşırı iyimserlikten aşırı kötümserliğe geçer.

Tedbir: Sakın alay etmeyin! Sizi tavlama girişimlerini yemeyin. Yumuşamayın. Her an dikkati çekmeye çalışır, yöntemi budur, unutmayın. ‘Normal’ davranışlarını övün. (‘Raporunu çok beğendim, kısa ve özdü’ Yahut ‘Patronun eleştirisi karşısında çok sağukkanlıydın.’) Histerik davranışları, yargılamadan, onaylamadığınız havasını estirin. Ona hoş davranın, ilgi gösterin – hak etmesi kaydıyla. Hatalarını düzeltme gayretlerine destek olun.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND