Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Sıradışı bir kariyer öyküsü: usta yazar inci aral !

Resim ve yazıyla harmanlanmış bir yaşam onunki. Daha sonra seçimini yazıdan yana yapıyor. Belki bir yanı küsüyor, hep özlem var içinde resme doğru. Ama seçiminin başarısı kendini gösteriyor. Ülkemizin en önemli yazarlarından biri olan İnci Aral şu an 15. kitabını hazırlıyor.

İnci Aral, küçüklüğünden beri iki yönde eğilimi olduğunu söylüyor. Hem resme hem de yazmaya ilgi duyuyormuş. Fakat resim öğrenimi görmek ona daha cazip gelmiş çünkü edebiyatçı ya da yazar yetiştiren bir okul yokmuş. Zaten ona göre böyle bir şeyin olması mümkün de değil. O yüzden İnci Aral, “kendimi yazar olarak yetiştirebilirim, ama resim öğrenimi bana farklı bakmayı, farklı düşünmeyi öğretir,” diye düşünmüş.
Yazmaya genç yaşında başlamış ve emekli oluncaya kadar yazarlıkla öğretmenliği bir arada götürmüş. Resim öğrenimi gördüğü halde resim yapmamış, çünkü yazarlık öne geçmiş. İki dalda birden başarılı olmak ona göre kolay değil. İnci Aral, seçilen mesleğin tek olması gerektiğine inanıyor. Hayatında birkaç işi bir arada yapmaya çalışmanın, verimsizliği de beraberinde getirdiğini görmüş. İşte yaşamı boyunca kolay yolu seçmeyen İnci Aral’ın yazarlık hikayesi, hayata, aşka bakışı…

Yazmaya nasıl başladınız?

Ortaokuldayken şiirler yazmaya başlamıştım. 11 yaşımdan itibaren kitaplara ilgim yoğunlaştı. Çok fazla kitap okuyordum. Tam bir kitap kurduydum. 14 yaşında yatılı okula gittim ve bütün eğitimimi parasız yatılı olarak yaptım. Önce öğretmen okulunda okudum daha sonra Gazi Eğitim Enstitüsü Resim Bölümü’nü bitirdim. Evden uzak olmak beni sevdiklerime mektuplar yazmaya yöneltti. Sonra da yazmayı sevdim. Öğretmen olduktan sonra Samsun’a gittim ve hem şiir, hem de mektup yazmayı sürdürdüm. Öykü denebilecek çok uzun mektuplar yazıyor, anlatmaya, yazmaya doyamıyordum. Sanırım yazma arzumu bu şekilde ifade ediyordum. 1976’da öyküler yazmaya başladım ve bunların dergilerde yayımlanmasıyla edebiyat dünyasına girdim.

Bir kitaba başlarken konu aklınızda nasıl şekilleniyor? Nasıl bir kitaba dönüşüyor? O süreci biraz anlatır mısınız?

Bir kitabın oluşumunun ilk aşaması karşılaştığım, gördüğüm bir sorun oluyor. Bu benimle ilgili, hayatımda beni meşgul etmiş bir konu, bir başkasının sorunu ya da toplumsal bir olgu olabilir. Bunu nasıl anlatabileceğimi çok uzun bire süre düşünürüm. Ona bir biçim, o sorunu üstlenecek kişiler, kahramanlar ararım. Bu süre bazen “Mor”da olduğu gibi 20 yılımı bile alabiliyor. Sonra yavaş yavaş çözülmeye başlıyor. Gündelik hayatımı yaşarken yazacağım kitabı sürekli kafamda taşıyorum. Daha sonra da romanın veya hikayenin kurgusuyla, akışıyla, kişileriyle ilgili notlar almaya başlıyorum. Bu da epey sürüyor. “Tamam artık yazabilirim” deyip masaya oturduğumdaysa gerisi çözülüyor.

Düzenli bir çalışma stiliniz var mı? Mesela her gün muhakkak şu kadar yazmalıyım diye bir kural koydunuz mu kendinize?

Düşünme ve tasarlama aşamasında okumaktan başka hiçbir şey yapmam. Öyle düzenli bir çalışma biçimim ve alışkanlığım da yok. Yazmaya başladığım zaman aylarca çevremle iletişimimi en aza indiririm. Gündelik hayatımda da asıl işim odur. Hayatımı tamamen yazıya göre düzenlerim. Büyük bir yoğunlaşmayla, adeta bir havale nöbeti geçirir gibi yazıyorum. Gündelik hayatımı askıya alır, her gün on- on iki saat çalışırım. Tabii bu çok yorucu bir tempo oluyor. Bir kitap aylarca bazen bir iki yıl sürüyor.

Yazarken tıkandığınız zamanlar oluyor mu? Böyle zamanlarda ne yapıyorsunuz?

Çok gergin ve mutsuz oluyorum. Aynı zamanda kendimle inatlaşıyorum. Neden takıldığımı, nasıl aşabileceğimi düşünüyorum. Ya da onu bırakıp başka bir bölüme atlıyorum. Eğer bazı yerlerde takılıyorsam bir şeyler çözülmemiş demektir. Onları yakalamaya ve çözmeye çalışıyorum. Böyle zamanlarda sigaraya başlarım. Yazarken içiyorum, kitabım bittikten sonra da çok kolay bir biçimde hemen bırakıyorum. Bu yalnızca kötü bir şartlanma. Yoksa sigaranın zihni açıcı bir etkisi yok.

Kitabınız tamamiyle bittikten sonra ne hissediyorsunuz?

Önce tabii bir büyük bir sevinç ve rahatlama duyuyorum. Ondan sonra da tatsız bir boşluğa düşüyorum ne yazık ki. Çoğu zaman da yorgunluğumu atamadan yeni bir şeye başlama arzusu duyuyorum. Sanıyorum bu durum yazma bağımlılığıyla ilgili. Öte yandan bu bir ilk tepki. Bir hafta 10 gün sonra kurtuluyorum. Bundan sonra zaten kitabın yayınlanması, okurlardan gelen olumlu tepkiler ve ilgiyle daha keyifli bir süreç başlıyor. O zaman rehabilitasyon sürecine giriyorum. Sigarayı bırakırım, spor yapmaya başlarım. Özlediğim bütün dostlarımı, arkadaşlarımı ararım. Daha sakin bir hayata dönerim.

Bilgisayarla yazarlık hayatınızda neler değişti?

Ben çok uzun yıllar teksir kağıtlarına kurşun kalemle yazdım. Çünkü kağıt üzerinde karalamaları sevmezdim. Bunları silip doğrusunu yazardım. İnce kemikliyim ve bağlarım zayıf. O nedenle yazarken bileklerim hep bandajlıydı. Oğlum bilgisayar mühendisi. Beni bilgisayar kullanmaya teşvik etti ve nasıl kullanacağımı gösterdi. Alet kullanma özürlü olduğum halde kolay öğrendim çünkü işimi çok kolaylaştırdı ve verimimi artırdı. 1992’den beri bilgisayarla çalışıyorum. Ancak hala teknik inceliklerini bilmem. Çok seviyorum ve gelişmiş bir daktilo gibi kullanıyorum ama disket yüklemekte bile zorlanıyorum.

Kitaplarınızda özellikle erkek kadın ilişkilerini ve aşkı işliyorsunuz. En genel anlamıyla aşk size ne ifade ediyor? Artık farklı mı yaşanıyor aşklar?

Aşk dünya kurulduğundan beri insanoğlunun en muhteşem duygularından biri olmuştur. Çok zengin, yaratıcı, insancıl, insanı çoğaltan bir duygudur. Temelde evrensel, değişmez olduğu halde çağa ve döneme göre farklı biçimlerde algılandığı da olmuştur. Ben günümüzde biraz farklı yaşandığını, aşkın içtenlik ve saflığının kaybedildiğini görüyorum. Bu dediğim çoğunluk için tabii, herkes böyle değil. Ben hep aşkı şöyle tanımlarım ve bunun değişeceğini de sanmıyorum. Aşk, insanoğlunun bütün varlığıyla yükseğe sıçradığı ve en yüksek performansı gösterdiği bir süreçtir. Aşk insanın, yaratıcılıkta, hayatı kavramada, sevebilmekte ve bütün duygularında aşama yaparak yepyeni birine dönüşmesidir. Kuşkusuz bu kadar yüksek bir düzeyde yaşandığı için de yorucudur ve çok uzun sürmez. Bir noktada biter ya da başka bir şeye, daha sakin bir sevgiye dönüşür. Yani bence aşk ömür boyu süremez. O ilk aşamadaki yükseliştir. Ben aşkı fırtınanın ortasında durup, fırtınanın geçmesini beklemeye benzetirim. Gerçekten tüm boyutlarıyla yaşanabiliyorsa çok güzel bir duygudur aşk. Bir anlamda da karşınızdaki kişiye adanmadır.

Son kitabınız “Safran Sarı”da 2000’li senelerin sizi hayal kırıklığına uğrattığını söylüyorsunuz. Ne açıdan bir hayal kırıklığı bu?

Gençlerin gelecek perspektiflerini kaybetmeleriyle ilgili kaygılarımı yansıttım Safran Sarı’da. Bugün bütün dünyada bir kargaşa ortamı var. Yarın ne olacağını bilmiyoruz. Gençlerle konuştuğunuz zaman onlar da aynı şeyi söylüyorlar. Geleceğin pusu var hayatlarımızın üzerinde. Hiçbir şey garanti edilememiş durumda. Yarın ne olacağımız, bu işte kalıp kalmayacağımız… Bunlar sistemin öncelikleri ve işleyişiyle ilgili sorunlar. İnsan odaklı değil, para ve meta odaklı. Bu da bana genç insanlar adına acıtıcı geliyor. Büyük oğlum 1970 doğumlu. O doğduğunda 2000’li yılların muhteşem olacağını düşünüyordum. İnsan haklarının tamamen uygulandığı, çalışma ve iş koşullarının buna göre düzenlendiği, her şeyin tıkır tıkır işlediği çok daha düzenli, eşit ve adil bir dünya ümit ediyordum. Ama tam tersi oldu. İşçi ve çalışanların hakları her geçen gün biraz daha budanıyor. İnsan tüketim ve para felsefesiyle daha mutlu olmadı. Gençler daha mutlu olmadılar. Gerçekten paranın imparatorluğu altında birçok insani güzelliği kaybediyoruz. Bütünüyle kaybetmedik ama kaybediyoruz gibi geliyor bana.

Özellikle yeni neslin büyük kısmı o duyguları tamamiyle kaybetmiş gibi yaşıyor
Aşkı da bu yüzden kaybetmekteler gibi geliyor bana. Çünkü aşk üzerinde yükseleceği bir zemin ister. O zemin yok. Aşk bir gelecek perspektifidir aynı zamanda. O kişiyle birlikte olma, bir yuva kurma, yeni kuşaklar yetiştirme düşüncelerini getirir beraberinde. Ama geleceği görmediğiniz zaman aşkın perspektifi de yok oluyor. Örneğin gençler “Ben nasıl evlenebilirim, nasıl çocuk sahibi olabilirim, yarın ne olacağımı bile bilmiyorum” diyorlar. Biraz alacakaranlık kuşağına düşmüşüz gibi yaşıyoruz yani.

Yazar olmanın olmazsa olmazları, özellikle sahip olunması gereken özellikleri var mıdır?

Öncelikle yazmaya ilgisi, merakı ve yatkınlığı olmayan yazamaz. İkincisi çok çalışkan olması lazım, çok sabırlı ve çok da inatçı olması lazım. Çünkü yazmak sizden hayatınızın tümünü talep ediyor. “Şimdi öyle iki satır yazayım da sonra gelir devam ederim” gibi bir şey değil bu. Olduruncaya kadar uğraşmanız gerekiyor. Bir dil duyarlılığına, dil bilincine sahip olmanız gerekiyor. Dili iyi kullanabilmek için onunla çok fazla ilişki içerisinde olmak ön koşul. Bu da okumakla ve yazmakla sağlanan bir şey. Yazar olmak okumak okumak okumak, yazmak yazmak yazmakla mümkün.

En çok sevdiğiniz Türk ve yabancı yazarlar hangileri?

Çok var. Çünkü elli yıldır okuyorum. Bu sene Nobel alan Doris Lessing’i okumaya doyamıyorum. Gabriel Garcia Marquez, Julio Cortazar gibi Güney Amerikalı yazarları çok severim. Türk yazarlardan Füruzan’ın hikayelerini beğeniyorum. Şairlerden Turgut Uyar, Edip Cansever, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Attila İlhan en çok okuduklarımdır. Attila İlhan’ın romanlarını da çok severim.
Şu an hangi kitabı okuyorsunuz?
Ben hep birkaç kitap birden okurum. Şu an Emine Çaykara’nın hazırladığı Türk Aynştaynı adlı Oktay Sinanoğlu’yla yaptığı söyleşileri içeren kitabını ve James Lasdun’un “Yedi Yalan” adlı romanını okuyorum.

Yazmadığınız zamanlarda neler yapıyorsunuz?

Hayatımda yazma ve yaşama periyotları var. Yazmadığım zamanlar bol bol okurum, seyahat ederim. Yürüyüşler ve spor yaparım. Dostlarımla arkadaşlarımla birlikte olurum. Alışveriş yapmayı, vitrinlere bakmayı çok severim. Kısaca herkes gibi oluyorum o zaman.

Şu anda üstünde çalıştığınız bir kitap var mı?

Şu anda Tolga Meriç’le birlikte bir kitap hazırlıyoruz. Fakat daha adını koyamadık. Bir söyleşi havasında, hem benim hayatımı hem de edebiyatı konu aldığımız bir çalışma bu. Ama konuşarak değil yazılı yapıyoruz. O zor sorular soruyor. Ben de ona cevaplar veriyorum. Çocukluğumdan başlayarak dünyayı kavrayışımı yazarlığımı yazdıklarımı ve hayatımı sorguluyoruz. İlginç bir çalışma olacağını sanıyorum.

Hayatınızda “muhakkak bunu yapmalıyım” dediğiniz bir şey var mı?

Şöyle bir hedef koydum kendime. Ölmeden önce 20 kitabım olacak. Yakında 15.
kitabım çıkacak. Yani 5 kitap daha kaldı. 20. kitabı bitirdiğimde hala hayattaysam o zaman biraz dünyayı gezmeye çalışacağım. Çin’i görmeyi çok istiyorum. Belki uzun yolculuklar yaparım.

20 kitaptan sonra yoksa bırakacak mısınız yazmayı?

Sanmıyorum bırakabileceğimi. Yazarlığın emekliliği yok. Ayrıca artık yazmadan yaşamam çok zor. Ama belki biraz daha yavaş ve sakin bir biçimde yazarım.

İnci Aral Kitapları ve aldıkları ödüller

1979, Ağda Zamanı – Hikaye – 1980, Akademi Kitabevi İlk Roman Ödülü
1983, Kıran Resimleri – Hikaye – 1983, Nevzat Üstün Hikaye Ödülü
1984, Uykusuzlar – Hikaye –
1986, Sevginin Eşsiz Kışı – Hikaye
1992, Ölü Erkek Kuşlar – Roman – 1992 Yunus Nadi Roman Ödülü
1994, Yeni Yalan Zamanlar – Roman
1997, Hiçbir Aşk Hiçbir Ölüm – Roman
1998, İçimden Kuşlar Göçüyor – Roman
2000, Gölgede Kırk Derece – Hikaye – 2001 Yunus Nadi Hikaye Ödülü
2003, Mor – Roman – 2004 Orhan Kemal Roman Ödülü
2003, Anlar İzler Tutkular – Makale
2005, Taş ve Ten – Roman
2006, Ruhumu Öpmeyi Unuttun – Roman
2007, Safran Sarı – Roman

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND