Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Sean o’neıll’den başarı için 21 tavsiye

5 x A.B.D. Şampiyonu, 2 x Olimpik Takım Üyesi SEAN ONEILLden başarılı olmak isteyenler bazı öneriler.

SEAN ONEILLden BAŞARI İÇİN 21 TAVSİYE

5 x A.B.D. Şampiyonu, 2 x Olimpik Takım Üyesi

Hedef Koyun – Kendinize hedef koymak her seviyede oyuncuların gelişmesi için gereklidir. Hem kısa, hem de uzun süreli hedefler belirleyin. Mesela : Gelecek turnuvada C kategorisini ben kazanacağım veya 2000 US Open turnuvasına kadar 1800 puana ulaşacağım gibi. Hedeflerinizi ayrı kağıtlara yazın ve bunların altına da bu amacınıza ulaşmak için yapmanız gereken şeyleri 5 madde halinde yazın. Bu hedef kağıtlarının bir kopyasını raket kılıfı içinde tutun ve her antremandan önce okuyun.

Kaliteli ekipman kullanın. – Profesyoneller gibi oynamak istiyorsanız onların kullandıkları gibi yüksek kaliteli ekipman kullanmanız gerekir. Kendi oyun sisteminize uyan bir oyuncu seçin ve o oyuncunun kullandığı ekipmanları öğrenin. En iyi oyuncuların çoğu zaman en hızlı raketle oynamadıklarını gördüğünüzde şaşıracaksınız. Ben şahsen Stiga Clipper CR tahta üzerinde her iki tarafda da Stiga Mendo 2.0 kullanıyorum.

Esneyin. Masa tenisi çalışmalarında en fazla gözden kaçan çalışma esneme çalışmasıdır. Masada veya masa dışında yapılan her çalışmadan önce ve sonra en az 10 dakikanızı buna ayırmalısınız. Önce 5-6 dakika yavaş koşu ile vücudunuzu ısıtın ve sonra kafanızdan başlayarak vücudunuzdaki kas guruplarını gererek ayak ucunuza kadar inin. Bunlar vücudunuzun esnekliğini arttıracak, sakatlanma riskini azaltacak ve masada hızlı oyun için vücudunuzu hazır tutacaktır.

Masa dışı çalışması. Yürüme, koşma, bisiklete binme veya diğer aerobik aktiviteler genel sağlığınız ve masa tenisinizin gelişmesi açısından süper yöntemlerdir. Bu tip aktiviteleri haftada 2-3 defa 15-20 dakikalık süreler ile yapmayı hedefleyin. Vücudunuzun iyi durumda olmasının farkını turnuva sonuna geldiğinizde göreceksiniz. Vücudunuzu dinleyerek yavaş yavaş başlayın. Herhangi bir ağrı hissederseniz durun ve doktorunuza başvurun.

Bir takım arkadaşı bulun. – Takım arkadaşınız düzenli olarak çalışabileceğiniz kişidir. Arkadaşınızın oyun seviyesi ve masa tenisini geliştirmek isteği sizinkine ne kadar yakınsa, o derece başarılı bir takım olursunuz. Hafta içinde mümkün olduğu kadar fazla çalışma programı yapın ve mümkün olan her durumda turnuvalara beraber gitme planları yapın. Rekabet ile birleşen takım arkadaşlığı başarıyı getirecektir.

Ayağınızı geliştirin. Mümkün olduğu kadar ayak çalışması yapın.Ayaklarınızın hızlı çalışması oyun sırasında daha çok vuruş seçeneği sunacaktır. Önceden belirlenmiş ayak pozisyonu çalışmalarına göre rastgele ayak pozisyonu çalışmaları daha faydalıdır. Partneriniz topu masanın değişik yerlerine atması sizin de hareket edip pozisyon alarak en iyi vuruşunuzu yapmanız gerekir. Vuruşlarınızın çoğunun masaya gitmesine dikkat edin ve peş peşe kaç düzgün vuruş yaptığınızı sayın. Vuruşlarınızın yüzdesinin yeteri kadar yüksek olduğunu düşündüğünüzde, partneriniz topu daha geniş alanlara atmasını sağlayın. Ayak çalışmaları hedeflerinizin gerçek olmasını sağlayacaktır.

Servis çalışması yapın. Servis çalışması partner olmadan yapılabilen bir çalışmadır. Çok sayıda top alın ve boş bir masa başına geçin.Çoğunlukla bilek hareketi ile değişik falsolu (kesme, topspin, ve spinsiz) servisleri aynı hareketi yaparak atmayı deneyin.Kısa servisler rakibinizin saldırmasını engellerken, uzun servisler rakibinizi şaşırtmak ve dengesiz durumda yakalamak için kullanılırlar. Oyununuza spinsiz servisler eklemeyi unutmayın. Servisleriniz ne kadar değişik ve kandırıcı olursa üçüncü topa hücum etmeniz o kadar kolay olacaktır.

Servis karşılama çalışın. Çalışma arkadaşınızın masanın her yerine çok çeşitli falso içeren servis atmasını sağlayın. Uzun servislere ve masa üzerinde sadece bir defa zıplayan servislere loop ile hücum edin. Kısa servisler kısa itme ile veya hızlı bilek çevirme hareketi (flip) ile iyi seçilmiş bir noktaya atılarak döndürülebilir. Bu hızlı bilek haraketi ve mini kol vuruş hareketinin dengelenmesi ile yapılır. Bu vuruşu backhand ile yapıyorsanız topa yaklaşmayı, forehand ile yapıyorsanız topun yan tarafına gitmeyi unutmayın.

Loop. Modern masa tenisinde en yaygın olarak yapılan vuruş loop dur. Başarılı bir loop vuruşunun üç bölümü : kolu geriye atma, topla temas etme ve takip etme hareketleridir.Kolu geri atarken ayağınızı düzgün pozisyona getirmeniz ve kolunuzun rahat olması gerekir. Eğer gelen top kesme ise kolunuzu geriye atarken top seviyesinin altına düşürmelisiniz. Eğer spinli bir top geliyorsa top yüksekliğine yakın bir yerde durmanız gerekir. Hareketinizi yavaşlatmadan kolunuzu ileriye doğru savurun ve ağırlığınızı arka ayaktan ön ayağa geçirirken, kolunuzun topla temas etmesini sağlayın. Bu vuruşu yaparken bel ve omuzlarınızın da dönmesi gerekir. Kolunuzun ön kısmını ve bileğinizi kapatıp topa maksimum spin verebilmek için üstten fırçalayarak vurmanız gerekir. Takip etme hareketi ise vücudunuzun ağırlık transferini topun gitmesini istediğiniz yöne doğru yapmak şeklinde olur. Daha sonra bir sonraki vuruş için hızlı bir şekilde hazır durumuna geçmelisiniz.

Akıllı oynayın. Servis atmadan önce bu sayıyı nasıl oynayacağınızı düşünün. Rakibinizin servisi en muhtemel döndürme şeklinin ne olabileceğine karar vermeden topu oyuna sokmayın. Rakibiniz servisi karşılarken topla teması sırasında raket açısını takip edin ve kafanızda ne tür bir vuruş yapacağınız belirlenmiş olsun. Rakibinizin sizin oyununuzu oynamasını sağlayın. Onların oyununu oynamaya sizi zorlamasınlar. Kararsızlık daima kötü karardan daha kötüdür.

Sürprizlere karşı plan. Turnuvada maç sırasında lastiğiniz kabarırsa veya raketiniz kırılırsa ne olacak ? Raket kılıfınızda yedek bir raketiniz var mı ? Oyuncu olarak ben daima hazır bir yedek raket bulundururum. Kendinizi geliştirmek ve kazanmak için zaman harcıyorsanız işler kötü gittiğinde de neden kazanma şansınızı devam ettirmeyesiniz ?

Pozitif olun. Bir sayı bittikten sonra şikayet etmek veya söylenmek bir sonraki sayıyı daha kolay yapmayacaktır. Aslında daha gergin ve sinirli olduğunuz için daha da zor yapacaktır. Sayılar arasındaki zaman çok kısa ve harcanmayacak kadar da değerlidir. Bir sonraki servis veya karşılamanızı düşünün. Son birkaç sayıya göre oyunun gidişatını hafızanıza not edin. Rakibiniz çok iyi bir vuruş yaptıysa bunu belirtmekten korkmayın. Bir sonrakinde belki daha da gösterişli bir vuruş yapmayı deneyebilir !

Rakiplerinizi takip edin. Büyük turnuvalarda daha önce hiç görmediğiniz bir çok oyuncu olabilir. Eğer bu tür oyunculardan birisine karşı oynayacaksanız, onlarla karşılaşmadan önce zaman ayırıp seyredin. Kuvvetli ve zayıf olduğu tarafları belirleyin. Bu sayede bir oyun planı oluşturabilirsiniz. Eğer video kayıt cihazı varsa, maçlarınızı kaydedin ve turnuvadan sonra seyredip maçlarınızın analizini yapın. Bu şekilde bir sonraki turnuva için taktik ve yapmanız gerekenleri belirleyebilirsiniz.

Oyun aralarında çalıştırıcınızdan tavsiye alın.Hızlı bir maç sırasında işe yarayan taktik ve stratejileri hatırlamak zor olabilir. Çalıştırıcınız oyun organizasyonunuza yardım edebilecek ve oyun sırasında tavsiye ve değişiklik yapabilecek en iyi kişidir. Size iki dakikalık karmaşık taktikler yerine bir veya iki taktik vermesini sağlayın. Karmaşık taktikler aklınızı karıştıracaktır bu yüzden basit olmasında fayda vardır.

Rakipleriniz hakkında günlük tutun. Her maçtan sonra rakibinizle ilgili olarak ne tür taktiklerin işe yaradığı ve nelerin işe yaramadığı hakkında kısa notlar alın. Rakibinizin ne tür servisleri atmaktan hoşlandığını ve sizin servislerinize ne tür karşılıklar verdiğini ekleyin. Bir sonraki karşılaşmanız için daha iyi oynamanın formülünü bulmanın en iyi zamanı şu anki maçtan sonradır. Farklı lastikler kullanıyorsa onları da not etmenin faydası vardır.

Kendinizi cesretlendirin. Hiç bir zaman umutsuzluğa kapılmayın. Pozitif olmanın yanısıra iyi oynadığınız zamanlarda heyecan duyun. Bir sayıdan sonra yoğunluğunuzu maksimum seviyede tutmak için Yapabilirim !, İşte benim oyunum !, haydi ! gibi deyimleri kullanın. Kendinizi pohpohlamanın bir zararı yoktur. Yalnız fazla abartıp aslında neden burada olduğunuzu unutmayın.

Fileden gelen ve kenara çarpan topları bırakmayın. Her oyunda en az 3 veya 4 top fileden gelecek veya kenara çarpacaktır. Genelde bir çok set 5 sayıdan az bir farkla bittiği için bu 3-4 sayıyı bırakmayı göze alamazsınız. Bu tür toplara karşı kabiliyetinizi artırmanın en iyi yolu çalışmalarınızda bunları geri döndürmeye çalışmaktır. Bir zaman sonra alışıp otomatik olarak karşı tarafa atabilirsiniz. Bana göre eğer hazırlıklıysanız fileden gelen bir çok top normal vuruşlara göre daha kolay geri döndürülebilmektedir.

Agresif olun. Masa tenisi günümüzün en hızlı oynanan sporlarından birisidir ve daha çok ofansif oyuncuların hakimiyeti altındadır. İlk hücuma geçen taraf belli bir avataj elde etmiş demektir. Kendi servisinizden sonra daima hücum etmeye çalışın, rakip servislerinde ise oyunu karıştırmaya çalışın. Oyunun sonunda pasif duruma geçip rakibin topu dışarı atmasını ummayın. Şimdi ipleri elinize alıp üzerine gitmenin tam zamanıdır.

Bırakmayın. Eğer pozisyonunuzu kaybetmeye zorlandıysanız kolunuzu savurmadan topun yere değmesine izin vermeyin. Her ne olursa olsun her topa vurmaya çalışın, her sayı geçerlidir. Eğer başka seçeneğiniz yoksa kesme yapmak veya uzaktan top çıkartarak müdafa yapmak yanlış değildir. Yetişemediğiniz yerlere giden topları devamlı kurtarmaya çalışmak zaman içinde ayaklarınızın ve reflekslerinizin hızlanmasına sebep olacaktır. Rakibiniz, en iyi vuruşları geri dönünce kolay sayı vermeyeceğinizi düşünecek ve morali bozulacaktır.

Cüz. 20-20 de sakin olun. Herhangi bir sayıda nasıl oynuyorsanız aynı şekilde oynamaya çalışın. Ya yap ya da öl yaklaşımına girerseniz gerginleşip baskı altında kalırsınız. Ya kuvvetli yanınızla oynayın ya da rakibinizi zayıf olduğu şekilde oynatmaya çalışın. Doğru yere doğru zamanda yapılan bir itme/kesme, iyi bir blok kadar değerli olabilir.

Masa tenisi ile ilgili ek fikirler ve haberler için hergün tabletennis.about.com sitesini ziyaret ediniz.Aklınıza epeydir takılan bir soru varsa bunu lütfen foruma postalayın. En kısa sürede cevap almanızı sağlayacağım. Haberleri takip etmek için benim ücretsiz elektronik bültenime Abone olun. Eğer chat yapmak istiyorsanız bu opsiyonu da kullanabilirsiniz.Ve benim haftalık yazılarımı okumayı unutmayın.

Courtesy of Sean ONeill

Tercüme : Ertan Patır

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Robotlarla mülakata girmeye hazır mısınız?

yapay zeka ve insan kaynakları, yapay zeka, işe alımda yapay zeka, aı

Yapay zeka artık şirketlerin işe alım süreçlerinde de rol almaya başladı. İnsan kaynakları departmanının yeni çalışanı yapay zeka başvurularınızı değerlendirmek üzere sizleri bekliyor. Peki ya siz robotlarla mülakata girmeye hazır mısınız?

Yapay zeka işe alımı nasıl etkileyecek?

Her alanda yapay zeka kavramı tartışılırken elbette işe alım süreçleri içinde en çok konuşulan konuların arasında bu kavramın etkileri var. Peki yapay zeka işe alım için neden önemli? Gelecekte neleri değiştirecek?

Yapay zeka kavramı artık her yerde ve neredeyse her alanda karşımıza çıkıyor. Yapay zeka teknolojisi her geçen gün gelişiyor ve yeni kullanım alanları buluyor. Bilim insanları ve mühendisler insanların hastalıklarına tanı koyabilen yapay zeka doktorlar geliştiriyor. Facebook terörle ilgili olabileceğini düşündüğü içerikleri yapay zeka sayesinde tespit ediyor. Yapay zeka en karmaşık zeka oyunlarını mükemmel şekilde oynayabilmeyi kendi kendine öğrenebiliyor. Hatta resim ve müzik bile yapabiliyor.

İşe alımda yapay zeka çok uzak değil

Yapay zekanın işe alımlarda aktif olarak kullanılmaya başlanması da artık çok uzakta değil. Yapay zeka tabanlı pek çok yazılım bugün bile dev firmalarda işe yapılırken kullanılıyor. Örneğin Avrupa’da büyük bir iletişim merkezi, yedi farklı dilin akıcılığının test edilmesi gereken bir işe alım sürecinde dil uzmanları kullanmak yerine yapay zeka algoritmalarını kullandı. Her aday ile AI uygulaması kullanılarak bir telefon görüşmesi yapıldı. Konuşma sırasında adayların dil akıcılığı ve iletişim becerileri yapay zeka tarafından değerlendirildi. Sonuçlar son derece verimliydi

Hızlı ve isabetli

Firmaların işe alım yaparken beklentileri hemen hemen aynı. Bütün firmalar uzmanları sayesinde açık olan pozisyonlara yetenek, tecrübe ve karakter özellikleri bakımından en uygun adayları yerleştirmek istiyor. Ancak sorun şu ki uzmanlar ne kadar tecrübeli ve yetenekli olurlarsa olsunlar hiçbir zaman mükemmel değiller. Çok fazla veriyi akıllarında tutmak ve bunları kısa sürede işleyerek adayın uygunluğunu değerlendirmek insan işe alımcılar için gerçekten çok zor. Bu da verimsiz sonuçlara neden olabiliyor.

Önyargısı yok

Öte yandan yapay zeka insanların sahip olduğu dezavantajlara sahip değil. Milyonlarca kişilik bir veri bankasına erişimleri olabilir. Bu veriyi kullanarak gelecek vadetmeyen adayları anında eleyebilir ve milyonlarca kişi içinden işe en uygun adayı saniyeler içinde belirleyebilir.

Üstelik hepsi bu da değil. Doğru kriterlerle programlanmış bir yapay zeka insan işe alım uzmanının sahip olduğu önyargılara da sahip olmayacağından birini işe alırken ona sıfır önyargı ile yaklaşabilir. Elbette bu durum suistimale de açık. Eğer yapay zeka belirli bir gruba karşı negatif yaklaşacak şekilde programlanırsa işler değişir. Söz konusu gruptan kimseler daha eleme sürecinin en başında değerlendirme dışı tutulabilir ve yeni tür bir ayrımcılığa maruz kalabilir. Bu nedenle işe alım yazılımlarının suistimal edilmeyecek şekilde kullanılmamalarına ilişkin etik kurallar koyulması da gerekebilir.

Dil ve kültür bariyerlerinden etkilenmiyor

Günümüzde global şirketler pek çok farklı ülke ve kültürden çalışanı bünyesinde barındırıyor. Global şirketlerde işe alım süreçleri bu yüzden çok daha karmaşık hale gelebiliyor. İnsan kaynakları uzmanları da bu karmaşadan ciddi şekilde etkilenebiliyor. Diller farklı kültürler farklı algılar farklı olunca hangi insanın doğru aday olduğunu bulabilecek gerçek bir çıkmaza dönüşüyor. Yapay zeka ise dil, kültür ve algı açmazlarından muaf. Üstelik yeni geliştirilen işe alım yazılımları yani yapay zekalar pek çok farklı dilde üstelik telefonda bile iş görüşmesi yapabiliyor ve son derece isabetli yerleştirmeler yapabiliyor.

Peki AI insan işe alım uzmanlarını tamamen devre dışı mı bırakacak?

Bu sorunun yanıtı elbette hayır. İşe alım kriterleri belirleyecek olanlar, insanlarda neler aradıklarını bildirenler yine insan uzmanlar olacak.

Kaynak: www.kariyer.net

Okumaya devam et

MAKALE

Tarihin ilk hackerıyla tanışmak ister misiniz?

mıt, bilgisayar şifresi kıran ilk hacker, allan scherr

Bilgisayar çağı boyunca birçok şifreleme yöntemi geliştirildi ve kırıldı. Peki bu şifreler hayatımıza ne zaman girdi? İşte bir bilgisayarın şifresini kıran ilk insan Allan Scherr ve hikayesi…

Allan Scherr: Bilgisayar şifresi kıran ilk hacker

1962 yılında ABD’nin en prestijli üniversitelerinden Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’ndeki (MIT) bilim insanları bilgisayarların güvenliği için yeni bir sistem geliştirdi: Şifre.

Zaman paylaşımlı işletim sistemini (CTSS) kullanan MIT’li araştırmacılar, o dönem bilgisayarları paylaşmak zorundaydı ve kullanım süreleri kısıtlıydı.

Farklı kullanıcıların dünyanın farklı yerlerinden ve bir telefon ağı aracılığıyla girdiği sistemi sömürenler de yok değildi.

Nihayetinde her çalışana sisteme erişmesi için kişisel bir şifre verilmesine karar verildi.

Günümüzde bilgisayar ve internet teknolojileri için güvenlik olmazsa olmaz. 1960’lı yıllarda ise şifre kavramı bilgisayar dünyası için çok yeniydi.

Tüm şifrelere giden dosya

Bilgisayar bilimci Fernando Corbató’nun geliştirdiği bu sistemle bilgisayara girenler, kendilerine ayrılan süre bittiğinde sisteme yeniden giriş yapamıyordu.

Ancak her güvenlik sistemi gibi bunu da istismar edecek biri çıktı: MIT’de yüksek lisans eğitimini sürdüren genç bilgisayar bilimci Allan Scherr.

Scherr, yüksek lisans tezi için bu sistemin performansını ölçmeliydi. Ancak toplamda sadece 10 saati vardı:

“Bu sistemdeki farklı değişkenleri ölçebilmem için özel erişim iznim vardı. Yaklaşık 30 simulasyon hazırlamalıydım ama bana ayrılan süre çok azdı. Daha çok süre istedim ve reddettiler. Ben de bana ayrılan süreyi sıfıra indirmenin yolunu buldum.”

Scherr önce tüm şifrelerin toplandığı ‘Gizli kullanıcı şifreleri’ isimli dosyayı buldu. Dosya isminde ‘gizli’ kelimesi özellikle tersten yazılmıştı.

Kimsenin haberi bile olmadan bu dosyayı yazdırmanın bir yolunu bulan Scherr, sistemde kullanılan tüm kişisel şifrelerin bir kopyasına sahip oldu.

“Artık sisteme istediğim zaman ve sürede girebiliyordum” diyen Scherr, arkasını kollaması için bir de suç arkadaşı buldu.

Programın finansal yöneticisine sus payı olarak şifrelerin listesini el altından vermeyi teklif etti, o da kabul etti.

Scherr patronlarından bazılarının sistemlerini hacklemekle kalmayıp, arkasında onlarla dalga geçen mesajlar bırakıyordu.

‘Kafamı bir sürü şifreyle doldurmaktan hoşlanmıyorum’

1960’lu yıllardan sonra şifre kullanımı günlük hayatın bir parçası olmaya başladı.

Hava limanlarında da yolcu bilgilerine erişim için şifreler kullanılmaya başlandı. 1970’li yıllarda artık banka müşterileri hesap bilgilerine bu sistemle ulaşıyordu.

1980’lere gelindiğinde şifre gerektiren paylaşımlı bilgisayarların kullanımı yaygınlaştı.

Şifre, ekmek ve su gibi en temel ihtiyaçlarımızdan biri haline geldi.

Scherr’e göre, bir gün uyanıp da kendi yaşamımıza erişimimizin engellendiğini öğreneceğimiz yakın:

“Bence şimdiden bunu yaşıyoruz. Telefona pin kodunu birkaç kez yanlış giriyoruz, telefon devre dışı kalıyor.”

MIT’yi bitirdikten sonra 30 yıla yakın IBM teknoloji şirketinde çalışan Scherr, IBM’in yazılım sistemi ve uygulama ve mini bilgisayarlarla iletişim ağını geliştiren kişiydi.

Peki bilgisayar endüstrisinin ilk hackerlarından Scherr, başkalarının onun şifresini kırmasını nasıl engelliyor?

‘Kırılamaz şifre’nin formülü ne olabilir?

Sherr’in yanıtı şaşırtıcı:

“Kafamı bir sürü şifreyle doldurmaktan hoşlanmıyorum.

“Ezberlediğim uzun ve karmaşık tek bir şifre var, tüm şifrelerimi yöneten bir uygulamaya girmemi sağlıyor.”

Kaynak: www.bbc.com

Okumaya devam et

MAKALE

Mutlu olma korkusu: Çerofobi nedir?

mutluluk korkusu, Manşet, çerofobi nedir, çerofobi belirtileri

Mutlu olmayı hak etmediğinizi mi düşünüyorsunuz? Eğer mutlu olursanız bunun olumsuz sonuçlar doğuracağına mı inanıyorsunuz? O zaman siz de mutluluk fobisine sahip olabilirsiniz. İşte çerofobi olarak da bilinen mutluluk korkusu hakkında her şey…

Mutluluktan korkmanın diğer adı: Çerofobi

Çerofobi, hakkında pek konuşulmasa da oldukça yaygın olduğu düşünülen bir sorun. Mutluluk korkusu diye bilinen bu kaygı türü, insan hayatını çekilmez bir hale getirebiliyor. Tedaviye başlamak için, önce geçmişinizi eşelemeniz gerekiyor.

Bir şeyin gerçek olamayacak derecede iyi göründüğünü hissettiğinizde, yani son zamanlarda sizin yararınıza birçok şey yaşandığını fark ettiğinizde, bu durum şüpheli mi görünüyor?

Kimi insanlar bu duyguyu aşamaz ve iyi şans, zihinlerinde bir uğursuzluğa dönüşür.

Akıldışı bir nefret duygusuna sahip olan insanlar, “Çerofobi” adı verilen bir olgudan mustariptir. Bu terim “keyifliyim/neşeliyim” anlamına gelen “chairo” kelimesinden türemiştir. Temel anlamda, (bu kişilerin) eğlenceli bir şeye katılmaya korkması anlamına gelir.

Korkutucu olan şey aktiviteler değil; şayet (eğlenceye) katılırsanız, mutlu ve kaygısız durumdayken korkunç bir şey olacağı korkusudur.

Çerofobi yaygın biçimde kullanılmıyor ya da iyi tanımlanmamış bir terim ve ruh sağlığı durumlarının teşhisinde temel kaynak olan (ABD’de kullanılan) ‘Zihinsel Bozukluklar Tanısal ve Sayısal Kılavuzu’nun  (DSM-5) son baskısında mevcut değil.

Ancak Healthline adlı siteye göre, kimi tıp uzmanları Çerofobi’yi bir kaygı biçimi olarak sınıflandırıyor.

BELİRTİLERİ NELERDİR?

Büyük ihtimalle çerofobisi olan biri her an için üzüntü yaşamıyor, yalnızca mutluluk yaşatabilecek olaylardan ve etkinliklerden kaçınıyor.

Healthline’ın aktardığına göre, bozukluğun kimi işaretleri şunlar:

– Bir sosyal buluşmaya davet edildiğinde endişe hissi.

– Kötü bir şeyin gerçekleşeceği korkusundan dolayı olumlu yaşamsal değişimler sağlayabilecek fırsatları görmezden gelme.

– “Eğlenceli” etkinliklere katılmayı reddetmek.

– Mutluluğu düşünmenin kişiyi kötü veya fena birisi yapacağı düşüncesi

– Mutluluğu düşünmenin kötü bir olayın gerçekleşeceği anlamına geldiğine inanmak

– Mutluluğu göstermenin, sizin ya da aileniz veya arkadaşlarınız için kötü olduğuna inanmak.

– Mutlu olmaya çabalamanın zaman ve enerji kaybı olduğunu düşünmek.

Psikiyatrist Carrie Barron, ‘Psychology Today’ adlı sitede yayınlanan bir blog yazısında, “zevk alma korkusu” biçiminde tanımlanan “Hedonofobi” ya da Çerofobi yaşayan insanlarla ilgili olası sebepleri ele alıyor.

“Bugünlerde, mutluluk arayışını konu alan birçok konuşma var,” diye yazmış.

“Bir insanın bu pozitif duygudan korkması olağandışı görünebilir. Şayet çocukluk dönemine dayanan bir mutluluk/ceza ilişkisinden kaynaklanıyorsa, düşündüğümüzden çok daha yaygın olabilir.”

SEBEBİ OLUMSUZ DENEYİMLER OLABİLİR

Örneğin, sevdiğiniz bir insanla veya belirli bir olayla ilişkilendirdiğiniz olumsuz bir deneyim ile çatışma yaşama korkusundan kaynaklanıyor olabilir. Mutluluk verici bir olayın hemen ardından kötü şeyler yaşamışsanız, buna karşı bir direnç geliştirebilirsiniz.

Barron, “Eğer zevk almaktan hoşlanmıyorsanız, bunun sebebi yol üzerinde bir yerde öfke, ceza, aşağılama ya da hırsızlığın -zevki siz hak etseniz de onlar ele geçirmiş ve- sevincinizi öldürmüş olması mümkün,” diye ekliyor. “Artık bunu hissetmekten korkuyorsunuz; zira, ardından bir hayal kırıklığı geliyor.”

Metro haber sitesinin gerçekleştirdiği bir söyleşide, blog yazarı Stephanie Yeboah, kendi deneyiminden çerofobi ile yaşamanın neye benzediğini anlatıyor:

“Bu, mutluluğun uzun sürmeyeceğini hissetmeniz nedeniyle tam anlamıyla bir ümitsizlik hissi yaşatıyor; bu ise, bir şeye dâhil olmaktan veya aktif biçimde bir şeyler yapmaktan kaygı duymanıza neden oluyor.

“Mutluluk korkusu, bir kişinin aralıksız olarak mutsuzluk içinde yaşadığı anlamına gelmiyor. Benim durumumda, çerofobi, travmatik olaylar nedeniyle daha da kötüleşti ve tetiklendi. Kazanılan bir kampanyayı kutlamak, zor bir görevi tamamlamak ya da bir müşteriyi kazanmak gibi şeyler bile huzursuz hissettiriyor.

Yeboah’ın çok da faydalı olmadığını ifade ettiği çerofobi tedavisi, kimi durumlarda depresyon sorununu tedavi etmekle karıştırılabiliyor.

“Çerofobi hakkında çok fazla kaynak olmadığı için yapabileceğim pek bir şey yok, bu yüzden sadece onunla yaşamaya devam ediyorum ve mümkün olduğu kadar onu düşünmekten kaçınıyorum.”

GEÇMİŞLE HESAPLAŞMAK GEREKİYOR

Barron, geçmişinizi eşelemenin başlangıç için iyi bir yer olduğunu, bu sayede olumsuz sonuçlardan korkmaksızın, keyfince zaman geçirmeye, eğlenmeye ve mutluluğa karşı tolerans göstermeyi deneyebileceğinizi söylüyor.

Bilhassa, iç-görü odaklı psikoterapi ve bilişsel davranışçı terapiler gibi tedavilerin, insanların sebepleri idrak etmede, ayrıca zevk ve acı arasında kurdukları olumsuz bağlantıları çözme noktasında yararlı olduğunu söylüyor.

Çerofobi ile uğraşmak, her şeyden öte, düşünme biçiminizi değiştiriyor. Şayet aynı sorunu yaşadığınızı düşünüyorsanız, büyük ihtimalle, geçmişte yaşanan bir çatışma ya da travma sebebiyle ortaya çıkan bir savunma mekanizmasıdır.

Sorunlarınız üzerinde çalışmak zaman alır; fakat tedavi ile bunu geçmişte bırakacak, mutluluğun tadını çıkaracak ve işte o anda yaşamaya başlayabileceksiniz.

Yazar: Lindsay Dodgson
Çeviren: Tarkan Tufan
Kaynak: www.gazeteduvar.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

TREND