Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Sıradışı bir kariyer öyküsü: ahmet ümit!

Ahmet Ümit küçükken “ileride yazar olacağım, yazarlık benim için en önemli meslek” diye düşünmez hiç. Lise ve üniversitede okurken gazeteci, politikacı hatta sinemacı olmayı düşünür. Ama yazarlık, aklının köşesinde bile yoktur. Ta ki 1982 Anayasası’na kadar.

Türkiye’de askeri rejimin olduğu o dönemlerde Ahmet Ümit askeri rejime karşı mücadele eden sol bir örgütün içerisindedir. 82 Anayasası’na karşı duvarlara afişler yapıştırırlar. Ve Ümit’in birkaç arkadaşı yakalanır. O da operasyon hakkında bir rapor yazar. İşte o raporla aslında ilk hikayesini yazmıştır. O hikaye Prag’da 40 ayrı dilde yayınlanan Barış ve Sosyalizm Sorunları Dergisi’nde yayınlanır. Ve böylece Ümit’in ilk hikayesi 40 ayrı dilde yayınlanmış olur.

Tabii edebi özelliklerinden dolayı değil, politik özelliklerinden dolayı. Ama bu ona bir cesaret verir. “Demek ki yazabilirmişim” der. İşte 12 Eylül dönemi ve o günün koşulları onun yazarlık yolculuğunda oldukça belirleyicidir. Hikayeler yazmaya başlar. Daha sonra eğitim için gittiği Moskova’da şiir yazmayı dener. 89 yılında yayınlanan ilk kitabı “Sokağın Zulası” bir şiir kitabıdır. Daha sonra diğer kitapları gelir ve derken Türkiye’de olmayan, ya da olan ama edebi bir tür olarak kabul edilmeyen polisiye türünde ilk romanı, Sis ve Gece’yi yazar. Ahmet Ümit bugün polisiye roman denilince Türkiye’de ilk akla gelen isim. Sadece polisiye türünde değil eserleri. O her şeyi konu alıyor ve pek çok türde eser veriyor. Ahmet Ümit ile polisiye, yeni çıkan kitabı “Olmayan Ülke”, şu an yazmakta olduğu “Şems Cinayeti” hakkında konuştuk.

Polisiye yazmamın asıl sebebi 14 yaşımdan 29 yaşıma kadar olan hayatım.
Polisiyeye başlamam yazarlığa başlamam gibi kendiliğinden oldu. “Çıplak Ayaklı Gece” adlı öykü kitabımda bir hikaye vardı. O zaman Şehir Tiyatroları’nda yönetmen olan arkadaşım Ali Taygun bu öyküyü okudu ve dedi ki “ Sen polisiye yazıyorsun”. Ben polisiye yazdığımı düşünmüyorum tabii. Sonra anladım; 78 kuşağından biriyim. 1974’ten 1989’a kadar olan 15 yılım tam bir kaçmaca kovalamaca içerisinde geçti. Sürekli can derdindesin, kendini korumaya çalışıyorsun. Tabii 14 yaşımdan 29 yaşıma kadar yaşadığım hayat yazmaya başlayınca da etkisini gösterdi. O yıllarda yaşadığımız adrenalin kendini yazarken de hissettirdi. Ve polisiye yazmaya başladım.

Günümüzün polisiye okurunun beklentileri çok yüksek
İyi polisiye metinlerde sağlam bir matematik olması ve okuru aldatmamanız gerekir. Yani okura pek çok şeyi söylemeniz lazım. Ama artık günümüzde bu yeterli değil. Klasik anlamda ilk polisiye 1841’de yayınlanan Edgar Allan Poe’nun Morgue Sokağı Cinayeti. Demek ki 160 küsur yıl geçmiş aradan. Dolayısıyla onlar gibi yazamayız. Çok sağlam bir mantığı, zekice düzenlenmiş bir kurgusu olacak. Ama aynı zamanda da normal roman ne içeriyorsa onu barındıracak. Yani insan psikolojisi ve tarihsel, sosyolojik, psikolojik perspektifleri. Ancak böyle olduğu zaman yazdıklarınız çok değerli olur. Öteki türlü bir cinayet işlenmiş ya da bir bilinmez var. Bu bilinmez nedir sorusuyla okuru sürüklemek, bugünün okuruna yeterli gelmiyor. Bugünün okuru, roman boyunca bir yandan problem çözerken bir yandan da insana, hayata, geçmişimize ve geleceğimize dair bilgiler edinmek istiyor. Günün sorunlarına dair düşünmek istiyor. Günün sorunlarına felsefi bir yaklaşım getirmemizi istiyor. Bütün bunları derleyip tasarlayıp yazmanız gerekiyor. O zaman da roman için çok ciddi bir araştırma yapmanız gerekiyor.

Türkiye’de yazarlarımız polisiyeyi küçümsüyorlardı
Türkiye’de polisiyenin gelişmemesini bazıları suç biçiminin polisiyeye uygun olmadığına bağlar. Sigorta sistemimizin çok gelişmemiş, feodal kültürün yaygın olması buna sebep olarak gösterilir. Adam karısı onu aldattığı için herkesin gözü önünde eşini öldürüyor. Yani her şey ortada yaşanıyor. Ama ben daha çok bu durumun yazarlarımızın polisiyeyi küçümsemesine, polisiye romanı anlamamalarına bağlı olduğunu düşünüyorum. Çünkü eğer yazarlarımız bu yöne yönelselerdi Türkiye’den her zaman güzel hikayeler çıkardı. Türkiye’de de kişisel olan ya da örgütlerin işlediği cinayetler oldukça fazla. Yüzlerce faili meçhul cinayet var ve onlardan inanılmaz romanlar çıkar. Bırakın Cumhuriyet dönemini, Osmanlı, Bizans, Doğu Roma dönemlerinde saraylarda inanılmaz entrikalar vardı. Zaten yavaş yavaş bu durum kırılmaya başladı. 90’lardan bu yana pek çok yazarımız polisiye yazmaya başladı. Dünyadaki etki de bunu kırdı. Dünyadaki büyük yazarlar da polisiye romana yöneldiler ve polisiyenin ikinci sınıf edebiyat olmadığını gördüler.

Dan Brown ve Jean-Christophe Grange’ın edebi yanları zayıf
Ben aslında klasikleri severim. Onlar benim başucu kitaplarım. Dostoyevski, Poe’nun öyküleri, Balzac’ı çok seviyorum. Günümüzde yazarlarından da Paul Auster, Umberto Eco, gibi yazarların metinlerini severek okurum. Borges de çok iyidir. Marquez gibi Latin yazarlarını da çok seviyorum. Polisiyede de beni etkileyen yabancı yazar ne yazık ki yok. Onları okuyorum ama ne yazık ki hep eksik kalıyor. Dan Brown ve Grange mesela bana göre eksik yazarlar. Edebi yanları son derece zayıf. Orada bir hikaye var. Ama edebiyat hikaye değildir. Hikaye iyi bir romanın parçasıdır. Ama edebiyat aynı zamanda iyi bir dildir. İyi anlatılmış, derinlemesine anlatılmış karakterlerdir. Bu karakterlerin psikolojik taraflarıdır. O ülkenin, o dünyanın tarihidir. Bunların hepsini içerdiği zaman bir romandır. Öteki türlü spekülatif bir hikaye anlatabilirsiniz Dan Brown gibi.

Kitaplar insanlarda bilgi susuzluğu uyandırmalı
Edebiyatçılar ya da romanlar yanıtlar vermez, soru sorarlar. Ben eğer bu soruları doğru sorarsam insanlar başka kitaplara yönelmeye başlarlar. Kitaplarım eğer insanlarda bilgi susuzluğu uyandırdıysa, onları, kafalarında oluşan soruların yanıtlarını bulmak için başka kitaplara yönlendirdiyse bu benim açımdan başarılı bir iş olduğu anlamına gelir.

Yazar muhalif olmalıdır
Yazar muhalif olmak durumundadır. Çoğu zaman muhaliflik denilince politik muhaliflik anlaşılır. Oysa yazarın muhalifliği politikayı da kapsayan bütün yaşama karşı bir muhalifliktir. Yaşadığımız hayatın olumsuzlukları, yanlışlıkları nelerdir? Bunları anlatırız. Bunların içinde tabii politika da vardır. Aşk da, arkadaşlık da, komşuluk da vardır. Bunların hepsini kapsar aslında yazarın muhalifliği. Ama tabii sadece mesaj vermek için de yazmayız bir şeyi. Bir roman mesaj verdiği kadar eğlendirir, hoşça vakit geçirtir, estetik haz verir, hayal gücünü uyandırır, kışkırtır.

Son kitabım “Olmayan Ülke” beni çok mutlu etti
Benim annem çok iyi bir masal anlatıcısıdır. Muhtemelen benim yazarlık yeteneğim de ondan geliyor. Annem terziydi, kız çırakları vardı. Bir yandan dikiş dikilirken bir yandan da annem onlara masallar anlatırdı. 1995 yılında ben bir masal kitabı yazdım. Daha doğrusu annemden dinlediğim bir masalı düzenleyip yazdım. Masal Masal İçinde. Bu kitap inanılmaz bir etki yarattı. Pek çok özel ilköğretim okulunda ve özel kolejlerde yardımcı ders kitabı olarak okutuluyor. Ne zaman gitsem öğretmenler “Ne olur bize bir tane daha yazın” diyor. Benim de kafamda hep vardı, yine annemin anlattığı masallardan birini kendime göre değiştirerek yazmaya başladım, o sırada Rüzgar adında bir erkek torunum oldu. Kitabımdaki kahramanın ismini de Rüzgar yaptık. Kitap aslında şunu anlatıyor; günümüzde hem dünyada hem ülkemizde insanlar ne yazık ki kültürleri, etnik orijinleri, dini inançları, yaklaşımları farklı olduğu için birbirlerini dışlıyorlar. Bir arada yaşamak yerine birbirini düşman gibi görmek eğilimi var. Masalımız da insan kızı Su ile büyücünün oğlu Rüzgar’ın aşkını anlatıyor. Su ile Rüzgar ne büyücülere yaranabiliyorlar, ne de insanlara. Onlar da olmayan ülkeye gidiyorlar. Çünkü umut, olmayan ülkede. Çünkü umut olmayan kültürde. Aslında ben bunu anlatmak, çocuklara da bunu söylemek lazım. Olmayan Ülke ‘yi 7’den 70’e her yaştan çocuk okuyabilir. Binbir Gece Masalları gibi. Bu, beni çok mutlu eden bir kitap oldu.

Masal yazmak lazım
Masal yazmaya devam etmek istiyorum. Çünkü klişe bir laftır ama, doğrudur; Bu ülkenin de dünyanın da geleceği çocuklar. Ve o çocukları bugün sadece televizyona ve bilgisayara mahkum etmek doğru bir şey değil. Onlara kültürel beslenme açısından başka kaynaklar da sunmak lazım. O zaman bizim gibi yazarların büyüklere olduğu kadar çocuklara da yönelik bir şeyler yapması gerek. Özellikle torunum olduktan sonra o duyguyu yeniden hissettim. Her çocuk bir umut. O umudu besleyecek olan da biz büyüklerin yaşamıdır. Bizim doğrularımızı ve yanlışlarımızı görecekler ve bizden daha iyi bir hayat kuracaklar. Onun için masal yazmak lazım, bu işi ciddiye almak lazım.

Şu anda Şems cinayetini araştırıyorum
Mevlana’nın yakın dostu, büyük aşkı olan Şems 700 küsur yıl önce Konya’da öldürülür. Bir gün kapı çalınır, Şems’i dışarı çağırırlar. Şems çıkar ve bir daha kendisinden haber alınamaz. Bilinen bilgi budur. Bu konu çok ilgimi çekti ve bu cinayeti eksen alan bir roman yazmaya karar verdim. Bu adamlar Şems’i neden öldürmek istemişler? Şems nereye gitmiş? Şems’in Mevlana’yla ilişkisi nedir? 1.5 yıldır arada bir Konya’ya da giderek bunun araştırmasını yapıyorum.

Mutlu olduğum kitaplar bana başarıyı ve kariyeri getirdi
Bir yazarın ulaşmaya çalıştığı şey başarı olmamalıdır. Mutluluk olmalıdır. Başarı dediğimiz şey aslında mutluluğumuzu oluşturan dallardan biridir. Ama bazen başarı için mutluluğumuzdan vazgeçtiğimiz olur. Bence bu tam bir felaket. Şems’in cinayetiyle ilgili romanım için 15 gün önce Konya’ya gittim. Her yer kar içindeydi. Mevlana türbesine 50 metre yakınlıkta bir otelde kaldım. Gece yarısı çıkıp Konya sokaklarında dolaştım. İnanılmaz bir ruh halim vardı. Muhteşem duygular hissettim. O kitabı yazmak için o kitapta yer alan kahramanlar gibi hissetmem gerekiyor. İşte bence mutluluk bu. Bunu hissedersem ve peşinden gidersem başarı da gelecektir. Kariyer de peşinden gelir. Hep inandığım ve mutlu olduğum kitapları yazdım. Bu kitaplar da bana başarıyı ve iyi bir kariyeri getirdi.

Polisiye metin yazmaktan daha fazla keyif alıyorum
Ben kendimi herhangi bir türle sınırlamıyorum. Kendimi polisiye yazarı, felsefe yapan, masalcı, denemeci olan biri olarak görmüyorum. Ben bir edebiyatçıyım. İyi roman yazarım. Önemli olan konuyu bulmak. O konu benim için enteresan olmalı. Ama itiraf etmek gerekirse polisiye metin yazmaktan daha fazla keyif alıyorum. Çok eğlenceli oluyor. Yazarken sıkılmıyorum. Ben çok sıkılan bir adamım. Polisiye bu sıkıntıdan insanı kurtaran bir tür. Kitabın içindeki katiller, kurbanlar, polislerin hepsi siz oluyorsunuz. Heyecanlı oluyor.

Ben de tıpkı bir işçi gibi çalışıyorum
Ben mutlaka her sabah yazmak düşüncesiyle kalkarım. Yazmaya da çalışırım. Bazen yazamam. Ekstra bir şey olmazsa muhakkak Beyoğlu’ndaki ofisime gelip çalışırım. Bir işçi gibi. Kitap öncesinde büyük bir araştırma yaparım. Her şey bittikten sonra 15-20 tane çok güvendiğim arkadaşıma yazdıklarımı okuturum. Onlar da eleştirilerini söylerler. Katıldıklarımı değiştiririm. Katılmadıklarım kalır. En son olarak da uzanırım Romalılar gibi divana. Bir kişi okur kitabı. Değiştirilecek bir yer varsa not aldırırım. Ondan sonra kitap çıkar.

Yazdığım sırada aslında romanın içerisindeyim
Ben yazarken görürüm. Her şey canlanır ve yaşamaya başlarım. Yazdığım sırada ben romanın içerisindeyimdir. Hem mekanı, hem zamanı, hem de karakterlerimin ruh halini hissederim. Dolayısıyla yazdığım şeyde bir görsellik oluşturur. Ben yazarken gördüğüm için okur da görmeye başlar. Birçok hikayem beyaz cama ve beyaz perdeye aktarıldı. Sinema ya da dizi başka bir alandır, edebiyat değildir, dolayısıyla bunu yapan arkadaş benim sözcüklerle anlattığım hikayeyi görüntülerle anlatmaktadır. Onları çok yargılamak istemem. Ama birebir yazdığım metnin ve sözcüklerin oraya aktarılması imkansız. O nedenle toleranslı yaklaşırım onlara. Beni mutlu eden yazdığım hikayenin özüne uygun davranmaları, aklımdakine benzer olmasıdır.

Yazmak aslında tam anlamıyla bir ruh göçü
Yazmak, öyle bir şey ki bir yaşam tarzı demek daha doğru. Çok mutluluk veren bir şey. Tanınan bir yazarım, insanlar beni yolda görünce elimi sıkarak teşekkür ederler. Türkiye’de hayatını kitaplarla uğraşarak geçiren ve bundan para kazanabilen sayılı yazarlardan biriyim. Saygın bir iş yapıyorum. Ama asıl beni mutlu eden şey: bir tane hayatımız var bizim, bir formda yaşıyoruz. Ben Ahmet Ümit, erkek olarak dünyaya geldim, Türkiye’de yaşıyorum mesela. Ama yazarken bütün bunların dışına çıkabiliyorsunuz. Kadın, çocuk, yaşlı olabiliyorsunuz. Çiçek, kuş, balık olabiliyorsunuz. Yaşamadığınız hayatları yaşama şansı buluyorsunuz. Ruh göçünü sağlamış oluyorsunuz. Bu inanılmaz bir deneyim. Bir hayat içerisinde onlarca hayat yaşama şansını sana veren bir şeydir yazar olmak.

50 yaşımdan sonra film çekeceğim
Ben kendime 50 yaşımdan sonra bir film çekmeliyim diye bir hedef koydum. Şimdi 48 yaşındayım. Sinemacı değilim ama film çekebileceğime inanıyorum. Bir romanımı filme çekebilirim. Belki de daha iyi çekerim. Çünkü ben gördüğümü kağıda döküyorum. Tek sorun sinemanın yüksek maliyetli bir iş olması.

Ahmet Ümit’in Eserleri
Sokağın Zulası (1989)
Çıplak Ayaklıydı Gece (1992)
Bir Ses Böler Geceyi (1994)
Masal Masal İçinde (1995)
Sis ve Gece (1996)
Agatha’nın Anahtarı (1999)
Kar Kokusu (1998)
Patasana (2000)
Şeytan Ayrıntıda Gizlidir (2002)
Kukla (2002)
Beyoğlu Rapsodisi (2003)
Aşk Köpekliktir (2004)
Başkomser Nevzat, Çiçekçinin Ölümü (2005)
Kavim (2006)
Ninatta’nın Bileziği (2006)
Başkomser Nevzat Tapınak Fahişesi (2007)
İnsan Ruhunun Haritası (2007)
Olmayan Ülke (2008)

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND