Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Salgın döneminde yapılan aktivitelerin risk değerlendirmesi

Salgının azalan grafiği ile birlikte hayat da yavaş yavaş normale dönüyor. Peki, salgın öncesi rutinimize geri dönebilecek miyiz? Yapmaya alışık olduğumuz aktivitelerin hangileri güvenli, hangileri değil? www.evrimagaci.org yanıtlıyor…

Salgın Sırasında Sahile Gitmek, Denize veya Havuza Gitmek Güvenli mi? Peki Ya Düğün Yapmak, Saç Kestirmek, Otelde Kalmak veya Kamp Yapmak?

Yazın Yapılan Aktiviteler Ne Kadar Güvenli? Uzmanlar, COVID-19 Salgını Sırasında Yapılabilecek 14 Yaz Aktivitesini Risk Sırasına Diziyor!

Birçoklarımız için aylarca süren bir karantina döneminden geçtik. Dışarı çıkıp, yazın tadını çıkarma dürtüsü çok güçlü. Ama güvenli olan şeyler neler? Bir enfeksiyon hastalıkları ve toplum sağlığı uzmanı panelinden, yaz aktivitelerini risklerine göre sıralamalarını istedik. Bu aktiviteler arasında park/bahçelerde toplanmaktan, halka açık havuzlarda bir gün geçirmeye ve farklı ailelerle bir tatil evini paylaşmaya kadar birçok aktivite yer alıyor.

Ama büyük bir uyarıda bulunalım: Sizin bireysel riskiniz, yaşınıza, sağlığınıza, bölgenizde virüsün ne kadar yaygın olduğuna ve bu aktiviteler sırasında ne tür önlemler aldığınıza göre değişecektir. Dahası, birçok bölgede burada tanımlanan aktiviteler halen sınırlandırılıyor olabilir; dolayısıyla bölgesel kuralları ve gelişmeleri takip etmeyi unutmayın.

Ve şunu da anlayın: Dışarı çıkıp da hastalığa yakalanma riskinizin sıfır olduğu hiçbir durum bulunmuyor. Ülkeler iş yerlerini ve kamusal alanları geri açmaya başladıkça, neyin güvenli olup neyin olmadığını kestirme görevi her bir bireye düşecek. Uzmanların düşünme biçimini anlamak, bu aktiviteler sırasındaki riskleri kestirmenizi kolaylaştırabilir. Ohio State Üniversitesi’nden epidemiyolog Dr. William Miller şöyle diyor:

Bulaş riskini tek bir kalıp ile düşünmek mümkün: zaman, mekan, insanlar ve yerler.

Ana kural ise şu: Enfekte olmuş insanlarla daha fazla zamangeçirir ve onlarla daha dar bir mekanda bir arada kalırsanız, enfeksiyon riskiniz artıyor. Daha fazla sayıda insan ile etkileşime geçmek riskinizi arttırıyor ve daha kapalı yerler, daha açık yerlere göre daha tehlikeli. Chicago Tıp Üniversitesi’nde hastane epidemiyologu ve bulaşıcı hastalıklar uzmanı olarak çalışan Dr. Emily Landon şöyle diyor:

Her zaman açık mekanları, kapalı mekanlara tercih edin. Her zaman maske takmayı, maske takmamaya tercih edin. Ve her zaman daha az sayıda insan ile daha geniş alanlarda buluşmayı, daha çok insanla daha dar alanlarda buluşmaya tercih edin.

Hangi Yaz Aktivitesi Daha Riskli?

1. Arka Bahçede Bir Diğer Aile ile Buluşmak: Düşük-Orta Risk

Küçük bir grupla geniş bir dış mekanda buluşmak çok riskli değil. Ancak uzmanlar, güvenliğinizin kimi davet ettiğinize ve onların hastalık konusundaki davranışlarının neler olduğuna bağlı olarak değişebileceği konusunda uyarıyorlar. Oregon Sağlık & Bilim Üniversitesi’nde pediyatrik enfeksiyon hastalıkları uzmanı olan Dr. Judith Guzman-Cottrill şöyle diyor:

Eğer bahçenize davet edeceğiniz aile, sosyal mesafelendirme kurallarına uyduysa, söz konusu aktivite daha düşük riskli olacaktır.

Riski neler değiştirebilir? Riski azaltmak için yiyecek, içecek ve çatal-bıçak biri aletleri paylaşmaktan kaçının. Sadece içeceklerin değil, her şeyin konuklar tarafından getirilmesini isteyin. St. Louis Washington Üniversitesi’nde pediyatrik enfeksiyon hastalıkları uzmanı olan Dr. Andrew Janowski şöyle diyor:

Yemeklerin kendisi bir risk unsuru değil; ancak tabaklar ve çatal-bıçak gibi araçların paylaşılması sonucu bunlara ortak olarak dokunulması risk oluşturabilir.

Harvard Tıp Fakültesi hekimlerinden ve kamu sağlığı araştırmacısı Dr. Abraar Karan ise şöyle diyor:

Alkol tüketimine dikkat edin, çünkü sarhoş olmak sizi sosyal mesafelendirme kuralları konusunda hataya daha açık hale getirebilir. Ayrıca insanların tuvalete gitme ihtiyacını da [dolayısıyla ortak yüzeylere temas etme riskini de] arttırır. Diğer insanlarla aynı evi paylaşmaya başladığınız anda, risk profiliniz de yükselişe geçer.

Bazı uzmanlar, yüz maskeleri kullanmayı öneriyorlar; ancak Landon’a göre yiyip içerken bir maskeyi takmayı sürdürmek pek gerçekçi değil. (…)

2. Bir Restoranda Yemek Yemek: Orta-Yüksek Risk

Landon, uyarıyor:

İç mekanlarda yemek yemek halen yapabileceğiniz en riskli şeylerden birisi. Sorun şu: İnsanlar, restoranlarda gereğinden fazla zaman geçirmeye meyilliler. Dolayısıyla masalar arası mesafe iyi ayarlanmış olsa bile, maruz kalma süresi uzuyor. Dahası, konuşma sırasında da bir miktar virüs saçılıyor gibi gözüküyor.

Karan, Çin’in Guangzhou bölgesinde salgınlardan birinin, penceresiz ve zayıf havalandırmalı bir restorandan kaynaklandığını ve havalandırma cihazının masalar arasında bulaşa neden olduğuna dikkat çekiyor.

Riski neler değiştirebilir? Janowski, risk seviyesinin, restoranın pandemiye ne kadar adapte olduğuna bağlı olduğunu söylüyor. Dükkanlar masa ve sandalyelerin sayısını azaltmalı ve aralarındaki mesafeleri açmalı. Garsonlar maske takmak zorunda olmalı ve el yıkama istasyonlarına erişimleri kolayca sağlanmalı.

Ayrıca Janowski’ye göre restoranlar, çatal-bıçak-tabaklar için tek kullanımlık seçenekler sunmalı, böylece aynı yüzeye tekrar dokunma riski olmamalı. Ek olarak, içecek istasyonları veya büfe masaları gibi self-servis uygulamalarının tamamını durdurmalı. Landon, şöyle diyor:

Eğer bir restorana gidecek olursanız, dış mekanlarda masa bulmaya çalışın. Ben olsam, sadece kendi ailemden bireylerle yemeğe çıkardım; çünkü aksi takdirde, bir dizi diğer insanla yan yana ve yakın mesafede otururken maskemi çıkarmak zorunda kalırdım.

3. İç Mekanlarda Dini Buluşmalara Katılmak: Yüksek Risk

İbadet hizmetleri, farklı ailelerden insanların iç mekanlarda uzun süreler bir arada kalmasına neden olmaktadır. Chapel Hill’deki North Carolina Üniversitesi’nden epidemiyolog Kimberly Powers, şöyle diyor:

Çok kısa sürede çok sayıda insanın enfekte olması için gereken şartların hepsi, ibadetler sırasında sağlanıyor.

Kiliselerde başlayan salgınlara işaret ediyor: Örneğin taşra bir Arkansas kilisesinde ibadet eden 92 kişiden 35’i COVID-19’a yakalandı.

Şarkı söylemek (gerek ibadet edenlerce, gerekse de korolarca) yüksek risk unsuru. Birden fazla uzman, Washington eyaletindeki bir koro provası sırasında katılımcıların yarısının hastalandığına dikkat çekiyorlar.

Riski neler değiştirebilir? Karan’a göre insanlar doğru bir şekilde sosyal mesafelendirme kurallarına uyarlarsa, maske takarlarsa, şarkı söylemekten uzak dururlarsa risk azalabilir. Janowski ise, ibadet sırasında ortak nesnelerin kullanılmasından uzak durulmasını öneriyor. Guzman-Cottrill ise şöyle diyor:

İbadet mekanları duruma adapte olurlarsa, risk azalır. Örneğin benim kilisem, geçtiğimiz hafta bireysel servis yapmaya başladı. Kilise, katılımı sınırlandırmak için 25 kişilik gruplara rezervasyon yapmaya başladı. Katılımcıların sağlıklı olması, yüz maskesi takması ve en az 2 metre aralıklarla oturması gerekiyor.

4. Popüler Bir Sahilde veya Havuzda Günü Geçirmek: Düşük Risk

Uzmanlara göre, sosyal mesafelendirme kurallarına uyulduğu müddetçe bu, oldukça düşük riskli bir aktivitedir. Suyun kendisi risk teşkil etmez. Janowski şöyle diyor:

Sırf suyun devasa hacminden ötürü bile virüs seyreltilmiş olacaktır ve bu, sudan virüs kapmayı çok olasılık dışı yapmaktadır.

Riski neler değiştirebilir? Buradaki anahtar soru, diğer insanlara ne kadar yakın olduğunuzdur. Georgetown Üniversitesi Tıp Merkezi Küresel Sağlık Bilimleri ve Güvenliği Merkezi müdürü Rebecca Katz, şöyle soruyor:

Kendi aileniz dışındaki her bir bireyden en az 2 metre uzakta durabileceğinizi garanti edebilecek misiniz?

Sahil ve havuzların kalabalık olabilen giriş-çıkışlarına ve tuvaletlerine dikkat edin. Hem karada, hem de suda sosyal mesafeyi korumayı sürdürün. Landon, şöyle diyor:

Benim havuz ve sahillerdeki en büyük endişem, çocuklar. Havuzlarda herkesle arkadaş olmaya yatkınlar. Eğer büyükanneyi bir pazar günü ziyaret etmek istiyorsanız ve bu sizin aileniz için önemli bir faktörse, çocuklarınızın başka ailelerin çocuklarının civarında koşturmasını istemezsiniz.

Bu açıdan sahiller, havuzlardan daha iyidir; çünkü daha geniş alanlar sunarlar. Sabah erkenden veya akşama doğru gidin, çünkü bu zamanlarda sahiller daha az kalabalık olacaktır. Özellikle de konukları için mesafeyi ayarlamaya çalışan sahilleri tercih edin.

5. 10’dan Fazla Konuğun Olduğu Dış Mekan Kutlamaları (Örneğin Düğünler): Orta-Yüksek Risk

Aileye dönük kutlamalar genellikle yazları yapılan aktivitelerdir; ancak şu anda çok ciddi riske sahiptirler. Birçok düğün şimdiden ertelendi ve bu kararı alan çiftler, tamamen haklılar. Harvard hekimi Karan şöyle diyor:

Dış mekanlar riski azaltıyor; ancak insanlar kutluyor ve içiyorlarsa, sosyal mesafeyi düzgün şekilde koruyor olmaları pek beklenemez. Bu tür etkinlikler genelde çok kalabalıklaşmaya meyillidir ve insanlar, uzun uzadıya yüz yüze sohbetler ederler.

UNC epidemiyologu Powers, konuk listesi ne kadar genişse, onlardan birinin enfeksiyonu taşıma ihtimalinin o kadar yüksek olduğunu söylüyor.

Riski neler değiştirebilir? Tehlike, buluşmaya katılanların sayısına ve birbirlerine ne kadar yakın mesafede durduklarına göre büyük oranda değişiyor. Landon şöyle diyor:

Eğer bir kutlama düzenlemeyi planlıyorsanız, küçük bir kutlama yapın ve çoğu yakın akraba olan konuklar seçin. Diğer komünitelerden insanları bir araya getirmek çok yüksek riske neden oluyor. Eğer insanlar diğer yerlerde arabayla veya uçakla seyahat edecek olursa, büyük oranda hastalığı da kutlamanıza davet etmiş oluyorsunuz.

Ayrıca yakın akrabalarınızı, hele ki daha yaşlı veya altta yatan diğer hastalıkları olan akrabalarınızı davet ederken de iki defa düşünün. İnsanlar, sağlıkları için iyi olmadığını bildikleri halde kutlamalara katılma baskısı hissedebilirler – ve özellikle de bu baskı, onlara güvenlik önlemleri alacağınızı söylediğinizde artabilir. Chicago’da yaşanan en büyük ölüm kümelerinden birisi, bir cenazeye katılan bir aile üyesinin diğer katılımcılara virüsü saçması sonucu yaşandı.

6. Umumi Tuvalet Kullanımı: Düşük-Orta Risk

Landon, şöyle diyor:

Tuvaletler, hastalık aktarımını önleyecek biçimde tasarlanmışlardır. Diğer insanların kakasından kapabileceğiniz çok sayıda hastalık vardır; ancak neredeyse hiçbir zaman bu yaşanmaz, çünkü tuvaletler, kolayca temizlenebilecek sert yüzeylerle inşa edilirler [Ç.N. Bu argümanın Türkiye için ne kadar geçerli olduğu konusunda okurlarımızı uyarmak isteriz].

Washington Üniversitesi’nden Janowski ise şöyle diyor:

Risk, bölgedeki COVID-19 vaka sayısına ve tuvaletin ne kadar temiz olduğuna göre değişiyor. Bir tuvalette birden fazla yüksek riskli ortak yüzey bulunmaktadır.

Henüz sifon çekme sonucunda virüsün aerosol olarak yayılıp yayılamayacağına yönelik yeterince kanıt bulunmuyor. Landon, şöyle diyor:

Norovirüs gibi diğer virüsler sifon çekme sonucu aerosol olarak yayılabilir; ancak tuvaletler temiz tutulduğu sürece norovirüs, çoğu zaman bu şekilde yayılmaz.

Amerikan Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi (CDC) ise, dışkıların COVID-19’a sebep olup olamayacağı konusunun net olmadığı konusunda uyarıyor.

Riski neler değiştirebilir? Miller’ın söylediğine göre risk, daha küçük, daha yoğun ve az havalandırılan tuvaletlerde artıyor. Örneğin otoyolların kenarındaki benzin istasyonlarındaki tuvaletler gibi…

Temiz gözüken; tuvalet kağıdı, sabun ve kağıt havlu gibi hijyen ürünleri eksiksiz olan tuvaletleri tercih edin. Diğer insanlarla tuvalet sırasına girmekten kaçının ve eğer diğer insanlarla 2 metreden yakın mesafelerde bir arada uzun süreler bulunmayın. Tuvaletten sonra ellerinizi yıkayın ve herhangi bir yüzeye dokunacak olursanız, mutlaka el dezenfektanı kullanın.

7. Bir Arkadaşınızın Ev Tuvaletini Kullanmasına İzin Vermek: Düşük Risk

Landon, bunun büyük bir risk olduğunu düşünmüyor:

Tuvalette olan her neyse, tuvalet havalandırması tarafından emilecektir ve sert yüzeyleri de kolaylıkla temizleyebilirsiniz.

Miller da buna katılıyor:

Bir fan çalıştırabilirsiniz, hava akışı sağlamak için sonrasında kapıyı açık bırakabilirsiniz ve tuvaleti sonradan temizleyebilirsiniz. Ve eğer tuvaleti, arkadaşınızdan hemen sonra kullanacaksanız, sadece elinizi iyice yıkadığınızdan emin olun.

Riski neler değiştirebilir? Janowski, arkadaşınızın enfekte olmasına rağmen asemptomatik olabileceği konusunda uyarıyor.

Bir arkadaş kullandıktan sonra tuvaleti temizlemek makul bir uygulama olur. Özellikle de kapılar, tuvalet, musluk gibi sık dokunulan yüzeyleri…

8. Bir Diğer Aile ile Bir Tatil Evine Gitmek: Düşük Risk

Uzmanlar, eğer her iki aile de tatil öncesinde karantinada kaldıysa ve diğer insanlarla temaslarını kısıtladılarsa, riskin oldukça düşük olduğunu söylüyorlar. Miller şöyle diyor:

Eğer bir aile çok aktifse veya ebeveynlerden birisi, diğer insanlarla çok fazla temas etmeyi gerektiren bir işe sahipse, o zaman risk de artar.

Landon’a göre bu tür bir tatil planı iyi olabilir; özellikle de ev, şehirden uzaktaysa ve diğer insanlarla çok fazla temas yaşanmayacaksa…

Riski neler değiştirebilir? Landon, tatil planı yapmadan önce diğer aileyle konuşmayı ve hem tatil öncesindeki 2 hafta boyunca hem de tatil süresince alınacak önlemler konusunda aynı fikirde olduğunuzdan emin olmayı öneriyor. Hiç kimsede hastalık emaresi olmadığından emin olun ve eğer herhangi birinde böyle bir semptom varsa; o kişiler evde kalmalıdır. Miller şöyle diyor:

Eve geldikten hemen sonra, sık dokunulan büyük yüzeyleri temizleyin. Tatilden birkaç gün öncesinde dış dünya ile teması ne kadar azaltırsanız, risk o kadar düşük olur.

9. Bir Otelde Kalmak: Düşük-Orta Risk

Uzmanlar arası görüş birliği, otellerin göreli olarak düşük riskte olduğu yönünde; özellikle de sıklıkla odanızda kalmayı seçiyorsanız. Lobi, jimnastik salonu, restoran ve asansör gibi ortak alanlarda geçirdiğiniz zamanları en aza indirmelisiniz; çünkü buralarda bulaş ihtimali çok daha yüksektir.

Riski neler değiştirebilir? Televizyonun uzaktan kumandasını ve diğer ortak kullanılan unsurları silmek için dezenfektan mendiller taşıyın. Ayrıca Miller, yatak çarşaflarının da değiştirilmesini öneriyor; çünkü her konuktan sonra yıkanmıyor olabilirler. Otelin COVID-19 protokollerini öğrenmeyi unutmayın, çünkü hemen hemen her otelin yeni kuralları var. Miller, şöyle diyor:

Asansörlerden uzak durun! Asansöre binmeniz gerekirse, tuşlara parmağınızla değil, serçe parmağınızın veya yüzük parmağınızın eklem kısmıyla basın.

Diğer öneriler: Restoranda yemek yerine, oda servisi rica edin. Kapalı mekanlarda egzersiz yapmaktan uzak durun ve halka açık yerlerde maske takın.

10. Berber ve Kuaföre Gitmek: Orta-Yüksek Risk

Karan, şöyle diyor:

Bir saç kesimi sırasında yakın temas vardır ve berber/kuaför, çok yakın bir mesafede nefes alıp vermek zorundadır. Bu, bildiğimiz kadarıyla virüsün ana bulaşma yöntemidir ve bez maskeler kesinlikle bunu önlemek konusunda iyi değildirler.

Janowski’nin söylediğine göre bu aktivite, listedeki en yüksek riskli 1-2 aktiviteden birisi, çünkü saçınızı kestirirken berber/kuaförden 2 metreden daha uzak mesafede durmanız imkansızdır. Şöyle diyor:

Bulaşmanın yaşanması için tek olması gereken, tek bir adet hasta ama semptomsuz çalışanın olmasıdır. Birdenbire müşterilerin hemen hepsi yüksek bulaş riski ile yüzleşmek zorunda kalırlar.

Riski neler değiştirebilir? Landon’a göre, eğer hem siz hem de berberiniz/kuaförünüz maske takıyorsa ve hele ki COVID-19 sizin yaşadığınız bölgede çok yaygın değilse, risk o kadar da yüksek olmayabilir. Şöyle diyor:

Çalışanlarını korumak için koruyucu ekipman giymeyi ve el dezenfektasyonunu zorunlu kılan saç ve bakım salonları veya berberleri tercih edin. Çalışanlarını koruyanlar, sizi de korumuş oluyorlar.

Karan ise şöyle diyor:

Berber veya kuaförde geçirdiğiniz sürenin sadece iş ile sınırlı kaldığından emin olun. Berberler/kuaförler bunu çok seviyor olsa da, yakın mesafede sohbet etmeyin. Şu anda bunu yapmanın sırası değil.

11. Alışveriş Merkezine Gitmek: Değişken Risk

Bunun ne kadar riskli olduğu, ne tür bir alışveriş merkezinden söz ettiğimize, ne kadar kalabalık olduğuna ve orada ne kadar vakit geçirdiğinize göre değişiyor. Miller şöyle diyor:

Yoğun bir şekilde bulunan kalabalıklar içinde risk, dikkate değer miktarda artıyor. Bunu azaltmanın ana yolu, insanların tek bir mekanda çok fazla vakit geçirmesine engel olmak.

Riski neler değiştirebilir? Açık havada olan alışveriş merkezleri, kapalı alanlara sahip alışveriş merkezlerine tercih edilmeli. Benzer şekilde, boş alışveriş merkezleri de kalabalık alışveriş merkezlerinden yeğdir. Landon şöyle diyor:

Restoranların bulunduğu kısımlardan kaçının ve alışveriş merkezine spesifik bir amaç ile gidin. Her ne kadar alışveriş yapmak bir terapi gibi olabilse de, bir şey satın alacaksanız, dükkanın internet sitesinden ürünlere göz atıp, süreyi kısaltmaya çalışın. Ne alacağınızı önceden bilin, dükkana gidip deneyin, alın ve çıkın. Bu sırada maske takın. Mantık şu: İçeri gir, hemen bak, karar ver ve çık.

Bu sırada yakın temastan kaçınmalısınız. Miller şöyle diyor:

Mesafeyi koruduğunuzdan emin olun. Alışveriş merkezlerinin yoğun olabileceği saatlerden kaçının.

Guzman-Cottrill ise el dezenfektanı taşımayı ve bunu sık sık kullanmayı öneriyor. Özellikle de tırabzan veya asansör tuşları gibi yüzeylere dokunduysanız…

12. Gece Kulübüne Gitmek: Çok Yüksek Risk

Tüm uzmanlar, şu anda gece kulüplerine gitmenin aşırı yüksek riskli bir aktivite olduğunda hemfikir. Kalabalıklar, aşırı yakın temaslar, şarkı söyleme, terleme ve kontrolü yitirmeye sebep olan alkol, hastalığın bulaşması için kusursuz bir risk kokteyli. Miller şöyle diyor:

Alkol alan insanlar, kurallara daha az uyarlar ve dans ediyor oldukları için daha derin nefes alıp verirler. Bu da, daha fazla miktarda virüsün dökülmesi demektir. Eğer ortamda 1 tane virüs taşıyıcısı varsa, virüs kolaylıkla yayılacaktır.

Karan ise, halihazırda gece kulüplerinden ve barlardan yayılan salgınlara işaret ederek şöyle diyor

Güney Kore’de de yakın geçmişte gördüğümüz gibi, bu aktivite çok yüksek risk taşıyor. Şu anda barlara ve kulüplere gitmeyin.

Riski neler değiştirebilir? Bu aktiviteyi şu anda makul kılabilecek hiçbir durum bulunmuyor. Eğer dans etmek istiyorsanız, yakın çevrenizle evinizde bir parti verin ve o şekilde dans edin. Eğer dış mekanda, ufak bir grup ile, 2 metre kuralına uyarak dans edecekseniz, bu da daha düşük riskli bir tercih olabilir.

13. Kamp Yapmak: Çok Düşük Risk

Georgetown’dan Katz şöyle diyor:

Yaz faaliyetleri söz konusu olduğunda, kamp yapmak virüs açısından en düşük riskli faaliyet olacaktır. Sonuçta dışarıdasınız ve izole haldesiniz.

Miller da buna katılıyor; ancak bir grup ile gidecek olursanız, kampçı dostlarınıza güvenebileceğinizden emin olmanız konusunda uyarıyor. Onlar, sosyal mesafelendirme kurallarına uyuyorlar mıydı? Eğer uymuyorlarsa, virüsün asemptomatik yayıcıları olabilirler.

Riski neler değiştirebilir? Tabii ki, tam olarak ne yaptığınıza bağlı olarak kamp sırasında da risk faktörleri oluşabilir. Katz şöyle soruyor:

Ailenizle, izole ve dış bir mekanda mı kamp yapıyorsunuz? Bu, en düşük riskli senaryodur. Ama eğer kalabalık bir kamp alanında, ortak tuvaletleri ve komünal piknik alanlarını kullanarak kamp yapıyorsanız, risk daha yüksektir. Tabii ailenizden olmayan kişilerle aynı çadırda uyumak da bulaşma ihtimalini arttırır.

Sonuç olarak: Bir aktivitenin kendisi düşük riskli olabilir; ancak bu aktiviteyi hangi insanlarla, ne mesafede yaptığınız, riski arttırabilecektir.

14. Dış Mekanlarda Egzersiz Yapmak: Düşük Risk

Bir grup sporu yapmadığınız sürece, dışarıda egzersiz yapmak sosyal mesafeyi korurken gevşemenin bir yolu olabilir. Uzmanlar, golf ve tenis gibi sporların, basketbol veya futbol gibi temas sporlarından daha güvenli olduğunda hemfikir. Karan şöyle diyor:

Şahsen ben, bulaş riskleri hakkında daha iyi bir fikrimiz olana kadar temas sporlarından uzak dururdum.

Peki ya koşmak? Powers şöyle diyor:

Eğer insanların birbirine sürtünecekleri kadar kalabalık bir patikada değilseniz, bence koşu yapmak şu anda harika bir egzersiz yöntemi.

Riski neler değiştirebilir? Faaliyete ne kadar çok kişi dahil olursa, risk o kadar yüksektir. Diğer insanlarla yakın mesafede iken virüsü bulaştırma ihtimaliniz vardır (asemptomatik olsanız bile!); dolayısıyla sosyal mesafelendirme kurallarına uyamıyorsanız, maske takmanız önerilir.

Risk, spora göre çok fazla değişmektedir. Landon şöyle diyor:

Basketbol gibi bir spor sorunludur. Çünkü topa dokunuyorsunuz, birbirinizin suratına nefes veriyorsunuz. Dolayısıyla bu tür sporları sadece kendi hane halkınızdan bireyler ile oynamalısınız. Tenis ise çok daha düşük risklidir. Taraflar, birbirinden uzak ve ayrıktır. Bu, mutlak sosyal mesafelendirmedir.

Yazar: Allison Aubrey
Çevirmen: Çağrı Mert Bakırcı
Kaynak: www.evrimagaci.org

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et

MAKALE

Podcast yapmak cesaret istiyor

Podcast son dönemde özellikle gençler arasında hızla yayılıyor. Bunda gencin özgürlüğüne imkan tanıması hiç kuşkusuz önemli bir faktör. Ancak podcast üretimi yapan uzman sayısı yeterli değil. Bunun en önemli nedeni ne olabilir?

Podcast yapmaya başlamaktan neden çekiniyoruz?

Kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen bazı şeyler var…

Podcast’ler dünyada her geçen gün artmaya devam ediyor. Türkiye’nin en büyük podcast ağı olan Podfresh’in bile şimdiden çeşitli kategorilerde 100’e yakın yayını bulunuyor. Yalnızca ABD’de, nüfusun yüzde 75’i “podcast”in ne demek olduğuna aşina durumda. Ekim 2020 itibariyle ise 1,5 milyonun üzerinde podcastin olduğunu söylemek biraz ütopik gelse de gerçek bu.

Her gün başlanan yeni podcastler, kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen ve başlamaktan alıkoyan bazı yanlış yanlış bilinen şeyler var. Bu yazımda biraz bunlardan bahsetmek istiyorum.

Podcast bir iş modelidir

Aslına bakarsanız podcast’ten hemen bir gelir elde etme beklentisi büyük bir hata ve orta vadede motivasyon düşürebilen bir şey. Çünkü Türkiye’de henüz yeni yeni büyüyen, ilginin fazla olduğu ancak reklam modellerinin henüz tam oluşturulmadığı bir ortam söz konusu. Ayrıca şunu da unutmamak gerekir ki, ürettiğimiz her türlü içerik, yaratmamız gereken bir pazarlama planının da parçası olmalı ve o doğrultuda bir strateji üretilmeli. Podcast yayınlarını yaymanın sadece içerik pazarlamasıyla bittiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Birçok platformda çok sayıda niş podcastin olduğu bir arenada, bunu bir işe çevirme düşüncesinden önce içeriğimizi iyi oluşturmayı düşünmek daha yerinde olacaktır. Çünkü salt gelir eldetmekten ziyade podcastimizi aynı zamanda kendimize bir network oluşturmak için de kullanacağız ve podcastimizi de bu network dinleyecek. 

Profesyonel bir stüdyo olmadan başlanmaz

Ben şahsen podcastlerime ufacık bir odada, sesimdeki yankıyı kesmek için üzerime battaniye örterek başladım. Üzerinden iki yıl geçmesine rağmen de hâlâ evimden yayın yapmaya devam ediyorum. Yayıncı adaylarının, profesyonel bir stüdyoya ihtiyaç duyacaklarını, stüdyo sesi olmadan podcast olmayacağını düşünmeleri ve bunun harekete geçmelerini engellemesi, acilen aşılması gereken bir konu.

Peki benim yaptığım podcastler süper kaliteli mi? Elbette evde sınırlı imkanlarla alınan herhangi bir kaydın stüdyo gibi olması imkansız ama zaten sorun burada başlıyor. Neden başlangıçta stüdyo kalitesinde bir yayın yapma zorunluluğu hissedeyim ki? Her şeyden önce içeriğimiz ve sürdürülebilirliğimiz çok daha önemli olgular. Bana soracak olursanız podcast yayınlarını benzersiz kılan şeyler, içerdiği samimiyet. Yani bir ev ortamında, belki çayınızı koyarken çıkan ses, belki arkanızdan gelen bir kedi. Nerede olursanız olun, telefon kulaklığına bile sahipseniz (ki Podfresh’te kulaklıklarla yapılan çok güzel yayınlar var) başlayın.

Podcast yapmak aşırı pahalı

Diğer bir yanlış düşünce de, ekipman fetişisti olup podcast yapmaya başlamak için pahalı ve kaliteli mikrofonlara sahip olmamız gerektiği. Örneğin, 3000 TL’ye çok kaliteli bulduğunuz ve profesyonellerin önerdiği bir mikrofon var ve almak istiyorsunuz. Durun, almayın! Bunun yerine 150 liraya bir yaka mikrofonu, aylık 50 TL’ye yayınlarıma değer katacak bir podcast barındırma platformu (ki artık size Spotify kataloğundan dilediğiniz müziği kullanma imkanı sağlayan Anchor varken ona bile ihtiyaç olmayabilir) ve 20 liraya podcastime sesli tanıtımlar yapabileceğim bir uygulama alırsam, erken dönemde yapacağım 3000 TL’lik bir mikrofondan daha mantıklı ve yayınıma değer katacak bir harcama yapmış olurum.

Demem o ki, Podcaste başlamak pahalı ve maliyetli değil. Bilgisayar ya da telefonunuzdaki ses kayıt düğmesine basın, telefonunuzun kulaklığını takın ve içeriğinizi oluşturun.

Dinleyici bulmak için ünlü olmak gerek

1,5 Milyon podcast yayını, daha fazla sayıda yayıncı, daha fazla sayıda da dinleyici var. Herhalde bu rakamların hepsi ünlü değil. Bu arada yayıncı adaylarının gözlerinin korkmasına hak veriyorum. Belki konuşmak istediğiniz konuyla alakalı onlarca podcast vardır ve endişe duyuyorsunuzdur. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, her podcast birbirinden parmak izlerimiz gibi farklı. Herkes niş bir yayın yapmaya çalışıyor ve konunun genelinden uzaklaşıp ister istemez spesifikleşiyorlar. 

Anlattığınız hikaye ve inşa ettiğiniz içeriğiniz sizin her şeyiniz. Yayınınız başka podcastlerin konusunu andıracak gibi görünse de, mutlaka kendinizden katacağınız şeylerle farklılaşacaktır. Kişisel deneyimler ve insan hikayeleri her şeyi değiştirir. Dinleyici olarak iki aynı nüanstaki podcast programından ayrı ayrı kendime kattığım birçok şey var. Eğer platformlarda var olan podcastler sizi podcaste başlamaktan alıkoyuyorsa, masada herkese bir sandalye olduğunu bilmenizde fayda var. 

Her şey kusursuz olmalı

Bir felaket olan ilk podcast bölümüme buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Sesimin yetmediği, tonlamalarımın ise anlamsız olan bu bölümü çekerken ne kadar zorlandığımı ve onlarca kez baştan kayıt aldığımı hâlâ hatırlıyorum. Ancak sonuç itibariyle içeriğimi dünyaya yaymak istediğim için “yayınla” butonuna bastım. Sadece biz değil, dünyaca ünlü podcasterların da ilk yayınlarına baktığınızda kusursuz olmadıklarını görüp kervanın her zaman yolda düzüleceğini anlayabilirsiniz. Kimse mükemmel değil, olamaz da. Podcastinizin daha ilk bölümden mükemmel olması gerekmiyor. Açıkçası geliştikçe her zaman yeni şeyler öğreneceksiniz ve bir önceki bölümünüzü beğenmeyeceksiniz. Gereksiz mükemmelliyetçilik sizi engelleyen bir şey ise, bunu önemsememek en güzeli.

Bitirirken…

Yanlış bildiğimiz şeyler bizi bir şeylere başlamaktan, düşüncelerimizi yaymaktan ve başkasının hayatına bir şeyler katmaktan her zaman alıkoyan bir şey. Eğer profesyonel bir stüdyo yüzünden podcast yapmaya başlamıyorsanız bir hayalinizden vazgeçmiş olacaksınız. Ürettiğiniz içeriğin nerede, kimi ve nasıl etkileyeceğini, ne gibi izler bırakacağını bilemezsiniz. İnsanlara temas etmek ve dokunmak güzeldir. Yeter ki en başında belirttiğim süreklilik ve içerik gibi doğru şeylere odaklanalım.

Kaynak: T24
Yazar: İlkan AKGÜL

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND