Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Sessizlik güçtür, kullanmayı öğrenin

Hemen hemen birçoğumuz çok konuşuruz. O kadar kelime kalabalığı yaparız ki, söylemek istediğimizi söyleyememiş oluruz. Daha doğrusu mesajımız önemsiz kelimeler içinde kaybolur. Oysa bir an susmak, hem konuşanın hem de dinleyenin nefes almasına ve yeniden odaklanmasına uygun ortam hazırlar…

Hemen hemen birçoğumuz çok konuşuruz. O kadar kelime kalabalığı yaparız ki, söylemek istediğimizi söyleyememiş oluruz. Daha doğrusu mesajımız önemsiz kelimeler içinde kaybolur. Oysa bir an susmak, hem konuşanın hem de dinleyenin nefes almasına ve yeniden odaklanmasına uygun ortam hazırlar… 

Sessizliğin gücü

Sesinizin duyulmasını istiyorsanız, bağırmayı değil, sessizliği deneyin. Çok azımız bu konuda gerçek anlamda başarılıdır. Duygusal tepkileri minimuma indirip soğukkanlı cevaplar verme imkânınız olur…

Kanuni Sultan Süleyman, kendi adını taşıyacak Süleymaniye Camii´nin yapımı için bugünkü Cami’nin bulunduğu yeri beğenir. Mimar Sinan´ı çağırtır; araziye bakmasını ve arazinin böyle görkemli bir cami için uygun olup olmadığını değerlendirmesini ister. Mimar Sinan ile beraber araziye giderler. 

Kanuni cami konusunda heyecanlıdır, tez zamanda inşaatın başlamasını istemektedir. Birkaç dakika sonra sorar: “Nasıl buldun Sinan?” Koca Sinan cevap vermez, bir tür trans halinde araziye bakmaya devam eder. Bakışlarıyla öyle derinlemesine inceler ki araziyi, adeta bedeni oradadır ancak zihni çoktan çizim yapmaya başlamıştır. 

Tüm vezirler dikkatle Sinan´ı ve Kanuni´yi seyrederler. Herkes suspus, gergin bir hava içinde çıt bile çıkarmadan beklemektedir. Kullarına soru sorduğunda anında cevap almaya alışkın Padişah’ın ne yapacağı, durumu izleyen devlet erkânı arasında merak konusu olmuştur. 

İğne düşse duyulacak bir sessizlik ortama hâkimdir. Mimar Sinan konsantre olmuş, gözünü kırpmadan araziye bakmaktadır. 

Kanuni, bir kez daha sorar: “Ne düşünürsün, bre Sinan?” 

Mimar Sinan gözlerini araziden ayırmaz ve cevap vermez. Herkes korkmuş, Muhteşem Süleyman ´ın hiddetli bir tepki vermesini beklemektedir. Padişah hiçbir şey söylemez. 

Aradan bir süre daha geçer, bu arada tüm arsayı karış karış gezmiş olan Mimar Sinan başını eğerek arsadan içeri girer. Herkes Sinan´ın onları duymadığını, o kısa süre içerisinde tasarımını yapıp hayalinde oluşturduğu kemerlerden birine çarpmamak için kafasını eğerek boş arsaya girdiğini fark eder. Kanuni de önce beklemiş, sonra da kendi ismine yaraşacak muhteşem caminin mimarının çoktan tasarımına başladığını anlamıştır. 

Sessizlik doğru kelimelerle birleşince etkili iletişim doğar

O dönemde Mimar Sinan’ın Kanuni’nin sorusuna cevap vermemesi ve sessiz kalması ne kadar garipsenmişse, bugünün hızlı dünyasında birkaç saniyelik suskunluklar dahi bir zafiyet veya rahatsızlığın dışa vurumu olarak değerlendirilir. Bir yoruma sessiz kalındığında, o yorumun kabul edildiği düşünülür. Her şeyin söze vurulması, sessizliklerin gelişi güzel doldurulması beklenir.

Sessizliğin kıymetini bilen az sayıda insan, kelimelerin gücünü arkasına almayı başarır. Kelimeleri doğru yerlerde kullanmak, söylemek istediklerini ne bir kelime fazla ne bir kelime az kullanarak ifade etmek herkesin harcı değildir. Son dönemde çevrenizde gerektiği zaman susmayı bilen kaç kişiye rastladınız bir düşünün. 

Etkili konuşmak için doğru kelime seçimi yetmez. Her kelimeye anlamını hakkıyla vermek için doğru tonlama, noktalama işaretleri çerçevesinde durmak gerekir. Oysa içinde bulunduğumuz toplum biraz uzun hissedilen sessizlikleri tabu ilan etmiştir. Bu nedenle, sessizlikleri bir anlam ifade etmeyen sözlerle doldurmaya alışmış, dur durak bilmeden konuşmaya, kelimeleri gelişi güzel kullanmaya endekslenmişizdir. Sessizlik oldu mu, hele de 20 saniyeyi geçti mi, garip bir sessizlik oldu deyip sessizliği bozmayı görev biliriz.

Hiçbir şey söylemeyi amaçlamayan sözler söylemek yerine hiçbir şey söylememe cesareti göstermeye ne dersiniz? 

NEDEN SESSİZLİK ETKİLİ BİR İLETİŞİM ARACIDIR? 

 Daha iyi iletişim kurmayı sağlar 

Birçoğumuz çok konuşuruz. O kadar kelime kalabalığı yaparız ki, söylemek istediğimizi söyleyememiş oluruz. Daha doğrusu mesajımız önemsiz kelimeler içinde kaybolur. Oysa bir an susmak, hem konuşanın hem de dinleyenin nefes almasına ve yeniden odaklanmasına uygun ortam hazırlar. Susmalarımız dengeli bir şekilde arttıkça, daha az kelimeyle mesaj vermeye özen gösteririz. Az kelime kısıtlaması insanı daha odaklı ve yaratıcı düşünmeye, konuşulacaklar konusunda gereken ön çalışmayı yapmaya iter. Daha az konuşup daha çok şey söyler hale geliriz. Konuşma sonucunda karşımızdaki kişi konuşulanlardan daha net bir sonuç çıkarır. 

Gerçekten ne söylendiğini kavrarsınız 

Konuşmanın amacını, söylenenlerin gerçekten ne anlama geldiğini anlayabiliyor musunuz? Yoksa toplantılar sırasında karşınızdakilere laf yetiştirme çabasından ta ki toplantı notlarına bakana kadar konuşulan birçok konunun yaptırımlarını ve büyük resmin içinde ne anlamlara geldiğini anlamakta güçlük mü çekiyorsunuz? Tamamıyla sessiz kalmakla, zaman zaman sessiz kalarak söyleyeceklerinizi kafanızın içinde düzene koymak ve konuşmaya akılcı sorular ve cevaplarla katılmak arasında büyük bir fark vardır. 

Ortak noktaya daha hızlı ulaşırsınız 

Çözüme ve karşınızdakiyle varmak istediğiniz noktaya ulaşmak için ara sessizliklere ihtiyacınız vardır. Konuşmanın amacı, bilgi paylaşmak ve tarafl arın kabul ettiği ortak bir kararda buluşmak olacaktır. Amaç, söz kalabalığıyla bastırıp söz düellosunu kazanmak gibi görülmemelidir. Sessizliklerin olduğu bir iletişim, söz kirliliğini azalttığı gibi, daha hızlı ortak noktaya gelinmesine yardımcı olacaktır. 

Bu sessizlik korkusu nereden geliyor? 

Düşüncelerimizi ve duygularımızı, olduğu anda paylaşmanın kabul gördüğü bir kültürün içinde yaşıyoruz. Hayat hızla akıp gidiyor, olaylar oldukça durup sessizce düşünmeye zaman kalmıyor. Hızla düşünerek veya düşünmeden otomatik cevaplar vermeye, dolayısıyla, konulara derinlemesine değil, yüzeysel bir şekilde yaklaşmaya, problemlerin ancak görünen kısmını çözümlemeye odaklanıyoruz. Hıza, olaylara ve onlarla ilgili konuşmaya o kadar odaklanmışız ki, sessizlikleri görmezden geliyoruz. Oysa yapmamız gereken sessizlikleri iletişimimizin içine almak ve anlamlandırmak; konuşmaları dinlerken kendimize düşünme zamanı vermek. Bu sayede, sadece konuşma sırasında geçen kelime alışverişine değil, vücut diline, ruh haline ve buna benzer satır aralarına gizlenmiş ancak söze dökülmeyen şeylere de dikkat etmeye başlarız. Sessizlik insanın kendi kendini dinlemesine olanak vererek yaratıcılığına yardımcı olur. 

Sözel iletişim ve sessiz kalmak birbirini tamamlamalıdır. İkisi de aynı ağırlıkta önem taşırlar. Konuşmalarımızın arasındaki sessizlik, gerçek anlamda değerlendirildiği takdirde, aldığımız bilgileri sindirmemize yarar ve bir sonraki sözümüzü planlamamız için bize zaman tanır. Yani, o birkaç saniyelik sessizlik biraz önce konuşulanla bir sonra konuşulacak arasında bir bağ oluşturduğunuz önemli bir zaman dilimi haline gelir. 

Negatif sessizliğe DİKKAT!

Sessizlik hem olumlu hem de olumsuz açılardan etkili bir iletişim silahına dönüştürülebilir. Kötüye kullanıldığında, sinirliliği göstermek, çevremizdekileri kırmak veya cezalandırmak amacıyla kullanılabilir. Pasif agresif kişilerin iş ve özel ilişkilerini yürütürken sıklıkla kullandıkları bir araç haline gelebilir sessizlik. Surat yapmak, duymazlıktan gelmek veya uzun sessizliklerle insanları rahat olmadıkları bir konuma sürüklemek sessizliğin diğer yüzüne örnek gösterilebilir.

Sessizlik güçtür, kullanmayı öğrenin

Psychology Today’de yayınlanan yazısında Dr. Alex Lickerman, sessizliğin etkili kullanıldığında büyük bir armağana dönüşeceğini yazmakta. 

1. ETKİLİ DİNLEME YETENEĞİ KAZANDIRIR

Çok azımız bu konuda gerçek anlamda başarılıdır. Biz dinlemeyi konuşmak için sıra beklemek olarak görürüz. Söze girmek için fırsat beklemek yerine, sessizliğe konsantre olarak etkili dinlemeye hızlı bir giriş yapabilirsiniz. Söyleyeceklerinize odaklanmayı bırakın ve söylenenleri dinleyin. 

2. KENDİNİZİ KONTROL ETMENİZİ SAĞLAR 

Düşünün ki bir şey duyduğunuzda ilk reaksiyonunuz hızla verilmiş bir cevap yerine sessizlik olursa, kendinizi tam olarak kontrol etme imkânına sahip olursunuz. Duygusal tepkileri minimuma indirip soğukkanlı cevaplar verme imkânınız olur. 

3. BİLGELİK SAHİBİ OLURSUNUZ 

Yeni bir zorlukla karşılaştığınızda, konuşmadan sessiz kalarak daha akıllıca, hedefe odaklanan, soruya tam cevap veren ve ihtiyacı gideren cevaplar verme olasılığınızı arttırmış olursunuz. Bazen sessizlik anı, insanın ani hareket etmesine veya kararlar almasına engel olur. Kısacık zamanların bile problemleri iyileştirdiğini hatta müdahale edilmeden değiştirdiğini hesaba katarsak, bazı şeyleri zamana bırakmanın en akıllıca seçenek olduğunu görürüz.

Kaynak: www.dunya.com

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et

MAKALE

Podcast yapmak cesaret istiyor

Podcast son dönemde özellikle gençler arasında hızla yayılıyor. Bunda gencin özgürlüğüne imkan tanıması hiç kuşkusuz önemli bir faktör. Ancak podcast üretimi yapan uzman sayısı yeterli değil. Bunun en önemli nedeni ne olabilir?

Podcast yapmaya başlamaktan neden çekiniyoruz?

Kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen bazı şeyler var…

Podcast’ler dünyada her geçen gün artmaya devam ediyor. Türkiye’nin en büyük podcast ağı olan Podfresh’in bile şimdiden çeşitli kategorilerde 100’e yakın yayını bulunuyor. Yalnızca ABD’de, nüfusun yüzde 75’i “podcast”in ne demek olduğuna aşina durumda. Ekim 2020 itibariyle ise 1,5 milyonun üzerinde podcastin olduğunu söylemek biraz ütopik gelse de gerçek bu.

Her gün başlanan yeni podcastler, kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen ve başlamaktan alıkoyan bazı yanlış yanlış bilinen şeyler var. Bu yazımda biraz bunlardan bahsetmek istiyorum.

Podcast bir iş modelidir

Aslına bakarsanız podcast’ten hemen bir gelir elde etme beklentisi büyük bir hata ve orta vadede motivasyon düşürebilen bir şey. Çünkü Türkiye’de henüz yeni yeni büyüyen, ilginin fazla olduğu ancak reklam modellerinin henüz tam oluşturulmadığı bir ortam söz konusu. Ayrıca şunu da unutmamak gerekir ki, ürettiğimiz her türlü içerik, yaratmamız gereken bir pazarlama planının da parçası olmalı ve o doğrultuda bir strateji üretilmeli. Podcast yayınlarını yaymanın sadece içerik pazarlamasıyla bittiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Birçok platformda çok sayıda niş podcastin olduğu bir arenada, bunu bir işe çevirme düşüncesinden önce içeriğimizi iyi oluşturmayı düşünmek daha yerinde olacaktır. Çünkü salt gelir eldetmekten ziyade podcastimizi aynı zamanda kendimize bir network oluşturmak için de kullanacağız ve podcastimizi de bu network dinleyecek. 

Profesyonel bir stüdyo olmadan başlanmaz

Ben şahsen podcastlerime ufacık bir odada, sesimdeki yankıyı kesmek için üzerime battaniye örterek başladım. Üzerinden iki yıl geçmesine rağmen de hâlâ evimden yayın yapmaya devam ediyorum. Yayıncı adaylarının, profesyonel bir stüdyoya ihtiyaç duyacaklarını, stüdyo sesi olmadan podcast olmayacağını düşünmeleri ve bunun harekete geçmelerini engellemesi, acilen aşılması gereken bir konu.

Peki benim yaptığım podcastler süper kaliteli mi? Elbette evde sınırlı imkanlarla alınan herhangi bir kaydın stüdyo gibi olması imkansız ama zaten sorun burada başlıyor. Neden başlangıçta stüdyo kalitesinde bir yayın yapma zorunluluğu hissedeyim ki? Her şeyden önce içeriğimiz ve sürdürülebilirliğimiz çok daha önemli olgular. Bana soracak olursanız podcast yayınlarını benzersiz kılan şeyler, içerdiği samimiyet. Yani bir ev ortamında, belki çayınızı koyarken çıkan ses, belki arkanızdan gelen bir kedi. Nerede olursanız olun, telefon kulaklığına bile sahipseniz (ki Podfresh’te kulaklıklarla yapılan çok güzel yayınlar var) başlayın.

Podcast yapmak aşırı pahalı

Diğer bir yanlış düşünce de, ekipman fetişisti olup podcast yapmaya başlamak için pahalı ve kaliteli mikrofonlara sahip olmamız gerektiği. Örneğin, 3000 TL’ye çok kaliteli bulduğunuz ve profesyonellerin önerdiği bir mikrofon var ve almak istiyorsunuz. Durun, almayın! Bunun yerine 150 liraya bir yaka mikrofonu, aylık 50 TL’ye yayınlarıma değer katacak bir podcast barındırma platformu (ki artık size Spotify kataloğundan dilediğiniz müziği kullanma imkanı sağlayan Anchor varken ona bile ihtiyaç olmayabilir) ve 20 liraya podcastime sesli tanıtımlar yapabileceğim bir uygulama alırsam, erken dönemde yapacağım 3000 TL’lik bir mikrofondan daha mantıklı ve yayınıma değer katacak bir harcama yapmış olurum.

Demem o ki, Podcaste başlamak pahalı ve maliyetli değil. Bilgisayar ya da telefonunuzdaki ses kayıt düğmesine basın, telefonunuzun kulaklığını takın ve içeriğinizi oluşturun.

Dinleyici bulmak için ünlü olmak gerek

1,5 Milyon podcast yayını, daha fazla sayıda yayıncı, daha fazla sayıda da dinleyici var. Herhalde bu rakamların hepsi ünlü değil. Bu arada yayıncı adaylarının gözlerinin korkmasına hak veriyorum. Belki konuşmak istediğiniz konuyla alakalı onlarca podcast vardır ve endişe duyuyorsunuzdur. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, her podcast birbirinden parmak izlerimiz gibi farklı. Herkes niş bir yayın yapmaya çalışıyor ve konunun genelinden uzaklaşıp ister istemez spesifikleşiyorlar. 

Anlattığınız hikaye ve inşa ettiğiniz içeriğiniz sizin her şeyiniz. Yayınınız başka podcastlerin konusunu andıracak gibi görünse de, mutlaka kendinizden katacağınız şeylerle farklılaşacaktır. Kişisel deneyimler ve insan hikayeleri her şeyi değiştirir. Dinleyici olarak iki aynı nüanstaki podcast programından ayrı ayrı kendime kattığım birçok şey var. Eğer platformlarda var olan podcastler sizi podcaste başlamaktan alıkoyuyorsa, masada herkese bir sandalye olduğunu bilmenizde fayda var. 

Her şey kusursuz olmalı

Bir felaket olan ilk podcast bölümüme buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Sesimin yetmediği, tonlamalarımın ise anlamsız olan bu bölümü çekerken ne kadar zorlandığımı ve onlarca kez baştan kayıt aldığımı hâlâ hatırlıyorum. Ancak sonuç itibariyle içeriğimi dünyaya yaymak istediğim için “yayınla” butonuna bastım. Sadece biz değil, dünyaca ünlü podcasterların da ilk yayınlarına baktığınızda kusursuz olmadıklarını görüp kervanın her zaman yolda düzüleceğini anlayabilirsiniz. Kimse mükemmel değil, olamaz da. Podcastinizin daha ilk bölümden mükemmel olması gerekmiyor. Açıkçası geliştikçe her zaman yeni şeyler öğreneceksiniz ve bir önceki bölümünüzü beğenmeyeceksiniz. Gereksiz mükemmelliyetçilik sizi engelleyen bir şey ise, bunu önemsememek en güzeli.

Bitirirken…

Yanlış bildiğimiz şeyler bizi bir şeylere başlamaktan, düşüncelerimizi yaymaktan ve başkasının hayatına bir şeyler katmaktan her zaman alıkoyan bir şey. Eğer profesyonel bir stüdyo yüzünden podcast yapmaya başlamıyorsanız bir hayalinizden vazgeçmiş olacaksınız. Ürettiğiniz içeriğin nerede, kimi ve nasıl etkileyeceğini, ne gibi izler bırakacağını bilemezsiniz. İnsanlara temas etmek ve dokunmak güzeldir. Yeter ki en başında belirttiğim süreklilik ve içerik gibi doğru şeylere odaklanalım.

Kaynak: T24
Yazar: İlkan AKGÜL

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND