Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Salgın hastalıkları anlatan romanlar

www.yakiniliskiler.com sitesinde geçmişte yaşanan salgın günlerini anlatan seçkin eserlerin tanıtıldığı ilgi çekici bir içerik oluşturulmuş. Peki, geçmişte yaşanan salgın günleriyle şu an yaşadığımız zorlu günler arasında sizce ne gibi benzerlikler olabilir?

Zor Günlerin Romanları: Dünya Edebiyatında Salgın Hastalıklar – I

Geçmişten bugüne, dünyanın dört bir yanında yıkıcı salgın hastalıklar yaşandı. Bunların birçoğu hem toplumsal yaşamda hem dünya edebiyatında derin izler bıraktı. Bu zor günlere dair pek çok sözü olan ve yaşadığımız günlerle benzerlikler içeren seçkin eserleri tanıtıyoruz. İyi okumalar!

Kızıl Veba (1912) / Jack London

“Delirmeye başladığımı hissediyordum. Köpekler gibi ben de sosyal bir hayvandım ve kendi türümle olmaya ihtiyacım vardı. Bu yüzden, eğer ben veba salgınından kurtulduysam, hayatta kalan başka insanların da olabileceğini düşündüm.”

“O günlerde San Francisco’da dört milyon insan yaşıyordu. Şimdi bütün şehirde ve taşrada toplasan kırk kişi yoktur.”

Kızıl Veba, türü itibariyle diğer romanlardan ciddi bir farklılık gösteriyor çünkü olaylar farklı bir veba türü sonucu insanlığın yok olma noktasına geldiği bir süreci konu alıyor. Anlatının yılı 2073. Engellenemeyen ölümcül ve tedavisiz bir salgın sonucu yeryüzünde yalnızca birkaç kişi kalır. İnsanlık ilkel çağlara döner, avcılık-toplayıcılık yeniden temel yaşam kaynağı haline gelir. Kızıl veba salgını sırasında Berkeley’de İngiliz edebiyatı profesörü olan James Howard Smith, hayatta kalmayı başaran birkaç insandan biridir. Smith, çocukları etrafına toplayarak 2013’teki salgın günlerini anlatmaya başlar. Smith’in anıları aracılığıyla; önlenemez salgını, o günlerin yıkımını, veba sonucu meydana gelen toplumsal çözülmeyi ve cinayet, hırsızlık, gasp gibi olaylarla yaşanan kaos halini çocuklarla eş zamanlı olarak okuyucular da öğrenir.

Kitabın en önemli vurgularından biri insan eliyle yaratılan toplumsal yaşamın aslında doğal değil yapay olduğudur. Böylesi bir yıkım sonucu alt üst olan toplumsal ilişkiler ve dünya düzeni, 2073 yılına döndüğümüzde her türlü yapay ayrımı da ortadan kaldırmıştır. Yazar; tüfeklerin, topların, tankların dahil edildiği dünyadaki savaş oyununun baştan ayağa anlamsızlığını, bu hırgürün ne kadar zalimce olduğunu sorgular. London, sarsıcı romanıyla bizleri dünyaya ve kendi yaşantılarımıza durup yeniden bakmaya davet ediyor.

Venedik’te Ölüm (1913) / Thomas Mann

 “…kentin hasta olduğunu, kazanç hırsıyla kendindeki bu hastalığı gizlediğini de düşünür, gözlerini, önü sıra kayıp giden gondola artık hiç çekinmeden dikerdi.”

Oldukça ünlü bir yazar olan Gustav Aschenbach, Münih’teki evinde edebi anlamda üretim sorunları yaşamaktadır. Bu kısır döngüyü kırmak için farklı ülkeleri kapsayan bir geziye çıkmaya karar verir. Uğrak noktalarından biri olan Venedik, ruh halini ve kararlarını bütünüyle değiştirecektir. Şehirdeki otelde rastladığı Polonyalı ailenin çocuğu Tadzio, Aschenbach üzerinde derin bir etki bırakır. Yunan heykellerine benzettiği Tadzio, mitolojik düşünceleri çağrıştırır; Aschenbach “bir baba muhabbetiyle” kendini ona yakın hisseder. Fakat şehirde ortaya çıkan salgın hastalık, buradaki yaşantıyı baştan başa değiştirerek Venedik’in konuklarının şehri terk etmesine yol açar. Aschenbach, tutkuya dönüşen bir yakınlıktan mahrumdur artık.

Thomas Mann’ın usta romancılığı ile Behçet Necatigil’in güzel Türkçesi bir araya gelince anlatılanların yanı sıra anlatımın gücünün de önemi ortaya çıkıyor. Vedenik’te Ölüm; şiirsel dili, teknik unsurlarıyla da Thomas Mann’ın en başta gelen eserlerinden biri.

Veba (1947) / Albert Camus

“Dünyada savaşlar kadar vebalar da meydana gelmiştir. Vebalar da savaşlar da insanı hazırlıksız yakalar. Kentliler kadar, Doktor Rieux de hazırlıksızdı.”

Cezayir’in Fransız sömürgesi olduğu 1940’lı yıllarda Oran kentinde şiddetli ateşin ve bedende yumruların gözlemlendiği birkaç vaka ortaya çıkar. İlk etapta ciddiye alınmazken basın vakaları sansürler; valilik ve belediye eyleme geçmekte gecikir. Hızla yayılan hastalık beraberinde çığ gibi büyüyen ölümleri getirir. Doktor Bernard Rieux, belediyede küçük işleri halleden memur Grand ve bir süreliğine kentte konaklayan Jean Torrou gönüllü hizmet ekibi kurarlar. Bu ekip vebaya karşı amansız bir mücadele vermeye başlar. Roman, bu yönüyle her şeye karşı mücadeleyi seçen insanlara, insana yönelik umuda ve güvene dair bir emsal haline gelir.

Karantina altına alınan Oran’da mektubun yasaklanması ve telgrafın yalnızca birkaç insana tahsis edilmesi sonucu haberleşme olanakları ortadan kalkar. Oran’ın insanları “geriye dönme ya da zamanın akışını hızlandırma isteği” içinde gitgide umutlarını yitirirler. Dış dünyadan tecrit edilen ve her gün yüzlerce insanın öldüğü bir kentte insanlar ne hisseder, ne yaşar, ne yönde değişir sorularına odaklanır Camus. Yaşananları kanıksama ve duyarsızlaşma çok çarpıcı şekilde dile getirilir. Yer yer öne çıkan karakterlerin bireysel yaşamlarına, yer yer de kollektif anlamda bir kentin yaşantısına ayna tutulur. Toplumun olabildiğince fazla kesimine yer verilir. Romanın yarattığı gerçekçi toplum içinde; Cottard gibi çıkarının peşine düşen insanlar ve Rambert gibi tamamen kendi hayatına odaklı kişiler de vardır.

Albert Camus parmağıyla işaret ederek “Bakın doğru budur, yanlış olan da  bu” demiyor asla. İnsanların seçme özgürlüklerine verdiği önem, karakterlerini yargılamayan anlatıcıda kendini buluyor. Cottard, gönüllü ekibe katılmıyor; fakat bu, onun hor görülmesi için bir neden değil. Anlatıda olağanüstülükler ve destansı kahramanlıklar yok. Yapılması gereken şeyin bu olduğuna, mesleğine, dürüstlüğe inanan insanların verdiği gerçekçi bir mücadeledir söz konusu olan. Veba, yaşadığımız günlere dair çok sözü olan ve bugünlerle birçok paralellik kurmamızı mümkün kılan bir başyapıt.

Kolera Günlerinde Aşk (1985) / Gabriel Garcia Marquez

“Florentino Ariza bir kez bir yerde okumuştu: ‘Felaketlerde aşk daha yüce, daha soylu olur.”

Kolera Günlerinde Aşk dünya edebiyatının en çarpıcı hatta destansı aşk hikayelerinden birini anlatır. Florentino Ariza ve Daza birbirlerine tutkuyla bağlanırlar; ancak toplumun ilkel değer yargılarının, ebeveynlerinin ve iç çatışmalarının sonucunda yolları ayrılır. Farklı kişilerle, hiç düşlemedikleri yaşamlara razı olurlar. Mutlu olmayı değil yetinmeyi seçerler. Uzun yıllar boyunca koleranın ülkede yarattığı yıkım ve iç savaşın ağır bedelleri anlatının arka planını oluşturur. Marquez, o büyülü anlatım yöntemiyle bir yandan okuyucunun ayaklarını yerden keser; diğer yandan geri bırakılmış bir ülkenin acı tarihinden kesitler sunarak sert gerçekleri okuyucuya tüm çıplaklığıyla gösterir. İnsanın seçimlerinin dışında bir yazgı var mıdır, yoksa insan yazgısını kendi mi yaratır soruları üzerine düşünmeyi de içeriyor Marquez’in yapıtı.

Roman, aşka bir saygı duruşu aynı zamanda. İçinden “onu” atmayanlara, atamayanlara, atmaya kıyamayanlara bir ithaf. Bizi, Aragon’un “mutlu aşk yoktur” dizesini anımsatırcasına masallara layık bir son beklemiyor. Aşk mutluluktur kuşkusuz; fakat gölgesiz, salt mutluluk gerçekten var mıdır?

Yazan: Alkan Özdemir
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et

MAKALE

Podcast yapmak cesaret istiyor

Podcast son dönemde özellikle gençler arasında hızla yayılıyor. Bunda gencin özgürlüğüne imkan tanıması hiç kuşkusuz önemli bir faktör. Ancak podcast üretimi yapan uzman sayısı yeterli değil. Bunun en önemli nedeni ne olabilir?

Podcast yapmaya başlamaktan neden çekiniyoruz?

Kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen bazı şeyler var…

Podcast’ler dünyada her geçen gün artmaya devam ediyor. Türkiye’nin en büyük podcast ağı olan Podfresh’in bile şimdiden çeşitli kategorilerde 100’e yakın yayını bulunuyor. Yalnızca ABD’de, nüfusun yüzde 75’i “podcast”in ne demek olduğuna aşina durumda. Ekim 2020 itibariyle ise 1,5 milyonun üzerinde podcastin olduğunu söylemek biraz ütopik gelse de gerçek bu.

Her gün başlanan yeni podcastler, kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen ve başlamaktan alıkoyan bazı yanlış yanlış bilinen şeyler var. Bu yazımda biraz bunlardan bahsetmek istiyorum.

Podcast bir iş modelidir

Aslına bakarsanız podcast’ten hemen bir gelir elde etme beklentisi büyük bir hata ve orta vadede motivasyon düşürebilen bir şey. Çünkü Türkiye’de henüz yeni yeni büyüyen, ilginin fazla olduğu ancak reklam modellerinin henüz tam oluşturulmadığı bir ortam söz konusu. Ayrıca şunu da unutmamak gerekir ki, ürettiğimiz her türlü içerik, yaratmamız gereken bir pazarlama planının da parçası olmalı ve o doğrultuda bir strateji üretilmeli. Podcast yayınlarını yaymanın sadece içerik pazarlamasıyla bittiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Birçok platformda çok sayıda niş podcastin olduğu bir arenada, bunu bir işe çevirme düşüncesinden önce içeriğimizi iyi oluşturmayı düşünmek daha yerinde olacaktır. Çünkü salt gelir eldetmekten ziyade podcastimizi aynı zamanda kendimize bir network oluşturmak için de kullanacağız ve podcastimizi de bu network dinleyecek. 

Profesyonel bir stüdyo olmadan başlanmaz

Ben şahsen podcastlerime ufacık bir odada, sesimdeki yankıyı kesmek için üzerime battaniye örterek başladım. Üzerinden iki yıl geçmesine rağmen de hâlâ evimden yayın yapmaya devam ediyorum. Yayıncı adaylarının, profesyonel bir stüdyoya ihtiyaç duyacaklarını, stüdyo sesi olmadan podcast olmayacağını düşünmeleri ve bunun harekete geçmelerini engellemesi, acilen aşılması gereken bir konu.

Peki benim yaptığım podcastler süper kaliteli mi? Elbette evde sınırlı imkanlarla alınan herhangi bir kaydın stüdyo gibi olması imkansız ama zaten sorun burada başlıyor. Neden başlangıçta stüdyo kalitesinde bir yayın yapma zorunluluğu hissedeyim ki? Her şeyden önce içeriğimiz ve sürdürülebilirliğimiz çok daha önemli olgular. Bana soracak olursanız podcast yayınlarını benzersiz kılan şeyler, içerdiği samimiyet. Yani bir ev ortamında, belki çayınızı koyarken çıkan ses, belki arkanızdan gelen bir kedi. Nerede olursanız olun, telefon kulaklığına bile sahipseniz (ki Podfresh’te kulaklıklarla yapılan çok güzel yayınlar var) başlayın.

Podcast yapmak aşırı pahalı

Diğer bir yanlış düşünce de, ekipman fetişisti olup podcast yapmaya başlamak için pahalı ve kaliteli mikrofonlara sahip olmamız gerektiği. Örneğin, 3000 TL’ye çok kaliteli bulduğunuz ve profesyonellerin önerdiği bir mikrofon var ve almak istiyorsunuz. Durun, almayın! Bunun yerine 150 liraya bir yaka mikrofonu, aylık 50 TL’ye yayınlarıma değer katacak bir podcast barındırma platformu (ki artık size Spotify kataloğundan dilediğiniz müziği kullanma imkanı sağlayan Anchor varken ona bile ihtiyaç olmayabilir) ve 20 liraya podcastime sesli tanıtımlar yapabileceğim bir uygulama alırsam, erken dönemde yapacağım 3000 TL’lik bir mikrofondan daha mantıklı ve yayınıma değer katacak bir harcama yapmış olurum.

Demem o ki, Podcaste başlamak pahalı ve maliyetli değil. Bilgisayar ya da telefonunuzdaki ses kayıt düğmesine basın, telefonunuzun kulaklığını takın ve içeriğinizi oluşturun.

Dinleyici bulmak için ünlü olmak gerek

1,5 Milyon podcast yayını, daha fazla sayıda yayıncı, daha fazla sayıda da dinleyici var. Herhalde bu rakamların hepsi ünlü değil. Bu arada yayıncı adaylarının gözlerinin korkmasına hak veriyorum. Belki konuşmak istediğiniz konuyla alakalı onlarca podcast vardır ve endişe duyuyorsunuzdur. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, her podcast birbirinden parmak izlerimiz gibi farklı. Herkes niş bir yayın yapmaya çalışıyor ve konunun genelinden uzaklaşıp ister istemez spesifikleşiyorlar. 

Anlattığınız hikaye ve inşa ettiğiniz içeriğiniz sizin her şeyiniz. Yayınınız başka podcastlerin konusunu andıracak gibi görünse de, mutlaka kendinizden katacağınız şeylerle farklılaşacaktır. Kişisel deneyimler ve insan hikayeleri her şeyi değiştirir. Dinleyici olarak iki aynı nüanstaki podcast programından ayrı ayrı kendime kattığım birçok şey var. Eğer platformlarda var olan podcastler sizi podcaste başlamaktan alıkoyuyorsa, masada herkese bir sandalye olduğunu bilmenizde fayda var. 

Her şey kusursuz olmalı

Bir felaket olan ilk podcast bölümüme buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Sesimin yetmediği, tonlamalarımın ise anlamsız olan bu bölümü çekerken ne kadar zorlandığımı ve onlarca kez baştan kayıt aldığımı hâlâ hatırlıyorum. Ancak sonuç itibariyle içeriğimi dünyaya yaymak istediğim için “yayınla” butonuna bastım. Sadece biz değil, dünyaca ünlü podcasterların da ilk yayınlarına baktığınızda kusursuz olmadıklarını görüp kervanın her zaman yolda düzüleceğini anlayabilirsiniz. Kimse mükemmel değil, olamaz da. Podcastinizin daha ilk bölümden mükemmel olması gerekmiyor. Açıkçası geliştikçe her zaman yeni şeyler öğreneceksiniz ve bir önceki bölümünüzü beğenmeyeceksiniz. Gereksiz mükemmelliyetçilik sizi engelleyen bir şey ise, bunu önemsememek en güzeli.

Bitirirken…

Yanlış bildiğimiz şeyler bizi bir şeylere başlamaktan, düşüncelerimizi yaymaktan ve başkasının hayatına bir şeyler katmaktan her zaman alıkoyan bir şey. Eğer profesyonel bir stüdyo yüzünden podcast yapmaya başlamıyorsanız bir hayalinizden vazgeçmiş olacaksınız. Ürettiğiniz içeriğin nerede, kimi ve nasıl etkileyeceğini, ne gibi izler bırakacağını bilemezsiniz. İnsanlara temas etmek ve dokunmak güzeldir. Yeter ki en başında belirttiğim süreklilik ve içerik gibi doğru şeylere odaklanalım.

Kaynak: T24
Yazar: İlkan AKGÜL

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND