Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Patrondan zam istemenin incelikleri

Bütün bir yıl çalıştıktan sonra sıra maaşınıza zam istemeye geldi. Ancak patronunuz zam yapma konusunda sizinle aynı fikirde olmayabilir. Unutmayın; zam istenmez alınır! Yeter ki doğru bir strateji izleyin. İşte patronuna göre zam isteme taktikleri…

zam istemenin püf noktaları, zam isteme taktikleri, patrondan zam istemenin yolları

Malum zam dönemi yaklaşıyor, şimdi patrondan zam istemenin tam zamanı. Ama bu hiç de kolay bir iş değil, düşündükçe midenize kramplar girer, kendinizi gergin ve hasta hissedersiniz. Üstelik doğru şekilde zam istemezseniz şansınızı da kaçırabilirsiniz. Şimdi bu haber de nereden çıktı diyeceksiniz. Şöyle açıklayayım; bir süredir maaşıma zam istiyordum ama yayın yönetmenimiz Serdar Devrim’i ara ki bulasın.

Hürriyet’in üniversitelerde satılan yeni gazetesi Kampüs’ün genel yayın yönetmenliğine getirildiğinden beri kendisini görmek ne mümkün. İşi başından aşkın, oradan oraya koşturuyorken şimdi bir de benim zammımla mı uğraşacak diye düşünürken, en iyisi derdimi ona bir haber önerisiyle açıklayayım dedim. Cümlem aynen şu, “Hani diyorum, zam istemenin incelikleri diye bir haber yapsak? Çalışanlar zam isteyecekler ama, nasıl söyleyeceklerini bilemiyorlar. İnsanlara yol gösterecek bir haber yapalım…” Zeki adam hemen çaktı durumu. Bu yöntem çok hoşuna gitti, bir bilse her haberde ne mesajlar veriyorum kendisine, kronik yorgunluk, tatil vs…

Her neyse benim aldığım geri dönüş gayet pozitif oldu. Bu arada gördüğünüz üzere haber önerisini de tuttu. “Taktiği sevdim, diğer çalışanlarla da paylaş…” dedi.

Zam istemek için kullanacağınız yöntem patrondan patrona değişir. Eğer sizin için çok önemli olan bu süreci başarılı bir şekilde yönetebilirseniz amacınıza ulaşabilirsiniz. Yok beceremezseniz zam şansınızı yitirebilirsiniz, o nedenle bu tüyolara dikkat edin.

Ocak ayı yaklaşıyor, kriz nedeniyle (bahanesiyle) 2 yıldır doğru dürüst zam alamayan çalışanlar, bu yıldan daha bir umutlu. Ama siz işinizi şansa bırakmayın, hazır zam dönemi yaklaşıyorken, patronunuzu önce hazırlayın, sonra en uygun yöntemi bularak zam talebinizi çıtlatın, tabii iyi bir zammı hak ettiğinizi düşünüyorsanız. Patrondan zam istemek takdir edersiniz ki hiç de kolay bir iş değil. Bir kere istemesi zor, herşeyi istersiniz istemesine de zam istemek bir çoğumuzun zoruna gider, nasıl söyleyeceğimizi bir türlü bilemeyiz.

Zam istemeden önce strese gireriz, geriliriz, midemize kramplar girer.

Pek çok kişi maaş zammı istediklerinde bu talebin kendilerine karşı kullanılacağını, belki de onların işini kaybetmelerine neden olacağını düşünüyor. Özellikle ekonomik krizler nedeniyle yaşanan küçülmeler, iş güvenliğinin olmaması zam istemeyi iyice zorlaştırıyor. Bir çok kişi de nasıl olsa benim performansım çok yüksek, yöneticilerim zammı hak ettiğimi mutlaka görecektir, diye bekler dururlar. Sektörden sektöre farklılık gösterir heralde ama, eğer söz konusu olan sektör medyaysa, çok beklersiniz.

Kadınlar zam isteme konusunda erkeklere nazaran çok daha çekimser. The Guardian’da yayınlanan bir makalede şöyle deniyor: “2006 yılında yapılan bir araştırmaya göre kadınların yüzde 80’i erkeklere göre daha az ücret aldıklarını düşünüyorlar ve buna rağmen, bu kadınların 3’te 2’si daha fazla para istememiş, isteyenler de bunu şu ana kadar yaptıkları en stresli iş olarak tanımlıyorlar. Bunun bir nedeni de kadınların tartışmamaya eğilimli olmaları.”

Zam verilmez, alınır!


Patrondan zam istemenin incelikleri var. Bu süreci iyi yönetirseniz şansınız artar. Patrondan zam istemek için önce onu iyi tanımalı, sonra iyice hazırlanmalı, neden zam istediğinizi nedenleriyle birlikte açıklayabilecek durumda olmalısınız, patronun karşı tezlerini çürütmeyi bilmeli, çeşitli senaryolara hazırlıklı olmalı, onun karşısında kendinizi savunabilmelisiniz. Patronun karşısında giyiminize kuşamınıza dikkat etmeli, onunla konuşmak için uygun zamanı kollamalısınız. Patronu tehdit etmek, kendini bulunmaz hint kumaşı sanmak yanlış olur, ters tepebilir. Aynı şekilde “x şirketten teklif aldım” cümlesi işe de yarabilir, patronun size kapıyı göstermesine de neden olabilir.
Burada patronların da zam isteyen elemanlarını dikkatlice dinlemeleri, vakit ayırmaları, kendilerini karşısındakinin yerine koymaları gerekir. Zam isteyecek olanlara çeşitli kaynaklardan ve yöneticilerden derlediğimiz tüyolar:

Patronun karşısına tüm silahlarınızla çıkın


-Zam istemenin çeşitli yolları var; patrona yazmak, arkadaşlarınız arasında zammı konuşup patronun kullağına gitmesini beklemek, yüz yüze konuşmak, ima etmek, önceden randevu istemek, onu istifa etmekle tehdit etmek gibi. Uygulanacak yöntem kişiden kişiye değişir tabii, bu biraz da patronunuzla aranızdaki ilişkiye de bağlı. Ama uzmanların en sıklıkla önerdiği yöntem zam istemeden önce iyice hazırlanılması ve bu iş için randevu alınıp patronun karşısına hazırlıklı bir şekilde çıkılması.

-Zam istemeyi kafanıza koydunuz, önce bir araştırın, sizin sektörünüzde aynı işi yapanların maaşlarının ne olduğunu öğrenin, küçük çaplı bir araştırma yaparak piyasada bu işi yapanların hangi aralıkta maaş aldığını öğrenin.

-Söze pat diye “paraya ihtiyacım var” diyerek başlamak hiç de doğru olmaz, bu zammı neden hak ettiğinizi, şirkete kazandırdıklarınızı delilleriyle birlikte anlatmaya hazır olun.

– Misal şirkete kattığınız değer
– Kazandırdığınız para
– Müşteri memnuniyeti
– Geliştirdiğiniz ürün veya hizmetler
– Geliştirdiğiniz çözüm önerileri
– Gönüllü olarak çalıştığınız ekstra saatleri belirterek, zam istediğinizi gerekçelendirebilirsiniz.

Bu nedenle toplantıya girerken iyice hazırlanın. (Kaynak:jobsearchtech.about.com)

Başarılarınızdan bahsederken kısa ve öz olun, patronunuzu sıkmamaya gayret edin. “Ben bir numarayım”, “mükemmelim” tarzında ifadeler kullanmayın, itici görünmeyin.

Performansınızın yüzde 20’nin üzerine çıkmasını bekleyin


-Zamanlama çok önemli, işe girer girmez zam istemek olmaz pek tabii ki. Bu zammı hak ettiğinize kanaat getirdiğinizde zam isteyin. Bir araştırmaya göre uygun olan, zam istemek için işe girdikten sonra performasınızın yüzde 20’nin üzerine çıkmasını beklemek. (Kaynak: www.wikihow.com)
-Toplantı sırasında nazik ve sağlam durun, duygusal davranmayın. Ne de olsa bu bir iş, kişisel bir şey değil.
-Randevuyu perşembe gününe alın
-Zam konusunu konuşmak için patronunuzdan randevu alın. Ne hakkında konuşmak istediğinizi de ona çıtlatın. Hatta mümkünse perşembe günü randevu alın. Mantığı nedir bilmiyorum ama yapılan bir araştırmaya göre zamlar ve terfiler çoğunlukla perşembe günü yapılırmış.
-Toplantıya giderken giyiminize kuşamınıza özen gösterin. www.wikihow.com’da yer alan, (neye dayandığını bilmediğim) bir bilgiye göre ruj süren kadınların ruj sürmeyen kadınlara göre zam alma olasılığı daha yüksekmiş.
-Patronun karşısında dik durun, ezilip büzülmeyin. Özgüveninizin yüksek olduğunu hissettirin ona.
Ya hayır derse
-Eğer patronunuz zam isteğinize hayır derse, pes etmeyin, zammı hak etmek için ne yapmanız gerektiğini sorun, böylece kararlı olduğunuzu göstermiş olacaksınız.
-Eğer zam alamadıysanız, o zaman giderim tarzında patronu tehdit etmeden önce iki kez düşünün, bunun geri dönüşü olmaz. Ne kadar değerli olursanız olun, kendinizi bulunmaz hint kumaşı sanmayın. (NOT: Başka bir şirketten iş teklifi aldıysanız o başka.)
-Baktınız beklediğiniz zam yapılmıyor o halde yan haklar, performansa dayalı prim, ek ödeme veya mesainizi istemeyi deneyin. En azından, bir sonraki görüşmede zammı koparmak için patronu “borçlu” bırakmaya çalışın.

Daha fazla maaş, daha fazla iş-özel yaşam dengesi istiyoruz


113 ülkeden 5 bin çalışanın katıldığı PwC Yarının İnsan Yönetimi: 2020’de Nerede Olacaksınız? araştırması önümüzdeki 10 yıldaki iş hayatlarına ilişkin istek ve beklentilerini ortaya koyuyor. Araştırma sonuçlarına göre dünya genelinde çalışanların yüzde 44’ü önümüzdeki 10 yılda işlerinde daha fazla sorumluluk sahibi olma ve bununla orantılı daha fazla maaş beklentisi içerisinde. Katılımcıların yüzde 36’sı ise maaştan çok daha iyi bir iş-özel hayat dengesini asıl hedefleri olarak seçiyor. Türkiye’den 246 kişinin katıldığı araştırmada Türk profesyonellerin yarısı daha fazla sorumluluk ve maaş beklentisinde olduklarını söylerken yüzde 38’i iş-özel hayat dengesinin iyileşmesini istiyor ve yüzde 12’si ise kendi işini yapmayı hedefliyor.

PwC Türkiye İnsan Kaynakları Hizmetleri Direktörü Murat Demiroğlu, araştırmadan çıkan sonuçları şöyle değerlendirdi:

“Dünya genelinde yaşanan ekonomik durgunluğun ardından şirketler hayatta kalma çabasından çıkarak büyümeye yöneliyor. Bununla birlikte yeni istihdam konusunda daha temkinli davranan şirketler bu nedenle mevcut çalışanlarından daha fazlasını bekliyor. Çalışanların da bu baskıyı hissettiklerini, araştırmaya katılanların üçte birinden fazlasının iş-özel hayat dengesinin iyileşmesini beklemelerinden anlıyoruz. Bu oran Türkiye’de yüzde 38; demek ki biz biraz daha fazla çalışıyoruz. Bu süreçte çalışanlarını daha fazlası için zorlayan şirketler uzun vadede kendilerine zarar verebilirler. Bu baskıyla çalışanların morallerinin ve iş yerine bağlılıklarının azalması ekonominin yeniden sürdürülebilir büyüme sürecine girmesiyle ihtiyaç duyulan yeteneklerin farklı şirketleri tercih ederek ayrılmaları ile sonuçlanabilir.”

Türkiye sonuçları:


-Araştırmada Türkiye’den 246 katılımcı yer aldı.
-16-25 yaş arasındaki çalışanların yüzde 49’u daha fazla sorumluluk ve maaş beklentisindeyken bu oran 26-35 yaş aralığında yüzde 55’e çıkıyor. 36-45 yaş arasındaki çalışanlarda ise yüzde 32’ye iniyor. 46-60 yaş aralığındaki tüm çalışanların tek beklentisi ise iş-özel hayat dengesinin daha iyi olması.
-Maaş dışında çalışanların en çok önem verdiği yan hakların başında yüzde 25 ile performansa dayalı ikramiyeler geliyor. Bunu yüzde 24 ile esnek çalışma düzenlemeleri izliyor.
-Çalışmak istedikleri ideal şirket konusunda katılımcıların yüzde 37’si kendi değerleri ile eşleşen bir şirkette çalışmak istediklerini söyledi.
-Katılımcılar, geleceğin şirketleri için önemli olan 3 konuyu şöyle sıraladı: Teknolojiyi ve sosyal ağları kucaklayan (yüzde 46), şirketin markasına bağlı güçlü bir sosyal vicdana ve “yeşil” sorumluluk anlayışa sahip (yüzde 33) ve gelişmekte olan piyasaların önemini kavrayan (yüzde 21).

Bunları yapın


– Pek çok şirket ücret araştırmaları yaptırıyor. Patrona sizin yeni zammınızı belirlerken bu araştırmalara bakmasını söyleyin, tabii maaşınızın aynı pozisyondaki kişilere kıyasla daha az olduğunu düşünüyorsanız yapın bunu. Eğer araştırmalar düzgün bir şekilde yapılmışsa bu size puan kazandıracaktır.
-Eğer yapabiliyorsanız kalifikasyonlarınızı geliştirin, oturup beklemektense örneğin yeni bir sertifika edinmek veya yeni yenetenekler geliştirmek faydalı olabilir. Bu sayede eskisinden daha donanımlı olduğunuzu ispatlayın.
-Öncelikle maaşa zam istemeden önce elinizdeki tüm işleri, projeleri bitirdiğinize emin olun. Bir projenin ortasındayken zam istemenin çok nadir işe yaradığı görülmüştür. Hele elindeki işi bitir, deme fırsatı vermeyin.
-Şu andaki iş sorumluluklarınıza ve beklentilerinize bir bakın, tüm bunları tam olarak ve bir hatırlatma olmadan yaptığınıza emin olun. Bu adımları minimum beklentilerin ötesinde uygulayın. Pek çok yönetici, minimum beklentileri karşılayan kişilere zam veya terfi yapmaz. Yöneticiler zammı minimum standartlarda işler çıkaranlara değil, mükemmel işler çıkaranlara bir ödül olarak görürler. Patron, sizin yaptığınızı yapacak birini bulmakta zorlanacağını, bunun vakit ve enerji kaybına sebep olacağını düşünürse daha “anlayışlı” olacaktır!

Asla yapmayın


-Pozitif kalın. Zam isterken yönetim, iş arkadaşları, koşullar vs herhangi bir konuda mızmızlık etmek, çekiştirmek hiç hoş olmaz. Eğer endişeleriniz, şikayetleriniz varsa kibarca söyleyin ve çözüm önerilerinizi dile getirin.
-Tartışmayı sizin işiniz ve kattığınız değer üzerinde tutun. Personel konuları, finansal eksiklikleri veya diğer problemleri bir artış için nedenmiş gibi kullanmayın.
-Uzun süre şirkette olmanızı sanki zam için tek ve en öncelikli nedenmiş gibi sunmayın. Yöneticiler daha az zamanda daha çok performans bekler.
-Şu bir gerçek ki, yöneticiler, tartışma konusunda çok daha fazla deneyime sahipler. Patronunuz sizin karşınıza bir sürü bahaneyle çıkacaktır, “şirket politası böyle”, “buna bütçemiz yok”, “ekonomik durumu sen de biliyorsun”, “sen daha yenisin” vs. O nedenle zam isteyecek kişinin toplantıya hiç hazırlıksız girmesi yapılan en büyük hataların başında gelir.
-Kendinize daima patronun neden size zam yapması gerektiği sorusunu sorun. Bu onun için neden iyi veya kötü? Tartışma sırasında bir çalışana zam yapma konusunda patronunuzun ilgisini en çok neyin çekeceğini belirleyin. Daha çok müşteri mi, daha yüksek performans mı veya daha fazla verimlilik mi, hangisi onun ilgisini daha çok çekecektir. Hangisi onun için bir zammı hakettirir.
-Patronunuza yanlış zamanda gitmeyin, misal bir yönetim kurulu toplantısının hemen ardından veya şirketiniz zarar açıkladıktan hemen sonra zam istemeniz çok da iyi sonuçlar getirmeyebilir. (Hatta mümkünse sekreterinden tüyo alın, karısıyla kavga ettiği güne denk gelmeyin! 🙂
-Patronun karşısında ezik durmayın, yaptığınız işlerin, başarılarınızın farkında olduğunuzu ona hisettirin. Özgüveninizin ve kararlılığınızın ne kadar da yüksek olduğunu gösterin ama abartmayın.
-İstediğinizi alamazsanız nereye kadar geri adım atacağınıza önceden karar verin. Her istediğinize ‘hayır’ cevabı alır, ‘e ne yapalım, şansımızı denedik’ derseniz, bir daha sefere zam alma şansınızı da azaltırsınız.
-Zam alamadıysanız eğer patronu tehdit etmeyin, x şirketten teklif aldım, burada daha çok maaş veriyorlar gibi bir tavır, patronun size kapıyı göstermesine neden olabilir.
Özetle: Zam istemek zor iştir. Maddi ve psikolojik hazırlık ister. Karşınızdakini iyi tanıyın. Elinizdeki kozları iyi bilin. Doğru zamanı seçin. Olabilecek bir şey isteyin. Duygusal değil, akılcı davranın. KOLAY GELSİN!

Yazar: Burcu Özçelik
Kaynak: www.burcuozcelik.wordpress.com

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Mutlu olma korkusu: Çerofobi nedir?

mutluluk korkusu, Manşet, çerofobi nedir, çerofobi belirtileri

Mutlu olmayı hak etmediğinizi mi düşünüyorsunuz? Eğer mutlu olursanız bunun olumsuz sonuçlar doğuracağına mı inanıyorsunuz? O zaman siz de mutluluk fobisine sahip olabilirsiniz. İşte çerofobi olarak da bilinen mutluluk korkusu hakkında her şey…

Mutluluktan korkmanın diğer adı: Çerofobi

Çerofobi, hakkında pek konuşulmasa da oldukça yaygın olduğu düşünülen bir sorun. Mutluluk korkusu diye bilinen bu kaygı türü, insan hayatını çekilmez bir hale getirebiliyor. Tedaviye başlamak için, önce geçmişinizi eşelemeniz gerekiyor.

Bir şeyin gerçek olamayacak derecede iyi göründüğünü hissettiğinizde, yani son zamanlarda sizin yararınıza birçok şey yaşandığını fark ettiğinizde, bu durum şüpheli mi görünüyor?

Kimi insanlar bu duyguyu aşamaz ve iyi şans, zihinlerinde bir uğursuzluğa dönüşür.

Akıldışı bir nefret duygusuna sahip olan insanlar, “Çerofobi” adı verilen bir olgudan mustariptir. Bu terim “keyifliyim/neşeliyim” anlamına gelen “chairo” kelimesinden türemiştir. Temel anlamda, (bu kişilerin) eğlenceli bir şeye katılmaya korkması anlamına gelir.

Korkutucu olan şey aktiviteler değil; şayet (eğlenceye) katılırsanız, mutlu ve kaygısız durumdayken korkunç bir şey olacağı korkusudur.

Çerofobi yaygın biçimde kullanılmıyor ya da iyi tanımlanmamış bir terim ve ruh sağlığı durumlarının teşhisinde temel kaynak olan (ABD’de kullanılan) ‘Zihinsel Bozukluklar Tanısal ve Sayısal Kılavuzu’nun  (DSM-5) son baskısında mevcut değil.

Ancak Healthline adlı siteye göre, kimi tıp uzmanları Çerofobi’yi bir kaygı biçimi olarak sınıflandırıyor.

BELİRTİLERİ NELERDİR?

Büyük ihtimalle çerofobisi olan biri her an için üzüntü yaşamıyor, yalnızca mutluluk yaşatabilecek olaylardan ve etkinliklerden kaçınıyor.

Healthline’ın aktardığına göre, bozukluğun kimi işaretleri şunlar:

– Bir sosyal buluşmaya davet edildiğinde endişe hissi.

– Kötü bir şeyin gerçekleşeceği korkusundan dolayı olumlu yaşamsal değişimler sağlayabilecek fırsatları görmezden gelme.

– “Eğlenceli” etkinliklere katılmayı reddetmek.

– Mutluluğu düşünmenin kişiyi kötü veya fena birisi yapacağı düşüncesi

– Mutluluğu düşünmenin kötü bir olayın gerçekleşeceği anlamına geldiğine inanmak

– Mutluluğu göstermenin, sizin ya da aileniz veya arkadaşlarınız için kötü olduğuna inanmak.

– Mutlu olmaya çabalamanın zaman ve enerji kaybı olduğunu düşünmek.

Psikiyatrist Carrie Barron, ‘Psychology Today’ adlı sitede yayınlanan bir blog yazısında, “zevk alma korkusu” biçiminde tanımlanan “Hedonofobi” ya da Çerofobi yaşayan insanlarla ilgili olası sebepleri ele alıyor.

“Bugünlerde, mutluluk arayışını konu alan birçok konuşma var,” diye yazmış.

“Bir insanın bu pozitif duygudan korkması olağandışı görünebilir. Şayet çocukluk dönemine dayanan bir mutluluk/ceza ilişkisinden kaynaklanıyorsa, düşündüğümüzden çok daha yaygın olabilir.”

SEBEBİ OLUMSUZ DENEYİMLER OLABİLİR

Örneğin, sevdiğiniz bir insanla veya belirli bir olayla ilişkilendirdiğiniz olumsuz bir deneyim ile çatışma yaşama korkusundan kaynaklanıyor olabilir. Mutluluk verici bir olayın hemen ardından kötü şeyler yaşamışsanız, buna karşı bir direnç geliştirebilirsiniz.

Barron, “Eğer zevk almaktan hoşlanmıyorsanız, bunun sebebi yol üzerinde bir yerde öfke, ceza, aşağılama ya da hırsızlığın -zevki siz hak etseniz de onlar ele geçirmiş ve- sevincinizi öldürmüş olması mümkün,” diye ekliyor. “Artık bunu hissetmekten korkuyorsunuz; zira, ardından bir hayal kırıklığı geliyor.”

Metro haber sitesinin gerçekleştirdiği bir söyleşide, blog yazarı Stephanie Yeboah, kendi deneyiminden çerofobi ile yaşamanın neye benzediğini anlatıyor:

“Bu, mutluluğun uzun sürmeyeceğini hissetmeniz nedeniyle tam anlamıyla bir ümitsizlik hissi yaşatıyor; bu ise, bir şeye dâhil olmaktan veya aktif biçimde bir şeyler yapmaktan kaygı duymanıza neden oluyor.

“Mutluluk korkusu, bir kişinin aralıksız olarak mutsuzluk içinde yaşadığı anlamına gelmiyor. Benim durumumda, çerofobi, travmatik olaylar nedeniyle daha da kötüleşti ve tetiklendi. Kazanılan bir kampanyayı kutlamak, zor bir görevi tamamlamak ya da bir müşteriyi kazanmak gibi şeyler bile huzursuz hissettiriyor.

Yeboah’ın çok da faydalı olmadığını ifade ettiği çerofobi tedavisi, kimi durumlarda depresyon sorununu tedavi etmekle karıştırılabiliyor.

“Çerofobi hakkında çok fazla kaynak olmadığı için yapabileceğim pek bir şey yok, bu yüzden sadece onunla yaşamaya devam ediyorum ve mümkün olduğu kadar onu düşünmekten kaçınıyorum.”

GEÇMİŞLE HESAPLAŞMAK GEREKİYOR

Barron, geçmişinizi eşelemenin başlangıç için iyi bir yer olduğunu, bu sayede olumsuz sonuçlardan korkmaksızın, keyfince zaman geçirmeye, eğlenmeye ve mutluluğa karşı tolerans göstermeyi deneyebileceğinizi söylüyor.

Bilhassa, iç-görü odaklı psikoterapi ve bilişsel davranışçı terapiler gibi tedavilerin, insanların sebepleri idrak etmede, ayrıca zevk ve acı arasında kurdukları olumsuz bağlantıları çözme noktasında yararlı olduğunu söylüyor.

Çerofobi ile uğraşmak, her şeyden öte, düşünme biçiminizi değiştiriyor. Şayet aynı sorunu yaşadığınızı düşünüyorsanız, büyük ihtimalle, geçmişte yaşanan bir çatışma ya da travma sebebiyle ortaya çıkan bir savunma mekanizmasıdır.

Sorunlarınız üzerinde çalışmak zaman alır; fakat tedavi ile bunu geçmişte bırakacak, mutluluğun tadını çıkaracak ve işte o anda yaşamaya başlayabileceksiniz.

Yazar: Lindsay Dodgson
Çeviren: Tarkan Tufan
Kaynak: www.gazeteduvar.com

Okumaya devam et

MAKALE

2019’un rengi belli oldu!

renk trendleri, pantone 2019, canlı mercan rengi, 2019 yılının rengi

Bu renk insana yaşama sevinci aşılıyor. Her bakışta farklı algılanan rengin sırrı ise denizin derinliklerinde gizli… Yeni yılda bu rengi sıkça görmeye hazır olun! İşte 2019’un rengi …

Pantone, 2019’un rengini açıkladı: Yaşama sevinci aşılıyor

Pantone Renk Enstitüsü her sene seçtiği yılın rengiyle pek çok sektörde kullanılan renk trendlerine ilham oluyor.

Pantone Renk Ensititüsü,  2019 yılının renginin, PANTONE 16-1546 Living Coral, yani  “canlı mercan” olduğunu açıkladı. Her bakışta farklı algılandığı söylenen “canlı mercan” renginin bakıldığı zaman insana yaşama sevinci aşıladığı düşünülüyor. Enstititü, her yıl renk belirlerken, topluma umut aşılayacak ve iç açacak renkler seçmeye özen gösterdiğini belirtti.

Son 20 yıldır insanların satın alma eğilimlerini, moda, mimarlık, dekorasyon ve ürün geliştirme stratejilerini yönlendiren renk trendlerini belirleyen Pantone Renk Enstitüsü, 2019 yılında canlı mercan renginin pek çok alanda karşımıza çıkacağını belirtiyor.

“Canlı mercan” hakkında yapılan yorumlardan biri de bu rengin her an karşılaşılabilecek bir renk olmayışı. Genel olarak denizin derinliklerinde yaşayan ıstakoz, karides, yengeç gibi hayvanlarda görülebiliyor. Bu sebeple insanlarda merak uyandırdığı ifade ediliyor.

Kaynak: www.t24.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

Beyninize format atmak ister misiniz?

zihni boşaltma yolları, zihin detoksu ve olumlu düşüncenin gücü, beyin detoksu

Vücudumuzdaki fazlalıklardan kurtulmak için detoks yapıyoruz. Peki, zihnimizdeki fazlalıklardan nasıl kurtulacağız? İşte kendimizi yenilemek için 10 adımda zihinsel detoks…

10 ADIMDA ZİHİNSEL DETOKS!

Toprakla uğraşan insanlar bilirler, onu çer çöpten arındırmadan temizlemeden yeni bir tohum ekemezsiniz. Ancak toprak hazır olduğunda onu ekip verim alabilirsiniz. Zihnimiz de tıpkı toprak gibidir. Onu da hatadan yanlıştan arındıralım ki yeni yaratımlar yapabilelim.

Peki bu arınma nasıl yapılacak? Elbette zihinsel detoksla!

Bu süreçte aynı fiziksel detoksta dışarıdan aldıklarımıza nasıl dikkat ediyorsak, zihnimize kabul ettiklerimize ve dışardan bizi etkileyen olumsuz uyarıcılara da dikkat etmeliyiz.

İşte bunun çözümü aşağıdaki 10 maddede:

1- Enerjinizi olumsuz, negatif insanlara harcamaktan vazgeçin.

2- Geçmiş ilişkilerinizden özgürleşin. Sizi üzmüş akraba, arkadaş, eski sevgili kim varsa hepsini affedin. Ayrıca onlardan kalan hediye, fotoğraf, eşya, mesaj gibi şeylerin tümünden kurtulun.

3- Yaşam alanı detoksu… Öncelikle yakın çevreniz ve evinizden başlamakta fayda var. Evinizin sade, temiz ve karmaşadan uzak olması çok önemli. Hayatınızdaki karmaşa en başta evinizdeki karmaşadan kaynaklanıyor olabilir mi? Bu noktada evde kurumuş çiçekler varsa önce onlardan kurtulun çünkü bunlar düşük enerjilerdir. Cansız hayvanlar, böcekler aynı şekilde temizlenmeli. Ağır tablolar, heykel, maskeler ne varsa hepsinden özgürleşin. Daha hayat enerjisi çağrıştıran ağaç, çiçek, aile tablosu, dünyanın güzel yerleri gibi seçenekleri tercih edin. Baş ucunuza astığınız yalnız kadın tablosu aslında sizi de yalnızlaştırabilir!

4- Yaşamın her boyutuyla barışın. Ayrılıklar, hastalıklar, ölümler yüzünden elbette insanlar çok derin acılar çekiyor fakat yas bittikten bir süre sonra bu durumu kabullenmek gerekir. Aksi halde bu birçok olumsuz sonuca yol açıyor.

5- Enerjisi yüksek müzikler tercih edin. Söylediğimiz şarkılar somut bir şekilde hayatımızda açığa çıkabiliyor. Ayrıca olumsuz şarkı sözlerine sahip şarkılar beynimizi, duygularımızı ve ruh halimizi etkiliyor.

6- Kullandığınız kelimelere, cümlelere dikkat edin. ‘’Her şey kötüye gidiyor.’’ gibi cümleler kullanmak her şeyin kötüye gitmesine neden olur. Çevrenizdeki olayların %10 unu kontrol edemezsiniz fakat %90 ı sizin ona verdiğiniz tepkilerdir. Tutum ve tavırınızı değiştirmeye çalışın. Bu noktada odanızın bir köşesine yapıştıracağınız olumlama notları muhteşem bir etki yaratabilir. (Olumlama notlarından farklı bir yazımda daha bahsedeceğim.)

7- Her şeyin bir bilinci var. Evinizdeki eşyalar bile hayatınızda çok önemli bir fark yaratabilir. Eski, ağır enerjiler taşıyan eşyalardan kurtulun. İkinci el alınan eşyalara çok dikkat etmek lazım. Size iyi hissettirdiğinden emin olun. Evinizin bir köşesine mutlu anılarınızdan oluşan bir fotoğraf köşesi yapabilirsiniz. Ayrıca güzel battaniyeler, doğal kokular, minik ışıklandırmalarla evinizin enerjisini yükseltebilirsiniz.

8- Telefon ekranınızdaki görsellere dikkat! Sürekli gördüğümüz bu fotoğrafların bilinçaltımızı olumlu etkilemesi çok önemli. Başarılı hissettiğiniz bir anın fotoğrafını veya sizi motive eden güzel bir görseli tercih edebilirsiniz. Bilgisayar ekranlarını da unutmamak lazım.

9- Renklerin gücüne inanın. Hayatınızda aşk, cinsellik ihtiyacı varsa kırmızı, huzur, iletişim ise mavi veya tükenmişlik varsa ve rahatlamak istiyorsanız daha çok beyazı tercih etmelisiniz. Bir rahatsızlığınız varsa yeşil şifa rengidir. Pembe ise sizi ciddi anlamda rahatlatan sevgiye açan bir renktir.

10- Hayattaki hedeflerinizi görselleştirin, hayal kurun. Beyniniz inandığı bir şeyi gerçekleştirmeye programlıdır. Özellikle sabah ilk uyanıldığında ve gece uyumadan hemen önceki anlar çok değerli. Sizi mutlu eden şeyleri, hayallerinizi düşünün ve zihninizde yaşayın. Sabır ve azimle birlikte bir süre sonra bunları hayatınıza çektiğinizi fark edeceksiniz.

Yazar: Selin Demiröz
Kaynak: www.medium.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

TREND