Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Sana gül bahçesi vaadedilmedi…yoksa edildi mi ?

Kendi Kutup Yıldızını Bul”un yazarı Nüvide Tulgar kigem.com üyeleri için yazdı. Hayat yolunda zorlularla mücadele gücünün nasıl üretilebileceğini anlatıyor…

“Hem yaşamın cennet gibi olacağını kim söyledi ki!”
Carol S. Pearson

Amerikan Harp Okulu’nun kapısında Sam Amca’nın parmağını uzatıp “Sana gül bahçesi vaat etmiyorum” dediği bir tabela karşılar öğrencileri… Keşke dünyaya gelirken bizleri de böyle bir tabela karşılasaydı diye düşünürüm hep. Öyle olsa bu kadar hayal kırıklığı yaşamaz, başımıza gelen en ufak olumsuz olayda dibe vurup kalmazdık.

Küçük bir kız tanıyorum. Evinde küçük bir cam kavanozun içinde beslediği bir japon balığı vardı. Minik, turuncu bir japon balığı… Ne yazık ki japon balıkları uzun ömürlü değiller. Bu küçük balık fazla yaşamaz, bir sabah suyun içinde yan dönmüş olarak bulunurdu. Babası kızının çok üzüleceğini bildiği için, balığın öldüğünü söylemekten çekinirdi. Kızına balığın hastalandığını söyler ve iyileşmesi için doktora götüreceğini söylerdi. Gider yeni bir japon balığı alır, kızına getirir ve onun balığı iyileştiği için duyduğu mutluluğu izlerdi. Bu küçük japon balığı pek çok kez hastalanmış ve “iyileşerek” geri dönmüştü.

Bu küçük kızın hikayesinin bir benzeri yıllar önce başka bir evde yaşanmıştı. Ama farklı bir sonla… anne ve baba sabah uyandıklarında henüz beş yaşında olan kızlarının japon balığının öldüğünü gördüler… üzüldüler çünkü bu kızlarının gözyaşlarına boğulacağı anlamına geliyordu. Üstelik ona ölüm kavramının ne olduğunu da anlatmak zorunda kalacaklardı. Baba hemen giderek yeni bir japon balığı almayı ve ölenle değiştirmeyi önerdi. Böylece kızını “sevdiğini kaybetme” gerçeğinden koruyabilecekti ama izin vermedi anne ve.şöyle dedi:

“Hayır, bunu yaparsak hayatta gerçeklerle yüzleşmeyi asla öğrenemez. Sevdiği bir şeyi kaybetmeyi ve bununla baş edebilmeyi öğrenmeli. Hayatta her şeyin insanlar için olduğunu öğretmeliyiz kızımıza…”

Kızları uyandığında balığının öldüğünü söylediler ona. Küçük bir de cenaze töreni yapıldı. Balık küçük bir karton kutuya konuldu ve bahçede uygun bir yere gömüldü. Küçük kız balığının ölümünden dolayı duyduğu üzüntüyü çoktan unuttu ama annesinden aldığı dersi hala unutmadı: “Hayatta her şey insanlar içindir”.

Hayatta her şeyin insanlar için olduğunu bilirseniz, başınıza gelen kötü olayları, acıları, üzüntüleri olgunlukla karşılayabilirsiniz. Hayatın size karşı adaletsiz davrandığını düşünmeden, kendinize acımadan …Olduğu haliyle kucaklayabilirsiniz yaşamı…acısıyla tatlısıyla. Böyle yaptığınız zaman ilerleyebilirsiniz ancak.

Joe Black adlı filmi birçoğunuz izlemişsinizdir. Anthony Hopkins hayatta başarılı olmuş çok zengin bir işadamıdır. Keyifli bir yaşlılık sürmektedir. Bir gün tanımadığı bir adam çalar kapısını. Kendisini Joe Black olarak tanıtan bu kişi aslında ölüm meleğidir ve kurbanının canını almaya gelmiştir. Bunun için Brad Pitt’in canlandırdığı bir insanın bedenini ödünç almıştır. İnsan olmak ilginç gelir ölüm meleğine…kurbanının canını alıp gitmeden önce bir hafta insan olarak dünyada kalmaya karar verir. Böylece ilginç bir dostluk başlar ikili arasında. Filmin sonunda ölüm vakti gelip çattığında Anthony Hopkins döner ve ölüm meleğine şu soruyu sorar:

-“Korkmalı mıyım ?”

-“Senin gibi biri mi ?” der Azrail…. “Hayır”.

Böylece her ikisi karanlıkta yürüyerek uzaklaşırlar. Ölümüne yürüyen adamın yüzünde müthiş bir rahatlık ve huzur vardır. Hayatını dolu dolu yaşamış bir adamın teslimiyeti…

“İyi geçirilmiş bir günün, mutlu bir uyku getirmesi gibi, iyi yaşanmış bir hayat da mutlu bir ölüm getirir” der Leonardo Da Vinci.

Mistik Annie Dillard ise, Pilgrim At Tinker Creek adlı eserinde, yaşamın “çoğunlukla acımasız, ama daima güzel” olduğu sonucuna varır ve “en azından hayatta tam olarak varolmaya çalışabiliriz” der. O, “ölen kişinin en sonunda yalvarmak yerine, bir konuğun kapıda ev sahibine teşekkür etmesi gibi, teşekkür ettiğini hayal” eder.

Paulo Coelho ise Zahir adlı romanında, geçirdiği bir trafik kazası sonucunda 3 gün baygın yatan kahramanının başından geçenleri anlatırken ilginç bir deneyimi betimler. Kitabın kahramanı, manyetik rezonans cihazının içindeyken ilk kez kendine gelir ve bir tabutta olduğunu zanneder. Bunun üzerine diri diri gömülmekte olduğunu düşünür. Gerçeği anladığında ise, hayatını ve ölümünü sorgulamaya başlar ve de kendi cenazesini düşlemeye… böylece hayata daha çok bağlanır.

Benzer deneyimler yaşamış olan kişiler hayata daha mı farklı bakarlar ? mutlaka öyle olmalı… ben de yazarın kahramanı gibi kendi cenazemi hayal etmeye çalıştım ve mezar taşıma ne yazılması gerektiğini bilmek ve seçmek istedim. Yakın çevremdekiler ve ailem bu fikrimden dehşete düştülerse de alıştılar. Onlardan yine Coelho’nun kitabında geçen şu cümleyi mezar taşıma yazmalarını istedim:

“günüm güzel geçti, hadi gece olsun”

Ölümü ve hayatı aynı olgunlukla karşılayabilirsek eğer, hayatı daha çok sevebiliriz. Başımıza gelen ne olursa olsun, isyan etmeden hayatı sevmeye devam edebiliriz.

Eğer mutlu olmak istiyorsanız, öfkeyi, nefreti, intikam duygularını da bir kenara bırakmanızı öneririm size… çünkü ben öğrendim ki bağışlamak insanı özgür bırakıyor…

Çoğunlukla acımasız ama çoğu zaman güzel, çoğunlukla adaletsiz ama çoğu zaman şefkatli, çoğunlukla savaşmayı gerektiren ama zaferlerle taçlandıran, kimi zaman ağlatan kimi zaman güldüren …işte böyle bir şeydir hayat.

Eğer hayata bakışınız olumsuzsa hayatınızı değiştirmeye çalışmayın, bakan gözlerinizi değiştirin, hayatınızın nasıl değiştiğini göreceksiniz.

Size bir kötü bir de iyi haberim var. Kötü haber; hayatta çetin günleriniz mutlaka olacak. Her şeyi bırakıp gitmek isteyeceğiniz günler de olacak. Hayatın aslında güzel olmadığını düşüneceğiniz anlar da olacak… hem de pek çok. Hatta öyle bir gün gelecek ki “dibe vurduğunuzu” düşüneceksiniz. İyi haber; o gün geldiğinde, dibe vurduğunuzda zirveden başka gidecek yeriniz kalmayacak. Tabii başınızı kaldırıp zirveye bakmayı bilirseniz eğer… Aksi halde dibe vurmuşken bir de üzerinize toprak döküp orada diri diri gömülmeniz olası.

“Ben hayatımda hiç dibe vurmadım, hayatım mükemmel” diyorsanız, siz bu gezegende yaşamıyorsunuz demektir.

Carol s. Pearson İçimizdeki Kahraman adlı kitabında “Trajediler yaşamış bazı insanlar neredeyse aşkın bir özgürlüğe sahiptirler, çünkü “en kötüsüyle” karşılaşmış ve ona dayanmışlardır. Onlar artık her şeyle yüzleşebileceklerini bilirler. Onların yaşamı sevmeleri için yaşamın cennet gibi olması gerekmez” der.
Pearson devam ediyor:

“Zengin ve ünlü kişilerin yaşamlarını izlemekten ne kadar zevk alırsak alalım, dünyanın ün ve servete kıyasla, sessiz hatta görünmez dürüstlük, iyilik ve cömertlik eylemlerinden daha derin bir biçimde etkilendiğini biliriz. Istırap çektiğimizi fark ettiğimiz her seferinde, bu harekete geçip hayatımızda değişiklikler yapmaya hazır olduğumuzun bir işaretidir. O halde bize düşen ıstırabımızı araştırmak, onun farkında olmak, gerçekten acı çektiğimizi kabul ve tasdik etmektir. Bu şekilde ıstırap bir armağan olabilir.o dikkatimizi çeker ve artık harekete geçmemizin, yeni davranışları öğrenmemizin, yeni meydan okumaları kabul etmemizin zamanının geldiğini gösterir.”

Sizlere çarpıcı iki örnek vermek istiyorum. Sbriye Almanya’da doğmuş ve büyümüş bir Türk kızı… 12 yaşındayken kör olmuş Sabriye…

Kaçımız böyle bir durumda hayata dört elle sarılmaya devam edebilirdik… kaçımız kendimize acımaktan ve Tanrı’ya isyan etmekten vazgeçebilirdik. Sanırım hiçbirimiz ya da pek azımız …ama bu genç kızın bir özelliği vardı. Hayatta başına ne gelirse gelsin pes etmiyor ve hayır cevabını asla kabul etmiyordu.Sabriye Tibetoloji öğrenimi gördü. Kör olduğu için derslerden geri kalınca, sırf derslerini daha iyi çalışabilmek için kendi kendine Tibetçe körler alfabesi geliştirdi. Yaptığının ne kadar önemli bir buluş olduğunu bilmeden…

Okulu bitirince Tibet’e giderek kör çocuklara bu alfabeyi öğretmeye karar verdi. Yaptığı tüm girişimler sonuçsuz kaldı, Tibet hükümeti, dünya sağlık örgütü, başvurduğu her kurum onu reddetti. Çünkü kördü… Sabriye vaz mı geçti hayır. Sırt çantasını alarak, Tibet’in köylerine doğru tek başına yola düştü. Günlerce at sırtında kaldı. Biliyordu ki Tibet dağları güneş ışınlarını yakından ve dik olarak aldığı için pek çok çocuk kör oluyordu.

Sabriye hayatta kendine bir amaç edindi ve onlarca çocuğun ışığı oldu. Sabriye’de bunu yapmasını sağlayacak ne gibi özellikler vardı. Sizlere onun yazdığı ve hayatını anlattığı kitabı okumanızı öneririm. Ne yazık ki ünlülerin boşanmalarının daha çok merak edildiği bu ülkede Sabriye’den kimse konuşmadı.

Ben tam da Sabriye’nin kitabını okurken gazetedeki başka bir haber dikkatimi çekti. Haberde şunlar yazıyordu:

“Boyundan aşağısı felçli İngiliz kadın, iki kamış aracılığıyla nefesini çekerek ve üfleyerek idare ettiği yelkenlisiyle Manş Denizi’ni tek başına geçti. Felçli olduğu için sadece başı, gözleri ve ağzını kullanarak sınırlı hareketler yapabilen 33 yaşındaki Hilary Lister, Dover’dan başladığı yolculuğunu Fransa’daki Calais Limanı’nda tamamladı. Lister, Manş Denizi’ni tek başına geçen boyundan aşağısı felçli ilk kişi oldu.”

Boynundan aşağısı felç olan bir kadın hayallerinin peşinden koşabiliyor, hayallerini gerçekleştirebiliyor ve tüm dünyanın övgüsünü kazanırken tarihe de geçiyordu.

Peki ya bizler. Gözü gören kulağı duyan eli-kolu tutan, sağlıklı olan bizler… bizleri durduran ne ?

Sizlerin bir tek soruya cevap vermenizi istiyorum:

“Sahip olduklarınızla neler başarabileceğinizi biliyor musunuz ?” Bir düşünün…

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND