Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Prototip olmayan milletvekili tipi nasıl olur…

Ömer Çelik…AKP Adana milletvekili… Farklı kişiliğiyle sürekli gündemde olan Çelik ile Ayşe Arman röportaj yaptı. Zegna gömlekleri ve Gucci takımları içindeki Başbakan’ın siyasi danışmanı, bakın neler anlatıyor…

Kaynak: Hürriyet/Ayşe ARMAN

Yeryüzünde 3 şey insanın ayağını yerden keser: Puro, aşk, motosiklet

Karşımda ‘Çin Seddi’ duruyor. Kötü benzetme de değil. 78 kilo, 1.90 boy. Kendi çapında bir duvar sayılabilir. Ama aşması zor değil! İddia edildiği gibi, Başbakan’ın başdanışmanı olarak Başbakan’ı herkesten kaçırdığı, görüşmesini engellediği doğru değil. En azından o böyle söylüyor. O kim mi?

O, Ömer Çelik… Prototip AKP’li nasıl olur bilmiyorum ama onlardan değil! Prototip bir siyasetçi gibi de değil. En önemli özelliklerinden biri, özgürlükleri korkuların önüne geçirmeye çalışan biri olması. Bu yönüyle şaşırtıcı biri olduğunu itiraf etmeliyim. Ve bilgili. Üstelik bilgisini sunma konusunda ‘timing’i iyi. Ne insanın gözüne sokuyor ne de çok geride tutuyor. Bilgisini tam kıvamında kullanıyor. Yeri gelmişken söyleyeyim, akademisyen. Siyaset bilimi doktorası yapıyor. Yakın zamana kadar köşe yazarıydı, ‘ağır’ köşe yazıları yazdı. Ciddi ve teorik. Allah’tan konuşurken öyle değil. Tane tane, akıcı. Ne söylediği anlaşılıyor. Adana Milletvekili. Hemşehrim yani. Bakımlı bir Adanalı. Teşbihte hata olmaz Zegna gömlekleri ve Gucci takımları üzerine çektiğinde, Başbakan’ın siyasi danışmanı gibi değil de, bir futbol kulübü başkanı gibi duruyor. Çok havalı. Bunun da farkında. Ama benim en önemsediğim özelliği, motorlu adam olması… Siz istemez misiniz, Meclis’e her gün Harley Davidson ya da BMW motoruyla giden değişik, farklı bir milletvekili? Ben isterim. Motosiklet kullandığını duyduğumda, ‘Bunu mutlaka görüntülemeliyiz’ dedim. ‘Bir gün inşallah’ dedi. ‘Hayır, hayır yarın!’ dedim. Ertesi günü Alya’dan izin alıp, Ankara’ya tekrar geldim…

Şu an bulunduğunuz konumdan yüzde yüz mutlu musunuz?

– Tabii ki değilim. Bundan sonra bulunacağım hiçbir konumdan da yüzde yüz mutlu olacağımı zannetmiyorum…

Nedir hayatta daha fazla istediğiniz?

– Benim bir konum elde etme hırsım yok ama hayatı daha çok anlamak, daha çok kavramak gibi bir derdim var…

Anlayıp kavrayınca ne olacak?

– Okuduğum her satırın, dinlediğim her müziğin, içime çektiğim her nefesin, gördüğüm her güzelliğin tadına daha fazla varacağım!

İktidar sahibi birinin danışmanı olmak nasıl bir his?

– İktidar sahibi birinin danışmanı gibi hissetmiyorum kendimi. Ortada Türkiye için düşünülmüş bir proje var, bu projenin yürütülmesini sağlayan bir siyasi hareket var, bu siyasi hareketin bir lideri ve kadrolarının bir karar mekanizması var. Ben bu karar mekanizmalarına bir şekilde katkıda bulunmaya çalışan biri olarak görüyorum kendimi…

‘Kendim için bir şey istiyorsam namerdim, varsa yoksa partim’ mi diyorsunuz!

– Yok canım. Kendisi için doğru şeyleri isteyemeyen insanların başkalarına faydası olmayacağını düşünürüm ben…

‘İktidarın bodyguard’ı olarak eleştirilince neler hissettiniz?

– Onların baktığı yerden gerçeklik öyle gözüküyor olabilir. Hiçbirimiz gerçekliği kendi baktığımız yerden tümüyle kuşattığımızı söyleyemeyiz. Ama beni iktidarın ‘bodyguard’ı olarak nitelendirmek biraz gülünç. Ben bir şey önerip sahanın dışına çıkan biri değilim, bizzat siyasi sorumluluk sahibiyim…

Bu tür eleştirilere üzülüyor musunuz?

– Üzülüyor muyum üzülmüyor muyum bunu bile düşünmüyorum. Vakit kaybı. Ben işime bakıyorum. Bir de Kazancakis’in sözünü hatırlıyorum: ‘Bağırmayın, acılarınız azalmaz!’

İktidarın başdanışmanı olmak yerine bizzat kendisi olmak ister miydiniz?

– Bizde iktidar kavramı çok kategorik algılanıyor. Bir makam arabası ve üç koruma eşittir iktidar zannediliyor. Oysa iyi bir restoranın emsalsiz bir aşçısı da bir iktidara sahiptir. Yani geniş bir yerden bakıyorum ben iktidar kavramına. Göreceli bir şey. Neredeyse aklım ermeye başladığından beri iktidar kavramı üzerine kafa yoruyorum, o yüzden siyaset bilimi okudum.

Bu siyasetçilere özgü bir şey mi? Lafı çevirip çevirip karşısındaki insana ‘Bir dakika ya, ben ne sormuştum?’ dedirtmek…

– Benim gibi laf çeviren bir siyasetçi varsa, ben de tanışmak isterim doğrusu!

Bazıları 1. değil de 2. adam olmak için doğmuştur…

– Bende ne 1 ne 2 ne de 3. adam gibi bir kategori var. O anda hangi işi yapıyorsam, o işin adamıyım. Her işi de iyi yaparım!

Peki danışmanlar tam olarak ne yapar? Bazılarına göre hiçbir şeyi yapmayan adamdırlar ya…

– Bizde karar sürecine katkı sağlayan arkadaşlarımız danışmanlık yapıyorlar… Aklınıza gelebilecek her türlü politik, ekonomik ve kültürel sorunla ilgiliyiz…

Artık saklamaya gerek yok, isimler ortalığa döküldü. Nazlı Ilıcak’ın haklı olduğu herhangi bir nokta var mı: ’Başbakan’ın çevresine set koyuyorlar, onu ulaşılmaz kılıyorlar, put haline getiriyorlar, yıkılmasını kolaylaştırıyorlar…’

– Bu eleştiriyi dikkate bile almadım. Şunun bilinmesi gerekir: Başbakan’ın isteği dışında herhangi bir oluşum, herhangi bir tavır, herhangi bir duruş ortaya çıkamaz. Çeşitli konulardaki fikirlerimizi sayın Başbakan’a olabilecek en açık biçimde söyleriz ama en son kararı hep o verir. Dolayısıyla, meşru bir takım talepleri engelleyen, Başbakan’ın çeşitli insanlarla iletişimini bozan bir örgütlenme mümkün değildir. Başbakan’ın mesaisinin büyük bölümü zaten bu kabullerle geçiyor. Engelleme, birinin önünü kesme, söz konusu bile olamaz.

Siz bu göreve gökten zembille mi indiniz?

– Yok, hayır. Yeni Yüzyl gazetesinde köşe yazıyordum. Tayyip Bey’in de belediye başkanlığının son yılıydı. İstanbul Belediyesi sık sık sempozyumlar düzenliyordu. Bir sempozyuma beni de davet ettiler. Tanıştık. Benim telefonumu aldı, ben onun telefonunu aldım, o günden beri görüşüyoruz.

Ne zaman ‘Gel benim danışmanım ol’ dedi…

– Böyle bir konuşma hiç geçmedi aramızda. O tanışıklıktan sonra çeşitli siyasi konularda konuşa konuşa böyle bir şey kendiliğinden oldu.

Kahrolur musunuz bu görev elinizden alınırsa?

– Yok canım. Ne zaman bir konumu kaybetmişsem, o bana daha büyük bir kazanç olarak dönmüştür…

Oldu mu böyle şeyler?

– Tayyip Bey’le fazlaca beraber oluyorum diye üniversitede hakkımda soruşturma açılacaktı, ben de istifamı verdim. Dönüş yolunda hissettiğim şuydu: Şimdi ruhumun en özgür olduğu zamanlardan biri…

TAYYİP ERDOĞAN BİRİLETİŞİM SİHİRBAZIDIR

Başbakan konuşmalarını kendi mi yazar?

– Hiçbir Başbakan konuşmalarını kendi yazmaz. Ama konuşmalarla ilgili söyleyecekleri olur: ‘Şu girsin, bu girsin. Şöyle bir tavır alalım.’ Yönlendirici kendisidir…

Peki metinlerin redaksiyonlarını siz mi yaparsınız?

– Yaptığım oluyor…

Şu kelimeleri kullanmayalım, onun kelimesi değil gibi şeyler…

– Tabii tabii. Sayın Başbakan’ın bir duruşu, bir üslubu var. O üslubu, o duruşu mutlaka gözetiyoruz. Zaten onun ötesinde bir şeyi de Başbakan okumaz…

Onun hitabetini nasıl buluyorsunuz?

– Bir iletişim sihirbazı olduğunu düşünüyorum. Yasaklı olduğu ve akabinde partiyi kurmaya çalıştığı zamanlarda kendisine bazı meşhur iletişimciler, iletişim ve imaj danışmanlığı vermek istediler. Fikrimi sordu. Kendisine en büyük gücünün doğallığı olduğunu söyledim. Hatta iletişimcilerin onda eleştirdiği tarafların halk nezdinde onu üstün kılan tarafları olduğunu… Yürüyüşünü eleştiriyorlardı, Kasımpaşalı gibi konuşuyor diyorlardı. Oysa onların eleştirdiği bu şeyler, halk nezdinde onun sahiciliğinin ifadesi olarak algılanıyordu.

Başbakan’ın yabancı dil sorunu nasıl çözülüyor?

– Onun konuşmalarını tercüme eden arkadaşlarımız var. Başta bu meselenin çok büyük sorun olacağı düşünülüyordu. Hiç olmadı. Başbakan gerçekten beden dilini çok iyi kullanan birisi. Doğrudan iletişim kurabiliyor.

KADINLAR HAKKINDA

4 Siyasetçilerin kadınlar hakkında konuşmasını değil, konuşmamasını haber yapmak lazım…

4Bence erkeklerin bilmesi gereken bir şey var: Bir sohbette kadınlar neyi talep ediyorsa, onu konuşacaksınız. Dümeni kesinlikle onlara bırakacaksınız. O zaman, o yemeğin de o gecenin da tadına doyum olmaz!

4Kadınların neyi niçin beğendiği ve neyi niçin düşündüğü bir erkeğin idrakinin yetmeyeceği bir şeydir. O sebeple kadınları olduğu gibi kabul etmek gerekir. Halil Cibran’ın bir şiiri var diyor ki: ‘Kadın ve erkek iki ayrı sütunsunuz. Birbirinizden çok ayrı giderseniz tavan düşer. Çok yapışırsanız da tavanı taşıyamazsınız. Bir şekilde bağlanacaksınız ama ayrı durmayı da bileceksiniz…

4Kabul etmek lazım ki, erkeklerin hayata bakış biçimleri çok standart ve sıkıcıdır. Erkek olmanın sıkıcılığını yegane gideren şey de kadınların varlığıdır…

4Hiçbir şey, bir erkek istiyor diye olmaz. Ne arkadaşlık ne aşk ne de evlilik. Erkek hazırdır ya da değildir. Süreci belirleyen, sonucu tayin eden hep kadındır.

AŞK, BOYACI KÜPÜ DEĞİL SIK SIK İÇİNE DÜŞÜLMEZ

Aşklarınızı nasıl yaşıyorsunuz bu trafik içinde?

– Schopenhauer’in bir lafı var: ‘Hayatı yaşamak kadar saçma bir şey yok, bırakın hayat sizi yaşasın!’ Bir erkek hiçbir zaman ben şöyle bir aşk yaşıyorum demez. Bir aşk onu yaşamaya değer buluyorsa, onu yaşar…

Sizi yaşamaya değer bulan aşklar var mı?

– Bu yaşa kadar olmuştur.

Olmuştur ne demek…

– Oldu tabii.

Ama bu aralar aşkın içine düşmüş değilsiniz…

– Zaten bu boyacı küpü değil! Aşk kelimesi köken itibariyle zehirli sarmaşık demek. Bir insanın hem çok istediği hem de onu çok yaralayan bir şey. İsteklerimizle bir yarayı taşıyabilme gücümüz arasında denge kurmaya her zaman hazır olmalıyız. Daha doğrusu bizi böyle bir denge kurmaya hayat her zaman layık görmez. Gördüğü anda, aşk olur. Ama bu herhalde insanın başına bütün bir hayatı boyunca bir iki kez gelir. Üç kereyi geçmez. Aşk, ağır meseledir.

Taksitle Harley almak ister misiniz?

Kaç tane motorunuz var?

– Üç tane: Harley Davidson, BMW Cruiser, bir de arazi için Dakar…

Peki mecliste kaç tane motorcu milletvikili var?

– Hiç rastlamadım… Benden başka yok galiba…

Motosikletle fotoğrafınızı çeksek…

– Olmaz…

Arkada ben oturacağım, belinizden size sarılacağım… Şahane olur!

– Başka bir zaman inşallah…

Yok, yok çok iyi fikirmiş…. Ben yarın yine geliyorum Ankara’ya. Artık beni kırmaz o fotoğrafları çektirirsiniz… Ne zaman başladı motor sevdanız?

– 12, 13 yıl oldu…

Meclise hiç motosikletle gittiniz mi?

– Hayır ama gitmeyi düşünüyorum. Takım elbisenin üzerine tulum giyip…

Müthiş olur! Tulum çıkacak, siz şu üzerinizdeki Gucci takımınızla kalacaksınız, elinizde kask meclise doğru yürüyeceksiniz…

– Enteresan bir özgürlük aslında… Yeryüzündeyken insanın ayağını kesen üç şey var: Puro, aşk ve motosiklet…

Gömleğiniz Zegna, takım elbiseniz Gucci, motosikletiniz Harley Davidson, pahalı zevkleriniz var… Çok mu zenginsiniz?

– Hayır. Motosiklet dediğiniz şey zaten çok da pahalı değil. Üstelik artık 20 taksitle motosiklet alabiliyorsunuz. Size de bir tane alalım mı?

Valla, çok iyi olur!

– Bir haber vardı gazetede, okudunuz mu: Harleyciler kolay Harley alabilsin diye taksitlendirme yaptılar. Artık elektrik süpürgesinden daha kolay alabiliyorsunuz. Ama tabii Harley’den Harley’e fark var, 100 bin dolara olanlar da var, benim bindiğim gibi makul fiyata olanlar da…

Aileden mi varlıklısınız siz?

– Hayır. Benim babam bir işçidir. İşçi emeklisi. Babam ilkokul, annem lise mezunu. Bizde terstir. Mücadeleci tarafımı babama, entelektüel tarafımı anneme borçluyum!

Ve olay Adana’da geçiyor…

– Tabii, tabii. Biz yaklaşık 300 senedir Adanalıyız.

ERDOĞAN RASYONEL BİR KADERCİ

En yakınlarından birisiniz. Gözlemleme imkanı bulmuşsunuzdur, Başbakan’ın bilmediğimiz bir özelliğini söyleyin…

– Karar alırken bir tavrı var, ben çok etkileyici buluyorum. Mesela ortada müdahale edebileceği bir konu var. Suyun akışını istediği yönde değiştirebilir. Böyle bir fırsatı varken, o bunu tercih etmez. Kişiler arasındaki ilişkileri ve süreçleri olgunlaşması için kendi haline bırakır. oysa bu doğallık içinde hoşuna gitmeyen şeyler de yaşanabilir. Buna rağmen müdahale etmez. İnsanlarla olan iletişiminde onların özerk alanlarına girmemeye özen gösteriyor. Bunu gözlemliyorum. Bir de olayların tabiatına güveniyor…

Ne bu? Kadercilik mi?

– Yok, rasyonaliteyle kaderciliğin sentezi. Kaderci rasyonalizm diyebiliriz ya da rasyonel kadercilik…

Başbakan sizinle sırlarını paylaşır mı?

– Bildiğim sırları vardır. Mutlaka bilmediklerim de vardır.

Onu görünce ceketinin önünü ilikleyenlerden misiniz?

– Bu, saygının ve yapılan işin tabiatı gereğidir…

O sizde en çok neyi seviyor?

– Bilemem.

‘Yaşa! Bu şahane fikir de çıktı… Helal olsun sana…’ filan demez mi?

– Hayır…

Cimri midir iltifat konusunda…

– Doğru yapan insanları kuşkusuz takdir ediyor. Arkadaşlarımızı takdir ettiğini çok duydum, ama kendimle ilgili hatırlamıyorum…

Başbakanlar da Hollywood starları gibi parasız mı dolaşırlar? Gerekirse yanlarındaki insanlardan alıp, sonra onlarla mı hallederler?

– Bir harcama yapacaksa, ekibinde onu ödeyecek biri her zaman hazır ve nazırdır. Buna rağmen Başbakan, kendi cebinden çıkartıp ödemeyi daha çok seviyor.

Sizin her an her şeyi yapabilecek bir yapınız var. Yanılıyor muyum? Beklenmedik şeyler yapabilecek bir İkizler misiniz?

– Özel alanda yaparım. Ama kamusal sorumluluğum içinde yapmam.

Şaşırtmazsınız yani Başbakan’ınızı?

– Hayır.

AKP’LİLER LABORATUVARDA ÖZEL OLARAK ÜRETİLMEDİLER

Benim bildiğim kadarıyla Cohiba purosu içiyorsunuz. Puro, hayatı iyi yaşayanların simgesidir. Hedonist misiniz?

– Benimki meşakkatlerle çerçevelenmiş bir hedonizm…

O nedir ayıptır sorması!

– Sorumluluk sahama düşmüş bir görevi, büyük bir konsantrasyonla, hatta kendimi hırpalayacak kadar iyi yaptığımda kuşkusuz zevkli bir vakit geçirmeyi hak ederim… Mesela bir puro yakarım…

Peki içki?

– İçki içmek çok olağanüstü bir şeymiş havasına sokuluyor. Oysa, son derece doğal, herkesin yaptığı bir şey. İkide bir sorulmasını anlamsız buluyorum… Hani şu olsa anlayacağım: Biri çıkıp ben evimde içki üretirim dese bu haber konusu olabilir ama içki içen de içmeyen de hiçbir şekilde haber konusu olmayacak bir iş yapıyor…

Öyleyse AKP’liler içki içmez diye bir kural yok…

– Onlar da nihayetinde bu toplumun içindeki insanlar. Gökten zembille inmediler. Laboratuvarda da özel olarak üretilmediler… İçeni de vardır, içmeyeni de… Bu konuda bir şey söyleyemem. Milletin ne yiyip içtiği de beni hiç ilgilendirmiyor…

BAŞBAKAN HADİ GEL SENİ EVLENDİRELİM DİYOR

Kaç yaşındasınız?

– 68 doğumluyum.

Hiç evlenmediniz mi?

– Hayır.

Peki düşünmediniz mi?

– Valla, bu soru bana saçma geliyor. İnsanlar ya evli olur ya da olmaz. Düşünülerek verilmez bu kararlar. Etrafımda herkes yerleşik düzene geçmiş durumda. Üzerimde öyle bir baskı var: ‘Hadi gel seni evlendirelim…’ Sayın Başbakan bile söylüyor…

Kendinize koyduğunuz bir süre var mı?

– Çok ahlaksızca buluyorum, 40 yaşında evleneceğim filan demeyi. İki sene sonra şurada bir inşaat yapacağım demek gibi bir şey…

Çok kadın arkadaşınız var mı?

– Var tabii. Erkek arkadaşım olduğu kadar kadın arkadaşım da var…

Kız ardaşınızla bir resepsiyona gidebilir misiniz? Yoksa evli olmadığınız için hoş karşılanmaz mı?

– Gitmem. Yemek yerim, sinemaya giderim, ama resmi bir resepsiyona gitmem. Bunu doğru bulmam…

Flört etmekten hoşlanır mısınız?

– Şimdi bu kavram…

Aşıyor mu AKP’lileri…

– Türkiye’de kamusal iş yapan herkesi aşıyor!

Peki sormamış farz edin…

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND