Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Sabah işyerine ilk giren siz olun!

Zeki Triko’nun sahibi Zeki Başeskioğlu’nun hayat hikâyesi dolu dizgin. Yarım yüzyıllık ticari başarının ardından bugün yavaşlamayı bir an bile aklından geçirmiyor, hâlâ koşuyor. Tabi bir yandan da başarısının sırlarını anlatıyor…

“Büyüme başladı mı, sizi kimseler tutamaz”

Zeki Triko’nun sahibi Zeki Başeskioğlu’nun hayat hikâyesi dolu dizgin. Yarım yüzyıllık ticari başarının ardından bugün yavaşlamayı bir an bile aklından geçirmiyor, hâlâ koşuyor.

İşTcell’li Portreler’de iş dünyasının başarıyla özdeşleşmiş tepe yöneticilerini ağırlamaya devam ediyoruz. Tam on iki haftadır ağırladığımız duayenler, başarı öyküleriyle geleceğin profesyonellerine örnek oluyor. Biz de onların hayatta aldıkları derslerden bir şablon çıkarmaya, gençlere küçük formüller vermeye gayret ediyoruz. Ama hâlâ bu alanda keşfedilecek çok farklı başarı hikâyeleri var. Türkiye’nin tarihinde belki de en içten başarı öykülerinden biriyle Zeki Başeskioğlu karşımıza çıktığında bunu düşünmemek imkânsız. Onun 1950’lerde başlayan macerasını dinlediğimizde başarının belki de tek bir formülle açıklanamayacak bir olgu olduğuna kanaat getiriyoruz. Başarı biraz da doğal olmalı. Zeki Başeskioğlu çok erken girdiği iş hayatında çıraklıktan bir dünya markası yaratıcısına dönüşmüş.

Elini neye atsa, ne yapsa başarıyla sonuçlanmış, önünde hep kuyruklar oluşmuş. En zevk aldığı işi, en iyi bildiği şekilde yaparken, hedeflerine adım adım yanaşırken tanrı vergisi bir doğallıkla başarıyı kavrayıvermiş. Zekayla işin mutfağında kaptığı yetenekleri harmanlamış, hayallerini hep yüksek tutmuş. Verdiği nasihatlerde başarıyı ne kadar içselleştirdiği açıkça görülüyor. Sanki bunu aksi olması mümkün değilmiş gibi. Belki de gerçekten öyle. Hâlâ bir çocuk gibi heyecanla gelecekten beklentilerini anlatan Zeki Başeskioğlu, hayatta ne yöne gitseydi de önünde kuyruklar oluşacak, herkes onun adımını hayranlıkla izliyor olacaktı.

İş hayatına nasıl atıldınız?

Memleketim Akseki’den Aydın’ın Çine ilçesine geldim ve 33 ay çıraklık yaptım. Bana 330 lira para verdiler. 330 lirayı aldığım gün o parayla neler yapacağımın hayalini kurarken gece parkta uyumuş kalmışım. Sonra o 330 lirayı 500 yaptım. 700 oldu, 1000 oldu, sonra 10 bin oldu. Sonra Aydın bana küçük gelmeye başladı. Daha 16 yaşındayım, Aydın’dan İstanbul’a, oradan da Amerika’ya gitmek istiyordum. İstanbul’a geldikten sonra buradan çıkamadım. O gün Amerika’ya gitsem her şeye sıfırdan başlayacaktım ama belki de çok zengin olacaktım.

Konfeksiyon işine nasıl girdiniz?

İstanbul’da evvela işportacılık yaptım, sonra küçük bir dükkân açtım. Mahmutpaşa’da o han sonra çok meşhur oldu. Önce 14 metrekarelik bir dükkandaydım, dükkın üst katını da aldıktan bir süre sonra bütün hanı kiraladım. İlk yaptığım iş trikoydu. 60’lı yıllarda konfeksiyona girdim. İnsanlar 2.5 metre kumaş alıp terziye gidiyor, elbise yaptırıyordu. Buradaki açığı hissettim ve konfeksiyon yapmaya karar verdim. 1964’te konfeksiyona başladım. 67 senesinde işi büyüttüm ve ilk ihracatı 69 senesinde Almanya’ya yaptım. O dönemde yapılan ihracatın yüzde 97’sini biz gerçekleştiriyorduk. 1970-75 arası ihracat ödülleri aldım. Derken 1984’te Türkiye’de mayonun büyük bir ihtiyaç olduğunu hissettim. O zamanlar bir iki tane mayo üreticisi vardı ama çok klasik mayolar üretiyorlardı. Modeller yaşlı hanımlar içindi. Ben de Brezilya’ya gittim. Orada çok güzel modeller gördüm. Bütün Avrupa’yı gezdim, fikir edindim ve döndükten sonra çok çılgın, deli mayolar yaptım ve çok da güzel sattım. Müşteriler yine kuyruk oluyordu mağazamın önünde. 1985’te de mayo ihracatına başladım ufak ufak.

Bir marka olmayı nasıl başardınız?

1986’da dünyanın en meşhur mankenleriyle çalışmaya başladık. Cindy Crawford’la Karayip Adaları’nda moda çekimi yaptık. O zamanlar daha Türkiye’de renkli fotoğraf bile pek yoktu. Ben özel filmler getirdim ve tüm gazetelerin birinci sayfasına girdi. Ancak o yıllarda kimse Cindy’yi tanımıyordu. Bazı gazete ve dergiler gönderdiğimiz diyaları tanımadıkları için koymuyordu. Yaklaşık üç sene sonra Cindy’yi herkes tanıdı. Ondan sonra Claudia Schiffer ve diğer bütün önemli mankenler sırayla geldi. 1998 senesinde Naomi Campbell’ı annesiyle defileye çıkarmam çok ses getirmişti. Naomi’nin annesinin çok güzel olduğunu biliyordum, bu fikri hayata geçirdim. Bu defileyi o dönemlerde dükkân açtığım Cannes’da da tekrarladım. Çok büyük sükse yaptı. Bütün dünya basını geldi. Onlar bu kadar ilgi gösterince 390 bin dolar harcadığım defileyle toplam 500 milyon dolarlık reklam yapmış oldum. 1986’dan beri dünyanın en iyi mankenleriyle çalışıyoruz.

Ulaşmak istediğiniz nokta neresi?

Şu anda dünya plajlarında da tanınıyoruz. Fransa, Belçika, Almanya, Rusya, Avusturya, Lübnan ve Hollanda’da toptancımız var. Dünyada 63 noktada Zeki Triko malları satılıyor ama bu bize yetmiyor. Çok iddialıyız, dünyada bir numara olmak 2010 hedefimiz. New York, Paris, Londra, Milano, Moskova gibi şehirlerde mağaza açacağız. Nereye açarsak yayılacağız, aynı Türkiye’deki gibi kışın bile dışarıda kar varken mal satacağız.

İşlerin bu kadar büyüyebileceğini tahmin ediyor muydunuz?

Ben hep hedef koydum kendime ve muvaffak oldum. Nasıl ilk kazancım olan 330 lirayı kademe kademe artırdım, aynı şekilde şimdi 2010 diyorum. İnşallah 2010’da bizi o noktada görüp, Zeki Bey bize demişti” diyeceksin.

Sizi en çok ne motive eder?

Benim parayla ilgim yok. 55 sene ardıma baktığımdan çekinecek hiçbir şeyim olmadığını görmek yeter. Vergimizi vermişizdir. Alın terimizle para kazanıp, dürüstlüğümüzle, çalışkanlığımızla övünürüz. Bir plajda kendi mayomu görürsem benim için o gün bayramdır. Yeni bir mağaza açtığımızda, gazetede hakkımızda bir haber gördüğümüzde çok mutlu oluruz. Bizi böyle şeyler motive ediyor, para değil. Para inşallah 2010’dan sonra.

İlk büyük başarınız hangisiydi?

Aydın ve Nazilli pazarlarında naylon kadın çorapları satıyordum. O zaman sağlam çorap 12.5 liraydı ve bu da o zamana göre çok büyük bir paraydı. Kadınlar sağlam çorapları bir yere takıp bozunca üzülüyorlardı. İstanbul’a gelip çok hafif defolu mallardan tanesi 125 kuruşa satın aldım ve bunları 2.5 liraya satmaya başladım. İkinci haftadan sonra müşteriler çoğaldı. Bu maya tuttu diye düşündüm. Hemen Aydın’da küçük bir dükkân kiraladım. Pazardaki arkadaşlarıma haber saldım, yeni adresimi verdim. Aydın pazarının da olduğu bir salı günü dükkânı açtım, baktım müşteriler geliyor “Oğlum, nerelerdesin?” diyorlar. Birkaç hafta içinde dükkânın önünde kuyruklar oluşmaya başladı. Aydın’ın meşhur tüccarları bunu duyuyor, dükkânımın önünden geçiyor, kuyruğa şaşırıyorlardı. Bu beni çok hırslandırdı ve İstanbul’a taşıdı. İstanbul’da da önümde çok kuyruklar oluştu.

İstanbul’da iş hayatı daha mı zordu?

İsrail’den gelen naylonlu, simli bir iplik vardı. Bu simli ipliklerden kazaklar yaptım, çok beğenildi. Hatta Zeki Müren bir tane almış, üç tane daha sipariş vermişti. Makinelerin başında beklerdim sabaha kadar. Bu iplikle dokunan kumaşlardan desen çıkınca kazaklar, elbiseler, ceketler yapardık. Malı akşamdan mağazaya koyardık, sabah dokuz buçukta bir bakardık ki 82 tane raf boşalmış. Yaptığım işler hep yağma edildi. Bu beni gururlandırdı. 16 yaşındaki hırsım hâlâ aynı. Hâlâ geziyor, takip ediyor, hedefler koyuyorum.

Örnek aldığınız birileri var mıydı?

Pele ve Maradona vardı. Şaka bir yana spordan çok zevk alıyordum, futbola çok meraklıydım. Örnek aldığım birileri yoktu. Hedeflerimi kendim koyuyor, kendimle savaşıyordum.

İşin dışında neler yaparsınız?

Hep iş düşünürüm. Hiç ara yok.

Çocuklarınızın Zeki Triko içerisinde üst düzey sorumluluklar alması bu durumu değiştirmiyor mu?

Üçü de benimle çalışıyor. Eşim Yüksel Hanım da. O dünyanın en iyi kadını. 1971’den beri bana çok yardımcı oldu. Şu anda bile gidin, fabrikadadır. Çok hanımefendidir. Bu sene evliliğimizin 50’inci yıldönümünü kutladık. Şunu tüm gençler iyi bilmeli: Eğer biri muvaffak olmuşsa, bunda eşinin çok büyük rolü vardır. Gençler bekârken iyi düşünerek, anlaşarak, ileriyi de planlayarak evlilik yapmalı. İyi evlilik yaptığınızda mutlulukların sonu gelmiyor. Her gün bir sürpriz çıkıyor. Hâlâ 365 gün hanıma çiçek gönderirim. Yüksel Hanım da işin içinde olduğundan benimle iş konuşabiliyor. Muhabbetimiz hiç eksik olmaz bizim.

Bir gün Yüksel Hanım’ı da alıp çekilme planınız var mı?

Aklımızdan geçiyor. Çocukları tamamen yetiştirelim, sonra. Seyahatler yapacağız ama ben çalışmadan duramam. İşler ne durumda bana rapor geçilir, bu telefon çalışır yine.

Bu mesleği yapmasaydınız ne olurdunuz?

Ben bu işi çok severek yaptım. Çocukken çok hırslıydım. Sabah erkenden işe gelirdim. Bir sabah saat beşte kepengi kaldırırken beni sekiz metre yukarı çekiverdi. Öyle asılı kaldım kepenge sabahın köründe, kimseler yok etrafta. Bağırmaya başladım, camiden gelip indirdiler. Orada o saatte olmak kendi tercihimdi, kimse ’gel’ dememişti.


Gelecekte hangi sektörler öne çıkacak?

Çok sanayileşmiş memleketler tekstili bırakıyor. Bizde de ilerde böyle olacak. Dünya globalleştiği için artık Türkiye dünya üzerinde, İstanbul’un Bakırköy’ü gibi. Biz bu yüzden dünyada ilerlemeyi hedefliyoruz. Gençler hangi mesleği seçerlerse seçsinler dünyada bir numara olmayı hedeflemeliler. Tekstile gelince, Türkiye’de tekstilciler eğer marka olurlarsa iyi olacaklar. Mutlaka dünyaca tanınan bir marka olmak lazım. Yoksa daima fasoncu kalır, bedava mal satar, dışarıdakiler tarafından yönlendirilir. Marka olursa para kazanır. Markanın ardında kalite yatar, dürüstlük yatar. Her fiyata satılır, üstelik önünde kuyruklar oluşur. Yüksek fiyatın da bir hikmeti vardır. Kalitelidir. Dünya markası çıkarırsanız tüm Türkiye kazanır.

Sizi örnek alacak gençlere başarı için ne önerirsiniz?

Küçüklükten işe el atmalılar. Çok küçükten yönü neyse onu seçmeli. İşletme, tıp ne seçerse seçsin en iyisini yapmak, hep birinci olmak istemeli. Mektep hayatında çok başarılı olup, iyi okuyup kendi işini sıfırdan kurup büyütmesi lazım. Büyüme bir başlayıp hızlandı mı onu kimse tutamaz.

Teknolojiyle aranız nasıl?

Teknolojiyle yakın alaka başarıyıkolaylaştırır. Bundan 40 sene evvelFrankfurt’tayım, iş için İstanbul’a te-lefon açıyorum, telefon meşgul. İkisaat bekliyorum yine açıyorum, yi-ne meşgul. Çok zor günlerdi. Şim-di öyle mi? Eskiden bir hesap sor-duğunda bir anda hesaplamalarımümkün değildi. Eski makinalardauzun uzun hesaplar yapılırdı. Şimdibir anda çıkıyor. Teknoloji daha dailerleyecek. Özellikle bilişim tekno-lojileri. Japonlar yapmış bir cep te-lefonu, suyun altında bile bozul-madan çalışıyor. Dünyaya ayakuydurmamız, kendimizi yetiştirme-miz, yılmadan, korkmadan çalış-mamız, en başta da dürüst olma-mız lazım. Eğer arızalıysanız, biryerde güzel konuşmalar olduğun-da hicap duyarsınız. Hiçbir zaman hicap duymayacak, kendine dai-ma güveneceksin.

Yazar: Zeynep Yosun AKVERDİ 
Kaynak: www.kendinigelistir.com

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et

MAKALE

Podcast yapmak cesaret istiyor

Podcast son dönemde özellikle gençler arasında hızla yayılıyor. Bunda gencin özgürlüğüne imkan tanıması hiç kuşkusuz önemli bir faktör. Ancak podcast üretimi yapan uzman sayısı yeterli değil. Bunun en önemli nedeni ne olabilir?

Podcast yapmaya başlamaktan neden çekiniyoruz?

Kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen bazı şeyler var…

Podcast’ler dünyada her geçen gün artmaya devam ediyor. Türkiye’nin en büyük podcast ağı olan Podfresh’in bile şimdiden çeşitli kategorilerde 100’e yakın yayını bulunuyor. Yalnızca ABD’de, nüfusun yüzde 75’i “podcast”in ne demek olduğuna aşina durumda. Ekim 2020 itibariyle ise 1,5 milyonun üzerinde podcastin olduğunu söylemek biraz ütopik gelse de gerçek bu.

Her gün başlanan yeni podcastler, kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen ve başlamaktan alıkoyan bazı yanlış yanlış bilinen şeyler var. Bu yazımda biraz bunlardan bahsetmek istiyorum.

Podcast bir iş modelidir

Aslına bakarsanız podcast’ten hemen bir gelir elde etme beklentisi büyük bir hata ve orta vadede motivasyon düşürebilen bir şey. Çünkü Türkiye’de henüz yeni yeni büyüyen, ilginin fazla olduğu ancak reklam modellerinin henüz tam oluşturulmadığı bir ortam söz konusu. Ayrıca şunu da unutmamak gerekir ki, ürettiğimiz her türlü içerik, yaratmamız gereken bir pazarlama planının da parçası olmalı ve o doğrultuda bir strateji üretilmeli. Podcast yayınlarını yaymanın sadece içerik pazarlamasıyla bittiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Birçok platformda çok sayıda niş podcastin olduğu bir arenada, bunu bir işe çevirme düşüncesinden önce içeriğimizi iyi oluşturmayı düşünmek daha yerinde olacaktır. Çünkü salt gelir eldetmekten ziyade podcastimizi aynı zamanda kendimize bir network oluşturmak için de kullanacağız ve podcastimizi de bu network dinleyecek. 

Profesyonel bir stüdyo olmadan başlanmaz

Ben şahsen podcastlerime ufacık bir odada, sesimdeki yankıyı kesmek için üzerime battaniye örterek başladım. Üzerinden iki yıl geçmesine rağmen de hâlâ evimden yayın yapmaya devam ediyorum. Yayıncı adaylarının, profesyonel bir stüdyoya ihtiyaç duyacaklarını, stüdyo sesi olmadan podcast olmayacağını düşünmeleri ve bunun harekete geçmelerini engellemesi, acilen aşılması gereken bir konu.

Peki benim yaptığım podcastler süper kaliteli mi? Elbette evde sınırlı imkanlarla alınan herhangi bir kaydın stüdyo gibi olması imkansız ama zaten sorun burada başlıyor. Neden başlangıçta stüdyo kalitesinde bir yayın yapma zorunluluğu hissedeyim ki? Her şeyden önce içeriğimiz ve sürdürülebilirliğimiz çok daha önemli olgular. Bana soracak olursanız podcast yayınlarını benzersiz kılan şeyler, içerdiği samimiyet. Yani bir ev ortamında, belki çayınızı koyarken çıkan ses, belki arkanızdan gelen bir kedi. Nerede olursanız olun, telefon kulaklığına bile sahipseniz (ki Podfresh’te kulaklıklarla yapılan çok güzel yayınlar var) başlayın.

Podcast yapmak aşırı pahalı

Diğer bir yanlış düşünce de, ekipman fetişisti olup podcast yapmaya başlamak için pahalı ve kaliteli mikrofonlara sahip olmamız gerektiği. Örneğin, 3000 TL’ye çok kaliteli bulduğunuz ve profesyonellerin önerdiği bir mikrofon var ve almak istiyorsunuz. Durun, almayın! Bunun yerine 150 liraya bir yaka mikrofonu, aylık 50 TL’ye yayınlarıma değer katacak bir podcast barındırma platformu (ki artık size Spotify kataloğundan dilediğiniz müziği kullanma imkanı sağlayan Anchor varken ona bile ihtiyaç olmayabilir) ve 20 liraya podcastime sesli tanıtımlar yapabileceğim bir uygulama alırsam, erken dönemde yapacağım 3000 TL’lik bir mikrofondan daha mantıklı ve yayınıma değer katacak bir harcama yapmış olurum.

Demem o ki, Podcaste başlamak pahalı ve maliyetli değil. Bilgisayar ya da telefonunuzdaki ses kayıt düğmesine basın, telefonunuzun kulaklığını takın ve içeriğinizi oluşturun.

Dinleyici bulmak için ünlü olmak gerek

1,5 Milyon podcast yayını, daha fazla sayıda yayıncı, daha fazla sayıda da dinleyici var. Herhalde bu rakamların hepsi ünlü değil. Bu arada yayıncı adaylarının gözlerinin korkmasına hak veriyorum. Belki konuşmak istediğiniz konuyla alakalı onlarca podcast vardır ve endişe duyuyorsunuzdur. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, her podcast birbirinden parmak izlerimiz gibi farklı. Herkes niş bir yayın yapmaya çalışıyor ve konunun genelinden uzaklaşıp ister istemez spesifikleşiyorlar. 

Anlattığınız hikaye ve inşa ettiğiniz içeriğiniz sizin her şeyiniz. Yayınınız başka podcastlerin konusunu andıracak gibi görünse de, mutlaka kendinizden katacağınız şeylerle farklılaşacaktır. Kişisel deneyimler ve insan hikayeleri her şeyi değiştirir. Dinleyici olarak iki aynı nüanstaki podcast programından ayrı ayrı kendime kattığım birçok şey var. Eğer platformlarda var olan podcastler sizi podcaste başlamaktan alıkoyuyorsa, masada herkese bir sandalye olduğunu bilmenizde fayda var. 

Her şey kusursuz olmalı

Bir felaket olan ilk podcast bölümüme buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Sesimin yetmediği, tonlamalarımın ise anlamsız olan bu bölümü çekerken ne kadar zorlandığımı ve onlarca kez baştan kayıt aldığımı hâlâ hatırlıyorum. Ancak sonuç itibariyle içeriğimi dünyaya yaymak istediğim için “yayınla” butonuna bastım. Sadece biz değil, dünyaca ünlü podcasterların da ilk yayınlarına baktığınızda kusursuz olmadıklarını görüp kervanın her zaman yolda düzüleceğini anlayabilirsiniz. Kimse mükemmel değil, olamaz da. Podcastinizin daha ilk bölümden mükemmel olması gerekmiyor. Açıkçası geliştikçe her zaman yeni şeyler öğreneceksiniz ve bir önceki bölümünüzü beğenmeyeceksiniz. Gereksiz mükemmelliyetçilik sizi engelleyen bir şey ise, bunu önemsememek en güzeli.

Bitirirken…

Yanlış bildiğimiz şeyler bizi bir şeylere başlamaktan, düşüncelerimizi yaymaktan ve başkasının hayatına bir şeyler katmaktan her zaman alıkoyan bir şey. Eğer profesyonel bir stüdyo yüzünden podcast yapmaya başlamıyorsanız bir hayalinizden vazgeçmiş olacaksınız. Ürettiğiniz içeriğin nerede, kimi ve nasıl etkileyeceğini, ne gibi izler bırakacağını bilemezsiniz. İnsanlara temas etmek ve dokunmak güzeldir. Yeter ki en başında belirttiğim süreklilik ve içerik gibi doğru şeylere odaklanalım.

Kaynak: T24
Yazar: İlkan AKGÜL

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND