Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Popüler mesleklerin bilinmeyen yüzü

Kendi yıldızlarını yaratan popüler meslekler aslında yıldızdan çok aya benzer. Bir görünen ışıklı yüzü, bir de karanlıkta yanan yüzü vardır. Gazetecilik, spikerlik, mankenlik ve diğerleri… İşte popüler meslekler hakkında az bilinenler…

Kendi yıldızlarını yaratan popüler meslekler aslında yıldızdan çok aya benzer. Bir görünen ışıklı yüzü, bir de karanlıkta yanan yüzü vardır. Gazetecilik, spikerlik, mankenlik ve diğerleri… İşte popüler meslekler hakkında az bilinenler…

DIŞI SENİ İÇİ BENİ YAKAN MESLEKLER

Meslek seçerken etkisi altında kaldığımız birçok şey var. Aile, arkadaşlar, öğretmenlerimiz, hatta medya, televizyon, diziler… Bazen bu meslek tam bana göre diyor,kariyerimizi o yönde inşa etmek istiyoruz. Ama bunu yaparken o mesleği yeterince araştırmıyoruz. Mesleği seçerken sadece o işin çekici gelmesi yetmiyor. Dışarıdan bakıldığında imrenilen, kimine göre rahat, eğlenceli meslekler var.Manken – model, spiker – sunucu, gazeteci, pilot, hostes bu pırıltılı mesleklerin bir kısmı.Tabii bunu bir de kendilerine sormak gerekiyor. Bizim yapılması kolay zannettiğimiz mesleklerin bilmediğimiz birçok zor yönü olabiliyor. Yani durum aslında “Podyumda iki adım atıyorlar, dünyanın parasını kazanıyorlar“ veya “Sadece ekranda yazılanları okuyorlar“ düşüncesinden daha fazla.

Mankenlik can çekişen bir meslek
Mankenlik, modellik kolay para kazanıldığını düşünülen mesleklerden. Davetler, açılışlar, defileler… Podyumda birkaç dakika yürümekle kazanılan onlarca para… Kim böyle bir işi yapmak istemez ki? Erberk Kast ve Model Ajansı Genel Müdürü Cengiz Erberk, mankenlik mesleğinin son 3-4 senedir can çekişen bir meslek olduğunu söylüyor. Sebebi de geçmişte yaşanan iki ekonomik krizin yansımaları. Eskiden firmaların belirli bir kesime prestij defileleri yaptığını ifade eden Erberk, artık bu tür şeylerin yapılmadığını söylüyor. Defileler yerine başka türlü daha kalıcı ve daha çok insana hitap eden tanıtım yollarına gidiyorlar. Broşürler, kataloglar yapıyor, gazete, dergi ve billboardlara reklam veriyorlar. Erberk, bundan dolayı da podyum mankenliğinin dibe doğru inmeye başladığını söylüyor. Zaten bu mesleği yapmak için de kriterler var, belirli ölçüler gerekiyor. Kadınlarda en az 1.70, erkeklerde 1.85 boy aranıyor. Kadınlarda 36, erkeklerde 50-52 beden olmalı. Önce fiziksel özelliklere bakılıyor ama bu da yetmiyor. Mankenlerin sürekli saç ve cilt bakımı yapmaları gerekiyor. Vücutlarının da her zaman formda olması lazım. Erberk, “Bu şekilde para kazanıyorlar. Matematik profesörü değiller, zekalarıyla, zihinsel özellikleriyle para kazanmıyorlar. Bunların da etkisi var ama en önemli şey fizik” diyor.

Mankenler düzenli olarak spor salonlarına gitmeli, yediklerine dikkat etmeliler. Bir manken defileye çıkacağı zaman ayrıca bir hazırlıktan geçiyor. Saatler süren, gecesi gündüzü olmayan provalar, defalarca tekrarlanan koreografiler… Ardından da defile. Mankenler bu şovlarda kendilerini ne kadar gösterebilirse kariyerleri de o şekilde yönleniyor. İşleri sadece bu da değil. Tekstil, moda gibi mankenlikle alakalı olan sektörler hakkında bilgi sahibi olmaları gerekiyor. Moda akımlarını, kozmetiği de yakından takip etmesi ve uygulaması gerekiyor. Mesela moda mini etekse o mini eteği o dönemde giymesi gerekiyor. Akıma ters bir şekilde hareket etmemesi bekleniyor. Bütün bunları yaparken de her zaman, her yerde güzel görünmeli, fiziğine dikkat etmeli. Erberk, “Müşteriler veya onu toplumda görenler beğenmeli. Bu da rekabetin bir parçası. Bir moda dergisinin kokteyline veya film galasına katıldığında bakımlı, güzel, göz alıcı ve hoş görünmeli. Zor bir iş bu da. Dışarıdan kolay görünüyor. Her gün, her an tetikte olmaları lazım. Sadece defileye çıkacakları zaman değil her zaman güzel görünmeleri gerekiyor. Evde pijamayla oturabilirler ama sokağa çıktıkları anda örnek bir görüntü sergilemeliler.”

Spikerlik 7 gün 24 saat çalışmayı gerektiriyor
14 yıldır spikerlik yapan Pınar Esen, heyecanın bu meslekteki en büyük düşman olduğunu söylüyor: “Heyecan yaparsanız sadece ağzınız değil, aklınız da karışıyor. Bu iş için akıl ve stratejik düşünme en gerekli şeyler. Fiziğinizden, konuşmanızdan da önemli. Bizim işimizde konuşurken düşünmek diye bir şey var. Bir şey anlatırken 8-9 cümle sonrasını düşünüyoruz.”

Spikerlik, sunuculukta bahaneye yer olmadığını belirten Esen, otokontrolün olması gerektiğini söylüyor: “Mesela yayında hiç hapşırmayız. Adrenalin onu engelliyor. Yayın sırasında dikkat dağıtabilecek çok şey de oluyor, şakacı arkadaşlarınız size kamera arkasından dil çıkarabiliyor, komiklik yapabiliyorlar. Bir süre sonra onları zaten görmüyorsunuz. Tabii ara verildiğinde kahkahalarla güldüğümüz de oluyor.” Herkesin spiker sunucu olamayacağını belirten Esen, bu mesleğin ciddi bir zeka ve pratik zeka istediğini söylüyor. Yayına hazırlanma süreci ise çoğu kişinin zannetiği gibi program başlamadan birkaç saat önce başlamıyor. 7 gün 24 süren bir çalışma istiyor. Yayın olmadığı günlerde de gündemi takip etmek, gazete, dergi karıştırmak, köşe yazarlarını okumak, televizyon izlemek gerekiyor. En önemlisi de soru sorma altyapısına sahip olmak. Yayına birden bir konuk bağlayabiliyorlar ve buna hazır olmak gerekiyor. Esen, yayında başına gelen bir olayı şöyle anlatıyor: “Günlük standart bir yayındaydık. O zamanlar Türkiye’nin sınır ötesi harekatı bekleniyordu ve Irak’a girildi. Bir anda yanıma asker oturttular, kulakığımdan bir ses: ‘Irak Kürdistan Dışişleri Bakanı telefonda.’ Böyle durumlara hazır olmalısınız, gündemi bilmelisiniz, İngilizce konuşabilmelisiniz. 1 haftadır olan biteni takip etmeseydim sorduklarım saçma olabilirdi.” Konu canlı yayınsa sıkıntılar biraz daha fazla olabiliyor. Bir aksaklık ya da gecikme olduğunda spikerin konuyu uzatması istenebiliyor. Bunun için “götürebildiğin kadar” diye bir laf kullandıklarını belirten Esen böyle bir talep geldiğinde kimsenin nasıl uzatacağını söylemediğini belirtiyor. Yani iş artık sunucunun doğaçlama yeteneğine kalıyor.

Sabah programı yapanlar için genelde işi erkenden bitiyor, bütün gün kendisine kalıyor diye düşünülüyor. İşin doğrusu, bu kişilerin erkenden yayında olması için 3.00-3.30 gibi kalkıp 4.00’te şirkette olması gerekiyor. Makyaj, saç yapılıyor, yönetmenle görüşülüyor, ne nasıl olacak konuşuluyor… Program bittiğinde beyin yorgunluğu bedensel yorgunluk olarak dönüyor ve genelde tek istedikleri şey eve gidip dinlenmek oluyor.

Hasta, üzgün olmak yayına asık suratla çıkmak için bir bahane değil. Bunları seyirciye hissettirmemek gerektiğini belirten Esen, bu işi yapmak isteyenlere şu tavsiyelerde bulunuyor: “Bu işi gerçekten yaptıklarında kendilerine özel ayırabilecekleri zaman konusunda sıkıntı yaşayacaklar. Yıllardır bayram tatili yapmadım, çoğu yılbaşını çalışarak geçirdim. Evlilik yıldönümü, doğumgünü de öyle. Hazırlık dediğimiz şey iki saat önce gitmekle olmuyor. Özel hayatınızı layıkıyla yaşamayı seven biriyseniz bu doğru bir meslek değil. Müthiş paraların olduğu bir meslek de değil. İnsanlar zannediyorlar ki, ben şirkete gidiyorum, kapıda karışılıyorlar, elimden çantam alınıyor, biri saçımı diğeri makyajımı yaparken kağıt geliyor önüme, okuyorum onları. Hayır, kendi kendinize gelip bir telaş hazırlık yapıyorsunuz. Spikerlik yapmak için zorlamasınlar kendilerini. Travmatik sonuçları olabiliyor. Denesinler, olmuyorsa da oldurmak için vakit kaybetmektense destekleyici yan işler var televizyonda.”

Uykusuz geceler, jet-lag’ler dengemizi bozuyor
23 sene boyunca pilotluk yapan Süleyman Çakır, 10 sene Türkiye’de, 13 sene de dışarıda olmak üzere 23 sene uçmuş. Pilotluğun vakti gelince çantayı alıp kabine gitmekten ibaret olmadığını belirten Çakır, uçuş öncesi ve sonrasında ciddi bir hazırlık yapıldığını söylüyor. Bu hazırlık ve kontrolde de hem pilot hem de kabin ekibinin bulunması gerekiyor. Uçuştan önce ekibe brifing veriliyor. Hava koşulları, uçuşun neyi kapsadığı, ne zaman kalkacağı, nereye gideceği, yolcu durumları, askeri bir görevse bu görevle ilgili detaylar gibi ön hazırlıkları var. Bunun dışında hava aracının yanına gidiliyor ve yer ekibinden teslim alınıyor. Ardından aracın kontrolleri başlıyor. Hava aracının uçuşa elverişliliğinin onayından sonra eğer sivil uçuşsa yolcuların hava aracına alınması süreci başlıyor. Bütün bu hazırlıklar her ne kadar değişken olsa da uçuş hariç yaklaşık 1.5-2 saat sürüyor. Pilot ve bütün kabin ekibi bütün bu hazırlıklarda yer alıyor. Uçuş öncesi kaptan pilot, ekibine görev dağılımı yapıyor. Uçağın içi de hem pilot hem de kabin görevlileri tarafından fiziksel olarak dolaşarak kontrol ediliyor, uçuşa mani bir durum olup olmadığı tespit ediliyor. Bu sürecin yola çıkış saatinden 2 saat önce başladığını belirten Çakır, kaptan pilotun çantasını alıp uçağa binip uçağı kaldırması gibi bir durum olmadığını söylüyor. Pilotluk mesleğinin disiplin isteyen bir iş olduğunu vurgulayan Çakır, fiziksel olarak dinlenmenin uykuya ve yediklerine dikkat etmenin öneminden bahsediyor. Ayrıca pilotların uyması gereken bir boy-kilo oranı da var. Yaşa göre bu oran değişiyor ama beden kitle endeksine paralel bir oran. Belirli yaşa kadar senede 1, sonra da 6 ayda bir sağlık kontrolünden geçen pilotların senede bir defa da teknik kontrolleri oluyor. Yani öncelikle sağlıklarına sonra da bilgilerine çok dikkat etmeleri gerekiyor. Her pilot her uçağı uçuramıyor. Uçakların sertifikası, ehliyeti değişken. Bu nedenle her uçak için de ayrı bir eğitim almak gerekiyor. Çakır, mesleğin dezavantajlarını şu şekilde sıralıyor: “Uykusuz ya da az uyuduğumuz geceler oluyor, jet-lag’e maruz kalabiliyoruz, dengemiz bozulabiliyor. Bütün bunlardan en az şekilde etkilenmek için fiziksel olarak kendimize çok dikkat etmek zorundayız.”

Gazetecilik futbolculuk gibidir
Hürriyet İK Yayın Yönetmeni Serdar Devrim gazetecilik mesleğini şu şekilde anlatıyor: “Gerçi iletişim fakültelerine giden öğrenciler yazılı basına giderek daha az ilgi duyuyor ama ‘gazetecilik’ hâlâ dışı seni içi beni yakan mesleklerden biri. Gazeteci olmak için birilerini araya koyup karşıma gelen gençlerin sayısı azalmıyor. Onlara hep aynı şeyi soruyorum: Gazetecilik deyince nasıl bir iş hayal ediyorsun? Modelin kim? Gençler mesleğe doğrudan genel yayın yönetmeni ya da köşe yazarı olarak başlamayı hayal ediyorlar.” Gençlerin “İdealim” dedikleri gazetecilik hakkında en küçük bir fikirleri olmadığını belirten Devrim, onlara “Gazetecilik futbolculuk gibidir. Bir avuç star iyi para kazanır, iyi yaşar ama binlercesi toprak sahalarda yarı aç yarı tok sürünür” dediğini ifade ediyor ve devam ediyor: “Anlamak istemiyorlar. Ayrıca haber merkezinde oturup haftada 6 gün, günde 8 saat başkalarının yaptığı (kötü) haberleri düzelten editör de gazeteci, adliye kapısında yağmurda çamurda titreyen muhabir de gazeteci, her akşam başka bir kokteylde kendini gösterip onu bunu övdüğü yazısını kafeden geçen yazar da gazeteci… Özetle gazetecilik diye tek tip bir meslek yok. Bu işi, parlatılan (ve genelde kıymeti kendinden menkul) birkaç yıldıza aldanarak değil, “Ben bu sistemin neresinde yer alabilirim, ne yapabilirim?” diye araştırarak karar vermek gerek.”

Medyanın da özendirici etkisi var

Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Derneği Genel Başkanı Doç. Dr. Tuncay Ergene, yanlış meslek tercihlerinin, gelecekte mutsuz bireylerin olmasına, iş ve işgücü kayıplarına, gelecekteki eş seçimine, yaşanan semt ve uğraşı alanlarına hatta ne tür hastalıklara yakalanılacağına bile etki ettiğini söylüyor. Meslek seçiminde bireylerin çoğunlukla ailelerinden, arkadaş çevresinden ve basın yayın araçları yolu ile medyadan etkilendiklerini vurgulayan Ergene, sosyal statüsü yüksek olan ve popüler olan bazı mesleklerin ön plana çıkarıldığını söylüyor ve medyanın daha çok özendirici bir işlev taşıdığını ekliyor. Türkiye’de öğrencilerin çok azının meslek seçiminde bilinçli tercihler yapabildiğini ifade eden Ergene, bireylerin psikolojik danışma ve rehberlik uzmanlarından.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND