Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Sanal geçmişinize sünger çekmek ister misiniz?

sanal geçmiş, google verileri nasıl silinir, google verileri

Teknoloji devi Google hakkımızda sandığımızdan çok şey biliyor. Bizim bile unuttuğumuz arama geçmişimizi hafızasında tutuyor. Neyse ki bu verilere ulaşmamız ve silmemiz mümkün!

Google’ın hakkınızda topladığı verileri nasıl silersiniz?

Başka pek çok şeyin yanında neyi araştırdığınızı, neyle ilgilendiğinizi ve hangi internet sitelerini ziyaret ettiğinizi bilen birileri var.

Google’dan bahsediyoruz, dünyanın en popüler arama motoru.

“Google hizmetlerini kullandığınızda, bilgileriniz açısından bize güvenirsiniz.”

Teknoloji devi, gizlilik şartları ve koşullarının ilk satırında kullanıcılarına neyle karşılaşabileceklerini bu kadar açık anlatıyor.

Ancak bilmediğiniz şu olabilir, Google ‘Etkinliğim’ fonksiyonunda depolanan bilgiyi silme imkanı sağlıyor.

Birkaç basit adımda, kendinizi Google’a unutturabiilirsiniz.

1. ‘Etkinliğim’ fonksiyonunu silmek

Google, ne zaman bir arama yaparsanız, topladığı veriyi hesabınızla ilişkili bir şekilde saklıyor.

Yaptığınız her hareket kayıt altında oluyor. Örneğin form doldurmak ya da Gmail hesabınızın gelen kutusunu taramak…

Bütün bu veriler ‘Etkinliğim’ bölümünde toplanıyor. Sizin gitmeniz gereken yer de burası.

Silmek için özellikle aradığınız ögeleri ya da sayfaları ya arama fonksiyonunu kullanarak bulabilirsiniz ya da her şeyi veya belli bir tarih aralığındaki ögeleri seçebilirisiniz.

Google’dan işleminizin muhtemel sonuçlarına ilişkin bir uyarı çıkacaktır.

2.YouTube’daki tüm faaliyetlerinizi silmek

Google, YouTube’da izlediklerinizi ve arattıklarınızı da takip ediyor.

Ancak bunu silmek de kolay. Öncelikle soldaki menüden ‘Geçmiş’ seçeneğine tıklayın, daha sonra sağdaki menüden ‘izleme geçmişi’ ve ‘arama geçmişi’ni seçerek temizleyin ya da silmek istediğiniz belirli bir aramayı da seçebilirsiniz.

3. Reklam verenlerin hakkınızda bildiği her şeyi nasıl silersiniz?

Google hakkınızdaki her şeyi bilmekle kalmıyor, bu bilgileri reklam verenlerle de paylaşıyor.

Sık sık arama geçmişinizle uyuşan reklamları görmenizin nedeni bu.

Ancak endişelenmeyin, reklam verenlere hangi bilgilerin iletildiğini bulabilirsiniz.

Bunu yapabilmek için, Google hesabınızda ‘Kişisel Bilgiler ve Gizlilik’ bölümüne girin.

Burada aradığımız ‘Reklam Ayarları’ seçeneği. Onun üzerine tıklayın ve ‘Reklam ayarlarını yönet’ kısmına tıklayın.

Daha sonra ‘Reklam Kişiselleştirme’ diye bir seçenek göreceksiniz. Eğer bunu devre dışı bırakırsanız, Google’ın sizinle ilgili tuttuğu diğer bilgilere ilişkin reklam almazsınız.

Ancak tamamen reklam almayı engellemek mümkün değil.

Google sizi ilgilerinize göre reklamları göremeyeceğiniz konusunda uyarıyor.

4. Google konum geçmişini silmek

Eğer Android cihazlarını kullanıyorsanız, Google, ‘Zaman Çizelgesi’ fonksiyonuyla telefon ya da bilgisayarınızla ziyaret ettiğiniz yerlerin listesini tutuyor.

Google Haritalar’dan bu bilgiyi silmek için bu sayfayı ziyaret etmeniz gerek.

Konum geçmişinizi kapatabilirsiniz ve tüm geçmişi, tek bir günü ya da belli bir zaman dilimini silebilirsiniz. Ya da yaptığınız tek bir seyahati… Bunun için ‘Konum Geçmişini Duraklat’a basmanız yeterli.

Kaynak: www.bbc.com

Advertisement

MAKALE

Nasıl oluyor da bazı insanlar çok sayıda dil konuşabiliyor?

yabancı diller, yabancı dil öğrenme teknikleri, Manşet, çok diller buluşması

Artık tek bir dil bilmek çok sıradan, hatta birçok kişinin bir yabancı dilinin daha olması günümüz şartları için çok normal. Ama bazıları da var ki bu durumu biraz abartmış… İşte yeni bir dil öğrenmeyi düşünenleri harekete geçirebilecek nitelikte bir makale…

Çok dil bilen insanlardan tavsiyeler

Berlin’de Çok Dilliler Buluşması’nda çok sayıda farklı dil konuşabilen 350 insan bir araya geldi.

Nasıl oluyor da bazı insanlar çok sayıda dil konuşabiliyor? Bazılarına bir yabancı dili öğrenmek bile zor gelir. Oysa Berlin’de Çok Dilliler Buluşması’nda çok sayıda farklı dil konuşabilen 350 insan bir araya gelmişti. Kimi en az 10 dil biliyordu, hatta 30 dil bilen biri bile vardı aralarında.

BBC Türkçe’nin haberine göre, beyin açısından ne kadar sıkıntılı bir iş olduğunu düşününce çoğu insanın dil öğrenmeyi neden zor bulduğunu anlayabiliriz. Farklı bellek sistemleri vardır ve yabancı bir dili iyi bir şekilde öğrenmek bunların hepsini kullanmayı gerektirir. Düzgün aksan için kasları iyi kullanmayı sağlayacak işlemsel belleğe, akıcı konuşmak için gereken kelimeleri ve dilbilgisini sağlayacak bildirimsel belleğe (bir dili akıcı konuşmak için 10 bin kelime bilmek gerekir) ihtiyaç vardır. Ve bunların hızlı bir şekilde hatırlanması için de “açık” ve “örtülü” bellekte programlanmış olması gerekir.

Bunamayı geciktiriyor

Fakat bütün bu zorlukların getirisi de büyüktür. En iyi beyin egzersizinin dil öğrenmek olduğu söyleniyor. Birçok araştırma çok dilli olmanın dikkat ve belleği geliştirdiğini ve bunun “zihinsel bir rezerv” yaratarak demans (bunama) başlangıcını geciktirdiğini ortaya koymuştur. Örneğin iki dilli olmanın demansı beş yıl geciktirdiğine inanılır.

Fakat yakın zamana kadar birçok nörolog yabancı bir dili akıcı konuşmak için erken yaşta öğrenmek gerektiğini ileri sürüyordu. Bu “kritik dönem hipotezi”ne göre, çocukluktaki kısa süreli bir dönemde yeni bir dilin farklılığını öğrenebiliriz ancak. Fakat diğer uzmanlar bunun abartılı bir sonuç olduğunu, yaş ilerledikçe dil öğrenme kapasitesinin hızlı bir düşüşten ziyade yavaş yavaş azaldığını belirtiyor.

Çok Dilliler Buluşması

Gerçekten de Berlin’deki Çok Dilliler Buluşması’na katılanların çoğu konuştukları dilleri çocuklukta değil, ileri yaşlarda öğrenmiş.

Peki nasıl oluyor da bu insanlar bu kadar dili öğreniyor? Onların çoğu dünyayı dolaştığı için bizden daha fazla motive olmuş olabilirler, ama bir şekilde biz de onlar gibi olabilir miyiz?

Buluşma’nın katılımcılarından Tim Keeley 20 dil biliyor ve çok dil öğrenmeyi etkileyen sosyal, psikolojik faktörler konusunda bir kitap yazıyor. Keeley bu işte en büyük etkenin zeka olmadığını, ancak analitik becerinin dili daha hızlı öğrenmeyi sağlayacağını söylüyor.

Bukalemun misali

Keeley’e göre, zekanın ötesine, kişiliğimizin derinliklerine bakmak gerekiyor. Yeni bir dil öğrenirken kendinizi yeniden keşfetmeniz, yeni bir kimlik edinmeniz gerekiyor. Yani, “bukalemun olmanız lazım” diyor.

Psikologlar uzun zamandır şunu biliyor: konuştuğumuz kelimeler kimliğimizle iç içe geçmiştir. Fransızcanın sizi romantik, İtalyancanın ise tutkulu yaptığı sözleri klişe gelebilir, ama her dil, davranışınızı etkileyen kültürel normlarla bağlantılıdır. Birçok araştırmada da çok dilli insanların konuştukları dile göre farklı davranışlar takındığı görülmüştür.

Farklı diller ayrıca yaşama dair farklı anıları hatırlatır. Örneğin Rus yazar Vladimir Nabokov otobiyografisini yazarken aynı şeyi fark etmiş. Kitabını önce İngilizce yazan yazar daha sonra onu ana dili Rusçaya çevirdiğinde yaşamına dair farklı ayrıntılar hatırladığını ve farklı bir perspektiften baktığını görmüş. Öyle farklı bir kitap ortaya çıkmış ki bu defa onu da İngilizceye çevirmiş.

Keeley aynı zamanda Japonya’da bir üniversitede çok kültürlü yönetim alanında ders veriyor. Japonca öğrenen Çinliler üzerinde yaptığı araştırmada, kendi kimliğinden sıyrılıp başkalarını kolay taklit eden, yanındaki insanlara uyacak şekilde kolay fikir değiştiren insanların yeni dili daha akıcı konuştukları sonucuna varmış.

Taklit yeteneği

Yani yanınızdakini ne kadar kolay taklit edebiliyorsanız dili de o kadar kolay öğrenirsiniz. Ayrıca takınılan bu yeni kimlik ve bununla bağlantılı oluşan bellek, farklı diller arasında bariyerler kurarak öğrendiğiniz dili anadilinizle veya diğer dillerle karıştırmamanızı da sağlar. Keeley, “İnsan zihninde her dil, kültür ve onlarla ilgili anılara ait ayrı bölümler olmalı ki diller aktif olduğu halde birbirine karışmıyor” diye açıklıyor bu durumu.

Çok dillilerden biri de Michale Levi Harris. Aktör olan Harris 10 dili ileri seviyede konuşuyor, 12 dili de orta seviyede anlıyor. New Yorklu olduğu halde Amerikan değil, İngiliz İngilizcesi aksanıyla konuşuyor. Benimle konuşurken bedeni yeni bir duruş alıyor, yeni bir kimliğe bürünüyor. Bunu bilinçli yapmadığını, konuştuğu dile göre otomatik olarak o kimliğe girdiğini söylüyor.

Herkesin yeni bir kültürel kimliğe bürünebileceğini ifade eden Harris, kelimelerin nasıl yazıldığını hiç düşünmeden konuştuğunuz kişiyi taklit etmek gerektiğini söylüyor. Kendi sesiniz size bir oyuncununki gibi abartılı gelebilir, ama bu yöntemdeki can alıcı nokta da orasıdır diyor.

Kısa ve sık tekrarlar

Bir diğer önerisi de “tuhaf” ses çıkarmayla ilgili utancınızı aşmanız. Örneğin Arapçada gırtlaktan çıkan sesler oldukça fazladır. Ama bilinçaltı olarak, konuşurken kendinize bu sesi rahat çıkarma izni verirseniz bunu başarabilirsiniz.

Fakat uzmanlar dil öğrenmeye başlarken o dili ana diliniz gibi konuşmak gibi yüksek hedefler koymanın olumsuz etkileri olduğunu, oysa asıl önemli olanın anlatılmak isteneni kolay ifade etmek olduğunu söylüyor.

Kısa ve sık tekrarların işe yaradığına inanılıyor; örneğin günde dört kez 15’er dakikalık yoğunlaşma ideal olabilir. Oturup ciddi ciddi çalışmaya zaman bulamasanız da diyalog tekrarlamak ya da o dilde bir şarkı dinlemek bile işe yarayacaktır.

Berlin’deki Buluşma’nın organizatörü Judith Meyer orada Ukraynalılarla Rusları, İsraillilerle Filistinlileri birbiriyle konuşurken gördüklerini, “yeni bir dilin gerçekten de yeni bir dünyaya açılan kapı” olduğunu söylüyor.

Kaynak: www.t24.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

Mükemmel bir iş ortamı yaratmak ister misiniz?

temel aksoy, şirket, mükemmel şirket, Manşet, işyeri yönetimi, iş ortamı, iş hayatı

Rahat, keyifli hatta eğlenceli ve bütün çalışanların birbirleriyle neşeli ilişkiler içinde olduğu bir şirkette çalışmayı kim istemez? Peki, böyle bir iş ortamı yaratmak için nelere ihtiyacımız var? Temel Aksoy ‘Mükemmel bir işyeri yaratmanın 6 kuralı’ başlıklı yazısında tam da ihtiyacımız olanları bizlerle paylaşıyor…

Mükemmel Bir İşyeri Yaratmanın 6 Kuralı

İyi bir iş ortamı yaratmak için, Google ya da Facebook gibi birkaç teknoloji şirketinde uygulanan yöntemleri hayata geçirmek gerekmez. Rahat, keyifli hatta eğlenceli ve bütün çalışanların birbirleriyle neşeli ilişkiler içinde olduğu şirketler yok denecek kadar azdır. Bunlar işyeri efsaneleridir.    

Mükemmel bir iş ortamı yaratmak için, her şeyden önce, çalışanlara odaklanan bir anlayışa sahip olmak gerekir.  Rob Goffee ve Gareth Jones’un da araştırmalarıyla ortaya koydukları gibi, dünyanın her yerinde her çalışanın hayal ettiği gibi bir işyeri yaratmanın 6 altın kuralı vardır. Üstelik bu kuralları hayata geçirmek için büyük bir yatırım yapmaya ya da çok fazla maddi kaynak ayırmaya da ihtiyaç yoktur. Arzu eden her lider, bu kuralları uygulayarak, mükemmel bir işyeri yaratabilir:

1- İnsanlar, gereksiz kurallarla baskı altında tutulmadıkları ortamlarda mutlu olurlar.

Sanayi dönemi, fabrikalarda işçilerin her an sıkı bir kontrol altında çalışmaları gereken bir dönemdi. Değer üretmenin yolu verimlilikten geçiyordu; verimlilik ise o işi daha önce yapmış olan insanların işi, yeni gelenlere öğretmeleri ve onları kontrol etmeleriyle sağlanıyordu.  İşçiler, ustalar, usta başları, müdürler… Birbirlerine kontrol düzeniyle bağlıydılar. Sanayi dönemindeki üretim biçiminde kontrol, olmazsa olmazdı.

Fakat bugün pek çok yönetici, kendisine bağlı çalışanların yaptıkları işi kontrol edecek bilgiye sahip değildir. Bir bilgisayar programcısının ya da bir web tasarımcısısın yöneticisi, yapılan işi, yapılırken değil, ancak iş bittikten sonra kontrol etme imkanına sahiptir.

Bu nedenle, içinde yaşadığımız dönemde insanların başında durarak, onları verimli kılmaya zorlamak anlamsızdır; böyle bir kontrol anlayışı artık geçerliliğini yitirmiştir. Bu dönem, insanların kendi istekleriyle bir işe talip oldukları, yaptıkları işin hesabını gönüllü olarak verdikleri bir dönem. Bu dönemde kimsenin kimseye zorla bir iş yaptırması ve o işten verim alması mümkün değil.

Bugünün işyerlerinde kurallar, az sayıda, yalın ve herkes için geçerli olan, gerçekten bir amaca hizmet eden kurallar olmalıdır. Kural koymaktaki amaç, yasaklamak ve kontrol etmek değil, ortak bir anlayış geliştirmek olmalıdır.

Mükemmel bir şirket olmanın ilk adımı, eski döneme ait, anlamsız kurallardan kurtulmak ve zamanın ruhuna uygun davranmaktır.

2- İnsanlar, ihtiyaç duydukları bilgiye serbestçe eriştikleri ortamlarda mutlu olurlar.

Eskiden bilgi az ve kıymetliydi. Bilgiye sahip olmak, güce sahip olmak demekti. Şimdi bilgi çok bol hatta fazla. Önemli olan bu bilgileri tasnif etmek, işe yarayanları ayırıp, bunlardan bir içgörü çıkarmak ve bunu şirketin yararına bir eyleme dönüştürebilmek. Herkesin her türlü bilgiyi edinebildiği, internet sayesinde istediği bütün bilgiye anında ulaşabildiği bir dönemde, şirketin içindeki bilgiyi birkaç kişinin elinde tutmak ve bundan bir güç devşirmeye çalışmak, eskiye ait, köhne bir anlayıştır.

Hayatın inanılmaz derecede hızlandığı, geciken bir kararın büyük kayıplara yol açtığı bir dünyada, her çalışanın zamanında ve doğru karar alması için, kendisine gerekli olan bilgiye her an ulaşması gerekir. Bilginin her çalışanla paylaşıldığı ortamlarda kimse bilgiyi bir güç kaynağı olarak kendi lehine kullanma ayrıcalığına sahip olamaz. Bilginin herkese açık olduğu ortamlar şeffaf olur ve güven yaratır.

Aksine bilginin saklandığı ortamlar ise, adaletsizliğe ve yanlışlara zemin hazırlar. Böyle ortamlarda bilgi, bir öğrenme ve karar alma aracı değil, bir çıkar ve tehdit unsuru olarak kullanılır. Bu anlayış, çalışanların ilişkilerini zedeler; şirketin ilerlemesini yavaşlatır ve şirketi rekabetin gerisine düşürür.

Mükemmel bir işyeri yaratmanın ikinci kuralı, işyerinde açıklık ve şeffaflık kültürünü hâkim kılmaktır. İnsanlar, ihtiyaç duydukları bilgilere, zahmetsizce ulaştıkları ortamlarda çalışmak isterler, böyle ortamlarda mutlu olurlar.

3- Çalışanlar kendilerini geliştirebildikleri ortamlarda mutlu olurlar.

Tarım toplumunda insanlar, anne babalarından öğrendikleri birkaç bilgi sayesinde bir ömür geçirebilecek bir donanıma sahip oluyorlardı. Sanayi döneminde ise, çalışanların bir alanda uzman olması yeterli oluyordu. Hem tarım toplumlarında hem sanayi toplumlarında insanlar tek bir iş yapıp emekli oluyorlardı. Fakat, içinde yaşadığımız dönemde, daha üniversiteden mezun olan insanların bile, kendilerini birçok farklı alanda geliştirmeleri gerekiyor. Artık herkesin, hem bir alanda uzmanlaşması hem de pek çok farklı alanda bilgi sahibi olması gerekiyor. 

Bugün hemen her şirket, çalışanların yaptıkları işleri daha iyi yapmaları için onlara eğitim veriyor. Oysa çalışanlar, bu eğitimlerin yanı sıra, kendilerini geliştirecekleri eğitimler almak istiyorlar. Çalıştıkları işyerlerinde hiç kullanmayacak bile olsalar, kendilerini geliştirecek eğitimler talep ediyorlar. Çalışanların bugünün şirketlerinden beklentileri, kendilerini geliştirebilmeleri için şirketlerin onlara destek olmasıdır.

Mükemmel bir işyeri yaratmanın üçüncü adımı, çalışanların gelişimine yatırım yapmaktır. İnsanlar hangi ortamda bilgilerini artırıp ilerlediklerini düşünürlerse,  hangi ortamlarda kendilerini geliştirdiklerini düşünürlerse, o ortama bağlanırlar.

4-İnsanlar,  kabul gördükleri ortamlarda mutlu olurlar.

İnsanlar, başkalarının istediği gibi değil, kendileri gibi olmak ve bu şekilde kabul görmek isterler.  İnsanlar hangi din, mezhep, dil, ırk, cinsiyete ait olurlarsa olsunlar; hangi hayat tarzını benimserlerse benimsesinler, oldukları gibi kabul edilmek isterler.  İnsanlar, önyargısız kabul gördükleri yerde yaşamak, çalışmak ve üretmek isterler. Kendilerini rahatlıkla ifade ettikleri ortamlarda performansları artar, başarılı olurlar.

“Evde ya da arkadaşlarımla neysem, işte de oyum” diyebilen; çalıştığı ortamda kendini saklamak zorunda hissetmeyen; kendi farklılığını ve duygularını ortaya koyma özgürlüğü bulan insanlar, çalıştıkları işyerlerine kendilerini adarlar.

Mükemmel bir işyeri yaratmanın dördüncü adımı, insanlara “kendileri olma” özgürlüğünü tanımaktır. Bunu yapan şirketler, yaratıcı yetenekleri kendilerine çeker ve inovasyon için şart olan insan çeşitliliğine kavuşurlar.

5-İnsanlar, anlam buldukları ortamlarda mutlu olurlar.

Her şirketin sağladığı fayda, aslında o şirketin varoluş nedenidir. Bu açıdan bakıldığında, aslında her şirketin esas amacı,  sahiplerine para kazandırmaktan çok, insanlara fayda sağlamaktır. Müşteriler şirketlere, bu faydaya sahip olmak için para verirler.

Eğer bir lider,  şirketin varoluş amacı olan “faydayı” üretmenin, hem kendisinin hem bütün çalışanların ortak misyonu olduğunu iyi anlatabilirse, bu misyonu herkesin sahiplenmesini sağlarsa, yapılan iş, başta çalışanlar olmak üzere bütün paydaşlarının gözünde çok daha anlamlı bir seviyeye çıkar. Çünkü, insanlara fayda üretmek, sahiplere para kazandırmaktan daha anlamlıdır.

İnsanlar yaptıkları işin karşılığında hakkettikleri parayı almak isterler elbette ama insanlar sadece para kazanarak doyuma ulaşmazlar. İnsanlar paranın yanı sıra, işe yaramak ve başka insanlara faydalı olmak isterler.  Yaptıkları işte, böyle anlam bulurlar

Mükemmel bir işyeri yaratmanın beşinci adımı, çalışanların anlam bulacakları bir iş ortamı yaratmaktır. İnsanlar, anlam buldukları işe kendilerini adarlar. Sadece zamanlarını değil, işe ruhlarını da katarlar.

6-İnsanlar, yaptıklarından gurur duydukları ortamlarda mutlu olurlar.

Herkesin yaptığı işte kendi katkısını görebilmesi, elde edilen başarıdan kendine pay çıkartabilmesi ve bununla gurur duyabilmesi gerekir.

İnsanlar sadece özel  hayatlarındaki başarılarından değil, çalıştıkları şirketin başarısından da kendilerine pay çıkarıp, gurur duymak isterler. En başarılı şirketlerin, aynı zamanda en çok çalışılmak istenen şirketler olması bu nedenledir. İnsanlar başarıyı paylaşmak, başarılı işleri yapan bir takımın parçası olmak isterler. İnsanlar, kendilerinden daha büyük bir şeyin parçası olmak isterler.

Gerçek liderler, çalışanların yaptıklarıyla gurur duyacakları bir iş ortamı yaratmakta zorlanmazlar. Bu liderler, bir işyerinde insanları birbirlerine bağlayan değerleri ve işyerinin misyonunu herkesin sahiplenmesini sağlayarak, herkesin gurur duyacağı işler yapmasına imkan yaratırlar.

Mükemmel bir işyeri yaratmanın altıncı adımı, insanların yaptıkları işten gurur duymalarını sağlamaktır.

Şirketler bu altı özelliğin hepsini, neredeyse hiç bir yatırım yapmadan hayata geçirip, mükemmel bir iş ortamına sahip olabilirler. Mükemmel işyeri yaratmak için maddi imkanlardan çok, bu zamanın ruhunu anlayan bir zihniyete sahip olmak gerekir. Bu zamanın ruhunu yakalayan ve insanların motivasyonlarını anlayan her lider, mükemmel bir işyeri yaratabilir.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et

MAKALE

Renklerin anlamları ve psikolojik etkileri

renklerin anlamları ve kullanım alanları, renklerin anlamı, renkler, renk

Farklı renklerin insan vücudunu ve zihnini etkilediğine dair iddiaları sıklıkla duyarsınız. Peki, bu iddiaları destekleyen bir bilimsel delil ya da veri var mıdır? İşte yanıtı…

Renklerin İnsan Vücudu ve Zihninde Farklı Etkileri

Renkler bir cisim tarafından yansıtılan, yayılan ya da geçirilen ışığın dalga boyunun, gözdeki ışığı algılayabilen yapılar tarafından algılanmasıyla görülür.

Renklerin insan vücudu ve zihninde farklı etkileri olduğunu çoğu zaman hissedebiliriz.

Peki, bu iddiayı destekleyen veri veya bilimsel bir araştırma var mı?

Leeds Üniversitesindeki bir grup araştırmacı renk deneyimi üzerine olan araştırmalarında, ışığın insan davranışı ve psikolojisi üzerindeki etkilerini anlamak için bir çalışma yaparlar.

Deneyim Tasarımı adını verdikleri bu sistemde bir oda herhangi bir dalga boyunda olan renkli bir ışıkla doldurulur.

Bu grup yaptığı son araştırmalarda renkli ışığın kalp atışı ve tansiyon üzerine küçük bir etkiye sahip olduğunu bulmuştur. Kırmızı ışığın az da olsa kalp atışını hızlandırdığını, mavi ışığın ise kalp hızını yavaşlattığını göstermiştir. 

Aynı üniversiteden Nicholas Ciccone tarafından yürütülen bir araştırma, renkli ışığın kişilerin psikolojisi üzerindeki etkisine dair kesin bir kanıt bulamamış olsa da buna benzer çalışmalar renklerin yaratıcılık, öğrencilerin sınıf içinde anlatılanları daha iyi öğrenebilmesi ve uyku kalitesini artırabilmek üzerine devam etmektedir.

Işık, özellikle renkler, bizleri normal bir görmenin de ötesine taşıyabilir.

Anlamları ve hayatımıza olan etkileri nelerdir?

Beyaz: Saflığı, temizliği ve sürekliliği, yani istikrarı simgeliyor. Kullanıldığı alanda konsantrasyon düzeyini arttırıyor. Aynı zamanda beraber kullanıldığı diğer renklerin etkilerini arttırıyor.

Siyah: Gücü, tutkuyu, esrarengizliği ve birçok ülkede yası simgeliyor. Işığı absorbe etmesinden dolayı dikkati dağıtabilecek etkenleri aza indiriyor.

Mavi: Sonsuzluk ve özgürlük simgesi olarak görülüyor. Konsantrasyon arttırıcı, zihinsel arınmaya ve dinlenmeye yardımcı, huzur verici… Güven ve sadakati de simgeliyor. Yapılan bazı araştırmalarda mavi odada çalışmanın verimi arttırdığı da kanıtlanmış. Ayrıca mavi renk sakinleştirici bir etkiye de sahip.

Yeşil: Doğanın ve huzurun rengidir. Psikolojik ve bedensel olarak kendimizi iyi hissetmemizi sağlar.

Kırmızı: Canlılığın, hareketin ve fiziksel gücün rengidir. Azim ve kararlılığı simgeliyor. Hareketi ve canlılığı çağrıştırdığı için mutfak, çocuk odaları ve topluma açık alanlarda tercih edilebilir.

Sarı: En parlak ve dikkat çekici renk olmakla birlikte neşeyi, zekâyı, inceliği ve pratikliği simgeliyor. Vurgulanması ve dikkat çekmesi istenen yerlerde kullanılabilir. Ayrıca alçakgönüllülüğü, bilgiyi ve bilgeliği de simgeliyor.

Mor: Asalet, lüks ve itibarın rengidir. Kendine güveni simgeler. Mor renk ayrıca zekâ, bilinç ve içgörü düzeyiyle paralellik taşır.

Pembe: Neşeyi ve rahatlığı simgeliyor.

Turuncu: Heyecan verici bir renktir. Canlılık, yaratıcılık ve iletişimin temsilcisidir. Aynı zamanda mutluluk vericidir. Dışa dönük, cana yakın, mutlu ve çocuksu bir algı yaratır.

Lacivert: Sonsuzluk, otorite ve verimliliği simgeliyor. Ciddi bir renktir ve emin olma hissi verir.

Kahverengi: Toprağın ve doğallığın rengidir. Kişide güvenlik duygusunu pekiştirir. Sosyal dengeyi ve toplum içinde rahatlığı sağlar.

Gri: Alçak gönüllülüğü ve dengeyi ifade eder.

Renklerin Reklamlarda ve Pazarlamada Kullanılması

Renklerin bilinçaltımıza olan etkilerini kullanan firmalar, bizlerin hangi ürünleri almamıza, hangi giysileri giymemize ve hangi yemekleri yediğimize kadar karar vermemizde etkili oluyorlar.

Beyaz: Çocuk ve sağlık ürünlerinde sıkça kullanılır. Gözün algıladığı en parlak renk olduğundan, işaretlerde, paketlerde ve satış noktalarında zıtlık oluşturarak dikkati çekmek için kullanılır.

Siyah: Esrarengiz, güçlü, prestijli, klasik ve şık bir renk olarak algılanır. Bazı markalar ürünlerinde siyahı bilinçli olarak o ürünün elit bir ürün olduğu ve ucuz bir ürün olmadığı algısı yaratmak için kullanırlar.

Mavi: Bilinçaltında sağlam ve kendinden emin bir duygu yarattığı için sosyal medya sitelerinin çoğunlukla bu rengi kullandığını görebiliriz.

Yeşil: Tazeliği ve şifayı çağrıştırdığı için organik ürünlerin pazarlanmasında bu renge rastlayabiliriz. Koyu yeşil ise para ve itibar rengidir. Bu yüzden bazı bankaların renklerinde bu rengi ve tonlarını görebiliriz.

Kırmızı: Kırmızı satışın rengidir. Bilinçaltını en fazla uyaran, seksi, hareketli, tutkulu ve dikkat çekici bir renktir. Özellikle dikkat çekmesi istenilen satış noktalarında ve iştah açtığı için gıda sektöründe çok sık kullanılır.

Sarı: Altının, zenginliğin ve lüksün sembolüdür. Kırmızıyla birlikte gıda sektöründe kullanılabilir.

Mor: Asalet, imparatorluk ve kraliyet rengi olduğu için şıklığı ve zenginliği hatırlatır. Duygulara hitap edici ürünlerde bu renk kullanılabilir.

Turuncu: Mutlu ve çocuksu bir algı yarattığından dolayı hedef kitlesi çocuklar ve gençlerin olduğu iş kollarında tercih edilebilir.

Lacivert: Polis ve pilot üniformalarında güvenilir, sağlam, emin izlenimini verir. Ayrıca banka ve finans sektörlerinde de tercih edilmektedir.

Kahverengi: Toprağın rengi olan kahverengi ev ve yemek sektörü için önemli bir renktir. Sağlıklı, doğal ve organik ürünleri çağrıştırır, bu yüzden bu sektörde tercih edilebilir.

Renklerle ilgili yapılan bir araştırmaya daha değinip yazımızı sonlandıralım.

Kansas Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada sanat müzesindeki halının altına donatılan bir sistemle duvarın rengini beyaz ve kahverengi olarak değiştiriyorlar. Beyaz renk duvar arka planda olunca insanlar müzede yavaş hareket ediyorlar ve daha uzun süre kalıyorlar. Kahverengi duvar arka planda iken ise müzede hızlı hareket ediyorlar ve daha az süre kalıp, kısa sürede müzeyi terk ediyorlar.

Bu nedenle fast food restoranlarının hepsinin sandalyeleri ve masa rengi kahverengi iken, duvar boyaları ise kahverengi ile pembe ve şampanya renklerinin karışımından oluşur.

Bu restoranlar, gelen diğer müşterilere daha çabuk yer açılması için bizlerin bir an önce yemelerini ve orayı terk etmemizi isterler.

Aldığımız kararlarda başkalarının bizi istedikleri şekilde yönlendirmelerinden bir nebze de olsa kurtulabilmek için renkleri tanıyalım ve onların farkında olalım.

Unutmayalım ki manipüle edilmekten kurtulmamız, manipüle edildiğimizi anlamamızdan geçer.

Kaynak: www.matematiksel.org

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER2 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER8 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER9 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER10 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER10 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER10 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER10 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER10 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND