Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Sıradışı bir başarı öyküsü

Başarı bazen bir işte en iyi olmaktır. Bazen de elini hangi işe atarsa atsın iyi yapmaktır. Sıradışı başarı öyküleri genelde ikinci grupta yer alanlardan çıkar. Makyözlük, meyhanecilik derken sadece sahnenin gerisinde değil üstünde de var olabileceğini kanıtlayan Suzan Kardeş de onlardan biri. İşte ’makyajlı’ bir başarı öyküsü…

Suzan Kardeş… 22 senedir Sezen Aksu’nun makyözü. BKM’nin tiplemelerinin mimarı. Meyhanesi de oldu, caz kulübü de. Son olarak da “Bekriya” albümüyle karşımızda. Mükemmel sesiyle Türk Sanat Müziği’ne yeni bir can verdi. Birçok insanı hazırladığı sahnelerde şimdi kendi şarkılarını söylüyor. Ama ne yaparsa yapsın, mutlaka ona bir Balkan sıcaklığı katıyor.

Galata Kulesi’nin etrafındaki kafelerden birindeyim. Hava oldukça sıcak. Ben kafenin sokak kısmında değil de, içeride, serin bir kuytuluğunda oturuyorum. Sorularımı gözden geçiriyorum tekrar. Biraz sonra gelecek olan sarı saçlı, mavi gözlü, güzel Balkan kadınını bekliyorum. Hangi mesleğinden girsem ki konuya? Makyözlüğünden mi, kuaförlüğünden mi, yoksa meyhanesinden mi söz etsem, ya da su gibi sesiyle Türk Sanat Müziği okuduğu yeni çıkan albümünden mi? Bakalım… Hepsi sırayla. Ben bunları düşünürken birden kapının orada beliriveriyor. Yüzünde beliren gülümsemeyle bana doğru yürüyor. Sanki beni daha önceden tanırmış gibi. O kadar içten… İçerideki kuytuluktan dışarı çıkıyoruz ve sokaktaki masalardan birine oturuyoruz. Akşamüstü saatleri. Etrafta bir sürü turist var. Bir yandan da gündelik hayat devam ediyor sokak aralarında. Konuşmaya başlıyoruz. Konu konuyu açıyor ve Suzan Kardeş farklı yaşamını anlatıyor. Hani kadınlar vardır, sohbetleri o kadar tatlıdır ki, hiç susmasa da devam etse dersiniz. Öyle hikayeleri vardır ve o hikayeleri öyle bir lezzette anlatırlar ki, kendinizi alamazsınız. İşte Suzan Kardeş öyle kadınlardan… Onunla bir akşamüstü Galata Kulesi’nin dibinde sohbet etmek çok keyifliydi…

Makyözlük nasıl girdi hayatınıza?

Yugoslavya, doğduğum yer, çok önemli benim hayatımda.Hayatımdaki birçok şeyi öğrendiysem, yaşadıysam, hikayelerim oluştuysa, oralı olmam nedeniyledir. Mesleğimi de orada öğrendim, gittim geldim. Ben alaylıyım. Mektepli değilim. Zaten okulu da yoktu bu işin. Teyzemin kızı saç yapma konusunda benim ustamdı. Onunla birlikte öğrendim mesleği. Aynı zamanda resmi çok severdim, elim kaleme yatkındı ve renkler konusunda oldukça başarılıydım. Bu yüzden makyaja yöneldim. Ama tabii sanat camiasında olmayınca çok fazla da uygulama şansınız yok. Ancak bir gelinin gelmesini beklersiniz. Bir nişan, düğün olacak. Siz makyaj yapacaksınız. Ben tabii olduğu yerde duran biri değildim. Çok fazla merakım vardı. Saç yapmayı bilmem ise benim avantajım oldu. Bunlar benim sanat camiasına girmemde önemli rol oynadı. BKM’nin kuruluşundan beri onlarla birlikteyim. Çalışırken bir yandan da öğrenmeye devam ettim. Her oyuncu, her şarkıcı, her manken, her çocuk oyuncu bana bir şeyler öğretti. Benim için her şey öğrenmeyle ilgili. Hep bir şeyler öğreniyorum ben. İşte ben de bir yandan sürekli bir şeyler öğrenirken artık makyözlüğün öğretme boyutuna geçtim.

Eğitim mi veriyorsunuz?

Usta çırak ilişkisi içerisinde yetiştirdiğim öğrencilerim var. Bir de Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nde yönetmen adaylarına ders veriyorum. “Bizden ne isteyin ya da ne istemeyin” üzerine.

Sizin öğrenciniz olmak için ne gibi özelliklere sahip olmak gerekiyor?

Meraklı olan ve biraz da fırça tutmayı bilen öğrencilerime eğitim veriyorum. Çıraklarımın biraz genç olmasını istiyorum. Sakın yanlış anlaşılmasın ama belirli bir yaştan sonra yanıma insan almıyorum. Çünkü dediğim gibi çırak olmalı. Yer de süpürmeli, bana ve oyuncuya çay da vermeli, malzemelerin temizlik işiyle de ilgilenmeli. Yani o çıraklığın keyfini çıkarmalı ki, usta olsun. Zaten karşılaştığımızda herkes mesleğiyle ilgili kıyafetinden, oturmasından, kalkmasından, elini cebine koyuşundan, yürüyüşünden belli ediyor kendini. Özellikle de soru sorma biçimine dikkat ediyorum. 15’e yakın öğrencim var. Öğrencilerim de diyemem aslında, kızlarım onlar benim. Buluyoruz bir türlü birbirimizi. Ayrılmıyoruz da. Ya evlenip gidiyorlar ya da artık kendi başlarına devam etmeleri gerekiyor. Benim kızlarımın çoğu ne kadar kıdemli ve usta olsalar da hep benim asistanım kalmayı tercih ediyorlar. Bunu bana hep hissettiriyorlar. Ben de gurur duyuyorum o zaman.

Bir öğrencinizin sizin gözünüzde kıdemli olması için neler yapması gerekir?

Kıdemli olması için plastik makyaja girebilecek kadar ileriye gitmiş olması lazım. Yani bir tipleme yaratabilmeli, bıyık, sakal takabilmeli. Kendi fikir üretebilmeli. Yönetmen iki şey istiyorsa, o da üçüncü şeyi kendi koymalı üstüne. Çünkü yönetmenler her şeyi düşünmek zorunda. Biz de onlara yardımcı olabiliyorsak eğer, o da zaten sizinle çalışmak istiyor. Sana “ben böyle birini istiyorum” diyor. 40 tane soru sorarak onu yormamak lazım. Bunu da usta makyöz yapar.

Dünyada özellikle filmlerdeki makyajlar oldukça gelişti. Türkiye bu konuda nasıl? Malzeme yokluğuna rağmen siz nasıl çalıştınız?

Bizde son 10 yıla kadar malzeme yoktu. Ben şanslıydım. Abimler yurt dışına çıktıkları zaman elbise yerine bana makyaj malzemesi getirirlerdi. O nedenle malzeme sıkıntısını çekmedim. Ama tabii kendi imkansızlıklarım içerisinde yarattığım şeylerin çok faydasını da gördüm. Aslında çok da teknolojik şeyler kullanılmadı bizde. Peşinden zaten bilgisayar girdi hayatımıza. Artık efektler onlarla yapılıyor. Photoshop çıktı. Teknik olarak hep geri olduk ama hiç yurt dışına özenmedim. Sadece imrendim. Şimdi bir ayağım Londra’da benim. Oraya gidince kredi kartımı boşaltıyorum. Oradaki dükkanları temelinden tutup buraya getiresim var.

En zor makyajınız hangisiydi?

Zor değil de zamansızlıktan dolayı üzüldüğüm makyajlar olmuştur. Bizde çok “hadi, hadi, çabuk ol” denir. Ama onları da sineye çekeceğiz.

Hangi makyajlarda uzun zaman harcıyorsunuz?

Güzellik, fotoğraf, dizi, reklam, tipleme makyajları için farklı süreler harcanıyor. Kimi zaman sadece pudra sürdüğümüz de oluyor. Ama plastik makyajda normalde verilmesi gereken süre en az 3 saattir. Ama süremiz kısıtlı. O yüzden de bizim meslekte zaman konusunda bize pek kolaylık yok.

Makyajı hemen o an mı yaparsınız, yoksa daha önceden denemeleriniz olur mu?

Dizi, film ve reklamlarda bir ön makyaj çalışması muhakkak olur. Kolektif olarak, sanat yönetmeni ve yönetmenle kamera deneme makyajlarımız, hikaye üzerine konuşmalarımız, önerilerimiz, fikirlerimiz olur. Mesela yakın zamanda Oya Başar’ın yeni dizisi için makyaj hazırlığı yaptık ve ben ilk defa Oya Başar’a makyaj yaptım. Daha önce kendisiyle hiç karşılaşmamıştık. Onlar zaten hep kendileri yaparlardı makyajlarını. Diziden önce makyaj hakkında konuşmak, onun isteklerini öğrenmek ve peruğa karar vermek için Oya Hanım’ın evine gittim. Beraber yeni dizideki tipi hakkında çalıştık ve ben kendisine hayran oldum. Her şeyden önce mesleğe ve emeğe saygılı bir kadın Oya Başar. Herşeyi sana bırakıyor ve sana güveniyor. İlk makyaj yaptığımda da beni hiç tedirgin etmedi ve ben de onu etmemeye çalıştım. “Ben bunu isterim, şunu isterim” bile demedi. “Özel istediğiniz bir şey var mı?” diye sordum ama o bana “Sen nasıl istiyorsan öyle yap” dedi. Bu bir olgunluk, tecrübe ve güven göstergesi. Bunlar olduğu zaman çok daha rahat çalışıyorsunuz.

Haluk Bilginer’e yaptığınız Atatürk makyajıyla çok anıldınız. Bütün makyaj bitip de karşınıza Atatürk çıktığında nasıl hissettiniz?

Biz reklamı çekerken Cuma günüydü ve yanımızda da bir okul vardı. Okul dağılmadan önce İstiklal Marşı okunuyordu. Haluk Bey de Atatürk makyajıylayken dedi ki, “Şimdi ben yandaki okula gitsem, merhaba çocuklar desem, ne olur”. Bayağı bir güldük. Makyajı yapıyorsun ama oyuncu da oynuyor, ışıkçı ışığı çok iyi ayarlıyor ve kamera da güzel bir açı yakalıyorsa her şey çok güzel oluyor. Yani hiçbir zaman kimse kendi başına “şahaneyim” diyemez. Bu bir ekip işi. Mesela Haluk Bilginer o makyajla sette dolanırken Haluk Bilginer’di, ama ne zaman kameranın karşısına geçti, işte o zaman Atatürk oldu. Yani oyuncu sadece makyajla o kişi olmuyor, kendisi kameranın karşısında o karakteri oynayınca her şey yerine oturuyor. Türkan Şoray da böyledir. Kameranın karşısına geçtiği zaman gözlerinin içi güler, başka türlü bakar. Mesela tiyatroda Demet Akbağ, her yaptığım tiplemeyle oynadığında beni kendine 5 kat hayran bırakmıştır. Yılmaz Erdoğan’ın ekip ruhu mükemmeldir. O başka bir adam zaten. Cem Yılmaz da bambaşka bir şey. Tolga Çevik, mükemmel bir oyuncu. Sezen Hanım da sahneye çıktığında bambaşka biri olur. Sen de şöyle dersin “şu an bir şey olsa, beraber gömülelim”. Çünkü orada o kadar güzel şeyler yapan biri var ki… Ve sen ona dokunabiliyorsun… Sahnede ya da kamera karşısında bambaşka biri olurlar.

Makyajın yanı sıra 12 senelik bir meyhanecilik maceranız da var… Neden bitti?

Meyhanecilik baba mesleğiydi. Son 4 yılı biraz zorlayarak gitse de meyhaneciliğim 12 sene sürdü. İsmi Bekriya’ydı. Bekriya Bektaşiler’den gelir ve “çok içen, devamlı içen” anlamındadır. Babamın da lakabıydı. Son dönemlerde ağabeyimle üst katı da şaraphane yapmıştık. Ama çıkan kriz bizi de vurdu. Balkanlar’daki tatsızlık hala sürüyordu. Mezelerim de gelemiyordu. Meyhanemi de çok etkiliyordu bu durumlar. Sonunda “tamam artık, bu defter de kapandı” dedik. Ama Bekriya bir marka oldu ve hala da etkisi devam ediyor. Eğer ben bir yerde şarkı söylüyorsam, orada bir şekilde Bekriya yaşıyor. Ya bir mezesi, ya bir şarkısı orada oluyor. Her şeyden önce ben oradaysam Bekriya orada oluyor. Belki yaşlanınca 4 masalık bir yer yaparım kendime. O yaşta anca 4 masalık yemek yaparım, daha da yapamam. Ben ne yaparsam beraber yeriz meyhanemde.

Meyhanenizin bir katında caz kulübü de açtınız, değil mi?

Evet, meyhanemin en alt katında bir buçuk yıl kadar süren bir caz kulübü açtım; Jazzroom. Ayşe Gencer ve İmer Demirer bana açıkçası büyük bir destekte bulundular. Bu da gerçekleşen bir hayalimdi. Hep bir caz kulübüm olsun isterdim. Kızım yurt dışına okumaya gittiğinde piyanosu boş kaldı. Ben de onu alıp dükkanın alt katına koydum ve bir perde, iki küçük masa, minik bir bar yaptım. Burası caz kulübü olacak dedim. Ayşe ile İmer’i çağırdım, dedim ki “ben burayı caz kulübü yapacağım, siz benimle beraber olur musunuz”. “Tabii olur” dediler. Bu arada müşteri filan umurumuzda değil. Enstrümanı alan akşam geliyor. Jam session’lar yapıyoruz kendi kendimize. Bir beklenti filan da yok. Ayşe bana diyor ki “Suzan biz burada sana bir şey kazandıramıyoruz”. “Ya Ayşe boşver kira zaten ödeniyor” diyorum. Meyhanenin kapanmasıyla o da gitti. Caz müziğini çok seviyorum. Meyhane gıda ve eğlence sektörünün annesidir ya, caz da müziğin annesidir. O macera bitti ama hep içimde kaldı. Ben aslında benim bir sokağım olsun istiyorum. İçinde meyhane, caz kulüp, makyaj, manikür, pedikür olsun, her şey olan bir sokak olsun istiyorum.

Harika bir sesiniz var ve Türk Sanat Müziği gibi çok zor bir müzik türünü icra ediyorsunuz. Şarkıcılık nerelere dayanıyor? Neden bu kadar uzun sürdü albüm çıkarmak?

Benim babam müzisyendi. Hem gitar hem de darbuka, tef gibi vurmalılar çalardı. Bir amcam caz şarkıcısıydı, diğer bir amcam da müzik öğretmeniydi. Yugoslavya’da küçükken bir koroya katılmıştım, hatta 10-15 günlük tatillerimizde oraya gittiğimizde bile koroda bir çalışma varsa yine katılırdım. Şermin Zaim diye bir arkadaşım vardı küçüklüğümü beraber geçirdiğim. Şenka’yla birlikte pek çok şarkılar söyledik. Yani küçüklüğümden beri şarkı söylüyorum. Ben meyhanemde de şarkı söylerdim canım isteyince. Sonra Sezen Hanım birgün “Suzan, biz insanlara bir şey hatırlatacağız” dedi ve bu Türk Sanat Müziği eserlerinden oluşan albümü hazırladık. Ne Sezen Hanım’ın ne de benim bir iddiamız, bir beklentimiz vardı. Şarkı söylemeyi çok seviyordum, ama tutup da bu yaştan sonra şarkıcı olma derdim de yoktu. Ama albüm çıktı, onun da ismini Bekriya koyduk. İşte Bekriya, Sezen Hanım’ın bana armağanı ve hayatımda çok önemli bir yeri var. Albümümün geç gelmesine ise “üzülsem mi üzülmesem mi ?” diye düşünüyorum. Ama şuna inanıyorum ki; herşeyin bir zamanı var. Daha önce olsa belki de kontrolsüz olurdum.

Engin Gürkey’le olan konseriniz de büyük ilgi gördü. Seyircilerinizin tepkileri nasıl? Nasıl biraraya geldiniz?

Engin Gürkey’le tesadüf eseri karşılaştık. Engin iki ay önce bir Balkan grubu kurmuş. Aklından ben geçmişim. Ardından beni bir konserine çağırdı. Gittim, sonra da programdan sonra Engin’i görmek istedim. Tam kapıdan çıkarken Engin beni gördü ve “Suzan, dostum neredesin, al mikrofonu, bize bir şarkı söyler misin” dedi. Üstümde palto, sırtımda çanta şarkı söyledim. Çok da keyifli oldu. Ben de ona BKM’de bir konser yapacağımı ve benimle olup olmak istemediğini sordum, o da sorgusuz sualsiz olur dedi. Çok güzel bir konser oldu. İnsanların tepkileri çok güzel. Bu aslında benim yapmak istediğim Balkan şarkılarını yapmama sebep oldu. Meyhanemi açarken de herkes bilirdi, o Balkan meyhanesi olacak. Evime biri gelse, bilir ki, ben ona Balkan yemekleri yapacağım. Tabii yaptığım müzikte de mutlaka Balkan olan bir şeyler olacak. Bu da öyle oldu.

Hep insanları sahneye hazırladınız, şimdi de siz sahnedesiniz. Nasıl hissediyorsunuz?

Ben herkesten öğrendiğim bir şeyi yapıyorum sahnede. Çalıştığım insanlardan çok şey öğrendim. Tabii ki acemiliklerim olabilir. Birlikte olduğum insanlardan öğrendiklerimi çok uyguluyorum sahnede. Tabii bu benimle birleşince herkes çok samimi buldu. Çok keyif alıyorum.

Hayatınızda muhakkak yapmalıyım dediğiniz şeyler neler?

Ömrüm yettiğince hep bir şeyler yapmak isterim. Mesela Madonna’ya makyaj yapmak isterdim. Çok özel bir kadın. Başka yapmak istediğim şeylerden biri de yeni jenerasyonla, yeni yönetmenlerle çalışmak. Ama nedense bizden ürküyorlar. Ben diyorum ki “bizi de uzak tutmayın kendinizden”. “Sete gelir miyim, çok para ister miyim” diye düşünüyorlar. O zaman birbirimizi tanıyamayız. Ama birbirimize katacağımız şeyler var. Artık dijital diye bir şey var. Onlar okulda teknolojik bilgiler alıyor, ben de o bilgileri bilmiyorum. Ben de onlara eskiyle ilgili bir şeyler öğreteceğim. Anlayacağınız ben doymadım öğrenmeye ve birçok şeye.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND