Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Renk yönetimi neden önemli?

Renklerin ruh hali üzerindeki etkisi renk yönetimini de beraberinde getiriyor. Peki renklerin gücü en doğru şekilde nasıl kullanılabilir? Hangi renkler insan ruhunun derinliklerine ulaşır? İşte size renk yönetimi üzerine renkli bir yazı…

kişisel gelişim

Renklerin ruh hali üzerindeki etkisi renk yönetimini de beraberinde getiriyor. Peki renklerin gücü en doğru şekilde nasıl kullanılabilir? Hangi renkler insan ruhunun derinliklerine ulaşır? İşte size renk yönetimi üzerine renkli bir yazı…

Marka Rengi Ne Kadar Önemli?

Müzik gibi, renkler de insanın ruh halini değiştirir. Nasıl bir müzik bizi hüzünlendirip neşelendiriyorsa, renklerin de insanı sakinleştirip heyecanlandırma gücü vardır. Renkler, tıpkı müzik gibi, insan duygularının derinliğine ulaşan bir etkiye sahiptir.

İnsan gözü milyonlarca farklı rengi ayırt edebilir. Her renk, insanı farklı etkiler ve insanda farklı bir duygu uyandırır. Bu etki, çoğu zaman biz farkına varmadan gerçekleşir. Renklerin insan psikolojisi üzerindeki etkisi, çok eskiden beri biliniyor. Eski Mısır’da hastalara renklerle şife veren tedavi merkezleri vardı.

Renklerin anlamları kültürden kültüre değişir. Aynı renk Batı kültüründe farklı, Doğu kültüründe farklı bir anlam ifade edebilir. Ama bugün dünyayı etkisi altına alan Batı kültürü, renklerin anlamını bütün dünyaya ihraç etmektedir.

Beyaz, Batı toplumlarında temizliğin, saflığın rengidir. Gelinlerin beyaz giymesi, doktor ve laborant önlüklerinin, masa örtülerinin beyaz olması bu sebepledir. Beyaz, temizliği vaat eder. Ama Çin’de ve Japonya’da ölümün, cenazenin rengidir. Hindistan’da ise beyaz, mutsuzluk demektir.

Siyah, renksizliktir. Batı kültürlerinde ölümün ve cenazenin rengidir.  Asya’da ise paranın ve servetin simgesidir. Amerikan kültüründe siyah, başarı ve zafer simgesidir. Siyah “ağırlık” ifade eder. Gece elbiselerinin, pahalı arabaların siyah olması bu nedenledir.

Kırmızı, kendini hemen fark ettiren bir renktir. Nerdeyse bütün paketli ürünlerin üzerinde, kırmızı renkli  bir yazı vardır. Kırmızı aynı zamanda kızgınlığın rengidir; kan basıncını ve testosteron seviyesini yükseltir. Kırmızı enerjik bir renktir; spor arabaların kırmızı renkte olması bundandır. Batı kültüründe kırmızı, aşkın rengidir. Doğu kültüründe ise gelinlik, uzun hayat ve şans rengidir.

Mavi, zihni canlandıran renktir; yaratıcılığı temsil eder. Mavi güven verir. Lacivert otoritenin, disiplinin rengidir. Birçok ülkede polislerin, pilotların lacivert üniforması olması bu nedenledir. Mavi renk, Avrupa’da gelenek demektir; Amerika’da bilgeliği temsil eder. İran, Kore gibi ülkelerde matem rengidir.

Yeşil, bütün toplumlarda doğayı temsil eder. Güvenilir ve doğal gıdayı çağrıştırır. Yeşil huzur verir. Amerikan kültüründe parayı temsil eder. Avrupa kültüründe şansın rengidir.

Turuncu Batı kültürlerinde rahatlama ve zevkin rengidir; iştahı temsil eder. Doğu Asya’da turuncu mutluluğun rengidir; kutsaldır. Dalai Lama’nın giysisi turuncudur.

Sarı, insandaki endokrin seviyesini yükseltir; insanın duygusal tepki vermesini sağlar. Sarı güneşin ve umudun rengidir. Gülen suratların (emoji) sarı olması bu nedenledir. Doğu kültüründe sarı, cesaretin ve bilgeliğin rengidir.

Mor, Avrupa’da kraliyet rengidir; asaleti ve lüksü simgeler. Amerika’da güç anlamına gelir. Tayland, Kore, Çin gibi ülkelerde matem ve şanssızlık demektir.

Picasso’nun daha çok mavi ağırlıklı resimler yaptığı “Mavi Döneminde”, tablolarında hüzün hakimdir. Aşık olduğu dönemlerde ise, ağırlıklı olarak neşe ve umut vaat eden pembeyi  kullanmıştır.

Renkler insanın ruh, zihin, beden dengesini etkiler.

Renkler, sıcak ve soğuk renkler olarak ikiye ayrılır. Ateşi hatırlatan, canlı, dikkat çekici, enerji veren sıcak renkler (sarı, kırmızı, turuncu) daha çabuk algılanır ve yakınlık hissi uyandırır. Soğuk renkler (Yeşil, mavi, mor) ise insanda mesafe ama aynı zamanda da sakinlik hissi uyandırır. Sıcak renkler, enerjiyi, dinamizmi arttırıp insan metabolizmasını hızlandırırken; soğuk renkler insanı yatıştırır, güven ve huzur verir. Soğuk renkler düzen duygusunu iletir; büyük kurumların mavi, lacivert renkleri kullanmasının bu nedenledir.

Renk psikoloğu Jill Morton’a göre, renklerin kişisel zevklerle değil, oluşturdukları psikolojik etkilere göre kullanılması gerekir. İnsanın çok sevdiği bir renk, bazı durumlarda hiç kullanmaması gereken bir renk olabilir. Her insanın tenine uyan birkaç renk vardır, kişinin bunları bilmesi ve giysilerini kendisine uyan renklerden seçmesi gerekir. Kendine uymayan renkleri giyenler, hem kendi enerjilerini düşürürler hem de kendileri hakkında olumsuz mesaj verirler.

Renkler sadece görme duyusunu değil, insanın koku ve tat duyularını da tetikler. Sarı ve açık yeşil (limon, can erik) ekşi algılanır. Martin Lindstrom, araştırmalarda katılımcılara şeffaf bardaklarda, limon, vişne, üzüm ve portakal suları sunduğunda, büyük çoğunluğun,  meyve sularını tatmadan, onarın hangi meyvelere ait olduğu bildiğini söyler.  Ama aynı meyve sularının renklerini değiştirip, tatları aynı kaldığında, insanlar bu meyve sularının hangi meyveye ait olduğunu anlamakta zorlanmıştır. (Brand Sense) Gerçekten de, tat alma duyumuz, görme duyumuzun yardımına o kadar çok alışmıştır ki, rengini görmediğimiz bir şeyi tattığımızda çoğumuz, yediğimiz ya da içtiğimiz ne olduğunu anlamakta zorluk çekeriz.

Renkler ruh halimizi etkiledikleri için kararlarımızı da etkiler. Aynı tasarım iki farklı renkte, farklı algılanır: Soğuk bir renkle sert görünürken, sıcak bir renkle yumuşak algılanır. Bir eşya soğuk renklerle daha küçük, sıcak renklerle daha büyük görünür. Nesneler soğuk renkli ise daha uzakta, sıcak renkli ise daha yakında hissedilir.

Mekânların algısında da renk,  bütün algıyı değiştiren bir etkiye sahiptir. Aynı mekân doğru renk kullanıldığında çekici, sıcak; insanların vakit geçirmek için can attıkları ya da tam tersi soğuk, kimsenin uğramak istemediği; ziyaretçilerin kısa zamanda kendilerini huzursuz hissedip hızla uzaklaşmak isteyecekleri bir havaya bürünebilir. Mağazacılıkta, kafe, otel, lokanta dekorasyonunda ya da ofis tasarımında renk seçimi, insan ruhunu ve davranışını etkileyen en önemli etmenlerin başında gelir.

Sıcak renkler abartılı kullanıldığında, konsantrasyon güçlüğü, yorgunluk ve saldırganlık hissi yaratabilir. Soğuk renkler abartıldığında ise kasvetli bir etki yaratıp, depresyonu tetikleyebilir.

Renkler hayatın her yerinde olduğu gibi tüketim ve markalar dünyasında da çok etkili. İsmini görmeden bile, tanınmış bir markayı renginden ayırt etmek mümkündür. Sadece çok aşina olduğumuz markalar için değil, hiç tanımadığımız markalar için de renk, çok önemli bir rehberdir. İnsan, hiç tanımadığı bir marka hakkında, sadece rengine bakarak bir yargıda bulunabilir.

Renk seçimi marka yönetimi açısından stratejik önem taşır. Renk, marka yönetiminde patronun ya da CEO’nun zevkine göre değil, daha işin en başında markanın ait olduğu ürün ya da hizmet kategorisine ve rekabet dikkate alınarak kararlaştırılması gereken hayati bir konudur.

Marka alanında renk yönetimi, sadece tasarım değil, aynı zamanda anlam yönetimimin de bir parçasıdır. Doğru renk seçimi, müşterilerin marka dünyasıyla bağ kurmalarını kolaylaştırırken; yanlış renk seçimi marka algısından satın alma tercihine kadar, bütün aşamalarda insanların markayla aynı dalga boyuna gelmesine engel olur. Bir markanın rengine karar verirken, seçilecek renk veya renlerin,

  • Fark edilir olmasını,

  • Rakiplerinden ayrışmasını,

  • Arzu edilen duygusal etkiyi yaratmasını,

  • Marka vaadine uygun çağrışımları desteklemesine dikkat etmek gerekir.

Marka rengi sadece ürün değil, hizmet pazarlamasında da önemli bir unsurdur. Ayrıca marka sadece müşteriler için değil, çalışanlar için de önemli bir unsurdur. Şirketlerin kurumsal kimliklerinin bir parçası da, şirketlerin ofislerini, çalışma ve üretim mekanlarını nasıl ve hangi renklerle döşedikleridir.

Renk yönetimi bu yüzden bir ayrıntı değil, bir marka oluştururken ya da markanın günlük uygulamalarında hayati bir konudur. Bu sebeple, marka yöneticilerinin,  bu konuya önem vermeleri ve bu konunun uzmanlarından destek almaları gerekir.

Bir markanın renk konusunda vereceği kararlar, sadece logo ve amblemin renklerine karar vermekten ibaret değildir. Markalar sürekli olarak, renkle ilgili bir karar verirler. Ambalajlarında, kutularında, torbalarında, ofislerinde, mağazalarının alınlıklarında ve daha birçok alanda her gün renkle ilgili kararlar verirler. Bütün bu kararların markanın oluşturmak istediği anlama hizmet etmesini sağlamak gerekir.

Markaların, dikkat çekmek, fark edilmek, belli bir duygu ve algı yaratmak, bir anlam oluşturmak ve akılda kalmak için, renk konusunu hakkını vererek yönetmeleri gerekir.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND