Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Sakız satıyordu şimdi avrupanın en büyük battaniye fabrikasının sahibi

Anadolu’da sayısız başarı öyküsü var. Bunların bazıları biliniyor, bazıları ise gölgede, fark edilmeyi bekliyor. Uşak’ta Avrupa’nın en büyük battaniye fabrikasını kuran Sesli Grup’un öyküsü, bugüne kadar ‘gölgede kalanlar’dan…

SAKIZ SATIYORDU ŞİMDİ AVRUPANIN EN BÜYÜK BATTANİYE FABRİKASININ SAHİBİ

Anadolu’da sayısız başarı öyküsü var. Bunların bazıları biliniyor, bazıları ise gölgede, fark edilmeyi bekliyor. Uşak’ta Avrupa’nın en büyük battaniye fabrikasını kuran Sesli Grup’un öyküsü, bugüne kadar ‘gölgede kalanlar’dan…

*******************
YAZAN: METİN CAN

Anadolu’nun başarı klasiklerinden biri olan Sesli Gurup, bugün Türkiye’nin en büyük battaniye ihracatçısı. Yaklaşık 50 ülkeye ihracatı olan Sesli, dünyada en uygun fiyata ve en kaliteli battaniyeyi üretiyor. Üretiminin yüzde 85’ini dünyaya pazarlayan Sesli, Orta Asya’da da üretim yapmaya hazırlanıyor.

***

Sesli Battaniyelerinin kurucusu ve Genel Müdürü Hazım Sesli, ticaret yapmaya okul yıllarında başlamış. Doğduğu yer olan Nevşehir’in pazarlarında su ve sakız satarak ev ekonomisine katkı sağlayan Hazim Sesli, 1986 yılında battaniye üretimine karar vererek sanayiciliğe atılmış. Aradan geçen 17 sene sonunda Anadolu’nun sayılı sanayicilerinden olmayı başaran Sesli’nin başarı öyküsü elbette tesadüf değil. İşte Uaşak’tan dünya pazarlarına ulaşan Bir başarı öyküsü ve Hazim Sesli.

İş hayatına nasıl atıldınız?
Ailem dört kuşaktır ticaretle, üç kuşaktır da sanayii ile uğraşıyor. Ticaret yapmaya daha okul yıllarında başladım. Fabrikada işçi olarak çalıştım. Daha küçük yaşlarda, doğduğum Nevşehir’in pazarlarında su ve sakız sattım. Akşama kadar bir kutu sakızı bitirir, kutusunu da satardım.
İlkokulu bitirdikten sonra dedemlerin yanından ayrılıp, Uşak’a annemle babamın yanına gittim. Biz çok kalabalık bir aileyiz. Orada da hafta sonları ve yaz tatillerinde akrabalarımızın yanında çalışmaya başladım. O sıralarda halı ipliği üretimi yapıyorduk. Bir yandan da dedemin şoförlüğünü yapmaya başladım. Dedemle birlikte, Tokat, Niksar, Ordu, Kayseri, Niğde, Bor gibi yerleri gezip hem şoförlüğünü hem yardımcılığını yaptım. Dedemden sonra dayımın ve ailede birçok kişinin daha şoförlüğünü ve yardımcılığını yaptım. Bu arada da ticareti öğrenmiş oldum.

Kalabalık bir aile ortamında büyüdüğünüzü söylüyorsunuz, buradan sıyrılıp nasıl patronluğa ulaştınız?
Askere gitmeden önce battaniye üretimi için küçük bir tesis satın alınmış, ancak üretime başlanmamıştı. Döndüğümde tesis hala çalışmıyordu. Çünkü para kazanılamayacağı düşünülüyordu. Baktım ki şartlar uygun değil, aile de kalabalık… Şirkette bir memur gibi kalacağım duygusuna kapıldım. Dedemi ikna etmek için birkaç ay uğraştıktan sonda 1987 yılında 10 milyon 200 bin liralık sermayeyi ve bu fabrikayı satın aldım. Satın aldığım hammaddenin parasını dedem ödemiş oldu. Böylece battaniye üretmeye başladık.

Aile üyeleri bu durumu nasıl karşıladılar?
Battaniye tesisinin çalıştırılmaması gerektiğini, depo olarak kullanıldığında bile daha fazla kazanılacağına inanıyorlardı. Aile büyüklerinden destek aldığımız kadar, eleştiri de aldık. Bizi destekleyenler, “Çocuklar sağa sola, kahveye gitmesinler, burada uğraşsınlar” diyorlardı. Anadolu’daki tabirle bu işi bir nevi “başımızı bağlamak” gibi gördüler. Dedem eleştirilere karşı bizi savundu. Bize de “yapmışken en iyisi en kalitelisini yapın, zarar ederseniz biz takviye ederiz” dedi. Sonradan diğer dayı çocukları da okullarını bitirip gelmeye başladılar.

Zarar ettiniz mi peki?
Evet, altı ay sonra hesap yaptığımızda zarar ettiğimiz ortaya çıktı. Dedeme gidip zarar ettiğimizi söyledim. “Şimdi zarar edersiniz, ileride para kazanırsınız” dedi. Biz de kaliteli üretimi devam ettirdik. O sıralarda Türkiye’nin en küçük battaniye üreticisiydik ve günde 50 tane battaniye üretiyorduk. Büyük firma sahipleri, “Bu kalitede üretmeye devam ederseniz batarsınız” diye telkinlerde bulunuyorlardı.Yine de kaliteden taviz vermedik. İki yıl sonra 1990’lı yıllarda aranır bir marka haline geldik. O günkü şartlarda, parayı peşin alıp iki ay sonra malı teslim etmeye başladık.

İhracat yapmaya nasıl başladınız?
1991 yılında Körfez Krizi yaşandı. Rusya’nın dağılması da aynı döneme denk geliyor. Kaliteli battaniye ürettiğimiz için dağılan Sovyet Cumhuriyetleri, Sesli battaniyelerini tercih etmeye başladılar. Hatta Mehmet Ali Birand TRT’de “32. Gün” programını yapıyordu. “Ermenistan’da Türk malları satılıyor” diye bizim battaniyeleri göstermişti. O denemde çok hızlı bir büyüme yakaladık ve 1991 krizinden büyüyerek çıktık. 1994’te yüzde 100 iç piyasaya çalışırken, 5 Nisan kararları alındı. Şirket olarak bundan da büyüyerek çıkmayı başardık. Ancak ihracat yapmadan sanayicinin ayakta kalmasının mümkün olmadığını da öğrenmiştik artık.

İhracat yapmaya başlamadan önce ilk adımınız ne oldu? Başlangıçta zorlandınız mı?
1994 yılında, İstanbul’da Sespa’yı kurduk ve ihracat yapmaya başladık. İhracatımızı her yıl biraz daha artırdık. 1998 krizinde ihracatımız yüzde 60 – 70 seviyelerindeydi. Böylece bu krizde de büyük zarar görmedik. Şu anda 50 ülkeye ihracat yapıyoruz ve üretimimizin yüzde 85’ini ihraç ediyoruz. Şimdi iç piyasa daha karlı olduğu için bu oranı düşürmeye çalışıyor, ama düşüremiyoruz.

Yeni yatırım planlarınız neler?

Şu anda kapasite artırmayı düşünmüyoruz. Zaten sektörde en büyük firmayız. Farklı sektörlere girmeye çalışıyoruz. Aile üyelerinin kalabalıklaşmasıyla, 2000’li yıllarda Güney Afrika Cumhuriyeti’nde bir şirket kuruldu. Mustafa ve Muzaffer Sesli, bizim gönderdiğimiz yarı mamulü, tam mamule dönüştürüyor. Oradan da Afrika’nın güneyindeki ülkelere satış yapıyorlar. Battaniye sektöründe yeterli büyüklüğe kavuştuğumuzu görünce 1998 yılında peluş tesisi de kurduk. Böylece çeşitliliğimiz arttı. Son iki yıldır teknolojiyi yeniliyoruz. Ayrıca Orta Asya’da yatırım projelerine yöneldik.

Orta Asya Cumhuriyetleri’ne hiç ihracatımız yok. Ancak orada üretim maliyetleri çok düşük. Orada üretim yaptığımız taktirde ihracatta önemli bir fiyat avantajı sağlayacağımızı düşünüyoruz. Burada ürettiğimiz battaniyelerin, Yüzde 5’i Orta Asya, yüzde 20’si Avrupa ülkelerine, yüzde 60’ı Amerika’ya, yüzde 20’si de Rusya ve Ukrayna’ya ihraç edilecek.

Neden Romanya ve Bulgaristan gibi ülkelere yatırım yapmayı düşünmediniz? İhracatınızın büyük bölümünü Avrupa’ya yapıyorsunuz ve bu ülkeler pazara daha yakın…
Romanya, Bulgaristan ve Macaristan’a yatırım yapan arkadaşlar şu an da sıkıntıdalar. Bu ülkeler Avrupa Birliği’ne girdiği zaman maliyetler de artacak. Şimdiden sıkıntılar başladı bile…

**********

Sesli ailesinin 30 yılı

*1967’DEN BUGÜNE
Uşaklı Sesli ailesi 1967 yılından bu yana tekstil sektöründe faaliyet gösteriyor. 1967 yılında el halısı ipliği ile başlayan üretim serüveninde önce dönemin en kaliteli halı ipliği üretildi. Daha sonra, 1984 yılında, ailenin yeni kuşak temsilcisi Hasım Sesli’nin önderliğinde, bu birikim battaniye üretimine aktarıldı.

*AVRUPA’NIN EN BÜYÜĞÜ
Sesli Grup bugün Uşak’ta 60 bin metre kare kapalı alanda, günlük 6 bin battaniye üretim kapasitesine sahip tesisleriyle, ‘Avrupa’nın en büyük battaniye üreticisi’ ünvanını taşıyor.

*700 KİŞİLİK İŞGÜCÜ
Sesli Grup, 700 kişilik işgücüyle üretim yapıyor. Teknoloji yatırımlarına da büyük önem veren Sesli, Ar-Ge departmanıyla battaniye üretim teknolojisinde dünya standartlarını belirleyen şirketlerden biri olarak biliniyor.

Sesli Battaniyeleri Genel Müdürü Hazım Sesli, Uşak’taki pekçok battaniye üreticisi arasından sıyrılarak, en büyük battaniye ihracatçısı olmalarını, standart kaliteden taviz vermemeye, doğru hammadde kullanmaya ve yılmadan çalışmaya bağlıyor.

“İhracat kusursuz üretim ister.”
İhracatta en önemli noktalardan biri de çalışanları ve yöneticileri motive edebilmek. Şirket çalışanlarının ihracatın önemini kavramaları gerekiyor. Sesli, “Bu mantaliteyi yerleştirmek çok zor.” diyor, “Malınızda en küçük bir hata varsa iade ediliyor. Bu sorunları yaşadık ve zaman içinde ihracat kültürü yerleşti. Yaklaşık 4 yıl içinde ihracat kültürünü yerleştirmeyi başardık. Bir buçuk yıl önce de İSO belgesi aldık.”

Kaynak:
Metin CAN
“Anadolu 250”

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND