Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Özgüven eksikliği kader değildir

Bazen çekinik mi davranıyorsun? Zaman zaman yüzün mü kızarıyor? Bunların nedeni özgüven eksikliği. Kendine olan güvenini tazelemek ise sana bağlı. Üstelik hayat bunun için her gün sana onlarca fırsat veriyor…

özgüveni ortaya çıkarmak, özgüven eksikliği kader değildir, özgüven eksikliği çözümleri

Hey sen! Bazen çekinik mi davranıyorsun? Zaman zaman yüzün mü kızarıyor? Merak etme, aslında herşey yolunda… Ancak abartma. Çevreye uymakta zorluk çeker hale geldiğinde sıkıntı başlıyor. Nedeni ise özgüven eksikliği. Kendine güvenmen için sorunlarla yüzleşip onları çözdüğünü gör. Spor yap, müzikle uğraş, Utangaçlığı yen ki; iş hayatında kapı gibi önüne çıkmasın…

“ÖĞRENCİ tahtaya kalkamaz. Soruları bildiği halde parmak kaldırmaz ya da derse katılmaz. Öğretmen kaldırıp soru sorarsa aşırı heyecanlanır, yüzü kızarır ve kekelemeye başlar ve dili dolanır. Bildiği halde şaşırıp yanlışlar yapar. Çok utanır. Arkadaşlarına ve öğretmenine karşı rezil olduğunu düşünür, bazen okula bile gitmek istemez. Bu gençler, arkadaş edinemezler, hep yalnızdırlar veya çok azının bir-iki arkadaşı vardır. Karşı cinsle iletişim kuramazlar. Yüzleri kızarır, elleri titrer, çok heyecan yaparlar. Kalabalık bir ortamda kendilerini izleniyor gibi hissedip, bakışların üzerinde olduğunu zannederler. Bu nedenle bu tür ortamlarda bulunmamaya dikkat ederler. Zorunlu ise o ortamın en kuytu sote yerini bulup ‘gizlenmeye’ çalışırlar. Bazı çekingen çocuklar ya da gençler, sürekli eve kapanırlar. Bilgisayar, internet başında sanal alem bağımlısı olabilirler.”

Bütün bunlar çok mu tanıdık geliyor?.. Hemen panik olmayın. Kimse size “utangaçsınız” diyemez. Çünkü uzmanlar, bir kişiye utangaç demek için hiç de aceleci davranmıyorlar. Basmakalıp yaklaşımlarla hemen utangaç ya da çekinik yaftası da yapıştırmıyor. Aslında kişinin en temel “duygu ve bilgi karışması” olan utangaçlık, psikolojinin önemli bir konusu.

Yıllarını klinik psikolojiye adamış, Grafoloji (el yazısı bilimi) uzmanı psikolog doktor Nursu Marmara, “Utangaçlık çok insani, çok ahlaklı ve pozitif bir duygudur” diyor ve ekliyor:

“Ancak dozu önemlidir. Çevreye uymakta zorluk haline geliyor, insana çelme takıyorsa o zaman orada durmak lazım. Çevreye uyumu zorlaştırıyorsa, dozu yüksekse sorun haline geliyor ve o zaman kişinin kendine güvenmemesi devreye giriyor.”

Özgüven zedelenirse…

Hem sosyal hayatta, hem iş hayatında hem de ikili ilişkilerinde temel olarak dışa dönük olmak başarıyı etkiliyor. Psikolog Narek Karasu, “Bir kişinin içe dönük ya da dışa dönük olması kısmi olarak genetiktir. Bazıları daha dışa dönük, bazıları daha çekiniktir” diyor. Ayrıca utangaçlık konusunda kişinin içinde bulunduğu çevrenin, kişiye olumlu ya da olumsuz destek verdiğini söylüyor. Gençlerin 12-16 yaş arasında duygusal değişim içine girdiği, beraberinde bir bunaltı yaşadığı, bunun sonucunda da ergende içine kapanıklık ya da agresiflik gözlendiğini anlatıyor.

Bu durumda ne yapılması gerektiği konusunda Psikolog Karasu, şunları söylüyor:

– Kişinin özgüveni doğuştan veya çevre etkenlerden etkilenir.

– Kendine güven, problem çözerek gelişir. Kişi, bazı sorunlarla yüzleşmeli, sorunları kendisinin çözdüğünü görmeli.

– Özgüven, bakış açısıyla da ilgilidir. Karamsarlık ve negatif düşünme alışkanlığı kişinin özgüvenini zedeler. Daha çok ailesinde sevgi ve kabul görmemiş çocuklar, bu sıkıntıyı yaşar.

– Doğuştan ya da kısmi olan mükemmelliyetçi yapı, özgüveni zedeler. Ailenin etkisi büyüktür.

Peki, utangaçlık bir hastalık mıdır? Yanıtı, Balıklı Rum Hastanesi ve Anatolia Tedavi kliniklerinde grup ve bireysel terapilere katılan Karasu’dan geliyor: “Utangaçlık insana ait bir duygudur. Genel bir davranış biçimi haline gelmişse sorun olarak algılanabilir. Herkeste vardır aslında. Ama bu, hastalık olduğunu göstermez.”

Özgüveni ortaya çıkarmak

Kişi, utangaçlığını fark edebilir mi? Evet. Uzmanlara göre, kişi eğer kendini utangaç hissediyorsa, profesyonel destek alması yerinde olur. Tedavisi ağır değil. Sadece kişinin sonradan öğrendiği negatif duygu ve durumları olumlanıyor. Özgüven duygusu ortaya çıkarılıyor.

Gelişimsel bozukluğu olan çocukların davranışsal sorunlarının düzeltilmesi ve ruh sağlığının korunması alanında da çalışmalar yürüten Narek Karasu, “Çünkü özgüven, aslında insanın içinde var olan bir duygudur. İnsanlar kendilerine güvenle doğarlar. Bunun en önemli göstergesi, bir bebek doğduğunda suda yüzebilir. Batma korkusunu sonradan öğrenir” diyor.

Ar damarı çatlarsa…

Klinik psikolog Nursu Marmara, utangaçlığın moralle ilgili bir şey olduğuna dikkat çekiyor:

“Utangaçlık, çok insani ve güzeldir bu durumdur ama bir derecesi de olmalıdır. Ar damarı çatlak insanlardan olmamalıdır. Ar damarı, kültürümüzle ilgili ailemizden aldığımız değerlerdir. Bu normaldir. Öfkelenmek gibi, ama bir yere kadar. Şahsen ben kaşarlanmışlığı hiç görmek istemem.”

Nursu Hoca, bu aşamada utangaç kişilerdeki eksiklikleri dile getirirken bir vakasını hatırlıyor:

“Ertesi gün iş görüşmesi olan bir genç gelmişti; ‘Yarın görüşmede ellerimi nereye koysam uygun olur’ demişti. Bu tip insanların deha seviyesinde zekaları vardır. Ancak utangaçlıkları nedeniyle kendilerini iyi ifade edemezler ve mutsuz olurlar. Psikolojik gelişimlerinde engeller olur, güven yetersizliği vardır.”

Bu durumu kişi kendisi fark eder mi? Nursu Hoca, “Evet” diyor ve bu gibi durumlarda tavsiye ettiklerini şöyle anlatıyor:

– Örneğin kişiye para kazanmak uğruna sevmediği, zevk almadığı bir işi yapmamasını öneriyoruz.

– Ayrıca kendi zevk aldığı uğraşlar bulmasına yardımcı oluyoruz. Örneğin sporu çok önemsiyoruz. Çünkü spor kişinin bedenini özgürce kullandığı bir alan. Kişi, sporla bedenini tanıyor ve seviyor. Özellikle genç insanlar, spor yoluyla içindeki enerji patlamasını düzgün bir şekilde dışa vuruyor.

– Kişi kendini iyi ifade etmesini öğrenmeli; alıştırmalar öneriyor, yüksek sesli anlatımlar ve okumalar yaptırıyoruz.

– Bir ürün ortaya çıkardıkça gencin kendine güveni artıyor. O nedenle bu yönde genci destekliyoruz.

– Sporun yanı sıra kişinin müzikle ilgilenmesini sağlıyoruz. Çünkü müzik, en az matematik kadar beyni geliştirir. Satranç öğrenmelerini de istiyoruz.

– Ayrıca merak ettikleri konular hakkında bilgi toplamalarını öneriyoruz. Okul ile sınırlı kalmayıp merak ettikleri konular hakkında meraklarını uyandırıp bilgi edinmelerini sağlıyoruz.

Nursu Hoca’ya göre; bir gencin utangaçlığı yenmesindeki en önemli şey, kendisinin bir şey ürettiğini görmesi. Kişinin kendine bunu gösterebileceği en iyi örnekleri ise spor, özel ilgi alanları ve sivil toplum kuruluşlarında çalışmalar biçiminde özetliyor.

Meslek seçerken dikkat!

Uzmanlar gülmek, ağlamak gibi duygu durumlarının toplumda görünen bir ortalaması olduğunu anlatıyor. Buna göre kişi, ortalamanın çok altında kalıyor, o konuyla ilgili düşünce ve bilgisini aktaramıyorsa bu durum, onun arkadaş edinmesinde geri kalmasına neden oluyor. Çekingenlikte iki tip görüntüye dikkat çekiyor: İlkinde kişi çekiniktir ama bu durumu işselleştirmiştir, sorun değildir, o öyle yaşamaktan memnundur. Mesela bu kişilik çeşidi, ressamlar için bir avantajdır. İkinci tip çekiniklikte ise bu kişi, içinde bulunduğu durumdan şikayetçidir. Düşünce ve bilgisini ifade edememekten dolayı kendine kızgın, öfkelidir.

Peki, çekingenlik ve utangaçlığı nedir? Çekingenlik bir duygu halini ifade eder, utangaçlık ise bir düşüncedir; duygu ve bilgi karışmıştır. Çekingenliğin ve utangaçlığın ortak duygusu ise sıkıntıdır.

İlgi-bilgi-kişilik özellikleri

uzmanlar, gençlerin meslek seçiminde bu kişilik özelliklerini uygun iş seçmelerinin önemine de değiniyor. Örneğin kızarıp bozoran, eli ayağı birbirine karışan, rahat konuşamayan bir ergenin sadece ilgi alanlarına göre değil, kişilik özelliklerini de gözününde bulundurarak mesleğini seçmesi gerekiyor. Bu özeliklere sahip birisi için onun bu kişilik özellikleri, örneğin ressamlık mesleğinde avantaj olabilir. Yoğun ikili ilişkilere ve sosyal çevreye dayanan bir meslek ise bu kişilik özelliklerine sahip birisi için dezavantaj. Bu nedenle uzanlar, her zaman kişinin; ilgi-bilgi-kişilik özellikleri ölçütlerini gözönüne alarak meslek seçmesini öneriyor.

Dalga geçmeyi öğren

Bazı uzmanlar ise çocukların bile kesinlikle utangaçlıklarının farkında olduğunu söylüyor. Günümüz kent yaşamında çalışan anneler ve çocuklarına dikkat çekerek, çocukların eğitim yaşamlarındaki kaçınma davranışlarını irdeleyerek yapılması gerekenleri özetliyor:

– İnsan toplumsal bir yaratıktır. Bu nedenle çocuk ya da ergen, kaçınma davranışları yerine katılma, çoğulcu ortamlarda bulunma, toplu etkinliklere katılma, başka insanlarla birlikte olmanın yanı sıra gerekiyorsa terapi de almalı. Çünkü bu tip kişilikler, mükemmelliyetçi yapıdadırlar. Toplum önünde en küçük bir hata yapmaması gerektiğini düşünür.

– Oysa ‘Hayır hata yapabilirim” diyerek tam tersini düşünebilmeyi, ‘toplum içinde hata yapabileceği gevşekliği’ni öğrenmeli. Bu durumda ‘dalga geçmeyi öğrenebilmek’ de çok önemli.”

ONLAR DA UZAKTAN UTANGAÇ GİBİ GÖRÜNÜR

Çekinik ve utangaçlar, diğer kişiliklerle karıştırılabilir. Onlar da uzaktan bakıldığında utangaç görünürler. Ancak sahip oldukları kişilik değişiklikleri onları utangaçlardan ayırır.

– Bağımlı kişiler: Bir yakınına ya da başkasına bağımlıdır. Onsuz hiçbir şey yapamaz.

– Şizoik kişiler: Kendi dünyasında huzurlu yaşayan, psikiyatrik hasta olmayanlandır.

– Paranoik kişiler: Kuşkucu, şüpheci, tedirgin kişiler. Çok alıngandırlar.

EĞİTİM SİSTEMİ GENÇLERİN ÖZGÜVENİNİ ZEDELİYOR

‘Yumurta atmak zarif bir aksiyondur’

“Utangaçlık aslında insanın kendisiyle uğraşmasıdır, çünkü bilinçaltında kendini değersiz buluyor. Bu tip gençlerin ailesinde düzgün rol modeller yoktur. Horlanmıştır ve ailede başarıya endeksli sevgiler vardır ” diyen Nursu Marmara, yumurta atan çocukların psikolojisini de çözümlüyor. Nursu Marmara, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın “Yumurta atmayın başka şeyler yapın” dediği gençlerin davranışlarını şöyle tahlil ediyor:

“Yumurta atmak çok zarif bir aksiyondur. Gençlerin enerjisini doğru bir şekilde karşılanmadığı müddetçe, dışlandığı zaman, adam yerine konmadığını hissettiğinde gençler kendilerini ifade etme biçimleri arıyor.

Bu tip gençler için belki sevgi değil ama saygı çok önemli. Onların gözünün içine saygıyla bakıp, omuzlarına dokunarak onları iyi dinlemek lazım.

Gençlerin inanması lazım, yönetenlerin elinden geleni yaptığına… Bu şekilde yumurta atan veya kendine zarar veren çocukların ailelerine bakıldığında, o çocukların ailede hırpalandığı gerçeği ortaya çıkıyor. Baba otaritesinin güzel bir rol model olmadığı, annenin baskın olduğu çocuklar oluyor genelde bunlar…”

‘Sistem anlayışa değil, korkuya dayalı’

Psikolog Narek Karasu, utangaç kişiliklerin aile ve çevre ile ilişkilerini bu şekilde gözler önüne serdikten sonra Türkiye’deki eğitim sistemine de dikkat çekiyor: “Eğitim sistemimiz ne yazık ki, özgüveni geliştirici bir yapıya sahip değil. Genel geçer, belli kalıplarda insan yetiştirmeye yönelik. Düşünmeye ve sorgulamaya itmiyor. Kalıplara göre eğitim veriliyor” diyerek sistemi eleştiriyor.

Daha da önemlisi, eğitim sisteminin gençlerin anlayışına değil, korkularına hitap ettiğini söylüyor. Bu noktayı şöyle açıklıyor:

“Örneğin gençlerin sınav için çalışmaları, korkudur. İyi para kazanmak için çalışmak da korkudur. Oysa eğitim; meraka, coşkuya, öğrenmeye dayalı olmalıdır. Sınırlamayla eğitim verilmez. Öğretmen, öğrenmek istemeyen çocuğa hiç birşey öğretemez. Kişi eğer kendini ona sunulan kalıplar içinde görmüyorsa, kendini oraya uygun bulmuyorsa korkar, özgüveni zedelenir ve bu durum utangaçlığı körükler.”

Kaynak: www.prakdeniz.com

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Buzdağının görünmeyen kısmı

suçlama, söylenme, ördek sendromu, başarı

Ördek sendromu nedir? En belirgin özellikleri nelerdir? Hiç çalışmıyormuş gibi görünen ama başarılı olan insanlar bunu nasıl yapar? İşte tüm bunlara yanıt olabilecek nitelikte bir makale…

Ördek Sendromu: Neden Başkalarının Daha İyi Yaşadığını Düşünürüz

İş yerimizde her şeyi büyük bir titizlikle yapan oldukça sakin bir eleman vardır; üniversitede hiç çalışmıyormuş gibi görünen, sürekli gezen ama sınavlarını AA ile veren bir arkadaşımız, hiçbir ölçü kullanmadan dünyanın en lezzetli yemekleri yapan komşumuz…

Sosyal medya hesaplarımızı turlarken kendi kendimize söylendiğimiz çok olmuştur: “Nasıl bu kadar iyi bir hayat yaşıyor bu insanlar, oysa ben sürünme konusunda yılanlardan halliceyim!”

Bu örneklerden çok daha fazlasının zihninizde canlandığı ve bunları düşünürken: “Ben bu kadar çabalarken ve onlar hiçbir şey yapmazken neden aldıkları sonucun yarısını bile elde edemiyorum? Bunu onlardan daha fazla hak ediyorum!” diyerek sitem ettiğimiz aşikar.

Bu yazı, dışarıdan “en” nitelendirmesiyle bahsettiğimiz insanların da aslında bizden pek bir farkı olmadığını bilmeniz ve kendinizi suçlamayı bırakmanız için yazıldı. Keyifli okumalar!

***

Pek çoğumuz suyun üzerinde dans eder gibi yüzen ördekleri seyredip hayran kalmışızdır. Suyun üst kısmından bakarken herhangi bir problem olduğunu düşünmeyiz, esas karmaşıklık suyun altındadır. Ördek o küçük perdeli ayaklarını hızlıca çırparak suyla mücadelesini sürdürmeye çalışır.

Stanford Üniversitesi tarafından öğrencilerin zorluklarını tanımlamak için ortaya atılan “ördek sendromu” kavramı, ördeklerin suyla mücadelesinden ilham alınarak adlandırılan ve günlük hayatımızı zorlaştıran bir düşünce sistemini özetlemektedir.

Aslında ördek sendromu, öğrencilerin herhangi bir sıkıntı, depresyon, kendinden şüphe etme kaygılarını bastırırken dışarıdan sakin görünebilme yeteneklerini ifade etmek için kullanılmıştır.

Mücadele etmeden veya çaba göstermeden başarma izlenimini başkalarının özellikle bilmesini isteyecekleri şekilde görüntüleri yaymaya-yayınlamaya olanak sağlayan sosyal medya kullanımının yoğunlaşması da bununla ilgilidir.

Örneğin bir üniversite öğrencisinin güzel bir filtre ile geliştirilmiş seyahat görüntülerini paylaşması ve akranları ile sosyalleşmesi, gece geç saatlere kadar kütüphanede kalmasını ya da projesi için yediği ret maillerini paylaşmasından daha olasıdır.

Aynı mantıkla etrafınızdaki insanların zahmetsizce yaşamaları, sınavlara girmeleri, stajlara katılmaları ve partilere gitmeleri esnasında dört sınavınız, dört saatlik uykunuzla birlikte üç projenizi yürütürken gezmelere çıkmanız biraz zor görünüyor.

Tabii ki arkadaşlarınızın başarılı olduğunu görmeyi seviyorsunuz ancak siz, kişisel yetersizlik hissiyle ayakta kalmaya çabalarken herkes nasıl bu kadar mutlu ve rahat olabilir?

Esas soru şu: “İnsanlar gerçekten göründüğü kadar mutlu, zengin, başarılı, rahat ya da mükemmel mi?”

Cevabı hepimiz biliyoruz: değiller. İnsanlar, günümüz “mükemmel olmaya zorlayan, mükemmel olmayanı dışlayan” dünyasına uyum sağlamak için şekilden şekle girmeye mecbur kalıyor. Bu durum yokuş aşağı yuvarlanan küçük bir kartopu gibi çoğumuzu içine katarak büyümeye devam ediyor.

Hepimiz, olmayı istediğimiz başkalarının da olduğunu zannettiğimiz muhteşem kareler içerisinde kayboluyoruz.

İş yerinizde her şeyi büyük bir titizlikle yapan ve oldukça sakin görünen o eleman sabahlara kadar bir sorun çıkmaması için çalışıyor, siz ortak olmayan bu süreci görmüyorsunuz.

Üniversitede gezilecek tüm mekânları bilen ama notları da AA altına düşmeyen o arkadaşınız bütün verimli ders çalışma taktiklerini zorluklarla öğrendi, ders çalışmak için ayırdığı vakitte sadece ders çalışmaya odaklanıyor.

Hiçbir tarif ya da ölçü kullanmadan tüm yemeklerini lezzetli yapan komşunuz o raddeye gelene kadar pek çok kez yemeğini yaktı, pek çok kişiden olumsuz eleştiri aldı.

Sosyal medya hesabında az önce dünyanın öteki ucunda yemyeşil bir ormanda kamp yaptığını paylaşan arkadaşınız ailesiyle büyük bir tartışma yaşadı ve evden ayrıldı, siz bu olaydan haberdar değilsiniz.

En başarılı cerrah seçilen o tıp doktoru, siz o unvanı görmeden önce pek çok güzel şeyden vazgeçerek yıllarını kariyerine adadı.

“Buzdağının görünmeyen kısmı” sizin kendi içinizdeki yıkımları bilmeniz ama başkaları için -belki çok daha fazlasını yaşamış olmasına rağmen- bunu hissedememenizdir.

Hiç kimsenin hayatı bir ördeğin suyun üzerindeki süzülüşü kadar hayranlıkla izlenesi değil. Kendinizi bir başkası gibi olmaya çalışmaya zorlamak, suyun altındaki ayaklara yapacağınız en büyük kötülük olur.

Sağlıcakla…

Kaynak:  www.matematiksel.org

Okumaya devam et

MAKALE

İş başvuruma neden geri dönüş alamıyorum?

özgeçmis, iş başvurusu geri dönüş süresi, insan kaynakları, cv

Siz de birçok şirkete özgeçmişini gönderip dönüş alamayanlardan mısınız? O zaman bu makale tam size göre… İşte iyi bir özgeçmiş hazırlamanızı sağlayacak ve özgeçmişinizi görünür kılacak detaylar…

İK uzmanından iş başvurusuna geri dönüş alamamanızın nedenleri

İş arıyorsunuz, ilanlara başvuruyorsunuz ama bir türlü başvurularınıza geri dönüş alamıyorsunuz. CV ve Kariyer Danışmanı, İnsan Kaynakları Profesyoneli Esra Kemer, iş başvurusu sürecinde İK uzmanlarının gözünden adayların yaptığı hataları ve başvurulardaki eksiklikleri anlatıyor.

“Sürekli iş başvurusu yapıyorum neden dönüş olmuyor?” Kâbus gibi günler… İş arayıp duruyorsunuz, ilanlara başvuruyorsunuz ama bir türlü başvurularınıza geri dönüş alamıyorsunuz, mülakata bile çağırılmıyorsunuz. Neden, diye sorup duruyorsunuz kendinize ama bir cevap bulamıyorsunuz.

Bu yazımda amacım kesinlikle iş arayan kesimi eleştirmek ve İK uzmanlarını korumak değil öncelikle bunu belirtmek isterim. Ancak sizler iş başvurusu yaparken diğer dinamikleri de bilirseniz daha bilinçli hareket eder ve kendinizi geliştirip markanızı kuvvetlendirirsiniz. Madalyonunun diğer yüzünü bilmek size fark katacak, gelişmenizi sağlayacaktır.

İK profesyonelleri ve kurumlar İK politikalarında çok mu iyi? Hayır, tabii ki… Her meslekte iyiler ve kötüler var. Kurumun başvurulara geri dönüş politikası farklı olabilir. Benim fikrim ise mutlaka bir şekilde iş başvurusu yapan her adaya geri dönüş yapılması yönünde.

İK tarafında süreç nasıl işliyor?

İK uzmanlarının performansı, açık pozisyonları doğru ve nitelikli profesyoneli bularak hızlı kapatmaları ile ilintili. İlan vermek ve mülakatlar dışında İK profesyonellerinin yürüttüğü başka süreçlerde var belki bilmediğiniz. Bu süreçler;

Açık pozisyona ait yönetici ile iletişimde kalmak,

İlanda yer alan detayların doğru ve eksiksiz olması için personel talep formunun peşinde koşmak,

İlanın yayınlanmasını sağlamak,

Mülakat davetleri yapmak (Gelmeyen adaylardan dolayı kaybettiği vakitte yeniden aday daveti yapmak),

İlana başvurup randevusuz gelen adaylarla görüşmek,

Aday havuzunu oluşturmak üzere CV’leri incelemek gibi…

Peki, İK profesyonelleri iş arama kanallarında iş ilanını yayınlandığında ne oluyor da sizi mülakata çağırmıyorlar? Neden tam da size göre olan ilana ait başvurunuzdan sonra size geri dönüş yapılmıyor bir zahmet? Mülakata çağırılmamanızın birkaç sebebi;

“İlanda X bölgesinde oturan aday” diye belirtilmiş ama hiç alakası olmayan başka bir ilde oturan adaylar başvurduğunda, o adaylar direkt eleniyor. Çünkü ilanda belirtilen şehre servis yoktur yani adayın adresi uygun değildir. Elenirsiniz… Eğer adres değişikliğiniz varsa uygun yedek CV’nizi kullanabilirsiniz.

İlanda işin niteliğine göre mezun olunan okul detayları belirtilir. “Bu okulların birinden mezun olmadım ama bir şansımı deneyim, ne de olsa benim bölüm de istenilen bölümlere yakın” gibi bir düşünceniz olabilir, ama filtreye takılırsınız. Eğer bu farklılığı kapatacak eğitimleriniz-sertifikalarınız var ise mutlaka CV’nizde belirtin, faydalı olur.

Yaş konusu işin niteliğine ve gerekliliklerine göre önemli olabilir İK uzmanları için. Sahada sıcak satış yapan ekibin yaş ortalaması 26 olduğu için ilanda 30 yaşını aşmamış yeni bir çalışan aranıyordur ve bu detay ilanda belirtilmiştir. “Olsun, ben uyum sağlarım” diye 37 yaşında işe başvurursunuz, ancak yine bir filtreleme ile elenirsiniz.

Kariyerinizi aldığınız eğitim ve becerileriniz dâhilinde değiştirmeye karar vermiş olabilirsiniz. Başvurduğunuz iş ile ilgili tecrübeniz yoksa elenirsiniz. Çünkü bu işe daha uygun başka adaylar vardır emin olun, elenirsiniz. Eğer tecrübeleriniz başvurduğunuz işe uygunsa bunu bir şekilde CV’de öne çıkarmalısınız ki mülakat daveti alın. İkna etmelisiniz.

İK uzmanı bir şekilde CV’nizi inceledi, harika haber! Sizinle telefonla iletişime geçecek telefonunuzu arıyor ama telefon numarası kullanılmıyor ya da bir şekilde size ulaşamadı, elenirsiniz. Yedek telefon numarasını arıyor, konudan anlamayan bir kişi açtı ve not almadı; mail attı siz okumadınız. Daha ne yapsın İK uzmanları? CV’de en güzel Facebook profil fotonuz ve karizmatik e-posta adresinizi kullanmıştınız halbuki. Sonra lütfen geri dönüş olmuyor demeyin…

Her CV gönderildiğinde veya ilana başvurduğunuzda mülakata çağrılmayabilirsiniz, çok normal. Filtreler kullandığında eğer bu ve benzeri eksikler varsa CV’niz görüntülenmeyebilir. İK uzmanlarına açık ilanları için yüzlerce hatta binlerce CV geldiğini düşünürsek çok da şaşılacak bir durum değil. İK uzmanının CV’nizin okumanızı sağlamalısınız. Öncelikle CV’niz güncel, sizi ifade edebilmeli ve mutlaka başvurduğunuz işe göre hazırlanmış bir CV olmalı.  Başvuru/ön yazı ile işe uygunluğunuzla ilgili gerekli detayları vererek, uygun olmayan durumları nasıl uygun hale getireceğinizi belirtebilirsiniz. (Adres değişikliği gibi)

Diğer bir konuda İK uzmanlarına gönderilen iş başvurusu ve CV paylaşım e-postaları…

Tam çalışırken yeni posta uyarısı gelir ve e-posta açılır.  İK uzmanları da yoğun bir şekilde çalışıyor, tıpkı diğer profesyoneller gibi. Bomboş veya “Ekteki CV’yi dikkate alır mısınız?” diye yazılmış bir e-posta, ne kadar özenli duruyor bir düşünün…  Başvurulan pozisyon, kariyer hedefi, öz geleceğe dair bir açıklama yazısı, hiçbir şey yok. Gözden kaçabilir mi? Evet, kaçar. Daha şık ve doğru bir şekilde başvuran adayların arkasına geçer mi? Evet, geçebilir mümkün… Tecrübelilerin CV’sinin değerlendirilmesi daha da zor çünkü birden fazla pozisyona uygun olabilir. Bu yüzden İK uzmanları ile iletişime geçerken yazışma kuralları dâhilinde özellikle başvurulan ilan, çalışabilecek pozisyonların belirtildiği bir ön yazı ile gönderilmeli. E-postanız içeriği, sizin özenli bir profesyonel olduğunuzu hissettirir, tavsiyemdir.

Sosyal ağlar nasıl kullanılmalı?

Sosyal ağlarda da “İş arıyorum lütfen yardımcı olun, çok mağdurum. İş bulmamı sağlar mısınız?” içerikli paylaşımlar olabiliyor. İK uzmanı o sırada açık pozisyonu varsa ve unvanınız uygunsa hızlıca ilgilenebilir. Ancak bu tip detay içermeyen paylaşımlar bireysel markanız hakkında ne kadar güçlü bir etki bırakır, tartışılır. Nasıl anılmak istiyorsanız bunu hissettirecek şekilde iletişime geçebilirsiniz. Örneğin, “İş arıyorum ilgilenenlere CV’mi gönderirim” diye düşünmek yerine “X-Y-Z konularında tecrübe sahibiyim, A-B-C gibi yetkinliklerim bulunmaktadır. Bu bilgi ve becerilerimi kullanabileceğim X sektöründe Y pozisyonlarında çalışmak üzere iş arayışım mevcuttur” gibi odaklı bir şekilde duyurmak daha etkili olur.

Bu örnekler daha da artabilir veya kişiden kişiye farklılıklar gösterebilir. Özetle,

Profesyonel kimliğinizi iyi tanıyın ve iş başvurularınızı hedef ve niteliklerinize göre yapın.

CV’niz mutlaka becerilerinize ve hedefinize göre yedekli olsun. İlana uygun CV ile başvurun.

Eksik, görev tanımlarının ve iletişim bilgilerinin yazılmadığı CV’ler kullanmayın.

İlanları iyi okuyun ve tam olarak iş tanımı ve nitelikleriniz uygunsa başvurun. İşinizi şansa bırakmayın. Güçlü yönlerinizi ve farklılıklarınızı nasıl uygunlaştıracağınızı mutlaka önyazınızda, CV’nizde veya e-postanızda uygun bir dille ifade edin.

E-posta atarken CV’nizi dosya isminde adınız-soyadınız-başvurduğunuz pozisyonun adı ile gönderirken profesyonel kimliğinizi, tecrübelerinizi hangi pozisyonlar ve ilan için değerlendirilmesini istediğinizi belirtin.

Bu ve benzeri detaylar sebebiyle elenip gidebilirsiniz. İK uzmanları da işini yapıyor ve performansını göstermek zorunda ve onları da bir çalışan olarak anlamak gerekir. İK uzmanının gözünden bakarsanız siz de başvurularınızı daha etkili yapabilir ve kendinizi geliştirebilirsiniz. Öncelikle;

CV’nizi güncelleyin ve yedekleyin. Görevleriniz, yetkinlikleriniz gibi hedefe göre eksiksiz olsun.

İlanları daha da dikkatli okuyun ve uygun olanlara başvurun.

Genel önyazınız hazır olsun ve bir de ilana göre önyazınızı güncelleyin.

İK uzmanları CV’nizi ve başvurunuzu aldığına dair geri dönüş yapmalı mı? Evet yapmalı.

Sonuçta hepimiz birer değeriz.

Yazar: Esra Kemer
Kaynak:www.kariyer.net

Okumaya devam et

MAKALE

Nasıl teklif etmeliyim?

ilişkiler, ilginç evlilik teklifleri, evlilik teklifi, evlilik, evlenme teklifi

Evlilik teklifi etmeye mi hazırlanıyorsunuz? Nasıl bir teklifte bulunacağınızı bir türlü bulamıyor musunuz? İşte aklınıza yepyeni fikirlerin gelmesini sağlayabilecek en ilginç evlilik teklifleri…

Dünyanın en ilginç evlilik teklifleri

“Benimle evlenir misin?” sorusunu sormak için on binlerce dolar harcamaya hazır insanlar var

“Benimle evlenir misin?” sorusunu sormak için on binlerce dolar harcamaya hazır insanlara hizmet verecek şirketlerin sayısı giderek artıyor.

Londra’da tarihi bir tiyatroda oyuncular Romeo ve Juliet oyununun provasını yapıyor. Shakespeare hayranı New Yorklu Amanda Lynch ve erkek arkadaşı Andrew Smith provanın tek seyircileri. Enstrümanlar çalıp koro şarkı söylemeye başlayınca Andrew Amanda’nın önünde diz çöküp elini tutarak sorusunu soruyor: “Benimle evlenir misin?”

Bir süre sonra kendisini parmağında elmas bir yüzükle ve aşk mektupları arasında bulan Amanda “En güzel evlilik teklifiydi bu” diyor.

Fakat bu sahneyi düzenlemek için iki aylık plan yapılmış, 25 kişilik oyuncu, müzisyen, koreograf tutulmuştu. Bunları 4000 dolar karşılığında The One Romance adlı organizasyon düzenlemişti.

32 yaşındaki Smith’in diğer kardeşleri de böyle ilginç mekânlarda evlilik tekliflerini yapmış, biri Paris’te Eiffel Kulesi’ni, diğeri New York’ta Eockefeller Centre’ı kullanmıştı bunun için.

Hızla gelişen sektör

Evlilik törenleri sektöründe bu alan yeni gelişiyor denebilir. ABD’de geçen yıl bu sektörde 72 milyar dolarlık harcama yapılmış, evlilik planlama şirketleri bundan 1,2 milyar dolarlık pay almıştı.

Los Angeles’ta 2010’da kurulan The Heart Bandits adlı şirketin sahibi Michele Velazquez, bugüne kadar evlilik teklifi planlaması için kendilerine başvuran 2000 müşteriye dikkat çekerek bunun hızla gelişen bir sektör olduğunu ve müşterilerinin çoğunun erkek olduğunu söylüyor.

Evlilik teklifi için 52 bin dolar harcayan bir müşterisi, New York’ta bir teras bahçesi kiralamış, buradaki havuzun tabanına özel olarak sevgilisinin ve kendi isminin baş harflerini yazdırmış, üç metreye yakın orkide buketi hazırlatmış, pahalı bir çift ayakkabı hediye etmiş, orkestra eşliğinde arkadaşlarına ziyafet çekmişti.

2014’te Londra’da kurulan The One Romance adlı organizatör şirket ise bugüne dek 2000 müşteriye hizmet vermiş.

Sosyal medya etkisi

Şirketin kurucularından Tiffany Wrigth, müşterilerinin romantik fikirlerle gelen, ama her şeyi organize edecek zaman bulamayan zenginler olduğunu söylüyor.

En düşük bütçeli evlilik teklifi 1250 dolardan başlıyor. Ama bir müşterisi 700 şarkıcı ve bazı ünlüleri de içeren organizasyon için 625 bin dolar ödemiş.

Bu aşırılıklarda aşkın etkisi kadar, yaşanan anı sosyal medyada paylaşma güdüsü de yatıyor. Wright, sosyal medyanın evlilik teklifine rekabet özelliği kattığını söylüyor.

Özel sinemada özel film

Geçen yıl İngiltere’nin Kent bölgesinden internet tasarımcısı ve dijital pazarlamacı Anthony Williams şimdi karısı olan o zamanki sevgilisi Dembi’ye özel bir teklif yapmak istemiş.

Londra’nın ünlü Covent Garden semtinde bir otelin restoranında yemek yedikten sonra otel çalışanları onları özel sinema salonunda bir film izlemeye davet etmiş. Işıklar sönüp film başladığında ekranda 48 yaşındaki Anthony çıkmış. Dembi’yi neden sevdiğini anlatmış bir süre.

Sonra müzisyenler ve şarkıcılar girmiş salona ve Anthony’nin teklifi yapacağı ortamı hazırlamışlar. Bu hizmet için 6200 dolar ödemiş.

‘Romantik balon’

Paris’teki ApoteoSurprise adlı şirketin sahibi Nicolas Gerreau bunun “romantik bir balon” olduğunu söylüyor. 2006’dan bu yana 1600 evlilik teklifi organizasyonu yapmış.

Ismarlama teklif hazırlıklarının yanı sıra 30 farklı senaryo seçimi sunuyor müşterilerine ve bunların en az masraflı olanı 300 dolardan başlıyor.

Paris’i Rolls Royce Corniche ile dolaşıp Seine Nehri vadisinde bir malikane terasında yemek yedikten sonra jetlerin gökyüzünde çizeceği kalpleri seyretmeyi içeren bir tören ise 21 bin dolara mal oluyor.

En fazla ilgi gören törenlerden biri de 2100 dolara atların çektiği bir Kül Kedisi Sindirella arabası ile Paris turu, çikolatadan yapılma bir ayakkabı ve Seine Nehri’nde kayık gezisi içeriyor.

“Kadınları ağlatan bir işletme işletiyorum” diyor Gerreau. “Gözyaşı akmazsa işimi eksik yapmış gibi hissediyorum.”

Kaynak:  www.t24.com.tr

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER4 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER10 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER11 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER12 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER12 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER12 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER12 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND