Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Perspektifinizi doğru yansıtın

Dünyaya nasıl bir açıdan bakıyorsunuz? Hayat algınız nasıl şekilleniyor? Yaşamsal gelişim stratejiniz nedir? Her gün iletişim kurduğunuz onlarca kişiye perspektifinizi doğru yansıtabiliyor musunuz?

kişisel gelişim

Entelektüel aynam olur musun?

 

Çok güzel antika bir ayna hayal edin. Salonun baş köşesine yakışan çerçevesi altın kaplı muhteşem bir ayna. Görkemi ve güzelliğinin bozmayan ancak kusursuzluğunu gölgeleyen bir tek pürüzü varmış. Alt sağ köşesinde bir bölümün sırrı kazınmış yani aynadan geriye sadece cam kalmış. Her gören aynanın güzelliğini övdükten sonra bir duraklar ‘ne yazık bir köşesi kazınmış’ dermiş. İşin en garip yanı ise, sahibinin aynayı özellikle kazıdığı rivayetiydi. 

Hikayeye göre, yıllar önce küçük bir kasabada Abraham adında bir adam yaşarmış. Küçük bir dükkanı olan Abraham ancak geçinecek kadar para kazanırmış. Birkaç müşterisiyle evini geçindirir, hayatından memnun mütevazı bir hayat sürermiş. Kasabadaki herkese iyiliği dokunur, yediğini içtiğini paylaşır, yardıma ihtiyacı olanı yarı yolda bırakmazmış. Bu iyilikleriyle evinden misafir eksik olmaz, kasabada çok sevilirmiş.

Bir gün dükkanına bir yabancı gelmiş. Herkese dostluk gösterdiği gibi bu yabancıya da misafirperverliğini göstermiş. Son derece samimi bir şekilde yabancıyı evinde misafir etmeyi teklif etmiş, yardıma ihtiyacı varsa kendisine para bulabileceğini söylemiş. Herkesin büyük saygı gösterdiği ülkede tanınan bir din adamı olan bu yabancı, Abraham’ın kendisine gösterdiği cömertlik ve samimiyetten mutluluk duymuş ve Abraham’ı refah ve zenginlik içinde yaşaması için kutsamış. 

Gerçekten de kısa zaman içinde Abraham’ın dükkanı daha işlek bir yer haline gelmiş, satışları ve müşterileri artmış, Abraham zenginleşmiş. Kasabanın ileri gelenlerinden biri olmuş. Uzaktan zenginlik herkesin arzu ettiği, çok iyi bir şey olarak görünse de, aslında Abraham’ı her yönden değişmeye zorlamış. Daha büyük bir dükkan açması gerekmiş müşterilerinden gelen talebi karşılamak için. Daha çok para kazanınca güvenlik önlemleri alması gerekmiş hırsızlardan korunmak için. Daha çok parası olunca daha büyük bir evde yaşamak daha güzel mobilyalara sahip olmak istemiş. Karısıyla inşa ettikleri muhteşem evin salonuna bir o kadar görkemli bir ayna yaptırmışlar. Kimsenin bu aynaya benzer bir aynası yokmuş. Eve her gelen misafir bu aynanın görkemiyle büyüleniyormuş. Tüm bunlar zamanını ve dikkatini meşgul etmiş. Eskisi gibi başkalarını düşünmeye, ailesiyle ilgilenmeye zamanı yokmuş. Yardım işlerini yardımcılarına havale etmiş, onun ise başkalarını dinlemeye zamanı kalmamış.

Bir gün Abraham’ı kutsayan din adamının yardıma ihtiyacı olmuş, bir elçisini Abraham’dan yardım istemek için kasabaya göndermiş. Masum bir kadın hapse mahkum edilmiş, kurtulması için çok paraya ihtiyaç varmış. Abraham din adamının isteğini hemen yerine getirmiş, gereken parayı vermiş, elçiyle din adamına saygılarını iletmiş. Ancak elçi din adamının ona bahsettiği samimiyeti Abraham’dan görmediğini dile getirmiş. Kendisine ulaşmak neredeyse imkansızmış, elçi sekreterleri aracılığıyla görüşme ayarlayabilmiş, kendisini ne evine davet etmiş ne de özel zaman ayırabilmiş Abraham. Zenginlik ceplerini doldururmuş ancak manevi zenginliğini yok etmiş. Bu gelişmeleri dinledikten sonra din adamı Abraham’ı ziyaret etmeye karar vermiş.

Din bilgini kasabaya gelir gelmez Abraham onu evine davet etmiş. Kocaman evin eski evden farkı sadece genişliği, ferahlığı ve zenginliği değil, sıcaklık ve dostluk hissinin yoksunluğuymuş. Din bilgininin gözüne o meşhur ayna ilişmiş salonun orta yerinde.  

Aynanın ne kadar güzel olduğunu söyledikten sonra, Abraham’ı aynanın karşısına çağırmış ve ne gördüğünü sormuş. Abraham şaşırmış bir şekilde kendini gördüğünü söylemiş. Din bilgini bu cevapla yetinmeyip başka neler gördüğünü sormuş. Abraham ihtişamlı mobilyalarından söz etmiş. Din bilgini bu sefer Abraham’ı pencerenin yanına çağırmış, dışarı bakıp neler gördüğünü söylemesini istemiş. Abraham sokaktan geçen insanları birbir saymış, din bilgininin onlarla ilgili sorduğu detaylı sorulara cevap vermiş.

Din bilgini cevapları dinledikten sonra durmuş ve ‘Ne kadar tuhaf… Ayna ve pencere ikisi de camdan yapılmış ancak ne kadar farklılar’ demiş. ‘Aynaya baktığında sadece kendini ve sana ait olanları görebilirsin. Oysa pencereden baktığında daha fazlasını… Tüm arkadaş ve komşularını, tüm kasabayı. İşte o zaman Abraham son dönemde sadece aynadan kendine ve sahip olduklarına baktığını, ışığın geçebildiği camdan çevresindekilere bakmayı ihmal ettiğini fark etmiş. 

Eline kocaman bir bıçak almış ve antika aynanın sır’ını kazımaya başlamış. O kadar kazımış ki aynanın köşesi ışığı cam gibi geçirmeye başlamış. Abraham da eskisi gibi başkalarının ihtiyaçlarına zaman ayırır, özen gösterir olmuş.

IK Profesyoneli Bir Boy Aynası Görevinde

Antika aynanın sırrını kazıyarak cama çevirmek yerine, aynanın yansıtma özelliğinden çevremizdekilerinde yararlanmasını sağlayabiliriz. İnsanın odak noktası olduğu insan kaynakları ve yönetim alanlarında doğru stratejileri, davranış kalıplarını ve iş yapış biçimlerini yansıtmak esas olmalıdır. Singapur Visa Worldwide’nin insan kaynakları iş ortağı Foo Chek Wee insana ve kuruma değer katmak ve günün iş dünyasına ayak uydurmak için ‘intellectual mirroring’ (entelektüel yansıtma) kavramı üzerinde duruyor. Kendi kendine öncelikle şu soruyu yöneltiyor: ‘Kendimi bir eşya olarak hayal etsem, bu ne olurdu?’ Foo için cevap net: ‘Bir boy aynası.’

Beraber çalıştığınız iş ortaklarına, iç veya dış müşterilere değer katmak onların iş yaşamlarına katkıda bulunmak bir IK profesyonelinin temel amacı. Foo bu amacına ulaşmak için, güvenilir bir danışman olarak, gerek yetenek yönetiminde, gerekse performans yönetimi alanında beraber çalıştığı yöneticilerin profesyonel hedefleriyle kendi hedeflerini birleştiriyor. Nasıl mı? 

Entelektüel Yansıtma adını verdiği metotla.

Entelektüel Yansıtma nedir?

Yansıtma kelimesi aynı aynanın yaptığı gibi, karşınızdaki kişinin vücut dilini, mimiklerini yansıtarak kişiyle psikolojik bir bağ kurmak anlamına geliyor. Ancak Foo bu tanımı birkaç adım daha ileriye götürüyor.

Akort yapın

Gençliklerinde telli müzik enstrümanları çalanlar iyi bilirler. Enstrümanı çalmadan önce akort etmek önemlidir. Tellerin uygun ses seviyesine getirilmesiyle doğru ses çıkarılır. Önce istenen sesi dinlersiniz, sonra telleri ona göre ayarlarsınız. İnsan kaynaklarında da müşterilerinizi dinlemeniz gerekir. Burada kastedilen gerçekten duymak, onların ne dediklerini, ne demek istediklerini. Tonlarını anlamak. Ve daha da önemlisi kendi tonumuzla onların sesini karıştırmamak. Onların tonuna adapte olmak. Ancak bu şekilde kendimizi tam anlamıyla onların yerine koyabilir ve sorunlarını ve ihtiyaçlarını net bir şekilde görebilirsiniz. Dinlemek herşeyin başında gelir. Dinleyerek müşterinizin hangi konulara odaklandığını, neleri çözmek, neleri düzeltmek, nelerden kaçınmak veya nelere devam etmek istediğini ortaya koyarsınız. Sizin göreviniz müşterinizin odaklandığı konulara destek vermek, bu alanlarda bilgi toplamak, ona çözüm alternatifleri getirmektir. Bu tür bir araştırma ve durum tespiti müşterinizi en uygun çözüme daha da yakınlaştıracaktır.

Doğru sorular sorun

Kendinizi basit, herkesin aklına gelen sorularla kısıtlamayın. Ne, neden, nasıl, nerede, ne zaman gibi soruların ötesine geçmeyi ihmal etmeyin. Ancak tek dikkate almanız gereken bakış açısı müşterinizin bakış çısı değildir, bunu aklınızdan çıkarmayın. Problemin ilintili olduğu herkesin bakış açısını, beklentilerini ve çıkarlarını göz önüne alacak şekilde konuya yaklaşın. Tek taraflı düşünmek ne size ne de müşterinize bir şey kazandıracaktır. Müşteriniz kendi görüşünü bir diğer ağızdan duymak için sizin hizmetlerinize başvurmadı unutmayın. Bilakis müşteriniz farklı görüşler duymak, yaratıcı çözümlere ulaşmak için sizden profesyonel destek alıyor. Doğru soruları sorarak problemin çözümünde katkı sağlayacak kişileri ve herkesin artı ve eksileriyle kabul edebileceği orta yolu tayin edebilirsiniz. Çalışanları, hissedarları, müşterileri hatta kamuoyunun görüşlerine ihtiyacınız olabilir. Doğru soruları sormak sizi kilit kitleye ulaştıracaktır.

Soru sorarken kendinizi kapalı uçlu, evet-hayır cevaplarına dayanan soru kalıplarıyla sınırlamayın. Karşınızdakini düşündürecek, zaman zaman hislerini, önsezilerini ve analizlerini ortaya çıkaracak sorular sorun. Örneğin; hedeflerinize ulaşmanıza neler engel oluyor? Eğer karar verici olsaydınız, neleri değiştirirdiniz? Hedeflerinizde öncelik sıralamanız nedir?

Perspektifinizi yansıtın

Belirlediğiniz en muhtemel çözüm yollarını vurgulayın ve her yolun artı ve eksilerini alt alta koyun. Kafanızdakileri net bir şekilde aktarmak için görselliğe dayanan şema, resim, tablo ve diyagramlardan yararlanın. Konular arasındaki bağlantıları oklarla birleştirin. Bir diğer deyişle, aklınızdaki fikirleri müşteriniz için şeffaf hale getirin. Bırakın müşteriniz aklınızı okur gibi kağıdın üzerinden problemi nasıl çözeceğinizi adım adım görebilsin. Bilgileri araştırmanız, bağlantıları nasıl kurduğunuz, sonucun veya alternatif sonuçların hangi aşamalardan sonra elde edilebileceği net olsun. Bu tür görsel bir projelendirme müşterinize güven verecektir. Artı görsel bir çalışmanın üzerinden geçmek, gerekli yerlere müdahale ederek problemi farklı partilerin katılımıyla çözümlemek daha kolay olacaktır. Proje şemanızın içine cevap bekleyen soruları, çözümlenmesi gereken diğer problemleri yerleştirebilirsiniz.  Bu sayede projenin üzerinden giderken cevapsız sorular yanıtlanır, olaylar daha basite indirgenerek çözüme gidilir.
Burada yaklaşımınız ben müşterimin yerinde olsam ne yapardım sorusunu merkezine alır. Siz müşterinize ayna tutar, problemli konuları dev aynasında büyütürsünüz. Hatta daha da ileri giderek problemin olası sonuçlarını dile getirerek kapsamlı bir durum tespiti yaparsınız. Sizin ayna göreviniz burada bitmez ancak yeni başlar. Bu aşamadan sonra neler yapılmalı sorusuna odaklanırsınız: Müşterinizin insan kaynakları ihtiyaçlarının çözümünde hangi konular öncelikli? Bu konularda nasıl bir strateji izleniyor? Neler farklı yapılabilir? Amaç nedir? Bu amaca neler yapılarak sağlıklı bir şekilde ulaşılabilir?

 

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND