Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Şaşkınların hayat rehberi

“Hep aynı dertlere hayıflanıyor, hep aynı hataları yapıyor, hep yanlış insanları seviyoruz üst üste, senebesene. O da biz, bu da biz. Bu kadar güçlü ve girişken olan da biziz; böylesine zayıf ve kırılgan olan da.” Elif Şafak, kendisi gibi hayatla başa çıkma konusunda şaşkın olanlar için yazdı…

Peki insan bütünü anlayamaz mı? Zor ki ne zor. Ama olgun bir bakış açısına mümkün mertebe yaklaşabiliriz; gelebildiğince, olabildiğince. Birden fazla parçayı aynı anda kavrayabilmek içinse sabır, sükûnet ve emek lazım.
Hayatta görece kolay ve hızlı öğrendiğimiz dersler var, bir de fena halde zorlandıklarımız. Bir bakmışız üçer beşer atlayarak çıkıyoruz önümüzdeki basamakları; bir rahatlık, bir özgüven, değme gitsin, tereyağından kıl çeker gibi… Derken bir de bakmışız, takılmışız mini minnacık bir noktada, olmadık bir safhada, bir arpa boyu bile yol kat edememişiz yıllardır. Hep aynı dertlere hayıflanıyor, hep aynı hataları yapıyor, hep yanlış insanları seviyoruz üst üste, senebesene. O da biz, bu da biz. Bu kadar güçlü ve girişken olan da biziz; böylesine zayıf ve kırılgan olan da.

Sabretmeyi öğrenmek ne kadar zor. Sabrın kıymetini anlamak ise belki bir ömür boyu sürüyor. Hep acele ediyoruz ya, telaşımız bize vakit kaybettiriyor. Koşar adım gittiğimiz yere, daha mı geç varıyoruz ne? Mutluyken de mutsuzken de aceleciyiz nedense. Bir ilişkiye başlarken de, bir aşkı noktalarken de. Evlenirken de, boşanırken de. Ufacık bir söz işitir işitmez heyheyleniyor, anında durumlardan sonuç çıkarıyor, tam olarak anlamadan ve dinlemeden yargılıyor, yaftalıyoruz. Ve bunu bir değil, on değil, yüz değil, bin değil, aslında hep yapıyoruz. Koca bir ömür.

Bilmek de yetmiyor üstelik. İdrak bir yere kadar geliyor ancak. Ondan sonra puf! Teorimiz sağlam da, pratikte habire sınıfta kalıyoruz. Lafa gelince çok şey söyleyebiliyoruz, inci inci dizelerimiz ama söylediklerimizi hayata geçirme aşamasında daima ham, hep acemiyiz. Teoride kıdemli usta, pratikte henüz çırağız. Takıldığımız esas yer orası. Geçemediğimiz engeller orada.
Meşhur hikâyedir. Mesnevi’de anlatılır. Körlerle dolu bir odaya bir fil getirilir. Körlerden her biri filin bir parçasına dokunur, kavradığı ve tahayyül edebildiği sınırlı parçaya göre bütünü tarif eder. Söylenen her şey hem doğrudur hem yanlış. Hem ilgilidir hem eksik. Herkes sadece bir parçasını anlar resmin, tamamını kavramaktan aciz.

Peki insan bütünü anlayamaz mı? Zor ki ne zor. Ama olgun bir bakış açısına mümkün mertebe yaklaşabiliriz; gelebildiğince, olabildiğince. Birden fazla parçayı aynı anda kavrayabilmek içinse sabır, sükûnet ve emek lazım.
Sadi der ki:

“Kolay elde edilen şeyler uzun sürmez/ Bağdat’ta bir fırından günde yüz kase çıkarken/ Çin’de tek bir seramik kase üretmek kırk yıl alır/ Hangisi daha değerlidir?/ Yumurtasından yeni çıkmış bir civciv kendi gıdasını bulup yerken/ Bir bebek yıllar boyu bakıma muhtaç kalır/ Birincisi bakışlarını asla yerden ayırmazken/ İkincisi içeride yıldızlar ve galaksiler barındırabilir.”
Hayatta her şey için emek lazım. Bir roman yazarken, bir film çekerken, bir albüm tamamlarken ya da ufacık bir bakkal dükkânı işletirken veya yepyeni lüks bir restoran açarken… Boyutları ne olursa olsun yaptığımız her iş, ürettiğimiz her eserde meselenin püf noktası emek, emek, emek.

Nedense kabiliyetin rolü fazla abartılmış. Başarılı insanların özel, hatta insanüstü kabiliyetleri olduğuna inanıyoruz. Oysa kabiliyet hepimizde var, hem de gani gani. Doğuştan nice yeteneklerle geliyoruz şu âleme. Ne var ki yeteneklerimizi ortaya çıkartacak emeği, direnci, dirayeti, kararlılığı ve inancı gösterme aşamasında tökezliyor, çuvallıyoruz. Bizleri hayat boyu kâh öne çıkaran kâh kenarda ya da geride tutan esas ölçüt kabiliyetlerimizin derecesi değil, işimize verdiğimiz emeğin derecesi.

Elimin altında daima hazır bekleyen kitaplardan biri Sufi’nin Hayat Rehberi. Benim gibi şaşkınlar için iyi bir rehber. Yazarı Neil Douglas-Klotz tanınmış bir akademisyen ve aynı zamanda Uluslararası Sufizm Birliği’nin başkanı. Bugün Batıya tasavvufu tanıtan ve sevdiren insanların başında geliyor. Daha evvel Annemarie Schimmel ya da İdris Şah gibi isimlerin yaptığı gibi, o da dinler ve kültürlerarası metinler kurmakla kalmıyor; aynı zamanda “Doğu’nun dili”ni Batı’ya, “Batı’nın söylemi”ni Doğu’ya uyarlıyor. Böylelikle ortaya çok farklı kesimlerden insanların okuyup zevk alabilecekleri, tasavvufu hissederek düşünebilecekleri, modern bireyi asırların bilgi ve sezgi birikimiyle tanıştıran bir yaklaşım çıkıyor. Mevlana, İdris Şah, Rabia, Hafız, Attar kitapta resmigeçit yapıyor.

İstihareye yatar gibi okunabilecek bir eser bu. Açıp açıp rastgele bir sayfa okuyup, düşüncelere dalabileceğiniz, içinize bakabileceğiniz, meditasyon yapabileceğiniz, kendinizle baş başa kalabileceğiniz. Başından sonuna bir kez okunup da bir kenara kaldırılmak için yazılmamış zaten. 99 kapılı bir saray gibi. İstediğiniz kapıdan giriyor, istediğiniz kadar kalıyorsunuz odalarında. Üst perdeden konuşmuyor bu kitap. Okura yukarıdan bakmıyor. Ne de olsa “Sufi her şeye iki yönden bakma eğilimindedir. Kendi bakış açısından ve berikinin bakış açısından.”
Okudukça insanı cahil bırakan kitaplar var, Sufinin Hayat Rehberi öyle işte.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Tarihin ilk hackerıyla tanışmak ister misiniz?

mıt, bilgisayar şifresi kıran ilk hacker, allan scherr

Bilgisayar çağı boyunca birçok şifreleme yöntemi geliştirildi ve kırıldı. Peki bu şifreler hayatımıza ne zaman girdi? İşte bir bilgisayarın şifresini kıran ilk insan Allan Scherr ve hikayesi…

Allan Scherr: Bilgisayar şifresi kıran ilk hacker

1962 yılında ABD’nin en prestijli üniversitelerinden Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’ndeki (MIT) bilim insanları bilgisayarların güvenliği için yeni bir sistem geliştirdi: Şifre.

Zaman paylaşımlı işletim sistemini (CTSS) kullanan MIT’li araştırmacılar, o dönem bilgisayarları paylaşmak zorundaydı ve kullanım süreleri kısıtlıydı.

Farklı kullanıcıların dünyanın farklı yerlerinden ve bir telefon ağı aracılığıyla girdiği sistemi sömürenler de yok değildi.

Nihayetinde her çalışana sisteme erişmesi için kişisel bir şifre verilmesine karar verildi.

Günümüzde bilgisayar ve internet teknolojileri için güvenlik olmazsa olmaz. 1960’lı yıllarda ise şifre kavramı bilgisayar dünyası için çok yeniydi.

Tüm şifrelere giden dosya

Bilgisayar bilimci Fernando Corbató’nun geliştirdiği bu sistemle bilgisayara girenler, kendilerine ayrılan süre bittiğinde sisteme yeniden giriş yapamıyordu.

Ancak her güvenlik sistemi gibi bunu da istismar edecek biri çıktı: MIT’de yüksek lisans eğitimini sürdüren genç bilgisayar bilimci Allan Scherr.

Scherr, yüksek lisans tezi için bu sistemin performansını ölçmeliydi. Ancak toplamda sadece 10 saati vardı:

“Bu sistemdeki farklı değişkenleri ölçebilmem için özel erişim iznim vardı. Yaklaşık 30 simulasyon hazırlamalıydım ama bana ayrılan süre çok azdı. Daha çok süre istedim ve reddettiler. Ben de bana ayrılan süreyi sıfıra indirmenin yolunu buldum.”

Scherr önce tüm şifrelerin toplandığı ‘Gizli kullanıcı şifreleri’ isimli dosyayı buldu. Dosya isminde ‘gizli’ kelimesi özellikle tersten yazılmıştı.

Kimsenin haberi bile olmadan bu dosyayı yazdırmanın bir yolunu bulan Scherr, sistemde kullanılan tüm kişisel şifrelerin bir kopyasına sahip oldu.

“Artık sisteme istediğim zaman ve sürede girebiliyordum” diyen Scherr, arkasını kollaması için bir de suç arkadaşı buldu.

Programın finansal yöneticisine sus payı olarak şifrelerin listesini el altından vermeyi teklif etti, o da kabul etti.

Scherr patronlarından bazılarının sistemlerini hacklemekle kalmayıp, arkasında onlarla dalga geçen mesajlar bırakıyordu.

‘Kafamı bir sürü şifreyle doldurmaktan hoşlanmıyorum’

1960’lu yıllardan sonra şifre kullanımı günlük hayatın bir parçası olmaya başladı.

Hava limanlarında da yolcu bilgilerine erişim için şifreler kullanılmaya başlandı. 1970’li yıllarda artık banka müşterileri hesap bilgilerine bu sistemle ulaşıyordu.

1980’lere gelindiğinde şifre gerektiren paylaşımlı bilgisayarların kullanımı yaygınlaştı.

Şifre, ekmek ve su gibi en temel ihtiyaçlarımızdan biri haline geldi.

Scherr’e göre, bir gün uyanıp da kendi yaşamımıza erişimimizin engellendiğini öğreneceğimiz yakın:

“Bence şimdiden bunu yaşıyoruz. Telefona pin kodunu birkaç kez yanlış giriyoruz, telefon devre dışı kalıyor.”

MIT’yi bitirdikten sonra 30 yıla yakın IBM teknoloji şirketinde çalışan Scherr, IBM’in yazılım sistemi ve uygulama ve mini bilgisayarlarla iletişim ağını geliştiren kişiydi.

Peki bilgisayar endüstrisinin ilk hackerlarından Scherr, başkalarının onun şifresini kırmasını nasıl engelliyor?

‘Kırılamaz şifre’nin formülü ne olabilir?

Sherr’in yanıtı şaşırtıcı:

“Kafamı bir sürü şifreyle doldurmaktan hoşlanmıyorum.

“Ezberlediğim uzun ve karmaşık tek bir şifre var, tüm şifrelerimi yöneten bir uygulamaya girmemi sağlıyor.”

Kaynak: www.bbc.com

Okumaya devam et

MAKALE

Mutlu olma korkusu: Çerofobi nedir?

mutluluk korkusu, Manşet, çerofobi nedir, çerofobi belirtileri

Mutlu olmayı hak etmediğinizi mi düşünüyorsunuz? Eğer mutlu olursanız bunun olumsuz sonuçlar doğuracağına mı inanıyorsunuz? O zaman siz de mutluluk fobisine sahip olabilirsiniz. İşte çerofobi olarak da bilinen mutluluk korkusu hakkında her şey…

Mutluluktan korkmanın diğer adı: Çerofobi

Çerofobi, hakkında pek konuşulmasa da oldukça yaygın olduğu düşünülen bir sorun. Mutluluk korkusu diye bilinen bu kaygı türü, insan hayatını çekilmez bir hale getirebiliyor. Tedaviye başlamak için, önce geçmişinizi eşelemeniz gerekiyor.

Bir şeyin gerçek olamayacak derecede iyi göründüğünü hissettiğinizde, yani son zamanlarda sizin yararınıza birçok şey yaşandığını fark ettiğinizde, bu durum şüpheli mi görünüyor?

Kimi insanlar bu duyguyu aşamaz ve iyi şans, zihinlerinde bir uğursuzluğa dönüşür.

Akıldışı bir nefret duygusuna sahip olan insanlar, “Çerofobi” adı verilen bir olgudan mustariptir. Bu terim “keyifliyim/neşeliyim” anlamına gelen “chairo” kelimesinden türemiştir. Temel anlamda, (bu kişilerin) eğlenceli bir şeye katılmaya korkması anlamına gelir.

Korkutucu olan şey aktiviteler değil; şayet (eğlenceye) katılırsanız, mutlu ve kaygısız durumdayken korkunç bir şey olacağı korkusudur.

Çerofobi yaygın biçimde kullanılmıyor ya da iyi tanımlanmamış bir terim ve ruh sağlığı durumlarının teşhisinde temel kaynak olan (ABD’de kullanılan) ‘Zihinsel Bozukluklar Tanısal ve Sayısal Kılavuzu’nun  (DSM-5) son baskısında mevcut değil.

Ancak Healthline adlı siteye göre, kimi tıp uzmanları Çerofobi’yi bir kaygı biçimi olarak sınıflandırıyor.

BELİRTİLERİ NELERDİR?

Büyük ihtimalle çerofobisi olan biri her an için üzüntü yaşamıyor, yalnızca mutluluk yaşatabilecek olaylardan ve etkinliklerden kaçınıyor.

Healthline’ın aktardığına göre, bozukluğun kimi işaretleri şunlar:

– Bir sosyal buluşmaya davet edildiğinde endişe hissi.

– Kötü bir şeyin gerçekleşeceği korkusundan dolayı olumlu yaşamsal değişimler sağlayabilecek fırsatları görmezden gelme.

– “Eğlenceli” etkinliklere katılmayı reddetmek.

– Mutluluğu düşünmenin kişiyi kötü veya fena birisi yapacağı düşüncesi

– Mutluluğu düşünmenin kötü bir olayın gerçekleşeceği anlamına geldiğine inanmak

– Mutluluğu göstermenin, sizin ya da aileniz veya arkadaşlarınız için kötü olduğuna inanmak.

– Mutlu olmaya çabalamanın zaman ve enerji kaybı olduğunu düşünmek.

Psikiyatrist Carrie Barron, ‘Psychology Today’ adlı sitede yayınlanan bir blog yazısında, “zevk alma korkusu” biçiminde tanımlanan “Hedonofobi” ya da Çerofobi yaşayan insanlarla ilgili olası sebepleri ele alıyor.

“Bugünlerde, mutluluk arayışını konu alan birçok konuşma var,” diye yazmış.

“Bir insanın bu pozitif duygudan korkması olağandışı görünebilir. Şayet çocukluk dönemine dayanan bir mutluluk/ceza ilişkisinden kaynaklanıyorsa, düşündüğümüzden çok daha yaygın olabilir.”

SEBEBİ OLUMSUZ DENEYİMLER OLABİLİR

Örneğin, sevdiğiniz bir insanla veya belirli bir olayla ilişkilendirdiğiniz olumsuz bir deneyim ile çatışma yaşama korkusundan kaynaklanıyor olabilir. Mutluluk verici bir olayın hemen ardından kötü şeyler yaşamışsanız, buna karşı bir direnç geliştirebilirsiniz.

Barron, “Eğer zevk almaktan hoşlanmıyorsanız, bunun sebebi yol üzerinde bir yerde öfke, ceza, aşağılama ya da hırsızlığın -zevki siz hak etseniz de onlar ele geçirmiş ve- sevincinizi öldürmüş olması mümkün,” diye ekliyor. “Artık bunu hissetmekten korkuyorsunuz; zira, ardından bir hayal kırıklığı geliyor.”

Metro haber sitesinin gerçekleştirdiği bir söyleşide, blog yazarı Stephanie Yeboah, kendi deneyiminden çerofobi ile yaşamanın neye benzediğini anlatıyor:

“Bu, mutluluğun uzun sürmeyeceğini hissetmeniz nedeniyle tam anlamıyla bir ümitsizlik hissi yaşatıyor; bu ise, bir şeye dâhil olmaktan veya aktif biçimde bir şeyler yapmaktan kaygı duymanıza neden oluyor.

“Mutluluk korkusu, bir kişinin aralıksız olarak mutsuzluk içinde yaşadığı anlamına gelmiyor. Benim durumumda, çerofobi, travmatik olaylar nedeniyle daha da kötüleşti ve tetiklendi. Kazanılan bir kampanyayı kutlamak, zor bir görevi tamamlamak ya da bir müşteriyi kazanmak gibi şeyler bile huzursuz hissettiriyor.

Yeboah’ın çok da faydalı olmadığını ifade ettiği çerofobi tedavisi, kimi durumlarda depresyon sorununu tedavi etmekle karıştırılabiliyor.

“Çerofobi hakkında çok fazla kaynak olmadığı için yapabileceğim pek bir şey yok, bu yüzden sadece onunla yaşamaya devam ediyorum ve mümkün olduğu kadar onu düşünmekten kaçınıyorum.”

GEÇMİŞLE HESAPLAŞMAK GEREKİYOR

Barron, geçmişinizi eşelemenin başlangıç için iyi bir yer olduğunu, bu sayede olumsuz sonuçlardan korkmaksızın, keyfince zaman geçirmeye, eğlenmeye ve mutluluğa karşı tolerans göstermeyi deneyebileceğinizi söylüyor.

Bilhassa, iç-görü odaklı psikoterapi ve bilişsel davranışçı terapiler gibi tedavilerin, insanların sebepleri idrak etmede, ayrıca zevk ve acı arasında kurdukları olumsuz bağlantıları çözme noktasında yararlı olduğunu söylüyor.

Çerofobi ile uğraşmak, her şeyden öte, düşünme biçiminizi değiştiriyor. Şayet aynı sorunu yaşadığınızı düşünüyorsanız, büyük ihtimalle, geçmişte yaşanan bir çatışma ya da travma sebebiyle ortaya çıkan bir savunma mekanizmasıdır.

Sorunlarınız üzerinde çalışmak zaman alır; fakat tedavi ile bunu geçmişte bırakacak, mutluluğun tadını çıkaracak ve işte o anda yaşamaya başlayabileceksiniz.

Yazar: Lindsay Dodgson
Çeviren: Tarkan Tufan
Kaynak: www.gazeteduvar.com

Okumaya devam et

MAKALE

2019’un rengi belli oldu!

renk trendleri, pantone 2019, canlı mercan rengi, 2019 yılının rengi

Bu renk insana yaşama sevinci aşılıyor. Her bakışta farklı algılanan rengin sırrı ise denizin derinliklerinde gizli… Yeni yılda bu rengi sıkça görmeye hazır olun! İşte 2019’un rengi …

Pantone, 2019’un rengini açıkladı: Yaşama sevinci aşılıyor

Pantone Renk Enstitüsü her sene seçtiği yılın rengiyle pek çok sektörde kullanılan renk trendlerine ilham oluyor.

Pantone Renk Ensititüsü,  2019 yılının renginin, PANTONE 16-1546 Living Coral, yani  “canlı mercan” olduğunu açıkladı. Her bakışta farklı algılandığı söylenen “canlı mercan” renginin bakıldığı zaman insana yaşama sevinci aşıladığı düşünülüyor. Enstititü, her yıl renk belirlerken, topluma umut aşılayacak ve iç açacak renkler seçmeye özen gösterdiğini belirtti.

Son 20 yıldır insanların satın alma eğilimlerini, moda, mimarlık, dekorasyon ve ürün geliştirme stratejilerini yönlendiren renk trendlerini belirleyen Pantone Renk Enstitüsü, 2019 yılında canlı mercan renginin pek çok alanda karşımıza çıkacağını belirtiyor.

“Canlı mercan” hakkında yapılan yorumlardan biri de bu rengin her an karşılaşılabilecek bir renk olmayışı. Genel olarak denizin derinliklerinde yaşayan ıstakoz, karides, yengeç gibi hayvanlarda görülebiliyor. Bu sebeple insanlarda merak uyandırdığı ifade ediliyor.

Kaynak: www.t24.com.tr

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

TREND