Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Özgüven hayatımızı nasıl etkiler?

Özgüven nedir? Özgüvende dikkat edilmesi gereken hususlar nelerdir? Romantik ilişkilerimizi nasıl etkiler? İşte tüm bunlara yanıt olabilecek nitelikte bir makale…

Özgüven ve İlişkiler

Özgüven sahibi olup olmamak hayatımızdaki birçok alanı etkileyebiliyor. Çocukluğumuzdan yetişkinliğimize kadar olan süreçte özgüvenimizde yaşadığımız dalgalanmalar; kararlarımızı, seçimlerimizi ve bu doğrultuda davranışlarımızı belirleyebiliyor. Yüksek özgüvene sahip olan biri, kendisini olduğu gibi kabul ediyor ve kendisine saygı duyuyor. Peki hayatımızı bu derece etkileyen özgüven, romantik ilişkilerimizi nasıl etkiliyor?

Özgüvenin ilişkilere etkisi üzerine yürütülen araştırmaların cevaplamaya çalıştığı 2 temel soru var. Birincisi, yüksek özgüvene sahip olmak mı daha iyi bir ilişki getiriyor, yoksa kurulan iyi bir ilişki mi özgüvenin artmasını sağlıyor1? Farklı ülkelerden ve yaşlardan katılımcılarla yapılan bir araştırmada, hem yüksek özgüvenin daha iyi bir ilişki getirdiği hem de kurulan iyi bir ilişkinin özgüveni arttırdığı bulunuyor. Özgüvenin, romantik ilişkileri arkadaşlık ve ebeveyn-çocuk ilişkilerinden daha çok etkilediği bulunuyor2. Gençlerle yapılan ve üç yıl süren bir başka araştırmada ise insanların özgüvenlerinin ilişki durumları ve ilişkilerinin kaliteleri ile olan bağlantısı inceleniyor3. Özgüven ölçümü insanların kendi değerlendirmeleriyle yapılıyor ve sonuçlar yine özgüvenin romantik ilişkilerin başlamasını, ilerleyişini veya sona ermesini etkilediğine işaret ediyor.

Peki yeni bir ilişkiye başlamak ve ilişkinin süresi özgüvenimizi nasıl etkiliyor? Yukarıda bahsettiğimiz araştırmada bulunan sonuçlara göre birinci senenin sonunda hala ilişkilerine devam eden çiftlerin özgüvenlerinde bir artış olduğu bulunuyor. Fakat ilişkinin ikinci veya üçüncü senesinde bu durum ortadan kalkıyor. Yani birinci yıldan sonra, ilişki ilerledikçe geçen zamanın kişilerin özgüvenleri üzerinde bir etkisi olmuyor3. Diğer yandan, daha kısa süren ilişkilerde, birinci senelerini doldurmadan ayrılan çiftlerin özgüvenlerinde bir artış görünmüyor. Hatta ayrılıktan sonraki ikinci senenin sonunda kurdukları yeni bir ilişkiye dahi öncekinden daha az bir özgüvenle başladıkları görülüyor3. Bu sonuçları göz önüne aldığımızda özgüvenli olup olmamanın ve ilişkilerimizin birbirlerine etkisinin bir döngü içinde olduğunu fark ediyoruz. Örneğin; kendimiz hakkında olumlu hislere sahip olmamız, genel olarak ilişkilerimizde daha rahat bir şekilde insanlarla yakınlık kurabilme ihtimalimizi artırıyor. Yakın ilişkiler kurabildikçe de kendimizi daha iyi hissediyoruz. Ne yazık ki, bu döngünün tam tersinin gerçekleşmesi de mümkün. Kendimiz hakkında olumsuz hislere sahip olmamız diğer insanlara daha soğuk davranmamıza ve ilişkilerimizin bizi memnun etmemesine yol açabiliyor. Durum böyle olunca da kendimizi daha az değerli görüyor ve kendimize karşı daha acımasız davranabiliyoruz.

Aynı araştırmanın devamında özgüvenin kişilerin ilişki memnuniyetlerini ve ilişkilerinin kalitesini tahmin edebilmemizi sağladığı da bulunuyor4. Başka bir araştırma, düşük özgüvene sahip olan insanların romantik ilişkilerinden yüksek özgüveni olanlara göre daha az memnuniyet duyduklarını göstererek bu araştırmayı destekliyor5. Tatmin olmadığımız, memnuniyet seviyemizin düşük olduğu bir ilişkiyi devam ettirme ihtimalimiz de haliyle azalıyor. Özgüven ile ilişkiler arasında çift taraflı bir etki olduğundan bahsetmiştik. Her ne kadar ilişkilerin genel olarak geçtiği aşamalar belliyse de bazı ilişkilerde durum daha karışık bir halde olabiliyor. Örneğin bir dargın bir barışık yaşanan ilişkiler. Bu dalgalanmalar ilişkideki memnuniyeti ve ilişki kalitesini azaltmanın yanı sıra özgüvenimizi de negatif yönde etkiliyor3.

Özgüvenli olup olmamamıza göre hayata bakış açımız değişebiliyor. Yüksek özgüvenli kişiler olumlu olaylara odaklanırken daha düşük bir özgüvene sahip kişiler negatif olaylara yoğunlaşmaya daha meyilli olabiliyorlar3. Mesela ilişkideki geçiş aşamalarına kolaylıkla ayak uyduran ve bir problem olduğunda çözülebilir olduğunu düşünüp çözüm üretmeye çalışan taraf genellikle daha yüksek özgüvene sahip olan taraf oluyor. Yüksek özgüvene sahip insanların başarılı olma konusunda da diğer insanlara kıyasla daha az endişeleri oluyor. İlişki kurma ve sürdürme konusunda da başarısız olmak gibi bir çekinceleri daha az oluyor. Bu kişilerin kendilerine olan güvenleri ilişkinin iyiliği için rahatça hareket edebilmelerine olanak sağlıyor. Gösterilen bu davranışlar partnerin de mutluluğunu olumlu yönde etkiliyor6.

Diğer yandan düşük özgüvene sahip olan kişiler, ilişkide onları tatmin eden şeyler aramaya ve partnerlerinin davranışlarını olumsuz olarak yorumlamaya daha eğilimli oluyorlar. Bu duruma kişilerin kendileri hakkında olumsuz bir algıya sahip olmalarının yanı sıra, partnerlerinin de kendilerini o şekilde gördüklerini düşünmeleri sebep oluyor. Bu kişilerin kendilerini değersiz hissetmeleri gördükleri sevgiyi de küçümsemelerine yol açabiliyor. Partnerlerine hayal kırıklığı yaşatma korkusu, ilişkinin geleceğine dair herhangi bir tehdit algılamaları kendilerini geri çekmeleri ve partnerleriyle aralarına mesafe koymalarıyla sonuçlanabiliyor6. Yani her iki tarafın da partnerinden aynı değeri görüyor olduğu bir senaryoda düşük özgüvene sahip kişiler reddedilmeye karşı hassasiyetlerinden dolayı rahatsız edici/yıkıcı davranışları daha çok gösterebiliyorlar5. Peki düşük özgüvene sahip partnerinizi onu sevdiğinize nasıl inandırabilirsiniz? Özgüveni düşük partnerinizin şüphelerini kırıp kalbini kazanmanın yolu, yorumlarınızda onun sizin için ne ifade ettiğine odaklanmaktan geçiyor çünkü bu karaktere sahip insanlar, duydukları yorum daha somut durumlarla ilgiliyse, bu yorumu ciddiye almamaya daha meyilli oluyorlar. Örneğin, “Saçların çok güzel olmuş.” ya da “Kıyafetin çok yakışmış.” gibi yorumlar onlara sizin sevginizi ve beğeninizi aktarmaya yeterli olmuyor. Hatta “Çok zekisin.” veya “Çok çekicisin.” gibi cümleler bile ters tepebiliyor. Ama eğer onun sizin için önemini veya ona neden aşık olduğunuzu daha anlamlı cümleler kurarak açıklarsanız, “İyi ki varsın ve varlığın beni çok mutlu ediyor.” gibi, hem ilişkiye olan güvenleri hem de ilişki memnuniyetleri belirgin ölçüde artıyor5.

Özgüven ve ilişkilenme arasındaki ilişkiye değindik. Peki ya ilişki bittiğinde? “Hüzünlü Sona Nasıl Geliyoruz?- Ayrılık Süreci” yazımızda ayrılığın aşamalarından bahsetmiştik. Sizce bu durumdan özgüvenimiz nasıl etkileniyordur? Yukarıda bahsettiğimiz araştırmaya geri döndüğümüzde, ayrılık yaşayan katılımcıların bu durumu bir başarısızlık olarak gördüklerini ve ayrılığın özgüvenlerinde kayba yol açtığını görüyoruz. Uzun süren bir ilişkinin bitmesiyle partnerlerin özgüvenlerinde güçlü bir düşüş meydana geliyor çünkü zaman geçtikçe ilişkiyle ilgili hayaller ve ilişkiye olan inanç daha da derinleşiyor3. Aynı zamanda düşük özgüvene sahip insanların daha kısa sürme ihtimali olan ilişkilere başladığı görülüyor ve ilişki bittiğinde zaten düşük olan özgüvenleri daha da azalıyor7. Fakat bu bulguları ayrılık yaşadıktan sonra özgüvenimizin sıfırlanacağı ya da düşük özgüvenli insanları mutsuz ilişkilerin beklediği şeklinde yorumlamak doğru değil. Çünkü araştırmada bulunan bir başka bulgu, özgüvendeki düşüşün geçici olduğunu ve kişinin özgüven seviyesinin bir yıl sonra eski haline döndüğünü gösteriyor.

Tüm bu araştırmalara baktığımızda, özgüvenin özellikle romantik ilişkilerimizdeki rolünün ne kadar önemli olduğunu fark ediyoruz. Peki özgüvenli olmak doğuştan gelen bir lütuf mu yoksa sonradan edinilebilir mi? Bu konuda yazmaya devam edeceğiz, siz de bizi okumaya devam edin!

Yazan: Elif Topatan
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak:  www.yakiniliskiler.com

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et

MAKALE

Podcast yapmak cesaret istiyor

Podcast son dönemde özellikle gençler arasında hızla yayılıyor. Bunda gencin özgürlüğüne imkan tanıması hiç kuşkusuz önemli bir faktör. Ancak podcast üretimi yapan uzman sayısı yeterli değil. Bunun en önemli nedeni ne olabilir?

Podcast yapmaya başlamaktan neden çekiniyoruz?

Kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen bazı şeyler var…

Podcast’ler dünyada her geçen gün artmaya devam ediyor. Türkiye’nin en büyük podcast ağı olan Podfresh’in bile şimdiden çeşitli kategorilerde 100’e yakın yayını bulunuyor. Yalnızca ABD’de, nüfusun yüzde 75’i “podcast”in ne demek olduğuna aşina durumda. Ekim 2020 itibariyle ise 1,5 milyonun üzerinde podcastin olduğunu söylemek biraz ütopik gelse de gerçek bu.

Her gün başlanan yeni podcastler, kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen ve başlamaktan alıkoyan bazı yanlış yanlış bilinen şeyler var. Bu yazımda biraz bunlardan bahsetmek istiyorum.

Podcast bir iş modelidir

Aslına bakarsanız podcast’ten hemen bir gelir elde etme beklentisi büyük bir hata ve orta vadede motivasyon düşürebilen bir şey. Çünkü Türkiye’de henüz yeni yeni büyüyen, ilginin fazla olduğu ancak reklam modellerinin henüz tam oluşturulmadığı bir ortam söz konusu. Ayrıca şunu da unutmamak gerekir ki, ürettiğimiz her türlü içerik, yaratmamız gereken bir pazarlama planının da parçası olmalı ve o doğrultuda bir strateji üretilmeli. Podcast yayınlarını yaymanın sadece içerik pazarlamasıyla bittiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Birçok platformda çok sayıda niş podcastin olduğu bir arenada, bunu bir işe çevirme düşüncesinden önce içeriğimizi iyi oluşturmayı düşünmek daha yerinde olacaktır. Çünkü salt gelir eldetmekten ziyade podcastimizi aynı zamanda kendimize bir network oluşturmak için de kullanacağız ve podcastimizi de bu network dinleyecek. 

Profesyonel bir stüdyo olmadan başlanmaz

Ben şahsen podcastlerime ufacık bir odada, sesimdeki yankıyı kesmek için üzerime battaniye örterek başladım. Üzerinden iki yıl geçmesine rağmen de hâlâ evimden yayın yapmaya devam ediyorum. Yayıncı adaylarının, profesyonel bir stüdyoya ihtiyaç duyacaklarını, stüdyo sesi olmadan podcast olmayacağını düşünmeleri ve bunun harekete geçmelerini engellemesi, acilen aşılması gereken bir konu.

Peki benim yaptığım podcastler süper kaliteli mi? Elbette evde sınırlı imkanlarla alınan herhangi bir kaydın stüdyo gibi olması imkansız ama zaten sorun burada başlıyor. Neden başlangıçta stüdyo kalitesinde bir yayın yapma zorunluluğu hissedeyim ki? Her şeyden önce içeriğimiz ve sürdürülebilirliğimiz çok daha önemli olgular. Bana soracak olursanız podcast yayınlarını benzersiz kılan şeyler, içerdiği samimiyet. Yani bir ev ortamında, belki çayınızı koyarken çıkan ses, belki arkanızdan gelen bir kedi. Nerede olursanız olun, telefon kulaklığına bile sahipseniz (ki Podfresh’te kulaklıklarla yapılan çok güzel yayınlar var) başlayın.

Podcast yapmak aşırı pahalı

Diğer bir yanlış düşünce de, ekipman fetişisti olup podcast yapmaya başlamak için pahalı ve kaliteli mikrofonlara sahip olmamız gerektiği. Örneğin, 3000 TL’ye çok kaliteli bulduğunuz ve profesyonellerin önerdiği bir mikrofon var ve almak istiyorsunuz. Durun, almayın! Bunun yerine 150 liraya bir yaka mikrofonu, aylık 50 TL’ye yayınlarıma değer katacak bir podcast barındırma platformu (ki artık size Spotify kataloğundan dilediğiniz müziği kullanma imkanı sağlayan Anchor varken ona bile ihtiyaç olmayabilir) ve 20 liraya podcastime sesli tanıtımlar yapabileceğim bir uygulama alırsam, erken dönemde yapacağım 3000 TL’lik bir mikrofondan daha mantıklı ve yayınıma değer katacak bir harcama yapmış olurum.

Demem o ki, Podcaste başlamak pahalı ve maliyetli değil. Bilgisayar ya da telefonunuzdaki ses kayıt düğmesine basın, telefonunuzun kulaklığını takın ve içeriğinizi oluşturun.

Dinleyici bulmak için ünlü olmak gerek

1,5 Milyon podcast yayını, daha fazla sayıda yayıncı, daha fazla sayıda da dinleyici var. Herhalde bu rakamların hepsi ünlü değil. Bu arada yayıncı adaylarının gözlerinin korkmasına hak veriyorum. Belki konuşmak istediğiniz konuyla alakalı onlarca podcast vardır ve endişe duyuyorsunuzdur. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, her podcast birbirinden parmak izlerimiz gibi farklı. Herkes niş bir yayın yapmaya çalışıyor ve konunun genelinden uzaklaşıp ister istemez spesifikleşiyorlar. 

Anlattığınız hikaye ve inşa ettiğiniz içeriğiniz sizin her şeyiniz. Yayınınız başka podcastlerin konusunu andıracak gibi görünse de, mutlaka kendinizden katacağınız şeylerle farklılaşacaktır. Kişisel deneyimler ve insan hikayeleri her şeyi değiştirir. Dinleyici olarak iki aynı nüanstaki podcast programından ayrı ayrı kendime kattığım birçok şey var. Eğer platformlarda var olan podcastler sizi podcaste başlamaktan alıkoyuyorsa, masada herkese bir sandalye olduğunu bilmenizde fayda var. 

Her şey kusursuz olmalı

Bir felaket olan ilk podcast bölümüme buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Sesimin yetmediği, tonlamalarımın ise anlamsız olan bu bölümü çekerken ne kadar zorlandığımı ve onlarca kez baştan kayıt aldığımı hâlâ hatırlıyorum. Ancak sonuç itibariyle içeriğimi dünyaya yaymak istediğim için “yayınla” butonuna bastım. Sadece biz değil, dünyaca ünlü podcasterların da ilk yayınlarına baktığınızda kusursuz olmadıklarını görüp kervanın her zaman yolda düzüleceğini anlayabilirsiniz. Kimse mükemmel değil, olamaz da. Podcastinizin daha ilk bölümden mükemmel olması gerekmiyor. Açıkçası geliştikçe her zaman yeni şeyler öğreneceksiniz ve bir önceki bölümünüzü beğenmeyeceksiniz. Gereksiz mükemmelliyetçilik sizi engelleyen bir şey ise, bunu önemsememek en güzeli.

Bitirirken…

Yanlış bildiğimiz şeyler bizi bir şeylere başlamaktan, düşüncelerimizi yaymaktan ve başkasının hayatına bir şeyler katmaktan her zaman alıkoyan bir şey. Eğer profesyonel bir stüdyo yüzünden podcast yapmaya başlamıyorsanız bir hayalinizden vazgeçmiş olacaksınız. Ürettiğiniz içeriğin nerede, kimi ve nasıl etkileyeceğini, ne gibi izler bırakacağını bilemezsiniz. İnsanlara temas etmek ve dokunmak güzeldir. Yeter ki en başında belirttiğim süreklilik ve içerik gibi doğru şeylere odaklanalım.

Kaynak: T24
Yazar: İlkan AKGÜL

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND