Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Sabır, dikkat ve istek…

Günümüzün yüzde 70-80’ini iletişim süreçleri alıyor. Ancak çoğu zaman kendimizi anlatamadığımız gibi karşımızdakini de anlayamıyoruz. Çünkü dinlemeyi bilmiyoruz. İşte size etkili dinlemenin püf noktaları…

Günümüzün yüzde 70-80’ini iletişim süreçleri alıyor. Ancak çoğu zaman kendimizi anlatamadığımız gibi karşımızdakini de anlayamıyoruz. Çünkü dinlemeyi bilmiyoruz. İşte size etkili dinlemenin püf noktaları…

Dinlemeyi bilmiyoruz

Bir günde vaktimizin yüzde 70-80’ini iletişim için kullanıyoruz. Bu zamanı bölersek; yüzde 9’unu yazmak, yüzde 16’sını okumak, yüzde 30’unu konuşmak ve yüzde 45’ini de dinlemek için kullanıyoruz. Ve dinlediklerimizin de yüzde 70-90’ını yanlış anlıyor, değiştiriyor veya yanlış yorumluyoruz. Bu, hem kariyerimizi hem de özel hayatımızı etkiliyor. Tabii şirketleri de. Bir araştırmaya göre çalışanların dinlememekten ötürü şirket politikalarını, iş süreçlerini, iş fonksiyonlarını yanlış anlamalarının yıllık maliyeti 37 milyar dolar. Dinlemek, iletişim becerileri arasında belki de en önemlisi. Aynı zamanda en az dikkat çekileni.

Birini dinlerken, anlattığı şey ilgimizi çeksin veya çekmesin, bir süre sonra dikkatimiz dağılıyor, aklımız başka yerlere gidiyor ve karşımızdakini dinlememeye başlıyoruz. İster yolda karşılaştığımız biriyle ayaküstü bir sohbet, ister bir konferansta paylaşımda bulunan konuşmacı olsun uzun süre dinleyemiyor, ya başka şeyler düşünmeye başlıyoruz ya da oyalanacak bir şeyler buluyoruz. 

1987 yılında yapılan bir araştırmaya göre, (teknoloji daha dikkatimizi bu kadar dağıtmadan önce de) insanlar, yüz yüze iletişimde konuşulanların sadece yüzde 10’unu hatırlıyordu. Araştırmacılara göre aynı anda birçok işle ilginenmemiz gibi nedenlerden ötürü dinleme becerileri iyice düştü. Rockhurst Üniversitesi’nden doçent Laura Janusik, birçok insanın dinlediğini hatırlamak konusunda çaba göstermediğini, bunun nedeninin de ‘nasıl olsa Google’da buluruz’ düşüncesi olduğunu söylüyor. 

digitalsparkmarketing.com’da yer alan bir makaleye göre günde vaktimizin ortalama yüzde 70-80’ini iletişim için kullanıyoruz. Bu zamanı da bölersek; yüzde 9’unu yazmak, yüzde 16’sını okumak, yüzde 30’unu konuşmak ve yüzde 45’ini de dinlemek için kullanıyoruz. Yine aynı araştırmaya göre dinleme konusunda başarısızız. Bunun da birçok nedeni var:

Dinleme eğitimi yok

Günün büyük kısmını dinlemek için kullansak da bu beceri, aynı zamanda en az pratik yaptığımız alan. İş dünyasında etkili iletişim adı altında yazma, okuma, konuşma, kendini ifade etme gibi birçok eğitim alıyoruz. Fakat dinleme üzerine neredeyse hiç eğitim yok. Seminerlere, eğitimlere, workshop’lara bakıldığında yazma ve konuşma becerileri üzerine birçok başlık görürüz. Fakat etkili dinlemeyle ilgili özel bir etkinlik göremeyiz. Başlık olarak geçmese de alt başlıkların birinde birkaç cümle veya paragrafla anlatılır, kısaca özetlenir. 

Düşünmek, konuşmaktan daha hızlı

Birçoğumuz dakikada yaklaşık 125 kelime sarf ederiz. Fakat iş anlamaya geldiğinde dakikada 400 kelimeye kadar kapasitemiz var. Yani biri konuşurken kapasitemizin yüzde 25’ini kullanıyoruz. Yüzde 75’iyle hala başka şeyler yapabiliriz. Hal böyle olunca da insan düşüncelere dalıp gidebiliyor. Bu ne demek? Birileri konuşurken iyi dinleyebilmek için gerçekten efor sarfetmeliyiz. Konsantre olmazsak kısa sürede başka şeyler düşünmeye başlarız. 

Etkisiz dinleme

Birçok araştırma can kulağıyla dinlemediğimizi ortaya koyuyor. 10 dakikalık bir sunumu dinleyen ortalama biri, anlatılanların yüzde 50’sini aklında tutabiliyor. 48 saat sonra aklında kalanların da yarısı gidiyor. Yani dinlediklerimizin sadece 1/4’ü aklımızda kalıyor. 

Yaşlandıkça zorlaşıyor

Bir başka araştırma ise yaş ilerledikçe dinlemenin zorlaştığını gösteriyor. Minnesota Üniversitesi’nden emekli profesör Ralph G. Nichols’un Dinliyor Musun? adlı kitabında bir tespitte bulunuyor. Nichols’a göre, iyi dinleyiciyi de bütün ilgisini konuşmacıya veren kişi olarak tanımlarsak 1. sınıf öğrencileri en iyi dinleyicilerdir diyor. Bununla ilgili de bir deneyi anlatıyor. Minneapolis’teki lise 1 öğretmenleriyle yapılan araştırmada öğretmenlere sınıfta birden “Ben ne anlatıyordum?” veya “Bu konu hakkında ne düşünüyorsun?” gibi sorular sormaları istenmiş. 1. ve 2. sınıf öğrencilerinin yüzde 90’ından fazlası dinlediğini gösterirken sınıf yükseldikçe oran da düşmüş. Ortaokulda öğrencilerin yüzde 44’ü dinlerken liseye geçildiğinde bu oran yüzde 28’miş. 

Neyi dinleyeceğimize egomuz karar veriyor

Dinlemek hem iş hem de özel hayatta çok önemli. Özellikle hizmet sektörü, satış yapılan ve müşteri ilişkilerinin sürdürüldüğü sektörlerde daha da öne çıkıyor. Dinleme konusundaki başarısızlık sadece ilişkileri değil aynı zamanda kariyeri de zedeliyor. Özellikle toplantılarda, tartışmalarda insanlar ne söyleyeceklerine odaklanıyor. Birisi konuşurken onu dinlemek yerine kafasında kendi söyleyeceği şeyi çevirip duruyorlar. Dinlemeyi etkileyen bir başka unsur dikkat dağıtıcılar. En başta geleni de teknoloji. Bir seminerde veya sohbette karşımızdaki kişi bir şey anlatırken çalan bir telefon veya gelen bir bildirim bütün dikkatimizi oraya vermemize neden oluyor. Zaten kısa sürede dağılan konsantrasyon bu dikkat dağıtıcılar nedeniyle çok daha erken yok olabiliyor.

İş yaşamında ve sosyal yaşamda çok fazla mesaja maruz kaldığımızı söyleyen DİEM Akademi kurucusu Didem Alpaylı Erdoğan, bu nedenle dinleme konusunda seçici davranmak zorunda hissettiğimizi belirtiyor: “Günümüzde, özellikle iş hayatındaki insanlar -aşırı yoğunluktan- çok şikayetçi. Bunun en büyük sebeplerinden biri, kuşkusuz ki, teknolojinin hayatımızı her anlamda ele geçiriyor olması. Akıllı telefonlar, tabletler, bilgisayarlar ve benzeri iletişim araçları insanların konsantrasyonunu olumsuz etkiliyor. E-posta bombardımanları, hızlı aksiyon gereklilikleri, her gün her saat her ortamda cep telefonlarınızdan anında ulaşılabiliyor olmanız, sadece iletişim kurarken değil, kendinize ayırdığınız özel zamanlarınızı bile etkileyebiliyor. Teknolojiyle olan bağımız, bazılarımız için bağımlılığımız, ne yazık ki konsantrasyonumuzu da etkiliyor. Bu da en net olarak, sabır-dikkat-istek gerektiren bir eylem olan ‘dinleme’ye sirayet ediyor. Kendi bakış açımıza göre ‘dinlemeye değer’ mesajı dinlemeyi tercih ediyoruz. Bunu belirleyen temel unsur da egomuz oluyor. Yapılan birçok araştırma insanların kendileriyle benzer niteliklere sahip olduğunu düşündüğü insanlarla iletişim kurmayı tercih ettiğini gösteriyor. Bu ve buna benzer anlık duygu, fikir ve dürtülerle dinleyip dinlememeye karar veriyoruz. Aldığımız mesajı zihin süzgecimizden geçirip devamında hala ‘dinlemeye değer’ olup olmadığını tartarak bu eylemi sürdürüyor ya da durduruyoruz.

Yani, eğer ilgimizi çekiyorsa, kendimiz için bir fayda sağlayacak ise, dinleme konusunda çok daha istekli olabiliyoruz. Ama konu veya kişi ilgimizi çekmiyor ise, çoğu kez duyuyor ama dinlemiyoruz. 

Dinlemenin, sabır, dikkat ve istek gerektiren bir süreç olduğunu belirten Erdoğan, “Direkt size fayda sağlamayacağını düşündüğünüz bir konuda, zaman ayırmak, sabır göstermek ve dikkat vermek, bir nevi bedel ödemek biz meşgul (!) insanlar için meşakkatli bir eylem” diyor. 

Sabır, dikkat ve istek gerektiriyor

Yönetim ve eğitim danışmanı Kerem Şenoğlu dinlememenin yaratacağı sorunları iletişim kazaları, kızgınlık, aynı anda konuşma ve yanlış anlaşılma olarak sıralıyor ve ekliyor: “Karşımızdakini dinlediğimizde öncelikli olarak anlatılanı kaliteli bir şekilde anlamış oluyoruz. Bu avantaj vermemiz gereken cevaba iyi hazırlanabilmemiz ile devam ediyor ve en önemlisi de karşımızdaki insana verdiğimiz değeri göstermemize yardımcı oluyor. Dinlememe konusunda ast-üst ilişkileri çok etkili ve önemli bir parametre. Üstümüzü dinlerken önemseme ve astımızı ve paralelimizdekini önemsememe olarak kendini gösteriyor.”

Dinlemenin sadece kulakla yapılan bir eylem olmadığını belirten Erdoğan, sabır, dikkat ve istek gerektirdiğini, beynen ve kalben gerçekleştiğini söylüyor.

Maliyeti 37 milyar dolar

– Holmes Report tarafından yapılan bir araştırmaya göre çalışanların dinlememekten ötürü şirket politikalarını, iş süreçlerini, iş fonksiyonlarını yanlış anlamaları Amerikan ve İngilize ekonomisine 37 milyar dolara mal olmuş. Araştırmaya katılan 100.000 çalışana sahip 400 şirkette zarar, kurum başında yaklaşık 62 milyon dolar olmuş.

– İletişim bariyerleri nedeniyle çalışanların yaratıcılıklarını kaybetmesi 26.041 dolara mal oluyor.

– 2010 yılında Amerika’da günde 11 milyon, yılda da 3 milyar toplantı yapılmış. Araştırma şirketi Group Vision, Fortune 500 şirketlerinin yılda yaklaşık 75 milyon doları toplantılardaki etkisiz dinleme nedeniyle harcadığını ortaya koymuş. Dinlememekten ötürü bilgiler tekrar tekrar anlatılıyor ve bunun sonucunda da katılımcılar yoruluyor. Örneğin 6 kişilik takıma yapılacak 5 dakikalık bir bilgi aktarımı, düzgün dinlenmediğinde 30 dakikalık bir zamanı boşa götürüyor. Oysa ekiptekiler birbirini dinlese toplantılar daha verimli olacak bu da zaman ve para kaybını önleyecek.

Dinlediğimizi de yanlış anlıyoruz

deskdemon.com’da yer alan bir makaleye göre, 

– Çalışırken vaktimizin yüzde 50’si dinlemeyle geçiyor

– Yönetimsel problemlerin yüzde 60’ı dinle(me)mekle ilgili.

– Sadece dinlemek de yetmiyor. Dinlediğimizi doğru anlamak da önemli. Dinlediğimiz şeylerin yüzde 70-90’ını yanlış anlıyor, değiştiriyor veya yanlış yorumluyoruz. 

Dinlemeyince…

– Toplantılarınız daha uzun sürer

– Bir fikri, mesajı anlamanız zaman alır

– Anlamadan iş yapmanıza neden olur, bu da vakit ve dolayısıyla para kaybettirir

– İletişim eksiklikleri ortaya çıkar ve bu da iş ilişkilerini ve verimi etkiler

– Müşterinizi ve çalışanınızı dinlemeseniz, onları kaybedersiniz

– Kaybettiklerinizi kazanmak için ekstra zaman ve para harcamak zorunda kalırsınız

Daha iyi bir dinleyici olmak için 6 tavsiye

Dikkat dağıtıcıları devre dışı bırakın: Telefon, tablet, televizyon… Unutun gitsin. Konuşmacıya verdiğiniz dikkati başka şeylerin bölmesine izin vermeyin. Aynı anda birkaç işi sektirmeden yapabileceğinizi düşünebilirsiniz ama farkında olmadan kaçırdığınız şeyler olabilir. 

Lafını bölmeyin: Konuşan kişinin sözünü kesmeyin. Birçok tartışma programında görmüşsünüzdür, konuşan kişi lafını tamamlamadan araya girerler, konuşma iyice çorba olur. Yapmanız gereken öncelikli şey dinlemek, lafı bitince konuşmaya başlayın. 

Anlayın: Konuşmalarda insanların dinlemekten çok söyleyeceği şeye odaklandığından bahsetmiştik. Önce anlayın, verilen mesajı alın, ardından söyleyeceklerinizi düşünün. 

Hatırlayın: Hatırlamak, alınan bilgiyi desteklemek demektir. Çok kez başınıza gelmiştir, biriyle konuşursunuz, söylediklerini anlarsınız fakat birkaç dakika sonra ne söylediğini, ne konuştuğunuzu unutursunuz. Konuşulanları hatırlamak için söylenenleri kısa süreli hafızadan uzun süreliye geçirmeniz gerekir. Mesela anlatılan şeyi, bildiğiniz bir konuyla bağdaştırabilirsiniz. 

Değerlendirin: Bu aşamada yanıtınız için hazırlanmaya başlayabilirsiniz. Fakat unutmayın, hala dinleyicisiniz. Mesaj alındıktan ve anlaşıldıktan sonra değerlendirmeye alın ve cevabınızı/söyleyeceğiniz şeyi düşünmeye başlayın. 

Cevap verin: Karşınızdakini dinlediniz, söylediklerini anladınız, ne söyleyeceğinizi düşündünüz… Bütün bu aşamalardan sonra cevap vermek çok daha kolay olacak. 

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND