Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Renk yönetimi neden önemli?

Renklerin ruh hali üzerindeki etkisi renk yönetimini de beraberinde getiriyor. Peki renklerin gücü en doğru şekilde nasıl kullanılabilir? Hangi renkler insan ruhunun derinliklerine ulaşır? İşte size renk yönetimi üzerine renkli bir yazı…

Renklerin ruh hali üzerindeki etkisi renk yönetimini de beraberinde getiriyor. Peki renklerin gücü en doğru şekilde nasıl kullanılabilir? Hangi renkler insan ruhunun derinliklerine ulaşır? İşte size renk yönetimi üzerine renkli bir yazı…

Marka Rengi Ne Kadar Önemli?

Müzik gibi, renkler de insanın ruh halini değiştirir. Nasıl bir müzik bizi hüzünlendirip neşelendiriyorsa, renklerin de insanı sakinleştirip heyecanlandırma gücü vardır. Renkler, tıpkı müzik gibi, insan duygularının derinliğine ulaşan bir etkiye sahiptir.

İnsan gözü milyonlarca farklı rengi ayırt edebilir. Her renk, insanı farklı etkiler ve insanda farklı bir duygu uyandırır. Bu etki, çoğu zaman biz farkına varmadan gerçekleşir. Renklerin insan psikolojisi üzerindeki etkisi, çok eskiden beri biliniyor. Eski Mısır’da hastalara renklerle şife veren tedavi merkezleri vardı.

Renklerin anlamları kültürden kültüre değişir. Aynı renk Batı kültüründe farklı, Doğu kültüründe farklı bir anlam ifade edebilir. Ama bugün dünyayı etkisi altına alan Batı kültürü, renklerin anlamını bütün dünyaya ihraç etmektedir.

Beyaz, Batı toplumlarında temizliğin, saflığın rengidir. Gelinlerin beyaz giymesi, doktor ve laborant önlüklerinin, masa örtülerinin beyaz olması bu sebepledir. Beyaz, temizliği vaat eder. Ama Çin’de ve Japonya’da ölümün, cenazenin rengidir. Hindistan’da ise beyaz, mutsuzluk demektir.

Siyah, renksizliktir. Batı kültürlerinde ölümün ve cenazenin rengidir.  Asya’da ise paranın ve servetin simgesidir. Amerikan kültüründe siyah, başarı ve zafer simgesidir. Siyah “ağırlık” ifade eder. Gece elbiselerinin, pahalı arabaların siyah olması bu nedenledir.

Kırmızı, kendini hemen fark ettiren bir renktir. Nerdeyse bütün paketli ürünlerin üzerinde, kırmızı renkli  bir yazı vardır. Kırmızı aynı zamanda kızgınlığın rengidir; kan basıncını ve testosteron seviyesini yükseltir. Kırmızı enerjik bir renktir; spor arabaların kırmızı renkte olması bundandır. Batı kültüründe kırmızı, aşkın rengidir. Doğu kültüründe ise gelinlik, uzun hayat ve şans rengidir.

Mavi, zihni canlandıran renktir; yaratıcılığı temsil eder. Mavi güven verir. Lacivert otoritenin, disiplinin rengidir. Birçok ülkede polislerin, pilotların lacivert üniforması olması bu nedenledir. Mavi renk, Avrupa’da gelenek demektir; Amerika’da bilgeliği temsil eder. İran, Kore gibi ülkelerde matem rengidir.

Yeşil, bütün toplumlarda doğayı temsil eder. Güvenilir ve doğal gıdayı çağrıştırır. Yeşil huzur verir. Amerikan kültüründe parayı temsil eder. Avrupa kültüründe şansın rengidir.

Turuncu Batı kültürlerinde rahatlama ve zevkin rengidir; iştahı temsil eder. Doğu Asya’da turuncu mutluluğun rengidir; kutsaldır. Dalai Lama’nın giysisi turuncudur.

Sarı, insandaki endokrin seviyesini yükseltir; insanın duygusal tepki vermesini sağlar. Sarı güneşin ve umudun rengidir. Gülen suratların (emoji) sarı olması bu nedenledir. Doğu kültüründe sarı, cesaretin ve bilgeliğin rengidir.

Mor, Avrupa’da kraliyet rengidir; asaleti ve lüksü simgeler. Amerika’da güç anlamına gelir. Tayland, Kore, Çin gibi ülkelerde matem ve şanssızlık demektir.

Picasso’nun daha çok mavi ağırlıklı resimler yaptığı “Mavi Döneminde”, tablolarında hüzün hakimdir. Aşık olduğu dönemlerde ise, ağırlıklı olarak neşe ve umut vaat eden pembeyi  kullanmıştır.

Renkler insanın ruh, zihin, beden dengesini etkiler.

Renkler, sıcak ve soğuk renkler olarak ikiye ayrılır. Ateşi hatırlatan, canlı, dikkat çekici, enerji veren sıcak renkler (sarı, kırmızı, turuncu) daha çabuk algılanır ve yakınlık hissi uyandırır. Soğuk renkler (Yeşil, mavi, mor) ise insanda mesafe ama aynı zamanda da sakinlik hissi uyandırır. Sıcak renkler, enerjiyi, dinamizmi arttırıp insan metabolizmasını hızlandırırken; soğuk renkler insanı yatıştırır, güven ve huzur verir. Soğuk renkler düzen duygusunu iletir; büyük kurumların mavi, lacivert renkleri kullanmasının bu nedenledir.

Renk psikoloğu Jill Morton’a göre, renklerin kişisel zevklerle değil, oluşturdukları psikolojik etkilere göre kullanılması gerekir. İnsanın çok sevdiği bir renk, bazı durumlarda hiç kullanmaması gereken bir renk olabilir. Her insanın tenine uyan birkaç renk vardır, kişinin bunları bilmesi ve giysilerini kendisine uyan renklerden seçmesi gerekir. Kendine uymayan renkleri giyenler, hem kendi enerjilerini düşürürler hem de kendileri hakkında olumsuz mesaj verirler.

Renkler sadece görme duyusunu değil, insanın koku ve tat duyularını da tetikler. Sarı ve açık yeşil (limon, can erik) ekşi algılanır. Martin Lindstrom, araştırmalarda katılımcılara şeffaf bardaklarda, limon, vişne, üzüm ve portakal suları sunduğunda, büyük çoğunluğun,  meyve sularını tatmadan, onarın hangi meyvelere ait olduğu bildiğini söyler.  Ama aynı meyve sularının renklerini değiştirip, tatları aynı kaldığında, insanlar bu meyve sularının hangi meyveye ait olduğunu anlamakta zorlanmıştır. (Brand Sense) Gerçekten de, tat alma duyumuz, görme duyumuzun yardımına o kadar çok alışmıştır ki, rengini görmediğimiz bir şeyi tattığımızda çoğumuz, yediğimiz ya da içtiğimiz ne olduğunu anlamakta zorluk çekeriz.

Renkler ruh halimizi etkiledikleri için kararlarımızı da etkiler. Aynı tasarım iki farklı renkte, farklı algılanır: Soğuk bir renkle sert görünürken, sıcak bir renkle yumuşak algılanır. Bir eşya soğuk renklerle daha küçük, sıcak renklerle daha büyük görünür. Nesneler soğuk renkli ise daha uzakta, sıcak renkli ise daha yakında hissedilir.

Mekânların algısında da renk,  bütün algıyı değiştiren bir etkiye sahiptir. Aynı mekân doğru renk kullanıldığında çekici, sıcak; insanların vakit geçirmek için can attıkları ya da tam tersi soğuk, kimsenin uğramak istemediği; ziyaretçilerin kısa zamanda kendilerini huzursuz hissedip hızla uzaklaşmak isteyecekleri bir havaya bürünebilir. Mağazacılıkta, kafe, otel, lokanta dekorasyonunda ya da ofis tasarımında renk seçimi, insan ruhunu ve davranışını etkileyen en önemli etmenlerin başında gelir.

Sıcak renkler abartılı kullanıldığında, konsantrasyon güçlüğü, yorgunluk ve saldırganlık hissi yaratabilir. Soğuk renkler abartıldığında ise kasvetli bir etki yaratıp, depresyonu tetikleyebilir.

Renkler hayatın her yerinde olduğu gibi tüketim ve markalar dünyasında da çok etkili. İsmini görmeden bile, tanınmış bir markayı renginden ayırt etmek mümkündür. Sadece çok aşina olduğumuz markalar için değil, hiç tanımadığımız markalar için de renk, çok önemli bir rehberdir. İnsan, hiç tanımadığı bir marka hakkında, sadece rengine bakarak bir yargıda bulunabilir.

Renk seçimi marka yönetimi açısından stratejik önem taşır. Renk, marka yönetiminde patronun ya da CEO’nun zevkine göre değil, daha işin en başında markanın ait olduğu ürün ya da hizmet kategorisine ve rekabet dikkate alınarak kararlaştırılması gereken hayati bir konudur.

Marka alanında renk yönetimi, sadece tasarım değil, aynı zamanda anlam yönetimimin de bir parçasıdır. Doğru renk seçimi, müşterilerin marka dünyasıyla bağ kurmalarını kolaylaştırırken; yanlış renk seçimi marka algısından satın alma tercihine kadar, bütün aşamalarda insanların markayla aynı dalga boyuna gelmesine engel olur. Bir markanın rengine karar verirken, seçilecek renk veya renlerin,

  • Fark edilir olmasını,

  • Rakiplerinden ayrışmasını,

  • Arzu edilen duygusal etkiyi yaratmasını,

  • Marka vaadine uygun çağrışımları desteklemesine dikkat etmek gerekir.

Marka rengi sadece ürün değil, hizmet pazarlamasında da önemli bir unsurdur. Ayrıca marka sadece müşteriler için değil, çalışanlar için de önemli bir unsurdur. Şirketlerin kurumsal kimliklerinin bir parçası da, şirketlerin ofislerini, çalışma ve üretim mekanlarını nasıl ve hangi renklerle döşedikleridir.

Renk yönetimi bu yüzden bir ayrıntı değil, bir marka oluştururken ya da markanın günlük uygulamalarında hayati bir konudur. Bu sebeple, marka yöneticilerinin,  bu konuya önem vermeleri ve bu konunun uzmanlarından destek almaları gerekir.

Bir markanın renk konusunda vereceği kararlar, sadece logo ve amblemin renklerine karar vermekten ibaret değildir. Markalar sürekli olarak, renkle ilgili bir karar verirler. Ambalajlarında, kutularında, torbalarında, ofislerinde, mağazalarının alınlıklarında ve daha birçok alanda her gün renkle ilgili kararlar verirler. Bütün bu kararların markanın oluşturmak istediği anlama hizmet etmesini sağlamak gerekir.

Markaların, dikkat çekmek, fark edilmek, belli bir duygu ve algı yaratmak, bir anlam oluşturmak ve akılda kalmak için, renk konusunu hakkını vererek yönetmeleri gerekir.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND