Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Simitte bir dünya markası!

ODTÜ mezunu olarak hayata atıldı. Yakınları hiçbir işi ona layık bulmazken o simitçi olmaya karar verdi! Dört çalışanla yola çıktı ve Osmanlı’nın fastfood’u simide itibarını geri iade etti… İşte Simit Sarayı’nın kurucusunun sıfırdan bir dünya markası yaratma öyküsü…

simit dünyasının hikayesi, simit dünyası, Girişimcilik Hikayesi

ODTÜ mezunu olarak hayata atıldı. Yakınları hiçbir işi ona layık bulmazken o simitçi olmaya karar verdi! Dört çalışanla yola çıktı ve Osmanlı’nın fastfood’u simide itibarını geri iade etti… İşte Simit Sarayı’nın kurucusunun sıfırdan bir dünya markası yaratma öyküsü…

Bir Girişimcilik Hikâyesi: Simit Sarayı…

İstanbul’da 4 çalışanla başlayan, bugün tüm dünyada 6500 çalışanı, günlük 500 bine yakın müşterisi olan bir dünya markasına dönüşen “Simit Sarayı” Türk girişimciler için büyük bir ilham kaynağı. Peki bu fikir nasıl doğdu, nasıl bu kadar güçlü ve yaygın hale geldi? Kurucusunun ağzından sıfırdan zirveye simit sarayının öyküsü…

Simit deyip geçme

Simit Sarayı Yönetim Kurulu Başkanı Haluk Okutur’un kariyer arayışı, ODTÜ İşletme Mühendisliği eğitiminden sonra kendisine “Nasıl bir iş yapsam? Hayatımı nasıl devam ettiririm? Nasıl daha çok para kazanırım? Ailemi nasıl daha iyi geçindirebilirim?” gibi sorularla başlamıştır. Yurt dışından yabancı sermayelerin ve AVM’lerin rağbet görmesi dokuz yüz elli bin civarında mahalle bakkallarının kapanmasına ve müşterilerinin azalmasına neden olur. Mahalle bakkallarının azalması Okutur’u “Nasıl ayakta kalabilirler?” diye bir çalışmanın içerisine sürükler. Satış teknikleri, satın alma teknikleri, müşteri ilişkileri, personel yönetimi üzerine 50-60 sayfalık bir kitapçık hazırlayıp satmak ister. Ancak bu hazırlık sekiz senesini alır ve altı bin sayfa dosyaya ulaşır…  Bir ara çalışmanın bir işe yaramayacağı düşüncesine kapılır. Bununla birlikte yaptığı çalışma kendisine farklı iş kolları hakkında bilgi sahibi olması ve tecrübe kazanmasını sağlar. Edindiği bu düşünceler perakende sektöründe sistematik bir yola girmesine vesile olur. Peşin satışı olan ürünleri düşünür ve tabii ki akla ilk gelen “ekmek” olur. Ancak rekabetin yüksek olması nedeniyle ekmekten vazgeçer. “Yüzümde tebessüm oldu esasında” diyerek anlattığı “simit” ikinci sırada gelir.  Osmanlı’nın “fastfood”u, insanların simide karşı sempatisinin olması Okutur’u heyecanlandırır. İnsanların simidi keyifle tüketebileceği ve simide itibar kazandırmanın gerekliliğini düşünür. Bu dönem, 2000’li yıllarda Erzincan’da geçmiştir.

Okutur, simit, günün 24 saati, herkesin severek tüketebildiği bir ürün olduğu ve çok fazla miktarda satılabilmesinden dolayı insanların yoğun olduğu bir yerde olması gerektiğine karar verir. Bu koşullara uygun yer, o güne kadar pek bilmediği İstanbul’dur. 2002 yılında “simitçi” olmak için İstanbul’a gelir. Erzincan’daki gibi dükkan kiralamak İstanbul’da kolay olmaz. Mevcut sermayesi ile istediği yerlerde dükkan kiralayamaz. Bu nedenle tanıdıklarına projesinden bahseder ve onlardan “Bu kadar okudun, çalıştın simitçi mi olacaksın?” gibi nasihatler alır.

3 ay boyunca kendisine ortak bulamaz. Eski yıllardan tanıdığı arkadaşı Abdurrahman’ın ortağı olduğu Boğaziçi Üniversitesi karşısı, Hisarüstü’nde Durak Copy Kırtasiye mağazası vardır. Mağazanın yanında kapanmış olan bir kebapçı dükkanı. Durak Copy sahipleri, rakip bir kırtasiye mağazası açılmasın diye burayı “Büfe mi, market mi yapsak” diye düşünürler. Bu arada Okutur, dükkanın kendi projesine uygun olduğuna karar verir ve arkadaşı Abdurrahman’ı ikna etmek ister. Diğer ortağı ile paylaşmak şartıyla teklifi kabul edilir. Zamanında Abdurrahman’ın ortağı, şimdi ise Okutur’un ortağı Mehmet Bey de ikna edilir. Masraf ve kısıtlı bütçe ile dükkan hazırlanır. Çağlayan’da gezerken Okutur, yakılmak üzere bekleyen marangoz atölyesinden küçük tabure ve sandalyeleri satın alır. İmkânsızlıktan oluşan mekân, artık “simit sarayının konsepti” olur. Sıra gelir fırına. Simitin taş tabanlı ve odun ile yanan fırında pişmesi gerekir. Ancak kısıtlı bütçe ile lahmacun fırını yaptırabilir. Bu kez de fırını yapacak usta bulamaz. O dönemdeki bilinçli tüketim alışkanlıkları, simide yönelik itibarın azalması usta sayısını ve yatırımı da azaltmıştır. Bu nedenle lahmacun fırını yapan bir usta bulur. Simit fırını daha geniş olması gerekirken, lahmacun fırını küçük hacimli olduğundan 30-40 adet simit yarım saatte ancak pişer ve kuyruğa neden olur. Ancak bu kuyruk “Türkiye’nin en güzel simit yapan yeri” şeklinde algılanmasını sağlar.

Bu süre zarfında masa, sandalye, fırın, çay ocağı konsepti tamamlanır. Ancak Okutur, simidin nasıl yapıldığı, nasıl halka haline getirildiği, nasıl susamlandığı konusunda fikir sahibi değildir. Bu nedenle simit yapacak ustaya ihtiyaç vardır. Simit satışları azaldığından simit yapan ustayı bulmak veya varolan ustaları transfer etmek zor olur. Bir gün haber gelir ve Eminönü’nde işsiz kahvelerinin birinde aylardır iş arayan bir simit ustası bulur. Simit Sarayı’nda hatırı çok olan Kenan Usta ile tanışır. Uzun bir aradan sonra satışlar artar ve tek Kenan Usta ile işler yürüyemez hale gelir. Merkezi üretim yapan bir tesise ihtiyaç duyulur ve 2004 yılında şu anki tesise geçiş gerçekleşir.

Okutur’un söyleşide aynı heyecanla anlattığı diğer bir anısı ise Boğaziçi Üniversitesi’nden sonraki Simit Sarayı’nı tanıtan Mecidiyeköy Ortaklar Caddesi’ndeki mağazasıdır. Gazetelerle kaplı bu dükkanın sahibinin bilgilerini alır, görüşür. Fakat “Ben o dükkândan zarar ettim” der ve mülk sahibi 100.000 dolar hava parası ister. Bu cevaba karşı Okutur dükkanı devralmaya karar verir. Ancak bir problem vardır, cebinde un ve susam alacak kadar, iki bin dolara yakın parasının olmasıdır. Elindeki parayı verir, kalan parayı bir hafta sonra vermek üzere anlaşır. İyi bir proje olduğunu ortaklarından Abdurrahman Bey’in de kabul edeceğini düşünür. Ancak durum farklı olur ve kabul etmez. Daha sonra Mehmet Bey’e projesinden bahseder. Okutur’u bir ay boyunca zamanının çoğunu mağazada çalışarak gören Mehmet Bey “Bundan sonra ne iş yaparsanız, ben de sizinle beraber yaparım” der. Bu cevabın karşısında Okutur, doksan sekiz bin dolar hava parasından bahseder. Mehmet Bey çalışmak ister ancak bu kadar parası yoktur. Hayali olan, 18 yıl çalışıp biriktirerek aldığı Mercedes marka bir arabası vardır. Okutur bu arabayı teklif eder, Mehmet Bey ise kısa bir duraksama yaşar ve arabanın anahtarını verir sonrasında. Buna karşılık Okutur arabayı satıp, işinde kullanacaktır ve ilk hedefi Mehmet Bey’e istediği marka, bedeli ne olursa olsun bir araba satın almak olacaktır. Gazeteye ilan verilir, ertesi gün araba satılır. Mecidiyeköy hikâyesi de bu şekilde başlamış olur.

Okutur 4 çalışan ile başladığı işine şu anda üç bin beş yüz çalışan ile devam etmektedir. Hedefi yüz bin çalışanı olan Simit Sarayı ailesi olmaktır. Bunun nedeni ise, insanların önce kendileri için, sonra ailesi için, daha sonra ise ülkesi için çalışması gerektiğini düşünmesidir. Okutur, insanların hayatlarını devam ettirmesinin ülkelerin itibarı ile sağlanabileceğini, bu itibarın ise ülkelerin markaları ile artabileceğine değinir. Diğer bir hedefi ise, dünyada en fazla restoran sayısı ile Mc Donalds’ın sahip olduğu 34.000 mağaza sayısına karşılık 34.000+1 Simit Sarayı ile dünya markası olmaktır.

Diğer ülkelerden bir eksiğimizin olmadığını, gözümüzde büyüttüğümüz ülke, marka ve şirketlerden daha fazlası olan çalışma isteğimiz, heyecanımız, genlerimizdeki girişimci ruhunun olduğunu belirten Okutur, tek eksiğimizin cesaret ve özgüven konuları olduğunu konuşmasında vurgulamıştır. Yaptığı işle ilgili heyecanı ilk günkü gibi devam ettiğini, simidin de dünyanın her yerinde sevilen bir yiyecek olması, karışımı ve hammaddesinin basit olması simide yönelik güvenini artırmaktadır.

Son olarak Okutur, edindiği tecrübeler doğrultusunda bir işte sonuç alabilmenin kriterlerini işe inanmak, doğru şekilde planlamak, gayret göstermek, gerekirse yirmi dört saat çalışmak, işe odaklı olmak, vazgeçmemek ve işte başarının keyfini çıkarmak şeklinde sıraladı.

Yazar: Sibel Özata Ergül
Kaynak: www.girisimturkiye.com

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Anlatacak çok hikâyemiz var!

romanlar, modern romanlar, Manşet, homeros, hikayeler, destanlar

İnsanların düşüncelerini şekillendirdiği ve tarihi etkilediği düşünülen eserler www.bbc.com tarafından derlendi. İşte binlerce yıl öncesine dayanan destanlardan modern romanlara kadar kuşakların düşünce tarzını etkileyen muhteşem eserler… 

Dünyayı şekillendiren hikâyeler

Binlerce yıl öncesine dayanan destanlardan modern romanlara kadar dünyanın değişmesine vesile olan ve kuşakların düşünce tarzını etkileyen eserler…

Büyük İskender genç yaştan itibaren Makedonya’nın kralı olmak üzere yetiştirilmişti. Yunanistan’ın kuzeyindeki bu küçük krallık başta Pers İmparatorluğu olmak üzere, komşularıyla sürekli savaş halindeydi. Bu nedenle savaşta ordusuna önderlik etmeyi erkenden öğrenmesi gerekiyordu.

Babası öldürüldüğünde İskender tahta geçti. Krallığın güvenliğini sağlamanın yanı sıra Pers İmparatorluğu’nu yenilgiye uğrattı, Mısır’dan Hindistan’a kadar yayılan toprakları ele geçirdi.

İskender’in elinde başka bir silahı daha vardı: Homeros’un İlyada’sı. Öğretmeni Aristoteles’in yardımıyla bu destanı ayrıntılı bir şekilde incelemişti. Seferlerine başladığında, hiçbir askeri önemi olmasa da destanda adı geçen Truva’da durmuş, oradaki sahneleri gözünde canlandırmıştı. Seferleri boyunca İlyada kitabıyla uyumuştu.

Homeros’un destanı, edebi öneminin yanı sıra, etkisi antik Yunanistan’ın kütüphanelerini ve kamp ateşlerinin çok ötesine geçen bir eser oldu. Bu eserde Yunan kültürünün düşünme ve yaşam biçimi resmediliyordu.

İlyada destanı ile İskender arasında karşılıklı bir etkileşim olmuştu. Bu destandan ilham alan İskender, Yunancanın geniş bir alanda konuşulan bir dil olmasını sağlayarak İlyada’yı dünya edebiyatının bir parçası haline getirmiş oldu. İskender’den sonraki hükümdarlar, İskenderiye ve Bergama’da kurdukları büyük kütüphanelerle Homer’in eserinin geleceğe aktarılmasını sağladı.

Hikayelerin öneminin ve etkisinin bir kitabın sayfalarının dışına taşmasına iyi bir örnektir bu. Yunan filozofu Eflatun (Plato)’ya göre, sanat insana sadece zevk vermemeli, aynı zamanda yasalara ve insan hayatına faydalı olmalı.

İlyada benzeri diğer eserlere Mezopotamya bölgesinden Gılgamış Destanı, Amerika’dan ise Mayaların Popol Vuh hikayesi gösterilebilir. Bu destanlar, nereden geliyoruz ve biz kimiz gibi sorular açısından tüm kültürlere referans oldu.

Çin edebiyatı ise Şarkılar Kitabı adıyla bilinen şiirlere dayanıyordu. Şiir yazmak ve okumak sadece şairlerin işi değildi. İmparatorluk idaresinde önemli bir mevkiye gelmek için sınava tabi tutulan insanlara şiir alanından ayrıntılı sorular soruluyordu.

Şarkılar Kitabı, şiiri Doğu Asya’da en önemli edebiyat tarzı haline getirdi. Dünya edebiyatının ilk önemli romanları şiirin etkisi altındaydı. 11. yüzyılın başlarında yazar Murasaki Şikibu Japon edebiyatının başyapıtlarından biri olacak olan ve dünyanın ilk romanı kabul edilen Genji’nin Hikayesi’ni yazmadan önce Çince öğrenmiş ve 1000 sayfayı aşkın kitabında 800 şiire yer vermişti.

Dünyada okur-yazar insan sayısının artması, kağıt ve matbaa gibi yeni buluşlar, yazılı hikayenin etkisinin artmasına neden oldu.

Araplar Çinlilerden kağıt yapımını öğrenmiş, daha önce sözlü olarak aktarılan hikayeler yazılı hale getirilerek Bin Bir Gece Masalları gibi eserler ortaya çıkmıştı.

Eski destansı hikayeler ve şiirlerden daha çeşitli olan bu masallar hem eğitim hem de eğlence işlevi görüyordu. Bin Bir Gece Masalları’nda, anlatıcı Şehrazat’ın, her kadınla bir gece yattıktan sonra kafasını uçuran Pers şahlar şahı Şehriyar’ı bu masallarla erdemli ve iyi kalpli bir insan haline getirmesinin hikayesi anlatılıyordu.

Şiir, masal ve destanlar daha sonraki edebiyat tarihine de damgasını vurdu. 13. yüzyıl İtalyan şairi Dante Alighieri, İlahi Komedya adlı eserinde Hristiyan inanca göre Cehennem, Araf ve Cenneti tarif ederken epik şiir formunu kullandı.

Üstelik Latince değil, Toskana bölgesinde konuşulan bir lehçede yazmıştı eseri. Böylece bugün İtalyanca olarak bildiğimiz dil yaygınlaştı. Edebiyatın dil üzerindeki etkisine iyi bir örnektir bu.

Bu alandaki en büyük değişim, Johannes Gutenberg’in Çin’deki teknikleri geliştirerek kuzey Avrupa’da matbaayı kurması sonucu oldu. Bu sayede kitaplar kitlelere ulaştı. Edebiyat açısından bu döneme roman damga vurdu ve kadınlar yeni bir okuyucu kitlesi olarak ortaya çıktı, modern toplumun sorunlarıyla ilgilenmeye başladı.

Mary Shelley’nin Frankenstein’ı ile bilim-kurguya adım atılarak bilimin ütopik vaatleri ile yıkıcı potansiyeli arasındaki çelişkilere yer verilmeye başlandı. George Orwell’in 1984’ü ile Margaret Atwood’un Damızlık Kızın Öyküsü adlı eserleri bu geleneği sürdüren modern örneklerdir.

Roman ayrıca yeni bağımsızlığını kazanan ülkeler açısından da bu mücadelelerinde etkili oldu. 1960’ların Latin Amerika’sında Gabriel Garcia Marquez Yüzyıllık Yalnızlık ile kıtasının birkaç kuşağına hitap ediyordu. Siyasi bağımsızlık kültürel bağımsızlığı gerektiriyordu ve romanlar bunun için iyi bir araçtı.

Geniş kitlelerin okur-yazar olması bu ve diğer yazarların işine yarasa da, matbaa edebiyatın kontrol ve sansürünü de kolaylaştırdı. Totaliter rejime sahip ülkelerde sansürden kaçınmak için yeraltı matbaaları geliştirildi.

Bugün yazı teknolojisinde yeni bir devrim döneminden geçiyoruz. İnternet okuma ve yazma biçimimizi, edebiyatın yayılmasını ve kimlerin buna erişimi olacağını belirliyor. Yazı dünyasının yeniden büyük bir dönüşüm geçireceği bir dönemin başındayız.

Kaynak:  www.bbc.com
Yazar:  Martin Puchner 

Okumaya devam et

MAKALE

Kitap önerisi: Stresli bir dünyada mutlu çocuk yetiştirmek

Stresli Bir Dünyada Mutlu Çocuk Yetiştirmek / Ahmet Yıldız / ALFA Yayınları

Güçlü Hafıza kitabı ile tanınan Ahmet Yıldız‘ın yeni kitabı günümüz çocuklarının mutluluğu üzerine odaklanıyor. Mutlu olmaya olan ihtiyacın arttığı günümüzde mutluluğa bilimsel çerçeveden bakan yazar kitabın son bölümünde 52 etkinlik önerisi sunuyor.

KİTABIN ARKA KAPAK YAZISI

mutluluk, mutlu çocuk, Manşet, kitap, ahmet yıldız
Kitap içerisinde yer alan 52 Hafta 52 Etkinlik bölümü ile ebeveynler çocuklarıyla mutluluğu güçlendirici aktiviteler yapabilecektir.

Sorular çocuklardan önce doğar, onlardan daha hızlı büyürler.

Doğmadan önce:
“Bu dünyaya çocuk getirilir mi?”

Doğduktan sonra,
“ İyi bir anne/baba olabilecek miyim?”

Büyüyünce:
“Ben nerede yanlış yaptım?”

Anne babalık istifa edilemeyen bir görev; iyi yapmak yetmiyor, her gün daha iyi yapmak gerekiyor! Neyse ki, çocuğunuz dünyadaki ilk çocuk değil ve son çocuk da olmayacak. Bilim dünyası hızla kritik sorunlara uygulanabilir çözümler üretiyor.

Mutlu bir çocukluk herkesin hakkı ve isteği. Büyük soru şu? Peki, ama nasıl?

Türkiye çapında etkinlik uygulamalarıyla tanınan Ahmet Yıldız bu kitabında iki büyük sorunun peşinde:

“Çocuğuma mutlu bir çocukluk yaşatabilecek miyim?”
“Çocuğuma mutlu, başarılı ve güvenli bir gelecek inşa edebilecek miyim?”

Mutlu çocuklar üzerine odaklanmak çok önemli, çünkü çocuklar hızla mutsuzlaşıyor. Araştırmalara göre, çocukların üçte biri mutsuz.

İradeleri, istekleri ve dikkatleri görülmedik derecede kırılgan, zayıf ve dağınık.

Güzel haber şu ki, mutlu çocuk olmak öğrenilebiliyor.

Kitabı nasıl inceleyip temin edebilirim?

mutluluk, mutlu çocuk, Manşet, kitap, ahmet yıldız
Stresli Bir Dünyada Mutlu Çocuk Yetiştirmek Ahmet Yıldız

Kitap Türkiye’deki tüm orta ve büyük ölçekli kitapçılara dağıtılmaktadır. D&R gibi büyük zincir mağazalarda daima bulabilirsiniz. Küçük kitapçılarda ise az sayıda stok tutulduğundan dolayı bazı kitaplar bulunamayabilmektedir. Bu tür durumlarda okurun yapması gereken iki yol vardır;
1. Size en yakın kitapçıya giderek kitabı sorabilirsiniz. Eğer kitap sorduğunuz kitapçıda yoksa hafif fırça atarak :)) getirmesini isteyip sipariş verebilirsiniz. Bu durumda kitapçı 1-2 gün içerisinde kitabınızı size ulaştıracaktır.
2. İnternet üzerinden kitap satan yerlerden kitabı (üstelik %20 – %30 daha ucuza) alabilirsiniz.

İşte bazı internet kitapçıları:

Okumaya devam et

MAKALE

Mükemmel strateji: Kullanışlı, sade ve zamana dayanıklı olmalıdır

strateji, Manşet, küçük siyah elbise, coco chanel

Antoine de Saint-Exupery’nin dediği gibi “Mükemmellik eklenecek bir şey kalmadığında değil, çıkartılacak bir şey kalmadığında elde edilir.”  Temel Aksoy, Coco Chanel’in “küçük siyah elbise’’ tasarımından ilham alınarak nasıl strateji oluşturulması gerektiğini paylaşıyor. Şirketlerin tasarladıkları stratejilerin kullanışlı, yalın ve zamana dayanıklı olması gerektiğini anlatıyor.

Strateji Küçük Siyah Elbise Gibi Olmalıdır

Coco Chanel, 1926 yılında Paris’te ev temizliği yapan kadınların giysilerinden esinlenerek siyah bir elbise tasarladı.  Bu “küçük siyah elbise” 20.Yüzyılın moda ikonu oldu.

Chanel’in kullandığı jarse kumaş ne penye gibi yumuşak ve vücudu sarıp giyen kadını ucuz gösteren ne o dönemde yaygın olarak kullanılan sert kumaşlar gibi kaskatıydı. Kadınlar yüksek topuklu ayakkabı ve inci kolyelerle “küçük siyah elbiseyi” davetlerde giydikleri gibi düz ayakkabılar ve bir eşarpla gündüz de giyebiliyorlardı. Siyah rengin ve jarse kumaşın modası geçmiyor, kadınlar bir kere satın aldıktan sonra elbiseyi uzun yıllar kullanıyorlardı. 

Virginia Üniversitesi Darden School profesörü Jeanne Liedtka, strateji yapanların Coco Chanel’in bu ikonik elbise tasarımından ilham almaları gerektiğini söyler.  

Strateji insanlar ve şirketlerin hedeflerine ulaşmak için seçtikleri yöntemdir. Her yöntem gibi strateji de kullanışlı olduğu ölçüde değerlidir. “Küçük siyah elbisenin” bir gece davetinde abiye, bir akşamüstü gezmesinde kadını rahat ettirmesi gibi şirketlerin sahiplendikleri stratejiler de değişen koşullarda amaca hizmet edebilmelidir. 

Ayrıca stratejinin sade ve yalın olması gerekir. Bugün çoğu şirketin web sitelerine ve toplantı odalarının duvarlarına yazdığı stratejileri anlamak mümkün değildir. Hatta bunları tasarlayıp yazanlar bile ne demek istediklerini günlük dilde anlatamazlar. Çünkü kullandıkları stratejiler çok karışık, çok karmaşık, çok dolaylıdır. Oysa mükemmel olan her strateji sade ve yalındır. Antoine de Saint-Exupery’nin dediği gibi “Mükemmellik eklenecek bir şey kalmadığında değil, çıkartılacak bir şey kalmadığında elde edilir.” Coco Chanel’in “küçük siyah elbisesinden” çıkartılacak hiçbir parça hiçbir ayrıntı hiçbir dantel yoktur. Zarafeti saf, sade ve yalın olmasından gelir.    

Son olarak stratejinin zamana dayanıklı olması gerekir. Strateji değiştirilmez diye bir kural yoktur elbette ama iyi strateji zamana dayanıklı olandır. Eğer bir şirketin benimsediği strateji moda olan bir akımdan etkilenirse kısa zamanda demode olur. Amazon’un kurucusu Jeff Bezos “Başarılı ve sürdürülebilir bir iş kurmak istiyorsanız kendinize sormanız gereken soru gelecek yıllarda nelerin değişeceği değil, nelerin değişmeyeceği sorusudur. Değişmeyecek olanları tespit edin ve bütün enerjinizi ve çabanızı bunlara yoğunlaştırın.” der. Coco Chanel’in “küçük siyah elbisesi” zamana dayanıklı olduğu için ikonik bir tasarım olmuştur.

Coco Chanel’in 1926’da tasarladığı “küçük siyah elbise” bugün hala kadınların girdikleri farklı ortamda insanları etkilemek, kendi kimliklerini yansıtmak ama aynı zamanda rahat etmek için kullandıkları; kolay yıpranmayan, modası hiç geçmeyen bir elbise. Üstelik çok zarif.

Şirketlerin tasarladıkları stratejilerin de “küçük siyah elbise” gibi kullanışlı, yalın ve zamana dayanıklı olması gerekir.

Kaynak: www.temelaksoy.com
Yazar: Temel Aksoy

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER4 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER5 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER5 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER5 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER6 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER6 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER6 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND