Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

“serbest cuma” ikilemi: çalışanın rahatı mı, şirketin imajı mı?

Birçok şirket artıları ve eksileri ölçüp tarttı ve serbest giyimin artılarını yâni çalışanını rahat ettirmek istediği mesajını vereceği, diğer yandan da şirketin imajını en üst seviyede koruyabileceği bir model arayışına girdi.

Hergün takım elbise giymekten, tayyörlerinizi kuru temizlemeye verip almaktan bıktınız mı? İşe giderken kendinizi içinde rahat hissettiğiniz giysiler mi giymek istiyorsunuz? Allahtan Cuma günü var, kotumu düz ayakkabılarımı giyip işe gidebiliyorum mu diyorsunuz? Siz ’serbest Cuma’ uygulaması olan bir şirkette çalışıyorsunuz. Nasıl oluyor da Cuma günü serbest giyinebiliyoruz diye düşündünüz mü hiç?

Serbest giyim, İngilizce’de Business Casual veya Smart Casual olarak geçer. ’Smart Casual’ şık rahat anlamına gelir. İş şıklığından uzak olmayan derli toplu düzgün bir giyim tarzını çağrıştırır. Birçok firma rahat giyimi Cuma günü ile sınırlandırır. İngilizce Casual Friday veya Serbest Cuma’nın kökeni birçok iş trendinde olduğu gibi, Amerika ve Kanada’ya dayanıyor. 1980’lerin sonunda teknoloji şirketlerinin toplu halde bulunduğu Silikon Vadisi’nde serbest giyimin ilk uygulamaları görülmüştür. Serbest giyimin bu şirketlerde uygulanması daha kolaydı çünkü çoğu personel zaten müşteri ziyaretine gitmeyen masa başı çalışanlardı. İşlerinin doğası gereği zaman zaman uzun saatler çalışmaları gerekmekteydi, rahat çalışmaları için rahat kıyafetleri tercih etmeleri doğaldı. Zaman içinde rahat giyinen çalışanların yaratıcılıklarının arttığı ve şirket içi iletişimin hiyerarşik kısıtlamalara takılmadan sağlıklı bir şekilde yürütüldüğü ortaya çıktı. Tüm bu artılar hesaba katılarak serbest giyim politikası Silikon Vadi’nin hatta Amerika’nın sınırlarını aşarak dünyaya yayıldı, farklı sektörlerde de uygulanmaya başlandı.

Ancak uygulamalar yaygınlaştıkça serbest giyimin artıları gibi eksileri de ortaya çıktı. Temel amacı çalışanları rahat ettirmek olan serbest giyim işyerinde fazla rahatlığa sebep oldu. Kimi firmada rahatlık kıyafetlerden mesai saatlerine, deadline’lara uymaya kadar birçok alana yansıdı, çalışanların verimi düştü. Kimi firma yöneticisi iş için giyimin belli bir disiplin ve kurallara uymayı da beraberinde getirdiğini ancak serbest giyimle beraber iş kurallarının da esnediğini ve insanların iş ortamına uymayan davranışlarda bulunmaya başladığını dile getirdi. Profesyonellikten uzak olan bu davranışlar hem kendi imajlarına hem de şirketin imajına zarar verdi. Gayri ciddi davranışlar yüzünden müşteri ilişkilerinde sıkıntılar yaşandı.

Serbest giyimin artıları Serbest Cuma’da birleşti

Birçok şirket artıları ve eksileri ölçüp tarttı ve serbest giyimin artılarını yani çalışanını rahat ettirmek istediği mesajını vereceği diğer yandan da şirketin imajını en üst seviyede koruyabileceği bir model arayışına girdi. Serbest Cuma da işte bu arayışın sonucunda ortaya çıktı. Bugün dünyada birçok çok uluslu ve kurumsallaşmış şirkette Cuma günleri resmi iş kıyafetleri giymek zorunlu değil. Çalışanlar rahat kıyafetlerle işyerine gidiyorlar. Her işyerinde farklı esneklikler veya yasaklar olmakla beraber serbest giyimde dikkat edilmesi gereken en önemli kriter kişinin işyerine aykırı olmayan temiz ve özenli kıyafetler seçmesi.

İş Şıklığında Rahat Giyim

Çalışanların giyim kuşamları, kendilerine gösterdikleri özen ve bakım kendilerine, işlerine ve çevrelerine duydukları saygının da göstergesidir. İster katı kuralları olan bankacılık veya ilaç sektöründe olsun, ister çalışanların özgürce giyindikleri teknoloji şirketlerinde olsun, giyim kişinin karakterinin, zevklerinin hatta iş yapış biçiminin aynasıdır. Rahat giyinme politikası uygulanan ofislerde çalışanların giyimlerine özen göstermediği düşünülmemelidir. Çalışanların kot pantolon veya açık ayakkabı giymeleri işe temiz, düzgün ve bakımlı gelmelerine engel değildir. Rahat kıyafet giyilen bir tek Cuma günü de olsa herkesin uyması gereken kurallar vardır. Örneğin, diğer günlerde olduğu gibi, kişinin temiz kokması, ağır parfümlerden kaçınması gerekir. Saçları temiz ve bakımlı olmalıdır. Kadınlar gece kulübüne gider gibi giyinmemelidir; aşırı makyajdan kaçınmalı, dekolte veya transparan giysileri tercih etmemelidir.

Ne giymeli?

•Altın Kural: Her zaman iş şıklığına uygun olmaktır.
•Hem kadın hem de erkekler için polo tişört ve kanvas veya kot kumaşından koyu renk pantolon Serbest Cuma günleri için hem uygun hem de kolay uygulanabilen kombinasyonlardır.
•Çok kısa, dekolte veya transparan olmadığı sürece elbiseler, kadınlar için çoğu zaman mantıklı bir tercih olacaktır.
•Ne giymemeli?
•Serbest Cuma demek işe eskimiş, yırtılmış, solmuş veya ütüsüz giysilerle gitmek anlamına gelmez, buna dikkat edin.
•Serbestsiniz ama yine de iş ortamındasınız, üzerinde kaba sözler veya aşağılayıcı yazılar olan tişörtler ya da abartılı biçimde açılmış düğmeler ile gömlek giymekten kaçının.
•Şortlar, yırtık kotlar, aşırı düşük belli pantolonlar da şirket içindeki resmiyeti zedeleyebilir, uzak durun.
•Kadınlar fazla açık giyinmemeye özen göstermeliler. Bu konuda en akıllıca yaklaşım göğüs dekoltesi olmayan bluzları tercih etmek ve etekleri dizin hemen üstünde tutmak en iyisi.
•Kadınlar straplez, ince askılı elbiselerden kaçınmalı. İşe giderken plaja gider gibi görünmek yanlış bir algı yaratacaktır.
•Kadınların üzerinde delikleri olan dolayısıyla içi gözüken giysilerden uzak durmaları şarttır.
•Cart saç renkleri veya şekilleri örneğin çarpıcı topuzlar birçok işyerinde hoş karşılanmaz.
•Serbest Cuma kıyafetini seçerken sakın 17 yaşındaki çocuğunuza özenmeyin, dövme ya da piercing hiç kabul görmez.
•Erkeklerin temiz bir sakal tıraşı ve kısa bir saç kesimi ile işe gitmesi serbest Cuma günleri için de geçerlidir.
•Kadınların yazın açık ayakkabı giymesi çoğu şirkette kabul edilir. Ancak bakımlı ve pedikürlü ayakların açık ayakkabı giyildiğinde önemli oluğunu unutmayın.
•Ancak sakın terlikle işe gitmeyin. Terlikle kişinin yürüyüşü, duruşu biranda iş ortamını mahalle havasına çevirebilir, dikkatli olun.

Sizin şirketiniz de Cuma günleri serbest mi giyiniyor?

Şirketinizde serbest Cuma uygulamasına geçmeden belli sorulara cevap vermeniz gerekir.
– Sektörünüzde Cuma günleri serbest giyim uygulanıyor mu? Rakip firmalar nasıl bir giyim politikası izliyor?
– Çalışanlarınızın çoğu masa başı işi mi yapıyor? Yoksa müşteri ziyaretleri ağırlıklı mı?
– Müşterileriniz kim? Çalışanlarınız müşteri ziyareti yaptığında ne tip yerlere gidiyor?
– Müşteri ziyaretleri Cuma gününe denk gelirse çalışan serbest mi giyinecek yoksa iş şıklığında mı?
– Eğer müşteri ziyaretlerinde serbest giyinilecekse, müşterilere bu uygulama duyurulmalı mı?
– Bu giyim politikası değişikliğiyle firma ve çalışanları sektörde nasıl algılanacak?
KOBİ’lerde genelde serbest giyim uygulanır. Önemli toplantılar veya müşteri ziyaretlerinde daha resmi iş kıyafetleri tercih edilir. Tabii ki sektöre göre farklılıklar mevcuttur.
Giyim politikasını daha rahat veya resmi yönde değiştirmeden önce şirketin sektörünü, misyonunu ve müşteri kitlesini en iyi şekilde analiz etmesi gereklidir.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et

MAKALE

Podcast yapmak cesaret istiyor

Podcast son dönemde özellikle gençler arasında hızla yayılıyor. Bunda gencin özgürlüğüne imkan tanıması hiç kuşkusuz önemli bir faktör. Ancak podcast üretimi yapan uzman sayısı yeterli değil. Bunun en önemli nedeni ne olabilir?

Podcast yapmaya başlamaktan neden çekiniyoruz?

Kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen bazı şeyler var…

Podcast’ler dünyada her geçen gün artmaya devam ediyor. Türkiye’nin en büyük podcast ağı olan Podfresh’in bile şimdiden çeşitli kategorilerde 100’e yakın yayını bulunuyor. Yalnızca ABD’de, nüfusun yüzde 75’i “podcast”in ne demek olduğuna aşina durumda. Ekim 2020 itibariyle ise 1,5 milyonun üzerinde podcastin olduğunu söylemek biraz ütopik gelse de gerçek bu.

Her gün başlanan yeni podcastler, kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen ve başlamaktan alıkoyan bazı yanlış yanlış bilinen şeyler var. Bu yazımda biraz bunlardan bahsetmek istiyorum.

Podcast bir iş modelidir

Aslına bakarsanız podcast’ten hemen bir gelir elde etme beklentisi büyük bir hata ve orta vadede motivasyon düşürebilen bir şey. Çünkü Türkiye’de henüz yeni yeni büyüyen, ilginin fazla olduğu ancak reklam modellerinin henüz tam oluşturulmadığı bir ortam söz konusu. Ayrıca şunu da unutmamak gerekir ki, ürettiğimiz her türlü içerik, yaratmamız gereken bir pazarlama planının da parçası olmalı ve o doğrultuda bir strateji üretilmeli. Podcast yayınlarını yaymanın sadece içerik pazarlamasıyla bittiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Birçok platformda çok sayıda niş podcastin olduğu bir arenada, bunu bir işe çevirme düşüncesinden önce içeriğimizi iyi oluşturmayı düşünmek daha yerinde olacaktır. Çünkü salt gelir eldetmekten ziyade podcastimizi aynı zamanda kendimize bir network oluşturmak için de kullanacağız ve podcastimizi de bu network dinleyecek. 

Profesyonel bir stüdyo olmadan başlanmaz

Ben şahsen podcastlerime ufacık bir odada, sesimdeki yankıyı kesmek için üzerime battaniye örterek başladım. Üzerinden iki yıl geçmesine rağmen de hâlâ evimden yayın yapmaya devam ediyorum. Yayıncı adaylarının, profesyonel bir stüdyoya ihtiyaç duyacaklarını, stüdyo sesi olmadan podcast olmayacağını düşünmeleri ve bunun harekete geçmelerini engellemesi, acilen aşılması gereken bir konu.

Peki benim yaptığım podcastler süper kaliteli mi? Elbette evde sınırlı imkanlarla alınan herhangi bir kaydın stüdyo gibi olması imkansız ama zaten sorun burada başlıyor. Neden başlangıçta stüdyo kalitesinde bir yayın yapma zorunluluğu hissedeyim ki? Her şeyden önce içeriğimiz ve sürdürülebilirliğimiz çok daha önemli olgular. Bana soracak olursanız podcast yayınlarını benzersiz kılan şeyler, içerdiği samimiyet. Yani bir ev ortamında, belki çayınızı koyarken çıkan ses, belki arkanızdan gelen bir kedi. Nerede olursanız olun, telefon kulaklığına bile sahipseniz (ki Podfresh’te kulaklıklarla yapılan çok güzel yayınlar var) başlayın.

Podcast yapmak aşırı pahalı

Diğer bir yanlış düşünce de, ekipman fetişisti olup podcast yapmaya başlamak için pahalı ve kaliteli mikrofonlara sahip olmamız gerektiği. Örneğin, 3000 TL’ye çok kaliteli bulduğunuz ve profesyonellerin önerdiği bir mikrofon var ve almak istiyorsunuz. Durun, almayın! Bunun yerine 150 liraya bir yaka mikrofonu, aylık 50 TL’ye yayınlarıma değer katacak bir podcast barındırma platformu (ki artık size Spotify kataloğundan dilediğiniz müziği kullanma imkanı sağlayan Anchor varken ona bile ihtiyaç olmayabilir) ve 20 liraya podcastime sesli tanıtımlar yapabileceğim bir uygulama alırsam, erken dönemde yapacağım 3000 TL’lik bir mikrofondan daha mantıklı ve yayınıma değer katacak bir harcama yapmış olurum.

Demem o ki, Podcaste başlamak pahalı ve maliyetli değil. Bilgisayar ya da telefonunuzdaki ses kayıt düğmesine basın, telefonunuzun kulaklığını takın ve içeriğinizi oluşturun.

Dinleyici bulmak için ünlü olmak gerek

1,5 Milyon podcast yayını, daha fazla sayıda yayıncı, daha fazla sayıda da dinleyici var. Herhalde bu rakamların hepsi ünlü değil. Bu arada yayıncı adaylarının gözlerinin korkmasına hak veriyorum. Belki konuşmak istediğiniz konuyla alakalı onlarca podcast vardır ve endişe duyuyorsunuzdur. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, her podcast birbirinden parmak izlerimiz gibi farklı. Herkes niş bir yayın yapmaya çalışıyor ve konunun genelinden uzaklaşıp ister istemez spesifikleşiyorlar. 

Anlattığınız hikaye ve inşa ettiğiniz içeriğiniz sizin her şeyiniz. Yayınınız başka podcastlerin konusunu andıracak gibi görünse de, mutlaka kendinizden katacağınız şeylerle farklılaşacaktır. Kişisel deneyimler ve insan hikayeleri her şeyi değiştirir. Dinleyici olarak iki aynı nüanstaki podcast programından ayrı ayrı kendime kattığım birçok şey var. Eğer platformlarda var olan podcastler sizi podcaste başlamaktan alıkoyuyorsa, masada herkese bir sandalye olduğunu bilmenizde fayda var. 

Her şey kusursuz olmalı

Bir felaket olan ilk podcast bölümüme buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Sesimin yetmediği, tonlamalarımın ise anlamsız olan bu bölümü çekerken ne kadar zorlandığımı ve onlarca kez baştan kayıt aldığımı hâlâ hatırlıyorum. Ancak sonuç itibariyle içeriğimi dünyaya yaymak istediğim için “yayınla” butonuna bastım. Sadece biz değil, dünyaca ünlü podcasterların da ilk yayınlarına baktığınızda kusursuz olmadıklarını görüp kervanın her zaman yolda düzüleceğini anlayabilirsiniz. Kimse mükemmel değil, olamaz da. Podcastinizin daha ilk bölümden mükemmel olması gerekmiyor. Açıkçası geliştikçe her zaman yeni şeyler öğreneceksiniz ve bir önceki bölümünüzü beğenmeyeceksiniz. Gereksiz mükemmelliyetçilik sizi engelleyen bir şey ise, bunu önemsememek en güzeli.

Bitirirken…

Yanlış bildiğimiz şeyler bizi bir şeylere başlamaktan, düşüncelerimizi yaymaktan ve başkasının hayatına bir şeyler katmaktan her zaman alıkoyan bir şey. Eğer profesyonel bir stüdyo yüzünden podcast yapmaya başlamıyorsanız bir hayalinizden vazgeçmiş olacaksınız. Ürettiğiniz içeriğin nerede, kimi ve nasıl etkileyeceğini, ne gibi izler bırakacağını bilemezsiniz. İnsanlara temas etmek ve dokunmak güzeldir. Yeter ki en başında belirttiğim süreklilik ve içerik gibi doğru şeylere odaklanalım.

Kaynak: T24
Yazar: İlkan AKGÜL

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND