Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Plasebo etkisi nedir?

“Bu ilaç hastalığına iyi gelecek fakat biraz çaba göstermelisin”… Plasebo etkisi, tıbben etkisiz bir ilacın telkine dayalı, kişide olumlu etki yaratmasını sağlayan bir yöntem. Peki aslında hiç bir etkisi olmayan bir ilaç, hastalıkların iyileşmesini sağlayabilir mi?

kişisel gelişim

“Bu ilaç hastalığına iyi gelecek fakat biraz çaba göstermelisin”… Plasebo etkisi, tıbben etkisiz bir ilacın telkine dayalı,  kişide olumlu etki yaratmasını sağlayan bir yöntem. Peki aslında hiç bir etkisi olmayan bir ilaç, hastalıkların iyileşmesini sağlayabilir mi? 

 

Sihirli etki: Plasebo

Bugün modern tıpta daha çok klinik denemelerde, herhangi bir ilacın veya girişimin gerçekten etkili olup olmadığının saptanmasında kullanılan bir yöntem olan plasebo, Yalansavar’da detaylı bir şekilde ele alındı. Günümüzde plasebo etkileri denen bir grup fenomeni Dr. Işıl Arıcan şöyle tanımladı: “Plasebo etkileri, hastalığı tedavi edecek herhangi bir etkinliği olmayan farmakolojik olarak etkisiz maddelerin veya nedensiz girişimlerin, hastaların şikayetlerini azaltarak kendilerini daha iyi hissetmelerine neden olan etkilerdir.”

Peki ne oluyor da teorik olan hiç bir etkinliği olmaması gereken bu girişimler, bu hastaların şikayetlerini böylesine çarpıcı bir şekilde ortadan kaldırıyor?

Dr. Arıcan’ın bu soruya verdiği yanıt şöyle:  “Bugün, altında yatan mekanizmaları net olarak bilemesek de, plasebo etkileri dediğimiz bu etkilerin, aslında tek bir mekanizmaya bağlı olmadığını, birden çok etmenin ve mekanizmanın birleşimi sayesinde ortaya çıktığını biliyoruz. Beklenti, endişe hafifletme mekanizmaları, beyindeki ödül devrelerinin çalışması, sosyal öğrenme, genetik ve kişilik özellikleri gibi farklı etkiler, gerek beyindeki nörokimyasal mekanizmaları tetikleyerek, gerek hastalarda algı değişikliğine neden olarak plasebo etkilerinin ortaya çıkmasına neden oluyorlar.”

Dr. Arıcan’ın Yalansavar’da yayımlanan yazısında plasebo etkilerine ve uygulamalarına dair verdiği bazı bilgiler şöyle:

Beklenti ve endişenin hafiflemesi

Plasebo etkilerini tetikleyen faktörlerin en başında beklenti geliyor. Hastalar kendilerine verilen ilaç ve uygulamalar nedeniyle iyileşme beklentisine kapılıyorlar. Tedaviyi uygulayan doktorun, tedavinin işe yaradığına yönelik telkini, hastanın verilen ilaçın çok etkili olduğunu düşünmesi semptomplarının psikolojik, hatta kısmen fizyolojik olarak da gerilemesine neden olabiliyor. Beyaz önlük giymiş, otoriter ve ilgili bir hekimin “şimdi size çok güçlü bir ilaç vereceğim, birkaç güne bir şeyiniz kalmaz” telkini ile plasebo alan hastalar, tedavi seansının ardından kendilerini daha iyi hissetiklerini beyan ediyorlar.

Nörokimyasal etkiler

Son yapılan çalımalarda plasebo uygulamalarının, psikolojik etkilerin de ötesine geçerek, beyindeki kimi nörokimyasal mekanizmaları da tetiklediği saptanmış durumda. Özellikle ağrı şikayetinin ortadan kalkmasında etkin olan iki mekanizma olduğu düşünülüyor:  endojen opoioid sistem ve endocannabinod sistem. İnsanlarda bulunan doğal ödül mekanizmaları, yemek, su, seks ve para gibi uyaranlar sonucunda nucleus accumbens denen beyin bölgesinin uyarılması ve bunun sonucunda da dopamin maddesi salgılanmasına neden oluyor. Plasebo uygulanması sonucunda da aynı ödül mekanizmaları tetikleniyor. Uygulanan tedavi ile daha iyi olacağı beklentisine giren hastada, bu beklenti dopamin artışına neden oluyor ve artan dopamin hastanın kendini daha iyi hissetmesini, ağrılarının hafiflemesini, şikayetlerinin geçmesini sağlıyor.

Öğrenme

Öğrenme ve özellikle şartlı öğrenme de plasebo etkilerinin ortaya çıkmasında önemli. Bir hastaya ilk olarak plasebo uyguladığınızda, o hastada gözlenen plasebo etkisi çok güçlü olmuyor. Ancak hastaya önce etkin bir tedavi uygular ve daha sonra bu tedaviyi hasta fark etmeden plasebo ile değiştiriseniz o zaman plasebo etkisinin çok daha arttığı gözlenebiliyor. Örneğin, ağrı tedavisi için yapılan bir çalışmada hastalara Pazartesi, Salı, Çarşamba ve Perşembe günü morfin verilip, Cuma günü morfin yerine su enjekte edildiğinde hastalarda sanki morfin almışçasına ağrıların azaldığı gözlenmiş. Bugün, plasebo etkilerinin ne şekilde ortaya çıktığını tam olarak anlayamamış olmamız rağmen, hangi durumlarda plasebo etkilerinin daha güçlü olduğunu biliyoruz.

Peki, plasebo eğer hastaların rahatlamasını sağlıyorsa, özelikle de içinde kimyasal madde yokken vücut kimyasını değiştirebilecek güçteyse neden rutin tedavilerde plasebo kullanmayalım?

Bu cevabı oldukça karmaşık, ve yerine göre oldukça değişen bir soru.

Öncelikle, her ne kadar plasebo etkileri gözlemlenebilen hatta günümüzde kısmen de olsa nörokimyasal olarak ölçülebilen etkiler olmasına rağmen, hastaların plasebo kullanmaları sonucunda ilaca verdikleri yanıt, gerçekten etkin madde içeren ilaçlara verdikleri yanıttan epey farklı. Yapılan pek çok sayıdaki çalışmada, plasebo uygulaması sonrasında gözlemlenen iyileşmenin genelde subjektif olduğu, ve bu iyileşme halinin de etkin maddeyle tedavi edilen hastalara göre çok daha kısa sürdüğü saptanmış. Plasebo tableti verilen hastalar, ağrılarının geçtiğini beyan etmelerine rağmen, gözlemledikleri etkinin süresi, gerçek ilaç alanlara göre daha kısa. Yani, özellikle ağrı gibi şikayetlerde plasebo geçici bir rahatlama sağlasa da etkisi kısa bir zaman sonra yok oluyor. Oysa etken madde içeren tedavilerin etkinlik süresi çok daha uzun.

2011 yılında, astım tedavisinde plasebonun yerini inceleyen ve NEJM’da yayınlanan bir çalışma, pek çok hastalıkta neden plaseboya bel bağlamamız açısından güzel bir örnek. 39 hasta üzerinde yapılan bu çalışmada, astım hastası olan ve nefes darlığı çeken bir grup hastaya, albuterol denen sprey formunda bir astım ilacı, içeriğinde etkin madde olmayan plasebo bir sprey ve sahte akupunktur tedavisi uygulanmış. Sonuçlar oldukça ilginç:

Çift körlemesine kontrol grubu ile yapılan bu deney protokolünde, hastaların bu tedavileri almadan önceki ve sonraki akciğer fonkisyonları ve subjektif olarak kendilerini nasıl hissetikleri karşılaştırılmış. Bu karşılaştırmada, astım için oldukça önmeli bir kriter olan FEV1 testi kullanılmış. FEV1, kişinin kendini zorlayarak nefes vermesi sırasında, 1 sn içinde akciğer içindeki havanın ne kadarının dışarı atıldığını gösteren bir ölçüm. Normal kişilerde, bu değer yüzde 70-80 arasında bulunuyor, yani kendimizi zorlayarak soluk verirsek, 1 sn içinde akciğerimizdeki havanın yüzde 70-80’ini dışarı atabiliriz. Astım hastalarında, solunum yolu daraldığından bu değer daha düşük çıkıyor, verilen astım ilaçları solunum yolunu genişleterek bu değerin normal değerlere yaklaşmasına yardımcı oluyorlar.

Deneyde hastalara birer hafta arayla bu tedavi yöntemleri karışık sırayla uygulanmış. Her bir uygulama öncesi hastaların FEV1 değerleri not edilmiş, uygulama sonunda bu ölçüm tekrarlanmış. Ayrıca her uygulama sonrası hastalara uygulanan yöntemden ne kadar fayda sağladıklarını soran bir de anket yapılmış. Böylece deneyi düzenleyen araştırmacılar her bir hasta için uygulanan yöntemin hem ölçülebilir objektif etkilerini, hem de hasta tarafından algılanan subjektif etkilerini kaydetmiş ve sonra bunları karşılaştırmışlar.

Çıkan sonuçlar gerçekten şaşırtıcı: Her bir tedaviden sonra hastalar, şikayetlerindeki iyileşmenin albuterol (astım ilacı), plasebo sprey ve gene bir plasebo olan akupunktur tedavisinden sonra hemen hemen aynı oranda olduğunu beyan etmişler. Yani hastalar, her üç yöntemin de nefes alışlarına iyi geldiği kanaatinde. Ancak karşılaştırılan FEV1 değerleri aynı şeyi söylemiyor. Her üç yöntemden önceki ve sonraki FEV1 değeri değişimine baktığımızda, albuterol uygulanan hastaların FEV1 değerlerinde yüzde 20 gibi anlamlı bir artış olmasına rağmen, plasebo sprey veya akupunktur uygulanan hastaların FEV1 değerindeki iyileşme hiçbir uygulamaya tabi tutulmayan hastalara göre farklılık göstermemiş.

Yani, plasebo ve akupunktur uygulanan hastalar akciğer fonksiyonlarında iyileşme olmadığı halde kendilerini daha iyi hissettiklerini beyan etmişler.

Bu ve benzeri çalışmalar, plasebo uygulamalarının aslında hastalığın kendisini tedavi etmektense, hastalıkla ilgili semptomları kısmen ve geçici olarak hafiflettiği veya hastanın bu semptomları algılayışını değiştirdiklerini gösteriyor. Bu nedenle, plasebo içeren tedavi yöntemleri, hastaların gerçek anlamda tedavi edilmesini sağlamaktan uzak. Kısmen, hastalara anlık bir iyileşme sağlama dışında pek bir iyileştirici etkileri yok.

Etkinlikle ilgili sıkıntıların yanısıra, plasebo uygulamalarında bir diğer problem tıbbi etik. Tıp etiğinde artık hastaya haber vermeden, bilgilendirmeden yapılan uygulama ve verilen ilaçların artık yeri yok. Etik olarak, hastaya verilen ilaçların ne olduğunun, ne gibi etki ve yan etkilerin beklendiğinin detaylı açıklanması, hastanın da bunların farkında olarak aldığı tedaviye onay vermesi gerekli.Bir hastaya, etkin olacağını söyleyerek etkisiz bir ilaç veya uygulama reçete etmek, onu kandırmakla eşdeğer ki bu tıp etiğiyle bağdaşmıyor.

Bir diğer etik sorun da, mantar gibi üreyen ve plasebo etkisinden başka bir etkinliği olmayan alternatif tıp uygulamalarının sayısındaki patlama. Yeni türeyen pek çok alternatif tıp yönteminin savunucuları, insanların beklentilerini, inançlarını, güvenlerini ve umutlarını suistimal ederek etkinliği olmayan maddelerle hastaların tedavi edildiği sanrısını yaratmayı plasebo etkileri üzerinden mazur göstermeye çalışıyor. Bu akımın savunucuları plasebo etkilerinde görülen nörokimyasal etkileri ve beyinden salgılanan endorfinlerin yarattığı ağrı ve benzer şikayetlerin algılanmasındaki değişikliği öne sürerek uyguladıkları tedavilerin etkin olduğunu iddia ediyorlar. Bu tip tedavilerin artışı, hem hastaların etkin olduğunu düşündükleri tedavi yöntemlerine bel bağlayarak suistimal edilmelerine, hem de aslında kalıcı etkisi olmayan bu yöntemlere aktarılan kaynakların heba olmasına neden oluyor.

Plasebo etkilerinden faydalanarak etik olmayan uygulamalar yapan tek grup alternatif tıp değil elbette. İlaç firmalarının da hiç azımsanmayacak şekilde plasebo etkilerini kullanarak, hastaları, hatta doktorları manipüle ederek haksız kazanç sağladığını görüyoruz. Yeni piyasaya çıkan ve belki de etkinlikleri piyasada mevcut olan benzerlerinden pek de farklı olmayan ilaçların albenili ambalajlar, özellikle dizayn edilmiş renk ve şekildeki kapsüllerle satılarak olduklarından daha etkinmiş izlenimi verdiklerini sıklıkla izliyoruz. Bu pazarlama yöntemi, hem doktorlara bu ilaçların daha etkin olduğunu düşündürerek bu ilaçların daha çok reçetelendirilmesine, hem hastaların bu yeni ve “son moda” ilaçları kullanmak istemesine neden oluyor. Hastalar yeni ilacı eskisinden daha etkin gösteren kısa ama geçici plasebo etkileriyle mutlu olurken, ilaç firmaları daha pahalı ilaçların satışını artırarak ceplerini doluyor.

Plaseboyu kucaklayabilir miyiz?

Plasebo etkilerinin, ne olduğunu bilerek dikkatli ve uygun şekilde ve etik olarak kullanıldığı alanlar da var elbette.

Bu etkilerin en önemli kullanım alanı yeni tedaviler bulmaya yönelik yapılan bilimsel çalışma ve klinik deneyler. Hem doktorların, hem hastaların ortak hedefi uygulanan tedaviden hastanın fayda görmesi. Bunun yolu da gerçekten işe yarayan, tedavi edici özellikleri olan maddeleri bulmak ve sınamaktan geçiyor. Klinik deneylerde, bir tedavinin gerçekten işe yarayıp yaramadığını, ancak benzer bir plasebo kullanarak test edebiliyoruz. Ancak bu testlerden geçip, etkinliği plasebodan farklı olan ilaçlar tedavi protokollerinde yerini alıyor.

İlginç ve yeni bir diğer uygulama da, yukarıda bahsettiğim “hastaya içinde etkin madde var yalanıyla plasebo ilaç verme” konusundaki etik sorununu ortadan kaldırarak, açık olarak plasebo verme yöntemi. Yakın zamana dek, hastaya verilen ilacın plasebo olduğunun açıkça söylenmesinin plasebo etkinliğini yok edeceği yolunda görüş hakimdi. Ancak yeni yapılan birkaç çalışma, bazı durumlarda hastaların bilerek plasebo alması halinde bile kısmen de olsa plasebo etkilerinin gözlenebileceği ve hastanın semptomlarının iyileşebileceği yolunda veriler elde etmiş durumda. Örneğin, Harvard Üniversitesi’nde 80 İrritable Bağırsak Hastası gönüllü üzerinde yapılan bir çalışmada, bu hastalara şeker tabletleri verilmiş ve verilirken de “bu tabletlerin içinde etken madde olmadığı, şekerden ibaret oldukları, ancak yapılan klinik deneylerde bu tabletleri kullanan kişilerin gaz, şişkinlik gibi şikayetlerinde azalma gözlendiği” söylenmiş. Bu telkin üzerine, içinde etken madde olmadığını bile bile şekerden ibaret plasebo tableti alan hastalar, yine de şikayetlerinin azaldığını beyan etmişler. Ancak bu çalışmaların sayısı henüz oldukça az, diğer pek çok çalışma da aksine hastaların kendilerine verilen tedavisinin plasebo olduğunu anladıklarında iyileştikleri algısının zayıfladığını gösteriyor.

Kısaca, hastalara açık açık plasebo uygulamasının faydası olup olmadığı daha derinlemesine araştırılması gereken bir konu. Kim bilir, zaman geçtikçe belki de etik dışı uygulamalar yapmadan plasebo etklilerinin olumlu yanlarını tıp uygulamarına doğrudan dahil edecek yöntemler bulabiliriz.

Plasebo’nun öğrettikleri

Plasebo etkileri hakkında son yüzyılda yapılan çalışmalardan öğrendiklerimiz çok kıymetli. İnsan beyninin beklenti, endişe ve benzer mekanizmalarla nöroendokrin mekanizmaları tetikleyerek beyin kimyasını değiştirdiğini biliyoruz. Bu alanda yapılan derinlemesine çalışmalar hem bu etkileri daha iyi anlayıp hastaların iyiliğine kullanmamızı sağlayacak, hem de plasebo etkilerini güncel tıp uygulamalarıyla etik olarak nasıl bütünleştirebileceiğimiz konusunda bize yol gösterecek. Ancak plasebo etkileri ile yapılan çalışmaların, belki de modern tıbba öğrettiği en önemli şeylerden biri, hastaların kendilerini iyi hissetmesinde verilen tedavi yöntemi kadar iyi bir hasta-hekim ilişkisinin önemini bir kez daha göstermesi.

Hastalar birer makine değiller, ve hekimler olarak onları sadece etken madde içeren ilaçlarla iyileştirmemiz yetmiyor. Uyguladığımız tedaviden en yüksek etkinliği alabilmemiz ve hastalarımızın kendini mutlu ve güvenli hissetmesini sağlamak için onları birey olarak görmeli, onlara yeterli vakit ayırmalı ve gereken önemi ve saygıyı göstermeliyiz.

Meraklısına notlar:

Plasebo etkileri ile karışan durumlar

Etkisiz tedavi uygulaması sonucunda iyileştiğini beyan eden her hastanın iyileşme nedenini plasebo etkisi olarak görmemek gerekli. Plasebo etkileri dışında da, kişilerin hastalık belirtilerinin ortadan kalktığı durumlar olabilir.

• Bazı hastalıklar kendiliğinden iyileşebilir ve bu tesadüf, etkisiz bir tedavi yönteminin etkinliği varmış gibi algılanmasına neden olabilir.

• Benzer şekilde, kişinin içine düştüğü teyit önyargısı da iyileşme sanrısına neden olabilir. Örneğin işe yarayacağını düşündüğümüz bir tedavi yöntemini denedikten sonra, hissettiklerimizden beklentimizle uyumlu olanları anımsama, çelişenleri ise göz ardı etme eğilimimiz mevcut.

• Bazı hastalıklar, semptomlarda dalgalanmalarla seyreder. Hastanın deneyimlediği şikayetlerdeki dalgalanma, uygulanan tedaviden bağımsız olarak hastanın kendini daha iyi hissetmesine neden olabilir. Ortalamaya dönme eğilimi, sıklıkla plasebo etkileriyle karıştırılan bir durum.

Plasebonun kötücül ikizi

Plasebonun olumlu etkilerinin aksine,  bazen etkisiz madde alımını takiben olumsuz etkiler de gözlenebiliyor. Nosebo etkileri denen bu fenomen, uygulanan etkinliği olmayan tedavi yönteminin ardından gerçek ilaçtan beklenen yan etkilerin gözlemlenmesi durumuna verilen isim. Eğer herhangi bir ilacı alırken hiç bir yan etki deneyimlemediğiniz halde günün birinde prospektüsünü okuyup orada görülen yan etkilerde kaşıntı ve mide bulantısı yaptığını gördükten sonra tüm gününüz kaşınarak ve kusmamaya çalışarak geçtiyse siz de nosebo etkisiyle tanışmış olmalısınız.

Yazının tamamına yalansavar.org adresinden ulaşabilirsiniz:http://yalansavar.org/2014/06/15/plasebo-iyilesmeye-inanmak/

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Limit sizsiniz!

the walt dısney, mıcrosoft paınt, Marry Poppins Returns, Concha Garcia Zaera

Bazen yaşımızın ilerlediğini ve hayata geç kaldığımızı düşünürüz. 88 yaşındaki Zaera ise yaptıklarıyla bu düşünceyi yerle bir ediyor. Paint’te çizdiği resimlerle harikalar yaratan yaşlı kadın Disney’e afiş tasarlıyor. Siz hala geç kaldığınızı mı düşünüyorsunuz?

Paint’te yaptığı resimlerle fenomenleşen yaşlı kadın, Disney için afiş hazırladı

‘İspanyol babaanne’ lakabı takılan Zaera, The Walt Disney şirketi tarafından vizyona girecek olan Marry Poppins Returns isimli film için afiş tasarlamakla görevlendirildiğini açıkladı.

Microsoft Paint’te yaptığı resimlerle sosyal medyada fenomenleşen Concha Garcia Zaera, Walt Disney’in vizyona girecek olan filmi Marry Poppins Returns’ün dünya prömiyerinde kullanılacak olan afişi tasarladı. Instagram üzerinden açıklama yapan 88 yaşındaki İspanyol kadın, Disney’in bu işi kendisine vermesinden ötürü onur duyduğunu ifade etti.

Microsoft Paint programını kullanarak yaptığı resimlerimle Instagram fenomenine dönüşen 88 yaşındaki Concha Garcia Zaera, bu defa yeteneklerini Hollywood için sergiledi.

Yabancı basında kendisine ‘İspanyol babaanne’ lakabı takılan Zaera, The Walt Disney şirketi tarafından vizyona girecek olan Marry Poppins Returns (Marry Poppins Dönüyor) isimli film için afiş tasarlamakla görevlendirildiğini açıkladı.

Doğa üstü güçlere ve büyü yapabilme yeteneğine sahip bir dadı ve bakıcılık yaptığı ailenin çocuklarıyla yaşadığı maceraları konu alan ve 1964 yılında çekilen ilk Marry Poppins filminin devamı niteliğindeki Marry Poppins Returns, İspanya’da 21 Aralıkta vizyona girmişti.

Daha önceleri çizimlerini tuvale yağlı boya aracılığıyla resmeden Zaera’nın Microsof Paint ile tanışması, on yıldan fazla bir süre önce yağlı boya kokusundan rahatsız olan hasta kocasına baktığı döneme denk gelmekte.

1985’ten bu yana Windows bilgisayarlarla birlikte verilen ücretsiz bir program olan Paint üzerinden devam eden yaşlı kadının torunu, geçen ekim ayında babaannesinin çizimlerini Instagram aracılığıyla tüm dünya ile paylaşmaya karar vermesi sonrası Zaera’nın resimleri binlerce sosyal medya kullanıcısının ilgisini cezbetti.

Sosyal medyada çizimleri yoğun ilgiyle karşılanan Zaera başlarda ne olduğunu tam olarak anlamlandıramadığını belirterek, “Neler olduğunu anlamadım. Sürekli şekilde takipçilerim artıyordu ve ben neler olup bittiğini merak ediyordum.

Aralık 2018’de torunun teşviki ve yardımıyla sosyal medyaya adım atan Zaera, an itibariyle 185 bin takipçiye sahip.

Kaynak: www.t24.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

Üstüme iyilik sağlık!

sağlıklı besinler, kış hastalıkları, hasta olmayı önleyen yiyecekler

Kış hastalıkları kapımızı bir bir çalıyor. Bağışıklık sistemimizi güçlü tutmamız ve bunun içinde iyi beslenmemiz gerekiyor. İşte hastalıklardan korunmak için ilaç niyetine tüketilecek besinler…

Kışın hasta olmayı önleyen yiyecekler

Kışı güçlü geçirmek için mevsime uygun sofranızda bulundurmanız, yemeniz gereken başlıca yiyecekler neler? Diyetisyen Vildan Kabataş, kışın zindelik sağlayan,bağışıklığı güçlendiren yiyecekleri anlattı.

Maydanoz: C vitamini ve demir deposudur. Böbrekleri temizleyici, ödem atıcı ve kan şekerini dengeleyici etkisi vardır.

Lahana: İçeriğinde yaşlanmayı önleyici mineral olarak kabul edilen selenyumu barındırır. Mide ve yemek borusu kanseri tehlikesini azaltır. Sadece lahana çeşitlerinde bulunan U vitamini, mide ve bağırsakların iç yüzeyini korur, yaraların iyileşmesini sağlar. Cilt sağlığı için faydalıdır.

Bal kabağı: Yüksek lif, A vitamini, fosfor ve kalsiyum içerir. Ayrıca lifli yiyecekler kolon kanserine karşı koruyucudur.

Soğan/sarımsak: Yüksek tansiyon ve kalp hastalığı riskini azaltır. Bağışıklık sistemini güçlendirmekte oldukça etkilidir.

Mandalina: Zengin C vitamini içeriğiyle, özellikle kış aylarında hastalıklara karşı savunma mekanizmamızı güçlendirir. Potasyum içeriğiyle yüksek tansiyonu düşürür.

Portakal: C vitamini ve folik asit kaynağı olan portakal bağışıklık sistemini güçlendirir ve kansızlığa iyi gelir.

Ispanak: Demir yönünden zengindir. Betakaroten içerdiği için yaşla birlikte ortaya çıkan göz hastalıklarına karşı da etkilidir. Bazı mide kanserlerini önlediği ve bağışıklık sistemini güçlendirdiği bilinmektedir.

Armut: A, B1, B2, B3, B6 ve C vitamininden zengindir. Kabuklu olarak tüketilmesi, bağırsak sağlığı açısından çok faydalıdır. Kabızlığı tedavi etmek için sık sık tüketilebilir.

Rezene: Uçucu yağlar içerdiğinden kaynatılması yerine sıcak suda bekletilmesi tercih edilmelidir. Kalsiyum, potasyum gibi minerallerin yanı sıra B vitamini de içerir. Vücut direncini artırır. Düzenli kullanıldığında kolesterolü düşürür.

Brüksel lahanası: Kükürtlü sebzeler grubunda olduğu için güçlü bir kanser savaşçısıdır. Az pişirilmesi veya çiğ tüketilmesi gerekir. Bağışıklık sistemini güçlendirir. Lif, C vitamini, folat ve A vitamini içerir. Cilt sağlığı için faydalıdır.

Zerdeçal: İçeriğindeki etken madde olan kurkumin sayesinde etkili bir antioksidan kaynağı, iltihapları önleyici, kansere karşı koruyucu ve bağışıklığı güçlendiricidir. Aynı zamanda zerdeçal hazımsızlığa iyi gelir. Kan sulandırıcılarla birlikte kullanılmamalıdır.

Greyfurt: C Vitamini açısından zengin olan greyfurt bağışıklık sistemi için yararlıdır. Kan sulandırıcılarla birlikte kullanılmamalıdır.

Pırasa: C, K ve B vitamini deposudur. Ayrıca, potasyum, kalsiyum, silisyum, manganez, kükürt, bakır yönünden oldukça zengindir. Aynı zamanda bağırsakların düzenli çalışmasını sağlar, kabızlık şikâyeti olanlar faydalanabilir.

Kaynak: www.hurriyet.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

Evli, iki çocuklu bir öğretmendi, 40 yaşından sonra pilot oldu!

Ne olursa olsun yılmadım.

Eğer kendinize meydan okumazsanız, kendi en iyi halinizi asla bilemezsiniz. Bazen “sıradan” bir insan, sıra dışı bir karar alır. Hayatı o andan itibaren, köklü bir şekilde değiştirir. Çoğunluk böyle şeyleri düşünür, ama sonra gider dizi izleyip uyur:) Kendi hayatını renklendirmek yerine, renkli hayatları beyaz camdan izlemekle yetinir.

Bu sayfada konumuz olan biteni seyredenler değil kendi hayalini gerçekleştirenler. Şimdi, bir kadın hayal edin. Evli ve  iki çocuklu bir öğretmen. Gündelik hayatın rutin akışında dönüp duruyor.

Çocukken anneannesi tarafından büyütülmüş. Hep kendisinden beklenenleri yaparak ilerlemiş. Bu kadın hayatının orta yaşlarına gelince, içinden “ben kimin ve gerçekten ne istiyorum?” sorusunu sormaya başlamış. “Hayatımda bir şeyler eksik”, diye tekrarlamış iç sesi “tam olmayan bir şey var!”

Bu dönemde bir kitap okumuş ve rutinlerle dolu hayatını baştan aşağı değiştirmeye karar vermiş. Önce kolay bir adım atıp, spor salona yazılmış. Sonra yabancı dil öğrenmiş. Hobileri yetmemeye başlayınca, daha köklü ve radikal bir karar almış:40 yaşından sonra pilot olmak!

Bir düşünün bakalım: Böyle bir şeyi yapabilir miydiniz? En iyi devlet okullarından birinde 20 yıllık öğretmenken, öğrencilerinize okumak üzere aldığınız “Her Şey Seninle Başlar” adlı kitabı okuyup, göklerde pilot olmayı hayal edip, bunu gerçekleştirmek için tüm gücünüzle mücadele edebilir miydiniz?

Manşet, her şey seninle başlar )+, Gamze Aster başarısı, Gamze Aster başarı hikayesi, Gamze Aster
Eski öğretmen yeni pilot Gamze Aster

Öyküsünü yayınladığımız insan, bunu yapabildi. Bir yanda öğretmenlik, bir yanda iki çocuk, bir yanda evlilik olduğu halde, azimli bir mücadeleyle pilot olmayı başardı.

Eski öğretmen yeni pilot Gamze Aster, Mümin Sekman’ın “Başarılı Okurlar Buluşması”na da davet edildi. Orada hikayesini diğer başarılı okurlarla paylaştı.  

Başarı hikayesinin tüm detaylarıyla ilk defa www.kigem.com sitesine anlattı.

Okuyun ve görün: Başka bir hayat mümkün!

Gamze Aster neyi nasıl yaptığını anlatıyor.

“Otuz beş yaşında, evli, mutlu ve çocuklu bir öğretmendim. Dışarıdan bakıldığında hayatıma dair her şey yolunda görünüyordu. Mutlu bir evliliğim, iki güzel çocuğum ve severek yaptığım bir işim vardı. Ancak içimde bir ses, bir şeylerin yolunda gitmediğini söylüyordu!  Hatta ve hatta o ses bana, “Hiçbir şey yolunda değil Gamze”, diye fısıldıyordu.

Hayatı boyunca pek çok zorluğun üstesinden gelmiş ve  kendi ayaklarının üzerinde durmayı başarmış biri olarak ilk kez yaptığım şeylerin işe yaramadığı bir durumdaydım.

Bir sorunum olduğunu hissediyordum, fakat o çözümünü bilmediğim bir sorunun üstüne gitme motivasyonunu kendimde bulamıyordum. Kitap okumayı, kendini geliştirmeyi her daim seven biri olarak, bir gün yine kitapçıda dolaşıyordum.

Tesadüfen gördüğüm bir kitap dikkatimi çekti. Kapağında yer alan ‘en çok satan başarı kitabı’ etiketi dikkatimi çekmişti. Kitabı elime aldığımda, ‘bu kadar insanın bir kitabı okuması tesadüf olamaz’, diye düşündüm.

Kitabın ismi de çok çarpıcıydı: ‘Her Şey Seninle Başlar’

Öğrencilerimi hayata hazırlamak için bir kitap aldım.

İlgimi çeken bu kitabı, hayatımda yeni bir dönemi başlatacağından habersiz bir şekilde aldım. Aslında amacım kitabın içinden bazı öykü ve fikirleri öğrencilerimle paylaşmak ve onlara faydalı olabilmekti.

Hiçbir zaman sadece dersini anlatan bir öğretmen olmadım. Ders konuları dışında da öğrencilerimi hayata hazırlamak için elimden gelen desteği sağlamaya çalıştım. Öğrencilerimin özgüvenlerini geliştirmek, motivasyonlarını yükseltmek için çeşitli yollar arayıp buluyordum. Çünkü ben zaten hayatta bazı şeyleri başarmıştım, sıra gençlerdeydi. Onların da hayallerini gerçekleştirmelerini istiyordum.

Benim için öğretmenlik, asla sadece bir meslek değildi. Bana göre öğretmenlik, gençleri hayata hazırlamanın, onlara bir hayat amacı vermenin en güzel yoluydu. Bu nedenle gençlik yıllarımda sahip olamadığım destek ve motivasyonu öğrencilerime sunmak için çabalıyordum.

Derslerde sık sık kendi hayatımdan örnekler vererek onları geliştirmeye çalışıyordum. Çünkü benim hayatım başlı başına bir hayatta kalma mücadelesiydi. Her Şey Seninle Başlar’ı alıp okumaya başladıktan sonra derslerde de kitaptan bazı bölümleri öğrencilerimle paylaşmaya başladım.

Manşet, her şey seninle başlar )+, Gamze Aster başarısı, Gamze Aster başarı hikayesi, Gamze Aster
Kırk yaşında pilot olmaya karar verdim!

Kırk yaşında pilot olmaya karar verdim!

Her Şey Seninle Başlar, pek çok öğrencimin kişisel gelişim kitaplarına bakışını değiştirmişti. Bunun olması da çok normaldi, çünkü zaten milyonları etkilemiş bir kitaptı. Ancak beklenmeyen, bu kitabın benim hayata bakışımı etkilemesi ve otuz beş yaşından sonra hayatımda yeni bir sayfa açmamı sağlamasıydı.

Üstelik bu yol, artık 40 yaşlarında, 18 yıllık öğretmenlik kariyeri olan, evli ve iki çocuklu bir kadının çıkmayı hayal bile edemeyeceği kadar çetin bir yoldu. Belki milyonlarca insan tıpkı benim gibi “orta yaş krizi” denilen bir durumla karşılaşıyor ve milyonlarcası bu durumu kabullenip mutsuz hayatına kaldığı yerden devam ediyor. Hatta bu süreçte, evlilikleri bitirme noktasına getirecek olayların yaşandığı bile görülür.

Monoton hayatlarına hareket katmayı isteyen orta yaşlıların çoğu bu veya buna benzer olaylar yaşıyor. Ancak olumsuz koşullar içinde büyümüş biri olan ben, içine girdiğim orta yaş krizini, Her Şey Seninle Başlar sayesinde fırsata çevirdim.

Henüz 18 yaşındayken bir ömür boyu sizi mutlu edecek kariyeri seçme konusunda isabetli olmak elbette kolay değildir. Pek çoğumuz 40 yaşında ne yaparsak daha mutlu olacağımızı bilmeden bu kararları alıyoruz. Gelecekte nasıl biri olacağımıza dair sadece tahminler üzerinden önemli kararlar alıyoruz. Bazıları bu konuda şanslı olabilir, ama herkes için aynı şeyi söylemek ne yazık ki mümkün değil.

Sil baştan başlamaktan korkmadım!

Yıllarını öğretmenlik mesleğine vermiş, işini severek yapmış, milyonlarca güzel anı biriktirmiş bir öğretmendim. Anadolu öğretmen lisesinde çalışmaya hak kazanmış, geleceğin pırıl pırıl öğretmenlerini yetiştiriyordum. İki harika oğlum ve mutlu bir evliliğim vardı.

Ancak 35 yaşından sonra içten içe hayatımda bir şeyin eksik olduğunu hissetmeye başlamıştım. Bunun tam olarak ne olduğunu bilmiyordum, ama bu ‘olmamışlık duygusu’ içimi sürekli kemiriyordu.

Bir gün yine Her Şey Seninle Başlar’ı okurken hayvanlar üzerinde yapılan deneyler ilgimi çekti. Pireler üzerinde yapılan davranış incelemesi, fillerin tutsaklık öyküleri gibi…  Bunlar bizim içine düştüğümüz öğrenilmiş çaresizlik sendromunu çok güzel açıklıyordu. Benim de aynı hisse kapılmış olduğumu ve bunu hiç farkında bile olmadan kabullendiğimi, o satırları okurken fark etmiştim.

Kitapta okuduğum her cümle sanki benim hücrelerime kazınmış ama kendimin bile farkında olmadığım fikirlerin dile gelmiş hali gibiydi. Her satırla birlikte içimde var olduğunu bile unutmuş olduğum motivasyonum harekete geçmişti.

Böyle durumlarda, benim gibi pek çok kişi, yeniden harekete geçen içsel motivasyonunu eşi ya da çocuklarına yönlendirmeyi seçmiştir. Ama sadece bunu yapmak sorunun çözümü olamayacaktı.

Bu yüzden kitaptan edindiğim yöntemlerle ben farklı bir şey daha yaptım. Her Şey Seninle Başlar sayesinde mutsuzluğumun kaynağını bulmuştum. Bu noktadan sonra hayatıma aynı şekilde devam etmeyecektim. Her zaman kendini geliştirmeyi ve değiştirmeyi seven biriydim, yine öyle yapacaktım.

Öğretmen olarak misyonumu tamamlamıştım ve etrafıma yaydığım hayat enerjisini bundan sonra kendim için kullanmaya karar verdim.

Tüm rutinlerimi yerle bir ettim!

Her Şey Seninle Başlar, bana kaybettiğim cesaretimi geri vermişti. Hayatımı değiştirmek üzere minik ama anlamlı adımlar atarak işe başladım. Uzun yıllar boyunca spora başlamak istememe rağmen bunu hep ertelemiştim. Çok zayıf olmam ve yaşam koşullarım, düzenli spor yapmama izin vermemişti.

İlk olarak haftanın beş günü spor yaparak üzerimdeki ataleti yendim. Hatta kilo alıp enerjimi yükselttim. Artık daha enerjik ve pozitiftim. Böylece yorgunluğumun mutsuzluktan kaynaklandığını gördüm.

Sürekli gülümseyen, etrafına neşe saçan biri olduğum için kimse benim aslında ne kadar mutsuz olduğumun farkında bile değildi. Oysa benim içimde sonsuz bir umut duygusu olsa da çözemediğim bir mutsuzluk vardı.

İngilizce öğrenmeye başladım

Hayatım boyunca uğraşmama rağmen İngilizce eğitimimi tamamlamayı başaramamıştım. Bunun için hemen İngilizce kursuna kayıt oldum, haftanın 4 günü pratik yapma imkânı buldum. Gece yarılarına kadar İngilizce çalıştım. Yeni bir dil ve kültür öğrenmek dünyaya bakışımı değiştirdi.

Bir diğer hayalim ise dansa başlamaktı. Bu da yeni hayatımın tarif edilemez bir eğlencesi olmuştu. İçimdeki çocuk giderek mutlu oluyordu. Çocukluk yıllarımda yaşıtlarımdan biraz farklıydım. Yaşıtlarım dışarıda oyunlar oynarken, ben kitap okumayı ya da klasik müzik dinlemeyi tercih ederdim.  

Büyük bir cesaretle birkaç günlük yurt dışı seyahatleri yaptım. Öğrendiğim kadar İngilizce ile kendime aldığım gece kıyafetini de giyip çok güzel bir salonda opera izledim. Dinlediğimiz müziklerin bile aslında düşünce biçimimizi, duygularımızı, onların da motivasyonumuzu nasıl etkilediğini gördüm. Müzik tarzıma yenilerini ekledim, genişlettim, değiştirdim. Hüzünlü melodilerin pozitif bir bakış açısı sağlamayacağı bir gerçekti, bu nedenle daha farklı müziklere yöneldim.

Hayatımın sorumluluğunu kimseye bırakamazdım!

Her Şey Seninle Başlar, beni sanki derin bir uykudan uyandırmıştı. Birden bire hızlı bir değişim ve gelişim sürecine girmiştim. Sanki artık elimde bir yapılacaklar listesi vardı ve ben adım adım hayallerimin peşinden ilerliyordum.

Bir yandan rutin yaşantım devam ederken, bir yandan da ‘daha farklı neler yapabilirim’ sorusuna cevap arıyordum. Beni mutlu edecek, hayatımı zenginleştirecek yeni bir hedefe ihtiyacım olduğunu görmüştüm.

 Her Şey Seninle Başlar, benim kendime bir yolculuk yapmamı sağlamıştı. Artık hayata başka gözlerle bakıyordum ve kendim için bir hobiden fazlasını bulmam, yeni bir iş yapmam gerekiyordu. 40 yaşıma girmeme birkaç ay kala ne aradığımı buldum!

Mesleğimi ve öğrencilerimi çok sevmeme rağmen öğretmenlik beni artık motive etmiyordu. Hayattaki birikimimi ve sahip olduğum enerjiyi, başka bir amaç için harekete geçirme zamanı gelmişti. Çünkü her geçen yıl kendimden veriyordum ve tükenen motivasyonumu yeniden güçlendiremiyordum.

Hayata bir kez geldiğimize göre, istediğimiz gibi bir hayat yaşamak bence hepimizin hakkı. Artık 18 yaşında, imkânları ve bilgisi sınırlı bir genç kız değildim. Şimdi 40 yaşına gelmiş, yıllar içinde kendinden yeni bir insan inşa etmiş bir yetişkindim.

Haliyle bu yeni insanın yapabilecekleri ve beklentileri 18 yaşındaki o genç kızdan çok farklıydı. Üstelik artık istediklerimi alacak cesarete de sahiptim.

Manşet, her şey seninle başlar )+, Gamze Aster başarısı, Gamze Aster başarı hikayesi, Gamze Aster
Hayattaki birikimimi ve sahip olduğum enerjiyi, başka bir amaç için harekete geçirme zamanı gelmişti.

Çocukluğum kitapların arasında geçti..

Ben boşanmış bir anne-babanın ilk çocuğuydum. Hayatımı ders çalışarak, kitap okuyarak kurmuştum. Benim hiç hayal kurma şansım olmadı gençliğimde. Hayatın bana sunduklarıyla en iyisini yapma mücadelesi içinde olduğumdan hayallerim ve hayal kırıklıklarım olmadı.

Hayattaki en büyük şansım, anneannemin bakmak için kardeşlerim arasından beni seçmesi oldu. Ben de anneannemi utandırmamak için sürekli çabaladım. İyi bir insan olmak ve kendi ayaklarımın üstünde durabilmek tek düşüncemdi.

Başarı benim yaşama tutunmam için önemli bir motivasyondu. Bir işi yapacaksam en iyi şekilde yapmalıydım. Anneannemin benim için kurduğu hayalleri takip ettim çoğu zaman.

Her Şey Seninle Başlar ile birlikte, hayat sanki bana ikinci bir şans vermişti. Şimdi ikinci kez ve kendi istediğim şekilde bir hayat inşa edecektim. Beni mutlu etmeyen, ancak güvenli bir liman olan hayatımdan tüm zorluklara rağmen kopmayı seçtim. Herkes hayatıma kaldığım yerden, aynı şekilde devam etmemi bekliyordu, ama ben bu kez kendimi de onları da şaşırtmayı seçtim. Ve hayatımın akışını değiştirecek büyük bir risk alarak pilot olmaya karar verdim! Elbette bunu söylemek başarmaktan çok daha kolaydı!

Mimar Sinan başardıysa ben de başarabilirim!

Aslında başlarda bende bu yolda nelerle karşılaşacağımın farkında değildim. Eşimin pilot olması bu kararı almamda etkili olmuştu. Eşim ve arkadaşlarıma sorular sorarak bu kararı almıştım, ama yine de bu gerçekten büyük bir meydan okumaydı.

Çok sevdiğim bir öğretmen arkadaşıma pilot olma hayalimi söylediğimde bana Mimar Sinan örneğini verdi. Her daim önemli insanların hayatları ve aldıkları kararlar beni etkilemiştir. Mimar Sinan’ın 40 yaşından sonra mimarlığa başladığını öğrenmek doğru yolda olduğumu görmemi sağladı. O yapabildiyse, ben de başarabilirdim!

Kendimden ve kararımdan emin oldukça çevremdekiler de beni destekledi.

Her adımı milim milim planladım!

Pilot olmaya karar verdikten sonra oturup kendime ayrıntılı bir yol haritası hazırladım. Emek, zaman, bütçe… Akla gelebilecek her şeyi düşünüp ayrıntılı bir plan hazırladım. Elbette plan yapmak, başarmak anlamına gelmiyordu. Büyük bir risk aldığımı biliyordum, ama vazgeçmedim. Bu benim olgunluk hayalimdi, kaderimin bu hayali gerçekleştirmek olduğuna emindim.

Çoğu gün sabahları 3’te kalkıp eğitim için yollara düştüm. Havacılık gibi erkek egemen bir dünyada, kadın pilot adayı olmanın yanı sıra, sorumlulukları çok olan bir anne olmanın da sayısız güçlüğüyle karşılaştım. Çoğu zaman günümün yarısı havaalanlarında geçiyordu. Okulda öğretmen olan ben artık eğitimlerde öğrenciydim.

Hayatımda hiçbir zaman bu kadar yorulduğumu hatırlamıyorum, tabii bu kadar mutlu olduğumu da! Çok çalışıyor, çok yoruluyordum ama bu durum sanki benim enerjimi dengede tutmamı sağlamıştı. Artık hayatımı daha iyi hissediyordum. Pilot olmaya karar vermemin daha fazla para kazanmayla bir ilgisi yoktu, pilot olmak benim için hayatımın geri kalanıydı.

Bu süreçte başarısızlıklar yaşamadım mı? Evet yaşadım! Hayal kırıklıklarım olmadı mı? Evet yaşadım! Yetemediğimi düşünmedim mi? Evet düşündüm! Günlerce ağlamadım mı? Evet ağladım! Haksızlıklara maruz kalmadım mı? Evet kaldım! Ancak şu da var ki, her anında dolu dolu yaşadığımı hissettim.

Oyunu kurallarına göre oynamayı öğrendim

Pilotluk eğitimi almaya başlamak bile dünyamı değiştirmişti. Yeni dünyama da kısa sürede alışmıştım. Süreç boyunca neler feda etmedim ki!

Belime kadar inen saçlarımı kestirdim mesela. Aracımı satmak zorunda kaldım. Hiçbir sosyal faaliyete katılamadım.  

Başarıya giden bu yolda, çocuklarla ilgilenmesi konusunda annemi bizimle yaşamaya ikna ettim. En önemlisi kafa yapımı değiştirdim. Artık öğretmen değil, bir öğrenciydim. Gençlerden, oyunun kurallarına dair ipuçları aldım. İhtiyaç duyan herkese yardımcı oldum. Yaşadığım her olayı avantaj olarak gördüm, her anının tadını çıkardım.

İnsan kendini zorladığı zaman, bilmediği kaynakları ortaya çıkar

Yaşamımı sil baştan dizayn ederken kendime ve insanlara yeni bir gözle bakmaya başladım. Bir zamanlar bir öğretmenim ‘sayısal zekâm olmadığını’ söylemişti. Oysa benim içimde keşfedilmeyi bekleyen bir sayısalcı olduğunu keşfettim!

Altı ay süren sınav döneminde mühendislikten başlayıp da tıbba kadar 15000 İngilizce soru çözdüm. Eğitimimi 97.10’luk bir ortalamayla tamamladım. Şimdi biri bana orsa “Zor muydu?” diye, “Kesinlikle hiçbiri zor değildi” derim.

Aldığım eğitimlerin hepsinden büyük keyif aldım. Onlar sayesinde geliştim ve değiştim. Uçmak ise tarif edilemez bir tutkuymuş, en önemlisi bunu öğrendim.

Bana kalırsa sadece sahne tozu yutanlar değil, göklerde süzülenler de işlerine aşık olup kopamazlar. Şimdi neden insanların mutlu olduklarında  ‘havalarda uçuyorum’ dediklerini çok iyi biliyorum. Bunu her zerremle hissediyorum!

En çok ‘Bu yaşta bu kadar sorumlulukla yapamazsın’ demeleri zorladı!

Pilotluk eğitimi almak her yaşta zor, ama beni en çok zorlayan şey, bana ve hayallerime inanmayan insanlarla mücadele etmekti. Hatta beni tek yoran şey bu oldu.

Orta yaşlarda, evli, çocuklu, kariyer sahibi bir kadının yeni bir mesleğe yönelmesine macera gözüyle bakanların negatif etkisini hiç hesaba katmamıştım. Elbette onları da anlayabiliyordum, ama zaman zaman onların olumsuz bakış açıları yüzünden motivasyonumu kaybediyordum.

Pek çok insanın günlük hayatın içinde kendinden ve gelecekten umudu kestiğini, çabalamayı bıraktığını biliyorum. Bunun için de herkesin kendine göre onlarca nedeni olabilir, ama kendileri gibi olmayanlara ön yargılı yaklaşmalarını kabul etmek mümkün değil.

Bu tür insanlar benim gibi ezberleri bozmak isteyen insanların önündeki en büyük engel. Kimseye, hiçbir konuda ‘Yapamazsın!’ denilmemelidir. Ben öğretmen olarak bunu çok iyi biliyorum. Başarısız öğrencilerin en büyük mimarı da yine onu motive etmesi gerekirken ‘Başaramazsın’ diyenlerdir.

Sınıflarımda başarısız görülen öğrencilerimin hayatta pek çok başarıya imza attıklarına şahit oldum. Bir kişinin denemeden neler başarabileceği bilinemez. Mesleğim sayesinde elde etmiş olduğum birikimim, pilotluk sürecimi de bu anlamda besledi. Beni destekleyen onlarca insan olduğu gibi bir de sürekli yargılayan, başaramayacağımı söyleyenler vardı.

Benim sıkıntım derslerden, uçuş eğitimlerinden yana değildi. Ön yargılı, sıra dışı azim dolu başarılara inanmayan, inançsız insanlardan çektim. Özgüvenimi kaybetmemek için bu tür negatif insanlardan uzaklaştım, bana inanan ve güvenen insanlarla vakit geçirdim.

Ne olursa olsun yılmadım. Önyargılı insanlara karşı motivasyonumu yükselttim. Artık biliyordum ki benim herkesten daha iyi olmaya ihtiyacım vardı. Defalarca önyargılı insanların yıpratma çabalarıyla karşı karşıya kaldım, elenmeyle yüz yüze kaldım, ama karşımdakileri her seferinde başarabileceğime ikna ederek yoluma devam ettim. Onca insanın arasındaki birkaç insan bana neleri yapabileceğimi gösterdi ve bu benim vazgeçmemem gerektiğini gösterdi.

Manşet, her şey seninle başlar )+, Gamze Aster başarısı, Gamze Aster başarı hikayesi, Gamze Aster
Ne olursa olsun yılmadım.

Başardıkça daha fazlasını istedim

Başarılı olduğum her sınavda kendime olan inancım arttı. Her uçuşta bu işi ne kadar çok istediğimi gördüm. Artık kulaklarımı negatif yorumlara kapayıp, gökyüzünde olmanın tadını çıkarttım. Motivasyonumu içimde sakladım.

Bu süreçte insanların kendileri gibi olmayana karşı ne kadar acımasız olabileceklerini, onun ayağını kaydırmak için yetki ve imkânlarını kötüye kullandıklarına çok kez şahit oldum. Benim gibi olgunluk yaşındaki birçok bayanın bu zorlu yolda vazgeçtiklerini, vazgeçirildiklerini gördüm. İnsanların başarısından ya da mutluluğundan mutsuz olan insanlarla karşılaştım. Ancak bu kadar olumsuzluğun arasında az da olsa profesyonel olan, iyi yürekli ve bize inanan kişiler bizlerin en büyük umudu oldu. O bir tek kişinin bile benim gibi binlerce insana umut olabileceğini gördüm.

Benim içimi umutla dolduran bu azınlıktaki insanlar sayesinde yoluma kararlılıkla devam edebildim. Hayatım boyunca elde ettiğim birikimim, bu yolculukta en büyük yardımcım oldu. Sanki bu bir seyahatti ve elimde deneyimlerimle dolu bir valiz vardı. Sevgi, saygı ve ihtiyacı olanlara yardım etmeye olan inancım, disiplinim beni ayakta tutuyordu.

Elimde başarıya giden yolu anlatan bir kılavuzla, tüm okuduğum kitaplar, izlediğim filmler, biyografiler ve hayat mücadelemden öğrendiklerim bana yol gösterdi. Bana inanmayan insanlar tarafından üzüldüğüm zamanlar olsa bile onlardan da çok şey öğrendiğimi hiçbir zaman unutmadım! Onlar sayesinde vasatın üstünde bir pilot olmayı başardım ve hedefimi yükselttim.

Şunu asla unutmayın ki sizin bir işi başaracağınıza herkesin inanması gerekmez. Sizin inanmanız yeterlidir. Çünkü başarı sizin içindir; başkaları için değil!

Limitlerimi test etmekten pişman olmadım!

Yoğun, yorucu ve olumsuzluklarla ancak umutla ve kocaman bir gülümsemeyle dolu bu yolculuğun sonunda ne mi oldu? Hayal bile edemediğim bir başarı gerçeğim oldu. Artık daha donanımlı, daha mutlu, daha güçlü bir kadınım.

 ‘Her Şey Seninle Başlar’ sayesinde hayatım değişti. Bu kitap sayesinde kendi limitlerimi test ettim ve ‘olabileceğimin en iyisi olma’ yolunda önemli bir adım attım. Hayatın bana sunduklarıyla yetinmek yerine, istediğim gibi bir hayatı inşa etmek üzere harekete geçtim.

Bu yola ilk çıktığımda yoksul ve parçalanmış bir ortamda, imkânsızlıklarla büyümüş, çalışmayı ve iyi bir insan olmayı hedeflemiş küçük bir kızın, bir gün hayata karşı büyük bir zaferle kendini göstereceğini hayal ettim. Annem, eşim, dostlarım, geceleri benimle ders çalışırken uyuyup kalan çocuklarım ve beni idolleri olarak gören öğrencilerim en büyük destekçilerim oldu.

Keşke demek yerine hayalimin peşinden gittim. İki yılın sonunda pilot lisansımı aldım. Öğrencilerimle vedalaşıp 20 yıllık meslek hayatımdan ayrılıp kendi yolumu seçtim.

Hayatınızdan memnun değilseniz, çocuk değilsiniz, onu baştan aşağı değiştirebilirsiniz!

Pilotluk sadece bir lisans ya da üniforma olmayacak benim için. Bu belge ve üniforma bir hayalin gerçekleşmesi demek. Biliyorum ki pek çok kişi pilot olma hayali kuruyor. Bu hayali paylaşanlara, gecelerce okuduğum Mümin Sekman kitaplarından aldığım güçle, nasıl başardığımı anlatmaya devam edeceğim.

Son olarak, benim gibi orta yaş krizine giren milyonlarca insana artık çocuk olmadıklarını ve hayatlarının kontrolünün tamamen kendi ellerinde olduğunu hatırlatmak istiyorum. Bu belki de hepimiz için bir uyarı, havaalanı deyişiyle ‘son çağrı.’

Henüz hayallerimizden ve kendimizden vazgeçmek zorunda değiliz. Kim bilir neleri başaracaksınız. Çocuk değilsiniz, hayatınızdan memnun değilseniz, onu baştan aşağı değiştirebilirsiniz. Umuyorum bir gün, bu satırları okuyan insanlarla, benim pilotu olduğum uçakta birlikte uçacağız…

Gamze Aster

Eski öğretmen, yeni pilot.



Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

TREND