Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Sigaraya nasıl veda ettiler ?

Sigaraya veda etmek zor. Hele gazeteciyseniz. Malum, tiryaki gazeteciler yazılarını arka arkaya içilen sigaralar olmadan bitiremez diye düşünülür. Oysa eski tiryaki Milliyet yazarlarının böyle hikayeleri var. Melih Aşık sigaraya veda etmek için paket sayısını beşe çıkarmış. Taha Akyol ailesine söz vererek “irade zaafını” yenmiş. Sami Kohen “haysiyet kırıcı durumdan kurtulmak” istemiş. İrade ve gerçek başyarı öyküleri okuyacaksınız. İyi okumalar.Darısı sizin başanıza…

Sigara içmesem de muhabbet ve dedikodu hatrına yıllarca dumanaltı oldum. Gazetedeki arkadaşlarımın peşine takıldım, günümün bir bölümünü sigara odalarında -diğer adıyla gaz odaları- geçirdim. Baskı günlerinde sabahlarken onların sigara odaları dışındaki “kaçamaklarına” şahit oldum.

Şimdi Milliyet binasının içinde sigaranın s’si yok. Bizdeki sigara odaları 19 Mayıs’tan önce, 1 Nisan’da tarih oldu. Milliyet’in sigara içenleri yasağın ilk günlerinde hafiften titreyerek gazetenin bahçesindeki kafede sigara içti. Kimi de zoraki yolla da (aşağı inmeye üşenmekten) olsa sigarayı azalttı. Gazetenin tiryakileri bana mısın demiyor, şimdi de açık havada sıcaktan kavrularak sigaralarını tüttürüyorlar.

Hazır tütün ve tütün mamullerine ilişkin yasa yürürlüğe girmişken Milliyet yazarlarının “vaktiyle sevgiliye veda” hikayelerini dinledik. Bu “illeti” bırakma yöntemlerini öğrendik. Gördük ki öyle ya da böyle sigarayı bırakmak olmayacak iş değil.

“Okay Gönensin uzun yaşarsa sigarayı bıraktığıma pişman olacağım”
Hasan Cemal
(20 Mayıs tarihli Milliyet gazetesindeki köşe yazısından alınmıştır)
…Askere giderken veda için teyzeme uğramıştım. Eniştem pipo içerdi. O kadar çok piposu vardı ki. Bir pipo seçti benim için. Half and Half marka çok sert bir Amerikan tütünüyle, deriden bir tütün kesesini de elime tutuştururken, “Askerde sıkıldığın vakitler tüttürürsün!” dedi.
Paydos vakti Tuzla Piyade Okulu’nda denize nazır ilk pipomu yaktığım günü anımsıyorum.
Bir anda dumanaltı olmuştum.
Ama tütünden de keyif almıştım.
Pipocu oldum böylece.
Sevgili halamın katkılarıyla pipo koleksiyonum gitgide zenginleşti. Ağzında pipoyla dolaşan bir adam olmuştum. Belki piponun o entel havası da hoşuma gitmişti.
Bir gün Ankara’daki bekar evime hırsız girdi. Pipoların hepsi gitti. Yeniden pipo koleksiyonu kuracak maddi halim olmadığı için de babamın cigarasına, Birinci’ye başladım.
Sonra Bafra içtim. Kulüp denediğim oldu. Hepsi zamanın filtresiz, ucuz, sert sigaralarıydı. Solculuk simgeleriydi belki de, dibine kadar içerdik. (…)
Sabahleyin kahveyle ilk cigaradan, akşam ilk yudum rakıyla yakılan o cigaradan gerçekten keyif almıştım yıllar yılı…
Bir gün geldi, İngiliz cigaraları Rothmans’la Dunhill içmeye başladım.
Hem de ne içmek! Babam gibi fosur fosur… Cumhuriyet’te ben Genel Yayın Müdürü, Okay Gönensin de Yazı Müdürü olunca, hayat tarzımızın ayrılmaz bir parçası haline gelmişti cigara da…
Prof. Ender Berker’i unutamam.
Bir gün beni hastanede yatırdı yatağa, etrafında öğrencileriyle birlikte. Ve anlatmaya başladı, ayak parmaklarımdan başlayarak önce ayaklarımın, sonra dizden itibaren bacaklarımın sigara yüzünden nasıl kesileceğini…
Dehşete kapılmıştım.
O tarihlerde sanıyorum Ender Hanım’ın kendisi de fosur fosur sigara içiyordu. Sağolsun, bana 1986 yılında sigarayı bıraktıran o olmuştu.
Ama hemen bırakamadım.
Araya puro da girdi.
Pahalı purolarla tütün tüketimini azaltacağımı zannettim. Olmadı, bu kez en ucuzundan Türk purolarını sigara gibi içmeye başladığım zamanlar yaşadım.
Bir gün gazetedeki odamda Okay ve Kerem Çalışkan’la toplantı halindeydik. Kriz geldi! Çekmeceden çıkardığım iki karton Rothmans sigarasını parçalayıp üstlerine atmaya başladım. Koridordan hızla seyirtirken bağırıyordu Okay, “Hiç olmazsa şu Rothmans’lara yazık etme!” diye…
1986’da, cigara hayatımdan böyle çıktı. Okay hâlâ Rothmans içiyor, hem de fosur fosur. Bu yakınlarda kafam iyiyken demişim ki ona: uzun yaşarsan, cigarayı bıraktığıma pişman olacağım.

“Erkeklik bende kalsın istiyordum. Doktorlar bana bırak demeden bırakmalıydım“

Hasan Pulur
Sigara içmeye Nişantaşı Ortaokulu’nda, ikinci sınıfta başladım. Şu an Hilton Oteli’nin olduğu yerdeki mezarlıkta top oynardık. Orada paket halinde değil, tek sigara satarlardı. 14 yaşındaydım. Erkekliğimi ispat etme fikriyle tek bir sigara aldım ve içtim. Sigara adeti giderek artı, pakete döndü.
Liseyi Kabataş Erkek Lisesi’nde okudum. Tuvaletlerde içip içip müdürümüz Faik Dranas’a yakalanıyorduk. Dranas belki de Türkiye’de ilk defa bizim okula yeni bir yöntem getirdi: Öğrencilere velilerinden izin belgesi getirmeleri şartıyla sigara odası açtı. Benim velim dayımdı. Tütün tüccarıydı. İzin belgesi vermedi bana ama ben kaçak giriyordum odaya. 1950’lerde okulda Sigara İçmeyenler Derneği kuruldu. Ne kadar sigara içen varsa, ben dahil o derneğe katılıp okul etrafında koşuyor, nefes alma egzersizleri yapıyorduk. Amaç yatakhaneden kaçmak tabii. Müdürümüz bunu fark etti ve derneği dağıttı.
“Beni hiçbir zaman terk etmeyecek tek dostum sigara” derdim. Hep sert sigaralar içtim. En son günde üç paket Maltepe içiyordum. Üç kez sigarayı bırakmayı denedim, beceremedim. Çünkü kafamda bırakamamıştım sigarayı. Ama sigaranın zararlarını da görmeye başlamıştım. Merdiven çıkamıyordum, nefes darlığı çekiyordum. Neticede kanser olacaktım. Bırakmaya karar verdim ama kendime bir vesile arıyordum. Erkeklik bende kalsın istiyordum. Doktorlar bana bırak demeden bırakmalıydım.
Şubat 1988’de Frankfurt’tan uçakla İstanbul’a dönerken sigara içilmeyen koltukta oturdum. 3-3,5 saat boyunca içmedim. Eve gelinceye kadar da yakmadım. Televizyonu açtım, dönemin sağlık bakanı Bülent Akarcalı ilk sigaraya hayır kampanyasını açmış. Baktım tüm doktorlar sigaranın aleyhine konuşuyor. Döndüm, benim gibi sigara tiryakisi olan rahmetli eşime dedim ki: “Bak sigara paketimi ve çakmağımı buraya koyuyorum, artık içmeyeceğim.” İnanmadı, “Çok gördüm bunları” dedi. O gün bıraktım sigarayı. Ancak sigarayı tümüyle unutana kadar televizyonu açsam da şöyle bir açıklama duysam keşke dedim içimden: “Dünya Sağlık Örgütü sigaranın sağlığa zararlı olmadığını tespit etti.”
Bundan yedi yıl önce oğlum ve gelinimin titizliğini bilen rahmetli eşim sigara içmeyi bıraktı. Torunu ona bırakmazlar diye. Eşimi geçen yıl akciğer kanserinden kaybettim.

“Sigarayı bırakma pazarlığı için geç kalmıştım”
Sedat Ergin
31 Ocak 2005 Pazartesi günü öğleden sonra, Ankara’da bulunan ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) Siyasi Müsteşarı Doug Feith ile Hilton otelinde mülakat yaptım. Mülakat 15.00 gibi başladı; 16.00 sularında o tarihte görev yaptığım Hürriyet gazetesinin Ankara Bürosundaki odama dönmüştüm. Mülakatı en geç 17.30’da İstanbul’a geçmem gerekiyordu. Muazzam bir süratle çalışmalıydım. Büroya döndüğümde bekleyen telefonlar, odadan içeri girenler derken çok zaman kaybettim, bir türlü metne odaklanamadım. Üzerimdeki zaman baskısı giderek artıyordu. Sigara üstüne sigara yakıyordum. Birden sırtımın sağ üst tarafına keskin bir ağrının girdiğini fark ettim. Geçer diye düşünüp çalışmaya devam ettim. Bu arada odam bana çok havasız geldi. Balkonun kapısını açtım. Mülakatı yetiştirmeliydim; çeviriye devam ettim. Ağrı daha da keskinleşiyordu; sanki bir bıçak saplanmıştı sırtıma. Balkona çıktım, temiz havayı ciğerlerime çektim. Dışarının temiz havası da yetmedi. Yeniden masaya döndüm. Sırtımdaki ağrı artık canımı yakıyordu. O an kararımı verdim: kül tablasındaki sigarayı söndürdüm, kül tablasını çöp sepetine boşalttım, çöp sepetini de balkona çıkarttım. Sigarayı bırakmıştım. Saat beşe on vardı. Bu ağrının gitmesini sağlayabilmek için can havliyle yapabildiğim tek hamle, kendimle yaptığım pazarlıkta masaya sürebildiğim tek kart sigarayı bırakma kararımdı. Hâlâ atlatabileceğimi düşünüyordum. Hiçbir şey değişmedi; bu pazarlık için galiba geç kalmıştım. Asistanım Ebru’nun odasına geçip bir süre oturdum, ardından odama geri döndüm. Ağrı gitmiyor, nefes alamıyordum. Şükrü Küçükşahin’in koridorun hemen karşısındaki sigara dumansız odasına gittim. Koltuğa uzandım, ayaklarımı sehpaya uzattım. Bu kez terlemeye başladım. Başım ter içindeydi. Aynı zamanda sol kolumda derimin sertleştiğini, pütür pütür bir hale geldiğini fark ettim. Artık şakası yoktu. Cep telefonumdan arkadaşım Prof. Osman Müftüoğlu’nu arayıp, durumumu anlattım. “Hemen Bayındır Hastanesi’ne git, ben onlara haber veriyorum” dedi. Yola çıktık. Arabanın arka koltuğuna uzandım, Şükrü yanımda oturuyordu, ön koltukta da İdare Müdürümüz Barbaros. Araba son sürat yol alırken belirtiler daha da ağırlaşıyordu. Yetişebilecek miydim? Birden bunun korkusuna kapıldım. Ya trafiğe yakalanırsak… Çetin Emeç bulvarına çıktığımızda yolu yarılamış sayılırdık. Başımı kaldırıp arka camdan ne kadar yaklaştığımızı anlamaya çalıştım. Ancak araba trafikte sık sık duruyordu. Her duruşta daha çok korkuyordum. Sinirlerim boşaldı, ağlamaya başladım. Bir ara başımı kaldırdığımda diğer yapılara göre daha yüksek olan hastanenin silüetini gördüm. Ama hâlâ uzaktaydı. Karşımda iki seçenek vardı: Ya orada, arabanın arka koltuğunda ölecektim; ya da hastaneye yetişip kurtulacaktım… Yetiştik… Hastanenin acil girişine geldiğimizde doktor ekibi sedyeyle beni bekliyordu. 17.30 sularıydı. İlk müdahalenin yapılmasından sonra bir süre gözetim altında tutuldum, daha sonra kendimi anjiyo için ameliyathanede buldum. Ameliyathane çok soğuktu; titriyordum… Kardiyolog Doç. Can Özer kalbe giden ana damarlardan birinin kapalı olduğunu, onay verirsem stent takarak açacağını söyledi. Onayladım. Sırtımdaki ağrı birden gitti… Nefes aldığımı hissetmeye başladım. Yırtmıştım… 18.30 sularıydı. Doug Feith mülakatının yazımını üç gün sonra hastanedeki odamda tamamladım; gazeteye oradan geçtim.

“Oğlum ‘Baba bizi öksüz mü bırakacaksın?’ dedi”

Taha Akyol
Sigaraya üniversite yıllarında başladım. 25 yıl süreyle içtim. Okurken, yazarken, çalışırken içerdim. Bir gün küçük oğlum beş yaşındayken -biraz da annesi onu kurmuş- “Baba bizi zehirliyorsun” dedi. Ben de “Oğlum sizin yanınızda içmiyorum, balkona çıkıyorum” cevabını verdim. O da “O zaman bizi öksüz bırakmaya mı çalışıyorsun?” dedi. Bu lafından çok etkilendim. O gün eşime ve oğullarıma bayramın birinci gününden itibaren sigara içmeyeceğime dair söz verdim.
İrade zaafımı gidermek için gazetede asistanımdan arkadaşlarıma herkese bayramdan sonra sigara içmeyeceğimi ilan ettim. Sözümü yerine getirememenin utancıyla irademi takviye etmiş oldum. Bırakış o bırakış. 15 yıldır ağzıma bir daha sigara almadım.

“Bu haysiyet kırıcı durumdan kurtulmak istedim”

Sami Kohen
22-23 yaşında başladım sigaraya. Sadece zevk için içiyordum. Social smoker’dım (sosyal içici). Kokteylerde, davetlerde, arkadaşlarımla yemekteyken elim sigaraya gidiyordu. Gazeteye gelirken yanıma paket almazdım.
30-35 yıl böyle içtikten sonra 1980’lerin başında bıraktım. O dönem Amerika’da çalışıyordum. Sigara karşıtı kampanya başlatmışlardı. Çevre baskısı hissediliyordu. Sigara içiyorsunuz diye lokantada en kuytu köşedeki yeri size veriyorlardı. “Ben zaten çok içmiyorum. Niye en kötü yere oturayım?” dedim. Bu haysiyet kırıcı durumdan kurtulmak istedim.
Sigaradan ayrılmam kolay oldu. Evde ne kadar birikmiş sigara paketi, çakmak varsa hepsini attım. Bir daha da içmedim.

“Eskiden sigara içmezsem karikatür çizemeyeceğime inanırdım. Palavraymış. Daha iyi çizmeye başladım”

Haslet Soyöz
Lisede başladığım sigara hakkında hayatta bırakacağım en son şey derdim, onsuz bir yaşam düşünemezdim. Günde üç paketten fazla içiyordum. Babam da çok sigara içiyordu. Akciğer kanserinden öldükten sonra bile ben hâlâ tiryakiliğe devam ettim. Altı yıl önce bir gün hepatit aşısı oldum. İki gün ateşler içinde yattım. Bu arada sigara içemedim. “Madem iki gün içmedim kendimi tutabildiğim kadar tutarım” dedim.
Sigara aklıma geldikçe kafamdan uzaklaştırdım onu, başka şeyler düşündüm. Altı ayı devirdikten sonra nefret dönemi geldi. Yanımda sigara içilmesinden hoşlanmıyordum. Elinde sigarayla araba kullananlara dangalak adam diye tepki gösteriyordum. Sanki yıllarca öyle araba kullanmamışım gibi.
Sigarayı bıraktıktan sonra gördüm ki bambaşka bir yaşam varmış. Uzun yürüyüşler yaptım. Yemeklerin tadını aldım. Eskiden sigara içmezsem karikatür çizemeyeceğime inanırdım. Halbuki palavraymış. Daha iyi çizmeye başladım. Beyne daha çok oksijen gittiğinden olsa gerek.

“Beş pakete çıkardım. Ağzım burnum hava geçirmez hale geldi, bıraktım”

Melih Aşık
22 yaşında, sinemacı olacağım diyerek İsveç’e gittim. Orada bir-iki tane içe içe sigaraya başladım. Türkiye’ye döndüğümde sigarayı üç pakete çıkardım. 20 yıl kadar içtim. O dönemde bir sağlık problemi yaşadım. Doktor fıtık ameliyatı olmamı söyleyince ya ameliyat masasında kalırsam diye korktum ve bıraktım.
Yedi yıl sonra bir gece canım sigara içmek istedi. “Nasıl olsa bıraktım, bir tane içsem ne olacak?” dedim. Hata ettim. Beş yıl daha devam ettim sigaraya. Son kez bırakmak için denediğim yöntem sigaradan tiksinmek üzerine kuruluydu. Beş pakete çıkardım sigarayı. Ağzım burnum hava geçirmez hale geldi, bıraktım. Hatta o yöntemi Mesut Yılmaz’a da önerdim ama o bırakamadı.
6-7 yıldır sigara içmiyorum. Biliyorum, bir tane içsem yeniden başlar, üç paket içerim. Müptela oluyorum hemen.
Bırakırsam kafam çalışmayacak, yazamam diye düşünülüyor ama bir süre sonra alışıyorsunuz.

“Bırakma döneminde içen arkadaşlarla takılmamak lazım”

Hurşit Güneş
1972-1986 yılları arasında sigara kullandım. Günde yarım paketi geçirmiyordum. 1986’da üniversite tezimi yazarken bir arkadaşım “Şu sigarayı bıraksana artık” dedi. “Oğlum iki nefes daha çekeyim” dedim, söndürdüm ve bıçak gibi kestim sigara içmeyi.
Sonra 2005’te tekrar başladım. Büfelere gidip “Bir paket sigara lütfen” demekten çok utanıyordum. Bir hafta önce yeniden bıraktım. Sabahları zinde kalkıyorum. Aramıyorum sigarayı.
Günde birkaç taneye düşürüp bırakırım demekle bırakılmıyor. Karar verilip bir daha hiç ağza alınmamalı. Bırakma döneminde içen arkadaşlarla takılmamak lazım. İradesine güvenen takılabilir tabii.

“Vücudum ‘Yeter’ dedi. Sigara beni bıraktı”
Metin Münir
Aslında sigaraya hiç başlamamalıydım ama insan gençliğinde bir sürü salaklık yapıyor. Sigara da bunlardan biriydi benim için. İlk sigaramı 17 yaşında Lefkoşa’da içtim. Bütün arkadaşlarım ve ben büyüdüğümüzü, bağımsız olduğumuzu kanıtlamak için başladık sigaraya. Hayatım boyunca nefret ederek içtim. Her zaman aklımda bırakmak vardı. Ama geç mümkün oldu. Genellikle gündüzleri içmezdim, geceleri yarım paket içiyordum.
16 yıl önce bir sabah kalktım. Canım sigara istemedi, içmedim ben de. Ertesi gün yine canım istemedi. Ben de bıraktım. Vücudum herhalde “Yeter artık” dedi. Sanki sigara beni bıraktı. Sigaranın ardından alkolü de çok azalttım, neredeyse bıraktım. Artık sabahları berrak bir kafayla kalkıyorum. Taptaze. Vücudum, kıyafetlerim sigara kokmuyor.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND