Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Patronlar boş vakitlerinde neler yapar?

Patronların boş vakti olmadığını sanıyorsanız yanılıyorsunuz. İş dünyasının önemli isimlerinin hiç bilinmeyen yönleri bir kitapta bir araya geldi. İşte kitapta yer alan yöneticilerden ve onların hobilerinden bazıları…

İş dünyasının önemli isimlerinin hiç bilinmeyen yönleri ‘101 İnsan 101 Hobi’ kitabında bir araya geldi. Ekonomist dergisinde çalışan Emrah Gürkan tarafından kaleme alınan kitap, Türk ekonomisine yön veren işadamlarının hiç bilinmeyen veya az bilinen uğraş alanlarını ve hobilerini keşfetmeyi amaçlıyor. Kitapta, kalem koleksiyonu yapan Anadolu Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Tuncay Özilhan’dan, tenis ve yelken merakıyla öne çıkan Yapı Kredi İcra Kurulu Başkanı Faik Açıkalın’a, saksafon dersleri almaya başlayan P&G CEO’su Saffet Karpat’tan, puro ve şarap tutkuyla dikkat çeken Doğuş Otomotiv Yönetim Kurulu Başkanı Aclan Acar’a kadar 101 iş insanının farklı öyküleri yer alıyor. İşte kitapta yer alan yöneticilerden ve onların hobilerinden bazıları.

Tuncay Özilhan Bir oda dolusu kalemi var

ASLINDA birçok kişi Anadolu Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Tuncay Özilhan’ın en büyük hobisinin basketbol olduğunu sanır. Halbuki Özilhan için kalemlerin çok ayrı bir yeri var. Hatta Özilhan, sahip olduğu kalemlerle Türkiye’nin en ciddi koleksiyonerlerinden biridir de. Tuncay Özilhan kalem biriktirmeye 13-14 yaşlarında başlamış. “Ortaokula giderken 10 lira haftalık alıyordum. Ailem bana bu parayı bütün bir hafta masraflarımı karşılamam için verirdi. Ben ise bu paranın 8 lirasıyla gidip kalem alırdım. Geri kalan 2 lirayla da bütün bir haftayı geçirirdim. Yani çocukluğumdan beri kalem benim için adeta bir hastalık olmuştur” diyen Özilhan, kalemde ayrım yapmadığını 1 liralık kalemi de binlerce dolarlık kalemi de eşit ölçüde sevdiğini söylüyor.

Çocukluğundan beri hiç kalem atmayan ve sürekli kalem biriktiren Özilhan, kaç tane kalemi olduğunu ise bilmiyor. Bu konuda tek söyleyebildiği, evinde bir odanın ağzına kadar kalemle dolu olduğu.

Özilhan, yurt dışına çıktığında mutlaka bir iki saat kendisine zaman ayırıp birkaç kalemciyi dolaştığını da söylüyor. Eğer daha önce gitmediği bir şehre gidecekse de mutlaka önceden internetten araştırma yaparak, gittiği yerde nerede kalem satan yerler varsa buluyor.

Ayhan Yavrucu En büyük tutkusu avcılık

ALARKO Holding CEO’su Ayhan Yavrucu’nun en büyük tutkusu ise avcılık. Kar kış demeden Türkiye’nin dört bir tarafında ava çıkan Yavrucu, avcılığa Kayseri’de babasıyla birlikte 11-12 yaşlarında başlamış.

Yavrucu yüzlerce kez ava çıkmış. Fakat iş yoğunluğundan ötürü yaklaşık 10 yıldır uzun avlara çıkamıyor. Daha önceleri cuma akşamından çıkıp pazar gecesi eve dönerken, bir süredir günübirlik av programları yapabiliyor. Üstelik sadece Türkiye’de değil, yurtdışında da birçok kez ava çıkmış. Macaristan, Kazakistan, Rusya, Bulgaristan’da avlanmış. Mesela Rusya’daki yakın dostu Profösör Davidov ile birlikte domuz, kurt ve geyik avına çıkmış. Yavrucu, büyük hayvanları avlamanın çok zevkli olduğunu söylüyor.

Erdal Karamercan 60’lı yılların Rock yıldızıydı

ECZACIBAŞI Grubu CEO’su Erdal Karamercan’ın 60’lı yıllarda bir Rock yıldızı olduğu fazla bilinmez. Rock yıldızı derken de kesinlikle herhangi bir abartı yok. 1968’de Milliyet’in Liselerarası Müzik Yarışması’nı kazanan, ardından da grubu Asiller ile birlikte Moğollar ve Cem Karaca gibi dönemin önemli isimleriyle aynı sahneyi paylaşan Karamercan, ‘Müzik mi? Üniversite mi?’ tercihi konusunda eğer o gün farklı bir karar verseydi-belki de bugün Türk Rock’ının önemli isimlerinden biri olarak bilinecekti.

Zira Karamercan’ın müziği bıraktığı günlerde vokalistliğini yaptığı Asiller, plağı olan, hatta TRT’nin deneme yayınlarında Fecri Ebcioğlu’nun programına konuk olacak kadar popüler bir gruptu.
Erdal Karamercan aradan geçen onca yıla karşın
müzikten hiç kopmamış. Okul arkadaşlarıyla zaman zaman bir araya gelip müzik yapmaya devam ediyor. Üstelik 1968’de Almanya’dan getirttiği elektro gitarını hala kullanmaya devam ediyor. Karamercan, sadece gitar da çalmıyor. Bir dönem ud da çalmış. Son gözdesi ise çocukluk hayali cümbüş olmuş.

Eşref Biryıldız Evinin her köşesinde yaptığı resimler var

2008’den bu yana Borusan Otomotiv İcra Kurulu Başkanı olarak profesyonel hayatına devam eden Eşref Biryıldız’ın en keyif aldığı konu resim yapmak. Bu işe bir dönem öylesine tutkuyla sarılmış ki neredeyse evinin her köşesinden yaptığı bir resim çıkıyor. Bu resimlerin büyük bir bölümü 1970-1977 döneminden. Çoğunun ya kenarları kıvrılmış ya da kopmuş. Her birinin Biryıldız için ayrı bir öyküsü ve anlamı var.

Biryıldız, kendisini bildi bileli resim çizdiğini söylüyor. Üstelik kimseden de ders almamış. Okulda bu yeteneğinin ortaya çıkmasından sonra Darüşşafaka Lisesi’nde sinema kulübünün her çarşamba günü gösterimini yaptığı sinema filmlerinin afişlerini de yapmaya başlayan Biryıldız, o afişleri yaklaşık 45 dakikada beyaz kartona çini mürekkebiyle yaptığını söylüyor. Farrebique, Açlık, Askerin Türküsü ve Potemkin Zırhlısı gibi filmlerin afişlerini yaptığını hatırlıyor. Biryıldız, tuval üzerine yağlıboya, parlak kuşe takvim kağıdı arkasına tükenmez kalem ve resim kağıdına karakalem gibi birçok tekniği kullanabiliyor. Üstelik bütün bu teknikleri kendi kendine öğrendiğinin de üstüne basarak vurguluyor.

Yılmaz Yıldız Harvard’a satranç kulübü kurmuş

ÇOCUKLUĞUNDAN bu yana satranç oynayan Groupama Türkiye CEO’su Yılmaz Yıldız, Harvard Business School’un ilk satranç kulübünü kurmuş ve başkanlığını yürütmüş. Eski dünya şampiyonu Rus Karpov ile maç yapmışlığı bile var. Tahtasız ve piyonsuz oynanan körleme satrançta da uzman. Yani 64 kare ve 32 taştan oluşan satrancı hafızasından oynayabiliyor.

Yıldız, satrancı 11 yaşında babasının yurtdışından getirdiği kitaplardan öğrenmiş. Yine babasının yurtdışından getirdiği ve o dönem çok az kişide olan ‘Chess Challenger’ isimli bir satranç bilgisayarıyla da bolca pratik yapmış. TED Ankara Koleji’nde okurken, girdiği turnuvalarda ise satrancını geliştirmiş. Ortaokulda ve lisede yer aldığı turnuvalarda her zaman ilk üçe giren Yıldız, hem Harvard’da, hem Boston’da okurken satranç kulüplerinde tecrübesini uluslararası boyuta taşımış.

Hakan Ateş Öğrenciyken seslendirme yapmış

TAM bir tiyatroya tutkunu olan DenizBank Finansal Hizmetler Grubu Başkanı Hakan Ateş, TED Ankara Koleji’nde ve ODTÜ İşletme Bölümü’nde okuduğu yıllarda Ankara Radyo Televizyon’da seslendirme yapmış. 1980 yılında ODTÜ’den mezun olana kadar ‘Arkası Yarın’, ‘Okul Radyosu’, ‘Beyaz Gölge’, ‘İsviçreli Robinsonlar’, ‘Şeker Çocuk Candy’ gibi çok beğenilen programların hem çevirisini hem de seslendirmesini yapan Ateş, ailesinden uzun yıllar hiç harçlık almamış.

“Beyaz Gölge’nin her bir başrol seslendirmesinden 1.745 lira para alıyorduk. Bir de yaz dönemi için stok yapılıyordu. Biz de üçer dörder hazırlıyorduk. Ben ODTÜ’de dersten çıkıp şehre gidip bir prova yapıp, sonra iki derse girip gelip tekrar kayda giriyordum. Ve tek bir cümle kullansanız 500 lira bir ücret vardı. Dolayısıyla hepsini topladığınızda 30-35 bin lira para alıyordum. Bu da benim için iyi bir gelir kaynağıydı” diyen Ateş, en son DenizBank Finansal Hizmetler’in “Sesli Edebiyat” serisinde seslendirme yapmış.

Serdar Uçar Tiyatroda dilsiz bir karakteri canlandırdı

HP Türkiye Genel Müdürü Serdar Urçar, 1999’da HP’de çalışan bir arkadaşının önerisiyle Şahika Tekand’ın stüdyosuna yazılarak tiyatroya başlamış. Yaklaşık iki yıl süren yoğun bir eğitimin ardından stüdyodan mezun olan arkadaşlarıyla birlikte ‘Oyunbozanlar’ adıyla bir grup kurmuş ve Barış Manço Kültür Merkezi’nde VaclavHavel’in Bildirim oyununu oynamış.

Pitidapça adıyla birden bire uygulamaya konan resmi bir dil yüzünden bütün işlemlerini bu dile çevirmek zorunda kalan bir örgütün bürokrasinin çıkmazlarında nasıl cebelleştiğini anlatan absürd komedide Urçar, dilsiz bir karakteri canlandırmış. 2005’te ise Jean Tardieu’nun Üç Adam ve Müzik isimli bir kısa oyununda daha rol almış.

Bir arkadaşının tavsiyesi ile kısa film yapımı ve oyunculuğa da merak salan Urçar, İstanbul Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği’ne yazılmış. İFSAK’ta Selim Evci’den ders alan Urçar, kursun sonunda da ‘Son Numara’ adıyla kendi kaleme aldığı bir senaryonun kısa film olarak çekilmesinde grup arkadaşları ile çalışmış. Urçar’ın bundan sonraki planları arasında kafasındaki kısa film senaryolarını önce yazıya, sonrada filme geçirmek var.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND