Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Özgüven hayatımızı nasıl etkiler?

yakın ilişkiler, özgüven ve ilişkiler, özgüven hayatımızı nasıl etkiler?, özgüven, Manşet

Özgüven nedir? Özgüvende dikkat edilmesi gereken hususlar nelerdir? Romantik ilişkilerimizi nasıl etkiler? İşte tüm bunlara yanıt olabilecek nitelikte bir makale…

Özgüven ve İlişkiler

Özgüven sahibi olup olmamak hayatımızdaki birçok alanı etkileyebiliyor. Çocukluğumuzdan yetişkinliğimize kadar olan süreçte özgüvenimizde yaşadığımız dalgalanmalar; kararlarımızı, seçimlerimizi ve bu doğrultuda davranışlarımızı belirleyebiliyor. Yüksek özgüvene sahip olan biri, kendisini olduğu gibi kabul ediyor ve kendisine saygı duyuyor. Peki hayatımızı bu derece etkileyen özgüven, romantik ilişkilerimizi nasıl etkiliyor?

Özgüvenin ilişkilere etkisi üzerine yürütülen araştırmaların cevaplamaya çalıştığı 2 temel soru var. Birincisi, yüksek özgüvene sahip olmak mı daha iyi bir ilişki getiriyor, yoksa kurulan iyi bir ilişki mi özgüvenin artmasını sağlıyor1? Farklı ülkelerden ve yaşlardan katılımcılarla yapılan bir araştırmada, hem yüksek özgüvenin daha iyi bir ilişki getirdiği hem de kurulan iyi bir ilişkinin özgüveni arttırdığı bulunuyor. Özgüvenin, romantik ilişkileri arkadaşlık ve ebeveyn-çocuk ilişkilerinden daha çok etkilediği bulunuyor2. Gençlerle yapılan ve üç yıl süren bir başka araştırmada ise insanların özgüvenlerinin ilişki durumları ve ilişkilerinin kaliteleri ile olan bağlantısı inceleniyor3. Özgüven ölçümü insanların kendi değerlendirmeleriyle yapılıyor ve sonuçlar yine özgüvenin romantik ilişkilerin başlamasını, ilerleyişini veya sona ermesini etkilediğine işaret ediyor.

Peki yeni bir ilişkiye başlamak ve ilişkinin süresi özgüvenimizi nasıl etkiliyor? Yukarıda bahsettiğimiz araştırmada bulunan sonuçlara göre birinci senenin sonunda hala ilişkilerine devam eden çiftlerin özgüvenlerinde bir artış olduğu bulunuyor. Fakat ilişkinin ikinci veya üçüncü senesinde bu durum ortadan kalkıyor. Yani birinci yıldan sonra, ilişki ilerledikçe geçen zamanın kişilerin özgüvenleri üzerinde bir etkisi olmuyor3. Diğer yandan, daha kısa süren ilişkilerde, birinci senelerini doldurmadan ayrılan çiftlerin özgüvenlerinde bir artış görünmüyor. Hatta ayrılıktan sonraki ikinci senenin sonunda kurdukları yeni bir ilişkiye dahi öncekinden daha az bir özgüvenle başladıkları görülüyor3. Bu sonuçları göz önüne aldığımızda özgüvenli olup olmamanın ve ilişkilerimizin birbirlerine etkisinin bir döngü içinde olduğunu fark ediyoruz. Örneğin; kendimiz hakkında olumlu hislere sahip olmamız, genel olarak ilişkilerimizde daha rahat bir şekilde insanlarla yakınlık kurabilme ihtimalimizi artırıyor. Yakın ilişkiler kurabildikçe de kendimizi daha iyi hissediyoruz. Ne yazık ki, bu döngünün tam tersinin gerçekleşmesi de mümkün. Kendimiz hakkında olumsuz hislere sahip olmamız diğer insanlara daha soğuk davranmamıza ve ilişkilerimizin bizi memnun etmemesine yol açabiliyor. Durum böyle olunca da kendimizi daha az değerli görüyor ve kendimize karşı daha acımasız davranabiliyoruz.

Aynı araştırmanın devamında özgüvenin kişilerin ilişki memnuniyetlerini ve ilişkilerinin kalitesini tahmin edebilmemizi sağladığı da bulunuyor4. Başka bir araştırma, düşük özgüvene sahip olan insanların romantik ilişkilerinden yüksek özgüveni olanlara göre daha az memnuniyet duyduklarını göstererek bu araştırmayı destekliyor5. Tatmin olmadığımız, memnuniyet seviyemizin düşük olduğu bir ilişkiyi devam ettirme ihtimalimiz de haliyle azalıyor. Özgüven ile ilişkiler arasında çift taraflı bir etki olduğundan bahsetmiştik. Her ne kadar ilişkilerin genel olarak geçtiği aşamalar belliyse de bazı ilişkilerde durum daha karışık bir halde olabiliyor. Örneğin bir dargın bir barışık yaşanan ilişkiler. Bu dalgalanmalar ilişkideki memnuniyeti ve ilişki kalitesini azaltmanın yanı sıra özgüvenimizi de negatif yönde etkiliyor3.

Özgüvenli olup olmamamıza göre hayata bakış açımız değişebiliyor. Yüksek özgüvenli kişiler olumlu olaylara odaklanırken daha düşük bir özgüvene sahip kişiler negatif olaylara yoğunlaşmaya daha meyilli olabiliyorlar3. Mesela ilişkideki geçiş aşamalarına kolaylıkla ayak uyduran ve bir problem olduğunda çözülebilir olduğunu düşünüp çözüm üretmeye çalışan taraf genellikle daha yüksek özgüvene sahip olan taraf oluyor. Yüksek özgüvene sahip insanların başarılı olma konusunda da diğer insanlara kıyasla daha az endişeleri oluyor. İlişki kurma ve sürdürme konusunda da başarısız olmak gibi bir çekinceleri daha az oluyor. Bu kişilerin kendilerine olan güvenleri ilişkinin iyiliği için rahatça hareket edebilmelerine olanak sağlıyor. Gösterilen bu davranışlar partnerin de mutluluğunu olumlu yönde etkiliyor6.

Diğer yandan düşük özgüvene sahip olan kişiler, ilişkide onları tatmin eden şeyler aramaya ve partnerlerinin davranışlarını olumsuz olarak yorumlamaya daha eğilimli oluyorlar. Bu duruma kişilerin kendileri hakkında olumsuz bir algıya sahip olmalarının yanı sıra, partnerlerinin de kendilerini o şekilde gördüklerini düşünmeleri sebep oluyor. Bu kişilerin kendilerini değersiz hissetmeleri gördükleri sevgiyi de küçümsemelerine yol açabiliyor. Partnerlerine hayal kırıklığı yaşatma korkusu, ilişkinin geleceğine dair herhangi bir tehdit algılamaları kendilerini geri çekmeleri ve partnerleriyle aralarına mesafe koymalarıyla sonuçlanabiliyor6. Yani her iki tarafın da partnerinden aynı değeri görüyor olduğu bir senaryoda düşük özgüvene sahip kişiler reddedilmeye karşı hassasiyetlerinden dolayı rahatsız edici/yıkıcı davranışları daha çok gösterebiliyorlar5. Peki düşük özgüvene sahip partnerinizi onu sevdiğinize nasıl inandırabilirsiniz? Özgüveni düşük partnerinizin şüphelerini kırıp kalbini kazanmanın yolu, yorumlarınızda onun sizin için ne ifade ettiğine odaklanmaktan geçiyor çünkü bu karaktere sahip insanlar, duydukları yorum daha somut durumlarla ilgiliyse, bu yorumu ciddiye almamaya daha meyilli oluyorlar. Örneğin, “Saçların çok güzel olmuş.” ya da “Kıyafetin çok yakışmış.” gibi yorumlar onlara sizin sevginizi ve beğeninizi aktarmaya yeterli olmuyor. Hatta “Çok zekisin.” veya “Çok çekicisin.” gibi cümleler bile ters tepebiliyor. Ama eğer onun sizin için önemini veya ona neden aşık olduğunuzu daha anlamlı cümleler kurarak açıklarsanız, “İyi ki varsın ve varlığın beni çok mutlu ediyor.” gibi, hem ilişkiye olan güvenleri hem de ilişki memnuniyetleri belirgin ölçüde artıyor5.

Özgüven ve ilişkilenme arasındaki ilişkiye değindik. Peki ya ilişki bittiğinde? “Hüzünlü Sona Nasıl Geliyoruz?- Ayrılık Süreci” yazımızda ayrılığın aşamalarından bahsetmiştik. Sizce bu durumdan özgüvenimiz nasıl etkileniyordur? Yukarıda bahsettiğimiz araştırmaya geri döndüğümüzde, ayrılık yaşayan katılımcıların bu durumu bir başarısızlık olarak gördüklerini ve ayrılığın özgüvenlerinde kayba yol açtığını görüyoruz. Uzun süren bir ilişkinin bitmesiyle partnerlerin özgüvenlerinde güçlü bir düşüş meydana geliyor çünkü zaman geçtikçe ilişkiyle ilgili hayaller ve ilişkiye olan inanç daha da derinleşiyor3. Aynı zamanda düşük özgüvene sahip insanların daha kısa sürme ihtimali olan ilişkilere başladığı görülüyor ve ilişki bittiğinde zaten düşük olan özgüvenleri daha da azalıyor7. Fakat bu bulguları ayrılık yaşadıktan sonra özgüvenimizin sıfırlanacağı ya da düşük özgüvenli insanları mutsuz ilişkilerin beklediği şeklinde yorumlamak doğru değil. Çünkü araştırmada bulunan bir başka bulgu, özgüvendeki düşüşün geçici olduğunu ve kişinin özgüven seviyesinin bir yıl sonra eski haline döndüğünü gösteriyor.

Tüm bu araştırmalara baktığımızda, özgüvenin özellikle romantik ilişkilerimizdeki rolünün ne kadar önemli olduğunu fark ediyoruz. Peki özgüvenli olmak doğuştan gelen bir lütuf mu yoksa sonradan edinilebilir mi? Bu konuda yazmaya devam edeceğiz, siz de bizi okumaya devam edin!

Yazan: Elif Topatan
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak:  www.yakiniliskiler.com

MAKALE

Para insanı nasıl değiştiriyor?

para ve insan, para insanı değiştirir mi, para, Manşet, araştırmalar

Çok para insanı değiştirir mi? Zenginlerin daha cimri ve az güvenilir olduğunu gösteren araştırmalar ne kadar doğru? İşte konuyla ilgili yapılan bir araştırmanın tüm detayları…

Bilimsel olarak araştırıldı: Para insanı bozuyor mu?

Kişinin varlık seviyesi arttıkça merhamet ve empati duygularının azaldığı, kişisel çıkar düşüncesinin ise arttığı doğru mu?

Üniversitelerin popüler konuları inceleyerek sosyal yaşantımıza ışık tuttuklarını bilirsiniz. Hayatınızda en az bir kere duyduğunuz ya da sorduğunuz bir konu üzerine Univercity of California Berkeley Üniversitesi’nde de bir grup uzun süren bir araştırma yaptı. Üniversite zengin olmanın insan üzerindeki etkilerini araştırdı ve “Para karakteri bozar mı?” sorusu deneklerle test edildi. Peki, burada ‘bozmaktan’ kasıt nedir? Amerika’daki çalışmada, insanların çok para karşısında davranışlarının değişip değişmediği araştırıldı. Paranın kurallara uyma, nazik olma ya da saygılı davranma gibi davranışları etkileyip etkilemediği incelendi. Sonuçlara bakalım…

Çalışmada önce deneklere Monopoly oynatıldı. Emlakçılık konulu ve zarla oynanan bu oyunda, tıpkı gerçek hayattaki gibi çeşitli yerler satın alarak; kiralama, inşa etme gibi ticari faaliyetlerde bulunup ekonomik olarak güçlü olmaya çalışırsınız.

Oyun bittikten 15 dakika sonra…

Oyuncuların bir bölümü yazı tura atarak, yani tesadüfi biçimde seçilerek, diğer oyunculara göre bazı avantajlara sahip oldu. Oyuna yaklaşık iki kat daha fazla parayla başladılar. Zengin seçilen oyuncular iki zar atarken, diğerleri ise tek zarla kaldı. Ve doğal olarak oyunu zengin başlayanlar kazandı. Gelelim oyun süresince gözlemlenen davranışlara… Zengin oyuncular piyonlarını oyun

tahtasına adeta vurarak ilerletti. Masadaki tabaktan daha çok kraker yediler. Abartılı başarı tepkileri gösterdiler. Fakir oyuncuya kaba ve duyarsız davranmaya ve sürekli ne kadar iyi oynadıklarını ifade etmeye başladılar.

İşin daha da ilginci ise, oyunun başında tamamen rastgele olarak zengin seçilenler, bunu bilmelerine ve oyunun hileli olduğunun açık olmasına rağmen, oyun bittikten 15 dakika sonra; nasıl başarılı olduklarını, mülkleri nasıl aldıklarını, kazanma şekillerini uzun uzun anlattılar. Yani onları başarılı hale getiren çift zar atma durumunu tamamen gözardı ettiler.

“Tüm zenginler böyledir” demek doğru değil

Başka bir deneyde; deneklere 10 dolar verilerek, isterlerse bu parayı yabancılarla paylaşabilecekleri ve bu yabancıların bir daha karşılarına asla çıkmayacağı söylendi. Yıllık kazancı 25 bin dolar olan katılımcılardan paralarını başka bir kişiyle paylaşanların sayısı, yıllık kazancı 150 bin dolar ve üstü olan katılımcıların sayısına göre yüzde 44 oranında daha fazla oldu.

Ama benim favorim, arabalar üzerinde yapılan çalışma… Araştırmacılar sokağa çıktı ve araçlarının değerine göre insanların davranışlarını inceledi.

Amerika’da yaya geçidinde yayaların geçiş üstünlüğü vardır. Yapılan çalışmada bu kural kullanıldı. Bir yaya geçidinde karşıdan karşıya geçer gibi yapan bir yayaya kimlerin yol verip vermediği incelendi. Günlerce yapılan denemelerde ucuz aracı olan sürücülerinin yasayı çiğnemediği; pahalı araç sürülerinin yarısının ise yasayı çiğnediği görüldü.

Daha birçok çalışma ve deney yapan ekibin bulgularına göre, varlıklı bireyler müzakerelerde yalan söylemek, iş yerinde kasadan para çalmak gibi etik olmayan davranışları onaylamaya ve rüşvet almaya daha yatkın. Kişinin varlık seviyesi arttıkça merhamet ve empati duygularının azaldığı ve kişisel çıkar düşüncesinin arttığı da bir başka sonuç.  Ancak “Tüm zenginler böyledir” demek doğru değil. Paul Piff’e ait bu çalışmanın detaylarını kişisel web sitesinde detaylı inceleyebilirsiniz.

Kaynak: www.milliyet.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

Uykuya dalarken düşme hissi yaşıyor musunuz?

uykuya dalarken düşme hissi, uyku, hipnik seğirme

Tam uykuya dalarken birden düşme hissine kapılıp vücudumuzun silkindiğini çok görmüşüzdür. Peki, bu his neden oluşur? Bu hissi yaşayanlar ne yapmalı? İşte yanıtı…

Uykuya dalarken düşme hissi neden oluşur?

Tam uykuya dalarken birden düşme hissine kapılıp vücudumuzun silkindiğini çok görmüşüzdür, ama neden?

Tam uykuya dalarken birden düşme hissine kapılıp vücudumuzun silkindiğini çok görmüşüzdür. Oldukça yaygın olan bu hisse beyindeki iki bölgenin kontrol çatışması neden oluyor.

Bunu bir rüyanın parçasıymış gibi algılıyorsak boşlukta düşüyormuş hissi oluşur; buna hipnik seğirme denir. Beynimiz uyku için çevreyle bağlantısını keserken ortaya çıkan bir çatışmanın göstergesidir bu.

Uykuda vücudumuz felç olmuş gibidir ve dış dünyadaki olaylara duyarsız hale geliriz. Ama kas kontrolümüz düğmeye basılmışçasına durmaz.

Beynimizde adlı bölge nefes alma gibi temel fonksiyonları kontrol eder ve tetikte olma duygusunu hissettirir bize.

Öte yandan görmeyle ilgili (optik sinir önündeki bölge) ise yorgunluğu düzenler.

Uykuya dalma sırasında retiküler aktivasyon sistemi vücudumuzun kontrolünü elden bırakırken ventrolateral çekirdek denetimi ele alır. Bu yavaşça kısılan bir lamba düğmesi gibidir, ama her zaman pürüzsüz işlemeyebilir.

Uyanıklığı sağlayan enerji kalıntıları ani yükselişe geçtiğinde seğirme hareketleri görülür. Fakat bunun nedeni tam olarak bilinmiyor. Hızlı göz hareketlerinin tersine bu seğirmelerin rüya gören beyinle bir ilgisi yoktur. Bundan ziyade günün son kalıntıları gibidir.

‘Patlayan kafa sendromu’ adı verilen ve insanın kafasının içinde bomba patlıyormuş gibi sesler duymasına neden olan tuhaf rahatsızlıkta da benzer belirtiler görülür. Beynin uyanık ve uykuya geçen kısmı arasında bir kontrol mücadelesi vardır ve bu şimşek çakması gibi ışıklar görmeye ve yüksek sesli patlamalar duymaya neden olur.

Bazı ileri vakalarda bu olgu aşırı uykusuzluğa ve hatta bedenin bilinmez güçler tarafından ele geçirilmesi iddialarına bile neden olmuştur.

Fakat genel olarak burada endişe edilecek bir durum yoktur. Uykuya dalma anında ortaya çıkan ilginç bir çatışma halinden ibarettir.

Kaynak: www.t24.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

Kağıt kesiği neden canımızı çok yakar?

Manşet, kağıt kesiği nasıl geçer, kağıt kesiği, evrim ağacı

Ufacık bir kağıt kesiği canımızı beklediğimizden çok daha fazla acıtır. Peki, bunun nedeni nedir? İşte www.evrimagaci.org yazarlarından Çağrı Mert Bakırcı açıklıyor…

Kağıt Kesiği Neden Çok Acıtır?

Standart bir A4 kağıt ortalama 0.05 milimetre kalınlığa sahiptir. Standart bir tıraş bıçağı 0.23 milimetre kalınlığa sahiptir. Bir tıraş bıçağının kestiği yaranın acısı anlaşılır; ancak ondan 5 kata kadar daha ince olan kağıdın, kimi zaman arkasında hiç kanama izi bile bırakmaksızın açtığı yaralar neden bu kadar fazla acır? 

Normalde bir kağıt, insan derisini kesebilmek için fazlasıyla yumuşaktır. Belli bir keskinliğe ulaşmak için, belli bir sertliğin de olması gerekir. Fakat kağıdı bu kadar kesici yapan, aşırı ince olmasıdır. Kesiği açan kenarın yüzey alanı çok küçük olduğu için, çok yüksek basınç uygulayabilir. Bu basınç, deri katmanını yararak “kesik” dediğimiz olaya neden olan kuvvet dağılımıdır. Basınç, uygulanan kuvvetin yüzey alanına bölümüdür. Dolayısıyla çok küçük yüzey alanı (örneğin kağıdın kestiği incecik kenarın yüzey alanı), çok yüksek basınç anlamına gelir.

Kağıt kesikleri genellikle büyük bir kağıt grubu içerisinden, tek bir kağıdın ayrılması sonucu oluşur. Yani tek bir kağıt ile elinizi kesmeniz çoğu zaman zordur. Bunun nedeni, tek bir kağıdın gerekli kuvveti kesiği açma süresi boyunca uygulayamayacak kadar esnek ve yumuşak olmasıdır. Yani kağıdın kenarı elinizi kesmeye çalışsa da, yarığı açamadan hemen bükülecektir. Fakat yeni açılmış bir kağıt destesi (kimi zaman “kağıt topu” olarak bilinir) içerisinden kıvrılarak ayrılan tek bir kağıt, destenin geri kalanından güç alarak bükülmeden durabilir. Bu da, kağıdın parmağınızı kesebilmesini sağlayacak kuvvetin yeterince uzun süre uygulanabilmesine izin verir.

Gelelim acının nedenine… Parmaklarımızın ucunda aşırı fazla sayıda nosireseptör adı verilen acı algılayıcı sinir ucu bulunur. Bir kağıt kesiği, bu sinirlerin çok fazlasını aynı anda uyarabilecek kadar geniştir. İncecik kesik kanamaya neden olmadığı için, bu sinirlerin ucu, havaya temas edecek şekilde açıkta kalır. Yani yarıktan dışarı doğru bakan reseptörler, sürekli dış ortama maruz kalır. Kağıt kesiklerinin o sinir bozucu acısı bu reseptörlerin açık hava nedeniyle sürekli beyne sinyal göndermesinden kaynaklanır.

Kimi zaman derin kağıt kesikleri de görülür. Bunlar, daha uzun bir yüzey boyunca olan, daha derin kesiklerdir. Bunlar kimi zaman dışarıya hafifçe sızan, çoğu zamansa yarığın içerisinde biriken kanamalara neden olur. Kesik sırasında kağıdın yüzeyinde ve fiberleri içerisinde bulunan koruyucu kimyasallar (örneğin beyazlatıcılar), vücuda geçer. Bu kimyasalların yakıcı etkisi, beynimizde acı olarak algılanır. Bu da, kağıt kesiklerinin neden olduğu acının yaygın görülen ikinci bir nedenidir.

Tüm yaralar gibi, kağıt kesikleri de temizlendikten sonra yara bandıyla kapatılabilir. Fakat yine de, yarık boyunca parmak etinin iki tarafının sürekli farklı hızlar ve yönlerde oynayabiliyor olması, rahatsız edici acının uzun sürekli bir şekilde devam etmesine neden olacaktır. Çoğu zaman yara 2-3 gün içerisinde tamamen iyileşir ve acı kaybolur.

Yazar: Çağrı Mert Bakırcı
Kaynak:  www.evrimagaci.org

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER6 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER11 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND