Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Reyting mimarı kadın senaristler !

Bugün dünyada en fazla televizyon izleyen ülkelerin başında Türkiye geliyor. Bunu da son zamanlarda artışa geçen “dizi film furyası”na borçlu.Peki bu dizilerin görünmeyen kahramanları, esaretimizin gerçek müsebbibleri kim?
İşte onların kimi başarı kimi tesadüf dolu hikayeleri…

türkiye'de en çok izlenen diziler, melek gençoğlu, kadın senaristler, ece yörenç

Daha önce, günde 3.5 saat ile dünya ikincisi olan Türkiye, “reyting canavarları” olarak bilinen dizilerin artışıyla, dört saat televizyon izleme ortalamasını tutturarak ilk sıradaki ABD’yi solladı. Şimdilerde Türkiye’de en çok izlenen dizileri kadın senaristler yazıyor!

Türkiye’nin en çok izlenen dizilerinden ‘Yaprak Dökümü’, ‘Dudaktan Kalbe’ ve ‘Menekşe ve Halil’in senaristleri Melek Gençoğlu ve Ece Yörenç, sabah 09.00 civarında biraraya gelerek akşam saatlerine kadar çalışıyor. İki senarist, “Set ve kanal beklemeyeceği için tıkanmak gibi bir lüksümüz yok” diyor ve ekliyor: “İçimize sinmeyen hiçbir işi ‘Bu hafta da böyle geçsin’ diyerek, teslim etmiyoruz. Bu önce kendimize, sonra da oyuncular ve izleyiciye saygısızlık”.

Ece Yörenç- Melek Gençoğlu (Yaprak Dökümü, Dudaktan Kalbe, Menekşe ile Halil)

Dizi senaryosu yazmaya nasıl başladınız?
Melek Gençoğlu: Kandemir Konduk’la birlikte senaryo yazmaya başladım.
Ece Yörenç: Ben de öyle…

Türk halkı dizilerde en çok hangi konulara ilgi gösteriyor?
M.G: Hayatın içinden konular, izleyicinin kendiyle özdeşleştireceği konular daha ilgi çeker.

Türk izleyicisini mutlu etmenin bir formülü var mı?
E.Y: Böyle bir formül olsa, her dizi başarılı olurdu. Ama artık seyirci de bilinçlendi. Bu da sektörde özeni getiriyor. Artık yapımcılar sadece “reyting garantili” oyunculara değil, yönetmen, senaryo ve prodüksiyona da önem veriyor.
M.G: Dizi başlar başlamaz hikayenin içine girebilmesini sağlamak çok önemli. İlk 20 dakika en can alıcı bölümdür. Bütün karneniz ilk 20 dakikada verilebilir. Ya reklam arasında zaplanırsınız, ya da hikayeniz merak ettiriyorsa seyirci mutlaka diziye geri döner.

Bir diziyi kabul etmeden önce nasıl şartlarınız var?
E.Y: Genellikle biz diziyi kabul ettirmeye çalışıyoruz. Önce bir hikaye kurup bunu yapımcımıza götürürüz. Yapımcı ikna olduktan sonra da üç bölüm senaryo ile kanala gidilir.

Dizinin ana hikayesini belirlerken neye özen gösteriyorsunuz?
M.G: Her hikayenin söyleyeceği bir söz vardır. Bunu bulmaya gayret ediyoruz. Örneğin Yaprak Dökümü’nde işe başladığımızda Reşat Nuri Güntekin’in aynı adlı kitabından aldığımız “Bir babanın evlatlarına bırakacağı en değerli miras, temiz bir isimdir. Şartlar ne olursa olsun” cümlesinden yola çıktık.
E.Y: Biz de sonuna şöyle bir laf ekledik: “Bu dün de böyleydi, bugün de böyle olmalı”… Ayrıca, karakterlerin sahici olması ve altının dolu olmasına özen gösteriyoruz.

Senaryonun gidişatına reyting ne ölçüde yön veriyor?
M.G: Reyting tabii ki çok önemli, işimizin devamını sağlıyor. Ama sırf reyting alabilmek için ilkelerimizden de vazgeçmiyoruz. Bunlar nedir? Çocuk ve hastalık üzerinden duygu sömürüsü yapmıyoruz. Yanlış mesaj vermemeye çalışıyoruz.

Yazarken üzerinizde reyting baskısını hissediyor musunuz?
E.Y: Yazarken baskı yaratmıyor ama dizi yayınlandığı günün ertesi sabahı, karnemizi aldığımız için saat 10.30 civarı hafif bir baskı hissediyoruz.
n Diziyi izlerken kendi hayalinizdekinden çok farklı çekildiğini düşünüyor musunuz?
M.G: Genelde böyle bir şey yaşamıyoruz. Bizim kurduğumuz dünyayı çok iyi anlatacak yönetmenlerle ve oyuncularla çalışıyoruz. Böyle bir durum olursa da yönetmenle konuşup, önlem alabiliyoruz.

Edebiyat eserlerini ilk biz günümüze uyarladık

Türkiye’de öpüşme sahnelerinin reytingi düşürdüğü yolunda bir iddia var. Bu inandırıcı mı?
E.Y: Hayır. Aksine “Yaprak Dökümü”nde, Fikret’le Tahsin’in öpüşmesi büyük olay oldu. Ama sadece karakterler öpüşüyor diye değil… Biz iki yalnız insanı bir yol arkadaşlığında buluşturan hikaye kurduk. Bu iki yalnız, aynı yolda ilerlemeye başladıklarında birbirlerini fark etti ve yavaş yavaş el ele tutuştular. Öpüşmeleri de kavuşmanın finaliydi. İzleyici bu yolculukta onlara eşlik ederken onları öylesine sahiplendi ki, onlarla birlikte mutlu oldular.

Senaristlerin eski Türk filmlerinin ruhuna dönmeye çalıştığı doğru mu?
M.G: Bizim böyle bir çabamız yok.
E.Y: Sadece bugüne kadar yapılmayan bir şeyi yaptık. Edebiyat eserlerini günümüze uyarladık, bu konuda da ilk olduk.

Neden Türk toplumu dizi bağımlısı oldu?
E.Y: Eve girdiğimiz anda ışıktan sonra ilk olarak televizyonu açıyoruz. İzlesek de, izlemesek de sürekli açık kalıyor. Televizyon prototiplerinde de iki kuşak dizi olduğu için insanlar tercihlerini zorunlu olarak bir diziden yana kullanıyor.

Başka dizileri izliyor musunuz, favoriniz hangisi?
E.Y: Bu yıl “Bıçak Sırtı”nı izledim ve beğendim. Ayrıca “Elveda Rumeli” çok sıcak bir iş. Bir de arkadaşımın yazdığı “Asi” dizisi var, ama sürekli izleyemiyorum.
M.G: Bıçak Sırtı’nı izliyordum bitti, Eşref Saati’ni arada izliyorum. Komedi Dükkanı’nı beğeniyorum.

Nilgün Öneş (Hatırla Sevgili)
Hatırla Sevgili dizisinin senaristi Nilgün Öneş, Manajans’ta grafiker olarak çalışırken, arkadaşı Muharrem Buhara’nın tavsiyesiyle “Süper Baba” dizisinin yazı grubuna girmiş. Türk izleyicisini mutlu etmenin formülü olmadığını söyleyen Öneş, diziyi kabul etmeden önce ön şartının yazdıklarına karışılmaması olduğunu söylüyor. Nilgün Öneş’in zaman zaman tıkandığı, yazmakta zorlandığı anlar da olmuyor değil. Bu yüzden yazmaya uzun aralar verdiği de olmuş: “Kendinizi yenilemeden yazmaya devam edersiniz, tekrarlara başlarsınız. Uzun zaman çalışmak arkasından yorgunluğu getirir. Yorgun bir yazar tehlikelidir”. Öneş, Türkiye’de dizilerin çok izlenmesi konusuna ise ilginç bir yorum getiriyor: “Seyircinin önüne günde iki tane 90 dakikalık dizi koyarsanız ne yapsın? Ben İsmail Cem zamanındaki televizyonu çok özlüyorum. Özellikle kültür ve sanat programları ağırlıktaydı. Üstelik asla sıkıcı değillerdi. Bir daha izleme fırsatı bulamadığımız Çekoslavak çizgi filmlerini bile o zaman izlemiştik. Seyirci aynı seyirciydi ama televizyon yöneticisi çok farklıydı. Bence mesele bu. Dizi seyreden bir halk olmaktan hızla uzaklaşmalıyız. Dizilerden sonra en çok reyting alan programlar da para dağıtan yarışmalar. Ciddi biçimde geriye gitmişiz. Bizim cesur ve yenilikçi televizyon yöneticilerine ihtiyacımız var.”

Meriç Özen (Sıla)
Senaryo yazmaya tesadüfi bir şekilde girdiğini söyleyen “Sıla” dizisinin senaristi Meriç Özen, alaylı. Ustası ise Muharrem Buhara. Senaryonun gidişatına etkisi, çoğunlukla hikayenin temposunda değişiklikler yapma ölçüsünde oluyor. Örneğin beş bölüm için kurduğu bir yan hikayenin, izleyicinin ilgisini çekmediğini gördüğünde, konuyu hızlandırıp iki-üç bölüm içinde toplamayı tercih ediyor. Dizi üretiminde sayısal artışın çok olduğunu kabul ediyor: “Reyting savaşları ve rekabet koşulları malum; dolayısıyla ister istemez giderek kalıplarla, yaptığımız işe yabancılaşıyoruz. Bu mutlaka ekrana yansır. Samimiyet, o yüzden çok önemli. Ben de bunu korumaya çalışıyorum.”

Yazan: Rahşan Gülşan
Kaynak: www.haberturk.com

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kahvaltılı sabahlar, başarılı yarınlar!

sağlıklı çocuk kahvaltıları, okula giden çocuğun kahvaltısı, okul başarısı, Manşet, kahvaltı tabağı

Çocukların okul başarısını önemli ölçüde etkileyen kahvaltı nasıl olmalı? Hangi besinleri kahvaltıda mutlaka tüketmeliyiz? İşte Diyetisyen İzan Işık’tan dengeli ve sağlıklı kahvaltı önerileri…

Kahvaltı, okul başarısını olumlu etkiliyor

Diyetisyen İzan Işık, sağlıklı ve dengeli bir kahvaltının, eğitim başarısını etkilediğini, matematik problemleri çözme becerisini, okuma ve dinleme esnasında daha iyi anlamayı söyledi.

Diyetisyen İzan Işık, kahvaltının gece boyu süren açlığın sonunda vücut için gerekli ilk enerji kaynağı olduğunu belirterek, “Gece açlığında düşen kan glikozunun dengelenmesini sağlayan kahvaltı, bilişsel ve fiziksel performansın devamı için son derece önemli. Kahvaltı, glikojen (enerji) depolarını doldurur ve metabolizmayı çalışmaya başlatır” dedi. İzan Işık, MAT-FEN Eğitim Kurumu lise seviyesindeki öğrencilerine yönelik kahvaltı konulu beslenme eğitiminde konuştu. Eğitimde, gençlere örnek kahvaltı da sunuldu.

Kahvaltı okul başarısını etkiler

Sağlıklı ve dengeli bir kahvaltının, eğitim başarısını etkilediğini, matematik problemleri çözme becerisini, okuma ve dinleme esnasında daha iyi anlamayı sağladığını, hafızayı geliştirdiğini, derslerde konsantrasyonu sağladığını vurgulayan İzan Işık, bunun yanında derslere geç kalmayı önleme ve devamsızlığı azaltmaya da yaradığını anlattı. İzan Işık kahvaltının duygu durumuna etkisinin de bilindiğini belirterek, “Kahvaltı ile duygu durumları arasında da bir ilişki bulunmaktadır. Düzenli kahvaltı yapan çocuk ve adölesanlar yaşama daha pozitif bakmakta, daha az negatif duyguya sahip olmaktadırlar” diye konuştu.

6-12 ve 12-18 yaş dönemi bireylerin kahvaltı ve genel olarak sağlıklı beslenme konusunda alışkanlığı kazanmasının, gelecekte hastalıklardan korunmasına katkı verdiğine işaret eden İzan Işık, “Bu dönemler fizyolojik, psikolojik ve sosyal gelişimin hızlı olduğu, yaşam boyu devam edebilecek davranışların büyük ölçüde oluştuğu, bilgi almaya ve alışkanlık kazanmaya en uygun oldukları ve yetişkinlik hastalıklarının gelişimi açısından ise en riskli dönemlerdir. Çocuklarda ve adölesanlarda (12-18 yaş) kahvaltı öğününün atlanması oldukça yaygın görülüyor. Kahvaltı öğününü atlayan adölesanlar arasında, bu oranın kızlarda erkeklere göre daha fazla olduğu biliniyor. Kahvaltı öğününün atlanmasının temel nedenleri zaman yetersizliği, sabah iştahın olmaması ve adölesanların vücut ağırlıkları hakkında duydukları endişe nedeniyle besin alımını sınırlamak istemeleridir” bilgisini verdi.

Kahvaltı yapmak yetişkinlikte obezite riskini azaltıyor

Diyetisyen İzan Işık, bazı gençlerin kahvaltıyı kilo alma endişesiyle atlamasına karşılık, kahvaltı yapmanın yetişkinlikteki obezite riskini azalttığını da vurgulayarak, “Kahvaltıyı atlayan veya yeterli ve dengeli bir kahvaltı öğünü tüketmeyen çocuk ve 12-18 yaş arasındaki bireylerde ilerleyen yıllarda obezite görülme oranın daha fazla. Total kolesterol, LDL kolesterol ve insülin düzeylerinin yüksekliği ile ilişkili olduğunu, bireylerin yetişkinlik döneminde tip 2 diyabet, kalp damar hastalıkları, hipertansiyon, metabolik sendrom ve osteoporoz risklerinin daha yüksek” bilgisini verdi.

Ailelere uyarı

Ailelerin kahvaltıya yönelik tutumlarının çocukların ve adölesan çağdaki (12-18 yaş) gençlerin davranışlarını etkilediğine işaret eden İzan Işık, evde kahvaltı hazırlanmaması ve kahvaltıda gerekli olan besinlere yer verilmemesinin çocuk ve gençleri kahvaltıdan uzaklaştırabildiğini anlattı. İzan Işık, “Adölesan bireylere aileleri tarafından sağlıklı beslenme konusunda yol gösterilmeli, kendi besin alımlarını düzenleyerek yeterli ve dengeli beslenme alışkanlıklarının gelişimi desteklenmelidir”  diye konuştu.

İyi bir kahvaltı nasıl olmalı?

Öğrencilere kahvaltı tavsiyelerinde de bulunan Diyetisyen İzan Işık, iyi bir kahvaltının günlük enerji ihtiyacının yüzde 20-25’ini karşılaması gerektiğini belirtti. Dört temel besin grubu olan süt ve süt ürünleri, et ve et ürünleri, tahıl grubu ve sebze meyve grubunu içermesi gerektiğini belirten Diyetisyen Işık, mevsiminde taze meyve ve sebzeleri de önerdi. İzan Işık, örnek bir kahvaltıyı şöyle sıraladı:

“1 bardak süt, 1 yumurta, 1 dilim beyaz peynir, 2 ceviz veya 5 adet zeytin, 1 avuç yeşillik, söğüş doğranmış mevsim sebzeleri, 1 tatlı kaşığı ölçü ile bal veya ev yapımı reçel, 2-3 dilim tam tahıllı ekmek şeklinde hazırlanmış bir kahvaltı yaklaşık 500 kilokalori (kcal) enerji içerir ve aynı zamanda bireye tüm besin gruplarını sağlamış olur”

Öğrencilerin kahvaltıya bakışında olumlu değişiklik oldu

Bilgilendirme öncesi ve sonrasında tutum ve düşünceye yönelik yapılan kısa ankette de, MAT-FEN öğrencilerinin kahvaltıya yönelik tutumlarında olumlu değişiklik gözlendi.  Kahvaltısını artık atlamayacağını söyleyenler yüzde 43,4’ten yüzde 60,8’e yükseldi.

Kaynak: www.dunya.com

Okumaya devam et

MAKALE

Dikkatimizi artırmak için neler yapmalıyız?

psikoloji, odaklanma, dikkati artırma yöntemleri, dikkat problemi, dikkat

Etkili ve verimli çalışabilmek için iyi odaklanmamız gerekir. Fakat zor ve sıkıcı işlerle uğraşırken bu pek kolay olmuyor. Neyse ki bilim dikkati geliştiren kolay ve etkili yollar keşfetti. İşte o 5 bilimsel çözüm…

Dikkati geliştirecek 5 yöntem

Zor veya sıkıcı bir işe yoğunlaşmaya çalışanlar bunun ne kadar zor olduğunu bilir. Ama dikkati artırmayı sağlayan bazı bilimsel çözümler de var.

Yaptığımız işe daha iyi konsantre olmak için yapmamız gerektiğini sandığımız şeylerin çoğu beynimizin doğal işleyişine aykırıdır. Peki, daha fazla verim almak için, dikkat konusundaki araştırmalardan neler öğrenebiliriz?

1. Zihni dağıtmak

Yaptığınız iş üzerinde yoğunlaşmakta güçlük çekiyorsanız kısa süreliğine zihninizi dağıtacak başka bir şeye yönelmek en iyi yöntemlerden biridir.

Psikologlar zamanımızın yaklaşık yüzde 50’sini uğraştığımız işten farklı şeyler düşünerek geçirdiğimizi söylüyor. O halde zihni dağıtmak beynin daha iyi çalışmasına yardımcı olabilir.

Beyne baktığımızda, konsantrasyonun neden bozulduğunu anlayabiliriz. Konsantre olmak için beynin bazı bölgeleri arasında iyi bağlantılar kurulması gerekir.

Zamanımızın yarısını hayal kurarak geçiriyorsak bunun vaktini kendimizin belirlemesi daha yararlı olabilir.

Beynin ön kısmındaki kıvrımlardan oluşan frontal korteks, dikkat dağıtan şeylere karşı direnmeyi ve daha eğlenceli şeylerle uğraşmaya yönelten doğal içgüdümüzü kontrol etmeyi sağlar.

Bu bağlantıları çalışır halde tutmak için, özel bir şeyle uğraşmadığımızda beynin aktif olan kısımlarından daha fazla enerji gerekir. Ama kaçınılmaz olarak gün içinde bu enerji tükenip yorulduğumuzda, dikkatimiz dağılır, aklımız başka şeylere kaymaya başlar.

Eğer bu durum zaten yaşanacaksa bunun vaktini en uygun ana ayarlamak neden mümkün olmasın?

Harvard Üniversitesi’nde psikolog Paul Seli, zihnin dağılması konusunda kasıtlı ve kazara dağılma ayrımı yapıyor. Yapılan işi olumsuz etkileyen işte bu kazara zihin dağılmasıdır.

Oysa bu zamanı kendisi belirleyenler daha az zarar görür. Bilerek ve planlayarak zihni dağıtacak bir şeylere yönelmenin yararı olabilir.

“Uğraştığınız işle ilgisi olmayan başka bir konuyu düşünün, örneğin kafanıza takılan başka bir sorunu çözmeye çalışın, sonra da asıl işinize dönün” tavsiyesinde bulunuyor Seli.

İş dışındaki başka bir konuyu düşünmesi için zihninize izin vermek, hem aklın başka şeylere kayması sırasındaki suçluluk duygusunu hem de bu kaymaya neden olan ve zihni meşgul eden konuları gidermiş olacaktır.

İşyerinde şaka ortamına izin vermek verimliliği artırabilir. Bunun bir yolu da kedi videoları izlemek olabilir mi?

2. Boş boş dolanmak

Komik kedi videolarının dikkat dağıttığı düşünülür, ama bazı psikologlar bunların bizi işimize devam etmemizi sağlayacak kıvama getirebileceğine inanıyor.

İşinizi ne kadar seviyor olsanız da zor bir işe yoğunlaşmak irade ister. İrade gücünü artırmanın bir yolu da gülmekten geçer. Yapılan araştırmalar, zor bir bilmece üzerinde kafa yorma konusunda, komik bir video izleyen kişilerin, rahatlatıcı ama komik olmayan video izleyenlerden daha uzun süre çaba gösterdiklerini ortaya koydu. Bu nedenle işyerlerinde daha şakacı bir ortamın teşvik edilmesini savunanlar var.

Avustralya Üniversitesi’nde liderlik araştırmaları uzmanı David Cheng’e göre, “Ekibiniz için eğlenme kültürü yaratmak, onları güldürecek komik bir video bulup izletmek iş verimliliğini artırır. Bu elbette gün boyunca kedi videoları izlemek anlamına gelmiyor, ama özellikle yorgun hissedilen anlarda, arada bir fırsat yaratarak şakalaşıp gülmek gerekir.”

3. Düzen değil karmaşa mı?

Daha iyi konsantre olmak için, dikkat dağıtacak tüm dış etkenlerden arınmak gerektiği düşünülür. Oysa başka bir teoriye göre tersini yapmak gerekir.

Belli düzeyde karmaşanın yoğunlaşmaya yararı olabileceği söyleniyor.

Londra’daki UCL Üniversitesi’nden psikolog Nilli Lavie 1995’te ‘Yükleme Teorisi’ni gündeme getirdi. Buna göre, beynimizin dış dünyadan alıp işleme koyabileceği bilgi sınırlıdır. Bu kapasite dolduğunda, beynin dikkat sistemi devreye girerek neye konsantre olacağına karar verir.

Lavie’nin deneyleri, temiz, düzenli ve sessiz ortamlardan ziyade dağınık ve karmaşık ortamlarda çalışmak daha verimli olabilir. Algı bölgeleri tümüyle dolduğunda beynimiz tüm enerjisini en önemli işe yoğunlaştırır. Dikkat dağıtıcı etkenleri devre dışı bırakır.

Ancak bunu uygularken dikkat dağıtıcı doğru faktörleri bulmak ve enerjimizi tüketecek seviyeye çıkmasına izin vermemek önemlidir. Düzenli görsel ve müzikli araçları devreye sokup bu işi kolaylaştırmak için ommwriter veya focus@will gibi bazı uygulama programları geliştirilmiş olsa da bunlar bilimsel araştırmalarda sınanmış olmadığından bir radyo da aynı işi görebilir.

Burada önemli olan, beynin başka yerde stimülasyon aramasına fırsat vermeyecek doğru dengeyi bulmaktır. Çoğu insan neyin daha iyi işe yarayacağını deneme yanılma yoluyla bulabilir. Ama dikkat dağıtıcı etkenleri ortadan kaldırmak yorucu olabileceğinden, hafiften başlayarak bu yönteme başvurulabilir.

Öğle arasında dışarı çıkıp parkta egzersiz yapmak dikkati yenilemeyi sağlar.

4. İşe ara vermek

İşiniz başınızdan aşkın olduğunda işe ara vermek aklınıza bile gelmeyebilir. Fakat bu şekilde daha fazla iş yapmanın mümkün olduğunu gösteren çok sayıda veri bulunuyor.

Önemli olan, ne zaman, ne kadar süreyle işe ara verileceği ve bu sırada ne yapılacağıdır.

Araştırmalar, konsantrasyon sınırının 90 dakika olduğunu gösteriyor. Bundan sonra 15 dakikalık ara almak gerekiyor.

Birkaç saniyelik mini araların bile işe yaradığını gösteren çalışmalar var. Ama bu sırada pencereden dışarı bakmak yerine, zihin aritmetiği gibi daha yoğun bir egzersize başvurmak yararlı olacaktır.

İşe ara verdiğinizde fiziksel egzersiz yapmanın, ardından kafein içeren kahve gibi bir içecek içmenin de beyni güçlendirdiği görülmüştür. Bunları dışarıda bir parkta yapmak daha etkili olacaktır.

Başka bir seçenek de meditasyon olabilir. Meditasyon konusunda tecrübeli olanlar dikkatleri üzerinde daha iyi kontrol sahibi olduğu gibi, ne zaman ara vermeleri gerektiğini de daha iyi bilir.

Bütün bunları zaman kaybı olarak görüyorsanız bir fincan kahve ile kafein yüklemesi yapmak da kısa vadeli olarak hafızayı, reaksiyon ve dikkat süresini artırır.

Egzersiz yapamayanlar için kafein de kısa süreli bir çözüm olarak dikkati yenileyebilir.

5. Fazla zorlamayın

Uzun süreli konsantre olmak gerektiğinde, kısa süreli bir yoğunlaşma dönemlerinin ardından kısa araların alınmasının daha verimli olduğu gözlendi.

Boston Dikkat ve Öğrenim Laboratuvarı’nda yapılan beyin taramalarında, uzun süre konsantre olmaya çalışanların, kısa süreli yoğunlaşma ve kısa ara, ardından yeniden yoğunlaşma şeklinde bir yöntem izleyenlerden daha fazla hata yaptığı görüldü.

Aynı şekilde Amsterdam Vrije Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada da, sürekli konsantre olmaktansa kısa süreli ara verip başka bir konuda düşünmenin dikkati daha artırdığı görüldü.

Beyin hakkındaki bilgimiz arttıkça stresin konsantrasyona zarar verdiğini daha net görüyoruz. Bu nedenle sakinleşmek için ara almak, kontrolü yeniden ele geçirmek ve daha verimli çalışmak için de önemlidir.

Yazar:  Caroline Williams 
Kaynak: www.bbc.com

Okumaya devam et

MAKALE

İyi yaşamak için iyi uyuyun!

yetersiz uykunun zararları, yetersiz uyku, uykunun önemi, uyku düzensizliği, bağışıklık sistemi

Sağlıklı bir yaşam için uyku düzenine ihtiyacımız var. Eğer yeterince uyuyamazsak vücudumuz bu duruma tepki gösterir. Buna bağlı olarak da hem fiziksel hem psikolojik hastalıklar meydana gelir. İşte yetersiz uykunun vücuda olumsuz etkileri…

Az uyku kısa ömür demektir

Rutin olarak gecede beş saat uyuyanların ani ölme riski, yedi ila dokuz saat uyuyanlara oranla yüzde 65 daha fazladır

Kalkınmış ülkelerdeki yetişkinlerin üçte ikisi, sağlıklı yaşam için şart olan sekiz saatlik gece uykusunu alamamaktadır.

Üçte biri ise kronik uykusuzluk çekmektedir.

Yetersiz uyku, kişinin Alzheimer hastalığına yakalanmasına en fazla etki yapan unsurdur.

İnsan beyninde harikulade bir temizlik sistemi bulunmaktadır. Bu sistem insan derin uykuda iken yüksek viteste çalışmaya geçer. Alzheimer’le ilişkisi olan beta amyloid adlı yapışkan, zehirli proteini, beyinden temizler.

Yeterli uyku uyuyamayanlar bu temizlik faaliyetinden mahrum kalırlar.

Yetersiz uyku ile geçen her gece, mürekkep faizle alınan kredi gibi, Alzheimer riskini artırır.

Rutin olarak gecede altı saatten az uyumak, bağışıklık sistemini olumsuz etkiler ve kanser riskini önemli ölçüde artırır.

Yetersiz uyku, bu sadece bir haftada iki üç saat daha az uyumak bile olsa, kan şekeri düzeyini o kadar çok olumsuz etkiler ki, şeker hastalığının eşiğindeki değerlere sahip olur insan.

Kısa uyku, kalp damarlarının tıkanma ve kırılganlaşma olasılığını çoğaltır ve bu da damar hastalıklarına, beyin kanamasına ve kalp krizine giden yoldur.

Uyku bozukluğunun depresyon, anksiyete ve intihar eğilimi gibi ruh durumları ile de sıkı bir bağlantısı vardır.

O kadar ki, son 20 yılda yapılan araştırmalarda, uykunun normal seyrinde olduğu bir psikolojik bozukluk bulunamamıştır.

Özetlemek gerekirse, ne kadar az uyursanız o kadar az yaşarsınız:

Yakın bir zaman önce yapılan araştırmalara göre, rutin olarak gecede beş saat uyuyanların ani ölme riski, yedi ila dokuz saat uyuyanlara oranla yüzde 65 daha fazladır.

Uyku sağlıklı yaşam için o kadar önemlidir ki bazı bilim insanları, doktorların hastalarına (uyku hapı olmaksızın) iyi bir gece uykusu “reçete” etmeleri için kampanya başlattı.

Yukarıdaki bilgileri Matthew P. Walker adlı İngiliz bilim insanının, neredeyse kelimesi kelimesine, bir yazısından aldım.

Walker, Berkeley’deki Kaliforniya Üniversitesi’nde, nöroloji ve psikoloji profesörüdür. Araştırmalarının odağı, uykunun insan sağlığı ve hastalıklar üzerindeki etkileridir.

Neden Uyuyoruz* adlı kitabı dünyanın birçok ülkesinde best-seller oldu.

Walker’in dolu dolu uyumak ile spor arasındaki ilişki konusunda da ilginç tespitleri var.

“Yasal en etkin performans artırıcı doping, uykudur ama bundan çok az insan faydalanır” diyor.

Sekiz saatten -özellikle altı saatten- az uyuyanlarda, şu meydana gelir:

Fiziki bitmişlik hâline yüzde 10 ile 30 arasında daha hızlı ulaşılır, aerobik performans da aynı oranda düşer.

Adale gücü azalır.

Gecede dokuz saat yerine, beş ila altı saat uyumak, bir sezon boyunca sakatlanma ihtimalini yüzde 200 artırabilir.

*

İyi uykular!

Yazar: Metin Münir
Kaynak:  www.t24.com.tr

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

TREND