Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Özgüven eksikliği kader değildir

Bazen çekinik mi davranıyorsun? Zaman zaman yüzün mü kızarıyor? Bunların nedeni özgüven eksikliği. Kendine olan güvenini tazelemek ise sana bağlı. Üstelik hayat bunun için her gün sana onlarca fırsat veriyor…

özgüveni ortaya çıkarmak, özgüven eksikliği kader değildir, özgüven eksikliği çözümleri

Hey sen! Bazen çekinik mi davranıyorsun? Zaman zaman yüzün mü kızarıyor? Merak etme, aslında herşey yolunda… Ancak abartma. Çevreye uymakta zorluk çeker hale geldiğinde sıkıntı başlıyor. Nedeni ise özgüven eksikliği. Kendine güvenmen için sorunlarla yüzleşip onları çözdüğünü gör. Spor yap, müzikle uğraş, Utangaçlığı yen ki; iş hayatında kapı gibi önüne çıkmasın…

“ÖĞRENCİ tahtaya kalkamaz. Soruları bildiği halde parmak kaldırmaz ya da derse katılmaz. Öğretmen kaldırıp soru sorarsa aşırı heyecanlanır, yüzü kızarır ve kekelemeye başlar ve dili dolanır. Bildiği halde şaşırıp yanlışlar yapar. Çok utanır. Arkadaşlarına ve öğretmenine karşı rezil olduğunu düşünür, bazen okula bile gitmek istemez. Bu gençler, arkadaş edinemezler, hep yalnızdırlar veya çok azının bir-iki arkadaşı vardır. Karşı cinsle iletişim kuramazlar. Yüzleri kızarır, elleri titrer, çok heyecan yaparlar. Kalabalık bir ortamda kendilerini izleniyor gibi hissedip, bakışların üzerinde olduğunu zannederler. Bu nedenle bu tür ortamlarda bulunmamaya dikkat ederler. Zorunlu ise o ortamın en kuytu sote yerini bulup ‘gizlenmeye’ çalışırlar. Bazı çekingen çocuklar ya da gençler, sürekli eve kapanırlar. Bilgisayar, internet başında sanal alem bağımlısı olabilirler.”

Bütün bunlar çok mu tanıdık geliyor?.. Hemen panik olmayın. Kimse size “utangaçsınız” diyemez. Çünkü uzmanlar, bir kişiye utangaç demek için hiç de aceleci davranmıyorlar. Basmakalıp yaklaşımlarla hemen utangaç ya da çekinik yaftası da yapıştırmıyor. Aslında kişinin en temel “duygu ve bilgi karışması” olan utangaçlık, psikolojinin önemli bir konusu.

Yıllarını klinik psikolojiye adamış, Grafoloji (el yazısı bilimi) uzmanı psikolog doktor Nursu Marmara, “Utangaçlık çok insani, çok ahlaklı ve pozitif bir duygudur” diyor ve ekliyor:

“Ancak dozu önemlidir. Çevreye uymakta zorluk haline geliyor, insana çelme takıyorsa o zaman orada durmak lazım. Çevreye uyumu zorlaştırıyorsa, dozu yüksekse sorun haline geliyor ve o zaman kişinin kendine güvenmemesi devreye giriyor.”

Özgüven zedelenirse…

Hem sosyal hayatta, hem iş hayatında hem de ikili ilişkilerinde temel olarak dışa dönük olmak başarıyı etkiliyor. Psikolog Narek Karasu, “Bir kişinin içe dönük ya da dışa dönük olması kısmi olarak genetiktir. Bazıları daha dışa dönük, bazıları daha çekiniktir” diyor. Ayrıca utangaçlık konusunda kişinin içinde bulunduğu çevrenin, kişiye olumlu ya da olumsuz destek verdiğini söylüyor. Gençlerin 12-16 yaş arasında duygusal değişim içine girdiği, beraberinde bir bunaltı yaşadığı, bunun sonucunda da ergende içine kapanıklık ya da agresiflik gözlendiğini anlatıyor.

Bu durumda ne yapılması gerektiği konusunda Psikolog Karasu, şunları söylüyor:

– Kişinin özgüveni doğuştan veya çevre etkenlerden etkilenir.

– Kendine güven, problem çözerek gelişir. Kişi, bazı sorunlarla yüzleşmeli, sorunları kendisinin çözdüğünü görmeli.

– Özgüven, bakış açısıyla da ilgilidir. Karamsarlık ve negatif düşünme alışkanlığı kişinin özgüvenini zedeler. Daha çok ailesinde sevgi ve kabul görmemiş çocuklar, bu sıkıntıyı yaşar.

– Doğuştan ya da kısmi olan mükemmelliyetçi yapı, özgüveni zedeler. Ailenin etkisi büyüktür.

Peki, utangaçlık bir hastalık mıdır? Yanıtı, Balıklı Rum Hastanesi ve Anatolia Tedavi kliniklerinde grup ve bireysel terapilere katılan Karasu’dan geliyor: “Utangaçlık insana ait bir duygudur. Genel bir davranış biçimi haline gelmişse sorun olarak algılanabilir. Herkeste vardır aslında. Ama bu, hastalık olduğunu göstermez.”

Özgüveni ortaya çıkarmak

Kişi, utangaçlığını fark edebilir mi? Evet. Uzmanlara göre, kişi eğer kendini utangaç hissediyorsa, profesyonel destek alması yerinde olur. Tedavisi ağır değil. Sadece kişinin sonradan öğrendiği negatif duygu ve durumları olumlanıyor. Özgüven duygusu ortaya çıkarılıyor.

Gelişimsel bozukluğu olan çocukların davranışsal sorunlarının düzeltilmesi ve ruh sağlığının korunması alanında da çalışmalar yürüten Narek Karasu, “Çünkü özgüven, aslında insanın içinde var olan bir duygudur. İnsanlar kendilerine güvenle doğarlar. Bunun en önemli göstergesi, bir bebek doğduğunda suda yüzebilir. Batma korkusunu sonradan öğrenir” diyor.

Ar damarı çatlarsa…

Klinik psikolog Nursu Marmara, utangaçlığın moralle ilgili bir şey olduğuna dikkat çekiyor:

“Utangaçlık, çok insani ve güzeldir bu durumdur ama bir derecesi de olmalıdır. Ar damarı çatlak insanlardan olmamalıdır. Ar damarı, kültürümüzle ilgili ailemizden aldığımız değerlerdir. Bu normaldir. Öfkelenmek gibi, ama bir yere kadar. Şahsen ben kaşarlanmışlığı hiç görmek istemem.”

Nursu Hoca, bu aşamada utangaç kişilerdeki eksiklikleri dile getirirken bir vakasını hatırlıyor:

“Ertesi gün iş görüşmesi olan bir genç gelmişti; ‘Yarın görüşmede ellerimi nereye koysam uygun olur’ demişti. Bu tip insanların deha seviyesinde zekaları vardır. Ancak utangaçlıkları nedeniyle kendilerini iyi ifade edemezler ve mutsuz olurlar. Psikolojik gelişimlerinde engeller olur, güven yetersizliği vardır.”

Bu durumu kişi kendisi fark eder mi? Nursu Hoca, “Evet” diyor ve bu gibi durumlarda tavsiye ettiklerini şöyle anlatıyor:

– Örneğin kişiye para kazanmak uğruna sevmediği, zevk almadığı bir işi yapmamasını öneriyoruz.

– Ayrıca kendi zevk aldığı uğraşlar bulmasına yardımcı oluyoruz. Örneğin sporu çok önemsiyoruz. Çünkü spor kişinin bedenini özgürce kullandığı bir alan. Kişi, sporla bedenini tanıyor ve seviyor. Özellikle genç insanlar, spor yoluyla içindeki enerji patlamasını düzgün bir şekilde dışa vuruyor.

– Kişi kendini iyi ifade etmesini öğrenmeli; alıştırmalar öneriyor, yüksek sesli anlatımlar ve okumalar yaptırıyoruz.

– Bir ürün ortaya çıkardıkça gencin kendine güveni artıyor. O nedenle bu yönde genci destekliyoruz.

– Sporun yanı sıra kişinin müzikle ilgilenmesini sağlıyoruz. Çünkü müzik, en az matematik kadar beyni geliştirir. Satranç öğrenmelerini de istiyoruz.

– Ayrıca merak ettikleri konular hakkında bilgi toplamalarını öneriyoruz. Okul ile sınırlı kalmayıp merak ettikleri konular hakkında meraklarını uyandırıp bilgi edinmelerini sağlıyoruz.

Nursu Hoca’ya göre; bir gencin utangaçlığı yenmesindeki en önemli şey, kendisinin bir şey ürettiğini görmesi. Kişinin kendine bunu gösterebileceği en iyi örnekleri ise spor, özel ilgi alanları ve sivil toplum kuruluşlarında çalışmalar biçiminde özetliyor.

Meslek seçerken dikkat!

Uzmanlar gülmek, ağlamak gibi duygu durumlarının toplumda görünen bir ortalaması olduğunu anlatıyor. Buna göre kişi, ortalamanın çok altında kalıyor, o konuyla ilgili düşünce ve bilgisini aktaramıyorsa bu durum, onun arkadaş edinmesinde geri kalmasına neden oluyor. Çekingenlikte iki tip görüntüye dikkat çekiyor: İlkinde kişi çekiniktir ama bu durumu işselleştirmiştir, sorun değildir, o öyle yaşamaktan memnundur. Mesela bu kişilik çeşidi, ressamlar için bir avantajdır. İkinci tip çekiniklikte ise bu kişi, içinde bulunduğu durumdan şikayetçidir. Düşünce ve bilgisini ifade edememekten dolayı kendine kızgın, öfkelidir.

Peki, çekingenlik ve utangaçlığı nedir? Çekingenlik bir duygu halini ifade eder, utangaçlık ise bir düşüncedir; duygu ve bilgi karışmıştır. Çekingenliğin ve utangaçlığın ortak duygusu ise sıkıntıdır.

İlgi-bilgi-kişilik özellikleri

uzmanlar, gençlerin meslek seçiminde bu kişilik özelliklerini uygun iş seçmelerinin önemine de değiniyor. Örneğin kızarıp bozoran, eli ayağı birbirine karışan, rahat konuşamayan bir ergenin sadece ilgi alanlarına göre değil, kişilik özelliklerini de gözününde bulundurarak mesleğini seçmesi gerekiyor. Bu özeliklere sahip birisi için onun bu kişilik özellikleri, örneğin ressamlık mesleğinde avantaj olabilir. Yoğun ikili ilişkilere ve sosyal çevreye dayanan bir meslek ise bu kişilik özelliklerine sahip birisi için dezavantaj. Bu nedenle uzanlar, her zaman kişinin; ilgi-bilgi-kişilik özellikleri ölçütlerini gözönüne alarak meslek seçmesini öneriyor.

Dalga geçmeyi öğren

Bazı uzmanlar ise çocukların bile kesinlikle utangaçlıklarının farkında olduğunu söylüyor. Günümüz kent yaşamında çalışan anneler ve çocuklarına dikkat çekerek, çocukların eğitim yaşamlarındaki kaçınma davranışlarını irdeleyerek yapılması gerekenleri özetliyor:

– İnsan toplumsal bir yaratıktır. Bu nedenle çocuk ya da ergen, kaçınma davranışları yerine katılma, çoğulcu ortamlarda bulunma, toplu etkinliklere katılma, başka insanlarla birlikte olmanın yanı sıra gerekiyorsa terapi de almalı. Çünkü bu tip kişilikler, mükemmelliyetçi yapıdadırlar. Toplum önünde en küçük bir hata yapmaması gerektiğini düşünür.

– Oysa ‘Hayır hata yapabilirim” diyerek tam tersini düşünebilmeyi, ‘toplum içinde hata yapabileceği gevşekliği’ni öğrenmeli. Bu durumda ‘dalga geçmeyi öğrenebilmek’ de çok önemli.”

ONLAR DA UZAKTAN UTANGAÇ GİBİ GÖRÜNÜR

Çekinik ve utangaçlar, diğer kişiliklerle karıştırılabilir. Onlar da uzaktan bakıldığında utangaç görünürler. Ancak sahip oldukları kişilik değişiklikleri onları utangaçlardan ayırır.

– Bağımlı kişiler: Bir yakınına ya da başkasına bağımlıdır. Onsuz hiçbir şey yapamaz.

– Şizoik kişiler: Kendi dünyasında huzurlu yaşayan, psikiyatrik hasta olmayanlandır.

– Paranoik kişiler: Kuşkucu, şüpheci, tedirgin kişiler. Çok alıngandırlar.

EĞİTİM SİSTEMİ GENÇLERİN ÖZGÜVENİNİ ZEDELİYOR

‘Yumurta atmak zarif bir aksiyondur’

“Utangaçlık aslında insanın kendisiyle uğraşmasıdır, çünkü bilinçaltında kendini değersiz buluyor. Bu tip gençlerin ailesinde düzgün rol modeller yoktur. Horlanmıştır ve ailede başarıya endeksli sevgiler vardır ” diyen Nursu Marmara, yumurta atan çocukların psikolojisini de çözümlüyor. Nursu Marmara, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın “Yumurta atmayın başka şeyler yapın” dediği gençlerin davranışlarını şöyle tahlil ediyor:

“Yumurta atmak çok zarif bir aksiyondur. Gençlerin enerjisini doğru bir şekilde karşılanmadığı müddetçe, dışlandığı zaman, adam yerine konmadığını hissettiğinde gençler kendilerini ifade etme biçimleri arıyor.

Bu tip gençler için belki sevgi değil ama saygı çok önemli. Onların gözünün içine saygıyla bakıp, omuzlarına dokunarak onları iyi dinlemek lazım.

Gençlerin inanması lazım, yönetenlerin elinden geleni yaptığına… Bu şekilde yumurta atan veya kendine zarar veren çocukların ailelerine bakıldığında, o çocukların ailede hırpalandığı gerçeği ortaya çıkıyor. Baba otaritesinin güzel bir rol model olmadığı, annenin baskın olduğu çocuklar oluyor genelde bunlar…”

‘Sistem anlayışa değil, korkuya dayalı’

Psikolog Narek Karasu, utangaç kişiliklerin aile ve çevre ile ilişkilerini bu şekilde gözler önüne serdikten sonra Türkiye’deki eğitim sistemine de dikkat çekiyor: “Eğitim sistemimiz ne yazık ki, özgüveni geliştirici bir yapıya sahip değil. Genel geçer, belli kalıplarda insan yetiştirmeye yönelik. Düşünmeye ve sorgulamaya itmiyor. Kalıplara göre eğitim veriliyor” diyerek sistemi eleştiriyor.

Daha da önemlisi, eğitim sisteminin gençlerin anlayışına değil, korkularına hitap ettiğini söylüyor. Bu noktayı şöyle açıklıyor:

“Örneğin gençlerin sınav için çalışmaları, korkudur. İyi para kazanmak için çalışmak da korkudur. Oysa eğitim; meraka, coşkuya, öğrenmeye dayalı olmalıdır. Sınırlamayla eğitim verilmez. Öğretmen, öğrenmek istemeyen çocuğa hiç birşey öğretemez. Kişi eğer kendini ona sunulan kalıplar içinde görmüyorsa, kendini oraya uygun bulmuyorsa korkar, özgüveni zedelenir ve bu durum utangaçlığı körükler.”

Kaynak: www.prakdeniz.com

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Çocukların ev ödevlerine yardım etmeli mi?

Manşet, ebeveyn, çocuk yetiştirme, araştırma

Anne babalar çocuklarının eğitimine ne kadar dahil olmalı? Ev ödevlerine yardım etmeli mi? Etmemeli mi? İşte ebeveyn müdahalesinin akademik başarıya etkisi olup olmadığını araştıran, şimdiye dek yapılmış en geniş kapsamlı çalışmanın detayları…

Çocuklarınızın Ödevlerine Yardım Etmeyin!

Günümüzde çocuk yetiştirmenin en temel “zorunluluklarından” biri de, ebeveynlerin çocuklarının eğitimine aktif bir şekilde dahil olması gerekliliği: Öğretmenlerle toplantılar yapmak, okuldaki gönüllü işlere katılmak, ödevlere yardımcı olmak ve çok az sayıda çalışan ebeveynin zaman bulabildiği yüzlerce başka şey yapmak… Bu zorunluluklar içimize öylesine işlemiş ki, çok az ebeveyn bu kadar çabaya değip değmediğini sorgular.

Bu Ocak ayına kadar birçok araştırmacı için de bu böyleydi. Teksas Üniversitesi’nde sosyoloji profesörü olan Keith Robinson ve Duke Üniversitesi’nde sosyoloji profesörü olan Angel L. Harris, ebeveyn müdahalesinin akademik başarıya etkisi olup olmadığını araştırdıkları, şimdiye dek yapılmış en geniş kapsamlı çalışmada, durumun pek de öyle olmadığı sonucuna vardılar. Araştırmacılar, Amerikalı ebeveynler üzerine yapılmış yaklaşık 30 yıl değerindeki uzun vadeli bütün araştırmaları taradı. Çocukların ödevlerine yardım etmekten üniversite planları üzerine konuşmaya ve okullarında gönüllü olarak çalışmaya kadar çocukların akademik hayatına müdahil olmanın 63 farklı yolunu araştırdılar. Bu araştırma, ebeveynleri daha çok müdahil olan çocukların zamanla daha fazla gelişme gösterip göstermediklerini bulmayı amaçlıyordu. Araştırmacılar bunu, çocukların okuma ve matematikteki sınav sonuçlarını içeren akademik performanslarına dayanarak ölçtüler.

Buldukları şey şaşırtıcıydı. Ölçülebilen ebeveyn müdahalesinin – ebeveynin ait olduğu etnik köken, kültür, sosyal sınıf ya da eğitim düzeyi ne olursa olsun – çocuklara akademik olarak çok az faydası olduğu hatta onları gerilettiğini gördüler.

Kızınızın ödevini her gece gözden geçiriyor musunuz? Robinson ve Harris’in Bozuk Pusula: Çocukların Eğitiminde Veli Müdahalesi isimli çalışmada yayımlanan verilerine göre bunu yapmanız kızınızın testlerden daha yüksek not almasını sağlamayacak. Üstelik çocuklar ortaokul çağına geldiklerinde, ebeveynlerin ödevlere yardım ediyor olması sınav sonuçlarını aşağıya çekebiliyor. Robinson’a göre bunun nedeni, velilerin, çocukların okulda öğrendikleri şeyleri çoktan unutmuş olmaları ya da aslında bunları asla tam olarak anlayamamış olmaları.

Benzer şekilde velileri sürekli öğretmenlerle ve okul müdürleriyle görüşen çocuklar, velileri okulda pek görünmeyen akranlarından akademik olarak daha hızlı gelişmiyorlardı. Diğer yararsız veli müdahalelerininse şunlar olduğu ortaya çıktı: Bir çocuğun sınıfını gözlemlemek, bir ergenin lisede alacağı dersleri seçmesinde yardımcı olmak, kötü not yüzünden çocuğu cezalandırmak ya da ödevini ne zaman yapacağı konusunda katı kurallar koymak gibi disiplinle ilgili önlemler. Robinson, bu tarz bir müdahalelerin heveslendirmekten çok kaygı yaratacağını düşünüyor. “Onlara, ‘Okulda daha fazla gönüllü olmamı ister misin? Okuldaki sosyal aktivitelere katılayım mı? Ödevlerine yardım etmem sana yardımcı oluyor mu?’ diye sorun” diyor Robinson. “Neler yapmaları gerektiği konusunda velileri ve okulları bilgilendirmeyi akıl ediyoruz ama çocukları genellikle bu konuşmanın dışında bırakıyoruz.”

Okullara velilerin de dahil olmasının bir dogma haline gelmesinin nedenlerinden biri de devletin bunu aktif bir şekilde teşvik etmesidir. Okullarda veli komitelerinin (Okul-Aile Birliği) kurulmasının talep edilmesinin sebebi, daha aktif anne ve babaların orta sınıf ile yoksul öğrenciler arasındaki performans farkının kapatılmasına katkıda bulunmasını sağlamaktır. Ancak bu yeni araştırmaya kadar hiç kimse, veliler ve okullar arasındaki ilişkinin, çocukların başarısını geliştirdiği varsayımını test etmedi. 

Robinson ve Harris bu varsayımı büyük ölçüde çürütürken, küçük çocuklara yüksek sesle kitap okumak (ebeveynlerin yarısından azı bunu günlük olarak yapıyordu) ve ergenlerle üniversite planları hakkında konuşmak gibi küçücük alışkanlıkların fark yaratabileceğini gördüler. Ancak bu müdahaleler, okullarda ya da öğretmenlerin yanında değil, evde hayata geçiriliyordu.

Dahası, ebeveynleri eğitimlerini önemsemediği için yoksul öğrencilerin okulda başarısız olduğuna dair yaygın inanışın da yanlış olduğu ortaya çıktı. Etnik kökeni, sosyal sınıfı ve eğitim seviyesi ne olursa olsun, velilerin büyük bir çoğunluğu çocuklarıyla yüksek notların önemi hakkında konuştuğunu ve onların üniversiteye devam etmelerini dilediklerini bildiriyordu. Örneğin Amerika’daki Asya kökenli çocukların ebeveynleri, okula Latin kökenli ebeveynlerden daha fazla müdahil olmasa da (çünkü her iki grup da dil sorunu yaşıyor), Asya kökenli çocuklar sınavlarda aşırı derecede iyi performans gösterebiliyorlardı. Öyleyse neden bazı ebeveynler, paylaşılan bu değerleri başarıya çevirmelerinde çocuklarına yardımcı olmakta daha etkililer?

Robinson ve Harris, finansal kaynakları ve eğitim durumu daha iyi olan ebeveynlerin, çocuklarını, ilginç mesleklere sahip olan üniversite mezunu yetişkinlerin olduğu bir sosyal çevre içinde büyüttüklerini varsayıyorlar. Üst-orta sınıf çocuklara, iyi bir eğitimin hayatta başarılı olmak için gerekli olduğu sadece söylenmekle kalmıyor. Bu çocukların etrafı zaten yemek sofralarında üniversite yıllarını yad eden doktor, avukat ve mühendis olarak çalışan aile fertleri ve dostlarıyla çevrili oluyor. Asyalı ebeveynlerin durumu ise bir istisna: Çok yoksul olsalar ve çocuklarına bu tür bir sosyal çevre sağlayamasalar bile, eğitimin değeri ve cazibesi hakkında çocuklarıyla benzer bir etki yaratacak şekilde konuşabildikleri görülüyor.

Robinson, araştırma kapsamında Teksas Üniversitesi’ndeki istatistik lisans öğrencilerine ailelerinin başarılarına nasıl bir katkıda bulunduklarını sordu. Öğrencilerin çoğu; ebeveynlerinin onları zorladığına, teşvik ettiğine ya da resmi sebeplerle okulda bulunduklarına dair pek fazla anısı olmadığını bildirdi. Öğrenciler bunun yerine anne ve babalarını, yüksek beklentileri olan ama geride duran ebeveynler olarak tanımladılar. “Bu çocuklar da başardı!” diyor Robinson. “Ebeveynlerinin, çocukların akademik hayatına dahil olan ebeveynler olmasını bekliyorduk. Ama öyle değillerdi. Bu beni gerçekten çok şaşırttı.”

Robinson ve Harris’in bulduklarını, ebeveynler ile çocukları arasındaki evdeki konuşmaları 1990’larda gözlemleyen sosyolog Annette Lareau’nin çalışmalarından öğrendiklerimizle birleştirebiliriz. Lareau, yoksul ve işçi-sınıfından gelenlerin ev ortamlarında, çocukların sessiz olmalarının ve öğretmen gibi yetişkin bir otorite figürüne karşı saygıda kusur etmemelerinin beklendiğini buldu. Orta sınıf ailelerin ev ortamlarında ise çocuklar eleştirel sorular sormayı ve kendilerini savunmayı öğreniyorlardı. Bu davranışlar sınıfta çok işlerine yarıyordu.

Robinson ve Harris, yaptıkları araştırmada bazı veli müdahalesi türlerine yer vermemeyi seçti: Bocalayan çocuklar için özel öğretmen ya da terapist tutmak, üniversite için tasarruf hesapları açmak gibi. Bir de şöyle bir gerçek var: Sosyoekonomik durumu ne olursa olsun,  bazı ebeveynler çocukları için etkili okullar arama konusunda aşırı çabalarken, bazıları köşe başındaki okulu tartışmasız olarak kabul ediyorlardı.

Her ne kadar Robinson ve Harris öğrencilerin okul seçimine bakmasalar da, ebeveynlerin çocuklarının akademik performanslarını – okuma ve matematikte sekiz puana kadar- iyileştirmelerini sağlayacak çok az yoldan biri olarak şunu buldu: Çocuklarını hakkında iyi şeyler söylenen bir öğretmenin sınıfına yerleştirmek. En iyi öğretmeni seçmenin, çocuğun hayat boyu taşıyacağı kazanımları artırdığı ortaya çıktı.

Sonuçta, bu bulgular kermeslerde kek satmak için gönüllü olmaya zaman ayırmak için çabalayan kaygılı ebeveynleri rahatlatabilir. Ancak okullardaki veli müdahalesine sadece sınav sonuçlarıyla değer biçmek, velilerin okullarda ne büyük etkiler yaratabileceklerini görmemizi engellememeli. “Belalı” gibi görünen bu ebeveynler, özellikle devlet okullarında, çok etkilidirler. Daha iyi bir ders kitapları bulma, bahçede yeni oyun alanları kurma ve sanat, müzik, tiyatro ve okul sonrası kulüpler gibi tüm hayati “ekstraları” hayata geçirme konusunda oldukça etkilidirler. Bu tür bir veli katılımı, sınav sonuçlarını doğrudan etkilemese de, okulu tüm öğrenciler için pozitif bir yere dönüştürebilir. Çocuklarınızın okullarına müdahil olmak sadece onlara arka çıkmanın bir yolu değil, aynı zamanda iyi bir vatandaş olmanın da bir yolu olarak görülebilir. 

Kaynak: www.egitimpedia.com
Çeviri: Ayşegül Sarıoğlu

Okumaya devam et

MAKALE

Süt kemik sağlığı bakımından yararlı mı?

sütün faydaları, Manşet, kemik gelişimi

Kemik gelişimi için sütün önemli olduğunu yıllardan beri duyarız. Peki gerçekten süt içmek kemiklerin güçlenmesine düşünüldüğü kadar katkı sağlar mı? İşte www.bbc.com sitesinden hepimizi aydınlatacak nitelikte bir makale…

Süt gerçekten kemikleri güçlendiriyor mu?

Kemiklerimizi güçlendirmek için süt içmek gerektiğine dair sözleri çocukken hepimiz duymuşuzdur.

Süt kalsiyum içerir. Kalsiyum da kemik yoğunluğu için gerekli bir mineral olarak biliniyor.

Ancak süt tüketimi ile kemiklerin güçlenmesi arasında kesin bir bağ olduğunu kanıtlamak o kadar da kolay değil.

Bunu kanıtlamak için iki büyük grupla bir deney yapılması, bunlardan birinin yıllar boyunca bol miktarda süt içerken diğer gruba süt görünümünde plasebo içecek verilmesi gerekiyor. Ama bunu pratikte uygulamak zor.

Onun yerine şu yapılabilir: Binlerce insana geçmiş yıllarda ne kadar süt içtikleri sorulup sonra da en az 10 yıl gözlemlenerek düzenli süt içenlerde daha az sayıda kemik kırılması vakasına rastlanıp rastlanmadığının tespit edilmesi.

ABD’de Harvard Üniversitesi 1997’de böyle bir araştırma yapmıştı. 77 bin kadın hemşire 10 yıl boyunca gözlemlendi. Ancak haftada bir bardak süt içenlerle iki ve daha fazla bardak içenler arasında kol ve kalça kırıkları vaka sayısı bakımından önemli bir fark görülmedi.

Etkisi iki yıl sürüyor

Aynı ekibin 330 bin erkekle yaptığı araştırmada da benzer bir sonuç alındı.

Bu alandaki 15 farklı araştırma 2015’te Yeni Zelandalı bir ekip tarafından incelendiğinde, süt içmek de dahil, kalsiyum bakımından zengin bir diyetin kemikteki kalsiyum yoğunluğunu iki yıl artırdığı, ancak sonra bu artışın durduğu gözlendi.

Diyetle alınan kalsiyuma alternatif olarak haplarla kalsiyum takviyesi de yapılabiliyor. Ancak takviyelerin uzun vadede olumsuz etkide bulunduğuna dair endişeler var.

Yeni Zelandalı ekip 51 araştırmayı inceleyerek kalsiyum takviyesinin uzun vadede avantajları ile olumsuz etkilerini kıyasladığında, onlar da kemiklerdeki güçlenmenin bir-iki yıl sonra durduğunu tespit etti.

Kalsiyum takviyesi, kemik yoğunluğunda yaşlanmaya bağlı kaybı durdurmuyor, sadece geciktiriyordu. Ekip, kemiklerde kırılma oranı bakımından bunun ancak ufak bir azalmaya tekabül ettiği sonucuna vardı.

Aynı veriler farklı ülkelerde incelendiğinde, günlük alınması gereken kalsiyum miktarı bakımından farklı öneriler ortaya çıkmıştı. Örneğin ABD’de önerilen miktar İngiltere ve Hindistan’dakinin iki katına yakındı. ABD’de günde yaklaşık üç su bardağı süt içilmesi salık veriliyor.

2014’te İsveç’te yapılan bir araştırmada ise günde üç bardaktan fazla süt içmenin kemikler için daha fazla yarar getirmediği, hatta zararlı olabileceği sonucuna varılmıştı.

Uppsala Üniversitesi ve Karolinska Enstitüsü’nün yaptığı araştırmada, insanlara önce 1987’de ne kadar süt içtikleri soruldu, daha sonra aynı soru 1997’de tekrarlandı.

2010’da bu insanlar arasında ölüm oranı incelendiğinde günde bir bardak süt içenlerde daha fazla kemik kırılması ve erken ölüm oranına rastlandığı görüldü.

Peynir ve yoğurt daha mı etkili?

Ancak bu araştırmanın da bazı sorunları vardı. İnsanlara daha önceki yıllarda ne kadar süt tükettikleri sorulmuştu, bunu doğru bir şekilde tahmin etmek mümkün olmayabilirdi, zira süt tüketimi farklı şekillerde olabilirdi.

Ayrıca bu tür araştırmalardaki en büyük sorun burada da kendisini gösteriyordu: İki olay birbiriyle gerçekten bağlantılı mı veya neden-sonuç ilişkisi gerçekten var mı?

Aynı araştırmada kafa karıştıran bir diğer sonuç ise peynir ve yoğurt tüketimi ile daha az sayıda kırık oranı arasında bir bağlantı kurulmasıydı.

Araştırmacılar, insanlara beslenme konusunda tavsiyelerde bulunurken bu sonuçların dayanak alınması için erken olduğunu, benzer araştırmaların tekrarlanması gerektiğini söylüyor. Bu sonuçlardan yola çıkarak beslenme düzenini değiştirme konusunda temkinli davranılması tavsiye ediliyor.

Yani kısaca diyebiliriz ki, mevcut verilere göre, süt içmeye devam etme konusunda bir sorun yok. Süt kemik sağlığı bakımından yararlı olabilir. Ama bu yarar sandığımız kadar uzun süreli olmayabilir.

Ayrıca kemik sağlığı açısından etkili diğer yöntemleri de uygulamak gerekir. Egzersiz yapmak ve beslenme, güneş ışığı ve fazla güneşin olmadığı yerlerde kışın D vitamini takviyesi yoluyla yeterince D vitamini almak gibi.

Uyarı: Bu makale sadece genel bilgi verme amacıyla yazılmıştır ve doktor tavsiyesi olarak ele alınmaması gerekir. Makalenin içeriğinden yola çıkarak okurun kendi başına koyduğu teşhislerden BBC sorumlu değildir. Sağlığınızla ilgili herhangi bir endişeniz varsa doktorunuza danışın.

Kaynak: www.bbc.com

Okumaya devam et

MAKALE

Hepimizin biraz sakinleşmeye ihtiyacı var

sinirliyken sakinleşmek için ne yapmalı, sakinleşmek, Manşet

Günlük hayatımızda hemen her yerde can sıkıcı olaylarla karşılaşabiliyoruz. Bu olaylara verdiğimiz tepkiler de o anki ruh halimize göre değişiklik gösterebiliyor. Bu da bizi fazlasıyla yıpratabiliyor. Peki ne yapmalıyız? İşte sakinleşmek için kendimize sormamız gereken sorular…

Endişe duygusuna kapıldığınızda sakinleşmek için kendinize sorabileceğiniz sorular

Bazen insan sebepli veya sebepsiz yere endişeye kapılır. Öyle ki bu duygusunu başkalarına açıklamakta bile zorlanır. Anne babasının hastalanacağından, çok fazla para harcadığından, sevdiklerinin duygularını incitmekten, mesajlara cevap vermeyen bir arkadaş yüzünden bile endişelenir. Bir yakını eve geç geldiğinde, topluluk önünde konuşması gerektiğinde endişelenen sadece siz değilsiniz. Herhangi bir sebepten ötürü endişeye kapıldığınızda, göğsünüze bir ağırlık çöktüğünde şunu hatırlayın; yalnız değilsiniz. Endişe, birden fazla şekilde ortaya çıkabilir. Endişe duygusundan kurtulmanın da birden fazla yöntemi var. Bunlardan biri de sakinleşmek için kendinize soru sormak. İşte endişelendiğiniz zamanlarda bu duygudan uzaklaşmak için kendinize sorabileceğiniz sorular:

1. Bu gerçekten bir tehdit mi?

Hayatta kazalar olur. Ancak çoğu zaman endişe duygusuna kapıldığımızda, işlerin gerçekten de ters gittiğini söylemek biraz zor. Peki o halde sizi bu kadar endişelendiren şey ne? O şeyin gerçekleşme ihtimali ne? Bunu gerçekten bir anlığına da olsa düşünün. Bu sorulara bulacağınız yanıtlar, endişelenmenize sebep olan şeyin gerçek bir tehdit olup olmadığını kavramanızı kolaylaştırır.

2. Hazırlıklı olmak için elinizden gelen her şeyi yaptınız mı?

Hayatta bazı şeyleri kontrol edebilirsiniz, önlem alabilirsiniz. Bisiklete biniyorsanız, kask takmalısınız. Evdeki alarmın çalışıp çalışmadığını kontrol etmeli, sağlık sigortanızı ihmal etmemeli, düzenli aralıklarla doktora görünmelisiniz. Biraz sıkıcı bir çözüm olabilir ancak kendinize kontrol edilecekler listesi hazırlayabilirsiniz. Gözden geçirdiğiniz unsurları tek tek işaretlediğiniz zaman endişelerinizden bir nebze kurtulabilir, daha sakin ve planlı hareket edebilirsiniz.

3. Zihniniz biraz aşırıya kaçıyor olabilir mi?

Gecenin bir yarısı endişeye kapılmış, korkmuş ve yorgun düşmüş bir zihinden daha kötü ne olabilir? Eğer panik duygunuz ve endişeleriniz işle, başka insanlarla veya dikkatinizi dağıtacak herhangi bir şeyle ilgili olmayan saatlerde ortaya çıkıyorsa, bu durumda kontrolü ele almalısınız. Derin nefesler alıp vererek düşüncelerinizi değiştirebilir veya bir uyku meditasyonu videosu açabilirsiniz. Gece gelen kaygılarınızın, güneşin ışığıyla birlikte ortadan kaybolacağını düşünebilirsiniz.

Aslında korkmanız gereken şey, endişelerinize sebep olan şeyler değil, endişenin ta kendisi. Amerikalı ünlü yazar Seth Godin, “Endişe, davranışlarımızı verimli bir şekilde değiştirdiği zaman kullanışlıdır. Bunun dışında kalan endişe duygusu, dikkat dağınıklığının olumsuz hali, bizi çalışmaktan veya hayatımızı yaşamaktan alıkoymak için tasarlanmış bir oyalanma şeklidir” diyor.

Bir sonraki sefer panik duygunuz arttığında, endişelerinize kapıldığınızda kendinize sorular sorarak bu duyguyla baş etmeyi ve ondan kurtulmayı deneyebilirsiniz.

Kaynak: www.uplifers.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER3 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER4 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER4 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER4 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER4 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER4 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND