Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Salgın döneminde yapılan aktivitelerin risk değerlendirmesi

toplum, sosyal mesafe, salgın, Manşet, koronavirüs

Salgının azalan grafiği ile birlikte hayat da yavaş yavaş normale dönüyor. Peki, salgın öncesi rutinimize geri dönebilecek miyiz? Yapmaya alışık olduğumuz aktivitelerin hangileri güvenli, hangileri değil? www.evrimagaci.org yanıtlıyor…

Salgın Sırasında Sahile Gitmek, Denize veya Havuza Gitmek Güvenli mi? Peki Ya Düğün Yapmak, Saç Kestirmek, Otelde Kalmak veya Kamp Yapmak?

Yazın Yapılan Aktiviteler Ne Kadar Güvenli? Uzmanlar, COVID-19 Salgını Sırasında Yapılabilecek 14 Yaz Aktivitesini Risk Sırasına Diziyor!

Birçoklarımız için aylarca süren bir karantina döneminden geçtik. Dışarı çıkıp, yazın tadını çıkarma dürtüsü çok güçlü. Ama güvenli olan şeyler neler? Bir enfeksiyon hastalıkları ve toplum sağlığı uzmanı panelinden, yaz aktivitelerini risklerine göre sıralamalarını istedik. Bu aktiviteler arasında park/bahçelerde toplanmaktan, halka açık havuzlarda bir gün geçirmeye ve farklı ailelerle bir tatil evini paylaşmaya kadar birçok aktivite yer alıyor.

Ama büyük bir uyarıda bulunalım: Sizin bireysel riskiniz, yaşınıza, sağlığınıza, bölgenizde virüsün ne kadar yaygın olduğuna ve bu aktiviteler sırasında ne tür önlemler aldığınıza göre değişecektir. Dahası, birçok bölgede burada tanımlanan aktiviteler halen sınırlandırılıyor olabilir; dolayısıyla bölgesel kuralları ve gelişmeleri takip etmeyi unutmayın.

Ve şunu da anlayın: Dışarı çıkıp da hastalığa yakalanma riskinizin sıfır olduğu hiçbir durum bulunmuyor. Ülkeler iş yerlerini ve kamusal alanları geri açmaya başladıkça, neyin güvenli olup neyin olmadığını kestirme görevi her bir bireye düşecek. Uzmanların düşünme biçimini anlamak, bu aktiviteler sırasındaki riskleri kestirmenizi kolaylaştırabilir. Ohio State Üniversitesi’nden epidemiyolog Dr. William Miller şöyle diyor:

Bulaş riskini tek bir kalıp ile düşünmek mümkün: zaman, mekan, insanlar ve yerler.

Ana kural ise şu: Enfekte olmuş insanlarla daha fazla zamangeçirir ve onlarla daha dar bir mekanda bir arada kalırsanız, enfeksiyon riskiniz artıyor. Daha fazla sayıda insan ile etkileşime geçmek riskinizi arttırıyor ve daha kapalı yerler, daha açık yerlere göre daha tehlikeli. Chicago Tıp Üniversitesi’nde hastane epidemiyologu ve bulaşıcı hastalıklar uzmanı olarak çalışan Dr. Emily Landon şöyle diyor:

Her zaman açık mekanları, kapalı mekanlara tercih edin. Her zaman maske takmayı, maske takmamaya tercih edin. Ve her zaman daha az sayıda insan ile daha geniş alanlarda buluşmayı, daha çok insanla daha dar alanlarda buluşmaya tercih edin.

Hangi Yaz Aktivitesi Daha Riskli?

1. Arka Bahçede Bir Diğer Aile ile Buluşmak: Düşük-Orta Risk

Küçük bir grupla geniş bir dış mekanda buluşmak çok riskli değil. Ancak uzmanlar, güvenliğinizin kimi davet ettiğinize ve onların hastalık konusundaki davranışlarının neler olduğuna bağlı olarak değişebileceği konusunda uyarıyorlar. Oregon Sağlık & Bilim Üniversitesi’nde pediyatrik enfeksiyon hastalıkları uzmanı olan Dr. Judith Guzman-Cottrill şöyle diyor:

Eğer bahçenize davet edeceğiniz aile, sosyal mesafelendirme kurallarına uyduysa, söz konusu aktivite daha düşük riskli olacaktır.

Riski neler değiştirebilir? Riski azaltmak için yiyecek, içecek ve çatal-bıçak biri aletleri paylaşmaktan kaçının. Sadece içeceklerin değil, her şeyin konuklar tarafından getirilmesini isteyin. St. Louis Washington Üniversitesi’nde pediyatrik enfeksiyon hastalıkları uzmanı olan Dr. Andrew Janowski şöyle diyor:

Yemeklerin kendisi bir risk unsuru değil; ancak tabaklar ve çatal-bıçak gibi araçların paylaşılması sonucu bunlara ortak olarak dokunulması risk oluşturabilir.

Harvard Tıp Fakültesi hekimlerinden ve kamu sağlığı araştırmacısı Dr. Abraar Karan ise şöyle diyor:

Alkol tüketimine dikkat edin, çünkü sarhoş olmak sizi sosyal mesafelendirme kuralları konusunda hataya daha açık hale getirebilir. Ayrıca insanların tuvalete gitme ihtiyacını da [dolayısıyla ortak yüzeylere temas etme riskini de] arttırır. Diğer insanlarla aynı evi paylaşmaya başladığınız anda, risk profiliniz de yükselişe geçer.

Bazı uzmanlar, yüz maskeleri kullanmayı öneriyorlar; ancak Landon’a göre yiyip içerken bir maskeyi takmayı sürdürmek pek gerçekçi değil. (…)

2. Bir Restoranda Yemek Yemek: Orta-Yüksek Risk

Landon, uyarıyor:

İç mekanlarda yemek yemek halen yapabileceğiniz en riskli şeylerden birisi. Sorun şu: İnsanlar, restoranlarda gereğinden fazla zaman geçirmeye meyilliler. Dolayısıyla masalar arası mesafe iyi ayarlanmış olsa bile, maruz kalma süresi uzuyor. Dahası, konuşma sırasında da bir miktar virüs saçılıyor gibi gözüküyor.

Karan, Çin’in Guangzhou bölgesinde salgınlardan birinin, penceresiz ve zayıf havalandırmalı bir restorandan kaynaklandığını ve havalandırma cihazının masalar arasında bulaşa neden olduğuna dikkat çekiyor.

Riski neler değiştirebilir? Janowski, risk seviyesinin, restoranın pandemiye ne kadar adapte olduğuna bağlı olduğunu söylüyor. Dükkanlar masa ve sandalyelerin sayısını azaltmalı ve aralarındaki mesafeleri açmalı. Garsonlar maske takmak zorunda olmalı ve el yıkama istasyonlarına erişimleri kolayca sağlanmalı.

Ayrıca Janowski’ye göre restoranlar, çatal-bıçak-tabaklar için tek kullanımlık seçenekler sunmalı, böylece aynı yüzeye tekrar dokunma riski olmamalı. Ek olarak, içecek istasyonları veya büfe masaları gibi self-servis uygulamalarının tamamını durdurmalı. Landon, şöyle diyor:

Eğer bir restorana gidecek olursanız, dış mekanlarda masa bulmaya çalışın. Ben olsam, sadece kendi ailemden bireylerle yemeğe çıkardım; çünkü aksi takdirde, bir dizi diğer insanla yan yana ve yakın mesafede otururken maskemi çıkarmak zorunda kalırdım.

3. İç Mekanlarda Dini Buluşmalara Katılmak: Yüksek Risk

İbadet hizmetleri, farklı ailelerden insanların iç mekanlarda uzun süreler bir arada kalmasına neden olmaktadır. Chapel Hill’deki North Carolina Üniversitesi’nden epidemiyolog Kimberly Powers, şöyle diyor:

Çok kısa sürede çok sayıda insanın enfekte olması için gereken şartların hepsi, ibadetler sırasında sağlanıyor.

Kiliselerde başlayan salgınlara işaret ediyor: Örneğin taşra bir Arkansas kilisesinde ibadet eden 92 kişiden 35’i COVID-19’a yakalandı.

Şarkı söylemek (gerek ibadet edenlerce, gerekse de korolarca) yüksek risk unsuru. Birden fazla uzman, Washington eyaletindeki bir koro provası sırasında katılımcıların yarısının hastalandığına dikkat çekiyorlar.

Riski neler değiştirebilir? Karan’a göre insanlar doğru bir şekilde sosyal mesafelendirme kurallarına uyarlarsa, maske takarlarsa, şarkı söylemekten uzak dururlarsa risk azalabilir. Janowski ise, ibadet sırasında ortak nesnelerin kullanılmasından uzak durulmasını öneriyor. Guzman-Cottrill ise şöyle diyor:

İbadet mekanları duruma adapte olurlarsa, risk azalır. Örneğin benim kilisem, geçtiğimiz hafta bireysel servis yapmaya başladı. Kilise, katılımı sınırlandırmak için 25 kişilik gruplara rezervasyon yapmaya başladı. Katılımcıların sağlıklı olması, yüz maskesi takması ve en az 2 metre aralıklarla oturması gerekiyor.

4. Popüler Bir Sahilde veya Havuzda Günü Geçirmek: Düşük Risk

Uzmanlara göre, sosyal mesafelendirme kurallarına uyulduğu müddetçe bu, oldukça düşük riskli bir aktivitedir. Suyun kendisi risk teşkil etmez. Janowski şöyle diyor:

Sırf suyun devasa hacminden ötürü bile virüs seyreltilmiş olacaktır ve bu, sudan virüs kapmayı çok olasılık dışı yapmaktadır.

Riski neler değiştirebilir? Buradaki anahtar soru, diğer insanlara ne kadar yakın olduğunuzdur. Georgetown Üniversitesi Tıp Merkezi Küresel Sağlık Bilimleri ve Güvenliği Merkezi müdürü Rebecca Katz, şöyle soruyor:

Kendi aileniz dışındaki her bir bireyden en az 2 metre uzakta durabileceğinizi garanti edebilecek misiniz?

Sahil ve havuzların kalabalık olabilen giriş-çıkışlarına ve tuvaletlerine dikkat edin. Hem karada, hem de suda sosyal mesafeyi korumayı sürdürün. Landon, şöyle diyor:

Benim havuz ve sahillerdeki en büyük endişem, çocuklar. Havuzlarda herkesle arkadaş olmaya yatkınlar. Eğer büyükanneyi bir pazar günü ziyaret etmek istiyorsanız ve bu sizin aileniz için önemli bir faktörse, çocuklarınızın başka ailelerin çocuklarının civarında koşturmasını istemezsiniz.

Bu açıdan sahiller, havuzlardan daha iyidir; çünkü daha geniş alanlar sunarlar. Sabah erkenden veya akşama doğru gidin, çünkü bu zamanlarda sahiller daha az kalabalık olacaktır. Özellikle de konukları için mesafeyi ayarlamaya çalışan sahilleri tercih edin.

5. 10’dan Fazla Konuğun Olduğu Dış Mekan Kutlamaları (Örneğin Düğünler): Orta-Yüksek Risk

Aileye dönük kutlamalar genellikle yazları yapılan aktivitelerdir; ancak şu anda çok ciddi riske sahiptirler. Birçok düğün şimdiden ertelendi ve bu kararı alan çiftler, tamamen haklılar. Harvard hekimi Karan şöyle diyor:

Dış mekanlar riski azaltıyor; ancak insanlar kutluyor ve içiyorlarsa, sosyal mesafeyi düzgün şekilde koruyor olmaları pek beklenemez. Bu tür etkinlikler genelde çok kalabalıklaşmaya meyillidir ve insanlar, uzun uzadıya yüz yüze sohbetler ederler.

UNC epidemiyologu Powers, konuk listesi ne kadar genişse, onlardan birinin enfeksiyonu taşıma ihtimalinin o kadar yüksek olduğunu söylüyor.

Riski neler değiştirebilir? Tehlike, buluşmaya katılanların sayısına ve birbirlerine ne kadar yakın mesafede durduklarına göre büyük oranda değişiyor. Landon şöyle diyor:

Eğer bir kutlama düzenlemeyi planlıyorsanız, küçük bir kutlama yapın ve çoğu yakın akraba olan konuklar seçin. Diğer komünitelerden insanları bir araya getirmek çok yüksek riske neden oluyor. Eğer insanlar diğer yerlerde arabayla veya uçakla seyahat edecek olursa, büyük oranda hastalığı da kutlamanıza davet etmiş oluyorsunuz.

Ayrıca yakın akrabalarınızı, hele ki daha yaşlı veya altta yatan diğer hastalıkları olan akrabalarınızı davet ederken de iki defa düşünün. İnsanlar, sağlıkları için iyi olmadığını bildikleri halde kutlamalara katılma baskısı hissedebilirler – ve özellikle de bu baskı, onlara güvenlik önlemleri alacağınızı söylediğinizde artabilir. Chicago’da yaşanan en büyük ölüm kümelerinden birisi, bir cenazeye katılan bir aile üyesinin diğer katılımcılara virüsü saçması sonucu yaşandı.

6. Umumi Tuvalet Kullanımı: Düşük-Orta Risk

Landon, şöyle diyor:

Tuvaletler, hastalık aktarımını önleyecek biçimde tasarlanmışlardır. Diğer insanların kakasından kapabileceğiniz çok sayıda hastalık vardır; ancak neredeyse hiçbir zaman bu yaşanmaz, çünkü tuvaletler, kolayca temizlenebilecek sert yüzeylerle inşa edilirler [Ç.N. Bu argümanın Türkiye için ne kadar geçerli olduğu konusunda okurlarımızı uyarmak isteriz].

Washington Üniversitesi’nden Janowski ise şöyle diyor:

Risk, bölgedeki COVID-19 vaka sayısına ve tuvaletin ne kadar temiz olduğuna göre değişiyor. Bir tuvalette birden fazla yüksek riskli ortak yüzey bulunmaktadır.

Henüz sifon çekme sonucunda virüsün aerosol olarak yayılıp yayılamayacağına yönelik yeterince kanıt bulunmuyor. Landon, şöyle diyor:

Norovirüs gibi diğer virüsler sifon çekme sonucu aerosol olarak yayılabilir; ancak tuvaletler temiz tutulduğu sürece norovirüs, çoğu zaman bu şekilde yayılmaz.

Amerikan Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi (CDC) ise, dışkıların COVID-19’a sebep olup olamayacağı konusunun net olmadığı konusunda uyarıyor.

Riski neler değiştirebilir? Miller’ın söylediğine göre risk, daha küçük, daha yoğun ve az havalandırılan tuvaletlerde artıyor. Örneğin otoyolların kenarındaki benzin istasyonlarındaki tuvaletler gibi…

Temiz gözüken; tuvalet kağıdı, sabun ve kağıt havlu gibi hijyen ürünleri eksiksiz olan tuvaletleri tercih edin. Diğer insanlarla tuvalet sırasına girmekten kaçının ve eğer diğer insanlarla 2 metreden yakın mesafelerde bir arada uzun süreler bulunmayın. Tuvaletten sonra ellerinizi yıkayın ve herhangi bir yüzeye dokunacak olursanız, mutlaka el dezenfektanı kullanın.

7. Bir Arkadaşınızın Ev Tuvaletini Kullanmasına İzin Vermek: Düşük Risk

Landon, bunun büyük bir risk olduğunu düşünmüyor:

Tuvalette olan her neyse, tuvalet havalandırması tarafından emilecektir ve sert yüzeyleri de kolaylıkla temizleyebilirsiniz.

Miller da buna katılıyor:

Bir fan çalıştırabilirsiniz, hava akışı sağlamak için sonrasında kapıyı açık bırakabilirsiniz ve tuvaleti sonradan temizleyebilirsiniz. Ve eğer tuvaleti, arkadaşınızdan hemen sonra kullanacaksanız, sadece elinizi iyice yıkadığınızdan emin olun.

Riski neler değiştirebilir? Janowski, arkadaşınızın enfekte olmasına rağmen asemptomatik olabileceği konusunda uyarıyor.

Bir arkadaş kullandıktan sonra tuvaleti temizlemek makul bir uygulama olur. Özellikle de kapılar, tuvalet, musluk gibi sık dokunulan yüzeyleri…

8. Bir Diğer Aile ile Bir Tatil Evine Gitmek: Düşük Risk

Uzmanlar, eğer her iki aile de tatil öncesinde karantinada kaldıysa ve diğer insanlarla temaslarını kısıtladılarsa, riskin oldukça düşük olduğunu söylüyorlar. Miller şöyle diyor:

Eğer bir aile çok aktifse veya ebeveynlerden birisi, diğer insanlarla çok fazla temas etmeyi gerektiren bir işe sahipse, o zaman risk de artar.

Landon’a göre bu tür bir tatil planı iyi olabilir; özellikle de ev, şehirden uzaktaysa ve diğer insanlarla çok fazla temas yaşanmayacaksa…

Riski neler değiştirebilir? Landon, tatil planı yapmadan önce diğer aileyle konuşmayı ve hem tatil öncesindeki 2 hafta boyunca hem de tatil süresince alınacak önlemler konusunda aynı fikirde olduğunuzdan emin olmayı öneriyor. Hiç kimsede hastalık emaresi olmadığından emin olun ve eğer herhangi birinde böyle bir semptom varsa; o kişiler evde kalmalıdır. Miller şöyle diyor:

Eve geldikten hemen sonra, sık dokunulan büyük yüzeyleri temizleyin. Tatilden birkaç gün öncesinde dış dünya ile teması ne kadar azaltırsanız, risk o kadar düşük olur.

9. Bir Otelde Kalmak: Düşük-Orta Risk

Uzmanlar arası görüş birliği, otellerin göreli olarak düşük riskte olduğu yönünde; özellikle de sıklıkla odanızda kalmayı seçiyorsanız. Lobi, jimnastik salonu, restoran ve asansör gibi ortak alanlarda geçirdiğiniz zamanları en aza indirmelisiniz; çünkü buralarda bulaş ihtimali çok daha yüksektir.

Riski neler değiştirebilir? Televizyonun uzaktan kumandasını ve diğer ortak kullanılan unsurları silmek için dezenfektan mendiller taşıyın. Ayrıca Miller, yatak çarşaflarının da değiştirilmesini öneriyor; çünkü her konuktan sonra yıkanmıyor olabilirler. Otelin COVID-19 protokollerini öğrenmeyi unutmayın, çünkü hemen hemen her otelin yeni kuralları var. Miller, şöyle diyor:

Asansörlerden uzak durun! Asansöre binmeniz gerekirse, tuşlara parmağınızla değil, serçe parmağınızın veya yüzük parmağınızın eklem kısmıyla basın.

Diğer öneriler: Restoranda yemek yerine, oda servisi rica edin. Kapalı mekanlarda egzersiz yapmaktan uzak durun ve halka açık yerlerde maske takın.

10. Berber ve Kuaföre Gitmek: Orta-Yüksek Risk

Karan, şöyle diyor:

Bir saç kesimi sırasında yakın temas vardır ve berber/kuaför, çok yakın bir mesafede nefes alıp vermek zorundadır. Bu, bildiğimiz kadarıyla virüsün ana bulaşma yöntemidir ve bez maskeler kesinlikle bunu önlemek konusunda iyi değildirler.

Janowski’nin söylediğine göre bu aktivite, listedeki en yüksek riskli 1-2 aktiviteden birisi, çünkü saçınızı kestirirken berber/kuaförden 2 metreden daha uzak mesafede durmanız imkansızdır. Şöyle diyor:

Bulaşmanın yaşanması için tek olması gereken, tek bir adet hasta ama semptomsuz çalışanın olmasıdır. Birdenbire müşterilerin hemen hepsi yüksek bulaş riski ile yüzleşmek zorunda kalırlar.

Riski neler değiştirebilir? Landon’a göre, eğer hem siz hem de berberiniz/kuaförünüz maske takıyorsa ve hele ki COVID-19 sizin yaşadığınız bölgede çok yaygın değilse, risk o kadar da yüksek olmayabilir. Şöyle diyor:

Çalışanlarını korumak için koruyucu ekipman giymeyi ve el dezenfektasyonunu zorunlu kılan saç ve bakım salonları veya berberleri tercih edin. Çalışanlarını koruyanlar, sizi de korumuş oluyorlar.

Karan ise şöyle diyor:

Berber veya kuaförde geçirdiğiniz sürenin sadece iş ile sınırlı kaldığından emin olun. Berberler/kuaförler bunu çok seviyor olsa da, yakın mesafede sohbet etmeyin. Şu anda bunu yapmanın sırası değil.

11. Alışveriş Merkezine Gitmek: Değişken Risk

Bunun ne kadar riskli olduğu, ne tür bir alışveriş merkezinden söz ettiğimize, ne kadar kalabalık olduğuna ve orada ne kadar vakit geçirdiğinize göre değişiyor. Miller şöyle diyor:

Yoğun bir şekilde bulunan kalabalıklar içinde risk, dikkate değer miktarda artıyor. Bunu azaltmanın ana yolu, insanların tek bir mekanda çok fazla vakit geçirmesine engel olmak.

Riski neler değiştirebilir? Açık havada olan alışveriş merkezleri, kapalı alanlara sahip alışveriş merkezlerine tercih edilmeli. Benzer şekilde, boş alışveriş merkezleri de kalabalık alışveriş merkezlerinden yeğdir. Landon şöyle diyor:

Restoranların bulunduğu kısımlardan kaçının ve alışveriş merkezine spesifik bir amaç ile gidin. Her ne kadar alışveriş yapmak bir terapi gibi olabilse de, bir şey satın alacaksanız, dükkanın internet sitesinden ürünlere göz atıp, süreyi kısaltmaya çalışın. Ne alacağınızı önceden bilin, dükkana gidip deneyin, alın ve çıkın. Bu sırada maske takın. Mantık şu: İçeri gir, hemen bak, karar ver ve çık.

Bu sırada yakın temastan kaçınmalısınız. Miller şöyle diyor:

Mesafeyi koruduğunuzdan emin olun. Alışveriş merkezlerinin yoğun olabileceği saatlerden kaçının.

Guzman-Cottrill ise el dezenfektanı taşımayı ve bunu sık sık kullanmayı öneriyor. Özellikle de tırabzan veya asansör tuşları gibi yüzeylere dokunduysanız…

12. Gece Kulübüne Gitmek: Çok Yüksek Risk

Tüm uzmanlar, şu anda gece kulüplerine gitmenin aşırı yüksek riskli bir aktivite olduğunda hemfikir. Kalabalıklar, aşırı yakın temaslar, şarkı söyleme, terleme ve kontrolü yitirmeye sebep olan alkol, hastalığın bulaşması için kusursuz bir risk kokteyli. Miller şöyle diyor:

Alkol alan insanlar, kurallara daha az uyarlar ve dans ediyor oldukları için daha derin nefes alıp verirler. Bu da, daha fazla miktarda virüsün dökülmesi demektir. Eğer ortamda 1 tane virüs taşıyıcısı varsa, virüs kolaylıkla yayılacaktır.

Karan ise, halihazırda gece kulüplerinden ve barlardan yayılan salgınlara işaret ederek şöyle diyor

Güney Kore’de de yakın geçmişte gördüğümüz gibi, bu aktivite çok yüksek risk taşıyor. Şu anda barlara ve kulüplere gitmeyin.

Riski neler değiştirebilir? Bu aktiviteyi şu anda makul kılabilecek hiçbir durum bulunmuyor. Eğer dans etmek istiyorsanız, yakın çevrenizle evinizde bir parti verin ve o şekilde dans edin. Eğer dış mekanda, ufak bir grup ile, 2 metre kuralına uyarak dans edecekseniz, bu da daha düşük riskli bir tercih olabilir.

13. Kamp Yapmak: Çok Düşük Risk

Georgetown’dan Katz şöyle diyor:

Yaz faaliyetleri söz konusu olduğunda, kamp yapmak virüs açısından en düşük riskli faaliyet olacaktır. Sonuçta dışarıdasınız ve izole haldesiniz.

Miller da buna katılıyor; ancak bir grup ile gidecek olursanız, kampçı dostlarınıza güvenebileceğinizden emin olmanız konusunda uyarıyor. Onlar, sosyal mesafelendirme kurallarına uyuyorlar mıydı? Eğer uymuyorlarsa, virüsün asemptomatik yayıcıları olabilirler.

Riski neler değiştirebilir? Tabii ki, tam olarak ne yaptığınıza bağlı olarak kamp sırasında da risk faktörleri oluşabilir. Katz şöyle soruyor:

Ailenizle, izole ve dış bir mekanda mı kamp yapıyorsunuz? Bu, en düşük riskli senaryodur. Ama eğer kalabalık bir kamp alanında, ortak tuvaletleri ve komünal piknik alanlarını kullanarak kamp yapıyorsanız, risk daha yüksektir. Tabii ailenizden olmayan kişilerle aynı çadırda uyumak da bulaşma ihtimalini arttırır.

Sonuç olarak: Bir aktivitenin kendisi düşük riskli olabilir; ancak bu aktiviteyi hangi insanlarla, ne mesafede yaptığınız, riski arttırabilecektir.

14. Dış Mekanlarda Egzersiz Yapmak: Düşük Risk

Bir grup sporu yapmadığınız sürece, dışarıda egzersiz yapmak sosyal mesafeyi korurken gevşemenin bir yolu olabilir. Uzmanlar, golf ve tenis gibi sporların, basketbol veya futbol gibi temas sporlarından daha güvenli olduğunda hemfikir. Karan şöyle diyor:

Şahsen ben, bulaş riskleri hakkında daha iyi bir fikrimiz olana kadar temas sporlarından uzak dururdum.

Peki ya koşmak? Powers şöyle diyor:

Eğer insanların birbirine sürtünecekleri kadar kalabalık bir patikada değilseniz, bence koşu yapmak şu anda harika bir egzersiz yöntemi.

Riski neler değiştirebilir? Faaliyete ne kadar çok kişi dahil olursa, risk o kadar yüksektir. Diğer insanlarla yakın mesafede iken virüsü bulaştırma ihtimaliniz vardır (asemptomatik olsanız bile!); dolayısıyla sosyal mesafelendirme kurallarına uyamıyorsanız, maske takmanız önerilir.

Risk, spora göre çok fazla değişmektedir. Landon şöyle diyor:

Basketbol gibi bir spor sorunludur. Çünkü topa dokunuyorsunuz, birbirinizin suratına nefes veriyorsunuz. Dolayısıyla bu tür sporları sadece kendi hane halkınızdan bireyler ile oynamalısınız. Tenis ise çok daha düşük risklidir. Taraflar, birbirinden uzak ve ayrıktır. Bu, mutlak sosyal mesafelendirmedir.

Yazar: Allison Aubrey
Çevirmen: Çağrı Mert Bakırcı
Kaynak: www.evrimagaci.org

MAKALE

Geleceğin dünyası bilgi üretme kapasitesi olanların olacak

steve jobs, Manşet, geleceğin dünyası, edison, bilgi üretmek

Zeka ve yetenek yetmez, yenilik ve değişim yaratabilecek fikirlerimiz olmalı!

Bilgi üretme kapasiteniz neyse geleceğin dünyasında da “o” sunuz, tartışmasız!

İnsanın yaratıcılığının sınırları yok. Hangi yaşta olursanız olun. Ancak işin özü MERAK, bilinmeyeni merak etme ve araştırma duygusu!

Beraberinde inovatif düşünce yapısı da olmalı: Bunun için araştırma ve merak duygusu yetmez, ciddi bir bilgi birikimi gerekiyor.

İnovatif düşünce, beklenmedik bağlantıları görebilme ve bu bağlantıları geliştirerek bir soruna çözüm bulmaya dönük zihinsel süreçleri kapsar.

Beklenmedik bağlantılar görünür olanlardan çok daha güçlüdür.

“İşte, bu!” dediğimiz türden.

Dr. Govindappa Venkataswamy, hekim

Dr. Govindappa Venkataswamy, milyonlarca gözü kurtaran adam olarak biliniyor. Yaşamını katarakt olarak bildiğimiz göz körlüğünü ortadan kaldırmaya adamış Hintli bir göz hekimi.

O dönemlerde Hindistan’da katarakt inanılmaz boyutlarda bir sorun. Hastaların sağlığına kavuşmaları için ameliyat olmak durumundalar, ancak sağlık sistemi yetersiz; durmaksızın ameliyat yapılsa bile mevcutları halletmek için 100 yıldan fazla zaman gerekiyor.

Dr. Venkataswamy, bir santranç turnuvasını izlerken katarakt sorunu ile sorunun çözümü arasında güçlü bir bağlantı kuruyor. Turnuvada çok sayıda oyuncu, bir santranç ustasına karşı oynuyorlar. Usta, sırayla masaları dolaşıyor, hamlesini yaptıktan sonra hızla bir sonrakine gidiyor.

“İşte, bu!”

Ve Hindistan, katarakt sorunuyla başeder hale geliyor.

Dr. Venkataswamy’ın kurucusu olduğu Aravind Eye Hastanesinde her yıl 200.000’den fazla ameliyat gerçekleştiriliyor. Milyonlarca insana yüksek kaliteli, yüksek hacimli, düşük maliyetli bir hizmet sunum modeli geliştirilmiş. Ve hastaların yüzde 70’i ya çok az ödeme yapıyor ya da hiç ödemiyor.

2006 yılında hayata veda eden Dr. Venkataswamy’nin 100 bin hastayı ameliyat ettiği söyleniyor.

Bu, yüzbinlere birer göz armağan edildiği anlamına gelmiyor mu?

Dr. Govindappa Venkataswamy diyor ki: Zeka ve yetenek yetmez, güzel ve iyi bir şey yapmanın sevinci de olmalı.

Steve Jobs, girişimci

Güzel ve iyi bir şey yapmanın sevincini en çok yaşayanlardan birisi şüphesiz Steve Jobs!

Apple Computer ve Pixar Animation Stüdyolarının CEO’su olarak, Stanford Üniversitesi’nin 2005 yılı mezuniyet töreninde yaptığı olağanüstü çarpıcı konuşmasında diyor ki: “Merakım ve sezgilerimle elde ettiklerimin çoğu paha biçilmez türdendi!”

Biliyorsunuz, Steve Jobs evlat edinilen bir çocuk. Biyolojik anne, üniversite eğitimi sağlanması koşuluyla evlat edinilmesine izin veriyor.

Jobs, 17 yaşına geldiğinde Reed College’da eğitimine başlıyor, ancak okula ödenen ücretin ailesine maliyetinin çok fazla olduğu, bu eğitimin ona değmeyeceği gerekçesi ile ilk 6 ayın sonunda okulu bırakma kararı alıyor.

O sırada Reed College, belki de ülkedeki en iyi “kaligrafi” eğitimi sunmakta. Kampüs boyunca her afiş, her dolap ve çekmecedeki her etiket güzel ve farklı bir tarzla yazılıdır. Jobs bu yazım stillerinden çok etkilenir. Diğer derslerini bırakır ve yalnızca kaligrafi dersi almaya karar verir.

Serif ve sans serif yazı tiplerini, farklı harf kombinasyonları arasındaki boşluğu değiştirmeyi, harika tipografiyi ve onları harika yapan her detayı öğrenir. Öğrendikleri bilimin yakalayamayacağı türden güzel, tarihi ve sanatsal olarak incelikli ve büyüleyicidir.

Sezgileri ve merakı bu kararında tek etken güç, bunların hiçbiri için yaşamında geleceğe dönük herhangi bir pratik uygulama planı yoktur. Ancak 10 yıl sonra, ilk Macintosh bilgisayarı tasarlarken, bu dersteki edinimleri güçlü bağlantılarla geri döner.

“İşte, tam da bu!” dedirten türden.

İşte o kaligrafi dersi Steve Jobs yaratıcılığıyla bugün bizim hayatımızda ve vazgeçilmez: San scrif, Roman Times, Arial, latin vs. Aslında hepsi birer grafik tasarım harikası, grafik tasarım ve yazılı basının da en önemli araçlarının en başında.  

Steve Jobs, yıllar sonra geriye baktığında, merakı ve sezgilerini takip ederek öğrendiklerinin paha biçilmez değerde olduğunu söyler. 

Gerçekten de öyledir!

Edison, mucit

Edison, gelmiş geçmiş en büyük mucit olarak liste başıdır, tartışmasız.

Onu bu denli üretken yapan zekası mı, bilgisi mi ya da yeteneği mi?

Yanıt elbette hepsi, ama bir eksikle: Olağanüstü inovatif düşünce gücünü de katmak gerek.

Edison, laboratuvarının önündeki gölün kıyısında bir taşın oluşturduğu su dalgalarını izlerken ses dalgalarının da aynı şekilde yayıldığını düşünüyor. Çünkü her ikisi de dalga ve maddesel ortamda yayılmaktadır.

Edison, su dalgaları ile ses dalgarı arasında o beklenmedik bağlantıyı kurar: Su dalgalarında olduğu gibi ses dalgaları da dondurabilirse, sabitlenebilirse, onları da kopyalamak, tekrarlamak ve hatta geriye hareketini sağlamak neden mümkün olmasın?

İşte bu beklenmedik bağlantı önce taş plaklarla başlayan ve sonrasında radyo istasyonları, televizyolar, film stüdyoları ve cep telefonlarına kadar birbirini innovatif anlamda tetikleyen buluşlar dizisine dönüşür.

Edison bir mucit, Jobs bir girişimci ve Dr. Venkataswamy bir hekim; ancak her üçü de bilgi ile donatılmış inovatif yönü çok güçlü tarihi kişilikler.

Onlar bilim insanı değildiler ama kritik bilgiye sahiptiler; merak duygularını ve sezgilerini izleyerek değişim yarattılar ve diğer insanların yaşamlarına dokundular.

Bilgi olmadan olur muydu?

Olmazdı, bilgi temel güç: Merak ve yaratıcılık, bilgi ile sentezlenirse ancak yeni fikirler ve yeni buluşlar ortaya çıkar.

Günümüzde en büyük sermaye bilgiye ve bilgiden bilgi üretebilme yetisine sahip olmak; hem sizin hem de içinde yaşadığınız toplum için. Bilgi üretme kapasiteniz neyse geleceğin dünyasında da “o” sunuz, tartışmasız!


Kaynakça

Yazar: Güneç Kıyak
Kaynak: T24 Haftalık

Okumaya devam et

MAKALE

Mesut Özil: Alman gibi başardı Türk gibi bitme yolunda

mezut özil, mesut özil kariyer, Manşet

Real Madrid’de oynağı dönemlerde taraftarların ‘Kayıp Balık Nemo’ lakabını taktığı Mesut Özil Alman gibi başardı ama Türk gibi bitirmeye aday bir kariyer hikayesi sunuyor bize.

Alman gibi düşünmek ama Türk gibi hissetmek… Bunu yaşayınca ortaya Mesut Özil gibi bir adam çıkıyor. Almanya’nın en zirvesini gören Türk artık Real Madrid’deki lakabının hakkını veriyor.

Mesut’u anlatmaya nereden başlamak doğru olur tam bilmiyorum. Çünkü kariyeri ortadan ikiye bu kadar keskin bölünen çok az futbolcu tanıyoruz. Onunla ilgili yapılabilecek en net tespit herhalde şu olurdu; Alman gibi başladı, Türk gibi bitiriyor…

GELSENKIRCHEN SOKAKLARINDAN DÜNYA VİTRİNİNE…

Almanya’nın batısında, Gelsenkirchen sokaklarında başlayan hayatı onu dünya vitrininin en önüne kadar nasıl getirdiyse öyle de aşağıya indirdi. Ense uzatıp uçlarını sarıya boyadığı yaşlarda kaç gurbetçi Türk çocuk Schalke A Takımı’yla maça çıkabiliyor? İşte Mesut’a bu fırsatı sunan saf yeteneği onu konuşurken tartışmaya kapalı tek konu.

mezut özil, mesut özil kariyer, Manşet
https://cdn-amk.sozcu.com.tr/amk-resimler/2020/10/ekran-alintisi.jpg

ABİLERLE OYNAYAN DAYAK YEMEYE ALIŞKINDIR

17 yaşında Bundesliga’da forma giymek size ağır gelebilir ama Türkçe konuştuğunuz Almanya sokaklarında yaşıtlarınız yerine abinizin arkadaşlarıyla top oynadıysanız ‘dayak yemeye’ alışıksınızdır.

Üstelik o takımda yine Türkçe konuşan Hamit ve Halil Altıntop abileriniz varsa olaya hiç de yabancı değilsinizdir.

19 maç oynadığı ilk sezon Almanya Milli Takımı avcıları onun her adımını takip etti. Topa yaptığı sihirli dokunuşlara ve oyun zekasına hayran kalan Almanlar onu bir Alman gibi yetiştirmeyi çok istedi.

CEBİNE KOYULAN ALMAN PASAPORTU…

mezut özil, mesut özil kariyer, Manşet
https://cdn-amk.sozcu.com.tr/amk-resimler/2020/10/depophotos_16136320_800x538.jpg

Mesut’un Türk pasaportu mutlaka değişmeli ve bu özel yetenek zaman kaybetmeden Alman ekolünün bir parçası olmalıydı. 5 Eylül 2006’da Almanya U19 takımı ile ilk maçına çıkarıldığında cebine koyulan Alman pasaportunun hayatını değiştireceğini elbette biliyordu.

Ama kendisine şu soruyu da soruyordu genç Mesut; Ben kimim ve ne olmak istiyorum? Alman mıyım, Türk mü? Sadece kendisi de değil. Doğup büyüdüğü kuzenleri, okuldaki arkadaşları, yaz tatillerinde görüştüğü Zonguldak’taki akrabaları hep bu soruyu soruyordu ona. Bu soru ‘pizza mı yemek istersin, makarna mı?’ gibi basit bir soru değildi onun için. Kafasının içinde yüzlerce ses varken hayatını değiştirecek bir seçim yapmak zorundaydı.

ALMANYA-TÜRKİYE SEÇİMİ VE KAFASINDAKİ YÜZLERCE SES

Annesi Gülizar hanım ve amcası Erdoğan Türkiye için oynamasını istiyordu. ‘Dedelerin Türk’se buraya aitsin ve kökenlerine bağlı kalmak zorundasın’ diyorlardı ona. Ancak Mesut onlar gibi hissetmiyordu. Babası ve abisi ile aynı taraftaydı. Almanya’da doğup büyümüş, Alman takımlarında futbol oynamış ve hayatını bir Alman gibi yaşamıştı. ‘Dünyanın en tepesine çıkmalıysam Almanya için oynamalıyım’ diyerek kendi yolunu çizdi. Bu yol tıpkı kariyeri gibi ailesini de ikiye bölmüştü.

Türkiye tarafı da kolay pes etmeyecekti elbette. Dönemin milli takım sorumlusu Metin Tekin, Köln’de baba Özil ile bir randevu ayarladı. Fatih Terim’in Mesut’u istediğini söyleyip Milli Takım kampına davet ettiler. Almanya’daki en yakın aile dostları Hamit ve Halil Altıntop’u da devreye soktular. Mesut’un üzerinde müthiş bir baskı vardı. Her an yanlış bir şey yapabilirim hissi onu bir çıkmaza sürüklemişti. Hala seçim yapmak için zamanı olduğunu düşündü ve acele etmedi…

UÇMAYI ÖĞRENEN KUŞ YUVADAN AYRILIR

mezut özil, mesut özil kariyer, Manşet
https://cdn-amk.sozcu.com.tr/amk-resimler/2020/10/depophotos_16611832_800x534.jpg

Şampiyonlar Ligi’nde ilk maçına çıktığında 19 yaşındaydı. Kariyerine küçük gibi görünse de önemli bir Galatasaray etkisi olmuştu. Lincoln’ün Türkiye’ye transferi Mesut’u Schalke 11’nin değişmezi haline getirmişti.

Ocak 2008’de Schalke yönetimiyle ters düşen babası Mesut’un yüzünü Werder Bremen’e, dönüm noktası yaşayacağı yere çevirdi. Devre arasında ailesinden ilk kez ayrılarak 5 milyon Euro bonservis bedeliyle Bremen’e 3 yıllık imza attı. Bu onun ilk büyük transferiydi ve Almanya’nın kuzeyindeki Bremen Gelsenkirchen’e epey uzaktı. Artık uçmayı öğrenen bir kuş gibi yuvadan ayrılma vakti gelmişti.

FORMAYI GİYERSE TÜRKİYE’Yİ UNUTACAKTI

İlk sezon Bremen’de 47 maçta tam 23 asist yaptı. Bunların 3’ü Şampiyonlar Ligi’nde İnter’e karşıydı. Bremen, Özil etkisiyle Bundesliga’da harika bir sezon geçirerek ligi 2. sırada bitirdi.

Diego’nun Juventus’a transferiyle tamamen Werder Bremen’in beyni haline gelen Mesut 2009/10’da inanılmaz bir patlama yaptı. 46 maçta 10 gol 29 asist yapan Mesut, ligin tozunu attırdı ve takımda yılın oyuncusu seçildi.

Bu performans onu hayatının en önemli anına getirdi; karar anı. Almanya A Milli Takımı kampına davet edildi. Eğer o formayı giyerse bir daha Türkiye için oynayamazdı… Öyle de oldu. Bu stresli süreci şöyle anlatıyor;


”Gerçek anlamda karar verdiğim zaman Werder Bremen’de oynuyordum. Medya çok üzerime gelmişti. Teknik direktör Löw, ”Türk kökenleri olmasına rağmen Mesut’un Almanya’yı seçmesinden çok mutluyum, buzları kıran oyuncu oldu. Bundan sonra başka ülke kökenli futbolcular da Milli Takım’da oynayabilir” demişti. Buzları kırmak istemiyordum ki. Almanya ve Türkiye arasında kalmak da istemiyordum. Almanya ve Türkiye tercihinden dolayı uykusuz geceler geçirmedim. Almanya’yı seçtim diye Türkiye’de kötü olmam gerekmiyor. Almanya’yı seçtim diye kalbim Türkiye diye atmaktan vazgeçmiyor.”


‘KALBİM ALMAN ATIYOR, KALBİM TÜRK ATIYOR’

mezut özil, mesut özil kariyer, Manşet
https://cdn-amk.sozcu.com.tr/amk-resimler/2020/10/depophotos_16136327_800x533.jpg

2010 yılında Berlin’de oynanan maçta tüm medya onu konuşuyordu. Alman basını, ”O bir Türk, Alman değil. Nasıl Alman olmaktan gurur duyuyor?” derken Türkiye’de medya ”O gerçek bir Türk” manşetlerini atıyordu.

Maçta gol attığında sevinmemişti, saygısızlık olacağını biliyordu. ‘Kalbim Alman atıyor, kalbim Türk atıyor. Hiçbir zaman kendimi başka bir şey üzerine koymadım. Alman gibi düşünüp, Türk gibi hissedebilirsiniz. Baskıya rağmen seçimimle gurur duyuyorum’ sözleriyle bu tartışmaya kendince bir nokta koyacağını düşündü.

REAL MADRİD’İN KAPISINI AÇAN İLK TÜRK

2010 Dünya Kupası’nda Almanlar’ın etrafında birleştiği bir beyin haline geldi. İlk büyük turnuvasında yaptığı işler ona kariyerinin en büyük fırsatını verdi. Werder Bremen kariyerini 16 gol 54 asistle tamamlayan Özil, İspanya’nın başkenti Madrid’e 18 milyon Euro’ya transfer oldu. İmza günü Türkiye için de anlamlıydı. Çünkü Mesut şu cümleleri kurmuştu;


”Real Madrid’de forma giyecek ilk Türk olduğum için mutluyum”


Dönemin en iyisi Jose Mourinho, Real Madrid Başkanı Florentino Perez’e onun için şu cümleleri kurmuştu; ”Bu çocuğu, Mesut’u mutlaka almanızı istiyorum!”

MOURINHO: SENİ RAHAT BIRAKMAYACAĞIM

Real Madrid tarihinin en şahane dönemlerinden birinde Ronaldo’lu, Ramos’lu, Benzema’lı kadro onun etrafında birleşti. Tekniğiyle ‘Kadife Ayak’ lakabını alan Mesut Özil bir anda dünyanın konuştuğu isim haline geldi. Kariyerinin en parlak yıllarında dünya tarihinin gördüğü en iyi 10 numara performanslarından birine imza atıyordu Mesut. İnanılmaz bir popülarite yakalamıştı. Takım arkadaşları ona gözlerinin benzerliğinden dolayı çizgi film kahramanı ‘Nemo’ lakabını takmıştı.

Bir maçın devre arasında Jose Mourinho ile yaşadığı büyük tartışma onu bir daha ulaşamayacağı bir seviyeye çıkardı. Mesut o diyaloğu şu sözlerle anlatıyordu;


”Bu tartışmadan bir kaç gün sonra Mourinho’nun yanına giderek ona teşekkür ettim. Söyledikleri kafam dank etmişti. Gözlerimin içine bakarak zayıf yönlerimi söylediği için ona minnettarım. Bana ‘tüm potansiyelini kullanana kadar seni rahat bırakmayacağım’ dedi. Mourinho haklıydı. Güzel oyun yeterli sanıyordum. O beni bu tavrımdan kurtardı”


BELKİ DE BALE SEVDASINA BİTTİ

3 sezon sonunda 159 maçta 27 gol 80 asist yapan Mesut Özil, kariyerinin ilk şampiyonluğunu da Madrid’le yaşadı. 2013 yazında bir rekor uğruna, Angelotti onayıyla 100 milyon Euro’ya Bale transferi yapan Madrid o parayı çıkarmak için Mesut’u Arsenal’a 47 milyon Euro’ya sattı. Bu ayrılık herkes gibi Ronaldo’yu da şoke etmişti. Kendisi en iyi uyum sağladığı partneri hakkında şu sözleri kullanacaktı;

”Özil’in gidişi benim için gerçekten kötü oldu. Bu transferden dolayı çok sinirliyim. Mesut benim koşularımı bilen ve başlı başına fark yaratan bir oyuncuydu”

SON ÖPÜCÜK, PLATİNİ’YE VERDİĞİ SON FORMA…

mezut özil, mesut özil kariyer, Manşet
https://cdn-amk.sozcu.com.tr/amk-resimler/2020/10/depophotos_15477895_800x585.jpg

Premier Lig transferi Mesut için artık bazı şeylerin eskisi gibi olmayacağının işaretiydi. Ama düşüşe geçmeden önce son bir şarkı söyleyecekti elbette; 2014 Dünya Kupası. Almanya Milli Takımı ile kariyerinin en büyük kupasını kaldıran Mesut için sanki her şey oracıkta bitmişti. O dönem birlikte olduğu şarkıcı Mandy Capristo’nun ruj izleri yanağındaydı. Kupa töreninde UEFA Başkanı Michel Platini’ye sırtından çıkarıp verdiği forma belki de futbola son hatırasıydı…

UYUŞTURUCU HABERİ VE DEPRESYON

mezut özil, mesut özil kariyer, Manşet
https://cdn-amk.sozcu.com.tr/amk-resimler/2020/10/mesut-ozil-uyusturucu-partisinden-sonra-formayi-11589474_1435_amp.jpg

Mesut’un ihtişamlı hayatı çok geçmeden başına dert oldu. Arsenal’dan yıllık 7 milyon Euro kazanan Alman yıldız deyim yerindeyse parayı parçalamaya başladı. Çılgın partilerde sabahlamaya başlayan Mesut Özil’in mankenlerle yaşadığı ilişkiler İngiliz basınının manşetlerini süslemeye başladı. Son olarak bir gece kulübünde ‘Hippy Crack’ adlı uyuşturucu madde kullandığı iddia edilerek servis edilen görüntüler Mesut Özil’in kariyerini bitirme seviyesine getirdi.

Tüm bu yaşananların üzerine Mesut maddi anlaşmazlıklar nedeniyle eski menajeri olan babası Mustafa Özil ile mahkemelik oldu. Bu süreçte nişanlısı Amine Gülşe ile de arası bozulan Mesut büyük bir depresyona girdi. Vakit artık onu sevmeyenlerin sesinin fazlaca çıktığı vakitti.

‘KAZANDIĞIM ZAMAN ALMAN, KAYBETTİĞİM ZAMAN TÜRK’ÜM!’

mezut özil, mesut özil kariyer, Manşet
https://cdn-amk.sozcu.com.tr/amk-resimler/2020/10/depophotos_15842873.jpg

2018 Dünya Kupası öncesi yaşananlarsa turnuvadaki hezimetin adeta fragmanı gibiydi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Londra’ya ziyareti sırasında Mesut Özil ile poz vermesi hem Almanya’da hem de İngiltere’de büyük yankı bularak siyasi tepkilere neden olacak, Dünya Kupası’na erken veda eden Almanya’da Mesut Özil hedef tahtası haline getirilecekti. Almanya’nın Dünya Kupası’na veda ettiği gecenin sabahı Almanya’da tüm televizyonlar, gazeteler Mesut’u günah keçisi ilan etti. ‘Anti Mesut’ propagandası tüm Almanya’yı etkisi altına almıştı.

mezut özil, mesut özil kariyer, Manşet
https://cdn-amk.sozcu.com.tr/amk-resimler/2020/10/ozilll.jpg

Ne Almanya Federasyonu’ndan, ne de takım arkadaşlarından hiçbir destek göremeyen Mesut ipleri kopardı. Tüm bu saldırılara cevap veren Mesut şu cümleleri kullanarak Almanya Milli Takımı formasını bir daha giymemek üzere asıyordu;


”Kazandığımız zaman Alman, kaybettiğimiz zaman Türk’üm. Artık yeter! Irkçılık ve saygısızlık hissettiğim için artık Almanya forması giymeyeceğim”


MADRİD MAÇINDA ÖPTÜĞÜ EKMEK…

mezut özil, mesut özil kariyer, Manşet
https://cdn-amk.sozcu.com.tr/amk-resimler/2020/10/270420181435355039961_2-41.jpg

Yaşadığı bu duygusal kırılma onun kulüp kariyerini de aşağıya çekti. Nisan 2018’de Avrupa Ligi’nde oynanan Atletico Madrid maçında tribünden kendisine atılan ekmeği üç kere öperek kenara koyan Mesut tüm dünyaya şu mesajı veriyordu; Ben Türk kültürüne bağlıyım ve siz buna saygı duyacaksınız.

SANAL OYUNLAR VE SIRT AĞRILARI!

Yaşadığı ırkçılık karşısında futboldan iyice uzaklaşan Mesut Arsene Wenger’in Arsenal’dan gidişinin ardından iyice koptu. Aslında ilk 2 sezonu çok da kötü geçmemişti Mesut’un. Ancak Sanchez ile yakaladıkları ritim yeni bir başlangıç için belli ki yetmedi. Unai Emery ile yıldızını bir türlü barıştıramayan ve idmana bile çıkmak istemeyen Mesut kendisini sanal oyunlara verdi.

İngiliz spor basının önde gelen gazeteleri sırt ağrıları olduğu için maçlara çıkmayan Mesut’un ‘Fortnite’ adlı bir bilgisayar oyununun bağımlısı olduğunu ve tam 72 gün, 1740 saat bu oyunu oynadığını yazdı.

ACUN’UN DAMGA VURDUĞU TÜRK DÜĞÜNÜ

mezut özil, mesut özil kariyer, Manşet
https://cdn-amk.sozcu.com.tr/amk-resimler/2020/10/depophotos_16395250_800x300.jpg

O sezonun yaz tatilinde Türkiye’ye gelen Mesut Özil, Haziran ayında nişanlısı Amine Gülşe ile evlendi. Çalgılı çengili Türk düğünü yapan Özil çiftinin nikah şahitliğini Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan yaptı. Görkemli düğüne bir çok ünlü isim katılırken Acun Ilıcalı’nın Mesut’la karşılıklı dansı geceye damga vurdu.

KUZEY LONDRA’DAKİ BIÇAKLI SALDIRI SON DAMLA

mezut özil, mesut özil kariyer, Manşet
https://cdn-amk.sozcu.com.tr/amk-resimler/2020/10/indir-1.jpg

Aldığı maaş nedeniyle İngiliz taraftarların sıkça eleştirdiği Mesut Türkiye’de düğün yaparken Londra’da istenmeyen adamdı. Olanlar adeta olacakların habercisiydi. Kuzey Londra’da bir Türk restoranında bıçaklı saldırıya uğrayan Mesut belki de ölümle burun buruna geldi.

Özil’in Golders Green bölgesinde kullandığı aracına motosikletli 2 kişi tarafından yapılan bıçaklı saldırıdaki en büyük şansı yanında bulunan Bosna Hersekli takım arkadaşı Sead Kolasinac olmuştu. Saldırganları bıçaklı olmalarına rağmen uzaklaştırmayı başaran Kolasinac ‘nefret edilen Mesut’un tek koruyucu meleğiydi.

Tüm dünyanın etkilendiği inanılmaz olayda gördü tanığı Azuka Alintah durumu şu sözlerle özetliyordu;


“Kasklarını çıkarmamışlardı, siyah giyimlilerdi. Bu sıcak havaya rağmen uzun kollu giymişlerdi. Özil, bıçaklı adamlar tarafından kovalanan herkes gibi dehşete düşmüş görünüyordu. Can havliyle kaçıyor gibiydi.”


AŞAĞI 350 BİN POUND YUKARI 350 BİN POUND

Bu büyük tramvadan sonra Mesut bir daha eski Mesut olamadı. Performansı giderek yere çakıldı. Haftalık 350 bin Pound’luk kazancı sürekli gündeme getirildi, sürekli başına kakıldı. Unai Emery’nin gidişi bile onu geri döndürmek için yeterli olmadı. Maddi yükünden kurtulmak isteyen Arsenal yönetimi ondan indirim talep etti ancak Mesut mukavelesini savunarak bu indirime yanaşmadı. Mikel Amatriain Arteta’nın kadrosuna da giremeyen Mesut son olarak UEFA Avrupa Ligi listesine de yazılmadı.

mezut özil, mesut özil kariyer, Manşet
https://cdn-amk.sozcu.com.tr/amk-resimler/2020/10/maskttt.jpg

Mesut’un bir Türk’e evrilişinin son örneği ise kulüpte işine son verilen maskot Gunnersaurus’a hayat veren 27 yıllık çalışanı Jerry Quy’e sahip çıkması oldu. Özil, Arsenal’ın pandemi nedeniyle ekonomik küçülmeye gitmesi ve statlarda seyirci olmaması nedeniyle işene son verilen Gunnersaurus’ın maaşını karşılama teklifinde bulundu. Mesut’u bu davranışa iten şey belki de bu konunun bile maaşı üzerinden kendisine dönmesiydi. Ama neresinden bakarsan bak bu merhamet bir Türk’e daha çok yakışıyor derim.

HİKAYENİN SONU TÜRKİYE…

31 yaşındaki Mesut Özil’in böyle büyük bir düşüşün ardından tekrar futbola dönüp dönemeyeceğini hep birlikte göreceğiz ama şundan çok eminim; bu hikayenin sonu (Acı Vatan Almanya)’dan dönen gurbetçi gibi Türkiye’de bitecek.

Derleyen: Ümit Genç
Kaynak: Sözcü

Okumaya devam et

MAKALE

Ünlü modacı Kenzo Takada hayatı ile ‘İnsan İsterse’ diyor

Manşet, Kenza Takada, Japon Modacı

Moda dünyasının en ünlü isimlerinden olan Kenzo Takada’nın başarı hikayesi ‘insan isterse başarı bilir‘ dedirtiyor. İşte, Kenzo Takada: Mutlu, özgür, sınır tanımaz bir tasarımcı…

Moda dünyasının ikon tasarımcılarından Kenzo Takada, 81 yaşında Covid-19 nedeniyle yaşamını yitirdi. 60’larda Paris’in yolunu tutan Japon tasarımcı, Fransa’nın ve modanın başkentinde, zorluklar içinde, ilham veren, seyir değiştiren kreasyonlarla adını tarihe yazdırdı. İşte Kenzo Takada’nın hikâyesi…

Birer sanat eseri olarak görebileceğimiz moda tasarımları, işlevselliğinden ziyade anlatımıyla, manifestosuyla kendine alan bulur ve ilham verme şansı yakalar. Bu şansı yakalayan ve tasarımın yönünü değiştiren isimler tahmin edilebileceği gibi oldukça azdır. Kuşkusuz onlardan biri de Kenzo Takada’ydı. Aykırı, kadını özgürleştiren, kalıpları yıkan, renkli ancak geçmişi de gelişim ve yenilik için bir durak olarak kullanan Takada, zorluklara bulduğu yaratıcı çözümlerle de fark yaratmıştı. İster yokluk içinde ilk kreasyonunu hazırla, ister kaya tırmanışı yap, ister uluslararası bir projeyi yönetiyor ol, istersen de üçüncü dalga bir kahveci açmaya koyul! Zorluklar esnasında verdiğin kararlar, attığın yaratıcı adımlar, hikayeni anımsanmaya değer yapacak. Kenzo’nun hikayesi gibi…

Moda dünyası ünlü Japon tasarımcı Kenzo Takada’nın Covid-19’a yenik düşmesiyle sarsıldı. Dünyaca ünlü KENZO markasının yaratıcısı olan 81 yaşındaki Takada, Paris’te yaşamını yitirirken ardında ölümsüz bir miras ve sayısız ilham kaynağı bıraktı.

Zamanının ötesinde tasarımlarının yanı sıra karakterini de çizgilerine yansıtan Takada, yakın çevresinin de söz ettiği gibi enerji dolu, nazik ve yetenekli kişiliğini kreasyonlarına da taşımayı başardı. Çok renkli tasarımlarını, bol ve asimetrik kesimlerle sunan Kenzo Takada, ilkleri başarmasının yanında kadını özgürleştiren çizgileriyle de her zaman önde gelen bir isim oldu.

Japonya’dan dünyaya açılan ve modanın kalbinin attığı Paris’i adeta fetheden Kenzo Takada, ünü dünyaya yayılmış ilk Japon modacıydı. Takada, aynı zamanda Tokyo’daki Bunka Moda Okulu’na kabul edilen ilk erkek öğrenci olmuştu. Üniversiteyle arası pek de iyi olmayan Kenzo Takada, ailesinin de isteğiyle edebiyat okumak için Kobe Üniversitesi’ne girse de bu macerası kısa sürdü. “Üniversite bana göre değildi” diyen Takada, Bunka’da da ilk zamanlarda oldukça zorlandığını: “Bunka’da sanki herkesin gerisinde gibi hissediyordum, anlatılanlardan hiçbir şey anlamıyordum” sözleriyle aktarıyordu.

Mezuniyetinin ardından kısa bir dönem Japonya’da çalışsa da 1964 Yaz Olimpiyat Oyunları hazırlık sürecinde Tokyo’daki evi istimlak edilince, 1965’te okuldan hocası Chie Koike’nin tavsiyesine uyarak gemiye atladığı gibi hayallerine açıldı ve Paris’in yolunu tuttu.

The Godfather 2’de Vito’nun Özgürlük Anıtı’nı ve New York’u ilk defa gördüğü anda yaşadığı veya Yeşilçam filmlerinde kahramanımızın Haydarpaşa Garı’nın merdivenlerinden İstanbul’a baktığında yaşadığı büyülenme hissi Tanaka için Notre Dame Katedrali’ni görünce oluşmuştu. Bu iki örmekteki “Yeneceğim seni New York/İstanbul” hissi Kenzo’da bu kadar dramatik bir şekilde oluşmamıştır muhtemelen ancak onun da Paris sahnesine adını kazımak gibi bir hedefi vardı elbette…

‘Freelance’ bir tasarımcı olarak, neredeyse beş parasız, eser miktarda Fransızca’yla atıldığı yolculuğunda kumaşlarını bit pazarlarından alarak bir “yeni” bulmaya çalışıyordu. İçine düştüğü bu çaresizlik durumu da aslında Kenzo’nun tasarım dünyasına adını yazdırmasına neden oldu. Japonya’dan getirdiği ve özenle sakladığı kaliteli kumaşlarla, Paris’in bit pazarlarından, eskicilerinden topladığı ucuz kumaşları bir araya getirmek zorunda kalan Kenzo’nun bu sıkıntısı ikonlaşmış, eklektik tarzının da doğuşuna sebep oldu.

1970’te kendi imzasıyla çıkardığı koleksiyondaki iri çiçek motifleri ve bol kesim tarzı, bir manifaturacıdan aldığı seri sonu ucuz kumaşlardan doğmuştu ancak bir moda koleksiyonunu değerli kılan elbette “malzeme” değil, tasarımcının tasarım dili ve çığır açıcı anlatımı olduğundan Kenzo Takada’nın yükselişi de bu şekilde başlayacaktı.

Zorluklar ve bulunan çözümler noktasına biraz daha değinmek gerekirse karşımıza unutulmaz bir Kenzo hikayesi çıkıyor. Bit pazarında karşılaştığı bir kadın, Galerie Vivienne’de ona ucuza bir yer ayarlayabileceğini söylediğinde heyecanla bu cömert teklifi kabul eden Kenzo, toplamda 200 dolara aldığı kumaşlarla hazırladığı ilk kreasyonunu ile fark yaratacaktı. “Jungle Jap” böyle doğacaktı.

Marci McDonald, Maclean’s dergisinin 8 Ağustos 1977 tarihli sayısında şöyle anlatıyor:
‘Ayırdığı 200 dolar ve altı arkadaşıyla, Montmartre’deki bir ucuzluk dükkanından en çılgın kumaşları satın aldı; çiçek baskıları, ekoseleri ve pötikareleri pastişlerle bir araya getirdi, tuhaf tül dallarını Banana Split’i andıran ayakkabılara yapıştırdı ve bir parti vermeye karar verdi. Dekorasyon için hiç parası kalmayınca, tüm duvarları sürreal bir Tropicana görüntüsüne boyadı ve adına da ‘orman’ dedi -bu isim dükkanının adı için ona, öfkelendirdiği iki Japon meslektaşı tarafından açılan iki davaya ilham verecekti. Avurtları çökük mankenlere parası yetmediği için bir arkadaşı, foto modellik yapan mültecilerden karmaşık bir ekip oluşturdu içlerinden biri, yüzü akne içinde defileye gelmişti ve Kenzo ile arkadaşları çözümü bütün sivilceleri yeşile boyamakta bulmuştu.’

Bir başka tanık da Vogue Fransa’dan Patrick Hourcade… 14 Kasım 1976 tarihli New York Times’a Kenzo’nun hikayesini aktaran ve o gün modellerin makjayını yapan Hourcade, “Çılgıncaydı. Hayal edebileceğinizin sınırındaydı. Kenzo olağanüstü kumaşlar kullanıyordu… Ucuz oyuncak bebeklerin üzerinde gördüğünüz cinsten. Ve aksesuarlar -muz şeklinde yanları uçuşan ayakkabılar. Sürrealdi ve model Apollonia sivilce içinde gelmişti. Tüm aknelerini yeşile boyadık” sözleriyle şok etkisi yaratan defileyi anımsıyordu.

Bir klasik, bir klişe olarak sürekli dile getirilen doğu-batı sentezinin gerçek ve başarılı temsilcilerinden biri aynı zamanda Kenzo Tanada. Sentezcilik ile kalmayıp yol da göstermiş elbette. Yohji Yamamoto ve Issey Miyake gibi tasarımcıların önünü açan Tanaka, rock temalı ancak Japon kültürünün de derin etkilerini barındıran defileleri ile sadeliği ve durgunluğu, eğlence ve renklerle birleştiriyordu.

“İşim her zaman özgürlük ve ahenk, uyum hakkındaydı. Sınırları aşan bir tasarımcı olarak hatırlanmak istiyorum.”
Kenzo Takada

2000 yılında Vogue dergisine “İşim her zaman özgürlük ve ahenk, uyum hakkındaydı. Sınırları aşan bir tasarımcı olarak hatırlanmak istiyorum” demişti ve aslında bir kalıba sokulamayacak, bir sınırla hapsedilemeyecek bir yaratıcılık alanı vardı. Takada, hakkında konuşanlardan biri de hippi imajı denince akla gelen ve 70’lere damga vuran modellerden biri olan İsveçli Gunilla Lindblad’dı. O günleri hatırlayan ve Kenzo ile çalışmanın farkını anlatan Lindblad, 2015’te şöyle demişti:

Kenzo, modeller için o zamanın en gözde tasarımcılarından biriydi. Herkes Kenzo ile podyuma çıkmak isterdi zira ‘catwalk’ları başlatan Kenzo’ydu. Önceden moda tasarımcılarının şovları çok yapısaldı, verilen numarayı giyerdin… Hazır giyimde bu daha başlamamıştı. Yolu açan Yves Saint Laurent’le Kenzo oldu ama Kenzo daha gençti. Dergilerde çıkan bütün top modelleri ayarlardı, onun şovunda yer almak çok güzeldi o yüzden. Ve sık sık giydiklerinizi size verirdi. Ödemeyi kıyafetle yapardı.”

ABD’li moda yazarı Armand Limmander, Vogue’a yazdığı bir yazısında Takada’nın felsefesini “Kenzo tasarımlarına başladığında mantrası yatıştırıcı bir şekilde çok basitti: Dünya güzeldir” ifadeleriyle aktarıyordu. The Guardian’a demeç veren Vogue’un moda yazarı ve muhabiri Suzy Menkes ise Kenzo’yu “uluslararası stilin amblemi” olarak nitelendirerek “Bana ‘mutlu’ kıyafetler tasarlamak istediğini söylediğini hatırlıyorum. Bu renkli ve kadın bedenini özgürleştiren bir tasarım anlamına geliyordu ve beynelmilel davranışı zamanının çok ötesindeydi” ifadelerini kullandı.

https://www.instagram.com/p/CF7xxJVnFpd/?utm_source=ig_web_copy_link

1999’da son kreasyonunu tasarlayan ve emekliye ayrılan Kenzo Takada, KENZO markasını 1993’te LVMH Louis Vuitton’un da sahibi olan şirkete sattı ve markasına uluslararası bir kimlik kazandırdı.

Parfüm sektörüne de adım atan Kenzo Takada’nın markası; güçlü, enerjik, renkli ve bağımsız kadın imajının altını reklamlarında da çizdi. 2016’da Spike Jonze’un çektiği ve Margaret Qualley’nin performansıyla baş döndürdüğü ödüllü Kenzo World reklamı da bu mirasın ışığında hayat buldu ve ses getirdi.

Paris’teki ilk butiğini açtıktan 50 sene sonra yaşamını yitiren Kenzo Takada’nın ardından Paris Belediye Başkanı Anne Hidalgo da bir paylaşım yaptı ve “Paris, evlatlarından birinin yasını tutuyor” dedi. Vefatına kadar Fransa’nın ve modanın başkentinde yaşamını sürdüren Takada, 1990’da yaşamını yitiren eşi Xavier de Castella ile Paris’te yaşadıkları eve otantik bir çay evi ve sazan balıklarının yüzdüğü bir gölet inşa ettirerek vazgeçemediği Paris’e, Japon kültürünü taşımıştı.

Kaynak: Sözcü Gazetesi

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND