Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Reyting mimarı kadın senaristler !

Bugün dünyada en fazla televizyon izleyen ülkelerin başında Türkiye geliyor. Bunu da son zamanlarda artışa geçen “dizi film furyası”na borçlu.Peki bu dizilerin görünmeyen kahramanları, esaretimizin gerçek müsebbibleri kim?
İşte onların kimi başarı kimi tesadüf dolu hikayeleri…

Daha önce, günde 3.5 saat ile dünya ikincisi olan Türkiye, “reyting canavarları” olarak bilinen dizilerin artışıyla, dört saat televizyon izleme ortalamasını tutturarak ilk sıradaki ABD’yi solladı. Şimdilerde Türkiye’de en çok izlenen dizileri kadın senaristler yazıyor!

Türkiye’nin en çok izlenen dizilerinden ‘Yaprak Dökümü’, ‘Dudaktan Kalbe’ ve ‘Menekşe ve Halil’in senaristleri Melek Gençoğlu ve Ece Yörenç, sabah 09.00 civarında biraraya gelerek akşam saatlerine kadar çalışıyor. İki senarist, “Set ve kanal beklemeyeceği için tıkanmak gibi bir lüksümüz yok” diyor ve ekliyor: “İçimize sinmeyen hiçbir işi ‘Bu hafta da böyle geçsin’ diyerek, teslim etmiyoruz. Bu önce kendimize, sonra da oyuncular ve izleyiciye saygısızlık”.

Ece Yörenç- Melek Gençoğlu (Yaprak Dökümü, Dudaktan Kalbe, Menekşe ile Halil)

Dizi senaryosu yazmaya nasıl başladınız?
Melek Gençoğlu: Kandemir Konduk’la birlikte senaryo yazmaya başladım.
Ece Yörenç: Ben de öyle…

Türk halkı dizilerde en çok hangi konulara ilgi gösteriyor?
M.G: Hayatın içinden konular, izleyicinin kendiyle özdeşleştireceği konular daha ilgi çeker.

Türk izleyicisini mutlu etmenin bir formülü var mı?
E.Y: Böyle bir formül olsa, her dizi başarılı olurdu. Ama artık seyirci de bilinçlendi. Bu da sektörde özeni getiriyor. Artık yapımcılar sadece “reyting garantili” oyunculara değil, yönetmen, senaryo ve prodüksiyona da önem veriyor.
M.G: Dizi başlar başlamaz hikayenin içine girebilmesini sağlamak çok önemli. İlk 20 dakika en can alıcı bölümdür. Bütün karneniz ilk 20 dakikada verilebilir. Ya reklam arasında zaplanırsınız, ya da hikayeniz merak ettiriyorsa seyirci mutlaka diziye geri döner.

Bir diziyi kabul etmeden önce nasıl şartlarınız var?
E.Y: Genellikle biz diziyi kabul ettirmeye çalışıyoruz. Önce bir hikaye kurup bunu yapımcımıza götürürüz. Yapımcı ikna olduktan sonra da üç bölüm senaryo ile kanala gidilir.

Dizinin ana hikayesini belirlerken neye özen gösteriyorsunuz?
M.G: Her hikayenin söyleyeceği bir söz vardır. Bunu bulmaya gayret ediyoruz. Örneğin Yaprak Dökümü’nde işe başladığımızda Reşat Nuri Güntekin’in aynı adlı kitabından aldığımız “Bir babanın evlatlarına bırakacağı en değerli miras, temiz bir isimdir. Şartlar ne olursa olsun” cümlesinden yola çıktık.
E.Y: Biz de sonuna şöyle bir laf ekledik: “Bu dün de böyleydi, bugün de böyle olmalı”… Ayrıca, karakterlerin sahici olması ve altının dolu olmasına özen gösteriyoruz.

Senaryonun gidişatına reyting ne ölçüde yön veriyor?
M.G: Reyting tabii ki çok önemli, işimizin devamını sağlıyor. Ama sırf reyting alabilmek için ilkelerimizden de vazgeçmiyoruz. Bunlar nedir? Çocuk ve hastalık üzerinden duygu sömürüsü yapmıyoruz. Yanlış mesaj vermemeye çalışıyoruz.

Yazarken üzerinizde reyting baskısını hissediyor musunuz?
E.Y: Yazarken baskı yaratmıyor ama dizi yayınlandığı günün ertesi sabahı, karnemizi aldığımız için saat 10.30 civarı hafif bir baskı hissediyoruz.
n Diziyi izlerken kendi hayalinizdekinden çok farklı çekildiğini düşünüyor musunuz?
M.G: Genelde böyle bir şey yaşamıyoruz. Bizim kurduğumuz dünyayı çok iyi anlatacak yönetmenlerle ve oyuncularla çalışıyoruz. Böyle bir durum olursa da yönetmenle konuşup, önlem alabiliyoruz.

Edebiyat eserlerini ilk biz günümüze uyarladık

Türkiye’de öpüşme sahnelerinin reytingi düşürdüğü yolunda bir iddia var. Bu inandırıcı mı?
E.Y: Hayır. Aksine “Yaprak Dökümü”nde, Fikret’le Tahsin’in öpüşmesi büyük olay oldu. Ama sadece karakterler öpüşüyor diye değil… Biz iki yalnız insanı bir yol arkadaşlığında buluşturan hikaye kurduk. Bu iki yalnız, aynı yolda ilerlemeye başladıklarında birbirlerini fark etti ve yavaş yavaş el ele tutuştular. Öpüşmeleri de kavuşmanın finaliydi. İzleyici bu yolculukta onlara eşlik ederken onları öylesine sahiplendi ki, onlarla birlikte mutlu oldular.

Senaristlerin eski Türk filmlerinin ruhuna dönmeye çalıştığı doğru mu?
M.G: Bizim böyle bir çabamız yok.
E.Y: Sadece bugüne kadar yapılmayan bir şeyi yaptık. Edebiyat eserlerini günümüze uyarladık, bu konuda da ilk olduk.

Neden Türk toplumu dizi bağımlısı oldu?
E.Y: Eve girdiğimiz anda ışıktan sonra ilk olarak televizyonu açıyoruz. İzlesek de, izlemesek de sürekli açık kalıyor. Televizyon prototiplerinde de iki kuşak dizi olduğu için insanlar tercihlerini zorunlu olarak bir diziden yana kullanıyor.

Başka dizileri izliyor musunuz, favoriniz hangisi?
E.Y: Bu yıl “Bıçak Sırtı”nı izledim ve beğendim. Ayrıca “Elveda Rumeli” çok sıcak bir iş. Bir de arkadaşımın yazdığı “Asi” dizisi var, ama sürekli izleyemiyorum.
M.G: Bıçak Sırtı’nı izliyordum bitti, Eşref Saati’ni arada izliyorum. Komedi Dükkanı’nı beğeniyorum.

Nilgün Öneş (Hatırla Sevgili)
Hatırla Sevgili dizisinin senaristi Nilgün Öneş, Manajans’ta grafiker olarak çalışırken, arkadaşı Muharrem Buhara’nın tavsiyesiyle “Süper Baba” dizisinin yazı grubuna girmiş. Türk izleyicisini mutlu etmenin formülü olmadığını söyleyen Öneş, diziyi kabul etmeden önce ön şartının yazdıklarına karışılmaması olduğunu söylüyor. Nilgün Öneş’in zaman zaman tıkandığı, yazmakta zorlandığı anlar da olmuyor değil. Bu yüzden yazmaya uzun aralar verdiği de olmuş: “Kendinizi yenilemeden yazmaya devam edersiniz, tekrarlara başlarsınız. Uzun zaman çalışmak arkasından yorgunluğu getirir. Yorgun bir yazar tehlikelidir”. Öneş, Türkiye’de dizilerin çok izlenmesi konusuna ise ilginç bir yorum getiriyor: “Seyircinin önüne günde iki tane 90 dakikalık dizi koyarsanız ne yapsın? Ben İsmail Cem zamanındaki televizyonu çok özlüyorum. Özellikle kültür ve sanat programları ağırlıktaydı. Üstelik asla sıkıcı değillerdi. Bir daha izleme fırsatı bulamadığımız Çekoslavak çizgi filmlerini bile o zaman izlemiştik. Seyirci aynı seyirciydi ama televizyon yöneticisi çok farklıydı. Bence mesele bu. Dizi seyreden bir halk olmaktan hızla uzaklaşmalıyız. Dizilerden sonra en çok reyting alan programlar da para dağıtan yarışmalar. Ciddi biçimde geriye gitmişiz. Bizim cesur ve yenilikçi televizyon yöneticilerine ihtiyacımız var.”

Meriç Özen (Sıla)
Senaryo yazmaya tesadüfi bir şekilde girdiğini söyleyen “Sıla” dizisinin senaristi Meriç Özen, alaylı. Ustası ise Muharrem Buhara. Senaryonun gidişatına etkisi, çoğunlukla hikayenin temposunda değişiklikler yapma ölçüsünde oluyor. Örneğin beş bölüm için kurduğu bir yan hikayenin, izleyicinin ilgisini çekmediğini gördüğünde, konuyu hızlandırıp iki-üç bölüm içinde toplamayı tercih ediyor. Dizi üretiminde sayısal artışın çok olduğunu kabul ediyor: “Reyting savaşları ve rekabet koşulları malum; dolayısıyla ister istemez giderek kalıplarla, yaptığımız işe yabancılaşıyoruz. Bu mutlaka ekrana yansır. Samimiyet, o yüzden çok önemli. Ben de bunu korumaya çalışıyorum.”

Yazan: Rahşan Gülşan
Kaynak: www.haberturk.com

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et

MAKALE

Podcast yapmak cesaret istiyor

Podcast son dönemde özellikle gençler arasında hızla yayılıyor. Bunda gencin özgürlüğüne imkan tanıması hiç kuşkusuz önemli bir faktör. Ancak podcast üretimi yapan uzman sayısı yeterli değil. Bunun en önemli nedeni ne olabilir?

Podcast yapmaya başlamaktan neden çekiniyoruz?

Kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen bazı şeyler var…

Podcast’ler dünyada her geçen gün artmaya devam ediyor. Türkiye’nin en büyük podcast ağı olan Podfresh’in bile şimdiden çeşitli kategorilerde 100’e yakın yayını bulunuyor. Yalnızca ABD’de, nüfusun yüzde 75’i “podcast”in ne demek olduğuna aşina durumda. Ekim 2020 itibariyle ise 1,5 milyonun üzerinde podcastin olduğunu söylemek biraz ütopik gelse de gerçek bu.

Her gün başlanan yeni podcastler, kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen ve başlamaktan alıkoyan bazı yanlış yanlış bilinen şeyler var. Bu yazımda biraz bunlardan bahsetmek istiyorum.

Podcast bir iş modelidir

Aslına bakarsanız podcast’ten hemen bir gelir elde etme beklentisi büyük bir hata ve orta vadede motivasyon düşürebilen bir şey. Çünkü Türkiye’de henüz yeni yeni büyüyen, ilginin fazla olduğu ancak reklam modellerinin henüz tam oluşturulmadığı bir ortam söz konusu. Ayrıca şunu da unutmamak gerekir ki, ürettiğimiz her türlü içerik, yaratmamız gereken bir pazarlama planının da parçası olmalı ve o doğrultuda bir strateji üretilmeli. Podcast yayınlarını yaymanın sadece içerik pazarlamasıyla bittiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Birçok platformda çok sayıda niş podcastin olduğu bir arenada, bunu bir işe çevirme düşüncesinden önce içeriğimizi iyi oluşturmayı düşünmek daha yerinde olacaktır. Çünkü salt gelir eldetmekten ziyade podcastimizi aynı zamanda kendimize bir network oluşturmak için de kullanacağız ve podcastimizi de bu network dinleyecek. 

Profesyonel bir stüdyo olmadan başlanmaz

Ben şahsen podcastlerime ufacık bir odada, sesimdeki yankıyı kesmek için üzerime battaniye örterek başladım. Üzerinden iki yıl geçmesine rağmen de hâlâ evimden yayın yapmaya devam ediyorum. Yayıncı adaylarının, profesyonel bir stüdyoya ihtiyaç duyacaklarını, stüdyo sesi olmadan podcast olmayacağını düşünmeleri ve bunun harekete geçmelerini engellemesi, acilen aşılması gereken bir konu.

Peki benim yaptığım podcastler süper kaliteli mi? Elbette evde sınırlı imkanlarla alınan herhangi bir kaydın stüdyo gibi olması imkansız ama zaten sorun burada başlıyor. Neden başlangıçta stüdyo kalitesinde bir yayın yapma zorunluluğu hissedeyim ki? Her şeyden önce içeriğimiz ve sürdürülebilirliğimiz çok daha önemli olgular. Bana soracak olursanız podcast yayınlarını benzersiz kılan şeyler, içerdiği samimiyet. Yani bir ev ortamında, belki çayınızı koyarken çıkan ses, belki arkanızdan gelen bir kedi. Nerede olursanız olun, telefon kulaklığına bile sahipseniz (ki Podfresh’te kulaklıklarla yapılan çok güzel yayınlar var) başlayın.

Podcast yapmak aşırı pahalı

Diğer bir yanlış düşünce de, ekipman fetişisti olup podcast yapmaya başlamak için pahalı ve kaliteli mikrofonlara sahip olmamız gerektiği. Örneğin, 3000 TL’ye çok kaliteli bulduğunuz ve profesyonellerin önerdiği bir mikrofon var ve almak istiyorsunuz. Durun, almayın! Bunun yerine 150 liraya bir yaka mikrofonu, aylık 50 TL’ye yayınlarıma değer katacak bir podcast barındırma platformu (ki artık size Spotify kataloğundan dilediğiniz müziği kullanma imkanı sağlayan Anchor varken ona bile ihtiyaç olmayabilir) ve 20 liraya podcastime sesli tanıtımlar yapabileceğim bir uygulama alırsam, erken dönemde yapacağım 3000 TL’lik bir mikrofondan daha mantıklı ve yayınıma değer katacak bir harcama yapmış olurum.

Demem o ki, Podcaste başlamak pahalı ve maliyetli değil. Bilgisayar ya da telefonunuzdaki ses kayıt düğmesine basın, telefonunuzun kulaklığını takın ve içeriğinizi oluşturun.

Dinleyici bulmak için ünlü olmak gerek

1,5 Milyon podcast yayını, daha fazla sayıda yayıncı, daha fazla sayıda da dinleyici var. Herhalde bu rakamların hepsi ünlü değil. Bu arada yayıncı adaylarının gözlerinin korkmasına hak veriyorum. Belki konuşmak istediğiniz konuyla alakalı onlarca podcast vardır ve endişe duyuyorsunuzdur. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, her podcast birbirinden parmak izlerimiz gibi farklı. Herkes niş bir yayın yapmaya çalışıyor ve konunun genelinden uzaklaşıp ister istemez spesifikleşiyorlar. 

Anlattığınız hikaye ve inşa ettiğiniz içeriğiniz sizin her şeyiniz. Yayınınız başka podcastlerin konusunu andıracak gibi görünse de, mutlaka kendinizden katacağınız şeylerle farklılaşacaktır. Kişisel deneyimler ve insan hikayeleri her şeyi değiştirir. Dinleyici olarak iki aynı nüanstaki podcast programından ayrı ayrı kendime kattığım birçok şey var. Eğer platformlarda var olan podcastler sizi podcaste başlamaktan alıkoyuyorsa, masada herkese bir sandalye olduğunu bilmenizde fayda var. 

Her şey kusursuz olmalı

Bir felaket olan ilk podcast bölümüme buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Sesimin yetmediği, tonlamalarımın ise anlamsız olan bu bölümü çekerken ne kadar zorlandığımı ve onlarca kez baştan kayıt aldığımı hâlâ hatırlıyorum. Ancak sonuç itibariyle içeriğimi dünyaya yaymak istediğim için “yayınla” butonuna bastım. Sadece biz değil, dünyaca ünlü podcasterların da ilk yayınlarına baktığınızda kusursuz olmadıklarını görüp kervanın her zaman yolda düzüleceğini anlayabilirsiniz. Kimse mükemmel değil, olamaz da. Podcastinizin daha ilk bölümden mükemmel olması gerekmiyor. Açıkçası geliştikçe her zaman yeni şeyler öğreneceksiniz ve bir önceki bölümünüzü beğenmeyeceksiniz. Gereksiz mükemmelliyetçilik sizi engelleyen bir şey ise, bunu önemsememek en güzeli.

Bitirirken…

Yanlış bildiğimiz şeyler bizi bir şeylere başlamaktan, düşüncelerimizi yaymaktan ve başkasının hayatına bir şeyler katmaktan her zaman alıkoyan bir şey. Eğer profesyonel bir stüdyo yüzünden podcast yapmaya başlamıyorsanız bir hayalinizden vazgeçmiş olacaksınız. Ürettiğiniz içeriğin nerede, kimi ve nasıl etkileyeceğini, ne gibi izler bırakacağını bilemezsiniz. İnsanlara temas etmek ve dokunmak güzeldir. Yeter ki en başında belirttiğim süreklilik ve içerik gibi doğru şeylere odaklanalım.

Kaynak: T24
Yazar: İlkan AKGÜL

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND