Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Psikolojinin beden diline etkisi nasıl olur?

Korku, öfke ya da mutluluk anları vücut dilinize nasıl yansır? Siz farkında olmasanız da duygusal tepkimelere karşı bedeniniz bir şeyler anlatır. İşte psikolojinizin beden diline etkisi üzerine bir yazı…

Korku, öfke ya da mutluluk anları vücut dilinize nasıl yansır? Siz farkında olmasanız da duygusal tepkimelere karşı bedeniniz bir şeyler anlatır. İşte psikolojinizin beden diline etkisi üzerine bir yazı…

Beden dili psikolojiye nasıl yansır ?

Korku, şiddet, heyecan, mükemmeliyetçilik, panik, öfke, ürperme, suçlayıcılık, eleştiricilik, horgörme, gurur ve yaranma duyguları beden diline nasıl yansır?

Her hareket bir mesaj taşır. Yüz, eller, gözler, bakış, kollar, oturuş, mimik, jest, kıyafet ve makyaj hepsinin bir mesajı vardır. Duygular bedene yansıl yansır? İnsanın psikolojik korunma sınırı beden dilinde kendini nasıl ifade eder? Sözel iletişim beden dili olmadığında neden etkisiz kalır? Beden dili kullanımında kişiliğin, kültürün, cinsiyetin önemi var mıdır? Bu ve benzeri pek çok sorunun cevabını NPİSTANBUL Nöropsikiyatri Hastanesi’nden Uzman Psikolog İhsan Öztekin’den aldık.

Beden dili ne zaman devreye girer?

Beden dilinde en önemli nokta bilgi akışının sürekli oluşudur. İki ya da daha çok insan bir araya geldiğinde devreye girer. Bu mesajlar karşılıklı olarak gönderilir ve alınır. Gönderdiğimiz mesajlar sürekli olarak karşıdakine ulaşmakta ve hakkımızda kanaat oluşmaktadır. Aynı zamanda bizde karşıdan sürekli mesaj alıyor ve değerlendiriyoruz. 
İnsan hayatı boyunca çoğunlukla farkında olmaksızın günlük beden dilini son derece etkili olarak kullanır. Bedenimiz olaylara ve durumlara karşı çok daha fazla kendiliğinden tepkiler verir.

Beden dili bir ifade biçimidir diyebilir miyiz?

Tabii ki. Romalı filozof Cicero “ruhun tutkularının ve duyguların beden hareketleri ile ifade edildiğini” söyleyerek bu konuyu incelemeye başlamış. Sağlıklı ve iyi bir iletişim kurmak için beden dilinin ve kelimelerin birlikte, paralel olarak kullanılması gerektiğini görmüş. Beden dilimizle duygu ve düşüncelerimizi ifade etme olanağı buluruz. Örneğin yakamıza taktığımız rozetle mesleğimizi, başımızı sallayarak bir görüşü onaylamadığımızı, dostumuzun elini tutarak onu sevdiğimizi ifade edebiliriz. Ayrıca beden dili ile sözlü iletişimi destekleyip onun akıcılığına katkıda bulunabiliriz.

İnsanların “bana bu kişi güven verdi” dediğinde bu kanaati beden dili mi oluşturmaktadır?

İletişim kurduğumuz kişilerle ilgili düşüncelerimizin oluşmasında beden dilinin rolü büyüktür. İlk kez karşılaştığımız ve hiç konuşmadığımız bir kişi için, duruşundan hiç hoşlanmadım deriz. Ya da bakışını hiç sevmedim veya bir görüşte kanım ısındı deriz. Yine ilk görüşte vuruldum, ben onu gördüğüm an işe yaramaz olduğunu anlamıştım gibi değerlendirmeler yaparız. Tüm bunlar o kişi ile gelişecek iletişimimizin temelini oluşturur.

Beden dili mi ifade bakımından daha güçlüdür sözel dil mi?

Bir söz aktarark cevaplayayım sorunuzu… “Ruhun gizemi bedenin hareketleri ile açığa çıkar” der Michelangelo. Karşımızdaki kişilerin beden hareketleri, mesafe ve alan kullanımı, dokunuşları ve sesin kullanışı o kişinin beden dilinin en önemli parçalarıdır. Biz bunlara bakarak bir takım kararlar veririz. Nasıl oturduğumuz, nasıl durduğumuz, mimiklerimiz, jestlerimiz, bacaklarımızın konumu çok önemli… Bunların hepsi kişinin o anki ruh hali ile ilgili bilgi verir. Bazen bir hareket bin söze bedeldir. İstemeden oluşan bir şaşkınlık ifadesi, ya da kızgınlığımızı gösteren kaş hareketi biz söylemesek de bize bakan kişilere neler hissettiğimizi bağırarak anlatır.

Düşüncenin hızına dil yetişemez deriz. Beden dili bu bakımdan daha mı avantajlı durumda?

Evet, bunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Normal konuşma hızı dakikada ortalama 100-120 kelimedir. Aynı süre içinde ortalama bir insan yaklaşık 800 kelime düşünür. Beden dili işte bu söze dökülemeyen düşünce ve duyguların dışa vurum şeklidir. Beden dilimizle verdiğimiz mesajlar insanlarla anlaşmamızda en temel araçtır. Hem yakın çevremizde, hem daha geniş sosyal hayatımızda hem de farklı ülke insanları ile ilişkilerimizde öncelikli beden dilimizi kullanırız ve onların beden dilleri ile anlattıklarını çözmeye çalışırız.

Doğru kullanılmasının esasları nelerdir peki?  

Beden dili gelişi güzel bir şey değildir, belli kuralları vardır. Bu sözsüz iletişimi hem tahmin edilebilir hem de yorumlanabilir kılmaktadır. Göz temasını ele alalım. Bu hem fiziksel uzaklık hem konu hem de kişilik gibi unsurlara bağladır.

Örnekleyebilir miyiz?

Elbette. Fiziksel uzaklığı asansörlerde çok yakın duran kişiler bakışlarını birbirlerinden kaçırarak gösterir. Utanma ve mahcubiyet, azalan göz teması ile belli olur. Kişisel ilişki bakımından sevdiğimiz kişilere daha çok bakarız mesela. Kişilik olarak dışa dönükler içe dönüklerden daha çok bakarlar.

Beden dilinin öğrenilmesi ve doğru kullanılmasında yaş faktörü önemli midir? 

Hayır. Beden dilini öğrenmenin, doğru kullanmanın yaşı yok. 7 yaşında da olsanız 70 yaşında da, öğrenecek ve uygulayacak çok şey var.

Beden dili denildiğinde ne anlaşılması gerektiğini alanı daraltarak biraz daha somutlaştırabilir miyiz?

Beden dili derken aklımıza gelmesi gereken şey şunlardır: Beden duruşu, jestler, mimikler, göz teması, başın kullanımı, ayakların kullanımı, oturma biçimi, oturmak için seçilen yer, mesafe, giyim, kullanılan aksesuarlar, bakım ve makyajdır.

Daha önce ilk intihanın önemine dikkat çekmiştiniz. İlk temas, karşılaşma beden dili bakımından çok önemli herhalde?

İnsanların birbiri ile karşılaştıkları ilk 30 saniye çok önemli. İki tarafta birbirleri hakkında %80 kararını o anda veriyor ve ilk izlenim kolay kolay değişmiyor.

Beden dilinde bulunan yer ve zamanın önemi nedir?

Çok önemli… Davranışlarımızı, jest ve mimiklerimizi tam yerinde ve zamanında kullanırsak bir anlam kazanıyor. Aşırı el kol hareketleri, mimiklerin fazlalığı dinleyenin dikkatini azaltacağı gibi konu da dağılır. Eli belinde veya elleri arkada kenetlenen bir duruş düşünün örneğin. Bu şekil insanlara itici gelebilir. Yapmacık yüz ifadesini karşı taraf fark eder. Bilinçaltında negatif düşünceler varken olumlu bir görüntü oluşturulmaz. Karşımızdaki ile sözel iletişim içindeysek, beden dilimizi doğru kullanabilmemiz için her şeyden önce dikkatimizi o kişiye ve konuşulan konuya vermeliyiz.

-Beden dilinin kullanılması kişiden kişiye değişir mi?Evet değişir. Beden dilinin kullanımı kişiden kişiye farklılık gösterebilir. Bir kişi beden dilini çok az kullanırken diğer bir kişi beden dilini abartılı bir biçimde kullanabilir. Beden dili konusuna ilgili ve bu konuda kendisini geliştirmiş kişilerin beden dilini uygun zamanda ve doğru bir şekilde kullanması beklenir.

Beden dilinin kullanımında kişiliğin önemi var mıdır?

Tabii. Kişilik özellikleri önemli… Bu konuda kendine güvenip güvenmemek, içe veya dışa dönük olmak, sosyal ilişkilerdeki beceri düzeyi, kişinin entelektüel seviyesi gibi faktörleri sayabiliriz.

Dil konuşur beden onu onaylar, beden konuşur dil onu tasdik eder. Hangisi doğrudur?

Bedenimiz ile dilin dışarıya her zaman aynı mesajı verdiğini söyleyemeyiz. Örneğin söyledikleri doğru olmayan, yalan söyleyen bir kişide alın terlemesi, göz bebeği küçülme büyümeleri, yüz kası seğirmeleri, yanakların kızarması gibi vücut hareketleri onu rahatlıkla ele verir. Eğer burada bir onaylama varsa bedenimiz dilimizin yalan söylediğini onaylamaktadır. İnsanlar yalan söyleme anında burun kaşıma, eli yüze götürme gibi makro hareketleri kontrol edebilmelerine rağmen mikro hareketlerine engel olamamaktadır. İdeal olanı ise bedenimiz ile söylediklerimizin uyum içinde olması, bir birini destekleyerek karşı tarafa aynı mesajı verebilmeleridir.

Beden dilini daha iyi ve doğru kullanan meslekler hangileridir?

Son dönemde çok farklı mesleklerde, değişik sektörlerde ve özellikle büyük şirketlerde yöneticiler iş verimliliği adına, çalışan personelinin kişisel gelişimine önem vermekte ve bu çerçevede beden dili konusunda eğitim almalarını sağlamaktadır. Bazı meslekler bu konuda ön plana çıkmaktadır. Görsel sanatlar (sinema, tiyatro, TV), politikacılar, pazarlamacılar, insan kaynaklarında çalışanlar, kişisel gelişim alanında çalışanlar, psikologlar ilk akla gelen meslek çalışanlarıdır.

Beden dili verilen mesajın ne kadarını oluşturuyor?

Beden dili insanlık tarihi açısından en eski iletişim aracı olup duygu ve düşüncelerimizin yansımasıdır. Beden dili ile ilgili yapılan araştırmalara göre, insanların yüz yüze kurdukları ilişkide, kelimeler %10, ses tonu %30, beden dili %60 önem taşır.

Beden dilinin yanlış kullanılması ne gibi kazalara sebebiyet veriyor? Örneğin karı koca arasında?

Beden dilinin yanlış kullanılması veya karşı tarafın yanlış anlaması evde okulda iş hayatında tatilde yani her ortamda sıkça görülebilen bir durumdur. Bu durum fıkra ve karikatürlere de sık sık konu olur. Karı koca ilişkisinde de mesafe kavramı olmadığı için bedensel temas önem kazanmaktadır. Sağlıklı iletişim kuramayan ve beden dilini de iyi kullanamayan bir çiftin düşüncelerini bir diyalog şeklinde anlatmaya çalışayım daha iyi anlaşılabilmesi için. 

Kadın: Artık bana hiç dokunmuyor. Muhtemelen beni sevmiyor acaba bir başkası mı var?
Erkek: Dokunursam gene seks istediğimi düşünecek ve beni reddedecek ben en iyisi televizyon seyredeyim.
Kadın: Şimdi de televizyonu açtı, bu kesin beni sevmiyor, yüzsüzlük etmeyim gidip yatayım.
Erkek: Bu saatte yatılır mı, bu kadının bana tahammülü yok.

-Beden dilinin sezgisel bir yanı var mıdır? Yani muhatap olunan kişiye göre bir düzenleme yapılıyor mu?
Yapılır evet. Kiminle ilişkiye girdiğimiz konusu beden dilimizi de etkiler. Örneğin bizi her zaman çok seven dedemizle ilişkilerimizde daha açık, güven verici jest ve mimikler kullanır, çok daha rahat davranır, ilişki mesafesini kısa tutarız. Buna karşın işyerindeki patronumuzla ilişkimizde kıyafetimize, oturup kalkmamıza daha çok dikkat eder, jest ve mimiklerimizi çok daha kontrollü ve doğru kullanmaya çalışır, iletişim mesafesinde özel alana girmemeye özen gösteririz. 

Beden dili kişinin duygu ve düşüncesini ne kadar yansıtabilir?

Beden iç dünyayı saran bir eldivendir ve duygular, düşünceler beden dili ile anlaşılmaktadır. “Konuşma”dan önce “beden dili” vardı. Beden dili aracılığı ile insanlar duygularını, düşüncelerini, isteklerini, ihtiyaçlarını ve ruhsal zenginliklerini başka insanlarla paylaşmışlardır. Böylece kendi iç dünyalarını yansıtırken birlikte yaşadıkları insanların iç dünyaları ile ilgili önemli bilgilere sahip olmuşlardır.

Peki kişideki duygu durum değişiklikleri beden diline yansır mı?

O andaki duygumuz neyse yüzümüzdeki mimiklerle, ellerimizle, bacaklarımızla, duruşumuzla bu duygularımızı dışarıya veririz. Örneğin işyerinde çok sevdiğimiz bir arkadaşımıza öfkelenip bağırmamız, sırtımızı dönüp gitmemiz, gerçekleştirilmesi çok zor bir iş yükünün etkisi altında kaldığımızı gösterebilir.
 
Savaşçılar, kovboylar sanırım yüzlerindeki ifadeyi iyi gizleyenlerdendir.

Evet öyle. Bu konuda diğer bir örnekte kumar masasında poker oynayan kumarbazların poker face denilen yüz ifadelerini kontroldeki becerileridir. Mimiklerdeki en ufak değişikliği diğer kumarbazlar kolayca yakalayabilir. Büyük oynanan bazı kumar masalarında oyuncuların ipucu vermemek için siyah güneş gözlüğü taktığı görülür.

Beden dilinin eğitimde kullanılmasını gerekli görür müsünüz? Bunun ne gibi yararları olur?

Eğitimde beden dilinin önemi, iletişimde beden dilinin önemi kadardır. İletişimde söylediğimiz şeyler kadar söylemediğimiz şeylerde önemlidir. Eğitimde görev alan öğretmenlerin de beden dili aracılığı ile farkında olmaksızın ilettiği mesajlar vardır. 
Siz benim için önemlisiniz./Başaracağınıza inanıyorum ve size güveniyorum./Bu süreçte sizinle birlikteyim ve yanınızdayım./Sizden ne köy olur ne kasaba./İster öğrenin, ister öğrenmeyin beni ilgilendirmiyor./Sınavda ben size gösteririm.
Ayrıca öğretmenlerin, öğrencilerinin beden dili aracılığı ile verdikleri mesajları iyi okumaları gerekir. Öğrencilerin anlatılanlara ilgi gösterip göstermediklerini, dersi anlayıp anlamadıklarını, sınıfın motivasyonunu, dersten sıkılıp sıkılmadıklarını anlamak, sınıfa dikkatlice bakan bir öğretmen için zor değildir.

Kadınlarda ve erkeklerde beden dilinin kullanım farkı var mıdır?

Kadın ve erkek beden dili çeşitli nedenlere bağlı olarak farklılık gösterir. Bunlar hormonal nedenler, toplumsal roller ve vücut yapısı. Erkekler mekan kullanımında kadınlara göre daha geniş davranırlar. Erkekler beden dilini daha sert kullanırlar. Kendini ifade etme becerisi her iki cinste de avantaja dönüşebilir. Ama kadınlar beden dilini erkelerden daha iyi yorumlamaktadır. Yani kadınların karşısındaki kişiyle iletişimi daha başarılı olmaktadır. Bu durum karşı cinsle olan ilişkilerde daha belirgin bir hal alır. Her iki cinste de saça dokunma, giysileri düzeltme, bir veya iki elini kalçasına koyma, uzun bakışlar, artan göz teması vardır.  Kadınlarda saç atma, bilek gösterme, bacak açma, kalça yuvarlama, omuz üzerinden yan bakma, ağız hafif aralık ıslak dudaklar, ruj, bacak atma, ayakkabı ile oynama davranışları görülürken erkeklerde de kravatını, yakasını veya kol düğmesini düzeltme, elini kemerine sokma gibi davranışlar gözlenebilir. Görüldüğü gibi kadınlar beden dili kullanma açısından daha yaratıcı ve şanslılar.

Bir tehlike anında korkan kişi, beden dilini kullanarak bunu gizleyebilir mi?

Beden dili duyguları ele verir, ancak hangi belirtilerin hangi duyguyla eşleştiğini söylemek zordur. Korku, heyecan, panik, öfke, hepsi ses tellerinin gerilmesine ve sesin yükselmesine sebep olur. Korku halinde kaşlar kaldırılır, çok düz bir şekilde alında yatay çizgiler oluşur. Alt göz kapaklarında gözle görülen bir gerginlik vardır. Ürperme, nabzın hızlanması, terleme, titreme tepkileri gözlenir. 
Kişinin çok ani ve şiddetli korku yaratan durumlarda korkusunu beden dili ile gizlemesi çok zor. Elinde silah olan bir kişinin veya vahşi bir arslanın üzerimize gelmesi durumunda beden dilimizi kullanmayı değil hayatımızı kurtarmayı düşünürüz. Yine eğlence merkezlerinde, hızlı trenle çok yüksekten ve hızla aşağıya doğru inen insanların yüz ifadelerini hatırlayalım. Ama korkunun şiddeti daha düşük ortamlarda, örneğin havlayarak üzerimize gelen bir köpek gördüğümüzde veya gece mezarlığın yanından geçerken korksak bile yanımızdaki kişilere korkmadığımızı göstermek için davranışlarımızı kontrol etmeye çalışabiliriz ve bir oranda da başarılı olabiliriz ancak süreç içersinde bir şekilde duygularımızı ele vermek zorunda kalıyoruz.

Beden dilini kullanmada kişiler arası mesafelerin önemi var mıdır?

Hangi toplumda olursa olsun mesafe, insan ilişkilerinde önemli bir etkiye sahiptir. Bir insana çok yakın oturmak veya ona yakın durmak, elini omzuna, sırtına koymak, koluna, eline değmek iki kişi arasındaki ilişkiye belirli bir özerklik, yakınlık ve sıcaklık katar. Yakınlık isteği içinde olmayan kimse ise rahatsızlık duyar ve savunucu olur. Bu sebeple böyle bir yakınlık girişiminden önce, bu yakınlığın karşıdaki kişi tarafından nasıl değerlendirileceğine dikkat etmek gerekir. Aksi takdirde ortaya rahatsızlık verici yorumlar ve istenmeyen sonuçlar çıkması kaçınılmaz olur. 
İnsanın psikolojik korunma sınırı 0 – 35cm.lik mesafedir. Eşi, sevgilisi, aile bireyleri gibi sadece özel duygusal ilişkisi olan insanları yakınlaştırır. Kişisel alan 35 – 80 cm.lik mesafedir. Yakın arkadaşlar, akrabalar ve tanıdık insanların girmesine izin vereceğimiz en yakın alandır. Sosyal alan 80cm – 2m.lik mesafedir. İşyerinde selamlaştığımız arkadaşlar, tamirci, kapıcı gibi kimselerin yakınlaşabileceği alandır. 2 m.den uzak mesafeler ise topluma açık alan olup tanımadığımız insanlarla olan mesafemizdir.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND