Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Sevgililer günü’ne dair 25 klişe

14 Şubat Sevgililer Günü’nün ritüelleri hakkında bildiklerinizi gözden geçirmezseniz çabalarınız boşa gidebilir. Bu yazıyı okumadan Sevgililer Günü sürprizi hazırlamayın. İşte uzak durulması gereken klişeler…

Yarın itibarıyla ortalık aşka, sevgiye, kırmızıya ve kalbe boğulacak. Sevenlerin arasına girmeye niyetimiz yok ama bu malum güne dair klişeleri de bir sıralayalım…

1. Kendisi klişe
Baştan söylemek lazım Sevgililer Günü diye bir gün icat etmenin ve bu özel günde içinden aşk, sevgi geçen faaliyetlerde bulunmanın kendisi bir klişe… Fakat klişe denen şey zaten böyle oturur, böyle yaşar. Evet, Sevgililer Günü’nü klişe bulmak da bir klişe. Biz önümüze bakalım.

2. Parasıyla billboard
Belki ilk yapan açısından havalı bir hareket sayılabilir. Ama artık parasını bastırıp sevdiğiniz insanın geçeceği yolda bir billboard’a ‘aşkım Nalan’, ruhum Ferhat’ falan yazmanın o kadar ilginçliği yok. Yeni bir şekil bulmak lazım.

3. Fatura: Maaşın yarısı
Özel gündür diye normalde kapısından giremeyeceğiniz bir restorana rezervasyon yaptırırsınız. Etraf işadamı ya da cemiyet hayatının ünlü simalarından geçilmiyordur. Ne ortam tanıdık, ne mönü bildiktir. Maaşın yarısı hesaba, geceniz boşa gider. Sanki her hafta sonunu orada geçiriyormuş gibi davranmak midede ağrı yapar.

4. Bu şarkı hayırsız Ayten’e gelsin
Radyolar o gün sadece aşk şarkıları çalar. Sevgilisi olana ayrı, kalbi kırılmışa ayrı. Birileri mutlaka radyoları arayıp, ‘biricik Murat’ ya da ‘hayırsız Ayten’ için şarkı ister. Tüm zamanların bayık aşk şarkıları sıralandıkça hayattan bezecek hale gelirsiniz.

5. Gül baygınlığı
Haydi çiçek almak-vermek güzel bir harekettir. Niyeyse aşkın simgesi olarak da gülün adı çıkmıştır. Kırmızısı bir anlam, beyazı ayrı anlam… Birkaç sene evvel ses kaydı yapıp sevdiceğinize verebileceğiniz yapma güller çıkmıştı. Konuşan bir gül, gerçekten korkunç!

6. Akrostiş şiir
Dizelerin ilk harfleriyle mesaj yollamak bayat bir harekettir. Çünkü böyle duygu dolu günlerde mesaj da duygu yüklü olur. Olay kendiliğinden bir klişeye döner. Bir de sesli okumaya kalkmayın; o zaman akrostiş olduğu belli olmuyor.

7. Seni seviyorum! Eee?
‘Seni seviyorum’, Hollywood’un romantik komedileriyle hayata girmiş bir kalıptır. Karşıdaki ‘Seni seviyorum’ diyecek mi diye beklenir, söyleyince an durur falan… İşte Sevgililer Günü de dünyanın ‘seni seviyorum’lara boğulduğu gündür.

8. Mum ışığı komplosu
Az ayrıntı görünüyor diye mi bilinmez, mum ışığının romantik olduğuna dair efsane bundan yüzyıllar önce popüler kültürümüze sokulmuştur. Sevgililer Günü de romantizmin doruğu olması gerektiğinden mum ışığında yemek farz gibi davranılır. Neyi zorluyoruz ki?

9. Reklam bombardımanı
Bu özel günde sevgilinize, eşinize bir de hediye almanız beklenir tabii ki. Hatta zaten bunun için icat edilmiştir bugün. Etrafınızı ‘Sevgilinize şunu alın’ diyen ilanlar, öneriler sarar. Hepsinin ortasında kaybolur gidersiniz.

10. Kalplerle kalbi kırmak
Sonuçta gördük orada burada fotoğraflarını, kalp denilen şey hiç o kadar biçimli, hiç o kadar sevimli bir şey değil. Sevmek denilen şeyin sadece kalp organıyla alakası olduğunu zannedenler her 14 Şubat’ı kalp bombardımanına tutar. İrili ufaklı her yerinizi saran kalplerin arasında kalbiniz duracak gibi olur.

11. Sevgililer Günü’nde evlenelim
Ay ne kadar şeker! Bunun çok farklı bir hareket olduğunu düşünerek Sevgililer Günü’nde nikâh tarihi alabilmek için yırtınanlar vardır. Bir yastıkta kocasınlar da, gün olur boşanırlarsa, bir daha Sevgililer Günü’nü zor kutlarlar.

12. Ayıcık, içi dolu turuşucuk
Sevgililer Günü’nde tüylü, sevimli ayıcık hediye etmek de pek rağbet gören bir klişedir. Koca koca insanlar ‘Ay’, ‘Uy’ sesleri çıkararak ayıcıklara hayran olur. Sıkınca ‘I love you’ falan diyenleri var; bayağı fena…

13. Sanal sevgi bildirimleri
Bol kalpli e-kartlar, duygu dolu powerpoint sunumları Sevgililer Günü civarında forward’lanmaya başlanır. Hiç ummadıklarınızdan, şefinizden, ev sahibinizden, yüz yüze gelmediğiniz bir müşterinizden böyle e-postalar alabilirsiniz. Şaşırmayın.

14. Çikolata mönüsü
Yine aşkla çok bağlantılı olduğu düşünülen bir besinimiz de çikolatadır. Tabii ki bugüne özel kalpli modeller üretilir. Tatlı yiyelim, tatlı konuşalım hesabı kaloriye vurulur. Diyette olanlar aşkı için fedakarlıkta bulunmak zorundadır.

15. Seksi çamaşır
İki tarafın işine yarasın diye midir, erkeklerin bir hediye seçeneği seksi iç çamaşırıdır. Bunun da doğru modelini, bedenini bulamazlar, zaten çoğu erkek kadın iç çamaşırı almaya utanır. Ortak bir kadın arkadaştan rica edilir.

16. Ünlülerin aşkları
Sevgililer Günü’nde ortalık aşk hikâyeleriyle dolar. Bazı ünlü çiftlerin nerede nasıl tanıştıkları, birbirleri için hissettikleri, gazete, dergi sayfalarını doldurur. Üç gün sonra ayrılabilirler, verdikleri tüyoları o gözle okumak lazım.

17. Romantik komedi kuşağı
O gün televizyonda romantik komedi filmlerinden nadide örnekler yayımlanır. Zaten günün programında sinemaya gitmek varsa tür olarak aşklı olanlar seçilir. Genelde erkeklerin tercihi bu değildir ama günün hatırına razı olurlar.

18. Evin işi görülsün
Daha çok evli erkeklerin hediye bulamayıp eşlerini çok mutlu edeceğini düşünerek meyve suyu sıkacağı, tost makinesi, ütü falan alması olasıdır. Kadıncağız ne yapsa bilemez. Karşılığında çamaşır yumuşatıcısı mı alsın!

19. Bekâr arkadaşlara laf sokma
Sanki Nuh’un gemisindeyiz, sanki herkes çift olarak doğdu. Yalnız günlerini unutanlar, yalnız arkadaşlarıyla dalga geçmeyi bir iş zannederler. O gün için hemen birini ayarlamaya çalışırlar. Şanslarını zorlarlar.

20. Yalnızım dostlarım yalnızım yalnız
Bir de istisnasız her Sevgililer Günü’ne yalnız giren bir insan tipi vardır. Hayır, hayatının her döneminde sevgilisi olmuştur ama ne hikmetse her 14 Şubat’tan önce terk edilmiş ya da terk etmiştir. Mecburen onlar da bir klişeye dönüşmüşlerdir.

21. Bir çılgınlık yapalım
“Romantik yemek, gül, şarap klişesinden uzaklaşalım şöyle çılgınca bir şey yapalım” diyenler yine klişenin kucağına düşer. Dağda gezinti, çılgın dalgalarla sörf, ormanda kamp, otel odası… Bir de bakarsınız ki, çılgınlık sandıklarınız da çoktan birer klişe olmuş.

22. Sana kırmızı yakışmasa
Kalp enflasyonu dışında bugünlerde bir de kırmızı coşkusu yaşanır. Niyeyse kırmızı sevmenin, aşkın, tutkunun rengidir. Zevkler ve renkler istenirse tartışılsın, fakat o Sevgililer Günü kırmızısı da çok fenadır. Kimseye yakışmaz

23. Ne alacağım ben şimdi?
Bu genelde erkek tarafının sorunudur. Erkekler sevdiklerine uygun hediyeyi asla bulamaz. Sevdiği rengi tuttursa bedeni bilmez, yazarı tuttursa kütüphanesinde olmayanı seçemez. Kadın beğenmiş gibi yapar, erkek de bir haftanın stresini üzerinden atmış olmanın rahatına erer. En tuhafı sevgilinin neyden hoşlanacağını bilmemek erkekliğin şanındandır gibi davranılır. Esas klişe budur.

24. Yine yakmış yar mektubun ucunu
“Dur şuna her şeyin parayla satın alınmayacağını ispatlayayım, el emeği göz nuru bir şey vereyim” diyenler el becerisinin en son ortaokulda süt kartonundan ev yapmak olduğunu hatırlayınca çaresizce kağıda kaleme sarılır. Ancak el yazısının yerinde yeller esiyor, ‘seni seviyorum’dan ötesi çıkmıyordur. Neyse ki içinde hazır mesaj olan kartlar vardır. ‘Gülü bir gün, onu her gün’dür.

25. Kapitalizmin oyunları bunlar
Sevgililer Günü’nü kutlamamanın da klişesi var. Sağla solla hayatta işim olmaz diyen o gün Marksist kesilir. Yok dişliler, yok çarklar… Bunlar kapitalizmin oyunlarıdır. ABD’nin ülkemizde gözü vardır. Bizi içerden yıkacaktır. Ya da daha güzeli ‘kültürümüzde yoktur.’ Gül, peygamberin simgesidir ve sadece onun doğum gününde dağıtılır. Ve bu sene ikisi de aynı güne denk gelir.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND