Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Sıra dışı insanların sırrı çözülüyor

Vücuduyla yüksek voltajda elektrik iletenler, su altında nefesini 20 dakikadan fazla tutanlar, üzerlerinden tır, araba geçirenler, hiçbir destekleyici unsur olmaksınız dünyanın en yüksek binalarına tırmananlar… Peki onların beyni normal insanlardan farklı mı çalışıyor…

Vücuduyla yüksek voltajda elektrik iletenler, su altında nefesini 20 dakikadan fazla tutanlar, üzerlerinden tır, araba geçirenler, hiçbir destekleyici unsur olmaksınız dünyanın en yüksek binalarına tırmananlar… Peki onların beyni normal insanlardan farklı mı çalışıyor…

BEYNİN VE VÜCUDUN SIRLARI ÇÖZÜLÜYOR

Aşk beynimizi nasıl etkiliyor? Gerçekten beynimizin sadece yüzde 10’unu mu kullanıyoruz? Suçluların kafası diğer insanlardan daha mı farklı çalışıyor? Bu soruları ve çok daha fazlasını, gelmiş geçmiş en sıra dışı yetenekleri aramak için dünyanın dört bir yanını dolaşan iki ünlü bilim insanına sorduk.

Vücuduyla yüksek voltajda elektrik iletenler, su altında nefesini 20 dakikadan fazla tutanlar, üzerlerinden tır, araba geçirenler, hiçbir destekleyici unsur olmaksınız dünyanın en yüksek binalarına tırmananlar… Sıradan bir insanı öldürmesi kuvvetle muhtemel olan bu aktiviteler, onların gündelik hayatlarının parçası. Hatta çoğunlukla hayatlarını bu şaşırtıcı yeteneklerini sergileyerek kazanıyorlar.

Discovery Channel’da geçen çarşamba yayınlanmaya başlayan Süper Gösteri, dünyanın dört bir yanına yayılmış bu yetenekleri bir araya getirmeyi ve onların sırrını çözmeyi hedefliyor. Programın sunucularından biri, İngiltere’nin en ünlü spor psikoloğu Profesör Greg Whyte. Son Olimpiyatlar’da İngiliz sporculara danışmanlık yapan Whyte, aynı zamanda başta Cheryl Cole olmak üzere pek çok sanatçının da motivasyon koçu. Diğer sunucu çalışmalarıyla akademik camiada dikkatleri üzerine çeken ABD’li sinirbilimci Heather Berlin. Bu iki önemli isimle hem beynimizin ve vücudumuzun sırlarını hem de programı konuştuk.

– Dr. Berlin, isterseniz önce ’normal’ insanlar hakkında konuşalım. Hep söylenen bir şey vardır; gerçekten beynimizin yüzde 10’unu mu kullanıyoruz?

– Heather Berlin: Bu tümüyle yalan! Beynimizin yüzde 90’ı biyolojik artık değildir. İnsanoğlu beyninin tamamını kullanıyor. Biz farkında bile olmasak da beynimizin farklı noktalarında sürekli bir hareket var. Bilim bunların hepsini henüz çözemediği için, beynimizin yüzde 90’ı işe yaramıyor demek çok yanlış. Diğer yandan beynimiz zaten sürekli kendini geliştiriyor. Bunu nöroplastisite kavramıyla açıklıyoruz. Öğrendiğimiz her yeni bilgi, kazandığımız her yeni yetenek, beynimizdeki farklı bağlantı noktalarını birbirine bağlıyor ve böylece beynimizin ’balta girmemiş’ alanlarına ulaşıyoruz.

– Greg Whyte: Benim de eklemek istediğim bir şey var. Tarih boyunca insanoğlu her zaman beynini zorlamaktansa işin kolayına kaçmayı tercih etmiştir. Mesela modern toplumun ortaya çıkmasıyla hareketsiz hale geldik. Teknoloji geliştikçe daha da hareketsizleşiyoruz. Beyin konusunda da aynı şey geçerli. Evet, belki beynimizin sadece yüzde 10’unu kullanmıyoruz ama zihinsel yeteneklerimizden tümüyle faydalanmak konusunda da pek ısrarcı olduğumuz söylenemez.

BAZI MEKANLAR AŞKI KOLAYLAŞTIRIR
– Peki, aşk dediğimiz duygu da, beyindeki bağlantı noktalarının birbirine bağlanmasından mı ibaret? Yani ’büyülü’ bir duygu değil mi aşk?
– H.B: Çoğu zaman inanılmaz veya gerçek dışı bir şey olarak yansıtılsa da, aşk tamamen biyolojik bir olay. Âşık olduğumuzda beynimizin belli bölgeleri aktifleşiyor ve kendimizi mutlu hissediyoruz. Diğer yandan aşkın ve sevginin her türü, beynin farklı bölgelerini aktifleştiriyor. Örneğin tutkulu bir aşkla uzun yıllardır birlikte yaşayan bir çiftin arasındaki aşkın veya anne ve dost sevgisinin beyinde harekete geçirdiği bölgeler farklı.
– Öyleyse bu biyolojik olayın yaşanmasını kolaylaştıracak, ona zemin hazırlayacak adımlar da atılabilir. Birini kendinize âşık etmek için uygun koşullar oluşturulabilir mi?
– H.B: Elbette. İçinde bulunduğunuz ortam, âşık olmanızı kolaylaştırabilir veya zorlaştırabilir. Araştırmalara göre, bir spor salonunda çalışırken veya yüksek bir köprüde yürürken âşık olmanız veya yanınızdaki kişinin size âşık olması çok daha kolay. Çünkü böyle ortamlarda, vücut farklı hormonlar salgılıyor ve duygu yoğunluğu yaşanıyor. Bu da duyduğunuz beğeninin aşk olduğunu düşünmenizi sağlıyor. Yani birinin size âşık olmasını istiyorsanız, onu bu tür yerlere götürün!

YETENEK KENDİLİĞİNDEN GELİŞMEZ
– Peki fiziksel yetenekler? Ne kadarı doğuştan geliyor, ne kadarı çalışmaya bağlı?
– G.W: Genetik özelliklerin payı elbette ki büyük. Ancak diğer faktörler de en az bunun kadar önemli: İçinde bulunduğunuz çevrenin, ailenizin, desteği ve hepsinden önemlisi çalışma arzunuz. Olimpiyatlar’da da, şovda incelediğimiz kişiler arasında da, sıkı ve disiplinli bir şekilde çalışmayan, yetenekleri kendiliğinden gelişen kimseye rastlamadım.
– Öğrendiğimiz her yeni bilginin, beynimizin ’balta girmemiş’ alanlarına ilerlememizi sağladığından bahsettik. Artık bilgi akışı her zamankinden hızlı olduğuna göre, gelecekte özel zihinsel yeteneklere sahip insanlar artacak mı?
– H.B: İnsan türü zihinsel gelişimini sürdürüyor. Ve bu gelişimde öne çıkanlar, örneğin Steve Jobs gibi yaratıcı kişiler, ön plana çıkıyor. Ama bu kişiler azınlıkta ve azınlıkta kalmaya devam edeceklerini düşünüyorum. Yani bir gün herkes süper zeki olacak gibi bir şey söylemek doğru değil. Diğer yandan fiziksel olarak da bırakın gelişmeyi, makineleşmenin de etkisiyle geriye gidiyoruz.

BU ADAMIN BEDENİ TRAFO GİBİ!
– Şov için pek çok farklı ülkeye gittiniz. Sizi çok etkileyen, bilimsel yöntemlerle açıklamakta zorlandığınız yeteneklerle karşılaştınız mı?
– G.W: Hindistan’ın Kerala bölgesinde tanıştığım Rajmohan Nair’ın sırrını, sayısız bilim insanı dostumla tartışmama rağmen çözemedim. Normal bir insanın vücuduna 50 miliamper şiddetinde elektrik verirseniz, onu öldürürsünüz. Ama Mohan, vücudu aracılığıyla 4 amper elektrik iletebiliyor ve bundan hiçbir zarar görmüyor! Hikayesi de oldukça ilginç. Gençken vücuduna elektrik vererek intihar etmek istemiş ancak hiçbir şey olmadığını görünce yeteneğini keşfetmiş.
– H.B: Beni en çok etkileyense Danimarkalı Stig Severinsen oldu. Su altında 22 dakika nefesini tutabiliyor ve istediği zaman kalp ritmini dakikada 90’dan 30’a kadar düşürebiliyor. Açıkçası bunu nasıl yaptığını şu anki bilimsel verilerle çözebilmek mümkün değil.

BİR TÜMÖR, İNSANA SUÇ İŞLETEBİLİR
– Suç ve beyin ilişkisi de gerek felsefeciler gerekse hukukçular arasında sıkça tartışılıyor… Suçluların beyinleriyle ilgili araştırmalar yaptınız mı?
– H.B: Evet, pek çok araştırmamız var. Ulaştığımız bulgulara göre, şiddet içeren suçlar işleyen kişilerin büyük bölümünün beyninde, prefrontal korteks bölgesi hasarlı. Yani suçluların beyinleri, normal kişilerin beyninden farklı çalışıyor. Şiddet içgüdüleri her insanda olsa da, onlar bu içgüdüleri dizginlemeyi başaramıyor. Bu da başka bir insanı öldürmelerine sebep olabiliyor. Tabii ki, suçun tüm nedenlerini doğuştan veya sonradan gelişen beyin sorunlarıyla açıklayamayız. Toplumsal ve ekonomik gerekçeler de suçun oluşumunda büyük rol oynuyor. Ancak yine de beyin ile suç arasındaki bağlantının ortaya bir tartışma çıkardığı açık: Ciddi bir ruhsal problem olmasa da beyninde bu tür bir sorun bulunan kişi suç işliyorsa, cezai ehliyete sahip sayılabilir mi? ’Ben’ diye bahsettiğiniz şey, beyninizi de kapsıyorsa, kişisel sorumlulukla, beyin rahatsızlıkları hangi ölçüye kadar birbirinden ayrılabilir? Ve bu kişiler nasıl cezalandırılmalı? Hapse mi atılmalılar, yoksa tedavi mi edilmeliler? Bu konuda ilginç bir örnek var. Geçtiğimiz yıllarda bir çocuk tacizcisi hapse atıldı. Ancak kısa süre sonra çok ciddi baş ağrıları çekmeye başladı. Ardından beyninde büyük bir tümör bulunduğu tespit edildi. Tümörü alınca çocuklara yönelik ilgisini tamamen kaybetti, rehabilite oldu. Kısacası yıllarca hapiste kalsa bile belki suç eğiliminden kurtulamayacaktı, ancak ameliyat onu kurtardı.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et

MAKALE

Podcast yapmak cesaret istiyor

Podcast son dönemde özellikle gençler arasında hızla yayılıyor. Bunda gencin özgürlüğüne imkan tanıması hiç kuşkusuz önemli bir faktör. Ancak podcast üretimi yapan uzman sayısı yeterli değil. Bunun en önemli nedeni ne olabilir?

Podcast yapmaya başlamaktan neden çekiniyoruz?

Kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen bazı şeyler var…

Podcast’ler dünyada her geçen gün artmaya devam ediyor. Türkiye’nin en büyük podcast ağı olan Podfresh’in bile şimdiden çeşitli kategorilerde 100’e yakın yayını bulunuyor. Yalnızca ABD’de, nüfusun yüzde 75’i “podcast”in ne demek olduğuna aşina durumda. Ekim 2020 itibariyle ise 1,5 milyonun üzerinde podcastin olduğunu söylemek biraz ütopik gelse de gerçek bu.

Her gün başlanan yeni podcastler, kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen ve başlamaktan alıkoyan bazı yanlış yanlış bilinen şeyler var. Bu yazımda biraz bunlardan bahsetmek istiyorum.

Podcast bir iş modelidir

Aslına bakarsanız podcast’ten hemen bir gelir elde etme beklentisi büyük bir hata ve orta vadede motivasyon düşürebilen bir şey. Çünkü Türkiye’de henüz yeni yeni büyüyen, ilginin fazla olduğu ancak reklam modellerinin henüz tam oluşturulmadığı bir ortam söz konusu. Ayrıca şunu da unutmamak gerekir ki, ürettiğimiz her türlü içerik, yaratmamız gereken bir pazarlama planının da parçası olmalı ve o doğrultuda bir strateji üretilmeli. Podcast yayınlarını yaymanın sadece içerik pazarlamasıyla bittiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Birçok platformda çok sayıda niş podcastin olduğu bir arenada, bunu bir işe çevirme düşüncesinden önce içeriğimizi iyi oluşturmayı düşünmek daha yerinde olacaktır. Çünkü salt gelir eldetmekten ziyade podcastimizi aynı zamanda kendimize bir network oluşturmak için de kullanacağız ve podcastimizi de bu network dinleyecek. 

Profesyonel bir stüdyo olmadan başlanmaz

Ben şahsen podcastlerime ufacık bir odada, sesimdeki yankıyı kesmek için üzerime battaniye örterek başladım. Üzerinden iki yıl geçmesine rağmen de hâlâ evimden yayın yapmaya devam ediyorum. Yayıncı adaylarının, profesyonel bir stüdyoya ihtiyaç duyacaklarını, stüdyo sesi olmadan podcast olmayacağını düşünmeleri ve bunun harekete geçmelerini engellemesi, acilen aşılması gereken bir konu.

Peki benim yaptığım podcastler süper kaliteli mi? Elbette evde sınırlı imkanlarla alınan herhangi bir kaydın stüdyo gibi olması imkansız ama zaten sorun burada başlıyor. Neden başlangıçta stüdyo kalitesinde bir yayın yapma zorunluluğu hissedeyim ki? Her şeyden önce içeriğimiz ve sürdürülebilirliğimiz çok daha önemli olgular. Bana soracak olursanız podcast yayınlarını benzersiz kılan şeyler, içerdiği samimiyet. Yani bir ev ortamında, belki çayınızı koyarken çıkan ses, belki arkanızdan gelen bir kedi. Nerede olursanız olun, telefon kulaklığına bile sahipseniz (ki Podfresh’te kulaklıklarla yapılan çok güzel yayınlar var) başlayın.

Podcast yapmak aşırı pahalı

Diğer bir yanlış düşünce de, ekipman fetişisti olup podcast yapmaya başlamak için pahalı ve kaliteli mikrofonlara sahip olmamız gerektiği. Örneğin, 3000 TL’ye çok kaliteli bulduğunuz ve profesyonellerin önerdiği bir mikrofon var ve almak istiyorsunuz. Durun, almayın! Bunun yerine 150 liraya bir yaka mikrofonu, aylık 50 TL’ye yayınlarıma değer katacak bir podcast barındırma platformu (ki artık size Spotify kataloğundan dilediğiniz müziği kullanma imkanı sağlayan Anchor varken ona bile ihtiyaç olmayabilir) ve 20 liraya podcastime sesli tanıtımlar yapabileceğim bir uygulama alırsam, erken dönemde yapacağım 3000 TL’lik bir mikrofondan daha mantıklı ve yayınıma değer katacak bir harcama yapmış olurum.

Demem o ki, Podcaste başlamak pahalı ve maliyetli değil. Bilgisayar ya da telefonunuzdaki ses kayıt düğmesine basın, telefonunuzun kulaklığını takın ve içeriğinizi oluşturun.

Dinleyici bulmak için ünlü olmak gerek

1,5 Milyon podcast yayını, daha fazla sayıda yayıncı, daha fazla sayıda da dinleyici var. Herhalde bu rakamların hepsi ünlü değil. Bu arada yayıncı adaylarının gözlerinin korkmasına hak veriyorum. Belki konuşmak istediğiniz konuyla alakalı onlarca podcast vardır ve endişe duyuyorsunuzdur. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, her podcast birbirinden parmak izlerimiz gibi farklı. Herkes niş bir yayın yapmaya çalışıyor ve konunun genelinden uzaklaşıp ister istemez spesifikleşiyorlar. 

Anlattığınız hikaye ve inşa ettiğiniz içeriğiniz sizin her şeyiniz. Yayınınız başka podcastlerin konusunu andıracak gibi görünse de, mutlaka kendinizden katacağınız şeylerle farklılaşacaktır. Kişisel deneyimler ve insan hikayeleri her şeyi değiştirir. Dinleyici olarak iki aynı nüanstaki podcast programından ayrı ayrı kendime kattığım birçok şey var. Eğer platformlarda var olan podcastler sizi podcaste başlamaktan alıkoyuyorsa, masada herkese bir sandalye olduğunu bilmenizde fayda var. 

Her şey kusursuz olmalı

Bir felaket olan ilk podcast bölümüme buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Sesimin yetmediği, tonlamalarımın ise anlamsız olan bu bölümü çekerken ne kadar zorlandığımı ve onlarca kez baştan kayıt aldığımı hâlâ hatırlıyorum. Ancak sonuç itibariyle içeriğimi dünyaya yaymak istediğim için “yayınla” butonuna bastım. Sadece biz değil, dünyaca ünlü podcasterların da ilk yayınlarına baktığınızda kusursuz olmadıklarını görüp kervanın her zaman yolda düzüleceğini anlayabilirsiniz. Kimse mükemmel değil, olamaz da. Podcastinizin daha ilk bölümden mükemmel olması gerekmiyor. Açıkçası geliştikçe her zaman yeni şeyler öğreneceksiniz ve bir önceki bölümünüzü beğenmeyeceksiniz. Gereksiz mükemmelliyetçilik sizi engelleyen bir şey ise, bunu önemsememek en güzeli.

Bitirirken…

Yanlış bildiğimiz şeyler bizi bir şeylere başlamaktan, düşüncelerimizi yaymaktan ve başkasının hayatına bir şeyler katmaktan her zaman alıkoyan bir şey. Eğer profesyonel bir stüdyo yüzünden podcast yapmaya başlamıyorsanız bir hayalinizden vazgeçmiş olacaksınız. Ürettiğiniz içeriğin nerede, kimi ve nasıl etkileyeceğini, ne gibi izler bırakacağını bilemezsiniz. İnsanlara temas etmek ve dokunmak güzeldir. Yeter ki en başında belirttiğim süreklilik ve içerik gibi doğru şeylere odaklanalım.

Kaynak: T24
Yazar: İlkan AKGÜL

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND